10.Sınıf Edebiyat Kitabının Tüm Cevapları 2011-2012

21 0
Sponsorlu Bağlantılar

 2011-2012  yeni müfredat 10. sınıf edebiyat kitabı cevapları, 10. sınıflar için edebiyat kitabının bütün cevaplarının tamamı – pdf word dosyası indir, 2011-2012 yılı 10.sınıf edebiyat kitabı cevapları hepsi yeni kitap kitabın değerlendirme ve ölçme sayfa 21

2011-2012 Yılı 10.Sınıf Edebiyat Kitabı Cevapları

1.   ÜNİTE

 

EDEBİYAT-TARİH İLİŞKİSİ

 

1. Edebiyat – Tarih İlişkisi
HAZIRLIK
1-Tarih ile edebiyat arasında nasıl bir ilişki olabilir? Tartışınız. Sonuçları söyleyiniz.
Yöntem farklılıklarına rağmen tarih ile edebiyat tarihi arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Bir milletin geçmişteki duygu, düşünce ve kültür hayatını yansıtan me deniyet tarihi genel tarihin önemli bir koludur. Aynı amaca hizmet eden edebiyat ta lihleri, tarihçilerin başvuracağı önemli kaynaklardan biri sayılmaktadır. Bazı edebî eserler, tarihi aydınlatma bakımından büyük önem taşırlar. Tarih öncesi devirleri ay dınlatmada kaynak vazifesi gören destanlar, siyasî, sosyal ve ekonomik hayat hakkında bilgiler verengazavatnameler, siyasetnameler, seyahatnameler, sefaretnameler ve tezkireler tarih araştırmalarında başvurulacak kaynaklardır. Tarihî olayların ise edebiyat üzerinde etkisi büyüktür. Edebî eserleri yazıldığı dönemin tarihi bilinmeden hakkıyla anlayabilmek ve yorumlayabilmek mümkün değildir. Ancak, sanatçının tarihî bilgileri aynen kullanmak zorunda olmadığı; gelecek ve tarih kavramlarını kullanmak ve olay örgüsünü istediği gibi tertiplemek bakımından hür olduğu unutulmamalıdır.
2-Aşağıdaki resimlerden hareketle tarihî bir olayın sanat eserine nasıl yansıdığını yorumlaya nız. Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.
Ressam yapacağı resimde tarihi bir gerçekliği anlatırken önce bu gerçekliği kendi dünyasında yeniden şekillendirir, bu resme kendi duygu, düşünce, hayal ve beklentilerini ekler, daha sonra bu tablo haline sokar. Biz bu kurgulanmış tabloya bakarak ressamın dünyasına yolculuk yaparız. Kendi kültür ve anlayışımıza göre de bu tablodan anlamlar çıkartırız. Bu çok anlamlılık güzel sanatların temel özelliğidir.
3-Destan, masal, mesnevi, halk hikâyesi ve roman türünün edebiyat tarihinde ne zaman görülmeye başlandığını araştırınız.
Destan: İslamiyet öncesi edebiyatımızın ilk üründür.
Masal: Masal da ilk olarak İslamiyet öncesi dönemde görülen bir edebî türdür.
Mesnevî: Mesnevî İslami Türk edebiyatının ilk edebî türüdür.
Halk hikâyesi: Halk hikâyesi de İslami dönem Türk edebiyatının ürünlerindendir.
Roman: Roman Batı tarzı Türk edebiyatının ilk ürünlerindendir.

 

4-Türk tarihine yön veren olayları anlatan şiir ve roman örnekleri bulunuz.
5-Tarih kitaplarından Köktürk Devleti ile ilgili bilgi toplayınız.

Göktürkler (Köktürk Devleti) (552- 630)

– “Türk” adı İle kurulan İlk Türk devletidir.
–  Bumin Kağan’ın Avarların hakanına isyanı ile 552 yılında Ötüken başkent yapılarak kurulmuştur.
–  Bumin Kağan kardeşi İstemi Kağanla birlikte .(Doğu-Batı) devleti yönettiler.
– 38 harfli ilk Türk Alfabesini kullandılar.
– Sasanilerle işbirliği yaparak Akhunları (Eftalitler) ortadan Kaldırdılar. Batı Türkistan’ın Türkleşmesinde rol oynadılar.
– Bizans imparatorluğu ile ittifak kurup Sasanilerle mücadele et tiler.
– ipek Yolu’nu denetimleri altına aldılar.
– Mukan Kağan zamanı devletin en parlak dönemi olmuştur.
– 558’de Doğu ve Batı Göktürkler olarak ikiye ayrıldılar.
– Doğu Göktürkler 630 yılında Batı Göktürkler ise 659 yılında Çin egemenliğine girdi.

 İNCELEME

1. Metin
Ateşten Gömlek
İzmir’in işgalinde kocası ve çocuğu düşmanlarca katledilen Ayşe, İstanbul’daki akrabalarına, Peyamilere gelir. Halk İstanbul’un işgalini protesto etmek için mitingler yapmaktadır.
Aşağıdaki parçada, Peyami ve Ayşe’nin katıldığı Sultanahmet Mitingi anlatılmaktadır:
O gün asıl Türkiye’yi ben ilk defa gördüm. İstanbul’un arkası, asıl mahalleleri ağzını açmış, sakinlerini dökmüştü. Birçok ihtiyar kadın, birçok ihtiyar erkek gördüm. İstanbul’un asık yüzlü, suskun ve görünmez ihtiyarları! Arkalarında hangi zamana ait olduğu bilinmeyen garip setreler, redingotlar içinden hafif, buruşuk boyunları yükseliyor, gözlükleri altından yaşlar beyaz sakallarına açıkça akarak ağlıyorlar. İpekli, bol çarşafları içinde buruşuk yanaklarına yaşlar akarak nineler geliyor. Sarılı kırmızılı basma entarisinin yeni çarşafından fırlamış, yemenilerinin oyaları görünen küme küme, gözleri kırmızı, yüzleri Fransız İhtilalinde Versay’a hücum eden kadınlar alayının tablosu gibi o kadar çok kadın var ki! Hiçbiri ne önünü ne arkasını görüyordu. Hamal ile genç aydının, Karagümrüklü işçi İstanbullu kadınla yüksek ökçeli süslü kadının omuz omuza, yüz yüze geldiği bir gündü. Derinliği görülemeyen meydanda müthiş bir insan denizi derin ve sessiz uğultusuyla akıy or, akıyor, yalnız çok yoğun olan ortası kımıldamıyordu. Bütün bu canlı deniz üstünde Sultanahmet’in beyaz minareleri, hapishane binası yüzüyor gibi yükseliyordu. Binaların üstünden, caminin avlusundaki ağaçlar dan salkım salkım insan kütleleri sarkıyor, bunun üstünden beyaz minarelerden uzanan siyah bayraklar bazen halkın başına, bazen beyaz güvercin bulutlu mavi göğe uçuyordu. Sultanahmet bahçesinin parmak lıklarına dayanmış bir ihtiyar dişsiz ağzı, açık, fersiz gözlerinden, sürülmüş tarla gibi buruşan yanaklarına akan gözyaşlarıyla beraber bağıra bağıra ağlıyordu. Ayasofya tarafından giren herkes uçan Türk bayraklarını siyah görünce dudaklarından bir feryat, kısılmış bir hıçkırık fırlıyordu. Gözleri sürmeli olduğunu en boyalı genç kadınlar bile unutmuş, bütün boyaları yanaklarından yaşlarla akıyordu.

 

Halide Edip ADIVAR
Metin İnceleme
  1. Yukarıdaki metin Türk tarihinin hangi dönemine ışık tutar? Açıklayınız.

 

Yukarıdaki metin Türk tarihinin kurtuluş mücadelesi verdiği Kurtuluş savaşı yıllarına ışık tutmaktadır.
  1. İncelenen metinden hareketle edebî eser – tarih ilişkisini değerlendiren bir paragraf yazınız. Yazıların birkaç tanesini sınıf panosuna asınız.
Edebî metinler tarih biliminin verilerinden yararlanır. Ama yazar bunu yaparken tarihten aldığı verileri olduğu gibi kullanmaz.  Bu verileri o, kendi dünyasında yeniden şekillendirir, bu metne kendi kurgusunu ekler ve bu şekilde okuyucuya sunar. Yani edebi metinlerde değiştirilmiş bir gerçeklik vardır. Bu metinde de yazar tarihte yaşanmış bir gerçekliği kurgulayarak yeninden şekillendirmiştir.

 

2. Metin
Türk Savaş Taktiği
Osmanlı Türklerinin, yükseliş çağlarında, XV ve XVI. asırlarda kazandıkları savaşların gerçekçi bir açıklaması yapılmış değildir. Türk ordusunun, çok defa kendinden kalabalık bağlaşık Avrupa ordularını yendiğini yazan tarihler, bu zaferleri, Türk askerinin kahramanlığının ötesinde bir açıklamaya bağlamak lüzumunu duymamışlardır. Hâlbuki Osmanlı Cihan İmparatorluğu’nun kurulmasını sağlayan bu zafer lerin sırları, sanıldığından daha girifttir.
Osmanlı Türlerinin yükseliş çağlarında bir savaşın, önce siyasi hazırlığı yapılırdı. Savaşılacak devlet ve çok defa devletlerin jeopolitik durumları göz önüne alınır, bağlaşıklarından ayrılmaya çalışılır, büyük bir dip lomatik gayret sarf edilirdi. Bu, çok dikkat ve incelik isteyen bir işti. Çünkü Türkiye İmparatorluğu bazen, Fatih Sultan Mehmed zamanında olduğu gibi, 20 küsur devletle birden savaş hâlinde bulunurdu.
Savaşılacak kuvvetlerin hesabı iyice yapıldıktan sonra, Türk ordusunu savaşa hazırlama çalışmaları başlardı. Türk ordusu, daima savaşa hazır, meslekleri askerlik olan bir kitleden müteşekkil bir kuruluş tu. Ancak orduyu toplamak ve savaş alanlarına götürmek meseleleri önemliydi. Ne kadar kuvvetin ne zaman ve nerede yığınak yapacağı ve hangi yolların geçileceği kararlaştırılırdı. Bu yolların hangi konak larında ne miktar yiyecek, yem ve cephane bulundurulmak icap edeceği hesaplanır, oraların sancak ve alay beylerine, kadı ve naiplerine emirler gönderilirdi. Yol üzerindeki depoların mevcudu öğrenilirdi. Ge çilecek yolların durumu, köprülerin vaziyeti, ne kadar zamanda ne kadar kuvveti geçirebileceği incele nirdi. Çok defa ordu yürüyüşe geçmeden önce yollar, son bir bakım ve kontrolden daha geçirilirdi.
Seferin nereye yapılacağı çok defa aylarca önce beylerbeyi ve sancak beylerine bildirilir fakat bazen de son ana kadar gizli tutulurdu. Mesela Fatih, seferin nereye olduğunu gizli tutardı. Akkoyunlulara karşı Otlukbeli savaşının hazırlıklarının hangi devlete karşı yapıldı ğı, padişahtan başka herkesin meçhulüydü. Trabzon İmparatorluğu’na karşı seferinde de böyle yapmış ve düşmanı pek gafil avlamıştı. Nitekim son çıktığı seferin nereye olduğuna, günümüze kadar tarihçiler karar verememişlerdir. Çünkü sefe rin daha başında Fatih ölmüştü, Yavuz da Mısır seferine çıkar ken İran üzerine gidildiği propagandasını yapmıştır. Sultan İb rahim zamanında, Girit seferine giden Türk donanması, Malta’ya gidiyor sanılıyordu. Girit sularına iyice yaklaşırken Kaptanıderya Yusuf Paşa, padişahın mühürlü hattıhümayununu aç mış, amiraller seferin Girit üzerine olduğunu öğrenmişlerdi. Bu gizlilik, yabancı haber alma teşkilatlarına karşıydı. Türklerin Avrupa’da son derece mükemmel bir ha ber alma teşkilatı olduğu gibi, Avrupalıların da Türkiye’de aynı işi gören casusları vardı. Fakat Türk ha ber alması, çok üstündü. Avrupa devletlerinin son durumlarını bütün teferruatıyla Divanıhümayuna ya ni hükümete bildirirdi.
Yılmaz ÖZTUNA
  1. İncelediğiniz metin tarihimizin hangi dönemlerinden bahsetmektedir?

 

15 ve 16. Yüzyıllar arasındaki dönemden bahsetmektedir.
  1. Metinlerden hangisi tarihî, hangisi edebîdir? Örnek vererek açıklayınız.

 

1.Metin edebî bir metindir. Çünkü metin kurgulanmıştır. Bunu da metinde yapılan betimlemelerden kolayca anlayabiliriz. Örneğin, “İpekli, bol çarşafları içinde buruşuk yanaklarına yaşlar akarak nineler geliyor. Sarılı kırmızılı basma entarisinin yeni çarşafından fırlamış, yemenilerinin oyaları görünen küme küme, gözleri kırmızı, yüzleri Fransız İhtilalinde Versay’a hücum eden kadınlar alayının tablosu gibi o kadar çok kadın var ki! Hiçbiri ne önünü ne arkasını görüyordu. Hamal ile genç aydının, Karagümrüklü işçi İstanbullu kadınla yüksek ökçeli süslü kadının omuz omuza, yüz yüze geldiği bir gündü. Derinliği görülemeyen meydanda müthiş bir insan denizi derin ve sessiz uğultusuyla akıy or, akıyor, yalnız çok yoğun olan ortası kımıldamıyordu.”  Parçası bu metnin edebî bir metin olduğunu gösteriyor.
2.metin tarihi bir metindir. Çünkü bilgiler yorum yapılmadan, kurgulanmadan direkt olarak verilmiştir. Buna örnek ise: Seferin nereye yapılacağı çok defa aylarca önce beylerbeyi ve sancak beylerine bildirilir fakat bazen de son ana kadar gizli tutulurdu. Mesela Fatih, seferin nereye olduğunu gizli tutardı. Akkoyunlulara karşı Otlukbeli savaşının hazırlıklarının hangi devlete karşı yapıldı ğı, padişahtan başka herkesin meçhulüydü. Trabzon İmparatorluğu’na karşı seferinde de böyle yapmış ve düşmanı pek gafil avlamıştı. Nitekim son çıktığı seferin nereye olduğuna, günümüze kadar tarihçiler karar verememişlerdir. Çünkü sefe rin daha başında Fatih ölmüştü, Yavuz da Mısır seferine çıkar ken İran üzerine gidildiği propagandasını yapmıştır. Sultan İb rahim zamanında, Girit seferine giden Türk donanması, Malta’ya gidiyor sanılıyordu. Girit sularına iyice yaklaşırken Kaptanıderya Yusuf Paşa, padişahın mühürlü hattıhümayununu aç mış, amiraller seferin Girit üzerine olduğunu öğrenmişlerdi. Bu gizlilik, yabancı haber alma teşkilatlarına karşıydı.

5.Metinlerden hareketle edebiyat ile tarih arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

Hazırlık sorularının 1.sorusunda bu sorunun cevabı açıklanmıştır. Bura da edebiyat tarihçisi ile tarih arasındaki farklara kısaca değinilecek: İnsanın geçmişe karşı duyduğu merakın, yarına ait endişelerinin ve varlığını sürdürebilmek için gösterdiği çabaların bir ürünü olan tarih, insan topluluklarının, zaman-yer gösterilerek ve doğru olarak, hayatını, kültür ve uygarlıklarını anlatan bir bilimdir. İnsanı ilgilendiren her şey tarihin içindedir. Edebiyat tarihi araştırmalarının temeli olan edebî eserin konusu da insandır. Her ikisinin ortak noktası ise insanla ilgili gerçekleri vermeye çalışmasıdır. Edebiyat tarihçisi ve tarihçi “geçmiş” üzerinde çalışırlar. Ancak, aynı yöntemi kullanmakla birlikle, uygulamada birbirlerinden ayrılırlar. Tarihçinin üzerinde çalıştığı geçmiş, artık devrini tamamlamış tarihin malı olmuştur. Edebiyat tarihçisinin konusu olan geçmiş ise sanat eserleriyle varlığını sürdürmektedir. Tarihçinin objektif (tarafsız) olma mecburiyeti yanında, edebiyat tarihçisi, bir edebî eseri incelerken, onun taşıdığı sanat tazeliği karşısında tarafsız ve heyecansız kalamaz. Tarihçi, kişiler üzerinde olaylarla ilgisi oranında dururken, edebiyat tarihçisi, sanat eserlerini meydana getiren belirli kişiler üzerinde durur. Edebiyat tarihçisi, incelediği çağın dilini, zevkini, edebî karakterini, sanatçının özelliklerini ve çağdaşlarından ay rıldığı noktaları eserlere yönelik araştırmalarda bulabilir. Tarihçi, incelediği eserlerdeki şahsî görüşleri bir yana bırakmak durumundayken, edebiyat tarihçisi bu bölümleri de ğerlendirerek yazarı eserinde bulmaya da çalışır. Ayrıca tarihçi ve edebiyat tarihçisinin değerlendirmeye alınan kaynaklar karşısındaki tutumları da farklıdır. Kaynaklar tarihçi için yanıltıcı ve taraflı yazılmış olabilir. Hâlbuki sanat eserleri kendilerini olduğu gibi yansıtırlar.

 

ANLAMA VE YORUMLAMA

1.ETKİNLİK

Aşağıda Şemsettin Kutlu’nun “Servetifünun Dönemi Türk Edebiyatı Antolojisi” adlı eserinden bölümler verilmiştir. Buna göre metinden hareketle edebiyat tarihinin kapsamını yandaki kavram haritasına yazınız.
Edebiyat tarihinin kapsama alanı:
  • Sanatçıların hayatını incelemek
  • Sanatçıların eserlerini incelemek
  • Dönemin sosyal ve siyasi olaylarını incelemek
  • Edebî eserlerin gelişimini incelemek
  • Edebiyatı belirli dönemlere ayırmak
2.ETKİNLİK
a. Aşağıda Köktürk Yazıtları’ndan bir bölüm verilmiştir. Siz de tarih kitaplarından okuduğunuz Köktürk Devleti ile ilgili bölümleri defterinize yazınız. İki metinde Köktürk Devleti ile ilgili bilgilerin nasıl verildiğini belirtiniz. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Köktürk Yazıtları
(Kül Tigin Abidesi- Doğu Yüzü)
Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insanoğlu kılınmış. İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini tutuvermiş, düzenleyivermiş.
Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kon durmuş. İkisi arasında pek teşkilatsız Köktürk öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku yine bilgili imiş tabii, cesur imiş tabii. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabii. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefat etmiş. (…)
Orhun Abideleri

 

b.    “Edebiyat tarihi edebî eserleri ve onları meydana getiren kişileri yer ve zaman şartlarına bağlı
olarak inceler.” Açıklamadan ve incelediğiniz metinden hareketle edebiyat tarihinin uygarlık tarihini ne şekilde etkilediğini açıklayınız.
Toplumların maddî ve manevî varlıklarının; fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümüne uygarlık denir. İnsanlık binlerce yıllık bir uygarlık tarihine sahiptir. Edebiyat tarihi ise konusu insan olan ve edebî bir üslupla yazılmış bütün eserlerle ilgilenir. Geçmişten aldığı bu değerleri ve bilgileri gelecek kuşağa aktarır.  Aynı zamanda edebiyat tarihi gelecek kuşağın fikri yapısını oluştur ve böylece uygarlığın şekillenmesine yardımcı olur.
c.    Türk edebiyat tarihinin dünya uygarlığına ne gibi katkısı olmuştur? Örnekler veriniz.
Dünyanın en eski milletlerinden biri olan Türkler, edebiyat alanında dünyanın en eskilerinden biridir. Gerek yazılı metinleri, gerekse maddi ve manevi birikimleriyle dünya uygarlığına önemli katkıları olan Türkler, dünyanda, destan metni bakımından en zengin edebiyatına sahiptir. Türk edebiyat tarihi içiriğinin zenginliği, çeşitliliği ve estetiğiyle dünya uygarlığına katkı sağlamıştır.

 

  1. Etkinlik

Aşağıdaki sözcük-terim-açıklama eşleştirmelerini yapınız.
Edebiyat Tarihi: Bütün edebiyat hareketlerini ve dönemlerini inceler.

Tarih: Toplumu etkileyen olaylar arasındaki ilişkileri önceki ve sonraki olaylara bağla yarak inceler.
Edebiyat: Düşünce ve duyguların imgelerle biçimlendirilmesi
Tarih: Toplumları etkileyen olayları zaman ve yer belirterek anlatır.

 

Edebiyat Tarihi: Yazar ve şairlerin dil ve üslup özelliklerini açıklar.
Edebiyat: Dili etkili kullanma sanatı.

 

4.ETKİNLİK

 

Türk edebiyatında destan, masal, mesnevi, halk hikâyesi ve roman gibi edebî türlerin ortaya çıktıkları zaman dilimlerini ve bu türlerin birbirlerinden farklarını belirleyiniz.

 

Destan: İslamiyet öncesi edebiyatımızın ilk üründür. Hece ölçüsüyle söylenir.
Masal: Masal da ilk olarak İslamiyet öncesi dönemde görülen bir edebî türdür. Düzyazı şeklinde söylenir.
Mesnevî: Mesnevî İslami Türk edebiyatının ilk edebî türüdür. Aruz vezniyle beyitlerle yazılır.
Halk hikâyesi: Halk hikâyesi de İslami dönem Türk edebiyatının ürünlerindendir. Nazım nesir karışık olarak söylenir.
Roman: Roman Batı tarzı Türk edebiyatının ilk ürünlerindendir. Nesir halinde yazılır.

5.ETKİNLİK

“Edebiyat tarihi; sanatçıların, eserlerini hangi şartlar altında meydana getirdiklerini araştırır ve onların gerçek değerini belirlemeye çalışır. Bu eser ve sanatçıların, dönemlerinde ve kendinden sonra edebiyat ve toplum hayatını ne şekilde etkilediğini tespit eder. Vatan ve din değişmesi, göçler, iktisadi ve siyasi olaylar toplumda olduğu gibi onun edebiyatında da etkilidir.” Okuduğunuz metinlerden de faydala narak tarihî dönem, eser ve sanatçı ilişkisini örnekler vererek açıklayınız.
Bir eserin yazıldığı dönem ile eser arasında sıkı bir ilişki vardır. Çünkü yazar toplumun içinde bir ferttir. Yazılan eserlerde toplumun bireylerine sunulmak için yazılır. Bu yüzden eserlerde toplumun beklentileri ilgileri daha çok yer bulur. Bu nedenle eserlerde yazıldığı dönemin özelliklerini bulmak gayet doğaldır. Aynı şekilde yazar eserine mutlaka kendinden bir şeyler ekler. Çünkü yazılan eser anı zamanda yazarında beklentileri karşılamak için oluşturulmuştur. Bütün bunlardan dolayı, tarihî dönem-eser ve sanatçı arasında ayrılmaz bir bütünlük vardır.

 

6. Etkinlik
Sınıfa getirdiğiniz şiir ve romanları inceleyiniz. “Edebî eserler yazıldıkları dönemi yansıtan tarihî belgelerdir.” sözü ne kadar geçerlidir? Metinlerden örnekler vererek tartışınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

 

DEĞERLENDİRME
a.    “Toplumun, sanatçının, sanat eseriyle” sözcüklerini aşağıdaki boş bırakılan yerlere
yazınız.
a. SANAT ESERİYLE sanatçının hayatı arasında sıkı bir bağ vardır.
b.    Sanatçı TOPLUMUN aynasıdır.
c.    Sanat  eserinde   SANATÇININ yaşamına ve kişiliğine ait ipuçları vardır.

 

b. Aşağıdaki cümleleri doğru-yanlış (D/Y) durumlarına göre değerlendiriniz.
(D) Edebî bir tür olan roman Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatı döneminde ortaya çıkmıştır.
(Y) Tarih, edebî eserlerden hareketle bir milletin duygu ve düşüncede geçirdiği evreleri inceler.
(D ) Türk tarihiyle ilgili bilgilere edebî eser lerden de ulaşabiliriz.

 

c. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.
1. Aşağıdaki cümlelerden hangisi edebiyat tarihinin kapsamlarından biri değildir?
  1. Şair ve yazarların eserlerini inceler.
  2. Edebiyatı belirli dönemlere ayırır.
  3. Siyasi ve sosyal olayların edebî eserlere nasıl yansıdığını inceler.
  4. Sosyal olayların başka bilim dallarıyla iliş kisini ele alır.

 

E)    Edebî dönemlerin özelliklerini belirler.

 

2.
 I.    Anı (Hatıra)
  1. Roman
  2. Gezi Yazıları
  3. Günlük

 

Yukarıdaki edebî türlerden hangisi ya da hangileri genel tarih açısından bir değer ifade eder?
A) I ve II       B) I ve III       C) II ve III D) III ve IV      E) I, II, III ve IV

1.   ÜNİTE  – 2. KONU

TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERE AYRILMASINDAKİ ÖLÇÜTLER

 

TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERE AYRILMASINDAKİ ÖLÇÜTLER
2. Türk Edebiyatının Dönemlere Ayrılmasındaki Ölçütler
HAZIRLIK
1.Bir insanın yaşamını belirli dönemlere ayırırken hangi ölçütleri kullanırız? Belirtiniz.
Bir insanın yaşamını belirli dönemlere ayırırken -incelenmesi kolay olsun diye- çocukluk dönemi, gençlik dönemi, olgunlaşma dönemi ve ihtiyarlık dönemi şeklinde ayırabiliriz.
2-Türk edebiyatı da tarih boyunca belli dönemlere ayrılmıştır. Sizce edebiyatın belli dönemlere ayrılmasındaki ölçütler neler olabilir? Tartışınız. Sonuçları yazınız.
Türk edebiyatını dönemlere ayrılırken kullanılan ölçütlerin bazıları:
a)    Dil Anlayışı: Dil, zaman içinde değişen, canlı bir varlıktır. Milletlerin gelişmesine, sosyal ve kültürel yapısındaki değişmelere paralel olarak dili de gelişir veya değişir. Türkler, Müslüman olmadan önce, Türkçede atlı bozkır kültürünün ve göçebe hayatının unsurları hâkimdir. Müslüman olduktan sonra dilimiz, İslâm medeniyetinin taşıyıcısı olan Arapça ve Farsçadan etkilenmiştir. İslâm diniyle ilgili terimler ve deyimler dilimize girmiştir. Bu dönemde yazı dili ile konuşma dili arasında önemli farklılıklar görülmüştür. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren Türk toplumu Batı medeniyetinin etkisi altına girmiştir. Bu sefer Türkçeye Batı dillerinden kelimeler girmeye başlar. Dilimiz, Batı kültürünü, ilim ve tekniğini, hayat tarzını yansıtan unsurlarla dolar.
b) Dil Coğrafyası: Bir dilin konuşulduğu alan da önemlidir. Buna “dil coğ rafyası” denir. Türkler, bilhassa XI. yüzyıldan itibaren dünyanın büyük bir bö lümüne yayılmış ve günümüze kadar irili ufaklı binlerce devlet kurmuştur. Do layısıyla Türkçe de geniş coğrafyalarda konuşulan bir dil olmuştur. Bu da bir birinden az veya çok farklılık gösteren bazı Türk şive ve lehçelerinin doğması na yol açmıştır.
c) Kültürel Farklılaşma: Kültür, bir milletin dil, din, sanat, örf ve âdetleri gibi hayata mal olmuş maddî ve manevî değerlerinin hepsine birden verilen bir isimdir. Milletlerin dinî hayatlarında, dillerinde, gelenek ve göreneklerinde meydana gelen değişiklikler kültürel farklılaşmayı doğurur. Bu bazen çok yavaş, bazen de hızlı olur. Toplumumuzda kültürel farklılaşmanın en çarpıcı örneği, 1830’lârdan itibaren başlayan “Batılılaşma” hareketinde görülür. Çok hızlı gerçekleşen bu hareket, bazı sosyal bunalımları da beraberinde getirmiştir. Tabiî sanat ve edebiyatımız bu kültürel farklılaşmadan hem etkilenmiş, hem de bu hareketin yayılmasında etkili olmuştur. Edebiyatımızın devrelere ayrılmasında bu ve buna benzer kültürel farklı laşmalar da bir kıstastır.
d) Dinî Hayat: Din, topluma getirdiği değer hükümleriyle insanların düşünce yapı larını etkiler ve değiştirir. İslâmiyet’in kabu lünden önce Türkler, değişik coğrafyalarda Şaman, Mani ve Buda dinlerini benimsemiş lerdi. Bu dinlerin etkilerine, o dönemde oluş turulan kitabe ve destanlarda rastlıyoruz. İslâmiyet’in kabulünden sonra edebiyatı mızda köklü değişiklikler oluşmuştur. Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular ve Osmanlılar gibi büyük devletler kuran Türkler, Araplar ve İranlılarla yakın ilişkiler İçinde olmuşlardır. Bu ilişkiler sonucunda dil ve edebiyatımızda, İran ve Arap dil ye edebiyatlarının etkileri görül müştür. İslâmiyet’in etkisi altında gelişen edebiyatımız Tanzimat’a kadar devam etmiştir.
3. Üç gruba ayrılınız. Birinci grup İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı, ikinci grup İslami Devir Türk Edebiyatı, üçüncü grup da Batı Tesirinde Gelişen Türk Edebiyatının nelerden ya da kimler den etkilendiğini araştırsın.
Türk edebiyatının dönemleri
Başlangıcından zamanımıza kadar yüzyıllar boyunca süren edebiyat tarihimizi belli devirlere ayırmak zorundayız.   Türk tarihinde esaslı iki dönüm noktası vardır. Bunlar, Türk tarihinin akışını değiştirmiş ve yeni devirlerin başlangıcı olmuştur. Bu dönüm noktalarından biri İslam dinin kabulü, öteki de Batı’ya dönüş hareketidir. Birincisinde Türkler, yeni dinin birleştirici özelliği içinde, Doğu uygarlığı dediğimiz İslam uygarlığının kurulup gelişmesinde başlıca etken olmuştur. İkincisinde ise, Batı uygarlığını siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik birçok olayların baskısı altında benimsemeye koyulmuşlar ve çok çetin güçlüklerle karşılaşmışlardır. İşte Türk edebiyatı tarihini bu dönüm noktalarına göre devirlere ayırıyoruz:
  1. İslâmiyet Öncesi Türk Edebiyatı
  2. İslâmî Devir Türk Edebiyatı
  3. Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı

 

1- İslâmiyet Öncesi Türk Edebiyatı
İslâmiyet Öncesi Türk Edebiyatı, Orta Asya coğrafyasında, başlangıcı kesin tarih lerle belirlenemeyen ve X. yüzyıla kadar sü ren dönemdir. Bu dönem edebiyatı iki kolda gelişmiştir.
  1. Sözlü edebiyat: Sözlü olarak yayılan ürünlerin oluşturduğu edebiyattır. Çeşitli Türk boylarında şaman, baksı, kam, oyun adı verilen sanatçılar tarafından kopuz eşli ğinde söylenen koşuklar, ölen bir kişinin ar dından söylenen ağıtlar, destanlar, atasözle ri vb. sözlü edebiyatın ürünleri arasındadır.
  2. Yazılı edebiyat: Yazıya aktarılan ürünlerin oluşturduğu edebiyattır. Edebî de ğer taşıyan ilk yazılı metinler VIII. yüzyılda oluşturulan, Göktürklere ait Orhun Abideleri (Göktürk Kitabeleri)dir.

2-İslâmî Devir Türk Edebiyatı
X. yüzyılın ikinci yarısından XIX. yüzyı lın başlarına kadar devam eden bu dönem de edebî eserlerde İslâm dininin etkisi görü lür. İslâmî Devir Türk Edebiyatı iki koldan gelişme göstermiştir:

  1. Klâsik Türk edebiyatı (gazel, kaside, mesnevi…)
  2. Halk edebiyatı:

 

a.    Anonim halk edebiyatı (mani, türkü, ninni, tekerleme…)
b.    Dinî-tasavvufî halk edebiyatı (ilahi, nefes, devriye, şathiye, nutuk..)
c.    Âşık tarzı halk edebiyatı (koşma, semai, varsağı, ağıt)

3-Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı
XIX. yüzyılın ortalarından itibaren siyasî bir hareket olan Tanzimat’ın ilanıyla başlayan ve günümüze kadar etkisi devam eden dö nemdir. Bu dönemde edebiyatımız gazete çevresinde gelişen roman, hikâye, makale, deneme, eleştiri gibi birçok yeni türle tanıştı.

Batı uygarlığının etkisinde gelişen Türk edebiyatını altı bölümde inceliyoruz:

1. Tanzimat Edebiyatı

2. Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünûn Edebiyatı)
  1. Fecr-i Âti Edebiyatı
  1. Millî Edebiyat
  2. Millî Mücadele Dönemi Edebiyatı
  3. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı :

İNCELEME

Aşağıdaki metin parçaları Türk edebiyatının üç farklı dönemine aittir. Farklı uygarlıkların Türk edebiyatına etkilerini göz önünde bulundurarak bu metinlerin hangi döneme ait olduğunu ve ayırıcı özelliklerini 17. sayfadaki tabloya yazınız.
Ait olduğu dönem
Ayırıcı özellikleri
Destan
İslamiyet öncesi
Hece ölçüsüyle-abartılarak söylenmesi
Mesnevî
İslami dönem
Aruz ölçüsüyle-beyitler halinde yazılması
Roman
Modern dönem
Düzyazı ile yazılması
1. Etkinlik
Araştırmalarınızdan yola çıkarak farklı uygarlıkların ve tarihî dönemlerin Türk edebiyatı üzerindeki etkilerini karşılaştırınız. Sonuçlarını sözlü olarak ifade ediniz.
Türk edebiyatı üzerinde İslamiyet öncesinde hiçbir uygarlığın etkisi olmamıştır. İslami devirde Arap ve Fars uygarlığının, Modern dönemde ise Batı uygarlığının özellikle de millet olarak Fransa’nın etkisi Türk edebiyatı üzerinde vardır. İslami dönemde kullanılan kelime ve kavramlar, insanların inançları Türk edebiyatını etkilerken modern dönemde ise Batı odaklı eserlerin daha çok verilmesi bu etkiyi göstermesi açısından önemlidir.
ANLAMA VE YORUMLAMA
2. Etkinlik
Aşağıda Türk edebiyatının üç farklı dönemini yansıtan resimler verilmiştir. Bu eserlerin, ait oldukları dönemlerin zihniyeti ile ilişkisini tartışınız. Sonuçları belirtiniz.
Destan dönemine ait resimde o döneme ait olağanüstülüklerin ön plana çıktığını görmekteyiz. Bu özellik destan döneminin en dikkat çeken özelliğidir. Osmanlı dönemine ait resimde ise divan sohbetlerinin ön plana çıktığını görmekteyiz. Bu dönemde divan şiiri çok önemli bir yere sahiptir. Her sohbet ortamında şiirler söylenir, divanlar okunurdu. Bu resim bu yönüyle kendi döneminin özelliklerini yansıtmaktadır. Batılaşma dönemine ait resimde ise Batının düşünce sisteminde önemli bir yeri olan soyut ögelerin ön plana çıktığını görmekteyiz. Bu resimde yine yapıldığı döneme ait önemli ip uçları vermektedir.
Destan Dönemi    Osmanlı Dönemi    Batılılaşma Dönemi
3. Etkinlik
a. Türk edebiyatının üç temel dönemini yazınız. Bunu bir şema hâlinde sınıfınızın duvarına asınız. Aşağıdaki kavramların hangi döneme ait olduğunu belirtiniz.
Türk Edebiyatının Dönemleri
1-İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı
2-İslami Devir Trük Edebiyatı
3-Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı
Lale Devri    : İslami Devir Trük Edebiyatı
Karahanlı Devleti         : İslami Devir Trük Edebiyatı
Medrese    : İslami Devir Trük Edebiyatı
Milliyetçilik    : Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı
Tanzimat Fermanı       : Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı
Ergenekon    : İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı
Tasavvuf    :    İslami Devir Trük Edebiyatı
Divan Edebiyatı    :    İslami Devir Trük Edebiyatı
Roman, Tiyatro    : Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı
Şamanizm    : İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı
Göçebe Yaşam    :    İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı
Müslümanlık    : İslami Devir Trük Edebiyatı
Opera    : Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı
Köktürk Yazıtları    : İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı
Arap ve Fars Edebiyatı    : İslami Devir Trük Edebiyatı
Talas Savaşı    : İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı
Yuğ    : İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı
b. Türk edebiyatının bu şekilde dönemlere ayrılmasının sebeplerini açıklayınız.
Türk Edebiyatının bu şekilde dönemlere ayrılmasının en önemli sebeplerinden biri incelenmesi kolaylaştırmaktır. Bundan başka, başlangıcından zamanımıza kadar yüzyıllar boyunca süren edebiyat tarihimizi belli devirlere ayırmak zorundayız; çünkü Türk tarihinde esaslı iki dönüm noktası vardır. Bunlar, Türk tarihinin akışını değiştirmiş ve yeni devirlerin başlangıcı olmuştur. Bu dönüm noktalarından biri İslam dinin kabulü, öteki de Batı’ya dönüş hareketidir. Birincisinde Türkler, yeni dinin birleştirici özelliği içinde, Doğu uygarlığı dediğimiz İslam uygarlığının kurulup gelişmesinde başlıca etken olmuştur. İkincisinde ise, Batı uygarlığını siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik birçok olayların baskısı altında benimsemeye koyulmuşlar ve çok çetin güçlüklerle karşılaşmışlardır.
4. Etkinlik
a. Toplumların yapısında var olan sosyal ve kültürel farklılıklardan hareketle aşağıdaki etkin liği gerçekleştiriniz.
Aşağıda, haklarında bilgi verilen kişilerin edebî zevkleri hakkında fikir yürütünüz:
Kişi    : Ayşe Nine, 68 yaşında, sadece okuma yazma biliyor.
Yaşadığı Yer     : Aydın’ın Türkmeneli KöyüYıl    : 1655
Edebî Zevki     : Ayşe Nine’nin köyde yaşaması, sadece okuma-yazma bilmesi bir de dönemin şartları göz önüne alındığında, Ayşe Nine için Dini-Tasavvufi Halk edebiyatı türlerinden hoşlandığını söyleyebiliriz.
Kişi : Âlim Bey, 68 yaşında, Arapça, Farsça ve Fransızca biliyor, medrese ve felsefe eğiti mi görmüş.
Yaşadığı Yer: İstanbul, Sultanahmet
Yıl: 1655
Edebî Zevki: Âlim Bey’in yaşadığı dönemi, aldığı eğitimi ve yeri göz önüne aldığımızda bir kültür atmosferinin içinde büyüdüğünü söyleyebiliriz. Yaşadığı dönemde okumuş-yazmış insanların en çok okuduğu ve ilgilendiği tür ise Divan edebiyatı mahsulleridir. Âlim Bey’i ise büyüt olasılıkla bu türlerden hoşlanan, edebî zevkini bu türlerin şekillendirdiği bir kişidir.
b. Aşağıdaki şiirleri, yukarıdaki kişilerden hangisinin daha iyi anlayabileceği konusunda yo rum yapınız

 

Yukarıdaki şiirlerden Fuzuliye ait olanı aldığı eğitimi göz önüne alırsak Âlim Bey, Karacaoğlan’a ait dörtlüğü de hem Âlim Bey’in hem de Ayşe Nine’nin daha iyi anlayacağı yorumunu yapabiliriz. Ama Karacaoğlan’ın şiirlerinin dili daha çok Ayşe Nine’ye hitap etmektedir.
c. Toplumsal ve kültürel olaylar edebî eserleri etkiler mi? Düşüncelerinizi belirtiniz.
Evet etkiler, örneğin İslam dinin kabulü hem toplumu hem de edebî eserlerin konusunu ve dilini değiştirmiştir.
ç. Yaşama tarzı, edebiyat ve sanat anlayışını ne ölçüde etkiler? Örnekler vererek açıklayınız.
Edebî eserler toplum için oluşturur. Toplumun yaşam tarzı edebî eserleri ve sanatı kendi anlayışına göre şekillendirir.

5. Etkinlik

İncelediğiniz metinlerden;
a.    Dönemlere ait kelimeler bulunuz.
b.    Sosyal yaşamla ilgili bilgiler bulunuz.
c.    Bulduklarınızın dönemin hâkim zihniyeti ile bir ilgisi olup olmadığını tartışınız ve her
dönemi belirleyen hâkim zihniyetin özelliklerini belirtiniz.
ç. Günümüzdeki eserlerde hâkim zihniyet sizce ne olabilir? Örnekler vererek açıklayınız.

 

DEĞERLENDİRME
  1. Tarih içinde Türk edebiyatının kaça ayrıldığını defterinize şema hâlinde çiziniz.
b.    Aşağıdaki boş bırakılan yerleri uygun sözcüklerle doldurunuz.
İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı SÖZLÜ ve YAZILI edebiyat olarak iki kolda gelişmiştir.
c.    Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
( D ) Türk edebiyatının devirlere ayrılmasında dil anlayışı, dil coğrafyası, kültürel farklılaşma, dinsel yaşam, sanat anlayışı etkilidir.
( Y) Edebî eserler toplumda gelişen olayları yansıtmaz.
( Y ) Türklerin ilk yazılı kaynağı Oğuz Kağan Destanı’dır.
ÜNİTE SONU DEĞERLENDİRMESİ
a.    Aşağıda boş bırakılan yerlere uygun sözcükler getiriniz. “Zihniyet, mesnevi, zümre
edebiyatını, destan”
a DESTAN İslamiyet öncesi MESNEVİ İslami Dönem edebî ürünleridir.
b.    Toplumların yapısında var olan sosyal ve kültürel farklar ZÜMRE EDEBİYATINI doğurur.
c.    Bir sanat eseri olan resim ya da minyatür  ait oldukları döneminZİYNİYETİNİ yansıtabilir.

b. Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.

(Y  ) Tanzimat edebiyatı Türk edebiyatı dö nemlerinden biridir.
( D ) Her edebî dönemde belirli bir zihniyet vardır.
( D ) Yüksek zümre edebiyatı İslami dö nemde ortaya çıkar.

 

c. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce vaplayınız.

 

  1. Aşağıdakilerden hangisi Türk edebiyatının dönemlere ayrılmasındaki ölçütlerden birisi değildir?
  1. Dil
  2. Din
  3. Yeraltı kaynakları
  4. Siyasi olaylar

 

E)    Tarihî olaylar
2.    Aşağıdakilerden hangisi Türk edebiyatının dönemlerinden birideğildir?
  1. İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı
  2. İslamiyet Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı
  3. Köktürkler etkisinde gelişen Türk edebi yatı
  4. Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı

 

E)    Millî Edebiyat
Edebiyat – tarih ilişkisi hakkında düşündüklerim:
Edebiyat ile yaşanılan sosyal çevre arasında sıkı bir ilişki vardır. Toplumların sosyal ve kültürel alanlarındaki değişimler ister istemez sanat ve edebiyata da yansır. Türk edebiyatı, dünya edebiyatları içinde tarihi en eski olanlardan biridir. Sözlü edebiyatımızın başlangıcı bilinmemekle beraber M.Ö.VII. yüzyıllara kadar gitmektedir. Yazılı edebiyatımız ise elimizdeki belgelere göre M.S. VIII. yüzyıldan itibaren başlamaktadır. Türk edebiyatının baş langıcından günümüze kadar geçen süre içinde, Türk milletinin sosyal, kültürel hayatında, inançlarında bazı önemli değişiklikler olmuştur. Bu değişiklikler edebiyatımızı da etkilemiştir. Bütün bunlar incelenirken edebiyatçı tarihten yardım almak zorundadır. Bu yüzden edebiyat ile tarih arasında çok yakın bir ilişki vardır, diye biliriz.
2.   ÜNİTE  [Sayfa 22 – 41 Arası]

2.   ÜNİTE

DESTAN DÖNEMİ

1-DESTAN DÖNEMİ

HAZIRLIK
  1. Olağanüstü ve sıra dışı kavramlar sizin için neyi ifade ediyor? Çevrenizde sıra dışı olay lara şahit oldunuz mu? Tartışınız. Sonuçları söyleyiniz.
Olağanüstü kelimesinin karşılığı alışılmıştan, benzerlerinden farklı olan, fevkalâde demektir. Çevremizde bazen sıra dışı olaylara şahit olabiliriz. Bu benzerlerinden farklı olarak bir deprem, sel felaketi gibi tabi afetler olacağı gibi bir insanın hiç ummadığı anda bir olayın başında geçmesi veya bu olaya şahit olması da bir olağanüstülük olabilir.
  1. Tanık olduğunuz sıradan olayların abartılarak olağanüstü şekilde anlatıldığı oluyor mu? Sözlü olarak belirtiniz.
  2. Farklı uygarlıklarda destan dönemi yaşanmış mıdır? Araştırınız. Bu destanlardan
    birkaçını sınıfa getiriniz.
Evet yaşanmıştır. Milletlerin ilk edebî ürünleri destanlarıdır. Bu nedenle destan bir milletin ilk edebî ürünüdür, diyebiliriz. İranlıların, Yunanlıların, Çinlilerin destan dönemleri yaşanmıştır.
  1. “Mit” kavramını araştırınız. Türk kültürüne ait mitleri aşağıya yazınız.
Mit; çok eski zamanlarda gelmiş ve yaşamış olan ulusların  inandıkları Tanrı’ların,  kahramanların, devlerin ve  perilerin hayatından bahseden hikâyelerdir. Her toplumun kendine özgü bir mit macerası vardır. Ve temsil ettiği topluluğun aynası gibidir. Mit toplumdan topluma farklılık gösterdiği gibi ortak yanlarda çok bulunmaktadır. Destanlarda bu mitolojik ögelere çok sık rastlanır.   Mitleri inceleyen bilim dalına ise mitoloji denir.
Türk destanlarında karşımıza çıkan başlıca mitler:
1-IŞIK: Bu motif destanların kuruluşunda kutsiyetten kaynaklanan hayat verici bir özelliğe sahiptir. Destanların büyük kahramanları; bu kahramanlara kadınlık ve mukaddes Türk çocuklarına annelik yapan kadınlar ilahî bir ışıktan doğarlar. Şamanist inanca göre yerden on yedi kat göğe doğru gittikçe aydınlanan bir nur âlemi vardır ki bunun on yedinci katında bütün göz kamaştırıcı ışığıyla Türk Tanrı’sı oturur. Yeryüzünde iyilik yapan ruhlar da bir kuş şeklinde bu nur âlemine uçarlar.
2-RÜYA: Destanın bütününü etkileyen ve destan kahramanlarının hareket alanını belirleyen bir motiftir. Bir mücadele üzerine kurulu destanlarda kazanılacak başarı veya yaşanacak bir felaket düş yoluyla önceden öğrenilir. Kadercilik anlayışı düş motifiyle destanlarda işlenir.
3-AĞAÇ: Destanlarda ağaç motifi üç yönüyle yer alır: Sığınak (Oba), Ana ya da Ata, varlığı, devleti temsil eden sembol. İnsanlığın yaratılışı hakkındaki Türk düşüncesine göre Tanrı, yeryüzündeki dokuz insan cinsini, bu insanlardan önce yarattığı dokuz dallı ağacın gölgesinde barındırmıştır.
4-KIRKLAR: Bu motif, kahramanlar etrafındaki gücü temsil eder. Kırk sayısı bazı eşya ve davranışları sınırlar. Oğuz Kağan’ın kırk günde yürümesi, konuşması gibi. Kırk sayısı görünmez âleminden gelen koruyucu, güç verici kutsiyete erişmiş şahısları da simgeler.
5-AT: At destanlarda önemli bir konuma sahiptir. Bunun temelinde göçebe kültürün yarattığı zorlayıcı koşullar vardır. Ata bir tür dinsel totem özelliği kazandıran Şamanist inançtır. At, kahramanın başarıya ulaşmasında en etkin güçtür. Sahibini korur, ona yol gösterir, tehlikelere karşı uyarır.
6-OK-YAY: Destanlarda maden isimlerinin sıkça geçmesi Türklerin savaşçı bir ulus oldukları kadar savaş aracı üretmede de usta olduklarını gösterir. Destanlardaki maden isimleri tamamıyla Türkçedir. Bu da Türklerin çok eskiden beri madencilikle uğraştıklarının delilidir. Ok- yay motifi destanlarda sadece savaş aracı olarak geçmemiş, Türk üstünlüğünü ifade etmiş, hukuki bir sembol haline gelmiştir.
7-MAĞARA: Bu motif destanlarda sığınak ve ana karnını temsil eder. Bazen de ilahî buyruğun tebliğ edildiği yer olarak karşımıza çıkar.
8-AKSAKALI İHTİYAR: Destanlarda hakanların akıl danışıp öğüt diledikleri güngörmüş yaşlılar vardır. Derin tecrübeli bu kimseler, genç hakanlara yol ve iz gösterirler. Bu, Türklerin âlimlere mukaddes insan gözüyle bakıp ilme değer verdiklerini gösterir.
9-YADA TAŞI: Bu taş destanlarda millî birlik ve bütünlüğü, halkın mutluluğunu ve devletin idealini temsil eder. Bu taş ülkeden çıkarıldığında birlik ve bütünlük bozulur ve kıtlık baş gösterir.

