Allahtan istediklerimiz dualarımız, dua nasıl edilir, ne zaman kabul olur, neden kabul olmaz

Sponsorlu Bağlantılar

Bu yazıda Allahtan istediklerimiz dualarımız, dua nasıl edilir, ne zaman kabul olur, neden kabul olmaz ile ilgili bilgiler yer almaktadır.

Dua Etmek ve Duaların Kabulü

dua.jpg

Yazan: Emre Dorman

Kur’an-ı Kerim ayetlerinde pek çok kere, Allah’a gönülden teslim olan kullar olarak dua etmek ve Allah’ın yüceliğini ifade etmek emredilmiştir. Dua mana itibariyle çağırmak, seslenmek, istemek; yardım talep etmek gibi anlamlara gelmektedir. Dua kulun Allah’a olan bir yönelişidir. Dua kul üzerinde psikolojik manada bir rahatlama, huzur ve gönül tatmini doğurur. Duada Allah ile kul arasında bir vasıta yoktur. Kul, Yaratanına halini arz eder ve niyazda bulunur. Bu yüzden kul açısından dua etmek oldukça önemli bir ibadettir.

Bizim için gerçek manada neyin hayırlı olacağını sadece Allah bilmektedir. Bizim zahiren hayır gördüğümüz ve istediğimiz bir şey aslında hayırlı olmayabilir. Bu durum pek çok insanın başına gelmiş ve gelmekte olan bir husustur. Bu yüzden Allah bazen bizim için hayırlı olmayacak bir şeyi nasip etmediği gibi hayırlı olacak olsa da kulunu sabır imtihanına tutmak için de nasip etmeyebilir. Tüm bunlardan dolayı dua etmekte ve Allah’a gönülden bağlanmakta ısrarlı ve samimi olmak gerekmektedir. Olaya dua ettim ama kabul olmadı şeklinde yaklaşmak bir mümine yakışan tavır değildir. Her şeyde hayır aramak ve tatmin olmak en doğru olanıdır. Duanın samimiyet içerisinde ve ne söylendiğinin bilinerek yapılması amacına daha uygun olacaktır.

Allah kullarını bazen türlü imtihanlarla zorluk ve sıkıntılarla sınar. Bazen de insanlar bu dünya hayatında yapmış oldukları birtakım hataların bedelini öderler. Her ne durumda olunursa olunsun Allah’tan yardım dilemeyi ve Allah’a yönelmeyi hayatın temel prensibi edinmek gerekir. Kul Allah’a dayanır ve güvenirse ve gerçek dost olarak sadece Allah’ı bilirse mutlaka yardım görecektir. Ancak pek çok kişide görüldüğü gibi Allah’ı sadece zor zamanlarda hatırlamak ve çaresiz kalındığında O’na dua etmek yanlış bir tutumdur. Zorda ve çaresiz kaldığı anlarda Allah’a yakaran sonra sıkıntısı giderildiğinde tekrardan eski hayatına dönerek Allah’ı adeta unutan pek çok örnekle karşılaşırız. Bu gibi örnekler tekrardan çaresiz kalana kadar Allah’ı hiç düşünmez ve hatalardan uzak durmazlar. Oysa kulun Allah’a muhtaç olmadığı tek bir an dahi yoktur ki kul sadece ihtiyaç duyduğu zaman Allah’a yönelsin.

Dualar gönülden ve samimi bir biçimde yapıldığında Allah mutlaka en olumlu ve güzel bir biçimde cevap verecektir. Dualarda dünyevi maddi isteklerden çok hem bu dünya hayatında hem de ahirette hayırlı iman ve ihlâs sahibi kullardan olunmasının dilenmesi ve Allah’ın bize sunmuş olduğu sayısız nimet ve imkândan dolayı şükredilmesi daha uygun bir tutum olacaktır. İstenilen mal ve mülk şayet kişiyi bu dünya hayatında saptıracak ve azgınlık yapmasına sebep olacaksa böyle bir kişi için sahip olduğu ve olacağı malın şerden başka bir tarafı bulunmamaktadır. Kula düşen Allah’a gönülden bağlanarak dua etmektir. Neyin hayırlı olduğu ya da neyin nasip olacağı sadece Allah’ın bilgisindedir.

Kullarım, beni sana soracak olurlarsa, gerçektende ben pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin çağrısına cevap veririm. Öyleyse onlarda bana cevap versinler ve bana inansınlar ki doğruya erişsinler. Bakara Suresi Ayet 186

Dua Ederken Allah’tan Neler İstenebilir?

Bizler kul olduğumuzun idraki içerisinde olduğumuz sürece Allah’tan istediklerimizin ve isteyebileceklerimizin sınırı yoktur. Peygamberimiz (s.a.v), kendisi en yüksek makamlara talip olmuş ve bunları Allah’tan istemiştir. Çünkü Allah (c.c), kendisinden bir şey istenilmesinden ve isteyene vermekten hoşlanır. (1) Bu nedenle Peygamberimiz, Allah’a dua etme ve isteme konusunda ashabını ve ümmetini uyarıp istemede sınırsızlığı öğretmiş; çokça ve bolca isteyebileceğimizi söylemiştir. Ayrıca yüce ve mutlak zengin olan Allah’ın, kendisinden istemeyene gazap ettiğini de bildirmiştir. (2) Kendisi de zaten Allah’tan istenebilecek şeylerin en güzelini ve en pahalılarını istemiştir. Mesela:

“Makam-ı Mahmud’u” istemiş; sonra ümmetine kıyamet günü “Şefaat etmeyi” istemiştir. Kendisinin vefatı sırasında Cebrail’in refakat istemiştir. Bize de ayrıca Allah’tan neler isteyebileceğimiz konusunda birçok ipucu vermiştir. Bunlardan biri de şöyledir:

“Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin; hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar…” (3)

Şu halde, “Allah’tan neler isteyelim, neler istemeyelim, neler yerinde olur, neler olmaz” gibi düşünceleri bir tarafa bırakarak, ondan dünyalık ve âhiretlik, her şeyimizi ama her şeyimizi istemeliyiz. Bir şartla ki, bütün dua ve ibadetler için geçerli olan ihlâs ve samimiyetle. Evet, ihlâsla ve samimi olarak Allah’tan kim ne isterse Allah ona istediğini verir, mahrum bırakmaz.

Kendisine hiçbir şey zor gelmeyen yüce Allah da, bizden razı olduktan ve bizi kabul ettikten sonra, bizim istek ve ihtiyaçlarımızı yerine getirecektir. Biz, küçük-büyük, önemli-önemsiz demeden; ne olursa olsun, her şeyimizi “yalnız ondan istemeliyiz.” Zira Onun hazinesinde “yok” yoktur; yeter ki biz isteyelim ve istemesini bilelim… 
(1) – Tirmizî, Daavât 126 (3566).
(2) – Tirmizî, Daavât 3, (3370); İbnu Mâce, Dua 1, (3827).
(3) – Tirmizî, Daavât 149, (3607, 3608).

Dua niçin kabul olmaz

Sual: Dualar niçin kabul olmaz?
CEVAP
Şartlarına uygunsa dua kabul olur. Hadis-i şerifte, (Rabbiniz kerimdir, kendine açılan eli boş çevirmekten haya eder, edilen duayı kabul eder) buyuruldu. (Tirmizi)

Duanın kabul olması için bazı hususlara dikkat etmek gerekir. Sebeplere yapışmadan istemek kuru bir temennidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.) [Deylemi]

Yapılacak işlerden bazıları şöyledir:
Önce günahlara tevbe etmeli, istiğfar okumalı, sadaka vermeli, imanını düzeltmeli, duanın kabul olacağına inanmalı, iki diz üzerine kıbleye karşı oturup, duaya başlarken, Sübhane Rabbiyel aliyyil a’lel vehhab demeli, euzü besmele çekip hamd ve salevat okumalı, duayı üçten fazla söylemeli! Kabul olmadı diyerek ümit kesmemeli, kabul olana kadar uzun zaman tekrar etmelidir! (Feraid)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Siz, kabul edileceğine yakînen inanarak, Allah’a dua ediniz. Allahü teâlâyı unutarak, gafletle edilen dua kabul olmaz.) [Tirmizi]

(Emr-i marufu bırakırsanız dualarınız kabul olmaz.)
[Bezzar]

(Bid’at ehlinin duası ve ibadetleri kabul olmaz.) [Deylemi]

(Kızını fâsıkla evlendirenin duası kabul olmaz.) [Şir’a]

Farzları yapmayanın, mesela namaz kılmayanın duası kabul olmaz.
Haramlardan sakınmayanın duası kabul olmaz. Ebülleys-i Semerkandi hazretleri, (Haram yiyenin, gıybet edenin ve haset edenin duası kabul olmaz) buyuruyor. Hadis-i şerifte de, (Duanın kabul olması için, yenilen ve giyilen helal olmalıdır) buyuruluyor. (Tergib-üs-salât)

İhlaslı ve salih olmaya çalışmalı. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İhlaslı olarak dua edin!) [Mümin 14, 65]

(Allahü teâlâ, ancak takva sahiplerinin [salihlerin amellerini, dualarını] kabul eder.) [Maide 27]

Evliyayı vesile ederek, dua etmeli. Buhari’deki hadis-i şerifte, duanın kabul olması için, Peygamberleri ve salihleri vesile etmek gerektiği bildirilmektedir. (Hısn-ül-hasin)

Mesela silsile-i aliyyenin isimleri okunup onların hürmetine dua edilmeli.
Din kardeşine gıyabında dua etmeli. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Müminin din kardeşi için, arkasından yaptığı hayır dua kabul olur. Bir melek, Allah bu iyiliği sana da versin der. Meleğin duası reddedilmez.) [İbni Ebi Şeybe]

Beş vakit namazı doğru ve severek kılmalı ve sonra dua etmeli. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Beş vakit namazlardan sonra yapılan dua kabul olur.) [Buhari]

Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ buyuruyor ki: büyüklenmeyen, gününü Allah’ı anmakla geçiren,
[Allah’ın razı olduğu işleri yapan] günahta ısrar etmeyip istiğfar eden, aç doyuran, garibi koruyan, küçüğe merhamet, büyüğe saygı gösterenlerin namazlarını kabul ederim. Böyle bir kimselerin istediklerini veririm, dua ederlerse, dualarını kabul ederim.) [Darekutni]

(Gizli-açık çok sadaka verin ki rızkınız bollaşsın, yardıma mazhar olasınız ve duanız kabul edilsin.)
[İbni Mace]

(Allahü teâlâ, duanızı kabul eder. Dua ettim, hâlâ duam kabul olmadı diye acele etmeyiniz! Allah’tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz.)
[Buhari]

(Kim, Yunus aleyhisselamın balığın karnında iken ettiği duayı okursa, duası kabul olur.)
[Tirmizi]

(Birinize dert ve bela gelince, Yunus Peygamberin duasını okusun! Allahü teâlâ onu muhakkak kurtarır. Dua şudur: “La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin”)
[Tirmizi]

(Duasının kabul olmasını isteyen, darda kalanı ferahlandırsın!)
[İbni Ebiddünya]

(İstiğfara devam eden, her türlü sıkıntıdan ve geçim darlığından kurtulur, ferahlığa çıkar, ummadığı yerden rızka kavuşur.)
[Nesai]

(Sıkıntılı iken duasının kabul edilmesini isteyen kimse, refahta iken çok dua etsin!)
[Tirmizi]

(Sıkıntılı veya borçlu bir kimse, bin kere “La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) [Şir’a]

Sual:
Evlilik için dua ettim, kabul olmadı. Sebebi nedir?
CEVAP
Evlenmeyi istemek normaldir. Ancak her evlilik mutlaka hayırlı olur mu? Çok az da olsa, evlilik bir kimsenin dünya ve ahiret felaketine sebep olabilir. Ne olursa olsun evlenmeyi değil de, mutlaka hayırlı olanını istemelidir. Hayırsız bir evlilik yerine bekârlığı tercih etmelidir!