İNCELEME

İNCELEME
Yakut Türkleri
İlk insan, nereden geldiğini düşünmüş ve bu konuda gün geçtikçe kafasını yormaya başlamış. Nasıl doğdum, nasıl dünyaya geldim diye, hep düşünür gezermiş. Artık bir gün kendi kendine şöyle söylen meye başlamış: “Eğer gökten düşseydim o zaman kar ve buzla örtülü ve buzdan bir adam olurdum. Güney, kuzey, doğu veya batı yönlerinden birinden gelseydim o zaman ben de ağaç ve çayırların izleri olur ve bunlar da rüzgârlarla uçuşurdu. Yok yerin en derinliklerinden gelseydim elbette ki o zaman çamur ve toz içinde kalırdım!” İlk insan işte böyle düşüne düşüne kalakalmış. En sonunda şu karara varmış. Demiş ki, beni doğursa doğursa yine Büyük Ana Kübey Hatun doğurmuş olmalıdır. Çünkü onun içinde bulunduğu ağacın göğsünden sütler akar. Bu sebeple ilk insan, hayat ağacının karşısına gitmiş ve şöyle demiş: “Beni doğuran ana sen olmalısın! Beni yaratıp meydana getiren ana sen olmalısın!” Ağaç ilk insana, ilk insan da ağaca bakmış ve sonunda adam, bu ağacın kendi annesi olduğunu anlamış ve şöyle demiş: ” Ben yetim bir çocuk iken sen beni büyüttün! Ben küçük bir çocuk iken sen beni adam ettin!”
Ali ÖZTÜRK

1. Etkinlik

Yukarıdaki destan Yakut Türklerine aittir. Metinde insanoğlunun türeyişiyle ilgili inanış ve “Hayat Ağacı” miti verilmektedir. Bu destandan mitlerin doğusuyla ilgili çıkarımlarda bulunarak bunları aşağıya yazınız.

MİTLERİN OLUŞUMU


 

Mitlerin geniş açıklayıcı özellikleri oluşumlarını belirli bir oranda muğlâklaştırmaktadır. Mitlerin kültürel ihtiyaçları karşılamak amacıyla oluştuğuna (veya oluşturulduğuna) dair bir kanı ortaya atılmıştır.

 

Mitler kabile, şehir veya millet gibi kültürel kurumları evrensel hakikatlere bağlayarak yetkilendirebilir (bunlara yetki verebilir).

 

Tüm kültürler kendi dinleri, kahramanları, tarihleri ve benzeri unsurlarına ilişkin anlatıları barındıran kendi mitlerini zamanla geliştirmişlerdir. Bu mitlerin barındırdıkları sembolik anlamların gücü uzun süreler boyunca canlı kalabilmelerinin (bazen binlerce yıl boyunca) ana sebeplerindendir.

 

Mitlerin bir toplamı, bütünü mitos olarak adlandırılır. Bunların (mitosların) bir toplamı, bütününe ise mitoi denir. Bunun önemli bir türü bir kültürün evrenin nasıl yaratıldığına ilişkin görüş ve inançlarını açıklayan ve tanımlayan yaratılış mitleridir.
ANLAMA VE YORUMLAMA
2. Etkinlik
a. Aşağıdaki destan dönemine ait temsilî resimleri inceleyiniz. Resimler hakkındaki düşüncelerinizi boş bırakılan yerlere yazılı olarak ifade ediniz.

 

Destanlar, ulusların, özellikle tarih yazımının henüz yaşam bulmadığı dönemlerine ışık tutmaları bakımından önemlidirler. Ayrıca, ulusların tarih sahnesine çıkışlarını, komşularıyla olan ilişkilerini ve kendi kültür dokularını var eden değerleri anlamak bakımından da önemli kaynaklardır. Bu resimler, destan döneminde hâkim olan zihniyeti ortaya koymaktadır. Destan döneminde kahramanlık önemli bir öge olduğu için genel olarak bu resimlerde savaş ve savaşta kullanılan ya da gücü temsil eden varlıklar sıra dışı olarak resmedilmiştir.
b. “Destan dönemi ifadesiyle destanların ortaya çıktıkları zaman dilimi kastedilir.” Okuduğu nuz destandan da faydalanarak destan dönemindeki zihniyet ve beğeninin özelliklerini sözlü ola rak ifade ediniz.
Destanlar; tarih, düşünce ve sanat bakımından büyük değer taşırlar. Tarihi aydınla tır, düşünce ve sanata kaynak oluştururlar. Bilimsel tarih araştırmaları yanında, ta rihi olaylar karşısında halkın duygu ve düşüncelerini yansıtırlar.   Des tanlar halk gözüyle görülen, halk ruhuyla duyulan ve halk hayalinde masallaştırılan tarih lerdir.Destan kahramanlarının doğaüstü özellikler göstermesi, olayların olağanüstülük lerle anlatılması destanların gerçeklerden uzak olduğunu göstermez. Destanlar, anlatımlarındaki olağanüstü özellikler ayıklandığında ulusların tarihini aydınlatan en önemli kaynaklardır. Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatları nı; aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz.

 

3. ETKİNLİK

 

“Destan dönemi ve mit” sözcüklerini aşağıdaki açıklamalara uygun olarak kutucuklara yer leştiriniz.
Yazılı edebiyat ürünlerinin olmadığı dönem.  SÖZLÜ DÖNEM
Tarih öncesine dayanan efsane. MİT
Tarih öncesi çağlarda tanrı veya yüceltilmiş insanlar hakkın da zamanla inanış hâline gelen efsane. MİT
Milletlerin tarih öncesi maceralarının anlatıldığı devir. SÖZLÜ DÖNEM

4. Etkinlik
a. İki gruba ayrılınız.

   b. Farklı kavim ve milletlerde destan döneminin yaşanıp yaşanmadığını belirtiniz ve bu konu-
da birer yazı hazırlayınız. Sonuçları sınıfta okuyunuz.

İRAN MİTOLOJİSİ


İran mitolojisi, İran platosu ve onun sınır bölgeleri ile Karadeniz’den Hoten’e kadar uzanan Orta Asya bölgelerinde yaşamış ve birbirleriyle kültürel ve dilsel olarak ilişkili olan eski halkların inanç ve ibadet uygulamalarının bütününe verilen isimdir. Yaklaşık bin yıl önce Firdevsi tarafından kaleme alınmış Şahname İran mitolojisinin derlemesi konumundadır.

İran mitolojisindeki karakterler güçlü bir biçimde ikiye ayrılmıştır: iyi olanlar ve kötü olanlar. Bu ikici iyi-kötü anlayışı İran mitolojisindeki hikâye, figür ve çeşitli motiflere de yansır.

 

İran mitoloji ve destanlarındaki en ünlü karakter Rüstem’dir. Bir başka ünlü figür de despotizmin sembolü olan Zahhak’tır. Zahhak sonunda Demirci Kaveh tarafından yenilgiye uğratılır. Zahhak ile ilgili ilginç ve bilgi verici bir nokta da Zahhak’ın omuzlarından çıkan ve onu koruyan iki engerek yılanıdır. Zira yılan çoğu Doğu mitolojisi gibi İran mitolojisinde de kötülüğün sembolüdür. İran mitolojisinde birçok farklı hayvan bulunur, bir kısmı iyiliği bir kısmı ise kötülüğü sembolize eder. İyiliği sembolize eden ve hiç kuşkusuz İran mitoloji ve destanlarında büyük önem atfedilen hayvan kuştur. Bu kuşların en ünlüleri, büyük, bilge ve güzel olan Simurg ve kraliyet kuşu olan Huma’dır.

ÇİN MİTOLOJİSİ


 

Çin mitolojisine göre başlangıçta evren bir yumurtanın içindeydi. Evrende ilkin sonsuz ve sessiz bir hiçlik varmış. Her yer karanlıklar içindeyken ilk olarak Pengu (Pan Ku) oluştu. Pengu yumurtanın kabuğunu kırarak dünyayı on sekiz bin yılda düzene soktu. Yumurtanın üst kısmı yükselip gökyüzünü Yang’ı meydana getirdi. Alt kısmı ise çökerek yeri Yin’i oluşturdu. Yin dişi, Yang ise erkekti. Birbirlerini tamamladılar. Bu iki gücün birleşimi dev bir yaratıcılık etkisi doğurmuş ve sonuçta dünyanın ve varlıkların temelini oluşturmuştur. Bu ikiliğin her parçası birbirine geçmekte, birbirini koşullandırmakta, ayrı olamamakta, böylece karşıtlar arasındaki birlik ve savaş oluşmaktadır. Yin ve Yang enerjileri sürekli birlikte dans ederler. Ve böylece kozmik dengenin uyumunu yaratırlar. Yin, soğuk, karanlık ve atıldır. Yang, sıcak, aydınlık ve hayat doludur. Bu ikili sonradan Feng shui’yu, hayat enerjisinin akışını anlatan yaşama sanatını ortaya çıkarmıştır.
Çin geleneklerine ve inanışlarına göre yaşamın sürmesini sağlayan; “Yin – Yang” olarak adlandırılan iki evrensel güç ve bu iki gücün etkileşiminin dengede tutulabilmesi prensibidir. Evrendeki bu iki karşıt gücün varlığı, varoluşun ayrılmaz iki kutbudur ve bu iki kutup sayesinde “Denge” sağlanabilmektedir. İnsanların vücudunda da bulunan bu iki karşıt gücün dengesi bozulduğu zaman, hastalıklar oluşmaktadır. Çin simgeleri arasında başı çeken Yin -Yang’da ortada beyaz ve siyah daireler bulunur. İç içe olmaları bu ikiliğin doğada olduğuna işaret eder ki aynı zamanda eril olanın dişili, dişil olanın erili içinde barındırdığına da dikkatimizi çeker.
Pengu Yin ve Yangı oluşturduktan sonra ölür. Öldükten sonra sol gözünden güneş, sağ gözünden ay, kanından denizler, saçlarından ormanlar, gövdesinden yeryüzü, son soluğundan da rüzgârlar meydana gelmiş. Daha sonra çürüyen bedeninde kaynaşan böceklerden de insanlar oluşur.
Zamanla gökyüzünün bir bölümü denizlere düşerek insanlığı yok etti. Bunun üzerine Tanrıça Nü-kua, yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına itti ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı.
Yapısal birlik, evrensel cevher Çi aracıyla gerçekleşmektedir. Çi, bir enerji, “yaşam enerjisi” olarak izah edilebilir. Ve Çi’yi tek bir tanımla anlatmak mümkün değildir. Çin Tıp anlayışına göre, tüm evrene yayılmış Çi adlı bir enerji denizinin içinde yaşıyoruz. Çi, tüm canlılığın ölçüsü. Bir insanın Çi enerjisi üç yoldan sağlanıyor; doğum sırasında, soluduğumuz hava ile, yediğimiz ve içtiğimiz besinlerle.
Çin mitolojisinde Ejderlere büyük önem ve yer verilmiştir. Mitolojiye göre Long adı verilen ejderlerin beş türü mevcuttu: Tanrı’ların evlerini koruyan kutsal ejderhalar; rüzgâr ve yağmuru yöneten, aynı zamanda su baskınlarına neden olan ejder ruhlar; denizlerin ve okyanusların derinliklerini temizleyen doğa ejderleri; defineleri koruyan ejderler; ve beş penceli imparator ejderhalar. Taoizmde ejderler yang ilkeleri taşırlar ve sık sık su yada bulutlarla çevrilmiş olarak resmedilirler. Çin mitolojisinde Long-wang’lar, yani Ejderha Krallar, Taoizmde mistik yaratıklar olarak yerlerini almışlar. Yuan-shi tian-zong tarafından yönetilirler ve yılda bir kere ona raporlarını sunarlar. Cenaze törenleri ve yağmurlar üzerinde yargılama yetkisine sahiptirler. Eğer soylarından gelenlerin cenaze törenlerinde talihsizliklerine neden olacak kadar hata yapılırsa, Ejder Krallar dua etmeye başlarlar. Aynı zamanda kuraklık ve kıtlık devrinde onlar yağmur yağdırırlar

 


YUNAN MİTOLOJİSİ


Yunan mitolojisi, Yunan Tanrı’ları, Tanrıçaları ve kahramanları hakkındaki hikâyelerden oluşan sözlü edebiyatla yaratılmış ve yaygınlaşmış bir mitolojidir. Günümüzde bu mitoloji hakkındaki bilgilerimizi bu sözlü edebiyatın yazılı hallerinden alıyoruz.

Genel olarak Yunan mitolojisi Yakın Doğu’daki diğer uygarlıkların mitolojilerinden fazlasıyla etkilenmiştir. Kendisi de daha sonraki Roma mitolojisinifazlasıyla etkilemiştir. Yunan mitolojisindeki efsanelerde çoğu eski Yunan Tanrı’ları insan şeklindedir. Sfenks gibi bazı istisnalar da zaten Yakın Doğu ya da Anadolukaynaklı karakterlerdir. Yunan Tanrı’larının yaratılış hikâyeleri olabilir; ama onlar yaşlanmazlar. Tanrı’lar nerdeyse tüm hastalıklara dirençlidir. Ancak bir o kadar da narinlerdir. Bir savaşta bağırış çağırış savaşırlar, bir yara alınca hemen yardım ister, uçar, kaçarlar. Hekim Tanrı’nın yaralarına merhem sürmesiyle iyileşiverir, gene aslan gibi kükrerler. Ayrıca görünmez olabilir, uzak mesafeleri çok kısa zamanda seyahat edebilir, bir insan topluluğu içinde sadece birine görünüp konuşabilirler. Her Tanrı’nın ayrı bir görünüşü, kişiliği, ilgi ve uzmanlık alanı vardır. Bu özellikler yöresel olarak da değişmektedir.
Yunan Mitolojisi 12 Tanrı’yı esas almıştır. Özel seçilmiş 12 Tanrı’ (ki bu 12 Tanrı, 6 kadın ve 6 erkekten oluşur) Olimpos Dağı’nda otururlar, dünyayı ordan izleyip idare ederler. Bu 12 sayısı hiç bozulmaz, bir Tanrı eklenirse bir başkası bu listeden çıkar. Şimşeklerin efendisi Zeus nice savaşlar vererek yönetimi babasıKronos ve onun yardakçıları titanların elinden almış, 3 erkek kardeşiyle dünyayı bölüşmüştür. Çekilen kuraya göre gökyüzü Zeus’a, denizler Poseidon’a, yeraltı daHades’e düşer. Herkes görev dağılımından sonra Olimpos’a çıkar ve dünyayı yönetmeye başlarlar.

 

  c. Sınıfa getirdiğiniz farklı uygarlıklara ait destanlardan birkaçını okuyunuz. Bu destanlarla
inceleme metninde okuduğunuz destanı karşılaştırınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
DEĞERLENDİRME
a. Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
(D ) Farklı milletlerde ve kavimlerde destan dönemi yaşanmıştır.
(D ) Destanlar tarihin henüz yazıya geçiril mediği döneme aittir.
(D ) Destan dönemine ait bir edebî eseri anlamak için dönemin zihniyet özellik lerini bilmek gerekir.
2. Aşağıdaki cümlelerden hangisi mitlerin ortaya çıkışını tam olarak ifade eder?
  1. Mitler yaşanmış olaylardan doğar.
  2. İnsanlar hayal kurma eğilimindedir.
  3. Tarihteki büyük kahramanlıklar mitlere kaynaklık eder.
  4. Milletlerin başına gelen büyük felaketler mitleri ortaya çıkarmıştır.
E)    İnsanoğlu nedenini bulamadığı, etkisinde kaldığı bazı olayları olağanüstü güçlere bağlama eğilimindendir.

 

b. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce vaplayınız.
1. Aşağıdaki cümlelerden hangisi destan döneminin özelliklerinden birideğildir?
  1. Mitolojik ögeler bu dönemde ortaya çık mıştır.
  2. Olağanüstü olaylar ve kişiler vardır.
  3. Bütün destanlar ortaya çıktıkları dönem de kaleme alınmışlardır.
  4. Destanlar ait oldukları milletlerin özellik lerini taşır.

 

E)    Edebî bir tür olan destanın temeli bu dönemde atılmıştır.

 

c. Aşağıdaki boş bırakılan yeri uygun sözcükle doldurunuz.

Destan döneminde SIRADIŞILIĞA-OLAĞANÜSTÜLÜĞE-MİTOLOJİYE özgü özellikler hayata hâkimdir.

2.   ÜNİTE

SÖZLÜ EDEBİYAT
2. SÖZLÜ EDEBİYAT
HAZIRLIK
  1. Yazı olmasaydı duygu ve düşüncelerinizi nasıl ifade ederdiniz? Tartışınız. Sonuçları madde ler hâlinde tahtaya yazınız.
Yazı olmasaydı duygu ve düşüncelerimizi konuşarak ya da çizerek ifade ederdik.  Söz yazıya dökülmeyince kalıcı olmaz. Bu nedenle yazı olmasaydı geçmişimize yabancı kalırdık. Medeniyet kuramazdık. Teknolojik gelişmeler yaşayamazdık. Resim ise sınırlı sayıdaki duygularımızı ifade eder. Bu yüzden yazı duygu ve düşüncelerimizin kalıplaşmış halidir.
  1. Türk toplumunda sözlü edebiyat hangi dönemde başlamış olabilir? Sözlü edebiyatın başladığı dönemde Türklerin yaşam biçimini belirleyen en önemli unsurlar nelerdir? Araştırınız. Sonuçları sınıfta belirtiniz.
Türk toplumunda sözlü edebiyat ilk insanla birlikte başlamıştır. Çünkü Türk anaları çocuklarını büyütürken uyaklı, ölçülü ninniler söylemiştir, babalar çocuklarına destanlar anlatmıştır. Bu yüzden ilk Türk ailesi ile birlikte sözlü edebiyat başlamıştır. Biz bugün sözlü edebiyatı ilk yazılı metinlerimin yazıldığı 8.yüzyıla kadar getiriyoruz.
Bu dönemde Türklerin yaşam biçimlerini belirleyen en önemli unsurlar: avcılık, ata bilicilik, savaş ve yerleşik hayat olmadığı için göçtür.
İnsanlar ilk çağlarda toplum ve doğa olaylarını anlamakta güçlük çektiler. Her olay onlara önce Tanrı’yı düşündürdü: Gök gürlemesi Tanrı’nın hiddetiydi. Yıldırımlar, kasırgalar, susuzluklar Tanrı’nın insanlara verdiği cezalardı. İnsanlar her doğa ola yını korkuyla karışık bir hayranlıkla izledi.
Zengin bir hayal dünyası olan ilk insanlar, önemli gördükleri her olayı, olağanüstü olay ve hayallerle süsleyerek birbirlerine anlattılar.
Yeni olaylarla zenginleşen destanlar, halk arasında yayılarak ortak bir eser haline geldi. Destanları anlatan her yeni ağız destanlara yalnız bir olay değil, dil ve söyleyiş güzelliği de kattı. Destanlar, başlangıçta manzum oldukları, ezgiyle söylendikleri için halk dilinde uzun süre yaşayabildi.
Destanlar, birçok doğa olayının çözüme ulaştığı dönemlerde bile yer yer önemini koruyarak köklü bir destan geleneğinin oluşmasını sağlamıştır. Zamanla, destan gelenekleri zenginleşen ulusların, destan şairleri yetişmiştir.
Her ulusun ilk edebî ürünleri, sahip oldukları destanlarıdır. Bu nedenle destanlar uluslar için önemli türlerdir.

 

  1. Mitolojik dönemlere ait resimler bulunuz ve bunları sınıfa getiriniz.
  1. İki gruba ayrılınız. Birinci grup; mitolojiyi, mitolojik ögeleri ve bunların oluşma nedenlerini; ikinci grup Türklerdeki mitolojik unsurlarla diğer uygarlıkların mitolojik unsurları arasındaki ben zerlik ve farklılıkları araştırsın.

 


İNCELEME


Ergenekon Destanı

Köktürk ilinde Oğuz Han soyundan İl Han Kağan oldu.
Türk illerinde Köktürk oku ötmeyen, Köktürk kolu yetmeyen yer yoktu. Bütün kavimler birleşerek Köktürklerden öç almaya yürüdüler. Düşman geldi, vuruş başladı. On gün vuruştular. Köktürkler üstün geldi.
Bir gün bütün illerin hanları ve beğleri av yerinde konuştular. Köktürklere hile yapmazsak, işimiz yaman olur, dediler. Tan ağarınca baskına uğramış çeri gibi, ağır yüklerini, kötü mallarını bırakıp kaçtılar. Türkler “Bunların vuruşma güçleri bitti, kaçıyorlar” deyip arkalarından varıp yetiştiler. Düşmanlar Köktürkleri görünce birden geri döndüler, vuruştular. Düşmanlar galip geldi.
(Köktürk Hanı) İl Han’ın oğulları çoktu. Savaşta hepsi öldü. Kayan adlı bir küçük oğlu vardı. O yıl evlendirmişti. İl Han’ın Tukuz adlı bir de yeğeni vardı. Bu ikisi bu yerdeki kişilerin ellene düşmüşlerdi. O gün olduktan sonra bir gece ikisi kadınlarıyla birlikte atlanıp kaçtılar. Yurda geldiler. Düşmandan kaçıp gelen dört maldan (deve, at, öküz, koyun) çok buldular.
Eğer ile varalım dersek, dört taraftaki illerin hepsi bize düşman. İyisi olur ki dağların içinde insan yolu düşmez bir yer izleyip (oturalım) deyip dağa doğru sürülerini sürüp gittiler.
(Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar.)
Vardıkları yerde akan sular, çeşmeler, türlü otlar, meyveli ağaçlar, türlü türlü avlar vardı. O yeri görünce Tanrı’ya şükürler kıldılar. Hayvanlarının, kışın etini yediler, yazın sütünü içtiler, derisini giydiler.
O yere Ergenekon adını koydular. Burada bu ikisinin çocukları çoğaldı. (Kaya’nın çocukları Kayat, Turkuz’un çocuklarının bir kısmına Tukuzlar, bir kısmına Türülken dediler.)
Dört yüz yıl sonra Ergenekon’da kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldılar ki sığmadılar. Bu sebepten bir yere toplanıp oturup konuştular. Dediler ki atalarımızdan işittik. Ergenekon’un dışında geniş yerler, güzel yurtlar olurmuş. Bizim yurdumuz eskiden o yerlerde imiş… Dağların arasında yol izleyip bulalım. Göçüp çıkalım. Her kim bize dostum derse onunla görüşelim. Düşmanlarla güreşelim dediler.
Hepsi bu sözü beğenip çıkmaya yol izlediler, bulamadılar. (O zaman) bir demirci dedi ki “Burada bir demir madeni var. Yalın kata benziyor. Şunun demirini eritsek bir yol olurdu.” Varıp o yeri gördüler. Bu sözü de beğendiler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın üstünü, arka yanını, her yanını (böylece) doldurduktan sonra yetmiş deriden körük yapıp yetmiş yerde kur dular. (Ateşleyip) körüklediler.
Tanrı’nın gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi. Yüklü deve çıka cak kadar yol oldu. O günü, orayı, o saati belleyip dışarı çıktılar. O günden beri Köktürkler’de âdet olmuştur. O günü bayram sayarlar. Bir parça demiri ateşe salıp kızdırırlar. (Önce) Han, bunu kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Ondan sonra Beyler de öyle yapar, bu günü mukaddes bilirler.
Nihat Sami BANARLI Resimli Türk Edebiyatı Tarihi
1. Etkinlik
a.    Sözlü edebiyat ürünlerinin toplumun ortak değerlerini yansıttığı düşüncesini dikkate alarak metindeki destan dönemi zihniyeti ve yaşam biçimi hakkındaki düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.
Destan döneminde insanlar demircilik uğraşıyorlar, avcılıkla yapıyorlar, ata biniyorlar. Kahramanlık göstermek bu dönemin en dikkat çekici unsurudur. Bütün bu sayılanlar destan dönemi zihniyeti ortaya çıkarıyor.
b.    Hazırlık bölümünde yaptığınız araştırmaları sınıfta sununuz. Buna göre gruplar olarak mitolojik ögelerin oluşma nedenini, Türklerdeki mitolojik unsurlarla diğer uygarlıkların mitolojik unsurları arasındaki benzer ve farklılıkları tartışınız. Sonuçları grup sözcüleriniz aracılığıyla söyleyiniz.
Daha  önceki konuda bu konu hakkında bilgi verildi.
c.    Sözlü edebiyatla mitoloji arasında bir ilişki var mıdır? Sözlü edebiyat ne zaman oluşmaya başlamıştır? Tartışınız. Sonuçları defterinize yazınız.
ANLAMA VE YORUMLAMA
2.    Etkinlik
“İnsanlığın ilk dönemlerinde kişilerin tabiatla, üstün güçlerle ve düşmanla mücadelesinde düş yoluyla ortaya koyduğu eser, söylediği söz, takındığı tavır, mitolojik öğelerin oluşmasını sağla mıştır.” Sınıfınıza getirdiğiniz mitolojik dönemlere ait resimleri ve incelediğiniz metni de dikkate alarak mitolojik ögelerin sözlü edebiyat döneminin sanatını ve dilini nasıl zenginleştirdiğini, bunun günümüze nasıl yansıdığını tartışınız. Sonuçları defterinize yazınız.
Bu resimlere baktığımızda destan metinlerinde anlatılan olağanüstülükleri bu resimlerde de görmekteyiz. Resimler sıra dışı ve doğaüstü güçlerle süslenmiştir.

 

3.    Etkinlik

 

“Sözlü edebiyat, mitoloji” sözcüklerini aşağıdaki açıklamalara uygun olarak kutucuklara yer leştiriniz.

Başlangıçta bir sanatçı tarafından oluşturulmakla beraber ağızdan ağza yayılarak gelişir. SÖZLÜ EDEBİYAT

Doğrudan doğruya söz hâlinde meydana gelir. SÖZLÜ EDEBİYAT
Tarih öncesine dayanan efsaneleri inceler. MİTOLOJİ

Yazının olmadığı dönemde oluşan ve yazılı edebiyata kaynaklık eden edebiyattır.SÖZLÜ EDEBİYAT
Mitleri inceleyen bilimdir. MİTOLOJİ

4.    Etkinlik

“Ürünlerde tabiat, kahramanlık, savaş, yurt sevgisi, ahlak, dinî inanışlar gibi konular ele alınmıştır. Şiirlerde eski Türklerin yaşayış, inanış, gelenek ve göreneklerinin yansıması görülür. Sözlü gelenek ve kültür hâkimdir.”

Sözlü edebiyat ürünleri toplumun ortak değerlerini yansıtır mı? Bir insan topluluğunda birey leri birbirine bağlayan değerler sizce nedir? Metinlerden ve yukarıdaki açıklamalardan faydala narak belirtiniz.

Sözlü edebiyat ürünleri toplumun ortak değerlerini yansıtır. Çünkü destanı toplum oluşturur. Bunu oluştururken destana kendinde olanı ekler. Bir insan topluluğunda bireyleri birbirine bağlayan değerler: kültür, gelenek, din, dil… gibi unsurlardır.

DEGERLENDIRME

 

a. Aşağıda Türk, Yunan ve Çin destanlarıyla ilgili mitler verilmiştir. Bu mitlerin hangi ulusa ait olduğunu destanların karşısına yazınız.
Bozkurt: TÜRK        Gök Kartal     : TÜRK
Athena :  YUNAN        Zeus    :  YUNAN
Ejderha:  ÇİN        Demir            : TÜRK
b. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce vaplayınız.
1. Aşağıdaki yargılardan hangisi sözlü ede biyat ürünlerinin özelliklerinden biri değil dir?
  1. Sözlü edebiyat ürünleri ortaya çıktıkları dönemde yazıya geçirilmişlerdir.
  2. Sözlü edebiyat mitolojik dönemde oluş maya başlamıştır.
  3. Sözlü edebiyat ürünleri dönemin yaşama biçimini yansıtır.
  4. Farklı kültürlerin sözlü edebiyat ürünleri ne etkisi daha azdır.

 

E)    Sözlü edebiyat ürünleri toplumun ortak
değerlerini yansıtır.

2.     I. Bozkurt

  1. Ağaç
  2. Işık

 

Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Türklere ait mitolojik ögedir?
A) Yalnız I       B) I ve II       C) I ve III D) II ve III      E) I, II ve III

 

c. Aşağıdaki boş bırakılan yeri uygun sözcükle doldurunuz.

Ortak değerler bir insan topluluğundaki     BİREYLERİ birbirine bağlar.

Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir)

a- Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir)

HAZIRLIK
  1. Eski Türklerdeki ozan, şaman, kam, baksı hakkında araştırma yapınız. Sonuçları sınıfa sununuz.
Eski Türklerde kam, oyun, baksı, şaman yerini tutan ozanlar; raks ve müzik usta lıkları gibi büyücü ve doktor görevini de üstlenmişlerdir. Törenlerde raks ederken sazlarıyla da destan parçaları, sav, sagu, koşuk okuyarak kötü ruhları da büyüleriyle engellemeye çalışır, hastaları iyileştirme görevi de üstlenirlerdi.
  1. Günümüz şairleri ve ozanları toplum üzerinde ne kadar etkilidir? Düşüncelerinizi sınıfta sözlü olarak ifade ediniz.
Şairler toplumun duygularını dile getirdikleri için toplum üzerinde etkileri vardır. İnsan kendi duyguları dile getiren şairleri sahiplenir. Onun düşüncelerine önem verir. O şair yaptığını yapmaya çalışır. Bu nedenlerle şairler ve ozanların toplum üzerinde etkisi vardır, diyebiliriz.

İNCELEME

1. metin
1.ETKİNLİK
Alp Er Tunga sagusunun temasını bulunuz ve tema hakkındaki düşüncelerinizi açıklayınız. Şiirin size hissettirdiğini aşağıdaki bölüme yazınız.
Alp Er Tunga sagusunun teması ölümdür. Ölüm teması insanları hüzünlendirir. Hele bu ölen çok sevilen bir insansa ülkenin genelinde bir hüzün hakim olur. Saguda ise halk tarafından çok sevilen bir  kişi olan Alp Er Tunga’nın ölümü üzerine halkın içinde bulunduğu durum tasvir edilmiş, ülkenin her tarafında bir yasın  olduğu vurgulanmıştır. Çok sevilen bir kişilik olunca da hüznün boyutu artmıştır. Saguyu okuyunca bu hüznü bugün biz de hissediyoruz. Çünkü bir insanın ölümü -bu insan kim olursa olsun- insan olanı hüzünlendirir.
2.ETKİNLİK
Sagunun ahenk unsurlarını yazınız.

 

SAGU
Kafiye 1.Dörtlükte “l”ler yarım kafiye, 2. Dörtlükte “r”ler yarım kafiye, 3. Dörtlükte “r”ler yarım kafiye, 4. Dörtlükte  “r”ler yarım kafiye, 5. Dörtlükte “v”ler yarım kafiye,  6. Dörtlükte  “n”ler yarım kafiyedir.
Redif 1.Dörtlükte “di mü”ler redif, 2. Dörtlükte “gurup”lar redif, 3. Dörtlükte “leyü”ler redif, 4. Dörtlükte  “tedi”ler redif, 5. Dörtlükte “redi”ler redif,  6. Dörtlükte  “çıdı”lar redif.
Söyleyiş Şiir dörtlüklerle söylenmiştir.
Ritim
Şiirde ritim 4+3 durakla ve hece ölçüsüyle sağlanmıştır.
3. Etkinlik
Şiirdeki deyimleri ve söz sanatlarını bularak birer cümlede kullanınız. Söz sanatlarının şiire katkısını belirtiniz.
Deyimler: öç almak, beti benzi sararmak, yaka yırtmak, feryat etmek, için için yanmak…
Söz sanatları: “Alp Er Tunga Öldi mü” istifham, “ödlek öçin aldı mu” teşhis, “emdi yürek yırtılır” mübalağa, “kürküm angar türtülür” teşbih, “ulşıp eren börleyü” teşbih, “sırkıp  üni yurlayu” teşbih, “könglüm için örtedi” mübalağa, “tün kün keçip irtelür” tezat, “ödlek  kamug köfredi” teşhis, “ajun anı yançıdı” istiare…

 

3.Metin

4. Etkinlik

Yukarıdaki koşukların temasını bulunuz ve tema hakkındaki düşüncelerinizi açıklayınız. Şiirlerin size hissettirdiğini aşağıdaki bölüme yazınız.
1. koşuk: Kahramanlık teması
2. koşuk: Sevgiliye duyulan aşk teması
3. koşuk: tabiat teması
4. koşuk: Yiğitlik teması işlenmiştir.
Koşuklarda işlenilen temalar göz önüne alındığında, koşuklar bir kahramanlık ya da sevinç anında söylenen şiirler olarak karşımıza çıkmaktalar. Bu şiirleri okuyunca insanın içinde genel olarak bir sevinç ve cesaret duyguları uyanmaktadır.

 

5. Etkinlik
Koşukların ahenk unsurlarını yazınız.

 

KOŞUKLAR
Kafiye 1.Dörtlükte “r”ler yarım kafiye, 2. Dörtlükte “r”ler yarım kafiye, 3. Dörtlükte “z”ler yarım kafiye, 4. Dörtlükte  “g”ler yarım kafiye
Redif 1.Dörtlükte “uldı”lar redif, 2. Dörtlükte “tadım”lar redif, 3. Dörtlükte “ildi”ler redif, 4. Dörtlükte  “radım”lar redif
Söyleyiş Kuşuklar dörtlüklerle ve sade bir dille söylenmiştir.
Ritim Kuşuklarda ritim 4+3  durak ile ve hece ölçüsüyle sağlanmıştır.
6. Etkinlik
Şiirdeki deyimleri ve söz sanatlarını bularak birer cümlede kullanınız. Bu sanatların şiire ne gibi katkıları vardır?
Deyimler: yarasını deşmek…
Söz Sanatları: “süsi otun oruldı” teşbih, “Kançuk kaçar ol tutar” istifham, “yağmur kipi kan saçar” teşbih, “öküş yatıp üzüldi” teşhis, “aslanlayu kökredim” teşbih, “emdi beni kim tutar” istifham…
ANLAMA VE YORUMLAMA
7. Etkinlik
İncelediğiniz sagu ve koşuk metnini, aşağıdaki tabloda verilen özelliklere göre karşılaştırınız.

 

SAGU
KOŞUK
Ritim Hece ve 4+3 durak ile sağlanmış. Hece ve 4+3 durak ile sağlanmış.
Söyleyiş Dörtlüklerle ve sade bir dil kullanılmış. Dörtlüklerle ve sade bir dil kullanılmış.
Ses Öldi mü> öldü mü, öçin> öcün gibi ses değişimleri var. Kuruldı>kuruldu, çeçek>çiçek gibi ses değişimleri var.

8. Etkinlik

İki gruba ayrılınız. Birinci grup olarak sagudan, ikinci grup olarak da koşuklardan hareketle dönemin yaşayış, inanış, gelenek ve görenekleriyle ilgili çıkarımlarda bulununuz ve bunları karşılaştırınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Göçebe bir hayat yaşam var.
İnsanlar tek tanrılı bir dine inanıyor.
Avcılıkla geçimlerini sağlıyorlar.
Savaşta gösterilen başarıları kutluyorlar.
Baharın gelmesini sevinçle karşılıyorlar.

9. Etkinlik

Araştırmalarınızdan da faydalanarak eski Türklerde şairlerin görev ve işlevlerini açıklayınız.

ESKİ TÜRKLERDE ŞAİRLERİN (KAM, BAKSI, OZAN, ŞAMAN) GÖREVLERİ


Şaman dininin ayin ve törenlerini yapan, ruhlarla insanlar arasında aracılık eden kişiye Şaman denir. Şaman sözcüğü Türkçe kökenli değildir. Türkler Şaman yerine kam sözcüğünü kullanırlardı. Avrupa’da 18. yüzyılda kabul edilen Şaman sözcüğü, Rusların, Kuzey Sibirya’da Tunguzlardan öğrendiği bir sözcüktür. Aslında bu sözcüğün kökeni hâlâ tartışmalıdır. Bazı bilim adamları sözcüğün Pali dilinde bulunan “şamna” olduğunu, Sanskritçe’de bulunan “çramana” ile aynı kökten geldiğini ileri sürüyorlardı. Bazıları da bu sözcüğün Mançuca olduğunu, “zıplayan, dans eden” anlamına geldiği görüşündeler. Bir başka teori de Şaman sözcüğünün Buda inanışına ait bir sözcük olduğudur. Firdevsi’nin Şehnâme’sinde geçen “Semen” (Buda rahibi) sözcüğü dolayısıyla Şaman sözcüğünün Hindistan kökenli olduğu söylenir.

    Kasgârlı Mahmut’tan öğrendiğimize göre kamlar, Müslüman Türkler zamanında da unutulmuş değil. Divan-i Lugat-it Türk’te “Kamlar kamik arvisti: kamlar (ayin sırasında) anlaşılmayan bir takım sözler söyledi.” gibi cümlelere rastlanmaktadır. Benzer biçimde Balasagunlu Yusuf Has Hacib, “Kutadgu Bilig” adlı eserinde kamlarla hekimleri (otacıları) bir tutmuş, ikisini de insanlar için yararlı işler yapan kişiler olarak göstermişti. Bir yerde şöyle der: “Kerek tut otaçi, kerek kam, öligligke her giz asig kilmaz em. (Gerek hekim tut, gerekse kam, eceli gelene ilaç fayda etmez.)Şaman (kam), Tanrı’lar ve ruhlarla insanlar arasında aracılık yapma gücüne sahip olan kişidir. İnsan, ufak tefek ruhlara, aileyi koruyan ateş ve iyi yer-su ruhlarına bizzat kurbanlar ve saçılar sunabilirse de, kuvvetli, hele kötü ruhlara doğrudan başvuramaz. Kötü ruhlar insanların en büyük düşmanlarıdır. İnsanlara ve hayvan sürülerine hastalık göndermek suretiyle kurban isterler. Bunların istediklerini yerine getirmek gerekir. İnsanlar onların ne istediklerini bilmezler. Ne istediklerini ancak gücünü göklerden ve atalarının ruhlarından alan Şamanlar bilir.
    Şamanlık bilgisi öğrenmekle elde edilemez. Şaman olmak için belli başlı bir Şamanın neslinden olmak gerekir. Kimse Şaman olmayı istemez, ancak geçmiş ataların ruhundan biri, Şaman olacak torununa musallat olur; onu Şaman olmaya zorlar. Bu hale Altaylılar “töz basıp yat” (ruh basıyor) derler. Ata ruhu musallat olan adam Şamanlığı kabul etmezse deli olur.
Eski Türklerde kam, kaman, baksı, şaman yerini tutan ozanlar; raks ve müzik usta lıkları gibi büyücü ve doktor görevini de üstlenmişlerdir. Törenlerde raks ederken sazlarıyla da destan parçaları, sav, sagu, koşuk okuyarak kötü ruhları da büyüleriyle engellemeye çalışır, hastaları iyileştirme görevi de üstlenirlerdi.
10. Etkinlik
Sizce destan döneminde duygular daha çok nesirle mi yoksa şiirle mi dile getirilmiştir? Niçin? Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.
Destan döneminde duygular daha çok şiirle dile getirilmiştir. Çünkü şiir duyguları daha iyi yansıtır ve aynı zamanda şiirin ezberlenip akılda kalması daha kolaydır.
DEĞERLENDİRME
a. Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
( Y ) Koşuk ve sagu İslami Dönem Türk Edebiyatı ürünüdür.
( Y ) Koşuğun halk edebiyatındaki karşılığı ağıttır.
( Y) Sagu ve koşukları söyleyen şairler bellidir.
b. Aşağıdaki boş bırakılan yerleri uygun sözcükle doldurunuz.
Sagunun divan edebiyatındaki karşılığı MERSİYE
Koşukların nazım birimi  DÖRTLÜK
Destan döneminde MİTOLOJİK ögeler hâkimdir.

 

c. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce vaplayınız.
1. Aşağıdakilerden hangisi İslamiyet öncesi Türklerde şairlerin adlarından biri değildir?
A) Şaman    B) Baksı    C) Ozan    D) Korkut       E) Kam
2. “Eski Türk edebiyatında, sevilen bir kişinin ölümünden duyulan acıları anlatmak için söylenen şiir.”
Yukarıdaki tanım aşağıdakilerden hangi sinin karşılığıdır?
A) Sav    B) Ağıt    C) Sagu   D) Türkü       D) Sav
3. Koşukta aşağıdaki konulardan hangisi işlenemez?
  1. Sevgiliye duyulan aşk
  2. Gurbet
  3. Yiğitlik
  4. Tabiat
  5. Ölüm
4. Destan döneminin ve destanların önemi aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?
  1. “Koşuk” ve “sagu”larda işlenen temaların belirlenmesi
  2. Türklerin İslam öncesi yaşamına ve tari hine kaynak teşkil etmesi
  3. Türklerin hangi savaşlara girip çıktığı hakkında kesin bilgi verilmesi
  4. Türklerle ilgili hayalden arındırılmış ger çek bilgilerin verilmesi

 

E)    Türklerin nüfusunun ve kurdukları devletlerin sağlıklı bir şekilde tespit edilmesi
5. Aşağıdaki dizilerden hangisinde Türk mi tolojisindeki ögeler birlikte verilmiştir?
  1. Bozkurt – ışık – kadın – at – kalem
  2. Ev – kadın – at – dağ – kağnı
  3. At – kadın – ışık – bozkurt – ağaç
  4. Ok – at – gemi – bozkurt – kadın

 

E)    Ağaç – kadın – çadır – ışık – yol
Olay Çevresinde Oluşan Metinler (Destan)

b- Olay Çevresinde Oluşan Metinler (Destan)

HAZIRLIK
1.    Olağanüstü ögeler içeren bir film izlediniz mi? Filmde olaylar nasıl anlatılmıştır? Açıklayınız.
  1. Sınıfa çeşitli roman ve hikâye kitapları getiriniz.
  2. Türk destanları hakkında bilgi toplayınız.

 

Destanlar bir milletin bütün varlığını: elemlerini, kederlerini, sevinç ve coşkunluklarını kısaca heyecanlarını hareketlendiren bütün duygu ve düşünce yapısını oluşturan zenginlik hazineleridir. Milletlerin millet olma yolundaki çabalarından izler taşır ve bu çabaların hatıraları ile geçmişle gelecek arasındaki zamanı canlı ve taze tutar. Bir çekirdek gibidir; dallanıp budaklanması, çiçek ve yaprak açması, ürünlerini tazeleme imkânlarına sahip bulunması gibi çekirdeğe has süreklilik ve enerji kaynağı oluş hali, destanlarda da vardır. Bu bakımdan destanlar, milletlerin geçmişlerindeki diri ve canlı emellerin belirli ülkeler halinde geleceğe aktarılmasında birinci derecede önem taşıyan yazılı veya sözlü belgelerdir.

TÜRK DESTANLARI


Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde “destan” terimi birden fazla nazım şekli ve türü için kullanılmış ve kullanılmaktadır.

           Eski Türk Edebiyatı nazım şekillerinden mesnevîlerin bir bölümü ve manzum hikâyeler, Anonim edebiyatta ve Âşık edebiyatında koşma veya mâni dörtlükleri ile yazılan veya söylenen ferdî, sosyal,tarihi, acıklı veya gülünç olayları tahkiye tekniği ile çeşitli üslûplarla aktaran nazım türüne ve bu yazıda ele alınan kâinatın, insanlığın, milletlerin yaradılışını , gelişimini, hayatta kalma mücadelelerini ve çeşitli olay ve nesnelerle ilgili sebep açıklayan ve Batı Edebiyatında “epope” terimiyle anılan eserlerin tamamı da Türk edebiyatı geleneği içinde “destan” adı ile anılmaktadır.
           Bütün dünya edebiyatlarının başlangıç eserleri olan destanlar, çeşitli konularda yaradılış hikâyeleri yanında, milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış bir kahramanın veya tarih olayının millet muhayyilesinde ortak sembol ve ifadelerle zenginleştirilmiş uzun manzum hikâyeleridir.
           Destanlar her zaman tarihî gerçekleri doğru biçimde nakletmezler. Destanlarda tarihî olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltının, vicdanının istek, beklenti, doğruları ve değerleri ile idealleştirilir. Eski hatıralarla birleştirilerek tarihi gerçekmiş gibi anlatılırlar. Her milletin millî kimlik ve nitelikleri, ortak dünya görüşü, hatıra ve beklentileri yanında kusurları ve yanlışları da destanlarına yansır.
           Cihangirlik tutkusu, kuvvet, binicilik ve savaşçılık yanında verdiği sözde durma , acizlere ve mağluplara hoşgörü ile yaklaşma, yardımcı olma Türk destanlarında dile getirilen ortak değer ve kabullerdir.
           Türk destanları, kâinatın, insanın, kadının ve erkeğin yaradılışı, Türk milletinin doğuşu, çeşitli Türk devletlerinin kuruluş gelişme, çöküşleri, zafer ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebeb açıklayıcı efsaneyi de içinde barındırır.
           İlk örneklerinin manzum olduğu kabul edilen Türk destanlarından Kırgız Türkleri arasında yaşayan Manas destanı dışında bütünüyle günümüze gelebilen örnek bulunmamaktadır.
           Diğer Türk destanları çeşitli kaynaklarda özet,  hatıra, kısaltılmış seçme metinler halinde bulunmaktadır. Türk tarihine ana hatlarıyla bakıldığında Türk hayatı fetihlerle başlamış ve yeni toprakları yurt edinerek gelişmiştir. İlk anayurt olan Orta Asya hiç bir zaman terk edilmemiştir. Türk halkları ilk anayurt olan Orta Asya’dan itibaren dünya coğrafyası üzerinde geniş alana yayılmış ve bugün yedi Türk cumhuriyetinde, pek çok özerk toplulukta ve çeşitli devletlerin idaresinde azınlık halinde yaşamaktadır.
Türk kültürü de tarih ve coğrafyadaki çok boyutluluğa paralel olarak çeşitlenmiş farklı seviye ve birikimlerle zenginleşerek ve farklılaşarak ancak ilk kaynaktan gelen ortaklıklarını sürdürerek günümüze ulaşmıştır. Bu sebeple Türk destanları da tarihî ve coğrafî çok boyutluluğun getirdiği dil ve kültür dairelerine paralel olarak çeşitlenmiştir.
  1. Doğal destan ve yapma destan kavramlarını araştırınız.

 

Doğal Destan: Yazarı belli olmayan, halkın meydana getirdiği destanlardır.  Bunlar daha sonra bir şair tarafından yazıya geçirilmişlerdir.
Yapay Destanlar: Bu destanları oluşturanlar bellidir. Bir şair tarafından doğal destana benzetilerek yazılır. Şair kendi milletinin tarihinden çıkmış olaylara kendi duygu ve düşüncelerini de katarak destanlaştırır. Bu şekle yapay destan denir.
  1. Türk destanları dışında başka milletlerin destanları da var mıdır? Araştırınız.

 

Sümer Destanı    Gılmamış
Yunan Destanları    İlyada ve Odissea
İran Destanı    Şehnâme
Fin Destanı    Kalevala
Hint Destanı    Mahabharata ve Ramayana
Alman Destanı    Nibelungen
İngiliz Destanı    Boewulf
Rus Destanı    İgor
İspanyol Destanı    Le Cid
Fransız Destanı    Chansen de Röland
Japon Destanı    Şinto

İNCELEME

1.ETKİNLİK
a. Oğuz Kağan Destanı’nın olay örgüsünü ve özelliklerini, mekânını ve zamanını aşağıya yazınız.
Oğuz Kağan’ın doğumu
Oğuz Kağan’ın büyümesi
Oğuz Kağan’ın gergedanı öldürmesi
Oğuz Kağan’ın evlenmesi
Oğuz Kağan’ın çocuklarının olması
Oğuz Kağan’ın beyleri bir araya toplaması
Oğuz Kağan’ın rüya görmesi
Oğuz Kağan’ın çocuklarını doğuya ve batıya göndermesi
Oğuz Kağan’ın ülkeyi çocuklarına paylaştırması
Mekân
Mekan olarak Orman ismi geçmektedir.
Zaman
Zaman olarak “bu çağ” kavramı geçmektedir. Belli bir tarih ve dönem adı geçmemektedir. Sadece zamanı ifade eden sabah olunca, sabah, biraz sonra gibi zaman ifade eden kavramlar geçmektedir.

b.    Zaman ne şekilde anlatılmıştır? Örnek vererek açıklayınız.

Metindeki olaylar ve zaman çok hızlı geçmektedir. Zamanın hızlı geçmesi destanların önemli özelliklerinden biridir.
Geldi ana göğsüne, aldı emdi sütünü,
İstemedi bir daha, içmek kendi sütünü
Pişmemiş etler ister, aş, yemek ister oldu!
Ansızın dile geldi, söyler, konuşur oldu!
Kırk gün geçtikten sonra, yürür oynaşır oldu!

 

c.    Mekân nasıl anlatılmıştır? Bu mekânın destandaki işlevi nedir? Belirtiniz.
Metinde belli mekân tasviri yapılmamış. Orman ismi zikredilmiştir. Gün doğusu ve gün Batısı isimleri yer ismi olarak kullanılmıştır.

Bu çağda! Bu yerde!

Bir büyük orman vardı, Oğuz yurdundan içre,
Ne nehir, ne ırmaklar akardı bu orman içre.
Ne çok av hayvanları, ormanda yaşar idi,
Ne çok av kuşları da üstünde uçar idi!
Ormanda yaşar idi, çok büyük bir gergedan,.

 

Sabah olunca gördü, kendinden büyükleri,
Çağırtarak getirtti, kendinden küçükleri.
“Gün, Ay ve Yıldız sizler, gidin gün doğusuna,
Gök, Dağ ve Deniz siz de gidin gün batısına!

 

Mekânlar destanın içeriğine uygun olarak seçilmiştir.

 

2. Etkinlik
a.    İncelediğiniz metinden hareketle destanların nasıl oluştuğunu açıklayınız.
Destanlar bir milletin bütün varlığını: elemlerini, kederlerini, sevinç ve coşkunluklarını kısaca heyecanlarını hareketlendiren bütün duygu ve düşünce yapısını oluşturan zenginlik hazineleridir. Milletlerin millet olma yolundaki çabalarından izler taşır ve bu çabaların hatıraları ile geçmişle gelecek arasındaki zamanı canlı ve taze tutar. Bir çekirdek gibidir; dallanıp budaklanması, çiçek ve yaprak açması, ürünlerini tazeleme imkânlarına sahip bulunması gibi çekirdeğe has süreklilik ve enerji kaynağı oluş hali, destanlarda da vardır. Bu bakımdan destanlar, milletlerin geçmişlerindeki diri ve canlı emellerin belirli ülkeler halinde geleceğe aktarılmasında birinci derecede önem taşıyan yazılı veya sözlü belgelerdir.