Esas hayat, ahiret hayatıdır. Muhteşem bir hayat sürülse de, dünya geçicidir. Akıllı, ahiretini düşünüp, (Ya Rabbi evlilik hakkımda hayırlı ise nasip et) diye dua eder. Kur’an-ı kerimde, (Dua edin, duanızı kabul ederim), hadis-i şerifte ise (Rabbiniz kerimdir, kendine açılan eli boş çevirmekten haya eder) buyuruldu. (Tirmizi)

(Duam kabul olmadı) demek yanlıştır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Dua edenin ya günahı affolur veya hemen hayırlı karşılığını görür, yahut ahirette mükafatını bulur.) [Deylemi]

Allahü teâlâ, Kıyamette, duası dünyada kabul edilmeyen kula (Dünyada ettiğin duana karşılık şu sevapları veriyorum) buyuracak, o kadar çok sevap verecek ki, o kimse, (Keşke dünyada hiçbir duam kabul edilmeseydi) diyecektir. (T.Gafilin)

Allahü teâlâ, dua edeni sever, dua etmeyene gazap eder. Dua müminin silahı, dinin temel direklerinden biridir. Duanın faydaları çoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Dua, işlenen günahlara kefarettir.) [İbni Hibban]

(Dua, bela gelirken korur.) [Şir’a]

Allahü teâlâ, isteyene verir. Dua etmenin, istemenin de şartları vardır. Bu şartlara riayet eden arzusuna kavuşur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, sabra gayret edeni muvaffak kılar, iffet talep edeni de iffetli, istigna edeni de gani kılar.) [Hakim]

(Hayır isteyen hayra kavuşur. Şerden sakınan da korunmuş olur.)
[Hatib]

Demek ki, sabreden başarır, namuslu olmak isteyen ve insanlara muhtaç olmak istemeyen arzusuna kavuşur. Arayan Mevlasını, azan belasını bulur.

Sevilen kulun duası gecikir mi?
Sual:
Allahü teâlânın, sevdiği kulunun dua etmesini sevdiği için, duasını geciktirdiği doğru mudur?
CEVAP
Öyle durumlar da olabilir. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle anlatıyor:
(Allahü teâlâ bir kulunu severse veya onun sevgili bir kul olmasını isterse, üstüne bardaktan boşanırcasına musibet yağdırır, onun üzerine ardı ardına belalar gönderir. Bu kimse dua ederse, Cebrail aleyhisselam der ki:
— Ya Rabbi bu sevgili kulun istediğinin verilmemesinin hikmeti nedir ki?
Allahü teâlâ buyurur ki:
— Ben onun sesini dinlemeyi seviyorum. Bırakın, duaya devam etsin!

Kul, ya Rabbi der, Allahü teâlâ lebbeyk der, (Senin her istediğini vereceğim ve memnun edeceğim. İzzetime yemin ederim ki, ne dua edersen kabul edeceğim, ne istersen vereceğim; ancak bu isteklerini ya dünyada veya ahirette veririm. Ahirette verirsem daha üstününü verir, daha büyük belaları üzerinden def ederim) buyurur.

Kıyamet günü, teraziler kurulur, namaz ehli getirilir, karşılığını tam alırlar. Oruç tutanlar getirilir, karşılığını tam alırlar. Zekât ehli getirilir, onlar da karşılığını tam alırlar. Hac ehli getirilir, onlar da karşılığını tam alırlar. Belaya, musibete uğrayanlar getirilir, onlar için terazi kurulmaz, ücretleri, mükâfatları tartısız bol bol verilir. Bunlara verilen sevabların büyüklüğünü görenler, (Keşke bizim de dünyada vücutlarımız makaslarla doğransaydı da, biz de böyle büyük nimetlere kavuşsaydık) derler. İşte şu mealdeki âyet-i kerime bunu bildiriyor:
(Ey îman eden kullarım, Rabbinizden [emir ve yasaklarına riayetsizlikten] korkun. Bu dünyada [Allahü teâlâya itaat ederek] iyi iş yapanlar için, [ahirette] bir güzellik [Cennet] vardır. Allah’ın toprağı yeryüzü geniştir. [Kâfirler içinde daraldığınız zaman, başka ülkelere hicret edebilirsiniz.] Ancak [ibâdete, taate, belâlara ve vatanından ayrılıp hicretin güçlüklerine] sabredenlere ecirleri hesapsız ödenecektir.) [Zümer 10] (Dürr-ül mensûr – İmam-ı Süyûti)

Her dua kabul olur
Sual:
Her dua kabul olur mu? Kabul edilmeyen dua olur mu?
CEVAP
Günah olmayan ve şartlarına uygun yapılan her dua kabul olur. Allahü teâlâ kendisine açılan eli boş çevirmekten hayâ eder. Kur’an-ı kerimde Allahü teâlâ, (Bana dua edin, kabul edeyim) buyuruyor. (Mümin 60)

Allahü teâlâ, kabul etmese böyle buyurur mu? (Ben dua ediyorum; ama kabul olmuyor) demek yanlıştır. Onunki de kabul olmuştur. Mesela o kimse bir araba ister de, Allahü teâlâ ona bir ev ihsan edebilir. O, arabayı alamadığı için duam kabul olmadı zanneder. Duası sayesinde başına gelecek büyük bir bela önlenmiş olabilir. Yahut dua sayesinde günahları affedilmiş olur veya ahirette çok büyük ihsanlara kavuşur. Bu kabul edilme hususu, bir hadis-i şerifte şöyle açıklanıyor:
(Meşru olarak dua eden mümin, şunlardan birine muhakkak kavuşur: Kabul olur veya kabul edilmiş bir ibadet sevabı alır ve âhirette büyük nimetlere kavuşur. Günahları affedilir veya iyilikleri artar yahut önlenmesini istediği o kötülüğün bir benzerinden onu kurtarır. O halde dua etmeye devam edin! Allah’ın ihsanı boldur. Dünyada duası kabul olanlar, duası dünyada kabul olmayanlara, ahirette verilen nimetleri görünce, “keşke, bizim de dünyada dualarımız hiç kabul olmasaydı” diyeceklerdir.) [Deylemi, Hâkim]

Peygamber efendimiz anlatır:
Allahü teâlâ bir kulunu severse veya onun sevgili bir kul olmasını isterse, üstüne bardaktan boşanırcasına musibet yağdırır, onun üzerine ardı ardına belalar gönderir. Bu kimse dua ederse, Cebrail aleyhisselam, (Yâ Rabbi, bu sevgili kulun istediğinin verilmemesinin hikmeti nedir?) diye sorunca, Allahü teâlâ, (Ben onun sesini dinlemeyi seviyorum, bırakın, duaya devam etsin!) buyurur. Kul, ya Rabbi der, Allahü teâlâ, (Söyle, her istediğini vereceğim ve memnun edeceğim. İzzetime yemin ederim, ne dua edersen kabul edeceğim, ne istersen vereceğim; ancak bu isteklerini ya dünyada veya ahirette veririm, ahirette verirsem daha üstününü verir, daha büyük belaları üzerinden def ederim) buyurur.

Allah (cc) her duaya mutlaka cevap verir mi?

Her duaya mutlaka icabet edilir
“(Habibim, ya Muhammed!) Kullarım sana benden sorarsa, şüphe yok ki ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm; öyle ise (onlar da) benim (rızam) için (davetime) icabet etsinler ve bana iman etsinler; ta ki hak yolu bulsunlar.” (Bakara, 186)
Her dua makbuldür, Allah (cc) katında karşılık bulur. Dualara icabet ise üç şekilde gerçekleşir:
Ya edilen duanın aynen dünyada eseri görünür. Ya Allah-ü Teala kişiye istediği şeylerden daha hayırlısını nasip eder. (Zira istediklerimizin bizim için hayırlı mı şer mi olduğunu bilen O’dur (cc). Biz ise bundan aciziz.) Ya da hayatı ebediye cihetinde kabul olur. Yani dua eden duasının neticesini cennet nimetleri suretinde alır.
Demek arzu ettiğimiz şeyler aynen vücuda gelmezse dua kabul olmadı denilmez, belki daha iyi bir surette kabul oldu denilir.
Mesela; küçük bir çocuk hastalanarak doktora gider. Kendisine hangi ilacın iyi geleceğini bilmez. Fakat doktordan gözüne ilişen herhangi bir ilacı ister. Doktor da çocuğun hastalığını bildiği için hastalığına faydalıysa istediği ilacı ona verir. Veya çocuğun istediği ilaçtan daha etkilisini verir. Ya da ona zarar vereceğinden hiç vermez.
Bizim de dualarımıza Allah cevap vermektedir. Dualarımızın Allah tarafından kabul edilmesi misaldeki gibi bizim menfaatimize göre değişir. İstediğimiz bir şeyi Allah dünyada vermeyip ahirette bize verilebilir. Her zaman hakkımızda hayırlı olanı istemek en güzelidir.
“Dua edenin ya günahı affolur veya hemen hayırlı karşılığını görür yahut ahirette mükâfatını bulur.” (Deylemi)
Edilen dualarda maksat dünyevi işler değil, kulluk görevini yerine getirmek olmalıdır
Dua Mümin kulun görevi ve ibadetidir. İbadetlerden kasıt ise dünyevi bir netice olamaz. (Tıpkı namaz, oruç, zekât ve diğer ibadetlerde olduğu gibi) Allah-ü Teala dua ibadetinin neticesini dünyada da verirse ikramındandır.
Ayrıca dua ederken bu ibadete dünyevi işleri maksat yapmak duanın hâlisiyetini zedeleyeceğinden duanın makbuliyetine de engel olur. Şunu iyi anlamak gerekir ki; dünyevi düşünceler, sıkıntılar, dilekler duanın maksadı değil vesilesidir, dua vakti geldiğinin habercisidir. Rabbimiz’in bizden dua etmemizi istediğini hatırlatırlar.
Örneğin; yağmursuzluk, kuraklık zamanlarında yağmur duası namında bir dua edilir. Bir bölge insanı toplanıp yağmur yağdırması için birlikte Allah’a (cc) dua ederler. Burada niyetin şu şekilde olması gerekir:
Allah’ım! Anladık ki bu kuraklık ile bize dua vaktinin girdiğini, dua etmemiz gerektiğini hatırlatıyorsun. Biz de sana kulluk vazifemiz olduğu için niyaz ediyoruz. Yoksa gayemiz yağmur yağdırman değildir. Bir kul olarak bizim vazifemiz dua etmektir.  Sen dua vakti sona erdiğinde zaten yağmuru yağdıracak olansın!

Dualar, hangi şart ve durumlarda kesinlikle kabul edilmektedir?