 

Destan üç dönemde oluşur:

 

1-Oluş Dönemi:

 

Destanın meydana gelmesi için halkın hayalinde derin iz bırakmış bir olay ve bu olayları yaratan kahramanların olması gerekir. Zamanla kuşaktan kuşağa aktarılan olaylar değişikliğe uğrar, olağanüstü özellikler kazanır. Bu bölüm destanın oluş kısmıdır.

 

2-Yayılma Dönemi:

 

Olağanüstü özellikler kazan destan konusu halk tarafından ağızdan ağıza, nesilden nesile geleceğe taşınır.

 

3-Derleme-Toplama Dönemi:

 

Oluşum ve yayılma safhasını geçen destan artık oluşmuştur. Büyük bir şair, halk arasında anlatılan destan olaylarını toplar, bir araya getir ve bunu sıraya koyarak nazma döker. Böylece millî bir destan ortaya çıkar.

 

b.    Araştırmalarınızdan da faydalanarak doğal destan ile yapma destanı açıklayınız. İncelediğiniz metin hangi gruba girmektedir? Niçin?
Destan Çeşitleri:
Doğal Destan: Yazarı belli olmayan, halkın meydana getirdiği destanlardır.  Bunlar daha sonra bir şair tarafından yazıya geçirilmişlerdir.
Yapay Destanlar: Bu destanları oluşturanlar bellidir. Bir şair tarafından doğal destana benzetilerek yazılır. Şair kendi milletinin tarihinden çıkmış olaylara kendi duygu ve düşüncelerini de katarak destanlaştırır. Bu şekle yapay destan denir.

 

Doğal Destanların özellikleri:

 

  • Manzum hikâyelerdir.
  • Destanlarda olağanüstü olaylar ve olağanüstü özellikte kahramanlar vardır.
  • Destanlar anonim ve sözlü edebiyat ürünleridir.
  • Ağızdan ağıza dolaşmak suretiyle oluşmuşlardır.
  • Destanlarda anlatılan olayların geçtiği yer ve zaman bilinmez.
  • Kahramanlar lider ve kurtarıcı rolündedir.
Oğuz Kağan destanı doğal destan grubuna girmektedir.
c.    Araştırmalarınızdan yola çıkarak Türk destanlarını gruplandırınız. Bu yapılırken tarihî olaylar, sosyal hayat ve olağanüstü ögeler dikkate alınmalı mıdır? Sözlü olarak ifade ediniz.

 

İlk Türk Destanları
 1. Altay – Yakut
Yaratılış destanı
2.Sakalar Dönemi
a.Alp Er Tunga Destanı
b.Şu Destanı
3.Hun Dönemi
Oğuz Kağan Destanı
Atilla Destanı
4.Gök Türk Dönemi
a.Bozkurt Destanı
b.Ergenekon Destanı
5.Uygur Dönemi
a. Türeyiş destanı
b. Göç Destanı
İslamiyet’in Kabulünden Sonraki
1.Karahanlı Dönemi
Satuk Buğra Han Destanı
2.Kazak-Kırgız Kültür Dairesi
Manas destanı
3.Türk-Moğol Kültür Dairesi
Cengiznâme
4.Tatar-Kırım
Timur ve Edige Destanları
5.Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı Dönemleri
a. Seyid Battal Gazi Destanı
b. Danişmend Gazi Destanı
c. Köroğlu Destanı
d.    Türk destanlarını birbiriyle ve diğer kültürlerin destanlarıyla tema ve kişiler bakımından
karşılaştırınız. Bunların benzer ve farklı yönlerini belirtiniz.
Destanlar genel olarak kahramanlık teması üzerine kurulur. Bu yönden diğer milletlerle tema yününden Türk destanlarının benzer yönü vardır. Türk destanlarındaki kişiler diğer milletlerin destanlarındaki kişiler kadar sırada dışı değildir. Türk destanlarındaki kişiler insan vasıflarına daha yakındır. Diğer milletlerdeki destan kahramanlarının çoğu hayvan-insan karşımı olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

3. Etkinlik
Oğuz Kağan Destanı’nda geçen olağanüstü ögeleri aşağıya yazınız. Bu ögeler zamanda, mekânda, olay örgüsünde, kişilerde nasıl ifade edilmiştir? Sözlü olarak belirtiniz.

 

Oğuz Kağan’ın bir anda büyümesi
Gökten ışıkla inen kadınla ve ağaç kavuğundaki kadınla evlenmesi
Bir anda çocuklarının olması
Geldi ana göğsüne, aldı emdi sütünü,
İstemedi bir daha, içmek kendi sütünü
Pişmemiş etler ister, aş, yemek ister oldu!
Ansızın dile geldi, söyler, konuşur oldu!
Kırk gün geçtikten sonra, yürür oynaşır oldu!
……………

Oğuz Kağan bir yerde, Tanrı’ya yalvarırken:
Karanlık bastı birden, bir ışık düştü gökten!
Öyle bir ışık indi, parlak aydan, güneşten!
Oğuz Kağan yürüdü, yakınına ışığın,
Oturduğunu gördü, ortasında bir kızın!
Bir ben vardı başında, ateş gibi ışığı,
Çok güzel bir kızdı bu, sanki Kutup Yıldızı!
Öyle güzel bir kız ki gülse gök güledurur!
Kız ağlamak istese, gök de ağlayadurur!
Oğuz kızı görünce, aklı gitti beyninden
Kıza vuruldu birden, sevdi kızı gönülden
Gebe kalmış idi kız, gün geceler dolunca,
Gözleri aydın oldu, üç oğlancık doğunca.
Birinci oğlancığa, Gün adını koydular.
İkinci oğlanaysa, Ay adını buldular.
Yıldız olsun üçüncü, diye memnun oldular.
Ava gitmişti bir gün, ormanda Oğuz Kağan,
Gölün ortasında bir, tek ağaç uzuyordu.
Ağacın kovuğunda, bir kız oturuyordu
Oğuz kızı görünce, aklı başından gitti,
Nedense yüreğine, kordan bir ateş girdi,
Birinci oğlancığa, Gök adını koydular,
İkinci oğlanaysa, Dağ adını buldular,
Deniz olsun üçüncü, diye memnun oldular.
Oğuz bunu duyunca, ilinde soy soylattı,
Toy yaptı, şölen verdi, çok büyük toy toylattı!
Yarlık verdi iline…

Emir verdi Oğuz Han, kendinin iç iline,
Toplandı halk sözleşti, koştu onun eline.
4. ETKİNLİK
Dört gruba ayrılınız. Oğuz Kağan Destanı’nın temasını bulunuz. Temanın; birinci grup tarihle, ikinci grup insanlıkla, üçüncü grup mitolojiyle ve dördüncü grup da hayatla ilişkisini tartışsın. Sonuçları aşağıya yazınız.
Oğuz Kağan Destanı’nın teması: Kahramanlık
Tarihle İlişkisi: İslamiyet öncesi Türkler savaşçı bir millet oldukları için işlenin tema ile tarih arasında bir ilişki vardır.
İnsanlıkla İlişkisi: Oğuz Kağan’ın Türk beylerini bir araya toplayarak onlara fikir danışması, oğullarını eğitmesi destanın gerçekle olan ilişkileridir. Oğuz Kağanın bu davranışı insani olan davranışlardır.  Tema kahramanlık olduğu için insani ilişkilerin iyi olması savaşların kazanılmasında önemli bir unsurdur.
Mitoloji ile ilişkisi: Oğuz Kağan destanında kadın, ağaç, ışık, rüya, ok-yay, uluğtürk gibi birçok mitojik öge vardır. Bu yönden destan mitoloji ile yakından ilişkisi vardır.
Hayatla ilişkisi: Oğuz Kağan destanı hayatın içinde olan bir destandır. Bir aile yaşamı vardır. Bu yönüyle hayatla ilişki içindedir.

 

ANLAMA VE YORUMLAMA
5. Etkinlik
a. Roman, hikâye ve destanı; kişi, tema ve anlatım bakımından karşılaştırınız. Sonuçları söy leyiniz.
Roman
Hikâye
Destan
Kişi Gerçek kişiler Gerçek kişiler Olağanüstü özelliklere sahip kişiler
Tema Her türlü tema Her türlü tema Kahramanlık
Anlatım Kurmaca anlatım Kurmaca anlatım Kurmaca anlatım

 

b. Destanın kurmaca olup olmadığını nedenleriyle birlikte açıklayınız.
Destan kurmacadır. Çünkü olaylar anlatılırken abartılmış, kahramana olağan üstü özellikler yüklenmiştir.
c.    Destanda edebî bir dil var mıdır? Varsa bunu örneklendiriniz.
Destanlarda belli bir edebî dil vardır. Çünkü destanlar genel olarak manzum olarak söylenirler. Bu yapılırken ise edebî bir kullanılmasını gerektirir. Edebî dili olan şiirlerin ezberlenmesi ve akılda kalması daha kolaydır.

 

6. Etkinlik
a.    Oğuz Kağan’ın tarihî gerçeklikte karşılığı var mıdır? Belirtiniz.
Oğuz Kağan tarihi gerçeklikte karşılı vardır. Oğuz Kağan Türklerin meşhur hükümdarı Mete Han’dır.
b.    Metinden hareketle Oğuz Kağan’ın tanrı ya da tanrılarla ve olağanüstü güçlerle ilişkisi olup
olmadığını örnekler vererek anlatınız.
Oğuz Kağan’ın tanrılar ve olağanüstü güçlerle ilişkisi yoktur. O dünyada tanrının ona verdiği görevi yapmakla görevli olduğunu düşünmektedir.
c.    Destandaki diğer kişilerin, olay örgüsündeki işlevini ve özelliklerini tartışarak yorumlayınız.
Destanlardaki diğer kişilerin olay örgüsündeki işlevi Oğuz Kağan’ın görevleri anlatılırken onu tamamlamaktır. Birine fikir danışacaksa Uluğtürk ona yardımcı olacak,  ölünce oğulları ülkeyi onun adına yönetecek gibi
d.    Seyrettiğiniz olağanüstü özellikler içeren bir filmi anlatınız. Bunu, okuduğunuz destanla
karşılaştırınız. Destan temasının insandaki evrensel özellikleri yansıtıp yansıtmadığını belirtiniz.
e.    Okuduğunuz destanları yapı, tema, dil ve anlatım bakımından karşılaştırınız. Sonuçları
maddeler hâlinde defterinize yazınız.

 

7. ETKİNLİK

 

Yukarıdaki metni inceleyerek aşağıdaki soruları cevaplayınız.

1.    Destan anlatıcısının özellikleri ve bakış açısını (toplumda zümreleşmenin gerçekleşmediğini
göz önünde bulundurarak) tespit ediniz. Destan kim tarafından kime anlatılmaktadır?
Destan anlatıcı, metinde olan bütün olayları bilen bir kişiliktir. Biz buna tanrısal bakış açısı diyoruz.

2.    Destanlardaki ses, kelime ve cümle özelliklerini karşılaştırınız. Sonuçları belirtiniz.
Destandaki kelimeler destanın içeriğine uygun olarak seçilmiştir. Cümleler kısa ve özdür. Konuşma havasında bir anlatımı vardır.

3.    Destan dilinin oluşumunu ve destan dilindeki mitolojik ögelerin, dinî törenlerin, musikinin
ve hayatla mücadelenin etkilerini inceleyiniz. İnceleme sonuçlarını defterinize yazınız.
Destanlar, eski çağlarda ezgiye eşlik etmeye en uygun biçimde, çoğunlukla nazımla düzenlenmiştir. Epik şiirin en güzel örnekleri olan destanlarda olağanüstü olayla rın, doğaüstü kahramanların, Tanrı’ların savaşlarının yanı sıra; eski çağ insanlarının inanışları, yaratılış ve varoluş konusundaki düşünceleri; ulusların özlemleri ve düş leri de dile getirilir. Destanlar insanların olayları dinleme ve anlatma gereksinimin den dolayı kuşaktan kuşağa yayılmıştır. Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatları nı; aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz. Destanlar her zaman tarihî gerçekleri doğru biçimde nakletmezler. Destanlarda tarihî olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltının, vicdanının istek, beklenti, doğruları ve değerleri ile idealleştirilir. Eski hatıralarla birleştirilerek tarihi gerçekmiş gibi anlatılırlar. Her milletin millî kimlik ve nitelikleri, ortak dünya görüşü, hatıra ve beklentileri yanında kusurları ve yanlışları da destanlarına yansır.
  1. Destan diliyle doğal dili karşılaştırınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

Destan dili olayları abartarak anlatırken, doğal dil olanı olduğu gibi anlatır. Destan manzum olarak olayları anlatırken, doğal dil nesir şeklindedir. Destan dilinde kahramanca bir hava varken, doğal dilde günlük dillin özellikleri hâkimdir.

  1. Sınıfa getirdiğiniz hikâye ve romandan bir bölüm okuyunuz, destanı, romanı ve hikâyeyi dil ve anlatım bakımından karşılaştırınız. Sonuçları defterinize yazınız.
  2. İncelediğiniz destanlarda insanlar arasında bir iş bölümü göze çarpıyor mu? Hayal gücü ve duygusallık mı yoksa akıl mı ön plandadır? Sözlü olarak ifade ediniz. Destanda öğretici metin işleviyle sanat metni işlevinin bulunup bulunmadığını tartışınız. Sonuçları belirtiniz.
  3. Destanda tarihî olay ve kişiler hayal gücüyle zenginleştirilmiş olabilir mi? Destanı, dönemin tarihî, siyasi ve kültürel yapısıyla ilişkilendirerek değerlendiriniz.
Destanlar yazılı olmadıkları için devirden devire aktarılırken anlatıldığı dönemin özelliklerine göre hayal gücüyle zenginleştirilmiştir.
  1. Oğuz Kağan ve Kalevala destanlarını tema ve kişiler bakımından karşılaştırınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
İki destanda da kahramanlık teması işlenmiştir. İki destan kahramanı da ülkesini birleştirip kurtarıcı görevi üstlenmişlerdir.
  1. Destanların günümüz edebiyatına yansımalarını belirtiniz.

Destanlar, kahramanlığı anlatan şiirler, romanlar, hikayelerin temelini oluşturmaktadır. Bu yönden destanlar önemli bir metin türüdür.

  1. İncelenen destanlardan hareketle destanların özellikleriyle ilgili genellemeler yapınız.
  • Manzum hikâyelerdir.
  • Destanlarda olağanüstü olaylar ve olağanüstü özellikte kahramanlar vardır.
  • Destanlar anonim ve sözlü edebiyat ürünleridir.
  • Ağızdan ağıza dolaşmak suretiyle oluşmuşlardır.
  • Destanlarda anlatılan olayların geçtiği yer ve zaman bilinmez.
  • Kahramanlar lider ve kurtarıcı rolündedir.

 

  1. İncelenen destanlardan hareketle sözlü edebiyatın özellikleriyle ilgili genellemeler yapınız.

 


SÖZLÜ DÖNEMİN ÖZELLİKLERİ


 

Bu döneme ait yazılı eser yok denecek kadar azdır. Bu dönemde Türkler, göçebeliğe dayanan günlük hayatlarında ve özellikle düzenledikleri törenlerde (sığır: av töreni; şölen: ziyafetler; yuğ: ölüm töreni) bir araya geldiklerinde “ozan”, “kam” veya “baksı” denilen şairler “kopuz” denilen saz eşliğinde “koşuk”lar ve “sagu”lar söylerlerdi.
  • Bu dönemde Türkler hiçbir milletle kültür alışverişi yapmadığı için ürünlerin dili saf bir Türkçedir.
  • Bu dönemin şiirlerinde (sagu, koşuk, destan) ölçü olarak hece, kafiye olarak da yarım kafiye tercih edilmiştir.
  • Sözlü gelenek yoluyla nesilden nesile aktarılmıştır.
  • Bu dönemde düşünce ve hayaller şiirle anlatılmıştır.
  • Şiirlerin nazım birimi dörtlüktür.
  • Dil sadedir.
  • Bu dönemdeki ürünler düzenlenen törenlerde (sığır: av töreni; şölen: ziyafetler; yuğ: ölüm töreni) ortaya çıkmıştır.
  • Şiirler kopuz denilen saz eşliğinde söylenir.
  • Daha çok somut konular işlenmiştir.
  • Kahramanlık, savaşlar, tabiat ve aşk konuları işlenir.
  • Şairlere ozan, kam, baksı, oyun, şaman gibi adlar verilir.
8. Etkinlik
Destanlar günümüz edebiyatını etkilemiş midir? Günümüzdeki eserlerde destanlardan ne şekilde faydalanılabilir? Düşüncelerinizi örnekler vererek açıklayınız.
Destanlar günümüz edebiyatını teması yönünden etkilemiştir.  Bugün birçok roman, hikâye veya şiir gibi türlerde olağanüstülükleri, abartılı anlatımları ve kahramanlık temasını çok sık görmekteyiz.

 

DEĞERLENDİRME
a. Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
(  D ) Destanlar doğal destan ve yapma destan olmak üzere ikiye ayrılır.
( D  ) Destanlarda olağanüstü ögeler oldukça fazladır.
(  D ) Destanlar dönemin siyasi ve kültürel yapısıyla doğrudan ilgilidir.

 

b. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce vaplayınız.
1. Aşağıdakilerden hangisi destan dönemi sözlü edebiyat ürünlerinden birideğildir?
A) Roman        B) Koşuk        C) Destan D) Sav    E) Sagu

 

2. Aşağıdakilerden hangisinde İslamiyet öncesi Türk destanları bir arada verilmiş tir?
  1. Türeyiş Destanı – Göç Destanı
  2. Ergenekon Destanı – Manas Destanı
  3. Köroğlu Destanı – Şu Destanı
  4. Alp Er Tunga Destanı – Köroğlu Destanı

 

E)    Manas Destanı – Oğuz Kağan Destanı

 

c. Aşağıdaki boş bırakılan yeri uygun sözcükle doldurunuz.

Destan teması insandaki KAHRAMANLIĞA özgü özellikleri ifade eder.

C- Yazılı Edebiyat (Köktürk Yazıtları, Uygur Metinleri)

HAZIRLIK
  1. Yazının kullanılması bize ne gibi kolaylıklar sağlamıştır, tartışınız. Sonuçları maddeler hâlin de yazarak sınıf panosuna asınız
Bilgilerin unutulmasını önlemiştir.
Geçmişi geleceğe taşımıştır.
Kültürün taşıyıcılığını yapmıştır.
Birbirimizi daha iyi anlamamızı sağlamıştır.
Teknolojik gelişmelerin önünü açmıştır.
Bilgilerin çabuk öğrenilmesini sağlamıştır.
  1. Köktürk Yazıtları’yla ilgili bir sunum hazırlayınız ve bunu sınıfta gösteriniz.
  2. Köktürk Yazıtları’yla bulunduğu yeri ve yazıların özelliklerini araştırınız.

 

Türk yazılı edebiyatının ilk örnekleri Orhun Yazıtları’dır. Orhun Yazıtları, Göktürk İmparatorluğu’nun ünlü hükümdarı Bilge Kağan devrinden kalma üç adet yazılı dikilitaştır. Moğolistan’ın kuzeyinde, Baykal gölünün güneyinde, Orhun ırmağı vadisindeki Koşo Saydam gölü yakınlarındadır.

GÖKTÜRK (ORHUN) YAZITLARININ ÖZELLİKLERİ


 

  • Türklerin bulunan ilk yazılı metinleridir.
  • Bu metinler doğu Göktürklerin tarihine ışık tutar.
  • Söylev türünde yazılmıştır.
  • Kitabelerde oldukça gelişmiş ve işlenmiş bir dil kullanılmıştır.
  • Türk dilinin gelişmişlik düzeyine ilişkin etraflı bilgiler edinilebilir.
  • Hem dinî hem de din dışı konular işlenmiştir.
  • Tarih, coğrafya ve edebiyata kaynak olacak niteliktedir.
  • Türk tarihini, toplumun yaşam biçimini, dünyaya bakış tarzını ortaya koyar.
  • Kitabelerde idarecilerin ve sultanların halkı aydınlatması, yaptıklarının hesabını halka vermesi söz konusudur.
  • Kitabeleri 1893’te Wilhelm Thomsen okumuştur.
  • Bir yüzleri Göktürk alfabesiyle, diğer yüzleri Çince yazılmıştır.

İNCELEME

Kül Tigin Abidesi
(Güney yüzü) Günümüz Türkçesiyle
(1)    Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamıyla işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki Şadpıt beğleri, kuzeydeki Tarkat, Buyruk beyleri, Otuz Tatar…
  1. Dokuz Oğuz beyleri milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle: Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tabidir.
  2. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otur sa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung Ovası’na kadar ordu sevk ettim, Tibet’e ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersin’e kadar ordu sevk ettim, Tibet’e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci Nehri’ni geçerek
  3. Demir Kapı’ya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından daha iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile
  4. anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş.
  5. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk mil leti, öleceksin!
  6. Güneyde Çoğay ormanına, Tögültün Ovası’na konayım dersen Türk milleti, öleceksin. Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir deyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına gidip, çok insan öldün!
  7. O yere doğru gidersen Türk milleti öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiçbir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. Türk milleti, tok luğun kıymetini bilmezsin. Açlık, tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin.
(9)    Öyle olduğun için, seni beslemiş olan Kağan’ının sözünü almadan her yere gittin. Hep orda  mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla her yere hep zayıflayarak, ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için, kağan oturdum.
(10) Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa bu sözümde yalan var mı? Türk beyleri, milleti, bunu işittin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burda vurdum.
(11) Yanılıp öleceğini yine burda vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum. Ona bakarak bilin. Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mı yanılacak sınız? Ben ebedî taş yontturdum.. Çin kağanından re simci getirdim, resimlettim. Benim sözümü kırmadı.
(12) Çin kağanı maiyetindeki resimciyi gönder di. Ona bambaşka türbe yaptırdım. İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Aş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum… On Ok oğluna, yabancına kadar bunu görüp bilin.
(13) Ebedî taş yontturdum… İl ise şöyle daha erişilir yerde ise işte öyle erişilir yerde ebedî taş yont turdum, yazdırdım. Onu görüp öyle bilin.

 

1.ETKİNLİK
a. Okuduğunuz metin parçasının dil ve anlatım özelliklerini belirleyerek aşağıdaki bölüme yazınız.
Metinin yazıldığı döneme göre oldukça sade bir dili vardır. Metin kısa ve özlü bir anlatımla sahiptir. Sağlam ve ilgi çekici bir üslubu vardır. Metinin anlatımında söylev havası hâkimdir.

 

b. Metin; dil, anlatım, tema, duyuş ve zevk bakımından eski Türklerin özelliklerini yansıtıyor mu? Metinde döneme özgü bu özelliklere nasıl yer veriliyor? Düşüncelerinizi belirtiniz.
Eski Türkler tek tanrılı bir dine inanıyorlardı. Yaptıkları her işte hesap verme duyguları vardı. Bu metinde de hükümdar halkına hesap vermektedir. Halkı için neler yaptığını anlatmaktadır.

 

2. Etkinlik
a. Okuduğunuz metin parçasında Köktürklere ait özellikleri tespit ederek aşağıdaki kavram haritasına yazınız.
1.  Avcılık yaparlar.
2. Altını, gümüşü ve ipeği işlemesini biliyor.
3. Savaşçı bir millettir.
4. Bilgili insanlardır.
5. Yaptıkları her işte hesap verirler.
6. Fakirlere yardım yaparlar.
7. Hakanlarının söylerine sadıktırlar.
8. Tek tanrılı bir dine inanmaktadırlar.
9. Çinlilerle ilişki içindedirler.
10. Yazıyı kullanmasını biliyorlar.
b. Türklere ait yazılı kaynakların en önemlileri hangileridir? Bu önem neden kaynaklanmak tadır? Niçin? Düşüncelerinizi belirtiniz.
Yazıtların üçü çok önemlidir. Çünkü Yazıtlar Türk dili, tarihi, edebiyatı, sanatı, töresi hakkında önemli bilgiler vermektedirler. Türk ve Türkçe adı, ilk kez Doğu Göktürkler dönemine ait bu yazıtlarda geçmektedir. İki taştan oluşan Tonyukuk 720, Kültigin 732, Bilge Kağan 735 yılında dikilmiştir. Kültigin yazıtı, Bilge Kağan’ın ağzından yazılmıştır. Kültigin, Bilge Kağan’ın kardeşi, Tonyukuk ise veziridir. Anıtların olduğu yerde yalnızca dikilitaşlar değil, yüzlerce heykel, balbal, şehir harabeleri, taş yollar, su kanalları, koç ve kaplumbağa heykelleri, sunak taşları bulunmuştur.

KÜLTİGİN ANITI


3,35 metre yükseklikte, kireçtaşından yapılmış ve dört cephelidir. Doğu-batı cephelerinin genişliği aşağıda 132, yukarıda 122 santimetredir. Kuzey-güney cepheleri de aşağıda 46, yukarıda 44 santimetredir. Üst kısım kemer şeklinde ve yukarıda beş kenarlı olarak bitmektedir. Anıttaki satırların uzunluğu 235 santimetredir. Yazıtın doğu yüzünde 40; güney ve kuzey yüzlerinde 13’er satır Göktürk harfli Türkçe metin vardır. Batı yüzünde ise, devrin Tang İmparatoru’nun Kültigin’in ölümü dolayısıyla gönderdiği Çince mesajına yer verilmiştir. Batı yüzde Çince yazılar dışında yazıta sonradan eklenmiş Göktürk harfli iki satır bulunmaktadır. Yazıtın kuzeydoğu, güneydoğu, güneybatı yüzlerinde de Göktürk harfli Türkçe metinler mevcuttur. Kültigin yazıtında Göktürk tarihine ait olaylar, Bilge Kağan’ın ağzından nakledilerek birlik, bütünlük mesajı verilir. Yazıtın doğu, kuzey ve güney yüzlerinin yazıcısı, Yollug Tigin, batı yüzünün yazıcısı ise, Tang İmparatoru Hiuan Tsong’ın yeğeni Çang Sengün’dür. Kültigin yazıtının doğu yüzünde, bütün Türk boylarının ortak damgası olduğu sanılan dağ keçisi damgasına; doğuya ve batıya bakan “tepelik” kısımlarında ise, kurttan süt emen çocuk tasvirlerine yer verilmiştir. Yazıt, geçen yaklaşık 1300 yıllık süreç içinde önemli ölçüde tahrip olmuştur. Zira yazıtın doğu ile kuzey yüzlerini birleştiren kısım yıldırım düşmesi sonucunda parçalanmıştır. Orijinalinde kaplumbağa kaide üzerinde bulunan yazıt, bu kaidenin de parçalanması üzerine 1911 yılında, sunak taşından kesilen granit bir blok üzerine oturtulmuştur.


BİLGE KAĞAN ANITI


Kültigin Anıtının bir kilometre uzağındadır. 734 yılında ölen Bilge Kağan adına oğlu Tenri Kağan tarafından yaptırılan bu anıt 735 yılında dikilmiştir. Yazıtta Bilge Kağan’ın ağzından devletin nasıl büyüdüğü anlatılmakta ve Kültigin’in ölümünden sonraki olaylar ilave edilmektedir. Ayrıca kağanın konuşmasından başka yeğeni Yuluğ Tigin’in kayıtları da yer almaktadır. Yaklaşık 3,75 metre yüksekliğinde olan yazıt, dört cephelidir. Yazıtın doğu yüzünde 41, kuzey ve güney yüzlerinde 15’er satır Göktürk harfli Türkçe metin bulunmaktadır. Batı yüzünde ise, Çince bir metne yer verilmiştir. Batı yüzün tepelik kısmının ortalarına da Göktürk harfli Türkçe manzum metin yazılmıştır. Yazıtın güneydoğu, güneybatı ve batı yüzlerinde de Göktürk harfli Türkçe küçük metinler bulunmaktadır. Yazıtta olayları nakleden, öğütler veren Bilge Kağan’dır. Yazıta Kültigin’in ölümünden sonraki olaylar da ilave edilmiştir.


TONYUKUK ANITI


Tonyukuk anıtı dört cepheli iki dikilitaş halindedir. Yazılar, diğer taşlara göre daha silik durumdadır. Tonyukuk, Bilge Kağan’ın babası İlteriş Kağan’ın amcası Kapgan Kağan’ın ve Bilge Kağan’ın baş veziri idi. Bu anıtı ihtiyarlık devrinde kendisi diktirmiştir ve yazılar da kendisine aittir. Taşlarda Göktürklerin Çin esaretinden nasıl kurtulduğu, kurtuluş savaşının nasıl yapıldığı ve Tonyukuk’un neler yaptığı anlatılır. Birinci yazıt, 243 cm; ikinci yazıt ise, 217 cm yüksekliğindedir. Birinci yazıtta 35, ikinci yazıtta 27 satır Göktürk harfli Türkçe metin bulunmaktadır.

Göktürk Yazıtları’nda, Göktürk tarihi konu edinilir. Devletin güçsüzleşmesi, Türk ulusunun bağımsızlığını yitirip Çin egemenliği altına girmesi, sonra yeniden güçlenmesiyle ilgili gelişmeler ve bunların nedenleri üzerine durulur. Bu tarihi olayların anlatımında kullanılan Türkçe, oldukça gelişmiş bir kültür dili olarak karşımıza çıkmaktadır.
Göktürk Yazıtları üzerine Şemseddin Sami, Hüseyin Namık Orkun, Nihal Atsız, Muharrem Ergin gibi Türkologlar çalışma yapmıştır.
3. Etkinlik

a.    Köktürk Yazıtları’ndaki tarihî ve siyasi olayların tarih kitaplarında nasıl anlatıldığını belirtiniz.

b.    Köktürk Yazıtları’nın Türk tarihi açısından önemini açıklayınız.
Türklerin bilinen ilk yazılı belgeleri oldukları için bu yazıtlar çok önemlidir.
c.    Köktürk Yazıtları’ndaki temel düşünce nedir? Köktürk Yazıtları’nın hangi konuları içerdiğini yorumlayınız.

Bu yazıtlardaki temel düşünce halka hesap verme düşüncesidir. Bu yazıtlar hesap verme, düşmandan korunma, tedbir alma, birlikte yaşama, geleceğe mesaj verme gibi konular üzerinde durmaktadır.

ANLAMA VE YORUMLAMA

 

4. Etkinlik
a. Aşağıda İslamiyet öncesi yazılı Türk edebiyatına ait ilk alfabe ve metin örnekleri verilmiştir. Metinlerden hareketle yazılı dönemin eserlerini gruplandırarak aşağıdaki bölüme yazınız.
1.    Metin
Latin Alfabesiyle Yazılmış Köktürkçe Metin
Tengri teg Tengride bolmış Türk Bilge Kagan bu ödke olurtum. Sabımın tüketi eşidgil. ülayu ini yigünüm oglanım biriki oguşum budunum biriye şadpıt begler yırıya tarkat buyruk begler Otuz (Tatar…)
Latin Alfabesiyle Yazılmış Türkiye Türkçesi Metni
Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamıyla işit. Bilhassa
küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki şadpıt beğleri, kuzeydeki tarkat,
buyruk beyleri, Otuz Tatar
Köktürk Alfabesiyle Yazılmış Köktürkçe Metin
2.    Metin
Latin Alfabesiyle Yazılmış Uygurca Metin
Bu buyan edgü kılınç – nıng tüş – inte burkan kutın bulup men kamala anantaşiri kininte bud ködürmeçe tınlıglar oglarınga bulturayın nırvanıg ang üslünçü – sinte
Latin Alfabesiyle Yazılmış Türkiye Türkçesi Metni
Bu iyilik ve iyi amelin karşılığında burkan saadetini bulup ben Kamala Ananta-Şri sonunda ayakta dolaşan canlıların oğlanlarına tam göçerken nirvanayı buldurayım.
Uygur Alfabesiyle Yazılmış Uygurca Metin
  1. Edebî metinler
  2. Dinî metinler
b.    Yukarıdaki Uygur dönemine ait metnin içeriğini belirtiniz.
Uygur dönemine ait metinler dini içerikli metinlerdir
c.    Araştırmalarınızdan faydalanarak yazılı belgelerin bulundukları yerleri ve yazıların özelliklerini açıklayınız.
Orhun Yazıtları’nı ilk kez 1889 yılında Rus tarihçi Yardintsev bulmuştur. 1890’da bir Fin heyeti, 1891’de de bir Rus heyeti burada incelemelerde bulunmuştur. Bu heyetler yazıları çözememişlerdir. Fakat 1893 yılında Danimarkalı bilgin Wilhelm Thomsen, 38 harfli alfabeyi çözerek yazıtları okumayı başarmıştır. Alfabenin dördü sesli, otuz dördü sessiz harften oluşur. Yazıda harfler birbirine birleştirilmez, kelimeler de birbirlerinden iki nokta konularak ayrılır. Sağdan sola ve yukarıdan aşağıya yazılır. Orhun Yazıtlarında yazılar yukarıdan aşağıya yazılmış ve sağdan sola doğru istiflenmiştir.
5. Etkinlik
İncelediğiniz metinlerden hareketle döneme özgü hangi özelliklerin esere yansıdığını örnekler vererek açıklayınız.
Dini inançlar, ilişki içinde olunan ülkeler, kullanılan dilin özellikleri, kullanılan alfabeleri eserlerde görmek mümkündür.
6. Etkinlik
a.    İki gruba ayrılınız. Birinci grup; Köktürk Yazıtları’nı günümüze göre, ikinci grup ise yazıldığı döneme göre değerlendirsin.
b.    Yazıtlardaki yaşam mücadelesini, hâkimiyet isteğini ve birlikte yaşama arzusunu tartışınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
DEĞERLENDİRME

 

a.    Aşağıda boş bırakılan yerlere uygun sözcükler getiriniz.
TONYUKUK, KÜLTİĞİN VE BİLGE KAĞAN adına dikilen Köktürk
Yazıtları 720-734 yılları arasında yazılmıştır.
b.    Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
(Y) Türk edebiyatının ilk yazılı metinleri Uygurca ile yazılmıştır.
(D) İslamiyet öncesi yazılı Türk edebiyatı iki gruba ayrılır.
(D ) İslamiyet öncesi yazılı Türk edebiyatı metinlerinde döneme ait özellikler vardır.
(Y) Köktürk Yazıtları dinî ve sosyal içerikli metinlerdir.
c. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruyu ce vaplayınız.
1. Köktürk Yazıtları’yla ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
  1. Uygur Devleti’yle Köktürk Devleti’nin Çinlilere karşı verdiği mücadele anlatılır.
  2. Yazıtlarda edebî bir dil kullanılmıştır.
  3. Köktürk Devleti’nin tarihine ışık tutar.
  4. Köktürk alfabesi ile yazılmıştır.

 

E)    Köktürk Yazıtları, Tonyukuk, Kül Tigin ve Bilge Kağan adına dikilmiştir.

 

ÜNİTE SONU DEĞERLENDİRMESİ

 

a.    Destanların oluşum aşamalarıyla ilgili aşağıdaki boş bırakılan yerleri uygun sözcüklerle doldurunuz.
1.    Aşama: Halkı derinden etkileyen bir OLAYIN yaşanması,
  1. Aşama: Bu felakete karşı koyan ve halkı kur taran bir KAHRAMANIN ortaya çıkması,
  2. Aşama: Toplum belleğinde derin izler bırakan bu olay ve kahramanların destani öykülerinin HALK tarafından parçalar (epizotlar) hâlinde sözlü olarak söylenip yayılması,

 

4.    Aşama: Güçlü bir şairin çıkıp bu uzun öyküleri  MANZUM OLARAK yeniden yazması.

 

b.    Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise

“D”, yanlış ise “Y” yazınız.

(D ) Sözlü edebiyatta “tabiat, kahramanlık, savaş, yurt sevgisi, ahlak, dinî inanışlar” gibi ko nular ele alınmıştır.
( Y) İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatında söz lü gelenek ve kültür hâkim değildir.
( D) İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatında şiir lerde eski Türklerin yaşayış, inanış, gelenek ve göreneklerinin yansıması görülür.
c. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce vaplayınız.
1. İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı nazım şekillerinden olan ve ölen kişilerin ardın dan söylenen, onun iyiliklerini ve erdem lerini dile getiren şiirler aşağıdakilerden hangisidir?
A) Destan    B) Sagu    C) Sav   D) Koşuk    E) Mersiye

 

2. Aşağıdakilerden hangisi İslamiyet’in ka bulünden önceki döneme ait Türk edebi yatı ürünlerinden biri değildir?
A) Sav    B) Sagu    C) Destan  D) Koşma    E) Koşuk

 

3. Aşağıdaki tarihî kişilerden hangisi ile destan kahramanı Oğuz Kağan arasında bir benzerlikten söz edilebilir?
A) Atilla     B) Mete     C) İlteriş Kağan D) Kül Tigin        E) Bilge Kağan
3.   ÜNİTE

1. XI – XII. Yüzyıllarda İslamiyet ve Türk Kültürü
1. XI – XII. Yüzyıllarda İslamiyet ve Türk Kültürü
HAZIRLIK
1.    Toplumda meydana gelen inanca bağlı değişiklikler sosyal hayatı bütünüyle etkiler, değiştirir. Uygurlar Mani dinini kabul ettikten sonra yerleşik hayata geçmiş ve savaşçı özelliklerini kaybetmişlerdir. Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra da sosyal hayatlarında birçok değişiklik olmuştur. Sizce İslamiyet öncesi Türk kültürü ile İslamiyet sonrası Türk kültürü arasındaki benzerlik ve farklılıklar nelerdir? Araştırınız.
İslâmiyet, bu dini kabul eden Türklerin duyuş ve düşünüşünü, dünya görüşünü, yaşayış tarzını değiştirmiştir. Bu dönemde kentlerin ve kentsel yaşamın oluşması sonucunda toplumda tabakalaşma meydana gelmiş, bu da Arap ve Fars kültür lerinin yüzyıllar boyunca beslediği büyük bir zevk ayrılığını doğurmuştur.
Gerçekten kentlerde, medrese ve saray çevresinde oluşan yüksek zümre ede biyatı, gerek dil gerek içerik gerekse ölçü ve biçim bakımından yeni uygarlığın etki sine hızla girmiştir. Halkın edebiyatı ise içerik bakımından değişmekle birlikte dil, ölçü ve biçim yönlerinden eski geleneğine bağlı kalarak gelişmesini sürdür müştür. Böylece Türk edebiyatı, aydınlar için ayrı, halk için ayrı olmak üzere iki kolda gelişme göstermiştir.
Genellikle medrese öğrenimi gören ve İslâmî bilimleri öğrenen yüksek zümre şairleri, Fars edebiyatını örnek almakla birlikte, aynı konu ve temaları, aynı ölçü ve biçimleri kullanarak, kendi üslûplarının damgasını taşıyan klâsik bir edebiyat meydana getirmeyi başarmışlardır. Geçen yıl örneklerini gördüğünüz bu Klâsik Türk Edebiyatı’nı, ileride daha geniş olarak inceleyeceğiz.
İslâmiyet’in Türk edebiyatı üzerindeki etkilerini belirtirken tasavvuf düşüncesine de değinmek gerekir. Bu İslâm mistisizminin özellikle Türk Halk Edebiyatı içinde Dinî – Tasavvufî Türk Edebiyatı diye ayrı bir dal oluşturduğunu, yine geçen yılki derslerinizden biliyorsunuz.
Demek ki İslâmiyet, toplumda bir zevk ayrılığına yol açmakla birlikte, Türk ede biyatının birtakım yeni değerler kazanarak zenginleşmesinde ve böylece çok yön lü bir gelişme göstermesinde etkili olmuştur.
2.    Sınıfta dört gruba ayrılarak aşağıdaki etkinlikleri paylaşınız.
a.Köktürk Devleti, alfabesi ve kültürü hakkında araştırma yapınız.
b.Uygur Devleti, alfabesi ve dini hakkında araştırma yapınız.
c.Karahanlı Devleti, alfabesi ve dini hakkında araştırma yapınız.
d.Köktürk, Uygur ve Karahanlı kültürünün birbiriyle etkileşimini araştırınız. Araştırma sonuçlarını sözlü olarak ifade ediniz.
3.    Araştırılan konulardan hareketle, Türklerin İslamiyet’in kabulüyle sosyal, siyasi, kültürel ve dil alanlarında gerçekleştirdikleri değişiklikleri belirleyiniz ve bu değişiklileri sınıfta kısa ve özlü biçimde ifade ediniz.
İslâm uygarlığının etkisi altına ilk giren Türkler, Türkistan ve Maveraünnehir’de yerleşen Karahanlılar (840-1212) ile İran, Horasan ve Maveraünnehir’de yerleşen Büyük Selçuklular (1040-1207)dı. Bu nedenle ilk İslâmî eserler, Anadolu dışında, Kaşgâr, Buhara, Semerkant gibi kültür merkezlerinin yer aldığı Karahanlı ve Büyük Selçuklu sahalarında, Hakaniye Türkçesinin ürünü olarak ortaya kondu.
Fars edebiyatını örnek alan, onun ölçü ve biçimlerini kullanan bu edebiyat, eski Türk edebiyatından da belirgin izler taşır. Beyit biriminin yanı sıra dörtlüklerin kul lanılması, kullanılan aruz kalıbının da 11’li hece ölçüsüyle uyuşması, bunu apa çık gösterir.
XI. yüzyıldan XII. yüzyıla doğru yabancı etkilerin arttığı görülür. Toplumda ta bakalaşma ve edebiyatta zevk ayrılığı da bu dönemde görülmeye başlar. Kısacası bu dönemin edebî verimlerinde bir geçiş döneminin özellikleri görülür.

İNCELEME

1. Etkinlik
Aşağıdaki metin parçalarını inceleyiniz. Bu metin parçalarından hareketle Türk kültürü ve dilindeki değişimi bularak sınıfta anlatınız.
Aşağıdaki üç metinde üç farklı inanç sisteminin metinleri etkilediğini görüyoruz. Türkler hem yaşamlarını hem de sanatlarını inançlarına göre şekillendirmişlerdir. Bunu eserlerin içeriği ve üslubunda görmekteyiz. Köktürk yazıtlarında Hakan Tanrıya hesap vermek için yaptıklarını taşa vurmuş, Uygur metinlerinde Nirvana’ya ulaşmak amaçlanmış, insanları Nirvana’ya ulaştıracak yollar gösterilmiş, Divan-ı Hikmet adlı metinde ise İslam’ın güzellikleri dile getirilmiştir. Köktürk metinlerinde Türkler herhangi bir milletten etkilenmedikleri için dil saf Türkçedir. Uygur metinlerinde Mani dininin terimleri Türkçeye girmiştir. Divan-ı Hikmet adlı metinde ise Arapça Farsça kelimelerin artık Türk edebiyatını şekillendirmeye başladığını metinlerde kullanılan kelimelerden görmekteyiz.
Köktürk Yazıtları
(Kül Tigin Abidesi- Doğu Yüzü)
Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta ikisi arasında insanoğlu kılınmış. İnsanoğlunun üzerine ecda dım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini tutu vermiş, düzenleyi vermiş.
Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilatsız Köktürk öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku yine bilgili imiş tabii, cesur imiş tabii. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabii. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefat etmiş.
Orhun Abideleri
Manici Edebiyatta Nazım
Hürmetle eğiliriz
En üstün tanrımız size
Yeryüzündeki canlılar
Yine nirvanada doğsunlar
Hürmetkar gönülle eğiliriz;
Bütün yeryüzündeki canlılar
Büyük tehlikelerinden kurtulsun,
Nirvananın sükûnunu bulsun.
Karahanlı Edebiyatında Nazım Divan-ı Hikmet’ten
Müslümana karşı şefkatli ve merhametli ol,
Kendin için düşündüklerini Müslüman için de düşün;
Sana cefa edene vefa ile mukabele et;
Ne kadar yıkanırsa yıkansın, kan kan ile temizlenmez.
Ahmet YESEVÎ
ANLAMA VE YORUMLAMA

2. Etkinlik

Aşağıdaki resimlerden hareketle Türklerin kültürel ve sosyal yaşamlarındaki değişikliği sözlü olarak ifade ediniz.
Türkler göçebe bir hayattan artık yerleşik hayata geçmiştir. Göçebe hayatta savaşçılık ve avcılık çok önemliydi. Savaş ve avcılıkta demir çok önemi bir yer tutar. Birinci resim, göçebe yaşamın Türk kültüründeki ve yaşamındaki yerini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. İkinci resimde yerleşik hayata geçilerek artık kalıcı eserler meydana getirildiğini görmekteyiz. Yine bu yapılarda Türklerin sanat ve mimari alanlardaki yeteneklerini de görmekteyiz.

3. Etkinlik
a. “Gök Tanrı inancı, Allah inancı, Şamanizm, Kur’an-ı Kerim, dünya hâkimiyeti, fetih duygusu, Arap alfabesi, Köktürk alfabesi, ölüm sonrası hayat” kavramlarını aşağıdaki uygun bölümlere yazınız.

İslamiyet Öncesi Türk Kültürü

  • Gök Tanrı inancı
  • Şamanizm
  • Dünya hâkimiyeti
  • Köktürk alfabesi

İslamiyet Sonrası Türk Kültürü

  • Allah inancı
  • Kur’an-ı Kerim
  • Fetih duygusu
  • Arap alfabesi
  • Ölüm sonrası hayat
b.    Araştırmalarınızdan da faydalanarak İslamiyet öncesi Türk kültürü ile İslam uygarlığı
arasındaki etkileşimi açıklayınız.
Bulundukları coğrafyaya göre bir yaşam tarzı geliştiren eski Türklerin belirli bir kültür düzeyleri vardı. Yiğitlik, mertlik, hoşgörü, cömertlik, konukseverlik gibi yüksek ahlâkî değerleri de içeren bu gelişmiş kültür, Divanü Lûgati’t-Türk’te yer alan pek çok savla birlikte, Göktürk Yazıtları’nda ve Uygur metinlerinde apaçık görülmektedir.
Kısacası, İslâm uygarlığı Türk kültürünü yeni değerlerle zenginleştirdiği gibi Türk ler de bu uygarlığa özellikle hat ve tezhip (yazı ve süsleme) sanatlarıyla mi marlıkta çok büyük katkılar yapmıştır.
c.    İslamiyetin kabulü ile Türklerin sosyal, siyasi ve kültürel hayatındaki değişimleri belirtiniz.
İslâmiyet, getirdiği inanç sistemi ile Türklerin yaşam tarzını ve hukuk düzenini değiştirmiştir. Ancak, Türkler, bu yeni inanç sistemi ve yaşam tarzı içinde de ulusal kişiliklerini oluşturan yiğitlik, mertlik, at sevgisi ve binicilik, konukseverlik, hoşgörü, sözünü tutma, yöneticilik ve güç işlerin üstesinden gelme gibi üstün niteliklerini korumuşlardır. Halk arasında gelişen eski dil ve edebiyat da yeni de ğerlerle zenginleşerek varlığını sürdürmüştür.

4. ETKİNLİK
a. Aşağıdaki İslamiyet öncesi ve sonrasına ait metinleri dikkatlice okuyunuz. Bu metinleri dil özellikleri bakımından inceleyiniz.

Oğuz Kağan Destanından
Men sinlerge boldum Kağan
Alalınğ yay takı kalkan
Tamga bizge bolsun buyan
Kâk bâri bolsungıl uran
Temür çıdalar bol orman
Av yirde yürüsün kulan
Takı taluy takı müren
Kün tuğ bolgıl kök kurıkan
Günümüz Türkçesiyle
Ben sizlere oldum kağan Alalım yay ile kalkan Nişan olsun bize buyan Bozkurt olsun (bize) uran Demir kargı olsun orman Av yerinde yürüsün kulan Daha deniz daha müren Güneş bayrak, gök kurukan
Oğuz Kağan Destanı’nın dil özellikleri
Devrine göre sade ve anlaşılır bir dil kullanılmış, kullanılan kelimeler yazıldığı dönemin zihniyetine uygun seçilmiş, kelime başlarında “d” sesi yerine “t” sesi  , ol- fiili bol- şeklinde, ben zamiri  “men” şeklinde söylenmesi tercih edilmiştir.
Hikmet’ten
Ol kadirim kudret birlen nazar kıldı
Hurrem bulup yir astıga kirdim mene
Garip bendeng bu dünyadan güzer kıldı
Mahrem bolup yir astıga kirdim mene
Günümüz Türkçesiyle
Benim Allah’ım kudret ile baktı Mesut olup yer altına girdim işte Garip kulun bu dünyadan geçip gitti Sırdaş olup yer altına girdim işte.

Hikmet’in dil özellikleri

Bu metin geçiş dönemi metni olduğu için İslamiyet önceki dönemdeki metinlerin dil özelliklerini az çok taşımaktadır. Arapça kelimelerin eserde kullanıldığını görmekteyiz. “kadir, kudret, nazar, hurrem, garip, dünya, mahrem” bu kelimeler İslam dinini kabul ettikten sonra Türk edebiyatında görülmeye başlanmıştır.
b. Dildeki değişimin nedenlerini açıklayınız.
Dildeki değişimin başlıca nedeni din değişimidir. Aynı zamanda dil canlı bir kurum olduğu için çağa ve kültürü göre her geçen gün kendini yenilemektedir.
DEĞERLENDİRME
a.    Aşağıda boş bırakılan yerlere uygunsözcükler getiriniz.
1.    İlk Türk İslam devleti KARAHANLI devletidir.
2.    Karahanlılar ARAP alfabesini kullanmışlardır.
3.    Köktürk Devleti GÖKTÜRK alfabesini kullanmıştır.
b.    Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.
1. Aşağıdakilerden hangisi Türklerin kullan madığı alfabedir?
A) Latin alfabesi      B) Kril alfabesi C) Arap alfabesi      D) Köktürk alfabesi E) Çin alfabesi
2. Aşağıdakilerden hangisi Türklerin kültürel olarak değişiminde en fazla role sahiptir?
  1. Köktürk alfabesi
  2. Türklerin İslamiyeti kabul etmesi
  3. Uygur Devleti’nin Mani dinini seçmesi
  4. Türklerin Ergenekon’dan çıkışı
  5. Alp Er Tunga’nın ölümü
c. Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
(D) İslami Devir Türk Edebiyatının ilk ürünleri 12. yy. da ortaya çıkar.
(D) İslami Devir Türk Edebiyatının ilk ürünleri genelde didaktiktir.
(Y) Millî nazım birimi olan dörtlük, İslami-yetin kabulünden sonra kullanılmamıştır.