Arapça bir kavram olan dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir. Terimsel olarak da; kulun Rabbine karşı elini ve tabii gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması şeklinde tarif edilebilir. Öyleyse dua;  küçük olanın büyük olana, hiçbir şeyi olmayanın sonsuz zenginlik sahibine, güçsüzün güçlüye, acizin kudret sahibine; isteklerini, taleplerini, ihtiyaçlarını arz etmesidir. Yüce Allah, kullarının duasına çok önem vermektedir, nitekim Kuran-ı Kerim’de 13 yerde, dua ve bu kavramdan türemiş kelime geçmektedir.
Duanın tarifinden de anlaşılacağı üzere, bir ibadettir, Allah’a yaklaşmak ve hoşnutluğunu kazanmak için mutlaka yerine getirilmesi gerekilen kulluk vazifelerinden biridir. Dolayısıyla nasıl ki tüm ibadetlerin kabulü için bir takım şartlar bulunmakta, aynı durum dua içinde geçerlidir. Duanın şartlarına dikkat ederek uygularsak, o zaman kabul edilmiş bir ibadet olacaktır.
Lakin duanın kabul edilmesi demek, hemen gerçekleşeceği ve isteklerimizin verileceği anlamına gelmemektedir. Allah en hayırlısını bilmekte ve kullarına karşı merhametlidir, bu yüzden bazen dua; yirmi yıl, otuz yıl sonra kendisini göstermekte ve bazen de dünyada değil de ahirette duamızın karşılığını almaktayız. Yüce Allah kulunun istediklerini dünyada vermediği için ahirette onun kat kat fazlasını verecektir, öyle ki dua eden hayretler içinde kalarak: “Keşke dünyada hiçbir duam kabul olmasaydı” temennisi içinde olacaktır.
İslam bilginleri, Kuran ayetleri ve masumların hadislerine dayanarak, dua için gerekli olan şartlar ve kuralları belirlemişlerdir. Bu şartlar ve adaplara riayet edildiği takdirde, mutlaka dua kabul edilecektir. Büyük düşünür Feyz Kaşani’nin kendisi on şart sıralamakta ve Uddetu’t-Dai kitabından da on şart daha eklemektedir. Duaha ve Tehlilat-i Kuran kitabının yazarı ise yedi şart getirmiştir. Rivayetlerde geçen farklı tabirlerle,
duanın kesin kabulü için gereken şartları şöyle sıralaya biliriz:
- Dua kesinlikle âlemde var olan kuraların aksine ve kesin kader ile çelişecek şekilde olmamalıdır.
- Her duadan önce ve sonra mutlaka Peygamber efendimize (s.a.a) ve onun tertemiz Ehlibeytine (a.s) salâvat gönderilmelidir.
- Dua eden kimse kalben yüce Allah’ı tanımalı ve onu bilmelidir.
- Ümidi yalnızca Allah olmalı ve ondan başkasına güvenmemelidir.
- Dua ederken ihlâslı olmalı ve ıztırar haletinde bulunmalıdır.
- Gönlü ve dili bir biriyle uyum içinde olmalıdır.
- Mutlaka farzları yerine getirmeli, haramlardan sakınmalı ve işlemiş olduğu günahlar dolayısıyla tövbe etmelidir.
- Duasında ısrarcı olmalı, sürekli Allah’tan istemeli ve hiçbir zaman ümidini kesmemelidir.
- Her duanın sonunda; “Allah’ım! Benim için ne hayırlıysa sen onu ver ve tüm kötülükleri benden uzaklaştır” demelidir.
Bunlar yerine getirildiği takdirde, hiç şüphesiz yüce Allah duayı kabul edecektir, fakat neticesini görmek için acele etmemeli, zira belki de hayrımıza olduğu için yıllar sonra karşımıza çıkacaktır.ر
Sorunun cevabını vermeden önce, kısaca duanın tanımını yapıp, Kuran’daki ehemmiyet ve önemine değinmeliyiz.
Yüce yaratıcının huzurunda durarak elleri ve gönlü açarak, onunla konuşup dua etmek, sadece İslam dinine özel bir ibadet değildir. İslam’dan önceki bütün ilahi dinlerde dua bulmaktaydı ve tüm peygamberler insanları duaya çağırmakta, duanın önemini anlatmışlardır. Bizzat kendileri de en çok dua eden, dua ehli kimselerdi. Kuran’ı Kerim’de önceki peygamberlerin duaları geçmektir, İbrahim suresinin 37. ayetinde Hz. İbrahim’in duasından[1],
Taha suresinde ise Hz. Musa’nın duasından bahsedilmektedir.[2]
Başka sure ve ayetlerde de diğer peygamberlerin duaları buyrulmuştur. Yüce Allah, Bakara suresinin 186.[3]
 ve Mu’min suresinin 60. ayetinde tüm insanları duaya davet etmekte ve duanın önemine değinmektedir.
Duanın sözlük anlamı:
Arap literatüründe dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir.[4]
Duanın terimsel anlamı:
Kulun Rabbine karşı elini ve gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması, hacetlerini Ondan istemesidir.
Dua ve duadan türemiş kelimeler Kuran’da on üç yerde şu manalarda geçmiştir: Çağırmak, dua etmek, Allah’tan istemek, seslenmek, nida etmek, bir şeye yahut bir kimseye davet etmek, yardım istemek, ibadet etmek.[5]
Bu bağlamda dua aslında Allah’ı kabul ettiğini ameli olarak gösterip, Ona teslimiyetin nişanesidir. İnsan duruşuyla kendi küçüklüğünü O’nun büyüklüğünü, kendi fakirliğini O’nun zenginliğini, kendi hiçliğini ve O’nun yegâne hâkim olduğunu itiraf etmesidir. Dolayısıyla dua tevhidin özüdür, ibadetin usaresi, şirkten sıyrılmış olmanın göstergesidir. Aynı zamanda kulluktur, ibadettir. Dua Rabbe dönüş ve yönelişin adıdır. Yine dua, kuldan Rabbe yükselen kulluk nişanı, Rab’den de kula inen rahmet simgesidir. Daha doğrusu o, Allah’la kul arasında olan münasebetin tam odak noktasıdır, kulluktan bahsedilen bir yerde, duadan bahsetmemek mümkün değildir.
Duaların Kabul Edilmeyişinin Nedeni
Diğer tüm ibadetlerin bir takım şartları ve kuralları bulunduğu gibi, duanın da şartları bulunmaktadır. Bu şartlar ve uygulanması gerekilen adaplar yerine getirildiği takdirde, dualar kabul olacaktır. Bu şartların içerisindeki en önemli unsur; kulun hayrına ve maslahatına olup olmadığıdır. Bazen Allah’tan istediklerimizin verilmeyişinin nedeni; bizim hayrımıza olmayışı ve hatta zararımıza olduğundandır. Çünkü Allah her şeyi bilen, hikmet sahibidir. Buna şöyle bir örnek verebiliriz: Çok cömert ve kerim olan birisi; “Kim ne isterse benden istesin, vereceğim” derse ve isteyenlerden birisi aslında kendisine zararlı hatta onun sonunu getirecek şeyi isterse, burada o kerimin vermemesi en uygun olanıdır, zira zararlı olduğunu bilmektedir. Vermesi güzel bir iş değil bilakis zulümdür. Çocuğunuz sizden arabayı sürmek için anahtarları istediğinde verir misiniz? Tabii ki hayır, çünkü onun ölümüne neden olabilir. Çoğu zaman kulların da Allah’tan istedikleri böyledir ve Allah kullarına olan sevgisiyle dualarının sonucunu göstermemektedir. Onun yerine ahirette çok daha güzel şeyler nasip edecektir.[6]
Mevlana duaların kabul olmayışı ve hemen verilmeyişi hakkında şunları söylüyor:
Nice ihlâs sahibi vardır ki ağlar, sızlar, dua eder
Duasındaki ihlâs dumanı da göğe kadar gider
Suçluların sızlanmasından bir öd ağacı kokusu
Bu güzelim gök kubbenin ta yücelerine sürer
Bunun üzerine melekler Allah’a sızlanmaya başlar
Ey her duayı kabul eden, ey sığınılan Allah!
Bak, Mümin kulun nasılda yalvarmada
Onun senden başka dayandığı yok
Sen yabancılara bile ihsanda bulunursun
Her istek sahibi, dileğini senden diler
Allah buyurur: Bu onu horlamak için değil
Geç ihsan etmem, onun faydasına, çok yararınadır.[7]
Peygamber efendimiz (s.a.a) buyuruyor: “Allah’ı Teâlâ şöyle buyurmuştur: Benim kullarımdan bazıları sadece zenginlikle dinlerinde baki kalırlar, bende onları zengin kılarım ve bazı kullarım da sadece fakirlik ile hak yolda kalabilirler, bu yüzden de onları fakir kılarım. Eğer bundan başkası olursa mutlaka helak olacaklardır. Ben kullarımın dini durumlarının nasıl düzeleceğini en iyi bilenimdir.”[8]
 