Sayfa 51 ile 68 Arası

2. İslami Dönemde İlk Dil ve Edebiyat Ürünleri (XI-XII. yy.)
Kutadgu Bilig
Atebetü’l-Hakayık
Divan-ı Hikmet
Divanü Lügati’t-Türk
HAZIRLIK
  1. XI-XII. yüzyıllarda Türklerin tarihî, siyasi ve sosyal yapısı hakkında bilgi toplayınız ve bunların özetini çıkarınız.
İslâmiyet, bu dini kabul eden Türklerin duyuş ve düşünüşünü, dünya görüşünü, yaşayış tarzını değiştirmiştir. Bu dönemde kentlerin ve kentsel yaşamın oluşması sonucunda toplumda tabakalaşma meydana gelmiş, bu da Arap ve Fars kültür lerinin yüzyıllar boyunca beslediği büyük bir zevk ayrılığını doğurmuştur.
Gerçekten kentlerde, medrese ve saray çevresinde oluşan yüksek zümre ede biyatı, gerek dil gerek içerik gerekse ölçü ve biçim bakımından yeni uygarlığın etki sine hızla girmiştir. Halkın edebiyatı ise içerik bakımından değişmekle birlikte dil, ölçü ve biçim yönlerinden eski geleneğine bağlı kalarak gelişmesini sürdür müştür. Böylece Türk edebiyatı, aydınlar için ayrı, halk için ayrı olmak üzere iki kolda gelişme göstermiştir.
Genellikle medrese öğrenimi gören ve İslâmî bilimleri öğrenen yüksek zümre şairleri, Fars edebiyatını örnek almakla birlikte, aynı konu ve temaları, aynı ölçü ve biçimleri kullanarak, kendi üslûplarının damgasını taşıyan klâsik bir edebiyat meydana getirmeyi başarmışlardır. Geçen yıl örneklerini gördüğünüz bu Klâsik Türk Edebiyatı’nı, ileride daha geniş olarak inceleyeceğiz.
İslâmiyet’in Türk edebiyatı üzerindeki etkilerini belirtirken tasavvuf düşüncesine de değinmek gerekir. Bu İslâm mistisizminin özellikle Türk Halk Edebiyatı içinde Dinî – Tasavvufî Türk Edebiyatı diye ayrı bir dal oluşturduğunu, yine geçen yılki derslerinizden biliyorsunuz.
Demek ki İslâmiyet, toplumda bir zevk ayrılığına yol açmakla birlikte, Türk ede biyatının birtakım yeni değerler kazanarak zenginleşmesinde ve böylece çok yön lü bir gelişme göstermesinde etkili olmuştur.
  1. Hakaniye Lehçesi ve Karahanlı Türkçesinin özelliklerini ve kullanım alanlarını araştırınız.
Hakaniye (Karahanlı) lehçesi ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar zamanında yazılmış olan eserlerde kullanılan lehçedir. O dönemde ilk İslamî eserler dediğimiz dört önemli eser yazılmıştır (Kutadgu Bilig 1069, Divanü Lügati’t-Türk, Atebetül Hakayık ve Divan-ı Hikmet). Bu eserlerde kullanılan dil Türkçedir (Divanü Lügati’t-Türk’ün kelimelerin anlamlarını açıkladığı bölümleri Arapçadır; diğer bölümler ise tamamen Türkçedir). Türkçenin Hakaniye lehçesi kullanılmıştır bu dört eserde.
      Göktürkler, Göktürk alfabesini ve Göktürk lehçesini ; Uygurlar Uygur alfabesini ve Uygur lehçesini ; Karahanlılar ise Arap alfabesini ve Karahanlı (Hakaniye) lehçesini kullanmışlardır. Bu üç lehçe arasında az da olsa farklılıklar vardır. Fakat bu farklılıklar çok büyük oranda olmadığı için bu üç devlet zamanında (6. yüzyıl ile 13. yüzyıl arası) konuşulan ve yazılan Türkçeye  “Eski Türkçe” denir. “Eski Türkçe Dönemi”nin son devresi, yani Karahanlılar zamanında ise dediğimiz gibi Karahanlı (Hakaniye) lehçesi kullanılmıştır. Bir süre sonra Türkçenin şiveleri arasındaki farklılık artmaya başladığı için 13. yüzyıldan sonra Türkçe, iki ana kola ayrılmıştır:
 1. Batı Türkçesi: Asıl kaynağı Göktürk lehçesidir. Şu anki Türkiye Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagavuz Türkçesi, Batı Tükçesi grubuna girer. Göktürk lehçesi yüzyıllar içerisinde gelişip değişerek günümüzde Türkiye Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagavuz Türkçesi halini almıştır.
 2. Kuzey-Doğu Türkçesi: Asıl kaynağı Uygur ve Karahanlı (Hakaniye) lehçesidir. Şu anki Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi ve Tatar Türkçesi, Kuzey-Doğu Tükçesi grubuna girer. Uygur ve Karahanlı (Hakaniye) lehçesi yüzyıllar içerisinde gelişip değişerek günümüzde Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi (Not: Günümüzde Uygurlar hala yaşamakta olup Orta Asya civarında özerk bir devletleri vardır.) ve Tatar Türkçesi halini almıştır.
  1. Mesnevi nazım şeklinin özelliklerini ve Türk edebiyatındaki kullanımını araştırınız.
Sözlük anlamı ikişer ikişer anlamında, iki mısralık nazım birimidir. Mesnevî, aslı Arapça olmasına rağmen Arapçada kullanılmayan bir kelimedir. Edebiyatta her beyti kendi arasında kafiyeli, iki beyitten binlerce beyte kadar uzanan nazım şeklinin adıdır. Beyitlerin ayrı ayrı kafiyeli olması yanında her beytin anlamının kendi içinde tamamlanması ve öteki beyitlere geçmemesi gerekir. Ancak beyit ler arasındaki konu birliğine de dikkat edilir. Mesnevî beyitlerinin kafiyeleri ba ğımsız olduğundan uzun hikâyelerin yazılmasına elverişli bir nazım şeklidir. Destanlar, uzun aşk hikâyeleri, didaktik, dinî ve ahlâkî konular ve ansiklopedik bilgiler veren eserler mesnevî şeklinde yazılmışlardır.
Mesnevî İran edebiyatında doğmuş, buradan Arap ve Türk edebiyatlarına geç miştir. Türkçenin ilk mesnevîsi, Yusuf Has Hâcib(ö.1077)’in Kutadgu Bilig (1069-70) adlı siyâsetnâmesidir. Bu mesnevî 6645 beyitten oluşmaktadır. XIII. asırda Mevlânâ Celaleddin-i Rumî  26.000 beyitlik Mesnevîsi ile Yunus Emre’nin Risaletü’n-Nushiyye adlı mesnevîleri XIII. asrın önemli mesnevîleridir. XIV. asırda ise Ferahnâme (Kemaloğlu), Garibnâme (Âşık Paşa), Mantıku’t-Tayr (Gülşehrî), İskendernâme, Cemşid ü Hurşid (Ahmedî), Yusuf u Züleyha (Şeyyâd Hamza), Hurşidnâme (Şeyhoğlu Mustafa),  Süheyl ü Nevbahar (Mes’ud bin Ahmed) önemli mesnevîlerdir.
  1. Bir milletin dinini değiştirmesi onun edebiyatına ne şekilde yansır?
Bir milletin dinini değiştirmesiyle bütün hayatında değişim olur. Bu değişimden edebiyatta nasibini alır. Kullanılan kelimeler, şiirlerin ölçüsü, dinin doğduğu milletin edebiyatı, yaşam tarzı edebiyatta kendini gösterir. Şairler bu yenini dinin kavram ve kelimelerini şiirlerinde kullanırlar.
  1. Türkler İslamiyet’i seçtikten sonra eski kültürlerini tamamen bırakmışlar mıdır? Düşüncelerinizi söyleyiniz.
Tamamen bırakmamışlardır. Çünkü İslamiyet Türklerin İslamiyet öncesi bir çok düşüncesini içinde barındırıyordu. Örneğin savaşçılık, cihan hakimiyeti düşüncesi, misafirperverlik, temizlik… bunlar Türklerin her zaman sahip olduğu kültürel değerlerdir.
  1. Yusuf Has Hâcip, Edip Ahmet Yüknekî, Ahmet Yesevî ve Kaşgarlı Mahmut’un edebî ve fikrî özelliklerini araştırınız.
Yusuf Has Hâcip: Karahanlı ve İslâm devri Türk edebiyatının ilk büyük eseri olanKutadgu Bilig, Yusuf Has Hâ cib tarafından Balasagun’da yazılmağa başlan mış, 1069-1070’te Kaşgâr’da tamamlanmış. Yusuf, Balasagun’un asil bir ailesine mensup olup 1019 yılı civarında doğmuştur. İyi tahsil gör müş, Arapçayı ve Farsçayı öğrenmiş, bu dillerin edebiyatlarına, zamanının ilim ve hünerlerine vâ kıf olmuştur. Balasagun’da değerini gösterme fır satını bulamayan Yusuf, elli yaşını geçince Kaşgâr’a gelmiş, hükümdara sunduğu ve huzurunda okuduğu Kutadgu Biligsayesinde “Ulug Has Hâciblik” (Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği) makamına getirilmiştir. Bundan sonraki ömrünü devlet hizmetinde geçi ren Yusuf Has Hâcib uzun bir ömür sürdükten sonra vefat etmiştir. Akıllı; ilim, fazilet ve takva sahibi bir zat olduğu için halk içinde çok itibar ve hürmet görmüştür.
Edip Ahmet Yükneki: İslami dönem Türk edebiyatında, yine Karahanlılar sahasında yetişmiş ikinci önemli yazar Edip Ahmed’dir. Yüknek şehrinde doğduğundan Edip Ahmed İbn Yükneki diye de anılmaktadır. Atebetü’l Hakayık, hakikatlerin eşiği manasına gelmektedir. Eser, Dâd Sipehsâlâr Mehmed Beğ adlı bir Türk beyine sunulmuştur. Bütünü gazel şeklinde söylenmiş, 40 beyit ve 101 dörtlük olmak üzere 484 mısra tutarındaki eser, Türk dili, tarihi, edebiyatı araştırmalarında büyük öneme sahiptir. Eserde konu tamamiyle dini ve ahlakidir. Edip Ahmed, öğretici bir vaaz ve nasihat kitabı yazmak istemiş, eserini İslam ahlakçısı hüviyetinde yazmıştır. Eserde, dindarlığın fâziletlerinden, ilmin mutluluğa götüren yol oluşundan, cömertliğin bütün ayıpları, kirleri yıkayan, hatta şeref, şan ve güzellik artırıcı bir tabiat olduğundan, tevazuun iyiliğinden, kibrin ve ihtirasın kötülüğünden bahsedilmiştir.
Ahmet Yesevî:  Ahmet Yesevî, 11. yüzyılın sonlarında Batı Türkistan’ın Sayram (İsfîcab) kasabasında doğdu.  Rivayete göre Ahmet Yesevî 63 yaşına gelin ce Hazreti Peygamber’e olan bağlılığından dolayı bir kuyu kazdırmış ve geri kalan ömrünü bu kuyu nun dibindeki tek kişilik hücrede geçirmiştir. Ahmet Yesevî’nin iyi bir tahsil görmüştür. Arapçayı, Farsçayı ve İslâmî ilimleri iyi öğrenmiştir. Küçük yaşta iken kerametleri yayıl mış, sade bir dille yazılan ve halkın ruhunu okşa yan hikmetleriyle kısa zamanda Türkistan halkı nın, bilhassa göçebe Türklerin gönlünde taht kur muştur. Onun irşatları etrafında teşekkül eden Ye-seviyye tarikati Türkistan’da geniş sahalara yayıl mış, Yesevîlikten doğan birçok tarikat Orta Asya ve Anadolu’da asırlarca Türk halkının manevî cep hesini beslemiştir. Tahta kaşık ve kepçe yontup bunları satarak geçimini sağlayan Ahmet Yesevî’ nin rivayete göre 99.000 müridi vardı ve bunlar dört bir yana dağılarak onun irşatlarını ve hik metlerini her tarafa yayıyorlardı. Onun şöhret ve tesiri, ölümünden sonra daha da kuvvetlenerek devam etmiştir. Yesevî’yi rüyasında gören Temür, kazandığı bir zaferden sonra Yesi’ye gelerek onun kabrini ziyaret eder ve 1396-1397 yıllarında Yesevî için büyük bir türbe inşa ettirir. Daha soma Şibânî Han tarafından tamir ettirilen türbe Türkistan halkı için mukaddes bir ziyaretgâhtır. On binlerce Türkistanlı yılın belli bir ayında türbeyi ziyaret ederek bir hafta müddetle onun etrafında ibadette bulunur, hikmetlerini belli makamlarla söyleyerek zikrederlerdi. Türbenin civarına gömülmek Tür kistan Türkleri için büyük bir bahtiyarlık olduğun dan sağlıklarında oradan toprak alırlardı. Yesevî’ nin türbesi hâlâ ziyaretgâh olarak kullanılmakta ve Türkistan Türklerinin manevî bağlarından biri ni teşkil etmektedir.
Kaşgarlı Mahmut: İlk Türk sözlüğünün yazarı Kaşgârlı Mahmut, Karahanlı hükümdar sülâlesine mensup bir şehzade idi. Babası Hüseyin Çağrı Tigin 1056-1057 yıllarından önce Barsgan Emîri (Arslan ilig’i) idi.  Divanü Lûgati’t-Türk; Türk milletinin yüceli ğini anlatmak, Türk dilinin Arapçadan geri kalma dığını göstermek ve Araplara Türkçeyi öğretmek, böylece o zaman hemen hemen tamamı Türklerce idare edilen Ön Asya’da Arapların Türklerle ko layca münasebet kurmalarını sağlamak için yazıl mıştır. Kaşgârlı Mahmut’a göre Tanrı, Türkleri her milletten üstün yaratmış, yeryüzüne onları hâkim kılmış, hakanları onlardan çıkarmış ve dünya milletlerinin idaresini onların eline vermiş tir. Bunun içindir ki Allah, Türklerle beraber çalışanı aziz eyler, dileğine kavuşturur ve kötüle rin şerrinden korur. Derdini anlatmak ve Türklerin gönlünü kazanmak için de onların dilleriyle konuş maktan başka yol yoktur. Eser, Araplara Türkçeyi öğretmek maksadıy la yazıldığı için Türkçeden Arapçaya bir sözlük olarak düzenlenmiştir. Eserin çeşitli izahları ihtiva eden kısımları Arapçadır. Türkçe kelimelerin ve bunlarla ilgili örneklerin manaları da Arapça ola rak verilmiştir. Yine aynı sebeple, yani Araplara Türkçe öğretmek maksadı güdüldüğünden o za manki Arap lügatçiliği geleneğine uyulmuş ve Türkçe kelimeler, Arapça kelimelerin hususiyet ve vezinlerine göre sıralanmıştır.
7.    Atatürk’ün Türk diline verdiği önemi ve bu konudaki sözlerini araştırınız.

Dil bir milletin iletişimini sağlayan fakat sadece bunula kalmayıp geçmişten gelen birikimleri de geleceğe aktaran kültürden ve tarihten ayrılmaz bir parça ve unsur durumundadır.
Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk dilini ne kadar önemsediği tartışılmaz ve de tüm yurttaşlar tarafından bilinir. Atatürk’ün Türk diline duyduğu sevgiyi ve verdiği önemi anlayabilmek için sarf ettiği şu sözlere bakabiliriz: “Türk milletinin dili Türkçedir. Türk Dili dünyada en güzel, en zengin ve kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sevip onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk Dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sonsuz felaketler içinde ahlakını, göreneklerini, anılarını, çıkarlarını kısacası; bugün kendisini millet yapan her niteliğinin, dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk Dili, Türk ulusunun yüreğidir, beynidir.”
Aslında Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk dili ile ilgili söylediği muhteşem bir sürü sözü vardır, bunlar araştırıldığında çok rahat görülecektir. Diğer bir yandan baktığımızda Mustafa Kemal’in yaptığı Harf Devrimi Türkçe için büyük bir devrimdir, çünkü bu sayede yazı dili Arapça yazı dilinden kurtularak özgünlük kazanmıştır. Bu Harf Devrimi incelendiğinde, bu devrimden sonra yabancı dilden dilimize geçen sözcüklerde azalma olduğu görülecektir. Ancak bu günümüzde tamamen Türkçe kelimeler kullanıyoruz anlamına gelmemelidir.
Türk Dİl Kurumu, Mustafa Kemal’in isteği ile Türk dilinin bilim alanında araştırılıp özgünleştirilmesi ve milli bir dil haline daha hızlı bürünebilmesi için kurulmuştur. Yine TDK’nin kurulması Türkçe’ye büyük katkı sağlamıştır. Türk dili ile ilgili yapılan büyük çalışmalar (Divanü Lügati’t-Türk, Kutadgu Bilig incelemeleri vb.) O’nun döneminde başlamıştır.
Atatürk vasiyetnamesine tüm mal varlığının Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na bıraklımasını vasiyet etmiştir. Bu da dil ve tarih unsurlarına Mustafa Kemal’in ne kadar önem verdiğinin diğer açık bir göstergesidir.
İNCELEME

  1. Metin: Kutadgu Bilig
  1. Metindeki kültürel farklılaşmaya ait ifadeleri örneklerle açıklayınız.
Bu kitap her iki dünyayı tutan bir eldir: bu dizede ahret inancı dile getirilmiştir.
Akıl, kitap, akıbet, aziz gibi kelimeler Arapça kelimelerdir. İlk defa bu eserde kullanılmıştır.
Doğruluk, hizmet, hesap verme gibi kavaramlar İslam dininin Türklere kazandırdığı önemli hususlardır.
  1. Metinden İslamiyet’le ilgili değer, düşünce ve bilgilere örnekler veriniz. Bunlar, yeni değer lerin benimsenmesi midir? Belirtiniz.
“Yabancının kusurunu bağışla, onu yedir ve içir; ey âlim ve hâkim, misafire iyi muamele et. Eş dost edindi, onlara yaklaştı; büyüğe ve küçüğe güler yüz gösterdi.”Ahiret inancı, doğruluk, hesap verme, halka kendini sevdirme gibi ifadeler İslamiyet’in değer ölçülerinden bazılarıdır. Bunlar yeni değerlerin benimsenmesidir. Sanatçı bu değer ölçülerini okuyana kavratmak için gayret göstermiştir.
  1. Metinde kullanılan lehçeyi ve bu lehçenin özelliklerini belirtiniz.
    Metinde kullanılan lehçe Hakaniye lehçesidir.    Hakaniye Lehçesi dendiği zaman akla Kaşgarlı Mahmut’un en çok beğendiği, öyle ki “Kaşgar dili”,”Kaşgar Türkçesi” olarak da adlandırılan, bir diğer şekilde “Karahanlı Türkçesi” (Karahanlıca)dilinin devirlerinden biri gelir.
    Kaşgarlı’nın şivelerle karşılaştırılırken “Türkçe” diye adlandırdığı Hakaniye lehçesi, ilk Türk yazı dilidir. Bu yazı dili devresinden gelen eserlerin büyük kısmı Uygur yazısı ile yazılmış olduğundan bu döneme Uygur dönemi, bu yazı diline de Uygurca denilebilir.  Fakat Türkoloji ve Türk dili öğretiminde Türkçenin bu ilk devresi için biz “Eski Türkçe” adlandırmasını yapıyoruz.”Eski Türkçe” dönemini incelerken bu dönemin kapsadığı Hakaniye lehçesini ve özelliklerini de inceleyebiliyoruz… Türkçe’nin ilk devirlerinden olan Eski Türkçe devresi, dilimizin diğer evrelerindeki gelişmelerin kaynağıdır.Kısacası, Türkçemizin bütün şekillerinin kökenine inecek olursak Eski Türkçe dönemini incelemeliyiz.Türkçe’nin ana devresi ve temel yapıları bu dönemde temellenmiştir.
    Eski Türkçe döneminde Köktürk yazısı (6.-8. yy.),Uygur Türklerinin kullandığı Uygur Yazısı (8.-13. yy.) ve Müslüman olan Karahanlı Türklerinin Uygur yazısı ile birlikte Arap yazısını da kullanmaya başladıkları Karahanlıca (10.-13. yy.) dediğimiz birbirine çok yakın ağızlarda olan üç yazı dili meydana gelmiştir.Üç ayrı alfabe kullanılmış olmasına rağmen yazı geleneğimizin izleri üçünde de aynı özellikler gösterir. (Korkmaz,Zeynep)
  1. Metinde kültürel farklılaşmadan söz edilmiş midir? Kültürel özelliklerin dil ve söyleyişe na sıl yansıdığını örnekler vererek açıklayınız
İslam dininin kabulü başlı başına bir kültürel değişmedir. Bu dinin kabulüyle dil ve söyleyişte değişmiş. Sanatçılar bu dinin kelime ve kavramlarını eserlerinde kullanmaya başlamışlardır. Metinde de bu yeni kavaram ve kelimelere sıkça görmekteyiz.
  1. Metnin nazım şeklini ve bağlı olduğu geleneği sözlü olarak ifade ediniz.
Metin nazım şekli beyittir. Beyit nazım şekli divan şiiri geleneğine aittir.
  1. Eseri günümüz şartlarına göre düşünerek yorumlayınız.
1. Etkinlik
a. Metnin olay örgüsünü sırasıyla aşağıya yazınız.
Ay-Toldı’nın Kül-Toğdı’nın şöhretini işitmesi
Ay-Toldı’nın Kül-Toğdı’nın hizmetine girmeyi istemesi
Ay-Toldı’nın Kül-Toğdı’nın yanına giderken hazırlık yapması
Ay-Toldı’nın hazırlanıp Kül-Toğdı’nın şehrine gitmesi
Ay-Toldı’nın Hükamdarın şehrine varması
Ay-Toldı’nın bir imarethaneye gitmesi
Ay-Toldı’nın eş dost edinmesi
Ay-Toldı’nın Küsemiş ile dostluk kurması
Kesemiş’in Has Hâcip’e gitmesi ve Ay-Toldı’yı anlatması
Hükümdarın Ay-Toldı’yı huzuruna ve hizmetine kabul etmesi
b. Olay örgüsü çevresinde düşüncelerin nasıl ifade edildiğini açıklayınız.
Olay örgüsü çevresinde düşünceler şahısların karşılıklı konuşması şeklinde ifade edilmiştir.
2. Etkinlik
a. Kutadgu Bilig’de kullanılan Hakaniye Türkçesiyle günümüz Türkiye Türkçesinde kullanılan birçok sözcük aynıdır. Ancak bazı sözcükler ses değişikliğine uğrayarak kullanılmaktadır.
“Bilig, til, bol, anıng, togdı, sözlerse, atı” sözcüklerinde meydana gelen ses değişikliklerini dikkate alarak bu sözcükleri aşağıda günümüz Türkçesiyle verilen sözcüklerin karşısına yazınız.
Söylese
    sözlerse
Dil
    til
Bilgi
    bilig
Doğdu
    togdı
Ol
    bol
Adı
    atı
Onun
    anıng
b. Araştırmalarınızdan hareketle Hakaniye Lehçesi ve Karahanlı Türkçesinin özelliklerini ve kullanım alanlarını örnek vererek açıklayınız.
3. Etkinlik
a. Kutadgu Bilig’in yazılış amacı ne olabilir? Düşüncelerinizi okuduğunuz metni de dikkate alarak yazınız.
Kitabı yazmasının amacı: okuyana yol göstermesi ve her iki dünyayada da insanı mutlu etmesidir. Yusuf Has Hâcib, kendi devrindeki ideal bir insanda bulunması gereken vasıflar üzerinde durur. Bu insan bütün kötü vasıflardan arınmış ve iyi huylarla bezenmiş bir insandır. Allah’a sıkı sıkı ya bağlı, takva sahibi bir mü’mindir. Zamanının bütün ilim ve hünerlerini öğrenmiş bir âlim ve hâkimdir. Bütün alfabeleri ve dilleri bildiği gibi şiir, edebiyat, matematik tıb, vb ilimlere vâ kıf; okçuluk, avcılık, satranç vb. hünerlere sahip tir. Adaletten ve doğruluktan şaşmaz; ağır başlı ve alçak gönüllüdür. Hırsızlık yapmaz, yalan söy lemez, içki içmez, dedikodu etmez. Son derece cö mert ve iyilikseverdir. Etrafındaki insanlara mer hametli ve insaflı davranır. Âdet ve geleneklere, görgü kurallarına uygun hareket eder.
b. Kutadgu Bilig’de olay, kişi, mekân ve düşünceler birbirinden bağımsız mı yoksa bir düzen içinde mi idealize edilmiştir? Düşüncelerinizi belirtiniz.
Kutadgu Bilig’de olay, kişi, mekân ve düşünceler birbirinden bağımsız olarak verilmemiş bunlar bir plan dâhilinde esere yerleştirilmiştir. Eserdeki kişiler idealize edilmiş tiplerdir. Bu kişilerin temsil ettiği kavramlar İslam dinin en çok üzerinde durduğu kavramlardır. Bu nedenle sanatçı kahramanları idealize tipler haline getirmiştir.
4. Etkinlik
a.    Aşağıdaki metni inceleyiniz. İncelediğiniz metnin sanat metni ve öğretici metin olarak kesin
çizgilerle ayrılıp ayrılmadığını gösteriniz.
Aşağıdaki metin sanat metnidir. Ama didaktiklik yönü ağır basmaktadır. Metin insanı düşünmeye sevk etmektedir. Sanat metinlerinin amacı duygulandırmak, hissettirmek, sezdirmek ve düşündürmektir.
Parlak Bahar Mevsimini ve Büyük Buğra Han’ın Medhini Söyler
Şarktan bahar rüzgârı eserek geldi; dünyayı süslemek için, cennet yolunu açtı. Kâfûr gitti, kara toprak misk ile doldu; dünya kendisini süsleyerek bezenmek istiyor. Bahar rüzgârı eziyetli kışı sürüp götürdü; parlak yaz tekrar saadet yayını kurdu. Kurumuş ağaçlar yeşiller giyindi; tabiat mor, al, yeşil ve kızıl renkler ile süslendi.
Büyük Tavgaç Buğra Han dünyaya hâkim oldu; adı kutlu olsun, Tanrı onu her iki cihanda aziz etsin. Tanrı bütün dileklerini verdi; bundan sonra da Tanrı dâimâ sana arka ve destek olsun. Ey dünyanın süsü, ey ululuğun ziyneti, ey saltanatın nuru, ey dönek huylu saadetin bağını elinde tutan. Devran sana memleket ve taht verdi; Tanrı bu taht ile bahtını daim etsin. Hakan tahta oturunca dünya âsâyiş buldu; bundan dolayı dünya ona şâhâne hediyeler gönderdi.
Yusuf Has Hâcip Kutadgu Bilig
b.    Metnin edebiyat ve kültür tarihimizdeki yerini tartışınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Metin Türk edebiyatında İslamiyet’in etkisinde yazılan ilk eserdir. Bu eserde İslamiyet’in edebî eserlere ilk olarak nasıl yansıdığını görmekteyiz. Daha önce kullanılmayan kelimeleri içinde barındırması, ilk olarak aruz öcüsünün kullanılması, ilk olarak beyit nazım biriminin kullanılması edebiyat tarihimiz açısından Kutadgu Bilig’i önemli bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır.
5. Etkinlik
a.    Yusuf Has Hâcip’in fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımlarda bulununuz. Çıkarımlarınızı aşağıya maddeler hâlinde yazınız.
Şairin fikrî ve edebî yönü:
1. Yusuf, Balasagun’un asil bir ailesine mensup olup 1019 yılı civarında doğmuştur.
2. Arapçayı ve Farsçayı öğrenmiş, bu dillerin edebiyatlarına, zamanının ilim ve hünerlerine vâ kıf olmuştur.
3. Balasagun’da değerini gösterme fır satını bulamayan Yusuf, elli yaşını geçince Kaşgâr’a gelmiş, hükümdara sunduğu ve huzurunda okuduğu Kutadgu Biligsayesinde “Ulug Has Hâciblik” (Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği) makamına getirilmiştir.
     4.  Bundan sonraki ömrünü devlet hizmetinde geçi ren Yusuf Has Hâcib uzun bir ömür sürdükten sonra vefat etmiştir. Akıllı; ilim, fazilet ve takva sahibi bir zat olduğu için halk içinde çok itibar ve hürmet görmüştür.
b.    Eserle yazar arasında nasıl bir bağ olduğunu anlatınız.
Yazar eserine kendi zihniyetini yansıtır. Biz esere bakarak yazın düşünce dünyasını ortaya çıkarabiliriz. Bu yüzden yazar ile eser arasında sağlam bir bağ vardır. Kutadgu Bilig’in yazarının yaşamı ile eseri arasında da kuvvetli bir bağ vardır. Çok dindar bir insan olan Yusuf Has Hâcip eserine de inandığı dinin özelliklerini aktarmıştır.
2. Metin: Atebetü’l-Hakayık
2. Metin: Atebetü’l-Hakayık İNCELEME
Metin İnceleme
Metin İnceleme
  1. Metindeki kültürel farklılaşmaya ait ifadeleri örneklerle açıklayınız.
“Kitabımı gören (yahut) işiten (her) kes şahımı dua ile yâd etsin;” “Resul, dünya için, tarladır demiş; Tarlada çalış, çabala ve iyilik ek.” “Bu dünya lezzeti bakî değildir”, “Dünya malı bugün var, yarın yoktur;” ifadeler kültürel farklılaşmayı ortaya koymaktadır.
2.    Metinden İslamiyet’le ilgili değer, düşünce ve bilgilere örnekler veriniz. Bunlar, yeni değerlerin benimsenmesi midir? Belirtiniz.
“Dünya malı bugün var, yarın yoktur; Benim dediğin mal başkalarının kısmetidir. Her dolan azalır, her tam olan eksilir; Her mâmûrluğun sonu harap olmaktır” gibi ifadeler İslamiyet’in değer ölçülerinden bazılarıdır. Bunlar yeni değerlerin benimsenmesidir. Sanatçı bu değer ölçülerini okuyana kavratmak için gayret göstermiştir.
  1. Metinde kullanılan lehçeyi ve bu lehçenin özelliklerini belirtiniz.
Metinde kullanılan lehçe Hakaniye lehçesidir. Hakaniye (Karahanlı) lehçesi ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar zamanında yazılmış olan eserlerde kullanılan lehçedir. O dönemde ilk İslamî eserler dediğimiz dört önemli eser yazılmıştır (Kutadgu Bilig 1069, Divanü Lügati’t-Türk, Atebetül Hakayık ve Divan-ı Hikmet). Bu eserlerde kullanılan dil Türkçedir (Divanü Lügati’t-Türk’ün kelimelerin anlamlarını açıkladığı bölümleri Arapçadır; diğer bölümler ise tamamen Türkçedir). Türkçenin Hakaniye lehçesi kullanılmıştır bu dört eserde.
      Göktürkler, Göktürk alfabesini ve Göktürk lehçesini ; Uygurlar Uygur alfabesini ve Uygur lehçesini ; Karahanlılar ise Arap alfabesini ve Karahanlı (Hakaniye) lehçesini kullanmışlardır. Bu üç lehçe arasında az da olsa farklılıklar vardır. Fakat bu farklılıklar çok büyük oranda olmadığı için bu üç devlet zamanında (6. yüzyıl ile 13. yüzyıl arası) konuşulan ve yazılan Türkçeye  “Eski Türkçe” denir. “Eski Türkçe Dönemi”nin son devresi, yani Karahanlılar zamanında ise dediğimiz gibi Karahanlı (Hakaniye) lehçesi kullanılmıştır. Bir süre sonra Türkçenin şiveleri arasındaki farklılık artmaya başladığı için 13. yüzyıldan sonra Türkçe, iki ana kola ayrılmıştır:
 1. Batı Türkçesi: Asıl kaynağı Göktürk lehçesidir. Şu anki Türkiye Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagavuz Türkçesi, Batı Tükçesi grubuna girer. Göktürk lehçesi yüzyıllar içerisinde gelişip değişerek günümüzde Türkiye Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagavuz Türkçesi halini almıştır.
 2. Kuzey-Doğu Türkçesi: Asıl kaynağı Uygur ve Karahanlı (Hakaniye) lehçesidir. Şu anki Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi ve Tatar Türkçesi, Kuzey-Doğu Tükçesi grubuna girer. Uygur ve Karahanlı (Hakaniye) lehçesi yüzyıllar içerisinde gelişip değişerek günümüzde Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi (Not: Günümüzde Uygurlar hala yaşamakta olup Orta Asya civarında özerk bir devletleri vardır.) ve Tatar Türkçesi halini almıştır.
4.    Metinde kültürel farklılaşmadan söz edilmiş midir? Kültürel özelliklerin dil ve söyleyişe nasıl yansıdığını örnekler vererek açıklayınız.
İslam dininin kabulü başlı başına bir kültürel değişmedir. Bu dinin kabulüyle dil ve söyleyişte değişmiş. Sanatçılar bu dinin kelime ve kavramlarını eserlerinde kullanmaya başlamışlardır. Metinde de bu yeni kavaram ve kelimelere sıkça görmekteyiz.
  1. Metnin nazım şeklini ve bağlı olduğu geleneği sözlü olarak ifade ediniz.
Metnin nazım şekli dörtlüktür. Dörtlük nazım genel olarak şekli halk şiiri geleneğinde kullanılır. Bu şiirde halk şiiri geleneğine göre oluşturulmuştur.
  1. Eseri günümüz şartlarına göre düşünerek yorumlayınız.
6. Etkinlik
a. Okuduğunuz beyit ve dörtlüklerden hareketle şiirin yazılış amacını aşağıdaki boş bırakılan yerlere yazınız.
“Dad Ispehsalar Bey için bu kitabı yazdım ki, dünyada (onun) adı kalsın; kitabımı gören (yahut) işiten (her) kes şahımı dua ile yâd etsin; gönüller onun sevgisi ile ve dünya onun yâdı ile dolsun; (bizden) sonra gelen insanlar arasında onun hatırası hasretIe anılsın ve yüksek olsun. Gören ve okuyan istifade etsin diye, kitabı nâdir sözler ile süsledim.” İfadeleri eserin yazılış amacını ortaya koymaktadır.
b. Araştırmalarınızdan ve okuduğunuz metinlerden hareketle mesnevi nazım şeklinin özellik lerini ve Türk edebiyatındaki kullanımını örnek vererek açıklayınız.
Sözlük anlamı ikişer ikişer anlamında, iki mısralık nazım birimidir. Mesnevî, aslı Arapça olmasına rağmen Arapçada kullanılmayan bir kelimedir. Edebiyatta her beyti kendi arasında kafiyeli, iki beyitten binlerce beyte kadar uzanan nazım şeklinin adıdır. Beyitlerin ayrı ayrı kafiyeli olması yanında her beytin anlamının kendi içinde tamamlanması ve öteki beyitlere geçmemesi gerekir. Ancak beyit ler arasındaki konu birliğine de dikkat edilir. Mesnevî beyitlerinin kafiyeleri ba ğımsız olduğundan uzun hikâyelerin yazılmasına elverişli bir nazım şeklidir. Destanlar, uzun aşk hikâyeleri, didaktik, dinî ve ahlâkî konular ve ansiklopedik bilgiler veren eserler mesnevî şeklinde yazılmışlardır.
Mesnevî İran edebiyatında doğmuş, buradan Arap ve Türk edebiyatlarına geç miştir. Türkçenin ilk mesnevîsi, Yusuf Has Hâcib(ö.1077)’in Kutadgu Bilig (1069-70) adlı siyâsetnâmesidir. Bu mesnevî 6645 beyitten oluşmaktadır. XIII. asırda Mevlânâ Celaleddin-i Rumî  26.000 beyitlik Mesnevîsi ile Yunus Emre’nin Risaletü’n-Nushiyye adlı mesnevîleri XIII. asrın önemli mesnevîleridir. XIV. asırda ise Ferahnâme (Kemaloğlu), Garibnâme (Âşık Paşa), Mantıku’t-Tayr (Gülşehrî), İskendernâme, Cemşid ü Hurşid (Ahmedî), Yusuf u Züleyha (Şeyyâd Hamza), Hurşidnâme (Şeyhoğlu Mustafa),  Süheyl ü Nevbahar (Mes’ud bin Ahmed) önemli mesnevîlerdir.
7. Etkinlik
Aşağıda verilen kelimelerin sizde çağrıştırdığı anlamları kavram haritasına yerleştiriniz.
Dünya: Yaşam, çalışma, imtihan, hazırlık
Hırs: açgözlülük, dünya, mal, cimrilik
8. Etkinlik
a. Aşağıda Atebetü’l-Hakayık’ın özgün metninden alınan kelimeler günümüz anlamlarıyla verilmiştir. Okuduğunuz özgün metni inceleyerek metnin dil ve söyleyiş özelliklerini aşağıdaki boş bırakılan yerlere yazınız.
Köngül    —    Gönül
Kitabımnı    —    Kitabımı
Körgen    —    Gören
Eşitgen    —    İşiten
Anıng    —    Onun
Okıglı    —    Okuyan
Men    —    Ben
Metnin Dil Özellikleri
Metin dili yazıldığı çağa uygun olarak sade ve anlaşılırdır. Yabancı kelimelerde hiç değişim olmadan bu güne kadar gelmiştir. Örneğin kitap, dünya, mal, şah, neva…  Türkçe kelimelerde ise k-g değişimi, t-d değişimi, m-b değişimleri olmuştur. Bu değişimler hakaniye Türkçesinin en önemli özelliğidir.
Metnin Söyleyiş Özellikleri
Metin dörtlükler ve beyitler halinde aruz ölçüsüyle söylenmiştir. Metinde ahenk dörtlüklerle, beyitlerle ve kafiyeyle sağlanmıştır.
b. Metnin dil ve söyleyişinde kültürel farklılaşmanın etkisinin olup olmadığını sözlü olarak ifade ediniz.
Metnin dilinde ve söyleyişinde kültürel farklılaşmanın etkisi olmuştur. Yabancı kelimelerin kullanılması, aruz ölçüsüyle yazılması, beyitlerin kullanılması bunun göstergesidir.