Burada hemen akla şöyle bir soru gelebilir: Allah benim faydama olanı daha iyi bilmekte ve ne benim hayrımaysa onu yapmakta, öyleyse artık dua etmemin ne anlamı var, dua etmem gerekmez?  Bu sorunun cevabı kısaca şöyledir: Allah kulları için hayırları verip, zararları uzaklaştırması kimi zaman insanların duasına bağlıdır, eğer dua ederlerse bu durum geçerlidir ve dua etmezlerse geçerli değildir.[9]
Bu yüzden yüce Allah, âlemde var olan en güzel sisteme ters düşecek ve kesin olan kadere aykırı olacak duaları kabul etmemektedir. Örneğin birisi Allah’tan, hep yaşamayı ve asla ölmemeyi isterse kesinlikle kabul edilmez, çünkü Allah’ın her varlık için belirlemiş olduğu kesin kaderinden biri de ölmektir. Bunu Âli İmran suresinin 185. Ayetinde şöyle buyurmaktadır: ” Kullu nefsin zaikatül mevt – Her canlı ölümü tadacaktır.” Yahut Allah’tan hiçbir varlığa muhtaç olmamayı istemesi kesinlikle kabul edilmez, zira dünya yaşamının kurallarından biri de insanların birbirine muhtaç olmasıdır. Hz. Ali (a.s)  birisinin arkadaşına şu şekilde dua ettiğini duydu: “Allah’ım, arkadaşıma hiçbir zorluk gösterme, ona sıkıntı verme, tüm beğenilmeyen şeyleri ondan uzaklaştır.” Hz. Ali (a.s) buyurdu: “Sen arkadaşın için ölümü istedin.”  Yani insan yaşadığı sürece ve bu dünyada bulunduğu sürece mutlaka bir şekilde zorluk ve beğenilmeyen şeyle karşılaşacaktır, dünyanın var oluş şekli bunu gerektirmektedir.[10]
Merhum Allame Meclisi duaların kabul olmaması hakkında şu noktalara değinmektedir:
1- Yüce Allah’ın duaları kabul edeceği vaadi, onun meşiyyeti ve ilahi isteklere bağlıdır, yani eğer isterse olacaktır. Zira Kuran’da şöyle buyrulmaktadır: “Yalnız O’na yalvarırsınız. O da dilerse duanıza sebep olan sıkıntıyı giderir …”[11]
 
2- Rivayetteki duanın icabetinden / kabulünden maksat, Allah’ın duyması ve inayette bulunmasıdır. Evet, Allah duaya şimdi icabet etmektedir, lakin istenileni geciktirerek vermektedir, çünkü kulunun huzurunda sesini duymaktan hoşlanmaktadır. Bu hususta imam Sadık (a.s)  şöyle buyuruyor: “Şüphesiz (bazen) kul dua edince aziz ve celil olan Allah iki meleğe şöyle der: “Ben onun duasını kabul ettim. Ama hacetini bekletin. Zira onun sesini duymayı seviyorum. (Bazen de) Kul dua eder, Allah Tebarek ve Telaa ise şöyle buyurur: “Çabuk isteğini karşılayın, onun sesini duymak istemiyorum.” [12]
Mevlana bunu şiire şöyle dökmektedir:
Birisi her gece Allah der dururdu
Bu zikrinden ağzı tatlılaşır, hoş olurdu
Şeytan: Ey çok söz söyleyen, bunca Allah demene
Karşılık onun Lebbeyk demesi nerede?
Allah huzurundan bir cevap gelmiyor.
Böyle utanmadan, sıkılmadan ne zamana kadar diyeceksin.
Adamın gönlü kırıldı, başını yere koydu, yattı.
Rüyada yeşiller giyinmiş Hızır’ı gördü.
Hızır: Kendine gel, çağırdığın addan nasıl usandın,
Zikrinden nasıl pişman oldun?
Adam: Kabul sesi gelmiyor, kapıdan sürüleceğimden korkuyorum.
Dedi: Senin o Allah demen, bizim Lebbeyk dememizdir
Senin o duaların, yanıp yakılman, bizim haberci çavuşumuzdur
Senin hilelere düşmen, çareler araman,
Seni kendimize çekmemizden, ayağını çözmemizdendir.
Korkun da bizim lûtfumuzun kemendidir, aşkın da.
Her Yarabbi demende, bir de lebbeykler vardır.[13]
3- Yüce Allah duaların kabulünü ve istekleri vermeyi; kulun hayrına olması şartına bağlamıştır. İnsan Allah’a dua eder, Ondan birçok isteklerde bulunur, eğer istedikleri faydasına ve hayrınaysa ancak o zaman Allah verir, ama eğer zararınaysa vermez. Çünkü Allah, hekimdir kullarına güzel olanı nasip eder, ama istenilen zararlıysa vermez.[14]
En önemli hadis kaynaklarından biri olan Usulu Kâfi kitabında “dualara icabet edilmesi”nin ne anlama geldiği, dört şekilde açıklanmıştır:
1- Allah isteyen kimseye istediklerini hemen verir.
2- Allah istediklerini kabul eder ve verecektir, ama sesini duymayı sevdiği için geç verecektir.
3- Duasını kabul edecektir, fakat istedikleri vermek yerine, yapmış olduğu günahları temizleyecektir.
4- Duasını kabul edecektir, lakin ahirette daha büyük mükâfat olarak ona verecektir.[15]
Buraya kadar söylediklerimizden de anlaşıldığı üzere; duanın kabul olması demek, istenilenlerin hemen verileceği demek değildir. Yunus suresinin 89. ayetinden Hz. Musa’nın Firavun’un yok olması için duasına değinilmekte ve bu duanın bir takım ilahi nedenlerden dolayı kırk yıl sonra gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Hatta bazen kul, bilmeden zararına olan şeyi Allah’tan istemektedir, Allah onun istediklerini vermemekte, fakat duasını da karşılıksız bırakmamaktadır, ahiret gününde istediklerinin kat kat fazlasını ona verecektir. Kıyamet gününde, dualarında istediklerinin dünyada verilmemiş olanına karşılık olarak verilenleri gördüğünde: “Keşke hiçbir duam kabul olmasaydı” diye içinden geçirecektir.[16]
 