9. Etkinlik

Atebetü’l Hakayık’ın edebiyat ve kültür tarihimizdeki yeri ve değerini aşağıya yazınız.
Atabetül-Hakayık 12. asrın ilk yansında, Edip Ahmet Yükneki tarafından ya zılmış manzum bir ahlak kitabıdır.
Edip Ahmet, 11. asır sonlarıyla 12. asrın ilk yarısında yaşamış; Arapçayı, Farsçayı öğrenmiş; tefsir, hadis gibi İslâmî ilimleri tahsil etmiş; takva sahibi, âlim bir Türk şairidir. Gözleri görme yen bu Karahanlı devri Türk şairi hakkında kaynak larda fazla bilgi yoktur.
Atabetül-Hakayık, tıpkı Kutadgu Bilig gibi aruzun “feûlün feûlün feûlün feûl” kalıbıyla yazılmıştır. Eserin başında yer alan Tanrı’nın, peygamberin, dört sahabenin, emîr-i âzam Muhammed Dâd İspehsâlâr Beg’in medhi ve kitabın yazılışı hakkındaki kısımlar be yitler halindedir (80 beyit) ve gazel tarzında kafiyelenmiştir. Asıl eser dörtlükler halindedir ve her dörtlük mânilerde olduğu gibi “a a x a” şeklinde kafiyelenmiştir. Her ikisi de Karahanlı devrine ait olan Atabetü’l-Hakayık ile Kutadgu Bilig’i birbi rinden ayıran en önemli özellik budur. Kutadgu Bilig’in beyitler halinde ve mesnevî tarzında yazıl masına mukabil Atabetü’l-Hakayık dörtlükler ha linde ve mânilerin kafiye düzeninde yazılmıştır. Ancak Kutadgu Bilig’de aralarda zikredilen dört lüklerin hem vezince, hem de kafiye düzeni bakı mından Atabetü’l-Hakayık ile ayniyet göstermesi ilgi çekicidir. Aynı devrin eseri olan Divânü Lûgati’t-Türk’tekidörtlükler ise hem hece vezni ile yazıldıkları için, hem de koşma tarzında kafiyelendirildikleri için farklılık gösterirler.
Vezin ve kafiye bakımından Atabetü’l-Haka yık da çok sağlam değildir. İmâleler boldur. Tam ve yarım kafiyeler yanında bazan yakın seslerin de kafiye olarak kullanıldığı, hatta bazan redifle yetinildiği görülür. Mısra başı kafiyesinin izleri Ata bet ül-Hakayık’da Kutadgu Bilig’den daha güçlü olarak devam eder. Birçok mısralar arka arkaya aynı seslerle başlamakta, bilgi ile ilgili dörtlüklerin çoğunun başında hep b sesi bulunmaktadır.
Atabetü’l-Hakayık, bir ahlâk ve öğüt kitabı olduğu için tamamen hikmet üslûbu ile yazılmış tır. Kutadgu Bilig’deki üslûp çeşitliliği onda görül mez. İki eserin mahiyetçe birbirinden farklı oldu ğunu unutarak birini diğerinden üstün saymak doğru değildir.Kutadgu Bilig’in öğüt veren kısılarıyla Atabetü’l-Hakayık edâ ve üslûp bakımın dan birbirine çok benzemektedir ve biri diğerinden aşağı değildir.
10. Etkinlik
Okuduğunuz metinlerden hareketle şairin fikrî ve edebî yönü ile eserle yazar arasındaki ilişki hakkında altı cümle yazınız.
  1. cümle    : Arapçayı, Farsçayı öğrenmiş; tefsir, hadis gibi İslâmî ilimleri tahsil etmiş; takva sahibi, âlim bir Türk şairidir.
  2. cümle    : Şiir diline hakimdir.
  3. cümle    : 11. asır sonlarıyla 12. asrın ilk yarısında yaşamıştır.
  4. cümle    : Şiirlerinde din önemli bir yere sahiptir.
  5. cümle    :    Eserinde İslamiyet’in öğretileri anlatmayı amaçlamıştır.
  6. cümle    : Dili devrine göre sadedir. Eserinde Hakaniye lehçesini kullanmıştır.
11. Etkinlik
Aşağıdaki kavram haritasını doldurunuz.
Atabetü’l-Hakayı
Önemi: Eserin geçiş döneminde yazılması dili açısından önemlidir. İlk İslami eserlerden olması da kültürel açıdan önemlidir.
Savunulan Düşünceler: Eserde İslam dinin insanlara kazandırdıkları üzerinde durulmuştur.
Konusu: Kitap bir ahlak ve öğüt kitabıdır. Konusu da İslam’ın ahlakıdır.
Nazım Şekli ve Birimi: Eserin nazım birimi genel olarak dörtlüktür.  Nazım şekli ise beyit olan yerlerde mesnevîdir.
3. Metin: Divan-ı Hikmet
3. Metin: Divan-ı Hikmet İNCELEME
Metin İnceleme
  1. Metindeki kültürel farklılaşmaya ait ifadeleri örneklerle açıklayınız.
“Ah! Hakk’a varmayan gönlüm kırık”, “Başım toprak, cismim toprak, özüm toprak.” “Hakk’a kavuşacağım diyen ruhum özlem içinde, Zemzem olup yer altına girdim işte.” İfadeler Türkler için yeni bir kültürün başlangıcı olan İslamiyet’in getirdiği kültürel farklılaşma  ifadeleridir.
  1. Metinden İslamiyet’le ilgili değer, düşünce ve bilgilere örnekler veriniz. Bunlar, yeni değer lerin benimsenmesi midir? Belirtiniz.
“Yaşam altmış üçe yetti, bir gün yaşamamış gibiyim. Ah! Hakk’a varmayan gönlüm kırık, Yeryüzünde “Sultan’ım” deyip ululanırken, Gamla dolup yer altına girdim işte.” gibi ifadeler İslamiyet’in değer ölçülerinden bazılarıdır. Bunlar yeni değerlerin benimsenmesidir. Sanatçı bu değer ölçülerini okuyana kavratmak için gayret göstermiştir.
  1. Metinde kullanılan lehçeyi ve bu lehçenin özelliklerini belirtiniz.
Metinde kullanılan lehçe Hakaniye lehçesidir. Hakaniye (Karahanlı) lehçesi ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar zamanında yazılmış olan eserlerde kullanılan lehçedir. O dönemde ilk İslamî eserler dediğimiz dört önemli eser yazılmıştır (Kutadgu Bilig 1069, Divanü Lügati’t-Türk, Atebetül Hakayık ve Divan-ı Hikmet). Bu eserlerde kullanılan dil Türkçedir (Divanü Lügati’t-Türk’ün kelimelerin anlamlarını açıkladığı bölümleri Arapçadır; diğer bölümler ise tamamen Türkçedir). Türkçenin Hakaniye lehçesi kullanılmıştır bu dört eserde.
      Göktürkler, Göktürk alfabesini ve Göktürk lehçesini ; Uygurlar Uygur alfabesini ve Uygur lehçesini ; Karahanlılar ise Arap alfabesini ve Karahanlı (Hakaniye) lehçesini kullanmışlardır. Bu üç lehçe arasında az da olsa farklılıklar vardır. Fakat bu farklılıklar çok büyük oranda olmadığı için bu üç devlet zamanında (6. yüzyıl ile 13. yüzyıl arası) konuşulan ve yazılan Türkçeye  “Eski Türkçe” denir. “Eski Türkçe Dönemi”nin son devresi, yani Karahanlılar zamanında ise dediğimiz gibi Karahanlı (Hakaniye) lehçesi kullanılmıştır. Bir süre sonra Türkçenin şiveleri arasındaki farklılık artmaya başladığı için 13. yüzyıldan sonra Türkçe, iki ana kola ayrılmıştır:
 1. Batı Türkçesi: Asıl kaynağı Göktürk lehçesidir. Şu anki Türkiye Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagavuz Türkçesi, Batı Tükçesi grubuna girer. Göktürk lehçesi yüzyıllar içerisinde gelişip değişerek günümüzde Türkiye Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagavuz Türkçesi halini almıştır.
 2. Kuzey-Doğu Türkçesi: Asıl kaynağı Uygur ve Karahanlı (Hakaniye) lehçesidir. Şu anki Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi ve Tatar Türkçesi, Kuzey-Doğu Tükçesi grubuna girer. Uygur ve Karahanlı (Hakaniye) lehçesi yüzyıllar içerisinde gelişip değişerek günümüzde Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi (Not: Günümüzde Uygurlar hala yaşamakta olup Orta Asya civarında özerk bir devletleri vardır.) ve Tatar Türkçesi halini almıştır.
  1. Metinde kültürel farklılaşmadan söz edilmiş midir? Kültürel özelliklerin dil ve söyleyişe nasıl yansıdığını örnekler vererek açıklayınız
İslam dininin kabulü başlı başına bir kültürel değişmedir. Bu dinin kabulüyle dil ve söyleyişte değişmiş. Sanatçılar bu dinin kelime ve kavramlarını eserlerinde kullanmaya başlamışlardır. Metinde de bu yeni kavaram ve kelimelere sıkça görmekteyiz.
  1. Metnin nazım şeklini ve bağlı olduğu geleneği sözlü olarak ifade ediniz.
Metnin nazım şekli dörtlüktür. Şiirin hece ile ve dörtlüklerle yazılması halk şiiri geleneğinin özelliğidir.
  1. Eseri günümüz şartlarına göre düşünerek yorumlayınız.
12. Etkinlik
Okuduğunuz “Hikmet” adlı şiirlerden hareketle şiirin yazılış amacını aşağıdaki boş bırakılan yerlere yazınız.
Şairin belli bir yaşatan sonra yer altında niçin yaşadığını anlatmak için bu şiirini yazmıştır.
13. Etkinlik
Aşağıdaki kavram haritasını doldurunuz.
Divan-ı Hikmet
Önemi: Eserin geçiş döneminde yazılması dili açısından önemlidir. İlk İslami eserlerden olması da kültürel açıdan önemlidir.
Savunulan Düşünceler: Eserde İslam dinin insanlara kazandırdıkları üzerinde durulmuştur.
Konusu: Kitap bir ahlak ve öğüt kitabıdır. Konusu da İslam’ın ahlakıdır.
Nazım Şekli ve Birimi: Eserin nazım birimi olarak dörtlüktür.  Nazım şekli ise hikmettir.
14. Etkinlik
Bu metnin dil ve söyleyiş özelliklerini aşağıya yazınız.
Metnin Dil Özellikleri
Metin dili yazıldığı çağa uygun olarak sade ve anlaşılırdır. Yabancı kelimelerde hiç değişim olmadan bu güne kadar gelmiştir. Örneğin kadir, kudret, nazar, garip, mahrem…  Türkçe kelimelerde ise k-g değişimi, t-d değişimi, m-b değişimleri olmuştur. Bu değişimler hakaniye Türkçesinin en önemli özelliğidir.
Metnin Söyleyiş Özellikleri
Metin dörtlükler halinde hece ölçüsüyle söylenmiştir. Metinde ahenk dörtlüklerle ve kafiyeyle sağlanmıştır.
15.. Etkinlik
a.    Sairin fikrî ve edebî yönünü belirtiniz.
Ahmet Yesevî’nin şiirlerine “hikmet”, şiirleri nin toplandığı kitaplara da Divan-ı Hikmet adı verilir. Ahmet Yesevî’nin şiirlerini Karahanlı Türkçesiyle yazmıştır. Divan-ı Hikmet’lerdeki şiirlerin hepsi de Ahmet Yesevî’ye ait değildir. Halifeleri tarafından yazılmış pek çok şiir ona mal edilmiştir. Ruh, eda ve şekil bakımın dan bu şiirlerin hepsi birbirine benzediğinden han gilerinin Ahmet Yesevî’ye ait olduğunu ayırabil mek de çok güçtür. Bütün bu sonraki tesir ve teda hüllere rağmen hikmetleri dil bakımından değilse bile edebî bakımdan Karahanlı devrine ve 12. yüzyıla ait kabul etmek gerekir.
Ahmet Yesevî, 11. yüzyılın sonlarında Batı Türkistan’ın Sayram (İsfîcab) kasabasında doğdu.
Rivayete göre Ahmet Yesevî 63 yaşına gelin ce Hazreti Peygamber’e olan bağlılığından dolayı bir kuyu kazdırmış ve geri kalan ömrünü bu kuyu nun dibindeki tek kişilik hücrede geçirmiştir.
Ahmet Yesevî’nin iyi bir tahsil görmüştür. Arapçayı, Farsçayı ve İslâmî ilimleri iyi öğrenmiştir. Küçük yaşta iken kerametleri yayıl mış, sade bir dille yazılan ve halkın ruhunu okşa yan hikmetleriyle kısa zamanda Türkistan halkı nın, bilhassa göçebe Türklerin gönlünde taht kur muştur. Onun irşatları etrafında teşekkül eden Ye-seviyye tarikati Türkistan’da geniş sahalara yayıl mış, Yesevîlikten doğan birçok tarikat Orta Asya ve Anadolu’da asırlarca Türk halkının manevî cep hesini beslemiştir. Tahta kaşık ve kepçe yontup bunları satarak geçimini sağlayan Ahmet Yesevî’ nin rivayete göre 99.000 müridi vardı ve bunlar dört bir yana dağılarak onun irşatlarını ve hik metlerini her tarafa yayıyorlardı. Onun şöhret ve tesiri, ölümünden sonra daha da kuvvetlenerek devam etmiştir. Yesevî’yi rüyasında gören Temür, kazandığı bir zaferden sonra Yesi’ye gelerek onun kabrini ziyaret eder ve 1396-1397 yıllarında Yesevî için büyük bir türbe inşa ettirir. Daha soma Şibânî Han tarafından tamir ettirilen türbe Türkistan halkı için mukaddes bir ziyaretgâhtır. On binlerce Türkistanlı yılın belli bir ayında türbeyi ziyaret ederek bir hafta müddetle onun etrafında ibadette bulunur, hikmetlerini belli makamlarla söyleyerek zikrederlerdi. Türbenin civarına gömülmek Tür kistan Türkleri için büyük bir bahtiyarlık olduğun dan sağlıklarında oradan toprak alırlardı. Yesevî’ nin türbesi hâlâ ziyaretgâh olarak kullanılmakta ve Türkistan Türklerinin manevî bağlarından biri ni teşkil etmektedir.
Hikmetler, dînî-tasavvufî şiirlerdir. Çoğu dörtlükler halindedir, koşma tarzında kafiyelenmiş ve hece vezniyle yazılmıştır. Hikmetlerin bir kısmı ise gazel tarzındadır ve aruz vezniyle kaleme alınmıştır. Heceyle yazılmış hikmetlerin vezni 4+4+4= 12’dir. Aruzla yazılan hikmetlerde “fâilâtün fâilâtün fâilün, mefâîlün mefâîlün feûlün, 4 mefâîlün ve mef’ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün” ve zinleri kullanılmıştır. Gazel tarzında kafiyelenmiş bazı hikmetlerde ise 7+7 veya 8+8’lik hece vezni kullanılmıştır. Mesnevî tarzında yazılan münâcat ve nâtın vezni “mefâîlün mefâîlün feûlün”dür. Dörtlüklerle yazılmış hikmetlerde kıt’a sayısı 5 ilâ 28 arasında değişmekte, çoğunlukla 10-12 kıt’alık hikmetler tercih edilmektedir. Gazellerdeki beyit sayısı 5-15 arasındadır. 7 beyitlik gazeller çoğun luktadır.
b.    Eserle yazar arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
Yazar eserine kendi zihniyetini yansıtır. Biz esere bakarak yazın düşünce dünyasını ortaya çıkarabiliriz. Bu yüzden yazar ile eser arasında sağlam bir bağ vardır. Divan-ı Hikmet’in yazarının yaşamı ile eseri arasında da kuvvetli bir bağ vardır. Çok dindar bir insan olan Ahmet Yesevî eserine de inandığı dinin özelliklerini aktarmıştır.
4. Metin: Divanü Lügati’t-Türk
4. Metin: Divanü Lügati’t-Türk
Divanü Lügati’t-Türk Önsözü’nden
Esirgeyen, Koruyan Tanrı’nın Adıyla
İmdi, bundan sonra Muhammed oğlu Hüseyin, Hüseyin oğlu Mahmud der ki: “Tanrı’nın devlet güneşini Türk burçlarında doğdurmuş olduğunu ve onların mülkleri üzerinde göklerin bütün daire döndürmüş bulunduğunu gördüm.
Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne vali kıldı. Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı; dünya milletlerinin idare yularını onların ellerine verdi; onları herkese üstün eyledi; kendilerini hak üzere kuvvetlendir di. Onlarla birlikte çalışanı, onlardan yana olanı aziz kıldı ve Türkler yüzünden onları her dileklerine eriştirdi; bu kimseleri kötülerin -ayak takımının- şerrinden korudu. Okları dokunmaktan korunabilmek için, aklı olana dü şen şey, bu adamların tuttuğu yolu tutmak oldu. Derdi ni dinletebilmek ve Türklerin gönlünü almak için onların dilleriyle konuşmaktan başka yol yoktur. Bir kimse kendi takımından ayrılıp da onlara sığınacak olursa o takımın korkusundan kurtulur; bu adamla birlikte başkaları da sığınabilir.
And içerek söylüyorum, Buhara’nın sözüne güvenilir imamlarının birinden ve başkaca Nişaburlu bir imamdan işittim, ikisi de senetleriyle bildiriyorlar. Peygamber kıya met belgelerini, ahir zaman karışıklıklarını ve Oğuz Türk lerinin ortaya çıkacaklarını söylediği sırada “Türk dilini öğreniniz çünkü onlar için uzun sürecek egemenlik var dır.” buyurmuştur.
Bu söz (hadis) doğru ise Türk dilini öğrenmek çok gerekli (vacib) bir iş olur; yok, bu söz doğru değilse akıl da bunu emreder.
Ben onların en uz dillisi, en açık anlatanı, akılca en incesi, soyca en köklüsü, en iyi kargı kullananı olduğum hâlde onların şarlarını, çöllerini baştan başa dolaştım. Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma, Kırgız boylarının dillerini, kafiyelerini belleyerek faydalandım; öyle ki bende onlardan her boyun dili, en iyi yolda yerleşmiştir. Ben onları en iyi surette sıralamış, en iyi bir düzenle düzenlemişimdir.
Bana, sonsuz bir ün, bitmez, tükenmez bir azık olsun diye şu kitabımı -Tanrı’ya sığınarak- Divân-ı Lügati’t-Türk
“Türk Dilleri Kamusu” adını vererek yazdım.
Kaşgarlı Mahmud Divanü Lügati’t-Türk Besim ATALAY İNCELEME
Metin İnceleme
  1. Metindeki kültürel farklılaşmaya ait ifadeleri örneklerle açıklayınız.
“And içerek söylüyorum, Buhara’nın sözüne güvenilir imamlarının birinden ve başkaca Nişaburlu bir imamdan işittim, ikisi de senetleriyle bildiriyorlar. Peygamber kıya met belgelerini, ahir zaman karışıklıklarını ve Oğuz Türk lerinin ortaya çıkacaklarını söylediği sırada “Türk dilini öğreniniz çünkü onlar için uzun sürecek egemenlik var dır.” buyurmuştur.” İfadeler Türkler için yeni bir kültürün başlangıcı olan İslamiyet’in getirdiği kültürel farklılaşma ifadeleridir.
  1. Metinden İslamiyetle ilgili değer, düşünce ve bilgilere örnekler veriniz. Bunlar, yeni değerlerin benimsenmesi midir? Belirtiniz.
“Bu söz (hadis) doğru ise Türk dilini öğrenmek çok gerekli (vacib) bir iş olur; yok, bu söz doğru değilse akıl da bunu emreder.” “Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne vali kıldı. Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı; dünya milletlerinin idare yularını onların ellerine verdi; onları herkese üstün eyledi; kendilerini hak üzere kuvvetlendir di. Onlarla birlikte çalışanı, onlardan yana olanı aziz kıldı ve Türkler yüzünden onları her dileklerine eriştirdi; bu kimseleri kötülerin -ayak takımının- şerrinden korudu.” gibi ifadeler İslamiyet’in değer ölçülerinden bazılarıdır. Bunlar yeni değerlerin benimsenmesidir. Sanatçı bu değer ölçülerini okuyana kavratmak için gayret göstermiştir.
  1. Metinde kullanılan lehçeyi ve bu lehçenin özelliklerini belirtiniz.
Metinde kullanılan lehçe Hakaniye lehçesidir. Hakaniye (Karahanlı) lehçesi ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar zamanında yazılmış olan eserlerde kullanılan lehçedir. O dönemde ilk İslamî eserler dediğimiz dört önemli eser yazılmıştır (Kutadgu Bilig 1069, Divanü Lügati’t-Türk, Atebetül Hakayık ve Divan-ı Hikmet). Bu eserlerde kullanılan dil Türkçedir (Divanü Lügati’t-Türk’ün kelimelerin anlamlarını açıkladığı bölümleri Arapçadır; diğer bölümler ise tamamen Türkçedir). Türkçenin Hakaniye lehçesi kullanılmıştır bu dört eserde.
      Göktürkler, Göktürk alfabesini ve Göktürk lehçesini ; Uygurlar Uygur alfabesini ve Uygur lehçesini ; Karahanlılar ise Arap alfabesini ve Karahanlı (Hakaniye) lehçesini kullanmışlardır. Bu üç lehçe arasında az da olsa farklılıklar vardır. Fakat bu farklılıklar çok büyük oranda olmadığı için bu üç devlet zamanında (6. yüzyıl ile 13. yüzyıl arası) konuşulan ve yazılan Türkçeye  “Eski Türkçe” denir. “Eski Türkçe Dönemi”nin son devresi, yani Karahanlılar zamanında ise dediğimiz gibi Karahanlı (Hakaniye) lehçesi kullanılmıştır. Bir süre sonra Türkçenin şiveleri arasındaki farklılık artmaya başladığı için 13. yüzyıldan sonra Türkçe, iki ana kola ayrılmıştır:
 1. Batı Türkçesi: Asıl kaynağı Göktürk lehçesidir. Şu anki Türkiye Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagavuz Türkçesi, Batı Tükçesi grubuna girer. Göktürk lehçesi yüzyıllar içerisinde gelişip değişerek günümüzde Türkiye Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagavuz Türkçesi halini almıştır.
 2. Kuzey-Doğu Türkçesi: Asıl kaynağı Uygur ve Karahanlı (Hakaniye) lehçesidir. Şu anki Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi ve Tatar Türkçesi, Kuzey-Doğu Tükçesi grubuna girer. Uygur ve Karahanlı (Hakaniye) lehçesi yüzyıllar içerisinde gelişip değişerek günümüzde Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi (Not: Günümüzde Uygurlar hala yaşamakta olup Orta Asya civarında özerk bir devletleri vardır.) ve Tatar Türkçesi halini almıştır.
  1. Metinde kültürel farklılaşmadan söz edilmiş midir? Kültürel özelliklerin dil ve söyleyişe nasıl yansıdığını örnekler vererek açıklayınız
İslam dininin kabulü başlı başına bir kültürel değişmedir. Bu dinin kabulüyle dil ve söyleyişte değişmiş. Sanatçılar bu dinin kelime ve kavramlarını eserlerinde kullanmaya başlamışlardır. Metinde de bu yeni kavaram ve kelimelere sıkça görmekteyiz.
  1. Eseri günümüz şartlarına göre düşünerek yorumlayınız.
  2. Yazarın fikrî ve edebî yönü hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Karahanlı devri Türk edebiyatının ilk örnekle rini ihtiva eden Divanü Lûgati’t-Türk, Türk dilinin ilk sözlüğüdür. Kaşgârlı Mahmut tarafından 1072-1077 yılları arasında yazılmıştır. Kaşgârlı Mahmut eserini aynı yıl Ebü’l-Kasım Abdullah’a takdim et miştir.
İlk Türk sözlüğünün yazarı Kaşgârlı Mahmut, Karahanlı hükümdar sülâlesine mensup bir şehzade idi. Babası Hüseyin Çağrı Tigin 1056-1057 yıllarından önce Barsgan Emîri (Arslan ilig’i) idi.
Divanü Lûgati’t-Türk; Türk milletinin yüceli ğini anlatmak, Türk dilinin Arapçadan geri kalma dığını göstermek ve Araplara Türkçeyi öğretmek, böylece o zaman hemen hemen tamamı Türklerce idare edilen Ön Asya’da Arapların Türklerle ko layca münasebet kurmalarını sağlamak için yazıl mıştır. Kaşgârlı Mahmut’a göre Tanrı, Türkleri her milletten üstün yaratmış, yeryüzüne onları hâkim kılmış, hakanları onlardan çıkarmış ve dünya milletlerinin idaresini onların eline vermiş tir. Bunun içindir ki Allah, Türklerle beraber çalışanı aziz eyler, dileğine kavuşturur ve kötüle rin şerrinden korur. Derdini anlatmak ve Türklerin gönlünü kazanmak için de onların dilleriyle konuş maktan başka yol yoktur.
Eser, Araplara Türkçeyi öğretmek maksadıy la yazıldığı için Türkçeden Arapçaya bir sözlük olarak düzenlenmiştir. Eserin çeşitli izahları ihtiva eden kısımları Arapçadır. Türkçe kelimelerin ve bunlarla ilgili örneklerin manaları da Arapça ola rak verilmiştir. Yine aynı sebeple, yani Araplara Türkçe öğretmek maksadı güdüldüğünden o za manki Arap lügatçiliği geleneğine uyulmuş ve Türkçe kelimeler, Arapça kelimelerin hususiyet ve vezinlerine göre sıralanmıştır.
Divanü Lûgati’t-Türk her şeyden önce bir Türkçe-Arapça sözlüktür. Fakat Kaşgârlı Mahmut basit bir sözlük yazmak la yetinmemiştir.  O, üstün bir milletin mensubu olduğuna inanan; gönlü Türklük sevgisiyle dolu; zihni, Türk milletinin ve çeşitli Türk boylarının, Türkçenin ve çeşitli kollarının, Türk edebiyatının ve folklorunun, Türk düşüncesinin ve yaşayış tar zının, Türk efsane ve destanlarının, nihayet Türk ülküsünün bilgi ve şuuruyla donanımlı bir Türk milliyetçisi idi. İşte bütün bu duygu, sevgi, bilgi, inanç ve ülkü Kaşgârlının eserine aksetmiş ve Divanü Lûgati’t-Türk’ü basit bir sözlük olmaktan çı kararak, birçok konuda küçük serpintiler halinde de olsa, o zamanki Türklük bilgisinin bir el kitabı haline getirmiştir. Bunun içindir ki Kaşgârlı Mahmut “Türkoloji’nin babası” kabul edilir.
Kaşgârlı Mahmut daha önce Cevahir ün-Nahv fi Lügat it-Türk adıyla Türkçe’nin bir grame rini de yazmıştı. Bu mühim eser ya büsbütün yok olmuş, ya da henüz bulunamamıştır. Ancak Divanü Lûgati’t-Türk ‘ün çeşitli yerlerinde Türkçe nin gramerine ait bilgiler vardır ve bunlar hiç de azımsanacak ölçüde değildir. Gerek kayıp eseri, gerek Divan’daki gramerle ilgili notları dolayısıyla Kaşgârlı Mahmut aynı zamanda ilk Türk gramercisidir. Divan’da çeşitli Türk boylarının ağızları üzerinde de gözleme ve derlemelere dayanan tes-bitler ve mukayeseler vardır.
Türk boyları, ülkeleri, Türklerin âdet ve gelenekleri, çeşitli destan ve efsâneleri hakkında verdiği bilgilerle Kaşgârlı Mahmut çok yönlü bir Türkolog olarak karşımıza çıkar. Kelimeler için verdiği ör nek cümlelerle hem Türklerin o zamanki yaşayış tarzlarına ışık tutar, hem de Türk cümle yapısı üzerinde çalışmaya imkân hazırlar. Hemen hemen bütün kelimeleri örneklendirmekle Kaşgârlı âdeta modern bir sözlükçü gibi çalışmıştır.    Kaşgârlı eserine yaşadığı dönemdeki Türk illerini gösteren bir de harita eklemiştir.
  1. Eser ile yazar arasındaki ilişkiyi belirtiniz.
Yazar eserine kendi zihniyetini yansıtır. Biz esere bakarak yazın düşünce dünyasını ortaya çıkarabiliriz. Bu yüzden yazar ile eser arasında sağlam bir bağ vardır. Divan-ı Lügati’t-Türk’ün yazarının yaşamı ile eseri arasında da kuvvetli bir bağ vardır. Çok dindar bir insan olan Kaşgarlı Mahmut eserine de inandığı dinin özelliklerini aktarmıştır.
  1. Araştırmalarınızdan hareketle Atatürk’ün Türk dili hakkındaki görüşlerini ve bu konuda söylediği sözleri açıklayınız.
16. Etkinlik
Okuduğunuz metin parçasını da dikkate alarak aşağıdaki soruları cevaplayınız.
1.    Kaşgarlı Mahmut bu eseri niçin yazmıştır?
Divanü Lûgati’t-Türk; Türk milletinin yüceli ğini anlatmak, Türk dilinin Arapçadan geri kalma dığını göstermek ve Araplara Türkçeyi öğretmek, böylece o zaman hemen hemen tamamı Türklerce idare edilen Ön Asya’da Arapların Türklerle ko layca münasebet kurmalarını sağlamak için yazıl mıştır.
2.    Kaşgarlı Mahmut bu eseri nasıl hazırlamıştır?
Kaşgarlı Mahmut eserini devrindeki bütün Türk illerini dolaşarak hazırlamıştır.
3.    Kaşgarlı Mahmut’un bu eseri hazırlamasında kimin hangi sözü etkili olmuştur?
Hz. Peygamberin sözü etkili olmuştur. “And içerek söylüyorum, Buhara’nın sözüne güvenilir imamlarının birinden ve başkaca Nişaburlu bir imamdan işittim, ikisi de senetleriyle bildiriyorlar. Peygamber kıya met belgelerini, ahir zaman karışıklıklarını ve Oğuz Türk lerinin ortaya çıkacaklarını söylediği sırada “Türk dilini öğreniniz çünkü onlar için uzun sürecek egemenlik var dır.” buyurmuştur.”
4.    Bu eser Kaşgarlı Mahmut’a ne kazandırmıştır?
Bu eser Kaşgarlı Mahmut’a Has Hâciblik unvanı kazandırmıştır.
5.    Divanü Lügati’t-Türk’ün edebiyatımızdaki yeri ve değerini yazınız.
Divanü Lûgati’t-Türk her şeyden önce bir Türkçe-Arapça sözlüktür. Fakat Kaşgârlı Mahmut basit bir sözlük yazmak la yetinmemiştir.  O, üstün bir milletin mensubu olduğuna inanan; gönlü Türklük sevgisiyle dolu; zihni, Türk milletinin ve çeşitli Türk boylarının, Türkçenin ve çeşitli kollarının, Türk edebiyatının ve folklorunun, Türk düşüncesinin ve yaşayış tar zının, Türk efsane ve destanlarının, nihayet Türk ülküsünün bilgi ve şuuruyla donanımlı bir Türk milliyetçisi idi. İşte bütün bu duygu, sevgi, bilgi, inanç ve ülkü Kaşgârlının eserine aksetmiş ve Divanü Lûgati’t-Türk’ü basit bir sözlük olmaktan çı kararak, birçok konuda küçük serpintiler halinde de olsa, o zamanki Türklük bilgisinin bir el kitabı haline getirmiştir. Bunun içindir ki Kaşgârlı Mahmut “Türkoloji’nin babası” kabul edilir.
6.    Divanü Lügati’t-Türk sayesinde günümüze hangi sözlü edebiyat ürünleri ulaşmıştır?
Divanü Lügati’t-Türk sayesinde İslamiyet öncesinde oluşan sav, sagu, koşuk ve destan türleri günümüze kadar ulaşmıştır.
17. Etkinlik
Kutadgu Bilig, Atebetül-Hakayık, Divanü Lügati’t-Türk adlı metinlerden ve araştırmalarınızdan hareketle dönemin tarihî, siyasi ve sosyal yapısı hakkında çıkarımlarda bulununuz. Yapmış olduğunuz çıkarımları maddeler hâlinde yazınız.
1.  XI. yüzyıldan XII. yüzyıla doğru yabancı etkilerin arttığı görülür.
2. Toplumda ta bakalaşma ve edebiyatta zevk ayrılığı da bu dönemde görülmeye başlar. Kısacası bu dönemin edebî verimlerinde bir geçiş döneminin özellikleri görülür.
3. Halk yeni Müslüman olduğu için yazılan eserler İslamiyet’in öğretilmesine yöneliktir.
4. Bu dönemde yazılan eserlerde  Hakaniye Türkçesi kullanılmıştır.
5. İslâmiyet, bu dini kabul eden Türklerin duyuş ve düşünüşünü, dünya görüşünü, yaşayış tarzını değiştirmiştir. Bu dönemde kentlerin ve kentsel yaşamın oluşması sonucunda toplumda tabakalaşma meydana gelmiş, bu da Arap ve Fars kültür lerinin yüzyıllar boyunca beslediği büyük bir zevk ayrılığını doğurmuştur.
6. Genellikle medrese öğrenimi gören ve İslâmî bilimleri öğrenen yüksek zümre şairleri, Fars edebiyatını örnek almakla birlikte, aynı konu ve temaları, aynı ölçü ve biçimleri kullanarak, kendi üslûplarının damgasını taşıyan klâsik bir edebiyat meydana getirmeyi başarmışlardır.
7. İslâmiyet, toplumda bir zevk ayrılığına yol açmakla birlikte, Türk ede biyatının birtakım yeni değerler kazanarak zenginleşmesinde ve böylece çok yön lü bir gelişme göstermesinde etkili olmuştur.
ANLAMA VE YORUMLAMA
18. Etkinlik
a. Aşağıda Kutadgu Bilig, Atebetü’l-Hakayık, Divan-ı Hikmet ve Divanü Lügati’t-Türk’ten parçalar verilmiştir. Bu metinlerden hareketle İslamiyet ile ilgili değer, düşünce ve bilgileri gösteriniz.
Kutadgu Bilig’de Hz. Peygamberin özellikleri anlatılmaktadır.  Atebetü’l-Hakayık’ta bu dünyanın geçiciliği ve asıl mekanın ahiret olduğu anlatılmaktadır. Divanü Lügati’t-Türk’te ise Hz. Peygamberin hadislerinin önemi üzerinde durulmuştur. Bütün bu kavramlar İslamiyet’in en önemli değerleridir.
Kutadgu Bilig’den
PEYGAMBER ALEYHİ’S-SELÂMIN MEDHİNİ SÖYLER
Esirgeyen Rabb’im halkın en seçkini ve insanların en iyisi olan sevgili Peygamberi gönderdi.
O karanlık gecede halka meşale idi; etrafa ışık saçtı ve seni aydınlattı.
O sana Tanrı tarafından gönderilen davetçi idi; sen bu sayede doğru yola girdin, ey yiğit.
Atasını ve anasını feda etti; tek dileği ümmeti idi, ona yol gösterdi.
Gündüz yemedi, gece yatmadı; Tanrı’dan seni istedi, başka bir şey istemedi.
Bütün kaygusu ümmeti idi; rahat etmek için, onun azaptan kurtulmasını dilerdi.
Ey Tanrı’m, benim gönlümü gözet; kıyamette beni sevgili Peygamber ile birlikte haşret.
Kıyamette dolunay gibi yüzünü göster; ey Tanrı’m, kendisini bana şefaatçı kıl.
Atebetü’l- Hakayık’tan
Bu dünya malından yiyecek ve giyecek (kadarını) al;
fazlasını isteme (fazlası) yüklenilecek vebaldir.
Resul, dünya için, tarladır demiş;
tarlada çalış çabala ve iyilik ek.
Bu dünya lezzeti baki değildir;
zevk müddeti, yel geçer gibi, geçer;
genç ihtiyarlar ve yeni eskir;
kuvvetli çöker kuvveti gider
Divan-ı Hikmet’ten
Eya dostlar, kulak verin dediğime,
ne sebepten altmış üçte girdim yere?
Miraç üstünde hak Mustafa ruhumu gördü,
o sebepten altmış üçte girdim yere.
Hak Mustafa Cebrail’den kıldı sual;
bu nasıl ruh, tene girmeden buldu kemal?
Gözü yaşlı, halka yaralı, boyu hilal;
o sebepten altmış üçte girdim yere.
Divanü Lügati’t- Türk’ten
İmdi, bundan sonra Muhammed oğlu Hüseyin, Hüseyin oğlu Mahmud der ki: “Tanrı’nın devlet güneşini Türk burçlarında doğdurmuş olduğunu ve onların mülkleri üzerinde göklerin bütün daire döndürmüş bulunduğunu gördüm.
And içerek söylüyorum, Buhara’nın sözüne güvenilir imamlarının birinden ve başkaca Nişaburlu bir imamdan işittim, ikisi de senetleriyle bildiriyorlar. Peygamberler kıyamet belgelerini, ahir zaman karışıklıklarını ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkacaklarını söylediği sırada “Türk dilini öğreniniz çünkü onlar için uzun sürecek egemenlik vardır.” buyurmuştur.
b. Bu eserleri yapı, tema, dil ve söyleyiş özellikleri bakımından karşılaştırınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Kutadgu Bilig beyit, Atebetü’l-Hakayık dörtlük, Divanü Lügati’t-Türk ise nesir şeklinde yazılmıştır. Her üç metinde devrine göre sade bir dille yazılmıştır. İlk iki metin ölçü ve uyaklı bir söyleyişe sahipken, üçüncü metin nesir halindedir.
19. Etkinlik
Yukarıdaki metinleri inceleyiniz. İncelediğiniz metinlerin sanat metni ve öğretici metin olarak kesin çizgilerle ayrılıp ayrılmadığını örnekler vererek anlatınız.
Kutadgu Bilig-Sanat metni
Atebetü’l-Hakayık- Sanat metni
Divanü Lügati’t-Türk-Öğretici metin
20. Etkinlik
Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dil-dir.Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır… Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin, kalbidir, zihnidir.
Millî duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî duygusunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginle rindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini yüksek bağımsızlığını koruma sını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
Mustafa Kemal ATATÜRK
  1. Atatürk’ün yukarıdaki sözlerinden hareketle Türkçenin yaşayan ve zengin bir dil olup olmadığını söyleyiniz.
Türkçenin Zenginliği
Diller için fakirlik-zenginlik veya ilkellik-gelişmişlik kavramlarından bahsedilir. Ancak dil, bir imkânlar alanı olarak kendi kendine ne zengin ne fakirdir. Bu sebeple, diller için kullanılan fakirlik-zenginlik kavramları, aslında dilin kendisine ait değildir; dili kullananların düşünme ve görmelerinin, hayat karşısındaki tavırlarının, zihin faaliyetlerinin fakirlik ve zenginliğinin dile yansımasıdır.
Dilleri zenginliği, kelime zenginliği ve şekil zenginliği olmak üzere iki açıdan incelenmektedir.
Kelime zenginliği, müşahhas (somut) veya mücerret (soyut) kelimelerin zenginliği şeklinde kendisini gösterebilir. Mücerret (soyut) kelimelerin zenginliği, dilin ve dili kullananların zihin gelişmişliğini gösterir. Bundan dolayı dillerdeki asıl zenginlik göstergesi, mücerret (soyut) kelimelerdir.
Şekil zenginliği, dilin yeni karşılaştığı varlık ve kavramların (nesnelerin) karşılığı, adı olmak üzere ihtiyaç duyduğu yeni kelime veya sözleri türetebilme yeteneği demektir. Türetme ve yeni kelime yapma dilin dayandığı asıl sermayesi veya hayat kaynağıdır. Şekil zenginliği, kelime türetme ve kelime birleştirme (terkip) olmak üzere iki yönlü imkânlar alanıdır.
Bir dilin kelime ve şekil zenginliği, kavaram zenginliği ve somut-soyut kelime çokluğu, dolayısıyla anlatım rahtlığı ile kendisini gösterir. Sadece kelime sayısının çokluğu zenginlik için yeterli ölçü değildir. Dilde önemli olan, her nesne ve kavram için, hatta bunların ince farkları (nüansları) için ayrı ayrı kelimelerin bulunmasıdır.Bir dilde, bir nesne için birden fazla kelime varsa zenginlik; buna karşılık, bir kelime birden fazla nesnenin karşılığı ise fakirlik söz konusudur.
Dilin zenginleşmesi, yeni nesne ve kavramların veya bunların ince farklılıklarının çoğalması, üretilmesi ile mümkündür. Bilinen nesnelerin veya kavramların karşılığı olan kelimelerin yeni kelimelerle değiştirilmesi, dile bir zenginlik katmaz. Çünkü dil görmek, bulmak ve düşünce üretmekle ve üretilenlere yeni kelimeler, ifadeler bulmakla zenginleşir. Dilde var olan kelimeleri değiştirmek, dilin zenginliğine bir şey katmaz. İmkân yerine olanak, millet yerine ulus, kitapyerine okungaç, gözlük yerine görgeç, istiklâl yerine bağımsızlık, hürriyet yerineözgürlük vs demek sadece dili kullananların zihnindeki yerleşmiş kavramları boşaltmak ve değiştirmektir. Böyle bir uygulama kelimelerin anlam çağrışımlarını kısırlaştırır hatta yok ederek, dilin kültür taşıyıcılığını ve kültürün devamlılığını engeller. Dolayısıyla millî kültüre zarar verir.
Türkçe, yaşayan dillerle karşılaştırıldığında kelime ve kavram zenginliği bakımından pek çok dilden zengindir. Ancak ilim ve teknikte gelişmiş Alman, Fransız, İngiliz dillerine göre ilim, teknik terimleri ve soyut kavramlar bakımından daha az zengindir. Şekil zenginliği bakımından ise, söz konusu dillerden daha yetenekli ve zengindir.
İngilizce dünyanın kelime sayısı bakımından en zengin dili olarak bilinmektedir.Redhouse (1968) sözlüğünde 160 bin kelime vardır. Almanca bazı sözlüklerde, 110-120 bin; Fransızca sözlüklerde de 60- 85 bin civarında kelime bulunmaktadır. Meselâ Fransızca “Dictionnaire Du Français, Hachette Paris, 1987” adlı sözlükte 58 bin kelime bulunmaktadır.
Türkçe sözlüklere gelince, Kaşgarlı Mahmud’un X1. yüzyılda hazırladığı Türkçe’nin ilk ve en eski sözlüğü Divanü Lügati’t Türk’te 8.000 civarında kelime vardır. Bu durum çağdaşı dillerle kıyaslandığında herhalde büyük zenginliktir. Türkiye Türkçesi’nin önemli sözlüklerinden olan Şemsettin Sami’nin 1901’de yayımladığıKamus-ı Türkî adlı sözlüğünde 26.000 kelime bulunmaktadır. Eski Türk Dil Kurumunun 1945’te ilk baskısını yayımladığı Türkçe Sözlük’te 15.000 kelime vardır. (Dilimizin tasfiyecilik yoluyla fakirleştirilmesinin en iyi belgesi). Türk Dil Kurumunun, tasfiyecik-uydurmacılık anlayışının en yaygın olduğu dönemde yayımladığı (1977)Türkçe Sözlük’te 27.800 kelime bulunmasına karşılık, Kurum’un yeni yapılanmasından sonra yayımlanan Türkçe Sözlük’ün 1998 baskısında 60 bin madde başı, 15 bin madde içi olmak üzere 75 bin; 2006 baskısında ise, toplam 77.400 söz bulunmaktadır.
Günümüzün sözlükçülerinden Mehmet Doğan’ın hazırladığı Büyük Türkçe Sözlük’ün 1981’de yapılan ilk baskısında 55 bin civarında kelime bulunmaktadır.Büyük Türkçe Sözlük’ ün 2003’te yapılan genişletilmiş 16. baskısında ise 75 bin kelime ve 18 bin deyim terkip bulunduğu belirtilmektedir.
Kısaca Türkçe zannedildiği gibi fakir bir dil değildir. Ancak, bugünün nesilleri,“zengin dilin fakir kullanıcıları” durumuna getirilmiştir. Bunun da tasfiyecilik-uydurmacılıktan Millî Eğitime ve basından küreselleşmeye uzanan çeşitli sebepleri vardır.
b.    Millî kültürümüzün korunmasında dilin önemini açıklayınız.
Türk Milli Kültürü, Türklerin, tarihi süreç içerisindeki toplumsal yapılarını, dini, iktisadi hayatlarını, edebi kültür, dil ve sanatlarını, düşünce ve ahlak özelliklerini içerisine alan geniş bir konudur. Bu kadar geniş bir konuyu, tüm ayrıntılarıyla ele almak oldukça zor bir iştir. Bu sebeple, yazımızda, Türk Milli Kültür’ünün önemli bir unsuru olarak, Türk Dili üzerinde durulacaktır. Türk Dili’nin tercih edilişinin bir diğer sebebi ise, dilin, bir toplum için, son derece önemli ve etkili bir araç olduğu gerçeğidir. Bize göre, dilini kaybetmiş bir millet, milli benliğini, değerlerini, özünü, daha doğrusu, her şeyini kaybetmiştir. Bir dil, kullanılmazsa ortadan kalkar. Konuşulmayan, yazılmayan bir dilin devam etmesi, kuşaklar boyunca var olması, söz konusu değildir.Dil, düşünmenin aracıdır. Düşünemeyen insanların fikir üretme gibi bir şansları yoktur. Dil ile düşünme arasındaki bu sıkı bağ, milli hissin oluşmasında da etkilidir. Milli bir his, ancak, o milletin dili ile oluşturulabilir. Şöyle diyelim, İngilizce konuşup, fikirler ortaya koyarak bir Fransız milliyetçiliğinden söz edebilir misiniz? Tabi ki, bu gülünç bir durum olur. Demek ki, dil, bir milletin milli duygularının oluşmasında, bu duyguların geniş kitlelere yayılmasında birinci derecede önemlidir. Her millet, ancak, kendine özgü bir dil ile milli hislerini kuvvetlendirip yayabilir. Bu gerçeği gören büyük önderimiz ATATÜRK, Türk Dili’ne son derece önem vermiş, birçok yabancı kelimenin Türkçe karşılığını aramış, Türkçe’ye hak ettiği değeri göstermiştir. Bugün, matematikte kullandığımız birçok terim ATATÜRK’ün bizzat kendisinin ortaya koyduğu Türkçe kelimelerdir (örneğin; artı, açı, üçgen). Bu konuda ATATÜRK ve ona destek verenlerin yaptıkları tüm çalışmalar, hep bir düşüncenin ürünüdür: Milli bilinci canlandırmak. Milli bilinç, her şeyden önce, dilin ayakta durması, gelişmesi, yabancı kelimelerden arındırılması ile mümkün olabilir. Tabi ki böyle bir milli bilinç sahibi olunabilmesi için de, ortada, bir milletin bulunması gerekir. Atatürkçülükte, milletin tanımında dahi “dil birliği” esastır. Millet, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu siyasi ve toplumsal bir heyettir. Bu sebeple, tüm Atatürkçülerin Türkçe’ye önem vermeleri, bu konuya duyarlı olmaları gerekmektedir.Tarih bize göstermiştir ki, milli kültürünü kaybeden milletler, daima “güçlü milli duygu”lara sahip olan milletlerin egemenliğine girmişlerdir. Başlangıçta da belirttiğimiz gibi, madem ki dil, milli kültürün ve milli kültür de bağımsızlığın temeli, öyleyse, bize düşen görev, Türkçe’ye gereken önemi vermek; Türkçe konuşmaktan, Türkçe yazmaktan gurur duymaktır. Atatürk dili, milli kurumların en başta geleni sayıyor, milli duygu, düşünce ve yönelişin, milli benlik ve şuurun milli dile bağlı olduğu üzerinde önemle duruyor, uzun vadeli düşünülürse, milli bağımsızlığın, ancak, Türk dili varoldukça, dil bağımsız oldukça mümkün olacağı temelinden yürüyordu. Nasıl olabilir de, Batılılaşmak uğruna güzel Türkçe’den vazgeçilebilir. Böyle bir Batılılaşmayı ne Mustafa Kemal ATATÜRK kabul ederdi, ne de günümüzde herhangi bir Türk vatanseveri kabul edebilir. Türkiye, eğer ki, AB ya da benzeri birtakım örgütlerin içerisinde yer alacaksa, böyle bir durum ancak, Türk Milli Kültürü ‘nün tam anlamıyla korunacağı bir ortamda gerçekleşmelidir.

21.    Etkinlik
Divanü Lügati’t-Türk, Türk kültürüne ait neleri yansıtmaktadır? Düşüncelerinizi belirtiniz.
Türklük biliminin kurucusu olan Kâşgarlı Mahmut’un 1072-1074 yılları arasında kaleme aldığı ve “Türk lehçelerinin sözlüğü” demek olan büyük eseri Dîvânu Lûgati’t-Türk, Türk dili ve edebiyatının ilk örneklerini ihtiva etmesi yanında, ll.yüzyıldaki yüksek Türk kültür ve medeniyetini yansıtması bakımından da Türklüğün temel kitaplarından birisidir.
Bulunuşu, Türklük bilimi için Orhun Yazıtları’ndan sonra ikinci büyük keşif kabul edilen Dîvânu Lûgati’t-Türk’te, Türk tarihine, efsanelerine, coğrafyasına, o günkü Türk toplumunun günlük yaşayışına, âdetlerine, beslenme ve giyecek kültürü ile iktisadî hayatına kadar birçok kıymetli bilgi, çeşitli kelimelere verilen örneklerde ve bunların açıklamalarında ortaya konmuştur. Kâşgarlı, eserinin sunduğu bu zengin malzeme ile karşımıza çok yönlü bir Türkolog olarak çıkmaktadır. Çeşitli cümleler, atasözleri ve şiirler ile beslenen ve yer yer önemli gramer kurallarının da verildiği Dîvân’da, verilen kelimeler çok defa zamanın Türk dünyasında kullanılan mukabilleri ile de karşılaştırılmıştır.
Yaklaşık bin yıl önce kaleme alınan ve Türklüğün “altın kitabı” olma şerefini taşıyan Dîvânu Lûgati’t-Türk’ten, Türk milletinin bin yıl önce bile ne kadar yüksek bir kültür ve medeniyetin sahibi olduğunu da anlıyoruz. Zira, bundan yaklaşık bin yıl önce koynunda “ipek mendil” taşıyan, kırışmış elbiseleri için “ütü” kullanan bir millet, şüphesiz yüksek bir kültür ve medeniyetin temsilcisidir.
22.    Etkinlik
a. Aşağıda verilen kavram ve açıklamaları doğru şekilde eşleştiriniz.
Hikmet-Bilgelik
Kudret- Güç, erk, iktidar, Allah’ın ezeli gücü
Hak- Allah’ın isimlerinden biri
b. Hikmet, kudret, hak sözcüklerinin metinlerde kazandığı anlamları açıklayınız.
Hikmet: Doğadaki nesnelerin mahiyetini, asıllarını anlatan bilgi, ahlaki ve öğüt verici sözdür. Edebiyatta, dini-ahlaki konuları işleyen, nasihat eden, atasözleri ve öğütlerle süslü nazma denir. Bu tür şiirler hikemi şiirler diye bilinir.
Kudret :     güç, tâkat; Cenâb-ı Hakkın bütün kâinata hükmeden ezelî ve ebedî kudsî sıfatıdır.
Hak   : Her şeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah.
23. Etkinlik
Aşağıdaki kelimelerin eş anlamlılarını bulup eşleştiriniz.
Lügat-Sözlük
Doğu Türkçesi-Hakaniye Türkçesi
Oğuz Türkçesi-Batı Türkçesi
Peygamber-Yalvaç
24. Etkinlik
Karahanlı Türkçesi hangi coğrafyada kullanılmıştır? Anlatınız.
Metin inceleme 3. Soruda cevabı vardır.
DEĞERLENDİRME
a.    Aşağıdaki bilgilerin karşılarına doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
( Y ) Divan-ı Hikmet XV. yy. da yazılmıştır.
( D ) Atebetü’l-Hakayık “Hakikatlerin Eşiği” anlamına gelir.
( Y ) Hikmet Köktürkçeyle yazılmıştır.
( D ) Ahmet Yesevî hikmetleriyle Türk halkına İslamiyeti öğretmiştir.
( Y ) Ahmet Yesevi yetmiş üç (73) yaşında çilehaneye girmiştir.
(  Y) Hikmetler bir güzele yazılan şiirlerden oluşmuştur.
( Y ) Hikmetler sanat kaygısıyla yazılmıştır.
( D ) Hikmetlerin çoğu dörtlükler hâlinde yazılmıştır.
( D ) Hikmetle dinî bilgiler manzum olarak yorumlanmıştır.
b.    Aşağıdaki boş bırakılan yerleri uygun sözcüklerle tamamlayınız.
KAŞGARLI MAHMUT eserini Türkçe öğretmek için yazmıştır.
AHMET YESEVΠyetiştirdiği öğrencileriyle Anadolu’nun Türkleşmesinde ve Müslümanlaşmasında büyük rol oynamıştır.
c. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.
1.    Aşağıdakilerden hangisi İslami Türk kültüründe yazılan ilk eserlerden birideğildir?
  1. Divanü Lügati’t-Türk
  2. Atebetü-l Hakayık
  3. Divan-ı Hikmet
  4. Alp Er Tunga Sagusu
E)    Kutadgu Bilig
2.    İslamiyet etkisindeki Türk edebiyatının ilk eserlerinden biridir. Kaşgarlı Mahmut tarafından Türkçenin Araplara öğretilmesi düşüncesiyle Arapça olarak yazılmıştır.”
Yukarıda bahsedilen eser aşağıdakilerden hangisidir?
  1. Atebetü’I-Hakayık
  2. Divan-ı Hikmet
  3. Muhakemetü’l-lügateyn
  4. Divanü Lügati’t-Türk
E)    Mesnevî
3.    Aşağıdaki eserlerin hangisi İslamiyet etkisindeki Türk edebiyatı eserlerinden değildir?
  1. Atebetü’I-Hakayık
  2. Divan-ı Hikmet
  3. Kutadgu Bilig
  4. Divanü Lügati’t-Türk
E)    Türeyiş Destanı
4.    “Dinî -didaktik özelliğe sahip öğüt ve ahlak kitabıdır. Edip Ahmet Yükneki tarafından yazılmıştır.”
Yukarıda sözü edilen eser aşağıdakiler-den hangisidir?
  1. Divan-ı Hikmet
  2. Atebetü’I-Hakayık
  3. Dede Korkut Kitabı
  4. Kutadgu Bilig
E)    Divanü Lügati’t- Türk
5.    Divanü Lügati’t – Türk’le ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
  1. Türk dilinin ilk sözlüğüdür.
  2. Eser, sadece bir sözlük değil aynı zamanda Türk folklorunun ilk kitabıdır.
  3. Eserde yer alan şiirlerin büyük çoğun luğu dörtlüklerden oluşmaktadır.
  4. Eser Türkçenin Farsçadan üstün oldu ğunu ispat için yazılmıştır.
E)    Eser Arapça olarak yazılmıştır.
6.    Aşağıdaki eser-yazar eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
  1. Divanü Lügati’t- Türk – Kaşgarlı Mahmut
  2. Kutadgu Bilig – Hacı Bayram-ı Veli
  3. Atebetü’I-Hakayık – Edip Ahmet Yüknekî
  4. Divan-ı Hikmet – Ahmet Yesevî
E)    Mesnevî – Mevlânâ Celaleddin Rumî
7.    Aşağıdaki  cümlelerden  hangisi  Edip Ahmet Yüknekî’nin “Atebetü’l-Hakayık” adlı eseri için söylenebilir?
  1. Yazar, eserlerinde süslü ve ağır bir dil kullanmıştır.
  2. Eser, dinî, tasavvufi şiirlerden oluşur.
  3. Eser, dinî, didaktik özelliğe sahip öğüt ve ahlak kitabıdır.
  4. Eserde Arapça ve Farsça kelime kullanıl mamıştır.
E)    Eserlerde genellikle beşerî aşk konuları işlenmiştir.
3.   ÜNİTE

3. Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki İlk Ürünleri (XIII – XIV. yy)
3. Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki İlk Ürünleri (XIII – XIV. yy)
a. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir) İNCELEME
Metin İnceleme
  1. 13 – 14. yy. da Anadolu’daki sosyal ve siyasi olayları araştırınız. Araştırdığınız konuları sınıfla paylaşınız.
XIII. YÜZYIL
XIII.    yüzyılın başından itibaren tasavvuf cereyanının Anadolu’da halk arasında büyük bir süratle yayılmağa başladığı görülür. Bu yüzyıl, aynı zamanda, çeşitli tarikatların birçok kollar halinde tesir alanlarını genişleterek yurdun her yanına yayıldığı bir dönemdir. Büyük felâketlere yol açan Moğol istilâsı, Horasan dolaylarından büyük bir Türkmen kitlesini Anadolu’nun içerilerine doğru yayılmaya zorlar. Bu yüzyıl, Anadolu’nun göçler ve savaşlar yüzünden, oldukça karışık bir manzara arz ettiği dönemdir.
Mevlevî tarikatı, Mevlânâ’nın ardından, daha çok münevver diyebileceğimiz bir çevrede yayılma alanı bulurken, halk kitleleri arasında da Bektaşî liğin ve ona bağlı kolların büyük bir süratle yayıl mağa başladığı görülür. Kuruluşunda tamamen ehl-i sünnet inancına uyan, uygulamada yine bu öl çüler içinde kalan Bektaşîlik, çeşitli sebeplerden zamanla bozulmuş ve İslâm dininin özünü temsil eden Sünnî inançtan uzaklaşarak çeşitli sapık yol ları benimseyen bir tarikat durumuna gelmiştir.
Geçiş dönemi diyebileceğimiz bu yüzyılın di ğer bir özelliği de, dinî-tasavvufî edebiyat cereyanı içinde yer alan edebî şahsiyetlerin Türkçe ile Farsçayı henüz birlikte kullanma alışkanlıklarını sür dürmeleridir.

XIV. YÜZYIL

XIV. yüzyıl, göçebe Türklerin bir daha geri dönmemek üzere geldikleri Anadolu topraklarına sağlam adımlarla bastıkları, Türkçenin de özellik le sanat eserlerinde artık belli bir şuurla kullanıl mağa başlandığı dönemdir. XIV. yüzyılda da kül tür merkezi henüz orta Anadolu’dur. Önceki yüz yılda olduğu gibi bu yüzyılda da yaşamış olan Türk şair ve yazarlarının büyük bir kısmının eser lerini iki dille yazmaları, henüz bu dönemin de ge çiş devri olduğunu gösterir.
Anadolu’daki Müslüman-Türk halkına tasav vufu öğretmek gayesiyle kaleme aldığı 12000 beyitlik didaktik bir mesnevî olan Garibnâme (yaz. 1329); doğrudan doğruya tasavvufu konu edinen küçük hacimli Fakrnâme, Vasf-ı Hâl gibi diğer mesnevîleriyle yüzyılın başlarında Âşık Paşa (1272-1333)’yı görürüz. Babâî tarikatının kurucu su Baba İlyas’ın torunu olduğu rivayet edilen Âşık Paşa, kuvvetli ve derin bir tasavvuf kültü rüyle yetişmiş, üstelik yaygın ilim-sanat dilinin Farsça olduğu bir dönemde Türkçeyi cesaretle ve şuurla kullanmıştır. Büyük ölçüde Mevlânâ’nın te siri altında kalan Âşık Paşa, bilhassa Garibnâme ile bir anlamda Mesnevî’nin Türkçesini yazma denemesine kalkmıştır. Mevlevî tarikatına müntesip, Menâkıbü’l-Ârifîn sahibi Eflâkî Dede (? -1360) ile Hacı Bektaş Velî müritlerinden Said Emre (? -?) de yine bu asırda yaşar.
  1. Tasavvuf düşüncesi hakkında bir sunum hazırlayınız. Tasavvuf terimleri neleri ifade etmektedir? Açıklayınız.
Tasavvuf, bir anlayış olarak İslâmiyet’in ilk dönemine kadar çıkar. Pey gamberimizin yakınında bulunan ve İslâmiyet’in ilk yatılı öğrencileri olan “ashab-ı sufle” terkibindeki suffe ile tasavvuf arasında bir ilgi kurulur. Daha sonraki yıllarda tasavvuf; dünyayı, insanları, olayları anlama ve Allah’a yaklaşma yollarını arama ve uygulayıp yaşama şekli olarak gelişmiştir.
Türkler arasında İslâmiyet’in yaygınlaşmasında tasavvufun büyük rolü var dır. Nitekim Anadolu’nun Türk ve İslâm ülkesi olmasını sağlayanlar arasın da Ahmet Yesevî’nin Anadolu’ya gönderdiği dervişler önemle belirtilir. İşte bu yüzyıllardaki kültür ve edebiyat hayatında bu anlayış çok etkili olmuş tur. Mevlânâ ve Yunus, sadece dönemlerinde değil daha sonraki yüzyıllarda da şair ve yazarlarımızın yanı sıra her kesimden insana tesir etmişlerdir. Böylece Dinî-tasavvufî Türk Şiiri diye ayrı bir edebiyat kolu doğmuştur. Üstelik tasavvuf anlayışı, diğer sanat dallarında da etkili olmuştur.

DİNÎ-TASAVVUFÎ TÜRK EDEBİYATINA GENEL BAKIŞ


Türkler göçebe yaşamlarının gereği olarak Müslüman olmadan önce değişik kül türlere sahip oldukları gibi, çeşitli inanç sistemlerini de -Budizm, Manihaizm, Şa manizm, Zerdüştlük gibi- benimsemişlerdir.
Türklerin 8. yüzyıldan itibaren Müslümanlığı kabul etmeye başlamalarıyla birlikte, düşünce ve inanç sistemlerindeki değişim de başlamış, bu yeniliğe paralel olarak sa nat ve estetik anlayışları da yeni şekiller kazanmıştır. 10. ve 11. yüzyıllarda asıl mer kezi Horasan olmasının yanı sıra, Herat, Nişabur, Buhara, Fergana gibi İslam kültür merkezlerinde de gelişen tasavvuf düşüncesi, Türk dervişleri aracılığıyla göçebe Türklerin yaşadığı noktalara da ulaştırılmıştı. Kent merkezlerinden kırsal kesimle re yayılan bu düşünce ve yaşam anlayışında, en önemli rolleri de kuşkusuz tekkeler üstlenmiştir. Bu anlamda ilk Türk sûfisi kendi adına kurduğu tarikat kanalıyla ta savvuf düşüncesini yaymaya çalışan Ahmet Yesevî’dir. Onun dilinden söylenen “Hikmetler”, dinsel konuları sûfiyane bir biçemle dile getiriyor; kendisine bağlı dervişler kanalıyla toplumun her kesimine kısa sürede yayılıyordu.
Ahmet Yesevi’den sonra Orta Asya’da tekke edebiyatının temsilciliğini yapan, onun müridi Hakîm Süleyman Ata ‘dır. Orta Asya’da Yesevî ve Hâkim Süleyman Ata ile baş layan Dinî ve Tasavvufî Halk Edebiyatı, Türklerin Anadolu’ya göçüp yerleşmelerinden sonra Anadolu’da da varlığını göstermiştir. Anadolu’da tekkelerin ve çeşitli tarikat kollarının kurulup gelişmesiyle, tekke edebiyatı da gelişmiş, geniş toplumsal ke simlere seslenen şairler yetişmiştir.
Bu edebiyatın Anadolu’daki öncüleri, başlangıçta Orta Asya’dan gelen dervişler ol muş, bunlara paralel olarak Mevlânâ (1200-1273) ve Sultan Veled (1226-1313) Farsça ve Türkçe sûfîyane şiirler yazmışlardır. Hacı Bektaş-ı Velî, Şeyyad Hamza,Yunus Em re, Sultan Veled, Âşık Paşa, Gülşehrî, Kaygusuz Abdal, Said Emre gibi sûfî Türk şairleri bu edebiyatımızın temelini oluşturmuşlardır.
  1. Yunus Emre hakkında araştırma yapınız. Yunus Emre’nin bir ilahisini sınıfta dinleyiniz.
Türk halk şairlerinin tartışmasız öncüsü olan ve Türk’ün İslam’a bakışını Türk dilinin tüm sadelik ve güzelliğiyle ortaya koyan Yunus Emre, sevgiyi felsefe haline getirmiş örnek bir insandır. Yaklaşık 700 yıldır Türk milleti tarafından dilden dile aktarılmış, türkü ve ilahilere söz olmuş, yer yer atasözü misali dilden dile dolaşmış mısralarıyla Yunus Emre, Türk kültür ve medeniyetinin oluşumuna büyük katkılar sağlamış bir gönül adamıdır.    Bazı kaynaklarda Anadolu’ya gelen Türk boylarından birine bağlı olup, 1238 dolaylarında doğduğu rivayet edilirse de bu kesin değildir; tıpkı 1320 dolaylarında Eskişehir’de öldüğü yolundaki rivayetlerde olduğu gibi. Batı Anadolu’nun birkaç yöresinde “Yunus Emre” adını taşıyan ve onunla ilgili görüldüğünden “makam” adı verilen yer vardır.
Bir garip öldü diyeler
Üç gün sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin
diyen Yunus, belki de doğduğu ve yaşadığı topraklardan çok uzaklarda bu dünyadan göçüp gittiğini anlatmak istemektedir.
Türk tasavvufunun dilde ve şiirde kurucusu olan Yunus Emre’nin şiirlerinde ahlak, hikmet, din, aşk gibi konuların hemen hepsi tasavvuftan çıkar ve tasavvuf görüşü çerçevesinde bir yere oturtulur. Mısralarında didaktik ahlak telkinlerinde bulunan Yunus Emre, “gönül kırmamak” konusuna ayrı bir önem verir ve “üstün bir değer” olarak şiirlerinde bu konuyu özenle işler.
    Bu arada Yunus Emre’yi öne çıkaran bir başka önemli özelliği de, şiirlerinde işlediği konuları ve telkinleri bizzat kendi hayatında uygulamasıdır. “Din tamam olunca doğar muhabbet” diyen Yunus, İslam’ın sabır, kanaat, hoşgörürlük, cömertlik, iyilik, fazilet değerlerini benimsemeyi telkin eder. Yunus’un sanat anlayışı, dinî ve millî değerleri bağdaştırdığı mısralarında kendini gösterir; millileşen tasavvufa, Türkçenin en güzel ve en güçlü özelliklerini kullanarak tercüman olur. Gerçekten de 11,12 ve 13. asırlarda Türkistan ve Anadolu Türkleri arasında çok yayılan tasavvufun Türk şairleri arasında iki büyük sözcüsü vardır: Türkistan’daAhmet Yesevi, Anadolu’da Yunus Emre…
Yunus     Özetle; Yunus Emre, Türk milletinin içinden çıkmış, onu anlamış ve anlatmış, yazdığı Oğuz lehçesinin konuşulduğu bölgelerde 7 asır boyunca şiirleri dilden dile dolaşmış milli ve büyük bir şairdir.
  1. Hoca Dehhâni hakkında araştırma yapınız.
Hoca Dehhani aslen Horasanlı olup, Anadolu Selçuklu sarayında yetişen divan şairi. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Horasan’da doğdu. Moğol istilası sırasında Anadolu’ya gelip yerleşti. Selçuklu Sultanı Üçüncü Alaeddin Keykubad’ın takdirini kazandı. Sultan’ın isteği üzerine Farisi olarak, 20.000 beyitlik Selçuklu Şehnamesi yazdı. Ancak eser bugün ortada yoktur. Divan edebiyatının ilk temsilcilerindendir. Gazellerinde mazmunlara açık şekilde yer verdi. Oğuz Türkçesini en zarif ve en sade şekilde kullanmıştır. Şiirleri devrine göre, Türk Edebiyatında gazel ve kaside nazım şeklinin ilk örnekleri olup, kolay anlaşılan benzetmelere yer vermiştir. Tasavvuf şiirinin hakim olduğu bir çevrede yaşamasına rağmen, şiirlerinde pek tasavvuf etkisi görülmez. Farisi ve Türkçe şiirler yazan Dehhani, devrinin, çevresinin sosyal hayatını, ahlak, insan ve güzelliğini aksettiren ilk şairlerdendir.
5.    Âşık Paşa, Yunus Emre, Hoca Dehhâni, Hacı Bektaş Veli gibi şairlerden kısa metinler bulunuz ve bunları sınıfa getiriniz.
6.    “Halk edebiyatı” kavramı sizde hangi düşünceleri çağrıştırıyor?
Yazı dili olmayan toplumlarda sözle aktarılan kültür birikimi halk edebiyatını oluşturur. Bütün toplumlar belli dönemlerde bu tür ürünler vermiştir. Halk edebiyatı gelişmiş toplumlarda da yazılı edebiyatla birlikte varlığını sürdürür. Halk edebiyatının başlıca biçimleri halk şarkısı, halk türküsü, halk öyküsü, söylenceler, atasözü, bilmeceler ve büyülerdir.
TÜRK HALK EDEBİYATI
Türklerin İslam dinini kabul etmelerinden sonra, halk arasında İslam öncesi Türk edebiyatı geleneğinin sürdürülmesiyle gelişen edebiyat türüdür. Türklerin İslam öncesi toplumsal yaşamlarında yönetenler ve yönetilenler arasında anlayış, düşünce ve ideal bakımından büyük farklılıklar yoktu. Ozanların sazla çalarak söyledikleri aşk ve doğa şiirleri, destan ve sagular bütün Türklerin duygularına sesleniyordu. İslamiyet’in kabulünden sonra bu birlik bozuldu. Kentlerde kurulan medreselerde yetişenler kendilerini halktan ayrı tutmaya başladılar. Ayrıca yönetim, siyaset ve askerlik alanındaki etkinlikleri nedeniyle bazen devlet ve saray korumasında olan bir sınıf ortaya çıktı. Divan Edebiyatı bu kesimden insanların duygu, düşünce ve zevklerini yansıtırken, Halk Edebiyatı bunların dışındaki kitlelerin beğeni, düşünce ve ideallerini yansıtma aracı oldu. Ama gerçek anlamda halk edebiyatı kavramı ancak 2’nci Meşrutiyet’ten sonra yerleşti ve halk geleneklerinin ürünleri olan yapıtlar bu dönemden sonra “Halk Edebiyatı” olarak adlandırılmaya başlandı. Bu yapıtlar, genellikle öğrenim görmemiş köylüler, kasabalılar ya da kentliler ile yeniçeri ve tekke çevreleri gibi yine halktan kopmamış zümreler arasında, zaman içinde dinin, tasavvufun, tarikatların ve Divan Edebiyatı’nın etkisiyle değişikliklere uğramış eserlerdir. İslamiyet’in kabulünden sonra anonim halk edebiyatının temel ürünleri sayılan atasözü, destan, masal, bilmece, mani, türkü, ağıt, mesnevi gibi türlerde büyük gelişme görüldü. Türk Halk Edebiyatı’nın ilk gerçek örnekleri Karahanlılar döneminde ortaya çıktı. Kaşgarlı Mahmud’un “Divanü Lügati’t Türk” adlı eserindeki manzum örnekler Türk halk şiirinin temel biçimi olan dörtlüklerle söylenmiş ve genellikle yedili, sekizli ve on ikili hece ölçüleriyle düzenlenmişti. Bu eserde atasözleri de bulunuyordu. Yine Karahanlılar döneminde oluşmuş “Satuk Buğra Halk Destanı” ve 11 ve 12’nci yüzyıllarda Türkistan’da Yedisu bölgesinde doğduğu sanılan eski Türk destanlarından motifler taşıyan Manas Destanı da bu dönem halk edebiyatının önemli eserleri arasındadır.
7.    Bu döneme neden “Oğuz Türkçesi” denildiğini araştırınız. Sonuçlarını sözlü olarak ifade ediniz.
Oğuzların, Köktürklerin yerini alan Uygurlar döneminde de Orhun ırmağı bölgesinde yaşadıkları ve Uygurlarla Köktürk döneminde olduğu gibi, kimi zaman dostluk ilişkileri içinde oldukları, kimi zaman da savaşlar yaptıkları bilinmektedir.
Oğuzlar Karahanlılar döneminde de sahnede olmuşlar ve varlıklarını Karahanlıların batısındaki sınır bölgelerinde sürdürmüşlerdir. IX-XI. yüzyıllar arasındaki dönemde, Oğuzların Aral gölü kuzeyindeki steplerde ve Seyhun (Sirderya) ırmağının iki yakasında oturduklarını, tarihî ve coğrafî kaynakların verdiği bilgilerden öğreniyoruz. Bu Oğuzların daha X. yüzyılda Sirderya (Öküz ırmağı) boylarında ve Aral gölü kıyılarında Yenikent merkez olmak üzere bir Yabgu Devleti kurduklarını da biliyoruz. X-XI. yüzyıllar arasında Yenikent’e ilâve olmak üzere, Haare, Cend, Sepren (Sabran, Savran), Suğnak, Karnak, Karaçuk (Fârab) şehirlerini de kurmuşlardır. Oğuzların XI. yüzyılda batıda Hazar denizi kıyısındaki Mangışlag (Siyah Kûh) adını verdikleri yarımadayı ele geçirip orada yerleştikleri de bilinmektedir. Bu bölgedeki Oğuzlar kısmen göçebe kısmen de yüksek kültürlü bir yerleşik hayata geçmiş bulunuyorlardı. Oturdukları yerlerde bir yandan Maveraünnehir’in yerli halkı ile karışmakta, bir yandan da Karahanlı, Yağma, Çiğil, Argu ve Karluklar ile komşuluk ilişkilerini devam ettirmekte idiler.
Oğuz Türklerinin lehçelerine gelince: VI-XI. yüzyıllar arasındaki dönemde Oğuzlar nasıl bağımsız bir devlet kuramamışlar ise, Oğuzcaya dayalı bir yazı diline de sahip olamamışlardır. Ancak, Eski Türk yazıtlarında olsun, Uygur ve daha sonraki döneme ait eserlerde olsun yer yer Oğuzcanın yazı dillerine ve yazılı eserlere yansımış belirtilerini ve bazı özelliklerini de bulmak mümkündür. Bilindiği gibi Türkçe, VI-XI. yüzyılların Türk devletleri olan Köktürk, Uygur ve Karahanlılar dönemlerinde, yer, zaman ve kültür alanı ayrılıklarına, kelime hazinesindeki bazı farklılaşmalara rağmen, genel yapısı itibarıyla yine de birbirinin devamı niteliğinde tek bir kol hâlinde ilerlemiştir. Bu bakımdan Oğuzcanın VI-XI. yüzyıllar arasındaki dönemi esas itibarıyla sisli bir perdeyle örtülmüş bulunmaktadır. Ne var ki, bu dönemdeki Türk devletlerinin sınırları içinde birbirinden farklı etnik unsurların yer almış ve bunlara ait dil özelliklerinin yer yer yazı diline de yansımış olması, yazıtlarda olsun meydana getirilen yazılı eserlerde olsun birtakım lehçe veya ağız ayrılıklarının doğmasına yol açmıştır. Nitekim W. Radloff, Orhun Yazıtları yanında, merkezi Turfan olan geniş bir alanda daha başka edebî bir dil olduğunu ve bu edebî dilin daha sonraki bir sıra Türk lehçelerine temel oluşturduğunu yazmıştır. Rus Türkologlarından S. E. Malov da Yenisey ve Orhun Yazıtları’ndaki lehçe ayrılıkları ile eski Kuzey Oğuzcasının etkisine işaret etmiştir. A. von Gabain ise, Eski Türkçe döneminde, bugüne kadar hangi kavmî unsurlara ait olduğu tespit edilemeyen beş ayrı lehçenin izleri bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Uygur yazmalarında olduğu gibi, Orhun ve Yenisey Yazıtları’nda da lehçe ayrılıkları yüzünden bir dil birliğinin bulunmadığına işaret etmiştir. Köktürk ve Uygur ülkelerinde yukarıda belirtildiği üzere, Oğuzlar da önemli bir yer tuttuklarına göre, Eski Türkçe döneminde Oğuz lehçesi ile ilgili bir kısım özelliklerin de kendini göstermesi olağandır. Bizim bu konuda metinler üzerinde yaptığımız bir araştırma, özellikle Yenisey ve Orhun Yazıtları ile Uygurcanın n lehçesi metinlerinde belirtiler veya genel eğilimler hâlinde birtakım Oğuzca özelliklerin de yer aldığını ortaya koymuştur. Daha sonraki yüzyıllarda, Karahanlı dönemini temsil eden bir eserde de Oğuzcanın belirgin izlerine rastlanmaktadır. Rus Türkologlarından A. K. Borovkov’un araştırmalarına göre, Oğuzcanın etkisi, daha eski bir Oğuz-Türkmen edebî an’anesinin varlığını gösterecek biçimde Anonim Kur’an Tefsiri’nde de yer almıştır. Demek oluyor ki, VI-XI. yüzyıllar arasındaki gelişme sürecinde, Oğuz lehçesi temelde bir sis perdesine bürünmekle birlikte, yine de birtakım özelliklerini o devir eserlerine yansıtmış bulunmaktadır.
Metin İnceleme
  1. İslamiyet Öncesi ve İslami Devir edebiyatımızın ilk ürünleri ile yukarıdaki şiiri, kullanılan kelimeler açısından karşılaştırınız. Sonuçları söyleyiniz.
İslamiyet öncesi metinlerde Türklerin o dönemdeki yaşayışlarına uygun olarak eserlerde kahramanlık teması, tabiat sevgisi gibi göçebeliğe uygun temalar işlenmiş seçilen kelimeler bu temaya uygun olarak seçilmiştir. İslamiyet’in etkisinde yazılan ilk ürünlerde ise İslam dinini öğreten terimlerin şiirlere girdiğini görmekteyiz. Bunlardan bazıları Allah, resul, kitap, hadis, namaz, melek… Yukarıdaki şiirde ise artık Türkçenin yavaş yavaş yabancı kelimeleri tam olarak benimsediğini ve işlenilen temanın, kullanılan kelimelerin çağın özelliklerini yansıttığını görmekteyiz. İlim, okumak, hak, kitap, hoca, hac bu kelimelerdendir. İslamiyet öncesi bu kelimelere görmek imkansızdır.
  1. İlahide Türkçenin yeni ses değerleri kazandığını söyleyebilir misiniz? Örnek vererek açıkla yınız.
İlahide Türkçenin yeni ses değeri kazandığını söyleyebiliriz. Çünkü işlenilen tema şiirin ses değerini de değiştirmiştir. Örneğin, bilmekdür, kendüni, çün, bellidür, ilim,okumak,elif, kitap kelimeleri yeni sesler olarak karşımıza çıkmaktadır.
  1. Önceden okuduğunuz koşuk ve sagularla ilahi arasındaki farklılıkları bulunuz. Bu, dil açısından bu bir zenginlik sayılır mı? Belirtiniz.
Bu türler arasındaki en önemli fark temadır. Daha sonra kullanılan kelimelere gelmektedir. Dil açısından ise Türkçenin geçirdiği evrelere göstermesi bakımından zenginliktir.
  1. İslamiyet’le birlikte edebiyatımız yeni bir dil arayışına girmiş midir? Bu arayışın sebepleri ne olabilir? Bu dilin edebî olduğunu söyleyebilir misiniz? Açıklayınız.
Yeni bir dil arayışına gidilmemiş. Dil benimsenen dinin özelliklerine göre kendini yenilemiştir. Çünkü her dinin kedine özel kavramları vardır. Bu kavramlar ister istemez o dini benimseyen milletin diline girer. Türkçemiz de bu yeni kelimeleri eserlerde kullanılarak edebî bir dil oluşturulmuştur.
1. Etkinlik
Okuduğunuz ilahinin ahenk unsurlarını bulunuz. Aşağıdaki tabloya yazınız.
Kafiye ve Redif
Ölçüsü
Ses ve Söyleyiş
Şiirde genel olarak kafiye ve redif kullanılmamış. Ses benzerlikleri ön plana çıkmıştır. Şiirin ölçüsü 7’li hece ölçüsüdür. Şiir dörtlüklerle ve hece ölçüsüyle söylenmiştir. Her dörtlükte çağının özelliklerini gösteren sesler vardır. kendün gibi.
2. Etkinlik
Bu şiirde ilim konusu nasıl işlenmiştir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
3. Etkinlik
Bu ilahiyi yorumlayınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
a.    Okuduğunuz şiiri yapı bakımından inceleyiniz. Sonuçları sınıfta anlatınız.
b.    Şiirin temasını belirleyip her biriminde neler anlatıldığını kısaca yazınız.
1. Dörtlük:
İnsanın ilimle kendini tanıması anlatılıyor.
2. Dörtlük:
Okunan ilimle Hakkı bulmak amaçtır.
3. Dörtlük:
Dört dinin özü okuyup doğruyu bulmaktır.
4. Dörtlük:
İnsan okuduğu şeylerin manasını tam olarak bilmesi gereklidir.
5. Dörtlük:
Yapılan en önemli iş insanların gönlüne girmektir.
      Şiirin teması: İlim
5. Etkinlik
Okuduğunuz ilahide tasavvufi duygu ve düşünceye nasıl yer verilmiştir? Tartışınız. Sonuçları aşağıdaki boş bırakılan yerlere yazınız.
İlim öğrenmenin ve okumanın temelinde Allah’ı tanımak olduğu düşüncesi işlenmiş. Her dörtlük bu düşünce ile şekillenmiştir.
6.    Etkinlik
Yunus Emre ile ilgili araştırma sonuçlarından hareketle ilahi ile Yunus Emre arasındaki ilişkiyi belirtiniz.
7.    Etkinlik
Yunus Emre’nin fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımlarda bulununuz. Çıkarımlarınızı aşağıdaki boş bırakılan yerlere yazınız.
1238’de doğduğu 1320’de öldüğü tahmin ediliyor.
-Yaşına ilişkin bilgiler sınırlıdır. Doğum ve ölüm yeri kesin olarak bilinmemektedir.
-13. yüzyılın ortalarına doğru Moğol İstilası ve Selçuklu Devleti’nin yıkıldığı dönemde Anadolu’da yaşadığı sanılıyor.
-Taptuk Emre’nin dergahında hitmet etti. Taptuk Emre’nin düşüncelerini yaymak için Anadolu’da köy köy kasaba kasaba dolaştı.
-Şiirlerinde içli bir Allah aşkı ve derin bir insan sevgisi vardır.
-Tüm şiirlerinde Allah’a ulaşma çabasıyla duyduğu mutluluk, O’na kavuşma isteğinin coşkusu ve kavuşamamanın verdiği acı vardır.
-İlahi türünün en güzel örneklerini vermiştir.
-Çoğunlukla hece ölçüsü kulllanmıştır. Risaletü’n Nushiyye adlı eserinde ise aruz ölçüsünü kullanmıştır.
-Sade bir Türkçe ile söylemiştir. Halk dilinin deyiş ve özelliklerini de şiirlerinde kullanmıştır. Süsten uzak ve içten söylemiştir.
-Tasavvufun çizgilerini ve felsefesini halka en iyi anlatan mutasavvıftır.
8. Etkinlik
Yunus Emre’den birer şiir ezberleyiniz. Sınıfta “Yunus Emre Şiirlerini Okuma Yarışması” düzenleyiniz.
2. Metin
Gazel
Acep bu derdümün dermânı yok mu
Ya bu sabr itmegün oranı yok mu
Yanaram mumlayın başdan ayaga
Nedür bu yanmagın pâyânı yok mu
Güler düşmen benüm agladuguma
Acep şol kâfirin imânı yok mu
Delüpdür cigerümi gamzen oku
Ara yürekte gör peykânı yok mu
Su gibi kanumu topraga kardun
Ne sanursın garibün kanı yok mu
Cemâli-i hüsnüne mağrur olursın
Kemal-i hüsnünün noksanı yok mu
Begüm Dehhâni’ye ölmezden öndin
Tapuna irmegün imkânı yok mu
Hoca Dehhâni
Metin İnceleme
  1. İslamiyet Öncesi ve İslami Devir edebiyatımızın ilk ürünleri ile yukarıdaki şiiri kullanılan kelimeler açısından karşılaştırınız. Sonuçları söyleyiniz.
İslamiyet öncesi metinlerde Türklerin o dönemdeki yaşayışlarına uygun olarak eserlerde kahramanlık teması, tabiat sevgisi gibi göçebeliğe uygun temalar işlenmiş seçilen kelimeler bu temaya uygun olarak seçilmiştir. İslamiyet’in etkisinde yazılan ilk ürünlerde ise İslam dinini öğreten terimlerin şiirlere girdiğini görmekteyiz. Bunlardan bazıları Allah, resul, kitap, hadis, namaz, melek… Yukarıdaki şiirde ise artık Türkçenin yavaş yavaş yabancı kelimeleri tam olarak benimsediğini ve işlenilen temanın, kullanılan kelimelerin çağın özelliklerini yansıttığını görmekteyiz. Dert, derman, sabır, mum, ciğer, cemal… bu kelimelerdendir. İslamiyet öncesi bu kelimelere görmek imkânsızdır.
  1. Gazelde Türkçenin yeni ses değerleri kazandığını söyleyebilir misiniz? Örnek vererek açıklayınız.
İslamiyet öncesinde şiirler dörtlüklerle ve hece ölçüsüyle yazılırken, bu dönemde şiirler beyitlerle ve aruz ölçüsüyle yazılmaya başlanmış. Aruz ölçüsü Türkçe kelimelere pek yatkın olmadığı için şairler Arapça ve Farsçadan kelimeler almışlar. Bu kelimeler de şiire yeni bir söyleyiş kazandırmıştır.
  1. Önceden okuduğunuz koşuk ve sagularla gazel arasındaki farklılıkları belirtiniz. Bu, dil açısından bu bir zenginlik sayılır mı? Belirtiniz.
Koşuk ve sagularda dörtlük nazım birimi ve ölçü olarak hece kullanılırken gazelde beyit nazım birimi ve aruz ölçüsü kullanılmıştır. Dil açısından ise Türkçenin geçirdiği evrelere göstermesi bakımından bir zenginliktir.
  1. İslamiyet’le birlikte edebiyatımız yeni bir dil arayışına girmiş midir? Bu arayışın sebepleri ne olabilir? Bu dilin edebî olduğunu söyleyebilir misiniz? Açıklayınız.
Yeni bir dil arayışına gidilmemiş. Dil benimsenen dinin özelliklerine göre kendini yenilemiştir. Çünkü her dinin kedine özel kavramları vardır. Bu kavramlar ister istemez o dini benimseyen milletin diline girer. Türkçemiz de bu yeni kelimeleri eserlerde kullanılarak edebî bir dil oluşturulmuştur.
9. Etkinlik
Okuduğunuz ilahinin ahenk unsurlarını bulunuz. Aşağıdaki tabloya yazınız.
Kafiye ve Redif
Ölçüsü
Ses ve Söyleyiş
İlk beyitte “ı yok mu”lar redif, “an”lar tam kafiyedir. Şiirin ölçüsü aruz ölçüsüdür. Şiir beyitlerle ve aruz ölçüsüyle söylenmiştir. Her beyitte çağının özelliklerini gösteren sesler vardır.
10. Etkinlik
Okuduğunuz gazeldeki imgeleri ve edebî sanatları bulunuz. Sonuçları maddeler hâlinde tahtaya yazınız.
Dert-derman- tezat sanatı
Yok mu-istifham sanatı
Acep bu derdimin dermanı yok mu-Tecahül’ü Arif sanatı
Yanaram mulayın baştan aşaga-mübalağa
Güler-düşman-tezat sanatı
Gamze oka benzetilmiş-teşbih
…..
a.    Okuduğunuz şiiri yapı bakımından inceleyiniz. Sonuçları sınıfta anlatınız.
b.    Şiirin temasını belirleyip her biriminde neler anlatıldığını kısaca yazınız.
1. Beyit:
Şairin içinde bulunduğu sıkıntılarının çarelerinin aranması anlatılmaktadır.
2. Beyit:
Şairin içten içe derdinden yanması ve derdinin çokluğu dile getirilmiştir.
3. Beyit:
Derdimin çokluğundan düşman bana gülerken sevdiğim bu halimi görüp bana acımıyor. Şair derdinin nasıl hafifleyeceğini dile getirmektedir.
4. Beyit:
Sevgilisinin bakışının ciğerine yararlar açmasını anlatmaktadır.
5. Beyit:
Şair her şeyini sevgilisi uğruna feda etmesini anlatmaktadır.
6. Beyit:
Sevgilisinin güzelliğini dile getirmiş, kusurunu söylemiştir.
7. Beyit:
Şair, sevgilinin kendisinin ölmeden öldürdüğünü dile getirmektedir.
Şiirin teması:
Mecaz-i aşk
12. Etkinlik
Okuduğunuz gazel size neler hissettirmektedir? Aşağıdaki boş bırakılan yerlere yazınız.
Hissettiklerim:
13. Etkinlik
a.    Hoca Dehhâni kimdir ve hangi yüzyılda yaşamıştır? Araştırdığınız bilgilerden hareketle gazel ile Hoca Dehhâni arasındaki ilişkiyi belirleyiniz.
b.    Sınıfa getirdiğiniz Âşık Paşa, Yunus Emre, Hoca Dehhâni, Hacı Bektaş Veli gibi şairlerin şiirlerini dil ve söyleyiş yönünden karşılaştırınız. Sonuçları belirtiniz.
c.    Bu şiirlerde Oğuz Türkçesinin etkilerini belirtiniz.
14. Etkinlik
Hoca Dehhâni’nin fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımlarda bulununuz. Bunları aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız.
Çıkarımlarım:
Divan şiirinin ilk temsilcisi sayılır.
Din – dışı ko nularda aşk ve şarap şiirleri yazmıştır.
Şiirlerinde Öz ve anlam sanatlarına, benzetmele re çokça yer vermiştir.
Ustalıkla yazılmış, güzel gazel ve kasideleri vardır.
Hoca Dehhani’nin hayatı hakkında ayrıntılı ve kesin bir bilgi yoktur. Ama Hoca Dehhani‘nin Horasan Türkmenlerinden olduğu bilinmektedir.
III. Alaeddin Keykubad zamanında (1298-1301) Konya”ya gelen Dehhani, Keykubad”ın emriyle 20 bin beyitten meydana gelen Farsça bir Selçuklu Şehnamesi kaleme almıştır.
Gazel ve kasidelerinde 4 farklı aruz kalıbı kullanması yönüyle başarılı görülse de bazı imgeleri çok sık tekrarlaması olumsuz bir izlenim bırakmıştır.
Divan edebiyatı şairleri arasında ilk din dışı konular işleyen kişidir.
Şiirlerini Eski Anadolu Türkçesi’yle yazdı. Elimize 6 gazeli ve 1 kasidesi ulaştı.
3. Metin
Nefes
Biz urum Abdallarıyız
Maksadımız yârdır bizim
Geçtik ziynet kabâsından
Gencinemiz erdir bizim
Dâim kılarız biz zârı
Harceyleriz elden varı,
Dost yoluna verdik seri
Münkirimiz hârdır bizim
Aşk bülbülüyüz öteriz
Râh-i Hakka yüz tutarız
Mânâ gevherin satarız
Mürşidimiz vardır bizim
Haber aldık mahkemâttan
Geçmeyiz zâttan sıfattan
Balım nihan söyler
Haktan İrşâdımız sırdır bizim
Balım Sultan
Metin İnceleme
  1. İslamiyet Öncesi ve İslami Devir edebiyatımızın ilk ürünleri ile yukarıdaki şiiri kullanılan kelimeler açısından karşılaştırınız. Sonuçları söyleyiniz.
İslamiyet öncesi metinlerde Türklerin o dönemdeki yaşayışlarına uygun olarak eserlerde kahramanlık teması, tabiat sevgisi gibi göçebeliğe uygun temalar işlenmiş seçilen kelimeler bu temaya uygun olarak seçilmiştir. İslamiyet’in etkisinde yazılan ilk ürünlerde ise İslam dinini öğreten terimlerin şiirlere girdiğini görmekteyiz. Bunlardan bazıları Allah, resul, kitap, hadis, namaz, melek… Yukarıdaki şiirde ise artık Türkçenin yavaş yavaş yabancı kelimeleri tam olarak benimsediğini ve işlenilen temanın, kullanılan kelimelerin çağın özelliklerini yansıttığını görmekteyiz. zâr, dost,ser, münkir, bülbül, râh- hak, gevher vb. bu kelimelerdendir. İslamiyet öncesi bu kelimelere görmek imkânsızdır.
  1. Nefeste Türkçenin yeni ses değerleri kazandığını söyleyebilir misiniz? Örnek vererek açıklayınız.
İslamiyet’in  kabulüyle birlikte Türkçeye İslamiyet’in etkisiyle bazı kavram ve terimler girmiştir. Nefeste ise bu kelimeleri görmek mümkündür. Bunlar şiire yeni bir ses düzeni getirmiştir.
  1. Önceden okuduğunuz koşuk ve sagularla nefes arasındaki farklılıkları belirtiniz. Bu, dil açısından bu bir zenginlik sayılır mı? Belirtiniz.
Koşuk ve sagularda dörtlük nazım birimi ve ölçü olarak hece kullanılmış, koşuklarda aşk, sevgi, tabiat gibi konular, sagular da ise ölüm teması işlenmiştir. Nefeste ise yine nazım birimi olarak dörtlük kullanılmış ama konu ve tema İslam dinin öğretilerine göre şekillenmiştir. Dil açısından ise Türkçenin geçirdiği evrelere göstermesi bakımından bir zenginliktir.
  1. İslamiyet’le birlikte edebiyatımız yeni bir dil arayışına girmiş midir? Bu arayışın sebepleri ne olabilir? Bu dilin edebî olduğunu söyleyebilir misiniz? Açıklayınız.
Yeni bir dil arayışına gidilmemiş. Dil benimsenen dinin özelliklerine göre kendini yenilemiştir. Çünkü her dinin kedine özel kavramları vardır. Bu kavramlar ister istemez o dini benimseyen milletin diline girer. Türkçemiz de bu yeni kelimeleri eserlerde kullanılarak edebî bir dil oluşturulmuştur.
15. Etkinlik
Okuduğunuz nefesin ahenk unsurlarını bulunuz. Aşağıdaki tabloya yazınız.
Kafiye ve Redif
Ölçüsü
Ses ve Söyleyiş
İlk dörtlükte “r”ler yarım kafiye, “dır bizim”ler redif,
İkinci dörtlükte “r”ler y. Kafiye, “ı”lar redif, üçüncü dörtlükte “t”ler y. Kafiye, “eriz”ler redif, dörtdüncü dörtlükte “tan”lar zengin kafiye
Şiirin ölçüsü 9’lu hece ölçüsüdür. Şiir dörtlüklerle ve hece ölçüsüyle söylenmiştir. Her beyitte çağının özelliklerini gösteren sesler vardır.
16. Etkinlik
Bu şiirdeki konu nasıl işlenmiştir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
17. Etkinlik
Bu nefesi yorumlayınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
18. Etkinlik
a.    Okuduğunuz şiiri yapı bakımından inceleyiniz. Sonuçları sınıfta anlatınız.
Şiir dört dörtlükten oluşmuştur. Dörtlüklerde 9’lu hece ölçüsü kullanılmıştır. Dörtlükleri birbirine bağlayan şiirin temasıdır. Dörtlükler temaya uygun olarak sıralanmıştır. Dörtlüklerde genel olarak yarım kafiye kullanılmıştır.
b.    Şiirin temasını belirleyip her biriminde neler anlatıldığını kısaca yazınız.
1. dörtlük:
“Biz bir kuluz. Bizim asıl amacımız Allah’a kavuşmaktır. Bizim en büyük hazinemiz Allah’ın basit bir kulu olmamızdır.” Düşüncesi dile getirilmiştir.
2. dörtlük:
“Biz dostlarımız içinde kendi halimiz içinde durmadan Allah’a yalvarız.”
3. dörtlük:
“Biz bütün işlerimizde Allah’ın birliğini gözetiriz. Bütün işlerimizi bu düşünceyle yaparız.”
4. dörtlük:
Balım ne söylemişse Allah’ın gönderdiği emirler doğrultusunda söylemiştir. Hiçbir şeyde Allah’ın zatın ve sıfatından ayrı bir işimiz yoktur.
Şiirin teması:
İlah-i aşk
19. Etkinlik
Okuduğunuz nefeste hangi duygu ve düşüncelere yer verilmiştir? Tartışınız. Sonuçları aşağı daki boş bırakılan yere yazınız.
Her işte Allah gözetilmeli, doğru olmalı, dostlar için gerekirse insan kendini feda etmeli.
20.    Etkinlik
Şair ile nefes arasındaki ilişkiyi belirtiniz.
Şair yaşadığını şiirine de yansıtmıştır. Biz şiirden yola çıkarak şairi hakkında dindar, tasavvufu bilen, Allah’tan gerektiği gibi korkan biri olduğunu anlıyoruz.
21.    Etkinlik
Şairin fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımlarda bulununuz. Çıkarımlarınızı aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız.
Şiirlerinde tasavvuf konularına yer vermiştir.
Halk edebiyatı şairlerindendir.
Şiirlerinde ölçü olarak heceyi kullanmıştır.
Dindar bir şairdir.
Yaşayışı ile eserleri arasında sıkı bir ilişki vardır.
ANLAMA VE YORUMLAMA

22. Etkinlik

Aşağıda İslamiyet öncesi ve sonrası Türk şiirine ait örnekler verilmiştir. Bunları dikkate alarak İslamiyet öncesi ve sonrası şiirlerde dil açısından ne gibi farklılıklar olduğunu sözlü olarak ifade ediniz.
Koşuklarda kullanılan kelimelerin hemen hepsi Türkçe kelimelerdir. Bugünkü kullandığımız çoğu kelimenin aslının değiştiğini görmekteyiz. “kelip-gelip, öpkem-öfkelenip, arslanlayu-aslan gibi”
İlahide İslamiyet’in etkisiyle dilimize Arapça Farsça kelimeler girmiş, şiirlerin temasına uygun olarak bu dillerden kelimeler alınmıştır. “İlim, hak” gibi
Gazel de ise farklı bir kültürün Türkçe kelimeleri ve söyleyişi etkilediğini görüyoruz. Arapça ve Farsça tamlamalar “asl ü kân, akl ü can” gibi bol bol yabancı kelimeler göze çarpmaktadır. genc, hazine, evvel,can, kân gibi.

23. Etkinlik

İki gruba ayrılınız. Okuduğunuz şiirleri, İslamiyet öncesi ve sonrası şiir anlayışındaki farklılık ları da göz önünde bulundurarak değerlendiriniz. Sonuçları aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız.
İslamiyet öncesi şiirlerde duru bir Türkçe vardır.
İslamiyet’ten sonra şiirde Arapça ve Farsça kelimelerinde girdiği bir Türkçe vardır.
İslamiyet öncesinde şiir sadece dörtlüklerle yazılmıştır.
İslamiyet’ten sonra şiirlerde dörtlüğün yanında beyitler de kullanılmıştır.
İslamiyet öncesinde sadece hece ölçüsü kullanılıyorken, İslamiyet’ten sonra aruz ölçüsü de kullanılmaya başlanmıştır.
İslamiyet öncesinde sadece koşuk, sagu, destan metinleri varken, islamiyet’ten sonra ilahi, nefes, gazel gibi yeni türler görülmeye başlamıştır.
24. Etkinlik
Dört gruba ayrılınız. Okuduğunuz şiirlerde kullanılan kelimelerin farklılaşmasının sebepleri nelerdir? Islami dönem şiirlerindeki yeni ses değerlerini bulunuz. Sonuçları aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız.
25. Etkinlik
Islamiyetin kabulü ile Türk toplumunda ne gibi farklılıklar oluşmuştur? Tartışınız. Sonuçları sınıfta sununuz.

TÜRKLERİN İSLÂMİYETİ KABULÜ


Ortaçağ, dünya tarihinin renkli ve büyük oluşumlara sahne olan bir dönemidir. Bu dönemde, Hıristiyanlık, ortaya çıktıktan kısa bir süre sonra katı bir dogmatizm ve yo bazlığın içine düşürülür. İslâmiyet ise bu ortamda ortaya çıktıktan sonra yarım asır içinde Ön Asya ve Afrika’da yayılır, Türklerin yaşadığı Orta Asya’ya dayanır.

VII. yüzyılın başından itibaren Müslüman Araplarla Türk boylan arasında temas ve çatışmalar başlar. Aynı zamanda Türkler arasında az da olsa Müslümanlığı kabul etmeler görülür.
Emevî Devleti’nin Arap olmayanlara karşı gösterdiği sert tutum yayılmayı önler: Maverâünnehir bölgesinde sürekli çatışma ve savaşlar olur. 720’den itibaren Türgeş kağanları Müslüman-Arap ordularının ilerleyişini durdururlar.
Hilâfetin Abbasîlere geçmesi, Türkler arasında İslâmiyet’in yayılmasını hız landırır. Abbasîler Müslüman Türklere değer verirler. Türkler bu dönemde devlet ka demelerinde ve orduda önemli görevler üstlenirler. Çinlilerle Müslüman-Araplar ara sındaki savaş, Türklerle Müslümanlar arasında yakınlaşmaya vesile olur. Türkler arasında İslamî kabuller artar; ancak henüz Müslüman olmamış Oğuz ve Karluk boy larının Abbasîler üzerine akınları durmaz.
IX. yüzyıldan itibaren Abbasî Devleti içinde Türklerin ağırlığı artar. Yüksek mevkilere yakın Türk soylularının Tolunoğulları, İhşidoğulları gibi halifeye bağlı müstakil devletler kurdukları görülür. Türkler bir yandan da Bizanslılara karşı Ana dolu’daki uç boylarına yerleştirilir. Halife Mütevekkil zamanında Güney Doğu Ana dolu’da Türk yerleşim bölgeleri kurulur.
Türkler arasında kitle hâlinde ilk Müslüman olanlar Volga ve Kazan bölgesindeki itil Bulgarlarıdır. Tuna Bulgarlarının Hıristiyanlığı, Hazar Hanı’nın Musevîliği, Uygur Hanı’nın Mani dinini kabul ettiği sıralarda itil Bulgarları Müslümanlığı kabul ederler, ikinci ve büyük hadise ise Karahanlı hakanı Satuk Buğra Han’ın 920’de Müslüman olması ve bütün tebaasının Müslümanlığı kabul etmesidir.
Türkler arasında Satuk Buğra Han’ın rüyasıyla menkıbeleşen bu olaydan sonra Karahanlılar ilk büyük Müslüman Türk devleti olma şerefini kazanırlar.
Bu olaydan sonra Karluk boyu da Müslüman olur. 960 yıllarında ise Oğuzlar Müslüman olmuştur. X. yüzyılın sonuna yaklaşıldığında, Türk yurdunun tamamına yakının Müslüman olduğu görülür.
Türklerin zorlanmadan, büyük kitleler hâlinde Islandığı kabul etmelerinde, çeşitli etkenler rol oynamıştır:
İslâm medeniyeti o çağın en üstün medeniyetidir. İktisadî ve medenî bağlar Müs lümanlarla Türkleri birbirine yaklaştırır. Ayrıca Müslüman şeyh ve dervişler Türk boylan arasında sürekli propaganda yapmaktadırlar. Türklerin İslâmiyet’ten önceki tek tanrı inancının, İslâmiyet’in Allah inancıyla çatışmaması; İslâm’ın tek bir millete ait ol mayıp “cihan-şümûl” bir mahiyette olması; Türklerdeki devlet ve hâkimiyet anlayışıyla, İslâm’ın cihat, adalet ve hâkimiyet anlayışının aynı zemine oturması İslâmiyet ile Türk kültüründeki dinî kabuller ve kavramların intibakını kolaylaştırmıştır.
İslâmiyet, doğuşu ile birlikte Arap yarımadasında ve ulaştığı her yerde top luluklara üstün bir hayat hamlesi kazandırır. Türkler, teşkilâtlanma ve devlet yönetmedeki büyük kabiliyet ve tecrübeleriyle kısa sürede İslâm âleminin öncüsü, yö neticisi ve koruyucusu durumuna yükselirler.

İSLÂMİYETİN TÜRK KÜLTÜRÜNE ETKİSİ


Din sosyal bir müessesedir, insanlar hayatlarını inançları doğrultusunda şe killendirirler. Din, insanlara belli bir inanç aşılar ve insanlardan, belli ölçülere uygun olarak yaşamalarını ister; kendi değerlerinin hayata hâkim kılınmasını emreder. Her topluluğun tarihî birikimi ve yaşama biçimi farklı da olsa, dinî değerler, kültürler üzerinde etkili olur. Bu durum ortak bir medeniyetin ortaya çıkmasına ve kültürleri et kilemesine yol açar. İslâm ortak medeniyeti, her hususta olduğu gibi, kültürde de kendi dairesine aldığı milletler üzerinde etkili olmuştur.

İlk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar, İslâm medeniyeti dairesine girmeden önce de kültür bakımından üstün durumdaydı, İslâmiyet’i kabul ettikten sonra hem İslâm kültürü hem de eski Uygur Türk kültürü gelişme göstermiştir.
Karahanlıların devlet düzenine bakıldığında, devlet yapısının geleneksel biçime uygun, ancak daha gelişmiş ve düzenli olduğu görülür. Hanedan mensupları Tigin un vanına sahiptir. Büyük Hakan’ın şölen ve nöbet vurma geleneği devam eder; Hakan otağına dokuz tuğ dikilir. Devlet teşkilâtı düzenlidir.
Bu dönemde Türkistan, İslâmî inanç ve tefekkürün yoğrulduğu, daha sonra Anadolu’yu da aydınlatacak bir kültür merkezî hâline gelir. Maveraünnehir’de birçok cami, medrese, kervansaray ve türbeler yapılır. Fikir ve sanat hayatı hakanların yüksek himayelerinde gelişir. Bilginler, sanatçılar korunur. Semerkant, Buhara ve Beykent ilim
merkezleri durumundadır.
Karahanlılarda resmî dil Türkçe olup, Uygur yazısı kullanılmıştır. Tarihçiler bu döneme ait pek çok eserin zamanımıza intikal edemediği veya henüz bulunamadığı kanaatindedirler. Sekizinci yüzyıldan itibaren Türkistan yöresinde büyük İslâm-Türk âlimleri yetişmeye başlamıştır. Ancak Gazneliler devrinde halk, ordu ve saray Türkçe konuşurken, resmî dilin Farsça, ilim dilinin Arapça olması Türk kültürünün gelişmesini olumsuz yönde etkilemiştir.
XI. yüzyıla girildiğinde Kaşgâr ve Balasagun İslâmiyet’in kültür merkezleri hâline .gelir. Türkler İslâm medeniyeti içindeki ağırlıklarını iyice hissettirmeye başlarlar. Yusuf Has Hâcib, Kaşgârlı Mahmut, Ahmet Edib Yügnekî bu dönemde yaşarlar. Mübarek el-Türkî (736-798) tefsir ve hadis alanında; İbni Tarhan musikide, Muhammed el-Ferganî matematik ve astronomide; Abdullah el Türkî ve oğlu Ali, Vasi el-Türkî ve oğlu Muhammed matematikte tanınmış âlimlerdir. Hukuk alanında Özkentli Ahmet bin Tayyib, Ferganalı Abbas el-Türkî ve büyük düşünür Uzlukoğlu Fârâbî (870-950) ilk devir Türk-İslâm dünyasının büyük fikir şahsiyetleridir. Bilim ve kültür alanındaki gelişmeler Gazneliler devrinde de devam eder; XI. yüzyılda Selçuklular dö neminde ise Türk-İslâm medeniyetinin en şaşalı dönemlerinden biri yaşanır. Orijinal Türk-İslâm mimarî eserlerin de ortaya çıkmaya başladığı bu dönemde astronomi, ma tematik ve tıp dalındaki çalışmalar Avrupa’daki ilmî gelişmelere kaynaklık etmiş; Sel çuklu şehirlerinde yüz binlerce ciltlik kütüphaneler kurulmuştur. Yazık ki bu kü tüphaneler Moğol istilâsı sırasında yakılmış ve yağmalanmıştır.
Hoca Ahmet Yesevî, Abdülkadir Geylânî, Gazalî, Zemahşerî, Serahsî, Ishak Şirazî, Cüveynî, Kuşeyrî, astronom Ömer Hayyam, mimar Rakakî, Sermanî, Muzaffer Isferayinî, Abdülkadir Meragi bu dönemin ilim, fikir ve edebiyat alanında eserler vermiş önemli şahsiyetleridir,
Türkler, İslâm medeniyetine girdikten sonra, bu medeniyete canlılık ve pek çok yeni unsurlar getirmişlerdir. Özellikle Osmanlı Devleti’yle XV., XVI. ve XVII. yüz yıllarda Türk kültür ve medeniyeti her noktada doruğa çıkar. Arap ve İranlıları geride bırakır.

YENİ KÜLTÜRÜN EDEBİYATA YANSIMASI


Türkler, İslâmiyet dairesine girdikleri sırada, Arap ve Farsların müşterek ürünleri olan bir “klâsik edebiyat” ve ona dayalı olarak birtakım edebiyat esasları ortaya çık mıştır. Bu esaslar içerisinde; dilde, vezinde, şekil ve türlerde, hayat ve kâinat hak kındaki görüşlerde ve güzellik anlayışında bir takım kaide ve kalıplar ortaya kon muştur. Bu sebeple, bu medeniyet dairesine giren her millet, kültürleri ne kadar kuvvetli olursa olsun, duygu ve düşüncelerini o kalıplar içerisinde ifade etmek durumunda kal mıştır. Bu husus yalnız Türkler için değil, İslâmiyet dairesine giren diğer milletler için de söz konusu olmuştur.