Duanın Kabul Şartları
Şimdiye kadar duanı tanımını yapıp, kabul ve icabetinden maksadın ne olduğu söyledik, şimdi ise duanın kabul şartlarına değinelim. İslam düşünürleri, ayet ve masumların hadislerine dayanarak, duanın kabulü için hem dua ve hem de dua edende bulunması gereken şartları belirlemişlerdir. Bu şartlar ve adap kuralları yerine getirildiğinde mutlaka dua kabul edilecek ve etkisini gösterecektir. Duaha Ve Tehlilatı Kuran kitabında yedi şart sıralanmıştır, örneğin: yüce Allah’ı tanımalı, gönlü ve dili bir biriyle uyum içinde olmalı, farzları yerine getirip, haramlardan sakınmalı, işlemiş olduğu günahlardan tövbe etmeli, duadan önce ve sonra mutlaka Peygamber efendimize (s.a.a)  ve onun temiz Ehlibeytine (a.s)  salâvat gönderilmeli…[17]
Merhum Feyz Kaşi Meheccet’ül Beyda kitabında on şart getirmekte ve ilave olarak Uddetu’t-Dai kitabından da on şart daha nakletmektedir. Onlardan bazıları şöyledir: Duada samimi olmak, gönülden Allah’a yönelmek, isteklerinde Allah’tan başkasına güvenmemek…[18]
 
Bazı hadislerde duanın icabet şartları buyrulmuştur, bu hadislerden bazılarını nakletmemiz faydalı olacaktır:
İmam Sadık (a.s) buyuruyor: “Dua her zaman perdeler arkasındadır, yani rahatlıkla Allah katına ulaşamaz, ulaşması için Peygambere salâvat gönderilmelidir.”[19]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim aziz ve celil olan Allah’tan bir ihtiyacını dilemek isterse Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine salâvat göndermekle başlasın. Sonra Allah’tan hacetini dilesin. Sonunda da Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine salâvat göndersin. Zira aziz ve celil olan Allah, duanın başını ve sonunu kabul ettiği halde ortasını terk etmekten daha yücedir. Çünkü Muhammed’e ve Âline gönderilen salâvat örtülü kalmaz.” [20]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: Her kim benim fayda veya zarar verdiğimi bildiği halde benden bir şey isterse kendisine icabet ederim.” [21]
İmam Ali (a.s), kendisine, “Allah, ‘bana dua edin sizlere icabet edeyim’  diye buyurmuştur; o halde neden dua ediyoruz da icabet edilmiyor?” diye sorulunca şöyle buyurmuştur: “Zira kalpleriniz sekiz hıyanette bulunmuştur. İlk olarak siz Allah’ı tanıdınız, ama hakkını sizlere farz kıldığı şekilde eda etmediniz. Dolayısıyla bu tanımanız sizlere fayda vermedi… Dualarınızın kapılarını ve yollarını kapattığınız takdirde hangi duanız kabul olacak?” [22]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:  “Şüphesiz kul, yiyeceği haram olduğu halde elini Allah’a doğru kaldırınca bu haliyle kendisine nasıl icabet edilsin?” [23]
 