Türklerin İslâmiyet’i kabul etmeleri öncelikle dillerini etkilemiştir. Esasları ken dilerinden önce belirlenmiş bu medeniyet dairesinde Türkler, önce Kur’an-ı Kerim’in dili olan Arapçanın ve Farsçanın sonra da Arap-Fars tesiriyle oluşan İslâm me deniyetinin tesiri altında kaldılar. Millî dilin hazinesinde bulunmayan kavramları Arapça ve Farsçadan aldılar. Bu durum kültür merkezleri kurulduktan sonra daha da arttı. Medreselerde dinî ilimler ağırlıkta olduğu için ilim dili Arapça, edebiyat dili Farsça kabul edildi. Hatta bazı dönemlerde Türk âlim ve sanatçılar eserlerini bu dillerde ver meye başladılar. Cümle yapısı Türkçe kalmakla birlikte, dilimiz bu dillere ait kelimelerle doldu. Ancak çok zengin bir halk edebiyatına sahip olan Türkçe halk arasında varlığını canlı bir şekilde sürdürmeye devam etmiştir.
İslâmiyet’in kabul edildiği ilk dönemlerden günümüze çok fazla örnek gelememişse de anonim ve sözlü halk edebiyatının nesilden nesile aktarıldığına şüphe yoktur. Dîvanü Lûgati’t-Türk’teki manzumeler, Satuk Buğra Han menkıbesi, Manas destanı bu dönem halk edebiyatının Müslüman Türk halkı arasında yaşayan ve günümüze kadar gelen örnekleridir.
İslâmî Türk edebiyatının ilk ürünleri XI. yüzyılda Batı Karahanlılar devrinde gö rülür. İran edebiyatının açık tesiri görülen en eski klâsik Türk eseri Yusuf Hâs Hacib’in M.1069-1070’de yazdığı bilinen Kutadgu Bilig’dir. Karahanlı hükümdarı Ebu Ali Hasan b. Süleyman Arslan’a ithaf edilen bu eser, yazarına Hashâcib’lik rütbesini ka zandırmıştır.
Kutadgu Bilig, bir Müslüman hükümdarına âyet ve hadis meallerine dayanan na sihatlerde bulunması bakımından önce İslâmî, üstün bir edebî kıymete sahip bu lunması bakımından edebî, o zamanki Karahanlı topluluğunu bize tanıttığı içintarihî, sosyal müesseselerden ayrı ayrı bahsettiği için sosyal, orduya geniş bir yer ayırdığı için de askerî bir eser durumundadır. Aruzla yazılan bu eserin bütünü 6645 beyittir ve konu bütünlüğüne sahiptir.
Batı Karahanlılar dönemine ait, Hakaniye lehçesiyle yazılmış diğer bir edebî eser Atabetü’l-Hakâyık’tır. Edib Ahmet b. Mahmud Yüknekî tarafından aruzla yazılan bu eser, Islâmî nasihat kitabı özelliği taşımaktadır. Eserin yazılış tarihi bi linmemektedir.
Her iki eserde de aynı Islâmî meselelere yönelinmiştir. Beyit esasına göre ve aruzla yazılmış olmalarına rağmen, dörtlüklere de rastlanmaktadır.
Yine Karahanlılar topluluğu ürünlerinden olan Kaşgârlı Mahmut’un yazdığıDîvanü Lûgati’t-Türk Türk dilinin ilk sözlüğüdür. 1072 yılında yazılmaya başlanan eser, 1077 yılında bitirilmiştir. Araplara Türkçeyi öğretmek maksadıyla yazılan bu eser, kelimeler için verilen örnek cümleler, şiir parçalan ve atasözleri ile Karahanlı edebiyatının en önemli eseridir. Dîvanü Lûgati’t-Türk sadece bir sözlük değil, Türk tarih ve coğrafyasına, mitolojisine, etnografyasına, halk edebiyatına ve filolojisine ait bir bilgi hazinesidir.
İslâmî Türk edebiyatının ilk dönemlerine ait bir başka eser ise ilk Türk tarikatının kurucusu Ahmet Yesevî’ye ait olan Dîvan-ı Hikmet’tir. Bu eserdeki şiirler ta-savvufî halk şiirinin başlangıcı sayılmaktadır. Ahmet Yesevî’nin “hikmet” adıyla ta nınan ve hece vezniyle kaleme alınan hikemî şiirleri, sonradan “Dîvan-ı Hikmet”te toplanmıştır. Eserin güvenilir bir nüshası bulunmamakta; ancak, bazı şiirlerin Ahmet Yesevî’ye ait olmadığı bilinmektedir. Eski halk edebiyatı, vezin ve şekillerinin kul lanıldığı bu şiirler, sanat değerinden ziyade Türkler arasında tasavvufun yayılmasına yaptığı katkıdan dolayı önemlidir. Ahmet Yesevî’nin bu eseri Anadolu dahil değişik Türk sahalarında süratle yayılarak birçok taklitçiler ve takipçiler yetiştirmiş, bütün Türk edebiyatında yeni bir “Tasavvufî Halk Şiiri” devri açmıştır.
Yeni bir dini kabul ile gelişen kültürün edebiyatımıza yankısı Batı Türkçesinde de görülür. Büyük Selçuklu Devleti’nin devamı olan Anadolu Selçuklu Devleti’nin yı kılmasından sonra, Anadolu’da kurulan Osmanlı Devleti’nde yeni kültür bütün mü esseseleriyle etkili oldu. XIII. ve XIV. yüzyıllarda nisbeten az olan bu tesir, 15. yüz yılda daha da arttı. XVI. ve XVII. yüzyıllarda en yüksek noktasına ulaştı. Hem Halk edebiyatında, hem de bütün hususiyetlerini ortak İslâm medeniyetinden alan Klâsik Türk (Dîvan) edebiyatında büyük sanatçılar yetişti.
Ahmet Yesevî’nin kurduğu ilk Türk tarikatı Yesevîlik’ten sonra Anadolu’da yeni tarikatlar kuruldu. Bu tarikatlarda yetişen halk şairleri, millî vezin ve nazım şekilleriyle yazdıkları şiirlerle geniş halk kitlelerine seslendiler. Aydınlar çevresinde ise, ortak medeniyetin vezin ve nazım şekillerini, güzellik anlayışını ve dünya görüşünü yansıtan şiirler yazıldı. Türkçe, Arapça ve Farsçadan mürekkep bir dilin kullanıldığı bu ede biyata “Klâsik Türk Edebiyatı”, “Divan edebiyatı”, “Klâsik edebiyat”, “Yüksek zümre edebiyatı” gibi adlar verilmektedir. Türk sanatçıları yüksek bir kültürün ürünü olan bu eserlerle İslâm medeniyetine damgalarını vurdular, onu, Türk-İslâm medeniyeti hâline getirdiler, İslâm medeniyeti etkisi altında gelişen Türk kültürünün edebiyatımızdaki te zahürü olan Klâsik Türk edebiyatı, taklit değil, millî bir edebiyat kabul edilmelidir.
(Dr. Ayşenur İslâm-Nermin Öztürk-Türk Edebiyatı Tarihi)
DEĞERLENDİRME
a.    Aşağıda XIII. yy. şiir dilinin özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. Doğru yargılar için (D), yanlış olanlar için (Y) yazınız.
(  D) XIII. yy. da oluşmaya başlayan divan şiirinde Arapça ve Farsça kelimeler kullanılmıştır
( D ) Bu dönem şiirlerinde tasavvufi terimler çokça kullanılmıştır
( D ) Yunus Emre’nin dili dönemin diğer şairlerine göre daha sadedir.
b.    Aşağıda tasavvuf ile ilgili kavramlar ve bunların tanımları verilmiştir. Bu kavram tanım eşleştirmelerini yapınız.
Vahdetivücud: Allah’ın sıfatlarıyla kâinatta canlı ve cansız bütün varlıklarda görülmesidir.
Âşık:  Allah aşkıyla yanan derviş.
Sarhoş: Allah aşkıyla yanan derviş.
İnsanıkâmil: Manevi yol gösterici, kılavuz kişi
Masiva: Gerçek güzellik sahibi olan ve bütün güzellikler zatına ait olan, Allah.
Fenafillah: Allah’ın emirleri karşısında nefsin isteklerinden severek vazgeçme hâli.
c. Aşağıdaki test sorularını cevaplayınız.
1.    XIII. yy. da dinî tasavvufi Türk şiirinin en önemli temsilcisidir. Arapça ve Farsça bilmektedir. Şiirlerinde lirik bir anlatımı vardır. Genellikle hece veznini kullanmış, aruz ölçüsüyle de şiirler yazmıştır. Divanı ve Risaletü’n- Nushiyye adlı mesnevisi vardır. Yukarıda özellikleri verilen şair aşağıdakilerden hangisidir?
A) Âşık Paşa    B) Gülşehri    C) Mevlânâ    D) Yunus Emre    E) Fuzûlî

2.    Aşağıdaki yargılardan hangisi Yunus Emre için söylenemez?

  1. Şiirlerinde hem aruz hem hece ölçüsünü kullanmıştır.
  2. Şiirlerinde tasavvuf, sevgi, hoşgörü gibi konuları işlemiştir.
  3. Eserleri süslü ve sanatkârane bir dille yazılmıştır.
  4. Eserleriyle çağını ve kendinden sonraki dönemleri etkilemiştir.
  5. Risâletü’n Nushiyye ve Divan olmak üzere iki eseri vardır.

3.   ÜNİTE

3. Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki İlk Ürünleri (XIII – XIV. yy)
3. Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki İlk Ürünleri (XIII – XIV. yy)
b. Olay Çevresinde Oluşan Edebî Metinler (Şiir)
HAZIRLIK
  1. Aşağıda boş bırakılan bölüme kişi, zaman, mekân ve olay unsurlarını içine alan kısa bir yazı yazınız.
Kör Mustafa, bahçelerde çalışır, gündeliğe gider, sarnıç sıvar, dam aktarır, kuyu kazar… Bizim köyün lodos tarafı gayri meskundur. Orada fundalar, yabani meşe palamutları, kocayemişler, çalı süpürgeleri bir türlü ağaç haline gelmeden, ama ağacı taklit edercesine gelişir, birbirinin içine girmiş yaşarlar. Bütün bu fundalıklar Fino kilisesinin malıdır. Kocaman, kirli sakallı, cin gibi bir papaz fundalıklar “bizimdir” diye, arada bir dolaşır. İsteyen olursa ucuza kiraya verir. Ama kimse kiralamaz. Çünkü, orman memuru buraları, Orman Kanunu gereğince orman sayar. Aralarında üç beş ufacık çam ağacının boğulduğu yabani, cüce, oduna bile gelmez çalı çırpı; orman memurunun, Orman Kanunu sayesinde mes’ut yaşar.
2.    Yazınızı anlatım biçimi ve ifade yönüyle daha önce okuduğunuz bir roman veya hikâye ile karşılaştırınız. Sonuçları defterinize yazınız.
3.    Menkıbe sözcüğünü araştırınız. Bulduğunuz bilgileri sınıfa sununuz.

Din büyüklerinin veya tarihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikâyelere menkıbe denir.

İNCELEME
1. Etkinlik
Battalname’de anlatılan olayları olay örgüsü bütünlüğü oluşturacak şekilde aşağıya yazınız.
Simbat’ın harap bir kaleyi onarıp oraya yerleşerek Müslüman halka zulüm etmesi.
Battal Gazi’nin kaleye gelip kaleyi ele almaya karar vermesi.
Savaş sırasında Battal’ın Simbat’ın karşısına çıkması ve onunla vuruşması
Simbat’ın kendini kaleye kapatması
Battal’ın bir sarnıçtan kaleye girmesi
Bir yaşlı kadının Battal’ı oğlu sanması ve onu evine alması
Battal’ın Simbat’ın karşına çıkması ve onu esir alması
Battal’ın Simbat’ı dine davet etmesi
Battal’ın Simbat’ı kale duvarına asması
Malatya’dan gazilerin gelmesi
Battal’ın Simbat’ın kızını Hüseyin İbn-i Ali’ye vermesi
Battal’ın kaleyi yıkması ve Malatya’ya geri dönmesi.
2. Etkinlik
a. Metinde hangi temanın işlendiğini bulunuz. Eserin yazıldığı dönemle temayı ilişkilendiriniz.
Metnin teması
Yazıldığı dönemle temanın ilişkilendirilmesi
Metnin teması kahramanlıktır.
Metnin yazıldığı dönemle, metnin teması arasında doğrudan bir ilişki vardır. Çünkü metin oluşmaya başladığı dönemde insanlar kalelerde yaşıyor, kılıç kullanıyor, atlarla ulaşım sağlıyor, savaş meydanlarında bilek gücüyle mücadele ediyorlar. Bütün bu özellikler devrin özelliği ve kahramanlık temasıyla doğrudan ilişkilidir.
b. Temanın evrensel olup olamayacağını tartışınız. Sonuçları belirtiniz.
Kahramanlık teması evrensel bir temadır. Bu temayı bütün milletlerin edebiyatında görmemiz mümkündür.
3. Etkinlik
Metinde işlenen olayların gerçek hayatta yaşanmasının mümkün olup olamayacağını söyleyiniz. Metinde insana özgü gerçeklikler olay örgüsü içinde nasıl dile getirilmiştir? Belirtiniz.
Metinde anlatılanların gerçek hayatta aynısının yaşanması mümkün değildir. Ama gerçeğe uygun olan kısımların benzerleri yaşanmış olabilir. Halk hikâyeleri içinde hem gerçeğe uygun hem de olağanüstü özellikler barındıran metinlerdir. Metinde insana özgü gerçeklikler hikâyedeki gerçeğe uygun olan kısımları içeriyor.
4. Etkinlik
Okuduğunuz metnin yapısını oluşturan unsurları aşağıdaki kavram haritasına yerleştiriniz.
OLAY ÖRGÜSÜ
ZAMAN
KİŞİLER
MEKAN

Metnin Yapısını oluşturan unsurlar

5. Etkinlik
Okuduğunuz metinde geçen kişilerin özelliklerini tespit ediniz ve olay örgüsündeki işlevlerini yazınız.
Metinde geçen kişiler    Kişilerin özellikleri    Kişilerin işlevi
BATTAL: Vatanı için her şeyini feda edebilecek cesarette bir kahraman, bir anda yüz kişiyle savaşan, dindar, inançlı birisidir. Metindeki kahramanlık duygusu onun  kişiliği üzerinden verilmiştir. Bu nedenle metinde önemli bir işlevi vardır.
SİMBAT: Metinde kötüyü temsil eden tiptir. Müslüman halka zulmeden, acımasız ve yalancı bir tiptir. Metindeki işlevi kötülüğü temsil etmektir.
YAŞLI KADIN: Metindeki merhamet duygusu ve anne sevgisini olun üzerinden verilmiştir.
6. Etkinlik
Okuduğunuz metindeki kişi, zaman ve mekân ilişkisi hakkında bir paragraf yazınız.
Metindeki kişiler, olay, zaman ve mekan bir bütünlük oluşturmuştur. Verilmek istenen mesaja uygun kişiler, zaman, mekan ve olaylar seçilmiştir. Bu da hikâyenin ilgi çekiciliğini arttırmıştır.
7. Etkinlik
Okuduğunuz metnin mekânını ve zamanını belirleyiniz; mekânın ve zamanın nasıl anlatıldığını sözlü olarak ifade ediniz.
Metindeki mekan genel olarak Simbat’ın sarayıdır. Mekan tam olarak betimlenmemiştir. Zaman ise belli değildir. Sadece zaman ifadeleri vardır. Akşam, sabah, biraz sonra gibi

8. Etkinlik

Okuduğunuz metindeki olayları yaşandığı dönemin gerçekliğiyle ilişkilendiriniz.
Metindeki olaylar yaşandığı devirle doğrudan ilişkilidir. Metnin ortaya çıktığı dönemde insanlar kalelerde yaşıyordu. Kılıç kullanıyordu. Sarnıçlar kullanıyordu. Kahramanlık bilek gücüyle gösteriliyordu. Bütün bunları metnin içinde görmekteyiz.

9. Etkinlik

Okuduğunuz metni İslamiyet öncesi destanlar ve İslami dönemde oluşan eserlerle karşılaştı rınız. Bunlardan etkilenip etkilenmediğini örnekler vererek açıklayınız.
Metnin teması kahramanlıktır. Bu tema hem İslamiyet öncesi hem de sonrası destanların ana temasıdır. Battalın gösterdiği kahramanlıkta hem abartılar hem de gerçeğe uygunluklar vardır. Eserdeki dini unsurların varlığı bu eserin daha çok İslamiyet sonrası destanlardan etkilendiğini göstermektedir.

10. Etkinlik

Okuduğunuz metinden anlatıcının hangi konumda olduğunu tespit ediniz. Eserin hangi bakış açısıyla yazıldığını belirtiniz.
Metin ilahî(hakim-tanrısal) bakış açısıyla yazılmıştır.

11. Etkinlik

Aşağıda Battalname’nin özgün yazımıyla bir paragraf verilmiştir. Bu paragraftan ve altı çizili kelimelerden hareketle metnin dil özellikleri hakkında çıkarımlarda bulununuz.
…Seyyid çağırdı, er diledi meydana. Kimsenün zehresi olmadı kim meydana gire. Ayruk kimse meydana girmedüğin Seyyid Hazreti bildi. Atından aşağu indi. Kolanın muhkem berkitdi, girü bindi.
…Seyyid eyitdi: “Aklunı divşür kim benüm Seyyid Battal Gaazî ol dağdan inüp hünerler gösteren” didi. Heman-dem Ahmed, Seyyid’ün ayağına düşdi. Seyyid, Ahmed’ibağrına basdı. Görişdiler. Mimlan eydür: “Bu ne yiğitdür kim bunun gibi eyüliklereyledün.”
Metnin Dil Özellikleri
Ses Özellikleri
Kelime Özellikleri
Cümle Özellikleri
Metinde altı çizili kelimelerde genel olarak ses kurallarına aykırılıklar vardır. Aynı zamanda o dönemin Türkçesine özgü olarak eklerde yuvarlaşmalar görülüyor. Kimsenün, benüm gibi. Metindeki Türkçe kelimeler bugün için değişiklikler göstermesine rağmen, yabancı dillerden Türkçeye giren kelimeler değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Cümleler kısa ve özdür. Uzun cümleler pek kullanılmamış. Karşılıklı konuşmalara yer verilmiştir.

12. Etkinlik

Metinde geçen tasvir cümlelerini bulunuz. Bu cümlelerden hareketle tasvirin metindeki işlevini belirtiniz. Sonuçları aşağıdaki boş bırakılan yerlere yazınız.
Seyyit yürüdü, kaleyi dolaştı ki fırsat bula, kaleyi ala. Bir yere vardı gördü ki su gider. Ol suyu gözetti. Su geldi, bir deliğe girdi. Seyit eyitti:
“İşbu su hisara gider, eğer çare olursa iş bundan olur.” dedi. Hemen atın bir yere kodu, elbisesini çıkardı. Allah’a sığındı, o su deliğinden içeri girdi. Gide gide su geldi, bir sarnıca döküldü. Seyit dahi sarnıca düştü. Gayet soğuk idi. Hayli zahmet çekti. Hele nazar kıldı, bir merdiven gördü ki o merdivenden taşra çıktı.
Tasvir  kelimelerle resim çizme sanatıdır. Tanıtılan yerlerin ve kişilerin zihinde canlanması tasvirle olur. Bu nedenle anlatmaya bağlı edebî metinlerde tasvirlere çokça yer verilir.

2. Metin

Deli Dumrul
13. Etkinlik
Dede Korkut Hikâyesi’nde anlatılan olayları olay örgüsü bütünlüğü oluşturacak şekilde yazınız.

Deli Dumrul’un kuru çayın üzerine bir köprü yaptırması
Deli Dumrul’un köprüden geçenlerden para alması
Köprünün yamacına bir obanın gelmesi
Obadan bir delikanlının vefat etmesi
Deli Dumrul’un Azrail’e kafa tutması
Azrail’in Deli Dumrul’un karşısına çıkması
Deli Dumrul’un Azrail kapışması ve yenilmesi
Deli Dumrul’un Allah’a bağışlanması için yalvarması
Deli Dumrul’un canı karşı can bulması için annesi ve babasından can istemesi
Deli Dumrul’a eşinin can vermesi
Allah’ın Deli Dumrul’un Anne ve babasının Deli Dumrul yerine canlarını alması
Deli Dumrul ve eşinin ömürlerinin uzaması
Dede Korkut’un gelip dua etmesi

14. Etkinlik
a. Yukarıdaki metinde hangi temanın işlendiğini bulunuz. Eserin yazıldığı dönemle temayı ilişkilendiriniz.

Metnin Teması: Kahramanlık

Yazıldığı dönemle temanın ilişkilendirilmesi: Metinin teması ile yazıldığı dönemle doğrudan ilişkilidir. Kahramanlığın bilek gücüyle gösterilmesi, eşkıyalıkların olması, göçerlerin bulunması eserin oluştuğu dönemin özellikleridir.
b. Temanın evrensel olup olamayacağını tartışınız. Sonuçları belirtiniz.

Metnin teması evrenseldir. Çünkü her millette kahramanlık teması çok sık işlenir.

15. Etkinlik
Okuduğunuz metinde işlenen olayların gerçek hayatta yaşanmasının mümkün olup olamayacağını söyleyiniz. Metinde insana özgü gerçekliklerin olay örgüsü içinde nasıl dile getirildiğini belirtiniz.
Metinde anlatılanların gerçek hayatta aynısının yaşanması mümkün değildir. Ama gerçeğe uygun olan kısımların benzerleri yaşanmış olabilir. Halk hikâyeleri içinde hem gerçeğe uygun hem de olağanüstü özellikler barındıran metinlerdir. Metinde insana özgü gerçeklikler hikâyedeki gerçeğe uygun olan kısımları içeriyor.
16. Etkinlik
Okuduğunuz metnin yapısını oluşturan unsurları aşağıdaki kavram haritasına yerleştiriniz.
OLAY ÖRGÜSÜ
ZAMAN
KİŞİLER
MEKAN

Metnin Yapısını oluşturan unsurlar

17.    Etkinlik
Okuduğunuz metinde geçen kişilerin özelliklerini tespit ediniz ve olay örgüsündeki işlevlerini
yazınız.
Deli Dumrul: Güçlü kuvvetli, gözü pek biridir. İnanç noktasında biraz zayıftır. Azrail’e kafa tutabilir. Ama yaptıklarından pişman olup kusurlarını da gören biridir. Deli Dumrul’un üzerinden kahramanlık ve pişmanlık kavramları verilmeye çalışılmıştır.
Azrail: Melek, Deli Dumrul’a Allah’ın gönderdiği kişi, Deli Dumrul’u yenip ona ders vermek için gönderilmiş vazifeli.
Deli Dumrul’un eşi: Vefalı, kocası için canını vermekten çekinmeyen biri.
Deli Dumrul’un annesi –babası: Kendi canlarından oğulları için vazgeçemeyen kişilir.
18. Etkinlik
Okuduğunuz metindeki kişi, zaman ve mekân ilişkisi hakkında bir paragraf yazınız.
Metindeki kişiler, olay, zaman ve mekan bir bütünlük oluşturmuştur. Verilmek istenen mesaja uygun kişiler, zaman, mekan ve olaylar seçilmiştir. Bu da hikâyenin ilgi çekiciliğini arttırmıştır.
19. Etkinlik
İncelediğiniz metnin mekânını ve zamanını belirleyiniz; mekânın ve zamanın nasıl anlatıldığını sözlü olarak ifade ediniz.
Okuduğumuz metinde mekan  tam olarak belli değildir. Köprü, Deli Dumrul ile Azrail’in kaşılaştıkları ev mekanlar olarak verilmiş ama bunlar betimlenmemiştir. Zaman olarak da tam bir ifade yoktur. Akşam, sabah, biraz sonra gibi zaman ifadeleri kullanılmıştır.
20. Etkinlik
İncelediğiniz temayı olayın yaşandığı dönemin gerçekliğiyle ilişkilendirerek aşağıya yazınız.
Metnin teması dönemin gerçekleriyle uyum içindedir. Mekanlar, kişiler ve olaylar devrin gerçekleri ile uyum içindedir.

21. Etkinlik

Okuduğunuz metni İslamiyet öncesi destanlar ve İslami döneminde oluşan eserlerle karşılaştırınız. Bunlardan etkilenip etkilenmediğini örnekler vererek açıklayınız.
Metnin teması kahramanlıktır. Bu tema hem İslamiyet öncesi hem de sonrası destanların ana temasıdır. Deli Dumrul’un gösterdiği kahramanlıkta hem abartılar hem de gerçeğe uygunluklar vardır. Eserdeki dini unsurların varlığı bu eserin daha çok İslamiyet sonrası destanlardan etkilendiğini göstermektedir.
22. Etkinlik
Okuduğunuz metinden anlatıcının hangi konumda olduğunu tespit ediniz. Eserin hangi bakış açısıyla yazıldığını belirtiniz.
Metin ilahî(hakim-tanrısal) bakış açısıyla yazılmıştır.
23. Etkinlik
Aşağıya Dede Korkut Hikâyesi’nin özgün yazımından bir bölüm alınmıştır. Bu bölümleri göz önünde bulundurarak metnin dil özelliklerini belirtiniz.
“Meğer bir gün köprüsünün yamacında bir bölük oba konmışıdı. Ol obada bir yahşi yiğit sayru düşmüşidi. Allah emriyile ol yiğit öldü. Kimi oğul deyü, kimi kardaş deyü ağladı. Ol yiğit üzerine muhkem kara şiven oldu.”
Deli Dumrul aydur: Mere Azrail dedüğünüz ne kişidür kim adamın canun alır? Ya Kadir Allah, birligün, varlıgun hakkıyiçün Azraili menüm gözüme göstergil; savaşayım, çekişeyim, dürişeyim, yahşı yigidün canın kurtarayım; bir dahı yahşı yigidün canın almaya, dedi.
Metnin Dil Özellikleri
Ses Özellikleri
Kelime Özellikleri
Cümle Özellikleri
Metinde altı çizili kelimelerde genel olarak ses kurallarına aykırılıklar vardır. Aynı zamanda o dönemin Türkçesine özgü olarak eklerde yuvarlaşmalar görülüyor. köprüsü, konmışıdı, ol, yahşı, deyü gibi. Metindeki Türkçe kelimeler bugün için değişiklikler göstermesine rağmen, yabancı dillerden Türkçeye giren kelimeler değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Cümleler kısa ve özdür. Uzun cümleler pek kullanılmamış. Karşılıklı konuşmalara yer verilmiştir.

24. Etkinlik

İki gruba ayrılınız. Okuduğunuz metinde insanüstü olayların anlatıldığı bölümleri bulunuz. Bu bölümlerden hareketle insana özgü gerçekliğin metinde nasıl anlatıldığını değerlendiriniz.
İnsanüstü olayların anlatıldığı bölümler
İnsana özgü gerçekliğin nasıl anlatıldığı
İnsanüsü olayların anlatıldığı bölümlerde karhanlar olağan üstü özellikler göstererek destansı bölümü oluşturuyorlar. İnsana özgü gerçekliğin anlatıldığı bölümde kahramanlar gerçek hayata uygun gibi davranarak hikâyenin gerçekle de ilişkisi ortaya koymaktadır. Bu da eserin destandan ayrılan yönüdür.
25. Etkinlik
İncelediğiniz metinde anlatılan olayların, tanıtılan kişilerin benzerlerinin etrafınızda bulunup bulunmadığını tartışınız. Sonuçları sınıfa sununuz.
26. Etkinlik
İncelediğiniz metinde işlenen olayların gerçek hayatta yaşanmasının mümkün olup olamayacağını tartışınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Metinde anlatılanların gerçek hayatta aynısının yaşanması mümkün değildir. Ama gerçeğe uygun olan kısımların benzerleri yaşanmış olabilir. Halk hikâyeleri içinde hem gerçeğe uygun hem de olağanüstü özellikler barındıran metinlerdir. Metinde insana özgü gerçeklikler hikâyedeki gerçeğe uygun olan kısımları içeriyor.

27.    Etkinlik

Aşağıda verilen kavramları ve tanımları eşleştiriniz.
Akçe    Küçük gümüş para.
Bahadır    Savaşlarda gücü ve yılmazlığıyla üstünlük gösteren kimse.
Azrail    Can alan melek..
Alp    Yiğit
28.    Etkinlik
Okuduğunuz metinden birkaç deyim bulunuz. Bulduğunuz deyimleri birer cümlede kullanınız.
Metinde geçen deyimler    Cümle örnekleri
Hasta düşmek
Yas tutmak
Benzini sarartmak
29.    Etkinlik
Okuduğunuz metinden tasvir cümleleri bulunuz. Tasvirin cümledeki işlevini belirtiniz. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Kara kılıcını sıyırdı, eline aldı. Azrail’e çalmak için saldırdı. Azrail bir güvercin oldu, pencereden uçtu gitti. Adam azmanı Deli Dumrul, elini eline çaldı, kas kas güldü. Der:
-    Yiğitlerim, Azrail’in gözünü öylesine korkuttum ki geniş kapıyı bıraktı, dar bacadan kaçtı çünkü benim elimde, güvercin gibi kuş oldu, uçtu. Bre, ben onu bırakır mıyım doğana aldırmayınca, dedi.
Kalktı atına bindi, doğanını eline aldı, ardına düştü. Bir iki güvercin öldürdü. Döndü, evine geliyorken Azrail atının gözüne göründü. At ürktü, Deli Dumrul’u getirdi yere vurdu. Kara başı bunaldı, bunlu kaldı. Ak göğsünün üzerine Azrail basıp kondu. Az önce mırlardı, şimdi hırlamaya başladı.
Tasvir  kelimelerle resim çizme sanatıdır. Tanıtılan yerlerin ve kişilerin zihinde canlanması tasvirle olur. Bu nedenle anlatmaya bağlı edebî metinlerde tasvirlere çokça yer verilir.
30. Etkinlik
Dört gruba ayrılınız. Dede Korkut Hikâyeleri’nin içeriği hakkında düşüncelerinizi belirtiniz. Benzer ve farklı sonuçları açıklayınız.

DEDE KORKUT VE DEDE KORKUT HİKÂYELERİ


Korkut destanı veya hikâyeleri Orta Asya’da şekillenmeye başlamış; Türklerin Müslüman olmalarından ve Anadolu’ya gelmelerinden sonra din ve çevre motiflerine göre bazı değişikliklere uğramıştır. Dede Korkut’un hikâyeleri, parça parça ve değişik versiyonlarda Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaşamaktadır. Bugün Türkiye’de en yaygın olarak bilinen ve en geniş Dede Korkut hikâyeleri, 15-16, yüzyıllarda meçhul biri tarafından kâğıda geçirilmiştir. “Kitab-ı Dede Korkut” adlı bu eser, Azerbaycan ve doğu Anadolu’daki Oğuz Türklerinin arasında yaşayan Dede Korkut hikâyelerini kaydetmiştir.

Dede Korkut simgesi, hikâyelerin değişmeyen motifidir. Oğuz boylarının başı derde girdiğinde veya sevinçli bir durumu olduğunda “Oğuz bilicisi” Dede Korkut’a danışır; o ne derse o yapılırdı. Çocuklara ad konulacağı zaman Dede Korkut çağrılırdı.
Büyük Türk destanının yaratıcısı Dede Korkut’un kişiliği üzerinde bilgilerimiz yetersiz kalıyor. Korkut-Ata adıyla da tanınan Dede Korkut, söylentilere göre Oğuzların Bayat Boyundan Kara Hoca’nın oğludur.
Onun, IX. ve XI. yüzyıllar arasında Türkistan’da Sir-Derya nehrinin Aral Gölüne döküldüğü yerde doğduğu, Ürgeç Dede adında bir oğlu olduğu, Oğuz Türklerinden büyük saygı gördüğü, bu bölgelerde hüküm süren Türk hakanlarına akıl hocalığı ve danışmanlık ettiği destanlarından anlaşılmaktadır.
Dede Korkut’un Türkler arasında, ağızdan ağıza, dilden dile dolaşan destan niteliğindeki hikâyeleri XV. yüzyılda Akkoyunlu’lar devrinde Dede Korkut Kitabı adıyla bir kitapta toplanmış, böylelikle sözden yazıya dökülmüştür. Destan derleyicisi, Dede Korkut kitabının önsözünde Dede Korkut hakkında şu bilgileri verir ve onun ağzından şu öğütlerde bulunur:
(Bayat Boyundan Korkut Ata derler bir er ortaya çıktı. O kişi, Oğuz’un tam bilicisi idi. Ne derse olurdu. Gaipten türlü haber söylerdi…)
(Korkut Ata Oğuz Kavminin her müşkülünü hallederdi. Her ne iş olsa Korkut Ata’ya danışmayınca yapmazlardı. Her ne ki buyursa kabul ederlerdi. Sözünü tutup tamam ederlerdi…)
(Dede Korkut söylemiş: Lapa lapa karlar yağsa yaza kalmaz, yapağılı yeşil çimen güze kalmaz. Eski pamuk bez olmaz, eski düşman dost olmaz. Kara koç ata kıymayınca yol alınmaz, kara çelik öz kılıcı çalmayınca hasım dönmez, er malına kıymayınca adı çıkmaz. Kız anadan görmeyince öğüt almaz, oğul babadan görmeyince sofra çekmez. Oğul babanın yerine yetişenidir, iki gözünün biridir. Devletli oğul olsa ocağının korudur…)
(Dede Korkut bir daha söylemiş: Sert yürürken cins bir ata namert yiğit binemez, binince binmese daha iyi. Çalıp keser öz kılıcı namertler çalınca çalmasa daha iyi… Çala bilen yiğide, ok’la kılıçtan bir çomak daha iyi. Konuğu olmayan kara evler yıkılsa daha iyi… Atın yemediği acı otlar bitmese daha iyi. İnsanın içmediği acı sular sızmasa daha iyi…)
Dede Korkut’un kitabında bir önsüz ile on iki destansı hikâye vardır. Bu destanlar, Türk dilinin en güzel örnekleri olduğu gibi, Türk ruhuna, Türk düşüncesine ışık tutan en açık belgelerdir. Bunlar:
  1. Dirse Han Oğlu Boğaç Han
  2. Salur Kazan’ın Evi Yağmalanması
  3. Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek
  4. Kazan Bey Oğlu Uruz’un Tutsak Olması
  5. Duha Koca Oğlu Deli Dumrul
  6. Kanlı Koca Oğlu Kanturalı
  7. Kazılık Koca Oğlu Yegenek
  8. Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi
  9. Begin Oğlu Emren
  10. Uşun Koca Oğlu Segrek
  11. Salur Kazanın Tutsak Olup Oğlu Uruz’un Çıkarması
  12. İç Oğuz’a Taş Oğuz Asi Olup Beyrek Öldüğü
Dede Korkut, Oğuz Türklerini, onların inanışlarını, yaşayışlarını, gelenek ve göreneklerini, yiğitliklerini, sağlam karakteri ve ahlâkını, ruh enginliğini, saf, arı-duru bir Türkçe ile dile getirir. Destanlarındaki şiirlerinde, çalınan kopuzların kıvrak ritmi, yanık havası vardır.
 Dede Korkut destanlarının kahramanları, iyiliği ve doğruluğu öğütler. Güçsüzlerin, çaresizlerin, her zaman yanındadır. Hile-hurda bilmezler, tok sözlü, sözlerinin eridirler. Türk milletinin birlik ve beraberliğini, millî dayanışmayı, el ele tutuşmayı telkin eder.
Yüzyıllar boyu, heyecanla okunan bu eserdeki destanlar, Doğu ve Orta Anadolu’da, çeşitli varyantları ile yaşamıştır. Anadolu’nun birçok bölgelerinde, halk arasında söylenen, kuşaktan kuşağa aktarılan hikâye ve destanlarda Dede Korkut’un izleri ve büyük etkileri vardır.
Millî Destanımızın ana kaynağı olan Dede Korkut Kitabı’nın bugün elde, biri Dresden’de, öteki Vatikan’da olmak üzere, iki yazma nüshası vardır. Bu yazma eserlere dayanarak Dede Korkut Kitabı, memleketimizde birkaç kez basıldığı gibi, birçok yabancı memleketlerde çeşitli dillere de çevrilmiştir.
3. Metin
Dânişmendnâme
Çün melik Dânişmend bu mektûbı okıdı ve ol kavmi İslâm’a davet itdi, kimse cevâb virmedi. Bu kez at depdi meydâna girdi, er diledi. Gürcilerden Evkas adlu bir kâfir meydâna girdi. Kılıç ile Melik’e hamle kıldı. Melik anun hamlesin redd eyledi. Nevbet Melik’e değdi, hemândem bir nâ’ra urup eyitdi: “benâm-ı Hüdâ, benûr-ı pâk-i Muhammed Mustafâ” diyüp Evkas’a bir kılıç ile urdı kim eyer başına değin iki pare kıldı. Gürcilerden figaan kopdı. Anı görüp cümle kâfirler bir kezden hamle kıldılar. Melik Dânişmend bir nâ’ra eyle urdı kim tamâmet kâfir çerisi serâsîme oldılar. Melik ejderha gibi… bir sâatde yidi yüz kâfiri öldürdi. Andan Nastor, çerisine hamle kıldı. Bu yana Artuhi ve Efrumiye dahi kâfirleri hazân gibi yire dökerlerdi. Ceng arasında iken Nastor, Rûm çerisine işaret kıldı. Medâris-i laîn yüz kişiyle ribata kasd kıldı. Gelüp gördi ki ribât kapusı berkinmiş. Medâris-i laîn hîle idüp çağırdı kim “Nastor’ı esîr getürdük, kapuyı açun” didi. Ruhbanlar Artuhi sanup geldiler, kapuyı açdılar. Hemân kâfirler içerü girüp ot on ruhbanı ve Harkil-i zahidi kati itdiler. Andan Şettât’ı ve Râmîn’i kuyudan çıkardılar, çeriye gönderdiler. Kendüler on kuyu vardı her kuyuya on kâfir gizlendiler ki Melik’i kati ideler. Bu yana Şettât ve Râmîn geldüğine kâfirler şâd oldılar…
Çünkü Melik oradan ayrıldı, gördü ki Şettat kurtulmuş. Askeri vuruşmaya çağırıyor. Melik, Artuhi’den sordu: “Şu Şettat değil mi?” dedi. Artuhi: “Evet, odur.” dedi. Melik bir nara atıp: “Ey melun, nasıl kurtuldun?” deyince Şettat: “Narınur kurtardı.” dedi. Melik: “Yürü ben seni bulurum.” dedi. Melik oradan geçti, Ribat’a vardılar, gördüler ki Ribat kapısı açık. Harkil-i Zahid ve şairleri şehit olmuşlar. Melik çok üzüldü, şehitlerin namazını kıldılar, defnedip dua okudular. Bu hâl onları epeyce perişan kıldı.
Melik Dânişmend ansızın köşede biri olduğunu gördü. Namazı bırakıp o yana baktı ama onu göremedi. Meğer düşmanı o kişiyi “Var git, yatmışlar mı?” diye bakmaya göndermişti. Melik namazdan sonra geldi, Artuhi’yi uyardı. Kiliseye gidip köşe bucak o kişiyi aradılar ama hiç eser bulamadılar. Ansızın bir köşeden aksırık sesi geldi. Melik ve Artuhi oraya geldiler ama yine bir eser bulamadılar. Artuhi: “Galiba dışarıya asker geldi.” dedi. Derhâl mum yakıp dışarı çıktılar. Ansızın ağzı açık bir kuyu gördüler. İleri varıp içine baktılar. Gördüler ki silahlı on kişi var. Melik: “Hemen bunları öldürelim.” dedi. Orada bir ahır vardı, içi tamamen kamış doluydu. Orayı yaktılar, başka düşman aramaya koyuldular. Bir on kişi sonra bir on kişi daha bulup öldürdüler. Şehit olan Müslümanları aldılar, o gece geçti, sabah oldu.
Ak karadan, sevinç gamdan seçildi. Nastor Şettat katına geldiler. Alemler, sancaklar götürdüler. Bir yandan Melik, Artuhi ve Efrumiye dahi atlanıp düşmana karşı durdular. Nastor onları gördü: “Yazıklar olsun, Medaris’e dün gece ne yaptınız? Bunun hesabını soracağım.” deyince Artuhi ansızın meydana indi. Karşısına çıkacak er diledi, çağırdı: “Ey melunlar, ne yaptıysanız fayda etmedi, kendi başınızı yediniz. Bu gece yüz kişiyle lain Medaris’i de öldürdük. Ben Artuhi, Melik Dânişmend’in en sadık eriyim, her kimin arzusu varsa meydana gelsin.” dedi. Meğer Medaris’in Argumiye adlı heybetli bir kardeşi vardı. Meydana indi, süngüsüyle Artuhi’ye hamle etti. Artuhi kalkanıyla karşıladı, kılıcını ve gürzünü dahi
arşıladı. Hamle sırası Artuhi’ye geçti. O melun dahi Artuhi’nin üç hamlesini savdı. Çokça çarpıştılar, yenişemediler. Birbirlerinin kemerinden tuttular, attan indiler. Efrumiye, Artuhi adına telaşlanınca Melik ona: “Ey Efrumiye, sen onu kayırma ki Hak Teala onun yardımcısıdır.” dedi. Bu sırada Artuhi: “Ya Allah ya Muhammed Mustafa” deyip Argumiye’yi yere vurdu. Düşmanlar bunu görünce hamle ettiler, Melik dahi hamle ederek onların yolunu kesti. Artuhi hâli kalmayan Argumiye’yi öldürdü.
Artuhi, Melik’ten çokça övgü aldı, sıçradı ve atına bindi. Melik dahi düşmanlara hamle etti. Savaşırken Artuhi, Şuzit melununa uğradı. Şuzit’in çok hamlelerini Artuhi savdı fakat bir kılıç darbesi Artuhi’yi vurdu ve onu attan düşürdü. Düşmanlar hemen onu bağlayıp Nastor’a götürdüler. Efrumiye bunu görüp bağırdı: “Ey Sultanım, alıp gittikleri Artuhi’dir.” dedi. Melik Dânişmend bir nara atıp yirmi düşmanı yararak Artuhi’nin yanından düşmanı savdı. Sanki uçar bir kuş oldu. Bir olup düşmanı kırdılar. Melik Artuhi’yi bağrına basıp: “Ciğer köşem, bu erlik meydanıdır gâh basar gâh basılırsın, gamlanma.” dedi. Melik ansızın Şuzit’i gördü: “Ey melun, erlik nasıl olur gel sana göstereyim.”dedi. Şuzit bir an korktu sonra Melik’e hamle kıldı. Melik gürzüyle onu savdı. Şuzit üç hamle daha kıldı ama Melik’i vuramadı. Melik yemin etti, nara attı ve Şuzit’e yürüdü. Öyle bir kılıç vurdu ki Şuzit’in kalkanı paramparça oldu. O anda melunun canı cehenneme gitti. Askerler feryat kopardılar. Nastor melunu Şuzit’in öldüğünü anladı. Kendi canından korktu, savaş davulunu vurdurdu, askerler hamle edip o üç serveri kuşattılar. Düşman arasında kalan Melik Dânişmend aslan gibi kükredi, Artuhi sel gibi çağladı, Efrumiye yel gibi esti. Düşmanı yardılar, geceye dek cenk ettiler…
Dânişmendnâme

31. Etkinlik

Dânişmentname’de anlatılan olayları olay örgüsü bütünlüğü oluşturacak şekilde yazınız.
Melik Danişment’in mektubu okuması ve kavmi İslam’a davet etmesi
Melik’in Evkas ile mücadeleye tutuşması ve Evkas’ı öldürmesi
Melik’in savaş meydanında yedi yüz kafiri öldürmesi
Kafirlerin hileyle kaleye girmesi
Melik’in Şettat’la karşılaşması
Melik’in köşede birini görmesi, Artuhi’yi uyarması ve oradaki ahırdaki kamışları yakarak oradaki düşmanları öldürmesi
Artuhi’nin düşmanın karşınına korkusuzca çıkması
Artuhi’nin ARgumiye’yi öldürmesi
Artuhi ile Şuzit’in karşılaşması ve Artuhi’nin yaralanması
Artuhi’nin Nastor’a götürülmesi
Melik’in Artuhi’yi kurtarması
Melik’in Şuzit’i öldürmesi
32. Etkinlik
a. Dânişmentname adlı metinde hangi temanın işlendiğini bulunuz. Eserin yazıldığı dönemle temayı ilişkilendiriniz.
Metnin teması
Yazıldığı dönemle temanın ilişkilendirilmesi
Metnin teması kahramanlıktır.
Metnin yazıldığı dönemle, metnin teması arasında doğrudan bir ilişki vardır. Çünkü metin oluşmaya başladığı dönemde insanlar kalelerde yaşıyor, kılıç kullanıyor, atlarla ulaşım sağlıyor, savaş meydanlarında bilek gücüyle mücadele ediyorlar. Bütün bu özellikler devrin özelliği ve kahramanlık temasıyla doğrudan ilişkilidir.
b. Temanın evrensel olup olamayacağını tartışınız. Sonuçları belirtiniz.
Kahramanlık teması evrensel bir temadır. Bu temayı bütün milletlerin edebiyatında görmemiz mümkündür.
33. Etkinlik
Metinde işlenen olayların gerçek hayatta yaşanmasının mümkün olup olamayacağını söyleyiniz. Metinde insana özgü gerçeklikler olay örgüsü içinde nasıl dile getirilmiştir? Belirtiniz.
Metinde anlatılanların gerçek hayatta aynısının yaşanması mümkün değildir. Ama gerçeğe uygun olan kısımların benzerleri yaşanmış olabilir. Halk hikâyeleri içinde hem gerçeğe uygun hem de olağanüstü özellikler barındıran metinlerdir. Metinde insana özgü gerçeklikler hikâyedeki gerçeğe uygun olan kısımları içeriyor.
34. Etkinlik
Okuduğunuz metnin yapısını oluşturan unsurları aşağıdaki kavram haritasına yerleştiriniz.
OLAY ÖRGÜSÜ
ZAMAN
KİŞİLER
MEKAN

Metnin Yapısını oluşturan unsurlar

35. Etkinlik
Okuduğunuz metinde geçen kişilerin özelliklerini tespit ediniz ve olay örgüsündeki işlevlerini yazınız.
Metinde geçen kişiler    Kişilerin özellikleri    Kişilerin işlevi
MELİK: Vatanı için her şeyini feda edebilecek cesarette bir kahraman, bir anda yedi yüz kişiyle savaşan, dindar, inançlı birisidir. Metindeki kahramanlık duygusu onun  kişiliği üzerinden verilmiştir. Bu nedenle metinde önemli bir işlevi vardır.
ARTUHİ-EFRUMİYE: Melik’in en yakın dostlar. Dostları için her şeylerini veda edebilecek seviyedeler. Dindar bir tiplerdir.
ŞİZAT-ŞETTAT: Metinde kötüyü temsil eden tiplerdir. Müslüman halka zulmeden, acımasız ve yalancı bir tiplerdir. Metindeki işlevleri kötülüğü temsil etmeleridir.
YAŞLI KADIN: Metindeki merhamet duygusu ve anne sevgisini olun üzerinden verilmiştir.

36. Etkinlik

Okuduğunuz metindeki kişi, zaman ve mekân ilişkisi hakkında bir paragraf yazınız.
Metindeki kişiler, olay, zaman ve mekan bir bütünlük oluşturmuştur. Verilmek istenen mesaja uygun kişiler, zaman, mekan ve olaylar seçilmiştir. Bu da hikâyenin ilgi çekiciliğini arttırmıştır.

37. Etkinlik

İncelediğiniz metnin mekânını ve zamanını belirleyiniz; mekânın ve zamanın nasıl anlatıldığını sözlü olarak ifade ediniz.
Okuduğumuz metinde mekan  tam olarak belli değildir. Savaş Medanı, Kale mekanlar olarak verilmiş ama bunlar betimlenmemiştir. Zaman olarak da tam bir ifade yoktur. Akşam, sabah, biraz sonra gibi zaman ifadeleri kullanılmıştır.

38. Etkinlik

İncelediğiniz temayı olayın yaşandığı dönemin gerçekliğiyle ilişkilendirerek aşağıya yazınız.
Metnin teması dönemin gerçekleriyle uyum içindedir. Mekanlar, kişiler ve olaylar devrin gerçekleri ile uyum içindedir.

39. Etkinlik

Okuduğunuz metni İslamiyet öncesi destanlar ve İslami döneminde oluşan eserlerle karşılaştırınız. Bunlardan etkilenip etkilenmediğini örnekler vererek açıklayınız.
Metnin teması kahramanlıktır. Bu tema hem İslamiyet öncesi hem de sonrası destanların ana temasıdır. Melik’in gösterdiği kahramanlıkta hem abartılar hem de gerçeğe uygunluklar vardır. Eserdeki dini unsurların varlığı bu eserin daha çok İslamiyet sonrası destanlardan etkilendiğini göstermektedir.

40. Etkinlik

Okuduğunuz metinden anlatıcının hangi konumda olduğunu tespit ediniz. Eserin hangi bakış açısıyla yazıldığını belirtiniz.
Metin ilahî(hakim-tanrısal) bakış açısıyla yazılmıştır.

41. Etkinlik

Aşağıya Dânişmentname’nin özgün yazımından bir bölüm alınmıştır. Bu bölümleri göz önünde bulundurarak metnin dil özelliklerini belirtiniz.
Yine biribirin akmadılar. Âhir atlardan indiler. Atları durmadı, kaçdı. Efrumiye anı görüp ağladı. Melik eyitdi: “Yâ Efrumiye! Sen anı kayurma kim Hak Teâlâ anun muînidür” didi. Bu yana Artuhî “Yâ Allah!” diyüp Argumiye’yi götürdi, başı üstine çevürdi, dahi eyitdi kim: “Benâm-ı Huda benûr-ı pâk-i Muhammed Mustafâ” diyüp yire urdı. Kâfirler anı görüp hamle kıldılar. Bu yana Melik Dânişmend kâfirlerün yolın bekledi. Ol kâfir salınu durunca Artuhî ol meluna kılıç şöyle urdı kim melunun başı havaya perrân oldı…
Metnin Dil Özellikleri
Ses Özellikleri
Kelime Özellikleri
Cümle Özellikleri
Metindeki kelimelerde genel olarak ses kurallarına aykırılıklar vardır. Aynı zamanda o dönemin Türkçesine özgü olarak eklerde yuvarlaşmalar görülüyor. kayurma, anun, diyüp, çevürdi, deyüp gibi. Metindeki Türkçe kelimeler bugün için değişiklikler göstermesine rağmen, yabancı dillerden Türkçeye giren kelimeler değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Cümleler kısa ve özdür. Uzun cümleler pek kullanılmamış. Karşılıklı konuşmalara yer verilmiştir.