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden her kim kendisine icabet edilmesini istiyorsa kazancını temizlemeli ve insanların hakkını ödemelidir. Karnında haram olan veya yanında halktan birine ait bir hak bulunan kimsenin duası Allah’a yükselmez.” [24]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Bilin ki şüphesiz Allah gafil ve habersiz olan kalbin duasına icabet etmez.”[25]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bedenin titrediğinde, gözlerin ağladığında ve kalbin yumuşadığında o anı ganimet bil ki şüphesiz sana teveccüh edilmiştir.” [26]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah katı olan kalbin duasına icabet etmez.” [27]
Hadislerde Duanın Adabı
1- Besmele ile başlamak:Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Bismillahirrahmanirrahim ile başlayan dua reddedilmez.”
2-  Muhammed ve Ehlibeytine salâvat göndermek:İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her dua Muhammed’e ve Al-i Muhammed’e salâvat göndermedikçe göklerden örtülüdür.” [28]
3-  Masumları aracı kılmak: Masumların (a.s) duasında şöyle buyrulmaktadır: “Allah’ım! Eğer günahlarım senin nezdinde yüzsuyumu dökmüşse ve senden duamı engellemişse o halde Muhammed’e ve Al-i Muhammed’e salâvat gönder. Onların yüzü suyu hürmetine ya Rabbi dualarımı kabul et.” [29]
4-  Yalvarıp, sızlanmak: “Yüce Allah, Musa’ya (a.s) şöyle vahyetmiştir: Ey Musa! Bana dua edince korku, panik ve endişe ile dua et, yüzünü yere sür, bedeninin değerli organlarıyla karşımda secdeye kapan, karşımda horluk ve tevazu içinde dur ve benimle münacat ettiğinde haşyetle korkan bir kalple münacatta bulun.” [30]
5-  Öncelikle başkaları için dua etmek: Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Sizden biri dua edince herkes için dua etsin. Zira bu dua icabete daha yakındır, her kim kendisine dua etmeden önce kardeşlerinden kırk kişi için dua ederse, o dua hem onlar, hem de kendisi hakkında müstecap olur.” [31]
6-  Israr etmek: İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’tan dilemekte ısrarlı ol ki rahmet kapıları yüzüne açılsın.” [32]
7-  Toplu dua etmek: İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kırk kişi bir araya gelir ve herhangi bir şey hakkında Allah’a dua ederse mutlaka icabet edildiği bir halde ayrılırlar.” [33]
Demek ki dualarımızın kabul olmayışının nedeni, bizim kendimizden kaynaklanmaktadır, yüce Allah’tan değil. O sonsuz zenginlik sahibidir, verdikçe de hazinesinden zerre kadar eksilmez, diğer taraftan kerim Allah’tır. Fakat kullarda eksiklik olduğundan bazen vermemektedir.[34]
Bu yüzden işlerin üç kısma ayrıldığı söylenmiştir:
1- Dua etmeden bile verilecek olan; bu durumda kul ister dua etsin, isterse de etmesin yüce Allah onu kuluna verecektir.
2- Dua etse bile verilmeyecek olan; ne kadar dua ederse etsin yine de verilmeyecek olan şeyler.
3- Dua ettiği takdirde verilmesinde maslahat olan ve edilmediği takdirde verilmeyen şeyler.
Öyleyse hep dua etmeliyiz ve hangi kısımdan olduğunu bilmesek dahi her şeyimizi Allah’tan istemeliyiz, zira Hz. Musa’ya buyuruyor: “Ey Musa! Tuzunu dahi benden iste.” Kabul edilmese ve istediklerimiz verilmese de yine duadan vazgeçmemeli ve hayrımıza olanın bu olduğuna inanmalıyız. Aslında istediklerimizin verilip verilmemesi o kadar da önemli değil, çünkü dua Allah’a yaklaşmak için en güzel ve en etkili yolların başında gelmektedir. Önemli olan bizim dua etmemiz ve Allah’la sürekli irtibat halinde olmamızdır. Hadislerde buyrulduğu ve Peygamberimiz (s.a.a) ile masumların  (a.s) sünnetinde olduğu gibi, her duadan sonra semaya kalkan ellerimizi yüzümüze çekelim, çünkü Allah’ın lütfü bu ellere cevap vermiştir. Hiç Allah’a doğru uzanan eller boş geri döner mi? Mutlaka Allah doldurup da göndermiştir, öyleyse yüzümüze, başımıza sürmeliyiz.[35]
Hep uzak olsam da Sen yanımdaydın,
Bütün benliğime nûrunu yaydın;
Seninle olunca günlerim aydın,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!
Kulluğum başımda billurdan bir tâç
Kullukla erilmez payeye erdim.!
Kapında bu benden hep Sana muhtaç;
Aç kapını, tut elimden ben geldim!
Daha fazla bilgi için bakınız:
1- Abbas Kummi, Üç Aylar, Kevser yayınları.
2- Hüseyin Hatemi, Duanın Anlamı, Kevser yayınları.
3- Yusuf Tazegün,Dua Rabbimin Varoluş Hediyesi;
4- Hüseyin Ensariyan, Kumeyl Duasının Şerhi, Ensariyan yayınları.
5- Muhammed Taki Caferi, İnsan ve Yakarış, Kevser yayınları.

*************************
[1] “Ey Rabbimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını senin kutsal mâbedinin yanında, ekin bitmez bir vâdide yerleştirdim. Ey bizim Rabbimiz! Namazı gereğince kılsınlar diye böyle yaptım. Ya Rabbî! Artık insanların bir kısmının gönüllerini onlara doğru yönelt, onları her türlü ürünlerden rızıklandır ki Sana şükretsinler.” Bkz: Felsefi, Muhammedtaki, Şerhi Duayi Mekarim’ül Ahlak, c.1,s.2.
[2] “Ya Rabbî! Genişlet göğsümü, kolaylaştır işimi, çözüver şu dilimin bağını, sözümü iyice anlayabilsinler.” Taha,25- 28.
[3] “Kullarım Ben’i senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da davetime icabet ve Bana hakkıyla inanıp tasdik etsinler ki doğru yolda yürüyerek selâmete ersinler.”
[4]  Kureyşi, Seyit Aliekber, Kamus’ul Kuran, dua kelimesi.
[5]  Hurremşahi, Bahuddin, Danişname-i Kuran Ve Kuran Pejuhi, c.1,s.1054.
[6]  Duaha Ve Tehliylatı Kuran, s.43.
[7]  Mesnevi, kitap.6,beyit: 4216- 4222.
[8]  Sebzevari, Hadi, Şerh-i Esma’ul Hüsna, s.32.
[9]  Duaha Ve Tehliylatı Kuran, s.43.
[10]  Felsefi, Muhammedtaki, Şerhi Duayi Mekarim’ül Ahlak, c.1,s.1- 7.
[11]  En’am, 41.
[12]  el-Kâfi, c.2,s.489.
[13]  Mesnevi, kitap.3,beyit: 189- 197.
[14]  Meclisi, Mirat’ul Ukul, c.12,s.20.
[15]  el-Kâfi, c.1,s.39.
[16]  Meclisi, Mirat’ul Ukul, c.12,s.1- 5.
[17]  Duaha Ve Tehliylatı Kuran, s.15.
[18]  Feyz Kaşani, Meheccet’ül Beyda, c.1,s.301- 380.
[19]  el- Kafi, c.2,s.491.
[20]  Mekarim’ul-Ahlak, c.2s.19. Amali-i Şeyh Tusi, c.1,s.157.
[21] Uddet’ud-Dai, s. 131.
[22] Alam’ud Din, s.269.
[23] İrşad’ul Kulub, s. 149.
[24] İrşad’ul Kulub, s. 149.
[25] Bihar’ul Envar, c. 93, s.321.
[26] Bihar’ul Envar, c. 93,s.344.
[27] Biharul Envar, c.93,s. 474.
[28] Kenz’ul-Ummal, 3988
[29] Bihar’ul Envar, c.94,s.22.
[30] Bihar’ul Envar, c.94, s. 305.
[31] Bihar’ul Envar, c. 93,s.313.
[32] Bihar’ul Envar, c.77,s.204.
[33] el-Kafi, c.2, s.487.
[34] İmam Humeyni, Şerhi Duayi Seher, s.38.
[35] Cevadi Amuli, Hikmeti İbadat, s.215.
kaynak:www.islamquest.net
Sponsorlu Bağlantılar

Allah için sevmek nedir nasıl olur

Sonraki Sayfa »

Dua ne zaman kabul olur, kabul olması için uyulması gereken kurallar ve şartlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Current ye@r *