42. Etkinlik

İki gruba ayrılınız. Okuduğunuz metinde insanüstü olayların anlatıldığı bölümleri bulunuz. Bu bölümlerden hareketle insana özgü gerçekliğin metinde nasıl anlatıldığını değerlendiriniz.
İnsanüstü olayların anlatıldığı bölümler
İnsana özgü gerçekliğin nasıl anlatıldığı
İnsanüsü olayların anlatıldığı bölümlerde karhanlar olağan üstü özellikler göstererek destansı bölümü oluşturuyorlar.
İnsana özgü gerçekliğin anlatıldığı bölümde kahramanlar gerçek hayata uygun gibi davranarak hikâyenin gerçekle de ilişkisi ortaya koymaktadır. Bu da eserin destandan ayrılan yönüdür.

43.    Etkinlik

İncelediğiniz metinde anlatılan olayların, tanıtılan kişilerin benzerlerinin etrafınızda bulunup bulunmadığını tartışınız. Sonuçları sınıfa sununuz.

Metinde tanıtılan kişilerin benzerlerinin şuan için çevremizde bulunması zordur. Ama fedakarlık ve kahramanlık yönlerinden benzerleri bulunabilir.
44.    Etkinlik

İncelediğiniz metinde işlenen olayların gerçek hayatta yaşanmasının mümkün olup olamayacağını tartışınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Metinde anlatılanların gerçek hayatta aynısının yaşanması mümkün değildir. Ama gerçeğe uygun olan kısımların benzerleri yaşanmış olabilir. Halk hikâyeleri içinde hem gerçeğe uygun hem de olağanüstü özellikler barındıran metinlerdir. Metinde insana özgü gerçeklikler hikâyedeki gerçeğe uygun olan kısımları içeriyor.

45.    Etkinlik

Aşağıda verilen kavramları ve tanımları eşleştiriniz.
Nâgâh    Birdenbire, ansızın, hemen.
Medâris    Medreseler. Ders okunan yerler.
Kalbgâh    Ordunun sağ ve sol kanatlarının ortası. Merkez bölümü.
Perrân    uçan, uçucu.

46.    Etkinlik

Okuduğunuz metinden birkaç deyim bulunuz. Bulduğunuz deyimleri birer cümlede kullanınız.
Metinde geçen deyimler    Cümle örnekleri
Perişan kılmak
Hesabını sormak
Kendi başını yemek

47.    Etkinlik

Okuduğunuz metinden tasvir cümleleri bulunuz. Tasvirin cümledeki işlevini belirtiniz. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Melik Dânişmend ansızın köşede biri olduğunu gördü. Namazı bırakıp o yana baktı ama onu göremedi. Meğer düşmanı o kişiyi “Var git, yatmışlar mı?” diye bakmaya göndermişti. Melik namazdan sonra geldi, Artuhi’yi uyardı. Kiliseye gidip köşe bucak o kişiyi aradılar ama hiç eser bulamadılar. Ansızın bir köşeden aksırık sesi geldi. Melik ve Artuhi oraya geldiler ama yine bir eser bulamadılar. Artuhi: “Galiba dışarıya asker geldi.” dedi. Derhâl mum yakıp dışarı çıktılar. Ansızın ağzı açık bir kuyu gördüler. İleri varıp içine baktılar. Gördüler ki silahlı on kişi var. Melik: “Hemen bunları öldürelim.” dedi. Orada bir ahır vardı, içi tamamen kamış doluydu. Orayı yaktılar, başka düşman aramaya koyuldular. Bir on kişi sonra bir on kişi daha bulup öldürdüler. Şehit olan Müslümanları aldılar, o gece geçti, sabah oldu.
Tasvir  kelimelerle resim çizme sanatıdır. Tanıtılan yerlerin ve kişilerin zihinde canlanması tasvirle olur. Bu nedenle anlatmaya bağlı edebî metinlerde tasvirlere çokça yer verilir.

48.    Etkinlik

Dört gruba ayrılınız. Dânişmendname’nin içeriği hakkında tartışma yapınız. Sonuçları sınıfa sununuz.

DANİŞMENDNÂME


Anadolu’nun Türklerin hâkimiyetine girmesini anlatan destansı bir eserdir. Danişmend Gazi ve Melik Gazi’nin kahramanlıklarını, gazalarını anlatan, Battalnâme tarzında yazılmış olan Danişmendnâme’nin ne zaman ve kimin tarafından yazıldığı kesin olarak bilinmemektedir.

Danişmendnâme’nin konusu özetle şöyledir: Peygamber efendimizin hicretinden 360 sene sonra, Battal Gazi’nin torunlarından Melik Ahmet Danişmend, halifeden izin alarak, birçok beyle birlikte Anadolu’da fetihlere başlar. Uzun bir zamandır harap olan Sivas’ı mamur hale getirerek buraya yerleşir. Burada mücahitleri ikiye ayırır. Turasan idaresindeki mücahidler İstanbul üzerine giderler. Fakat Alemdağ önlerinde şehit olurlar. Melik Ahmet Danişmend ise Sivas’tan Karadeniz’e kadar olan bölgeyi fethetmeyi kararlaştırır. Artuhi isminde bir Hıristiyan’ın Müslüman olmasına vesile olur ve onu yanından ayırmaz. Tokat, Zile, Amasya, Çorum ve Niksar bölgelerini fethederek halkı Müslüman olmaya davet eder.
Halkın büyük bir kısmı İslamiyet’i seve seve kabul eder. Ancak bir müddet sonra Niksarlılar dinden çıkarak bölgedeki birçok Müslüman’ı öldürürler. Danişmend Gazi, Niksar’ı tekrar alarak Canik’e doğru yola çıkar. Fakat yolda pusuya düşürülerek şehit edilir. Vasiyeti üzerine Niksar Kalesi karşısında bir yere defnedilir.
Danişmend Gazi’nin şehit edilmesinden sonra Hıristiyanlar kaybettikleri yerleri tekrar alırlar. Danişmend Gazi’nin oğlu Melik Gazi Bağdat’a giderek halifenin huzuruna çıkar. Babasının fethettiği yerleri Hıristiyanlardan tekrar alır. Niksar’a babasının mezarının üzerine bir türbe yaptırır. Melik Gazi’nin fetihlerini Anadolu Selçukluları hâkimiyetine bağlayan destanda olaylar birbiri arkasına devam ettirilerek anlatılır.
Battalnâme’nin bir devamı olarak kabul edilen bu eserde münacatlar, Allah’a sığınıp yardım dilekleri, Hızır aleyhisselamın görünüp yaraları iyileştirmesi, bazı Hıristiyanların rüyalarında Peygamber efendimizi görerek Müslüman olmaları, kimi Hıristiyan kızlarının mücahitlerle evlenmeleri gibi dini motifler yanında tarihî ve efsanevî unsurlar da çoktur. Eserin son bölümü bir sonsözden ibarettir. Yazar burada dünyanın faniliğinden bahsederken dini ve ahlaki nasihatler verir. Danişmendnâme’de tarihi, masallaştıran ve pek çok vak’a için yanında tarihe ışık tutan parçalar da vardır. Eserde gazalara kimlerin hangi sıra ile katıldıkları belirtilmekte, özellikle başı açık, yalın ayak harp eden dervişlerin küffar ile yapılacak gazaya yürüyüşleri hakkında bilgi verilmektedir.
Danişmendnâme’nin kahramanı olan Melik Danişmend Gazi, Battal Gazi’ye benzeyen bir kişi olup, bilgili, dindar ve usta bir kumandandır. Bir kılıç darbesiyle, düşman askerinin başını ve vücudunu oturduğu atın eğer kayışına kadar ikiye böler. Muharebe esnasında attığı naralarla koca bir orduyu dağıtır.

OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBÎ METİNLER
SER

ÖN BİLGİ
Danişmendnâme’nin manzum olanları da vardır. Bu manzum eserlerde aruz ölçüsü kullanılmıştır. Danişmendnâmeler aynı zamanda tarihçiler içinde önemli bir kaynaktır.
4. Metin
Süheyl ü Nev-bahâr’dan
Yemen Padişahı Bahr’ın halkının duasıyla bir çocuğu olur. İsmini Süheyl koyarlar. Süheyl bir gün babasının hazinelerinin bulunduğu odalardan birinde çok güzel bir kızın resmini görür ve ona âşık olur. Çin Fağfuru’nun kızı Nev-bahâr olduğunu öğrenince Nakkaş ile yola çıkar. Bu arada Nev-bahâr da bir rüya görür. Rüyasındaki kişi Süheyl’dir ve Nev-bahâr da ona âşık olur. Süheyl, Çin’e gelir. Süheyl, iyi huylu ve cömert bir padişahtır. Nev-bahâr’ın sarayının yanında bir saray yaptırır. Tanışırlar ve gizlice görüşmeye başlarlar.

49. Etkinlik

Süheyl ü Nev-bahâr mesnevisinde anlatılan olayları olay örgüsü bütünlüğü oluşturacak şekilde aşağıya yazınız.

Yemen Padişahı Bahr’ın çocuğunun olması
Süleyl’in hazine odasında Nev-bahar’ın resmini görüp aşık olması
Nev-bahar’ın rüyasında Süleyl’i görüp aşık olması
Süheyl’in Çin’e gelmesi
Süheyl’in Nev-bahar’ın sarayının yanına  bir saray yaptırması
Birbirleriyle tanışıp görüşmeleri

50. Etkinlik

a. Okuduğunuz metinde hangi temanın işlendiğini bulunuz. Eserin yazıldığı dönemle temayı ilişkilendiriniz.
Metnin teması:Mecazi aşktır.
Yazıldığı dönemle temanın ilişkilendirilmesi: Yazıldığı dönemle tema arasında ilişki yoktur. Parçada yer yer masalsı ve destansı unsurlar yer almaktadır.
b. Temanın evrensel olup olamayacağını tartışınız. Sonuçları belirtiniz.
Metinde işlenen tema evrenseldir.

51.    Etkinlik

İki gruba ayrılınız. İncelenen metinde işlenen olayların gerçek hayatta yaşanmasının mümkün olup olamayacağını tartışınız. Metinde insana özgü gerçeklikler olay örgüsü içinde nasıl dile getirilmiştir? Belirtiniz.
Metinde anlatılanların gerçek hayatta aynısının yaşanması mümkün değildir. Ama gerçeğe uygun olan kısımların benzerleri yaşanmış olabilir. Halk hikâyeleri içinde hem gerçeğe uygun hem de olağanüstü özellikler barındıran metinlerdir. Metinde insana özgü gerçeklikler hikâyedeki gerçeğe uygun olan kısımları içeriyor.

52.    Etkinlik

İncelenen metnin mekânını ve zamanını belirleyiniz; mekânın ve zamanın nasıl anlatıldığını sözlü olarak ifade ediniz.
Okuduğumuz metinde mekan  tam olarak belli değildir. Saray, hazine odası, Çin sarayı, Kale mekanlar olarak verilmiş ama bunlar betimlenmemiştir. Zaman olarak da tam bir ifade yoktur. Akşam, sabah, biraz sonra gibi zaman ifadeleri kullanılmıştır.

53.    Etkinlik

Okuduğunuz metni İslamiyet öncesi destanlar ve İslami dönemde oluşan eserlerle karşılaştı rınız. Bunlardan etkilenip etkilenmediğini örnekler vererek açıklayınız.
Metnin teması aşktır. Bu tema hem İslamiyet öncesi hem de sonrası destanlarda sıkça görülen bir tema değildir. Eserde destansı ve masalsı unsurların çok olması esrin İslamiyet önce destanlardan etkilendiğini göstermektedir.

54.    Etkinlik

İncelediğiniz metnin yapısını oluşturan unsurları aşağıdaki kavram haritasına yerleştiriniz.
OLAY ÖRGÜSÜ
ZAMAN
KİŞİLER
MEKAN

Metnin Yapısını oluşturan unsurlar

55. Etkinlik

Okuduğunuz metinde geçen kişilerin özelliklerini tespit ediniz ve olay örgüsündeki işlevlerini yazınız.
Metinde geçen kişiler    Kişilerin özellikleri    Kişilerin işlevi
Süheyl: Duygusal, sevdiği için her şeyini feda edebilecek bir tiptir. Aşk onun üzerinde idailize edilmiştir.
Nev-bahar: Duygusal, sevdiği için her şeyini feda edebilecek bir tiptir.
56. Etkinlik
İncelediğiniz metindeki kişi, zaman ve mekân ilişkisi hakkında bir paragraf yazınız.
Metindeki kişiler, olay, zaman ve mekan bir bütünlük oluşturmuştur. Verilmek istenen mesaja uygun kişiler, zaman, mekan ve olaylar seçilmiştir. Bu da hikâyenin ilgi çekiciliğini arttırmıştır.
57. Etkinlik
Metindeki işlenen temayı, olayın yaşandığı dönemin gerçekliğiyle ilişkilendire rek aşağıya yazınız.
Metinde işlenilen tema esrin yazıldığı dönemin gerçekleri ile örtüşmüyor. Ama kullanılan mekanlar dönemle yakından ilişkilidir.
58. Etkinlik
Okunan metinden anlatıcının hangi konumda olduğunu tespit ediniz. Eserin hangi bakış açısıyla yazıldığını belirtiniz.
Metin ilahî(hakim-tanrısal) bakış açısıyla yazılmıştır.
59. Etkinlik
Metinde geçen tasvir cümlelerini bulunuz. Bu cümlelerden hareketle tasvirin metindeki işlevini belirtiniz. Sonuçları aşağıdaki boş bırakılan yerlere yazınız.
Kamu halk ilk uyhuya oldı tuş
Denizde balık yatdı yuvada kuş
Melik-zâde aldı eline kemend
Sanasın uyumamağa içdidi and
Kemendini atdı vü tutdı ucın
Düşürdü dam üstine ağdı gücin
Biribirini kuçdılar öpdiler
Sanasın yanar oda su serpdiler
Süheyl’ün elini tutup Nevbahâr
İletdi odasına andan sorar:
“Ki bensüz günün dün nite geçdidi
Hele cân tenümden benüm uçdıdı
Süheyl eydür ana ki “Hoş kanuma
Susadun, kasdun eyledün cânuma
Tasvir  kelimelerle resim çizme sanatıdır. Tanıtılan yerlerin ve kişilerin zihinde canlanması tasvirle olur. Bu nedenle anlatmaya bağlı edebî metinlerde tasvirlere çokça yer verilir.
60. Etkinlik
Aşağıda verilen beyitler ve altı çizili ifadelerden hareketle metnin dil özellikleri hakkında çıkarımlarda bulununuz.
Biribirini kucdılar öpdiler
Sanasın yanar oda su serpdiler
Süheyl’ün elini tutup Nevbahâr İletdi odasına andan sorar:
“Ki bensüz aünün dün niteaecdidi Hele cân tenümden benüm ucdıdı
Ne su icdüm ü ne vivesi vidüm
Ne bir lâhza dinlendüm ü uyudum”
Kan ahmısdı aâlamakdan aözüm Bulaşmış idi kan yaşına yüzüm
Bayağı bigi yi, iç oyna vügül Eğer itmesizen kifayet değül
Metinde altı çizili kelimelerde genel olarak ses kurallarına aykırılıklar vardır. Aynı zamanda o dönemin Türkçesine özgü olarak eklerde yuvarlaşmalar ve daralmalar görülüyor. kuçdılar, öpdiler, nite, bensüz, ahmışdı gibi. Metindeki Türkçe kelimeler bugün için değişiklikler göstermesine rağmen, yabancı dillerden Türkçeye giren kelimeler değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Cümleler kısa ve özdür. Uzun cümleler pek kullanılmamış. Karşılıklı konuşmalara yer verilmiştir.

61. Etkinlik

a. İki gruba ayrılınız. Metinden hareketle yazarın fikrî ve edebî yönüyle ilgili çıkarımlarda bulununuz. Sonuçları aşağıya yazınız.
Aruz veznine hakim, mesnevinin kurallarını iyi bilen, Türkçeyi güzel kullanan birisidir. Arap ve Fars edebiyatları biliyor. Dönemindeki diğer mesnevileri muhtemelen okumuş ve bu geleneği kendi eserine uygulamıştır.
b. Eserle yazar arasındaki ilişkiyi tartısınız. Sonuçları aşağıya yazınız.
Her eser ile yazarı arasında sıkı bir ilişki vardır. Eser yazarının bilgisini ve kültürünü ortaya koyar. Biz esere bakarak yazarını tanıya biliriz. Bu eserde bize yazarını tanıtmaktadır.
ANLAMA VE YORUMLAMA

62. Etkinlik

Okuduğunuz metinleri tablodaki özelliklere göre karşılaştırınız. Sonuçları belirtiniz.
Battalname
Dede Korkut
Danişmentname
Süheyl ü Nev-bahar
Duyguların dile getirilişi
Nesir-Nazım karışığı
Nesir-Nazım karışığı
Nesir-Nazım karışığı
Sadece nazım
Anlatım  biçimi
Betimleme-öyküleme
Betimleme-öyküleme
Betimleme-öyküleme
Betimleme-öyküleme
Kahramanların özellikleri
Olağanüstü özelliklere sahip  destansı bir kahraman olup dindar bir kişiliğe sahip
Olağanüstü özelliklere sahip  destansı bir kahraman olup dindar bir kişiliğe sahip
Olağanüstü özelliklere sahip  destansı bir kahraman olup dindar bir kişiliğe sahip
Duygusal ve sevdikleri için her şeyi göze alabilen tipler

63. Etkinlik

İslamiyet öncesi oluşan Oğuz Kağan Destanı ile İslami Dönemde oluşan Battalname’yi, Dede Korkut Hikâyesini, Dânişmentnâme’yi ve Süheyl ü Nev-bahâr mesnevisini aşağıdaki ölçütlere göre karşılaştırınız. Sonuçları belirtiniz.
Oğuz Kağan Destanı
Battalname
Dede Korkut
danişmentname
Sehely ü Nev-bahar
olağanüstülükler
Olağanüstülüklerle süslü bir anlatımı var
Yer yer olağan üstülükler var.
Yer yer olağan üstülükler var.
Yer yer olağan üstülükler var.
Yer yer olağan üstülükler var.
Dil özellikleri
Saf bir Türkçe vardır. Dili sadedir.
Yabancı kelimelerin de kullanıldığı bir Türkçe vardır. Dönemine göre oldukça anlaşılır bir dili vardır.
Yabancı kelimelerin de kullanıldığı bir Türkçe vardır. Dönemine göre oldukça anlaşılır bir dili vardır.
Yabancı kelimelerin de kullanıldığı bir Türkçe vardır. Dönemine göre oldukça anlaşılır bir dili vardır.
Yer yer ağırlaşan bir dili vardır.
Kahramanların nasıl anlatıldığı
Abartılı ve olağanüstülüklerle donatılmış bir şekilde anlatılmıştır.
Abartılı ve olağanüstülüklerle donatılmış bir şekilde anlatılmıştır.
Abartılı ve olağanüstülüklerle donatılmış bir şekilde anlatılmıştır.
Abartılı ve olağanüstülüklerle donatılmış bir şekilde anlatılmıştır.
Abartılı ve olağanüstülüklerle donatılmış bir şekilde anlatılmıştır.
Dilin eserlere yansıması
Devrin bütün dil özelliklerini görmek mümkündür.
Devrin bütün dil özelliklerini görmek mümkündür.
Devrin bütün dil özelliklerini görmek mümkündür.
Devrin bütün dil özelliklerini görmek mümkündür.
Devrin bütün dil özelliklerini görmek mümkündür.

64. Etkinlik

İncelediğiniz metinlerde İslam öncesi Türk kültürünün ve İslam uygarlığının izlerini taşıyan kavramları aşağıya yazınız.
İslamiyet öncesi: Göktanrı, Uluğtürk, Şaman…
İslamiyet sonrası: Hak, adalek, Allah, peygamber, melek, resul…

65. Etkinlik

Okuduğunuz metinleri o dönemin kültür, inanış ve yaşayışını düşünerek değerlendiriniz. Değerlendirmelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

Her metin yazıldığı dönemin özelliklerini az çok yansıtır. Bu metinlerde dönemin inanç ve yaşayış özelliklerini de görmemiz mümkündür. Okuduğumuz eserlerin hepsinde bunları görmemiz mümkündür.
66. Etkinlik

Anlatmaya bağlı metinleri gruplandırınız. Bunu tahtada şema hâlinde gösteriniz.

Anlatmaya bağlı edebi metinleri iki gruba ayırabiliriz.

  1. Mensur olanlar
  2. Manzum olanlar

67. Etkinlik

Olay çevresinde oluşan edebî metinlerden beğendiğinizi sınıfta canlandırınız.
DEĞERLENDİRME
a. Aşağıdaki boş bırakılan yerleri uygun sözcüklerle doldurunuz.
Süheyl ü Nev-bahâr mesnevisi  14. yüzyılda   HOCA MESUD tarafından kaleme alınmıştır.
Battalname eski edebiyatımızda  DESTAN türünün yerine geçen uzun kahramanlık hikâyeleridir.
Dede Korkut Hikâyeleri’nin ilk anlatıcısı büyük Türk bilgesi DEDE KORKUTTUR.
b. Battalname, Dede Korkut Hikâyeleri, Dânişmendname ve Süheyl ü Nev-bahâr’ın Türk dili ve edebiyatı açısından önemini belir ten kısa bir paragraf yazınız.
Bu eserler destan döneminden halk hikâyeciliğine geçişin ilk ürünleri oldukları için önemlidir. Aynı zamanda eseler yazıldıkları dönemin Türkçesi hakkında bilgi verdikleri için de Türk edebiyatı açısından önemlidir.
c. Battalname ile ilgili verilen bilgilerin başına doğru ise (D), yanlış ise (Y) yazınız.
(D  ) Dilde Oğuz Türkçesinin özellikleri görülür.
( D) Bu dönem eserlerinin teması genellikle fetih ve gazadır.
(D) Evrensel bir tema işlenmiştir.
(Y) Metinde diğer dillerin etkisi görülmez.
(Y) Battal Gazi bir Osmanlı beyidir.
(Y    ) Sözlü geleneğin özellikleri görülmez.
(D) Olağanüstü olaylara yer verilmiştir.
(Y  ) Hikâyelerin asıl adı Kitab-ı Dede Korkut Alâ Lisan-ı Tâife-i Oğuzân’dır.
( Y ) Öyküler    Karahanlı    Türkçesi    ile yazılmıştır.
( Y ) Hikâyelerde Oğuzların komşularıyla olan ilişkileri anlatılır.
c. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.
1. Aşağıdakilerden hangisi aşk konulu bir mesnevi değildir?
  1. Ferhat ile Şirin
  2. Vamık ile Azra
  3. Aşık ile Garip
  4. Cemşid ile Hurşit
  5. İskendername

2.     I. Eski Türkçenin özelliklerini gösterir.
II.    Hoca Mesud tarafından yazılmıştır.

III.    Nev-bahâr İran şahının kızıdır.
Süheyl ü Nev-bahâr mesnevisi ile ilgili verilen bilgilerden hangisi veya hangileri yanlıştır?
A) Yalnız I       B) Yalnız II       C) Yalnız III
D) II ve III    E) I ve III

3.
I.    Battalname

  1. Dânişmendnâme
  2. Fütüwetname
Yukarıdakilerden hangisinde kahramanlık söz konusu değildir?
A) Yalnız I       B) Yalnız II       C) Yalnız III
D) I-II    E) II-III
4. Battalname ile ilgili verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
  1. Destani özellikler vardır.
  2. İslamiyetin etkisi görülür.
  3. Hikâye kahramanları olağanüstü özellik lere sahiptir.
  4. Anonimdir.

E)    Tamamen mensur olarak yazılmıştır.

5.Battal Gazi Destanı’nda işlenen tema İslam öncesi sözlü ürünlerin hangisinde de ele alınmıştır?

A) Koşma               B) Sav                     C) Sagu                    D) Koşuk                E) Mersiye

6. Dede Korkut Hikâyeleri’yle ilgili verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

  1. Türk toplumunun gelenek ve görenekleri anlatılır.
  2. Hikâyelerde aile kavramına büyük önem verildiği görülür.
  3. Kimi hikâye kahramanları halk dilindeki deyimlerde yaşar.
  4. Hikâyeler Türk dili açısından büyük öneme sahiptir.
E)    Hikâyeler XX. yüzyılda yazıya geçirilmiştir.
7. XV. yüzyılda yazıya geçirildiği bilinen hikâye lerde Türk toplumunun hayat tarzı ve idare ediliş biçimiyle ilgili bilgilere rastlamak mümkündür. Bu eserlerde gelişmiş ve yer yer şiirselleşmiş bir dil vardır. XV. yüzyıl Türk-çesinin bütün özelliklerini yansıtan bu eser ler nazım-nesir karışık yazılmıştır.
Yukarıda tanıtılan eser aşağıdakilerden hangisidir?
  1. Kutadgu Bilig
  2. Divanü Lügati’t Türk
  3. Köktürk Yazıtları
  4. Dede Korkut Hikâyeleri
E)    Divan-ı Hikmet
8. Dede Korkut Hikâyeleri’yle ilgili verilen bilgilerden hangisi veya hangileri doğru dur?
  1. Türklerin yönetim biçimiyle ilgili bilgiler bulunur.
  2. On iki hikâyeden oluşur.
III.    Eserlerde İslamiyetin etkisi görülmez.
A) Yalnız I       B) Yalnız II       C) I-III D)   II-III        E) I-II

3.   ÜNİTE

3. Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki İlk Ürünleri (XIII – XIV. yy)
3. Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki İlk Ürünleri (XIII – XIV. yy)
c. Öğretici metinler
HAZIRLIK

1. Aşağıdaki metinlerin yazılış amacı yönünden ortak özelliği nedir?

Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yârim kara topraktır
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sadık yârim kara topraktır

Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü isteğim topraktan aldım
Benim sadık yârim kara topraktır
Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile dövmeyince kıt verdi
Benim sadık yârim kara topraktır

Dileğin varsa iste Allah’tan
Almak için uzak gitme topraktan
Cömertlik toprağa verilmiş Hak’tan
Benim sadık yârim kara topraktır

Hakikat ararsan açık bir nokta
Allah kula yakın kul da Allah’a
Hakk’ın gizli hazinesi toprakta
Benim sadık yârim kara topraktır
Her kim ki olursa bu sırra mazhar
Dünyada bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel’i bağrına basar
Benim sadık yârim kara topraktır

Âşık Veysel ŞATIROĞLU

Metnin yazılış amacı: Şair bu şiirini duygularını dile getirmek amacıyla yazmıştır.

Kıyamet
Bir adam Nasreddin Hoca’ya sormuş: “Hocam kıyamet ne zaman kopar?” “Hangi kıyamet?” demiş hoca. Adam şaşırmış:
“Kıyamet kaç tanedir ki Hocam?” Nasreddin Hoca da:
“Aslında kıyamet iki tanedir. Kişinin kendi ölümü küçük kıyamet; dünyanın parçalanması ise büyük kıyamettir. Bizim ev için sorarsan bizim hanım ölürse küçük kıyamet, ben ölürsem büyük kıyamet.” demiş.
Nasreddin Hoca Fıkraları

Metnin yazılış amacı: Ders vermek amacıyla yazılmıştır.

Makâlât’tan
Ona selam olsun Hz. Peygamber demiştir ki:
“Günahından tövbe edip dönen kişi, hiç günah işlememiş gibidir.”
Tövbe deyince kastedilen, günahına içten pişmanlık duymak ve ismi çok değerli yaratıcının hazretinden özür dilemektir. Eğer kul isyanına pişman olur, candan bir samimiyetle Allahu Taâlâ’dan özür dilerse Allah da onun, özür dilemesi ve pişmanlığı sebebiyle, bir kerede yetmiş yıllık günahını affe der. Çünkü içten özür dilemek ve gerçekten Allah’a dayanmak, kıyamet gününde yüzleri ağartır. Çünkü Allahu Taâlâ buyuruyor ki:
“Ey kullarım! Özür dilemek ve samimiyetle tevekkül etmek sizden, kabul etmek benden.”
Nitekim Allahu Taâlâ: “Allah’a tevekkül edip dayanana O yeter.” demiştir.
Hacı Bektaş-ı Velî
Metnin yazılış amacı: Bilgi yermek amacıyla yazılmıştır.
2. Her insan nükteli konuşamaz. Nükteli konuşmak ve insanları etkilemek bir yetenektir. Nasrettin Hoca da bu yeteneği çok iyi kullanan biridir. Hoşunuza giden, etkilendiğiniz bir Nasrettin Hoca fıkrasını sınıfta anlatınız.

İNCELEME

1. Metin
Makâlât
Hak Teâlâ, İblis’e sordu:
-    Niçin Âdem’e secde etmedin? O zaman İblis şöyle cevap verdi:
-    Beni ateşten onu ise çamurdan yarattın.
Yani, “Sen beni ateşten, onu topraktan yarattın. Bu yüzden benim terkibim ulvi, toprak ise süflidir. Ben, yaratılışta ondan yüceyim, bu yüzden Âdem’e secde etmedim.” dedi.
Kendine güvendi ve gururlandı. Hak Teâlâ da onu dergâhından kovdu. Önceleri Allah’a yakın iken adı, Haris’ti sonra mahrum, şaşkın ve melun oldu. Adı da Şeytan ve İblis oldu.
Ondan sonra Hak Sübhânehü Teâlâ bu yurdu:
-    Yâ Âdem! Yukarı bak!
Bunun üzerine Hz.Âdem yukarı baktı. Arşta bu güzel kelimenin yazılmış olduğunu gördü:
“Lâ ilâhe illallâh Muhammedün resûllul-

lâh.”

Hz.Âdem, onu gördü ve şöyle dedi:
-    İlâhi Seyyîd ve Mevlâm, Lâ ilâhe illalâh senin birliğindir; ya Muhammed kimin adıdır?
O ezelî ve ebedî olan Tanrı buyurdu ki:
-    Ya Âdem! O, benim habibimin adıdır ki senin oğlundur.
Âdem, çok mutlu oldu ve şükretti.
Ondan sonra Hz.Âdem, sağ yanına baktı; üç güzel şahıs gördü ve dedi:
-    Adınız nedir ve makamınız nerededir? Birisi cevap verdi:
-    Adım akıldır ve makamım başta, beyindedir.
Diğeri şöyle cevap verdi:
-    Adım utanma ve hayâdır ve makamım yüzdedir.
Bir diğeri ise şöyle cevap verdi:
-    Adım ilimdir ve makamım göğüs içindedir.
Hz.Âdem:
-    Gelin şimdi, yerli yerinize girin, dedi.
O saat üçü de yerlerine girdiler. Hz.Âdem de rahatladı.
Sonra sol tarafına baktı. Üç şahıs gördü, ürktü ve dedi:
  • Adınız nedir ve makamınız nerededir? Ne uğursuz kavimsiniz. Onlardan birisi şöyle cevap verdi:
  • Adım öfkedir ve makamım başta, beyindedir. Hz.Âdem:
  • Baş, akıl yeridir; senin başta yerin yoktur, dedi. O şahıs:
  • Ben gelince akıl gider, dedi. Diğer şahıs şöyle dedi:
  • Adım açgözlülüktür ve makamım yüzdedir. Hz.Âdem:
  • Yüz, utanma ve hayâ yeridir; senin yüzde yerin yoktur, dedi. O şahıs:
  • Ben gelince utanma ve hayâ gider, dedi. Bir diğer şahıs ise:
  • Adım hasettir ve makamım göğüstedir, dedi. Hz.Âdem:
  • Göğüs, ilim yeridir; senin göğüste yerin yoktur, dedi. O şahıs:
  • Ben gelince ilim gider, dedi.
Şimdi azizim! Şöyle bilmek gerekir ki iman, Rahmânîdir; şüphe ise şeytanîdir. Şüphe gelse iman, iman gelse şüphe gider.
Hacı Bektaş-ı Veli – Makâlât Prof. Dr. Esat COŞAN (Sadeleştirilmiştir.)
1. Etkinlik
Metnin ana düşüncesini belirtiniz. Ana düşünceden hareketle anlam birliğine sahip kümeleri aşağıya yazınız.
Ana Düşünce: İman, Rahmânîdir; şüphe ise şeytanîdir. Şüphe gelse iman, iman gelse şüphe gider.

Olumlu Kavramlar:  Akıl- utanma ve haya-ilim
Olumsuz kavramlar:  Öfke-açgözlülük-haset

2. Etkinlik
Aşağıda o dönemin Türkçesiyle yazılan Makâlât’tan özgün bir metin parçası vardır. Bu metni okuyunuz.
Hak ta’âlâ iblis’e su’âl idüp eyitdi:
-    Niçün Âdam’a secde itmedün, didi İblis ol vakıt eyitti:
    Sen beni ataşdan halk idüp, anı doprakdan yaratdun; öyle olsa benüm terkibun ulvidur ve doprak suflidur ki harakatdi ben ondan a’lâyım, anunnıçün Âdam’a secde itmedum, didi.
Pes enânıyat idup, ibâ itdi; Hak ta’âlâ dahı anı dergâhından sürdi. Evvel mukarrab iken adı Hârıs idi; sonra ve mahrûm ve mağbun ve mal’ûn oldu; ve adı Şaytân ve İblis oldı.
Andan Hak subhânahu ve ta’âlâ buyurdı kim:
-    Yâ Âdam! Yokaru bak! didi;
Pes Adam ‘alayhı’s-salâm yokaru bakdı, gördü kim Arş’da bu kelime-i tayyıba yazılmış: “Lâ ilâhe illâllah Muhammedün resûllullâh.”
Hacı Bektaş-ı Veli
a.    Özgün metinden hareketle aşağıda verilen sözcüklerin söyleyiş yönünden nasıl değişmiş
olduğunu karşılarına yazınız.
idüp        > edip-kelime başındaki i>e dönmüş, bağ-fiil eki olan “ip”in sadece yuvarlak şekli kullanılmıştır.
eyitdi       > buyurdu-kelime bugün için tamamen değişime uğramıştır.
niçün       >niçin-kelimedeki yuvar üncü bugün darlaşmış ve kelime ünlü uyumuna uymuştır.
didi         >dedi-kelimesindeki dar ünlü bugün geniş ünlü olarak kullanılmaktadır.
yokaru     >yukarı-kelimesindeki yuvarlak ünlü bugün dar ünlü olarak kullanılmaktadır.
bakdı       >baktı-kelimesindeki ünsüz umuyu büyün ünsüz uyumu kuralına göre kullanılmaktadır.
oldı         >oldu-kelimesindeki dar ünlü büyün dar-yuvarlak olarak kullanılmaktadır.
b.    Altı çizili cümleleri aşağıdaki maddelerin özelliklerine göre yazınız.
1. Edebî sanatları yönünden: Metin bilgi vermek amacıyla yazıldığı için metinde sanat yapmak amaçlanmamıştır. Altı çizili yerlerde genel olarak zıt kavramlardan bahsettiği için tezat sanatından seciden bahsedebiliriz.
2. Metin dilinin doğal dilden farkı yönünden: Metinin dili doğal dilden farklı değildir. Yazar eserini yazdığı dönemdeki Türkçe ile  yazmıştır. Bunu da eserin verilen kısmında görmek mümkündür.
c. Sizce metnin dili sade ve anlaşılır mıdır? Düşüncelerinizi belirtiniz.: Metnin dili sade ve anlaşılır bir Türkçedir. Sadece o dönemdeki ses uyumlarını bilmek metni anlamamıza yetiyor.
3. Etkinlik
a. Makâlât adlı eserin yazılış amacı ne olabilir? Aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız. Makâlât’ın yazılış amacı: Makâlât’ın  yazılış amacı insandaki güzel duygular ile kötü duyguları karşılaştırıp insanlara doğruyu göstermektir.
4. Etkinlik
Mantıkut – Tayr
(İslamiyetteki vahdetivücud inancı, çeşitli türden kuşların, hüdhüd kuşunun başkanlığında padişahları Sîmurg kuşunu aramaları hikâye edilerek anlatılmıştır. Kuşların başından birçok macera geçer, sonuçta pek azı Sîmurg’a ulaşır. Ona ulaşan kuşlar onda kendilerini, kendilerini de onda görürler. Sembolik olarak kuşlar insanları, hüdhüd aklı ve Sîmurg da Allah’ı temsil etmektedir.)
Mantıku’t- Tayr’dan
  1. Canlarumuz gökten indiler yire Yirde kalan göklere kanda ire
  2. Bir bir ol yirden ki geldiler berü Ol yana varmak gerk bir bir girü
  3. Bir kuşa irersen bir murg ola Kamusuna pâdişah Sîmurg ola
  4. Kuşlara hüdhüd meğer rehber ola Kim bu kuşlar yürüyeler ol yola
  5. Kim dilerise ki Sîmurg’e ere Kuh-i Kaf’a irişe anı göre
  6. Hüdhüd ü kuşlar u Sîmurg’e misal Akl u halk u Tanrı oldı zü’l- celâl
  7. Girü Gülşehri sözi sâz eyledi Mantıku’t – Tayr’ı hoş âğaz eyledi
Gülşehri
a. Mantıku’t-Tayr ile Makâlât’ı anlatım biçimleri yönünden karşılaştırınız. Sonuçları aşağıya yazınız.
Mantıku’t-Tayr bir öğretici metindir. Ama yazar öğretici bilgi verirken manzumeden yararlanmıştır. Makâlât’ta bir öğretici metindir. Yazar bu metinde ise bilgi vermek için nesri tercih etmiştir. Buradan öğreti metinleri anlatım biçimleri yönünden iki guruba ayırabiliriz. Manzum öğretici metinler, Mensur öğretici metinler.
b. Bu eserler hangi geleneğe bağlı olarak yazılmıştır?
Bu eserler tasavvuf geleneğine bağlı olarak yazılmıştır.
2. Metin: Nasrettin Hoca Fıkraları
Ayakları O Tarafa Çekmiş De…
Her sakala tarak uydurmasını bilen bir adam varmış; hocayı da her gördükçe sakalının altından güler:
“Efendi hazretleri, yüzünüzü gören cennetlik oluyor; ayda, yılda bir olsun, bir acı kahvemizi içip de ihya etmiyorsunuz.” der; daha da ne diller dökermiş.
Hoca içinden:
“Bu mübarek adam, çarşıda, pazarda böyle yaparsa ya evine barkına uğrasam kim bilir nasıl deli divane olacak?” diye geçirirmiş.
Bir gün ayakları o tarafa çekmiş de: “Bari bir gönül alayım.” diye niyetlenip kapısını çalmış. Seninkinin başı bir görünmüş bir kaybolmuş pencereden… Herhâlde kapıya koşmuş olacak derken kapıyı uşak açmış; kırk yıldır ezberlediği bir ağızla:
“Ayağınıza kul kurban olayım.” demiş. “Bizi bir adam yerine koyup geldiniz ama ağa hazretleri şimdi çıktı. Vah, vah… Buraya kadar yoruldunuz. Duyunca kim bilir nasıl üzülecek.”
Hocanın ekmeği dizinde, sözü yüzünde, lafını kimden esirger:
“Ya, öyle mi, demiş; o hâlde, ağaya selam söyleyin; bir daha evden çıkıp giderken başını pencerede unutmasın.”
Eflâtun Cem GÜNEY Folklor ve Halk Edebiyatı

5.    Etkinlik

a.    Nasrettin Hoca fıkrasının hangi geleneğe bağlı olarak yazıldığını belirtiniz.
Sözlü geleneğe bağlı olarak yazılmıştır.
b.    Metnin yazılış amacını belirtiniz.
Metnin yazılış amacı ders vermektir.

6.    Etkinlik

Okuduğunuz fıkranın konusunu, ana düşüncesini ve yardımcı düşüncelerini aşağıdaki metin kutusuna yazınız.
Konu: İki yüzlülük
Ana Düşünce: İnsanoğlu olduğu gibi görünmeli, söylediğini yapmalı, yapmayacağı şeyi hiçbir zaman söylememelidir. Yoksa bir gün gelir yapmağı halde söylediği şeyler başına dert olur.
Yardımcı düşünce: İnsan dürüst olmalı, dalkavukluk için içinden geçmeyen sözleri kimseye söylemelidir.

7. Etkinlik

a. Fıkradaki nükteli ve mecaz anlamda kullanılan sözleri bularak aşağıya yazınız.
1- Her sakala tarak uydurmasını bilen bir adam varmış.
2- Sakalının altından güler.
3- Efendi hazretleri, yüzünüzü gören cennetlik oluyor; ayda, yılda bir olsun, bir acı kahvemizi içip de ihya etmiyorsunuz.” Der.
4- Diller dökermiş
5- Bir gün ayakları o tarafa çekmiş.
b. Metnin dil özelliklerini belirtiniz.
Metnin dili sade ve anlaşılır bir Türkçedir. Mecazlı ve nükteli sözlere yer verilmiş. Karşılıklı konuşmalar metinin diline doğallık katmıştır.

8. Etkinlik

Sınıfta “Nasrettin Hoca Fıkra Anlatma Yarışması” düzenleyiniz. Aranızdan beş arkadaşınızı jüri olarak belirleyiniz. En beğendiğiniz fıkrayı sınıf panosuna asınız.
ANLAMA VE YORUMLAMA

9. Etkinlik

a. Aşağıda 14. yüzyıl eserlerinden metin parçaları verilmiştir. Bu eserlerden ve incelediğiniz metinlerden hareketle öğretici metinlerin konuları hakkında çıkarımlarda bulununuz.
    1.    Metin
Hamza-nâme’den
….badehu taâmdan sonra Şâh eyitdi: “Pîrüm susadum! Şol nardan bize bir ikisin sık da getür, içelüm”didi. Ol pîr: “N’ola” diyüp seğirdüp getürdi. Narın birin koparup kâse dopdolu olup biraz da artdı. Getürüp Şâh’a sundı. Şah alup kana kana içdi. Birazın bile Hâce’ye virdi. Ol da içdi. Şah eyitdi: “Pîrüm, hiç sen bu mahsul içün mîrî tarafına bir nesne virür misin?” dedi. Hace eyitdi: “Hayır, şahumuzun bize ne ihtiyacı vardur?” Kendüm kazanup kendüm yiyüp şahıma ancak dua iderem.” dedi.
Hamzavî – Hamza-nâme
2.    Metin
Peygamber’in Doğuşu
…Tevârîh ehli dahı tarih kitablarında böyle diyüp tururlar. Râviler böyle rivâyet eylediler kim çün Resûl’ün anası Amine Hâtûn’un oğlan, karnında yidi aylığ oldıyıdi. Ay temâm olıcah bir halvet içinde havâdan ün işidüridi kim “Resulün vücûde gelmeği yakin oldı” diyü hâtif âvâz virdi. Amine Hatun bu ahvâli Abd ül Muttalib’e söyledi. Şeybe, oğlı Abdullâh’ı ilerü ohıdı. Eyitdi: “Yâ veledâ! Yâ Abdullâh! Yakîn oldı kim Amine Hatun ayâl vücûda getüre!” didi. “İllâ benüm zannüma şöyledür kim bu doğan oğulun galebesi şâdânlığı azîm olısandur. Maslahatı öyle görürem kim benden birkaç deve alasın bir iki abd birle bir niçe yiğitler dahı ehlünden algıl. Medine şehrine vargıl. Birkaç deve yüki hurma ve nukl ve ka’k-ı Şâmî dahı dürlü havâicler kim gereklü olur, alup gelgü.” didi. Tamam kıldı. Medine şehrine sefer eyledi. Çün kim Medine şehrine geldi, havâicin aldı, düzginün düzdi. Yene dönesi vaktin ecel yetişdi. Abdullah Medine şehrinde vefât kıldı. Resûl henüz vücûda gelmedin yetim oldı.
Erzurumlu Darîr – Tercüme-i Sîret-ün Nebî
Öğretici Metinlerin Konuları
Öğretici metinlerin konuları genel olarak dini savaşlar, dinde önemli yeri olan şahısların hayatları, Hz. Peygamlarin hayatı, dört halife, tasavvuftur.
10. Etkinlik
14. yüzyıl nesrinin özellikleri hakkında yukarıdaki mensur metinlerden yola çıkarak çıkarımlarda bulununuz. Sonuçlarını aşağıdaki bölüme yazınız.
14. Yüzyıl Nesrinin Özellikleri :

14. yüzyıl metinlerin sade bir dil kullanılmış. Metinlerde seci sanatına başvurulmuş, kısa cümleler tercih edilmiştir. Halkın konuşma dili metinlere aksetmiştir.
DEĞERLENDİRME

a.    Aşağıdaki boş bırakılan yerlere uygun sözcükleri getiriniz.
14. yüzyıl öğretici metinleri  manzum ve  mensur olmak üzere iki gruba ayrılır.
Mutasavvıf ehli tarafından pir olarak kabul edilen Hacı Bektaş Veli, Osmanlı askerî sistemi içerisinde manevi bir etkiye sahiptir.
b.    Aşağıdaki bilgilerin karşılarına doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
(D ) Tasavvufi metinler öğretici metin türlerinden biridir.
(Y ) Din ve tasavvuf konularının işlendiği şiirlere nefes denir.
( Y) Nasrettin Hoca fıkralarında süslü ve ağır bir dil kullanılmıştır.
c. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.
1. Aşağıdaki cümlelerden hangisinde bir bil gi yanlışı yapılmıştır?
  1. Mesnevilerde her beytin dizeleri kendi arasında kafiyelenir.
  2. İlahiler genellikle dörtlük nazım birimi ve hece ölçüsüyle yazılır.
  3. Mevlânâ’nın “Yusuf ü Zeliha” adlı mes nevisi çok meşhurdur.
  4. Hacı Bektaş-ı Veli’nin en önemli eseri, aslı Arapça olan “Makâlât”tır.
E)    Yunus Emre, tasavvuf şiirinin Anadolu’daki kurucusu ve en önemli temsilcisi sayılır.
2.    Aşağıdaki cümlelerden hangisi Nasrettin Hoca fıkraları ile ilgilidir?
  1. Dönemin sosyal hayatı ile ilgili özellikler yoktur.
  2. Fıkralardan çıkarılacak dersler çok azdır.
  3. Yazılı edebiyat geleneğine bağlıdır.
  4. Fıkradaki olaylar mizah anlayışı çerçeve sinde meydana gelir.
E)    Nasrettin Hoca fıkraları X. yüzyılda yazıya geçirilmiştir
3.    14. yüzyıl manzum ve mensur metinleri hangi gelenek etrafında oluşturulmuştur?
  1. Millî edebiyat geleneği
  2. Tasavvuf geleneği
  3. Halk edebiyatı geleneği
  4. Divan edebiyatı geleneği
E)    Batı edebiyatı geleneği
4.    Aşağıdakilerden hangisi tasavvuf şairi değildir?
  1. Hacı Bayram-ı Veli
  2. Hacı Bektaş-ı Veli
  3. Yunus Emre
  4. Gülşehri
E)    Dadaloğlu
5.    Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki ilk ürünleri aşağıdakilerden hangisidir?
  1. Atebetü’l Hakayık – Battalname
  2. Divan-ı Hikmet – Divanü Lügati’t-Türk
  3. Hamzaname – Kutadgu Bilig
  4. Fütüvvetname – Hamzaname
E)    Kutadgu Bilig – Tercüme-i Sîret-ün Nebî
6.    Nasreddin Hoca fıkraları için aşağıdaki yargılardan hangisi söylenirse doğru olmaz?
  1. Sözlü edebiyat geleneğine bağlı kalına rak oluşturulmuştur.
  2. Fıkradaki konularda mizah ön plandadır.
  3. Nasrettin Hoca fıkraları XIII. yüzyılda yazı ya geçirilmiştir.
  4. Fıkralarda o döneme ait bazı özellikler vardır.
E)    Fıkralardan çıkarılacak dersler vardır.
7. Aşağıdakilerden hangisi 13 ve 14. yüzyıl larda gazel biçiminde şiirler yazan şairler den biri değildir?
  1. Mevlânâ
  2. Ahmedi
  3. Âşık Paşa
  4. Kadı Burhaneddin
E)    İbrahim Hakkı
8. İran edebiyatında doğan mesnevi, oradan Arap ve Türk edebiyatlarına geçmiştir. 11. yüzyılda Yusuf Has Hacip’in yazdığı adlı eser, Türk edebiyatındaki ilk uzun mesnevidir. Edebiyatımızdaki ilk aşk mesnevisi ise 13. Yüzyılın sonunda, Şeyyad Hamza’nın yazdığı 1529 beyitlik    adlı mesnevidir.
Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdaki-lerden hangisi getirilmelidir?
  1. Kutadgu Bilig – Beng ü Bade
  2. Kutadgu Bilig – Leyla ile Mecnun
  3. Kutadgu Bilig – Yusuf ü Züleyha
  4. Atebet’ül-Hakayık – Yusuf ü Züleyha
E)    Divanü Lügati’t Türk – Aslı ile Kerem
9. 13 ve 14. yüzyıl öğretici metinleri için aşağıdaki cümlelerden hangisi söylene mez?
  1. Sade, doğal ve anlaşılır bir dil kullanıl mıştır.
  2. Aydınlatıcı ve telkin edici özelliklere sa hiptir.
  3. Din, tasavvuf, tıp ve tabiat gibi konular da yazılmıştır.
  4. Anlatımında hem şiir hem de düz yazı kullanılmıştır.
E)    Tasavvufi metinler ve mesneviler diye ikiye ayrılmıştır.
10.Aşağıdakilerden hangisi 12 ve 14. yüzyıl larda kullanılan ürünlerden biri değildir?
A) Gazel       B) İlahi       C) Nefes
D) Mesnevi    E) Şarkı
Sponsorlu Bağlantılar

Yorum Yapılmamış --> "10.Sınıf Edebiyat Kitabının Tüm Cevapları 2011-2012"

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Current ye@r *