17.04.2014

    Anaokulu Hayvanlarla İlgili Hikaye Okul Öncesi İçin

    Kelebeğin Hikayesi

    Bir gün, kırlarda gezintiye çıkan bir adam, kenara oturduğu otlardan birinin dalında , küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldı ha açılacak gibiydi. Adam , bunun bir kelebek kozası olduğunu tahmin ediyordu. Böyle bir fırsat bir daha ele geçmez diye düşündü; ve bir kelebeğin dünya yüzü gördüğü ilk dakikalara şahit olmak istedi. Dakikalar dakikaları kovaladı , saatler geçmeye başladı , ama henüz kelebeğin küçük bedeni o delikten çıkmadı. Sanki , kelebeğin dışarı çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçmiş olabileceğini düşündü. Sanki kelebek elinden gelen her şeyi yapmış da , artık yapabileceği bir şey kalmamış gibi geldi ona. Bu yüzden , kelebeğe yardımcı olmaya karar verdi: cebindeki küçük çakıyı çıkarıp kozadaki deliği bir cerrah titizliğiyle büyütmeye başladı. Böylece , bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük , kanatları buruş buruştu. Adam kelebeği izlemeye devam etti; çünkü kanatlarının her an açılıp genişleyeceğini ve narin bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu. Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Kelebek , hayatinin geri kalanını , kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de , asla uçamadı. Adamın bütün iyi niyetine ve yardımseverliğine rağmen anlayamadığı şey , kozanın kisitlayiciliginin ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten dışarı çıkmak için gereken çabanın , Allah’ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu sayede kozanın kisitlayiciligindan kurtulduğu anda onun uçmasını sağlamak için seçtiği bir yol olduğuydu. Bu gerçeği öğrendiğinde , hayat boyu unutamayacağı bir şey de öğrenmişti: Bazen , hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey , çabalardır. Eğer Allah , hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi , o zaman , bir anlamda sakat kalırdık . Olabileceğimiz kadar güçlenemezdik o zaman . Ve asla uçamazdık..

    Hayvanlarla İlgili Hikaye

    Bir gün, kırlarda gezintiye çıkan bir adam, kenara oturduğu otlardan birinin dalında , küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldı ha açılacak gibiydi. Adam , bunun bir kelebek kozası olduğunu tahmin ediyordu. Böyle bir fırsat bir daha ele geçmez diye düşündü; ve bir kelebeğin dünya yüzü gördüğü ilk dakikalara şahit olmak istedi. Dakikalar dakikaları kovaladı , saatler geçmeye başladı , ama henüz kelebeğin küçük bedeni o delikten çıkmadı. Sanki , kelebeğin dışarı çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçmiş olabileceğini düşündü. Sanki kelebek elinden gelen her şeyi yapmış da , artık yapabileceği bir şey kalmamış gibi geldi ona. Bu yüzden , kelebeğe yardımcı olmaya karar verdi: cebindeki küçük çakıyı çıkarıp kozadaki deliği bir cerrah titizliğiyle büyütmeye başladı. Böylece , bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük , kanatları buruş buruştu. Adam kelebeği izlemeye devam etti; çünkü kanatlarının her an açılıp genişleyeceğini ve narin bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu. Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Kelebek , hayatinin geri kalanını , kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de , asla uçamadı. Adamın bütün iyi niyetine ve yardımseverliğine rağmen anlayamadığı şey , kozanın kisitlayiciliginin ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten dışarı çıkmak için gereken çabanın , Allah’ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu sayede kozanın kisitlayiciligindan kurtulduğu anda onun uçmasını sağlamak için seçtiği bir yol olduğuydu. Bu gerçeği öğrendiğinde , hayat boyu unutamayacağı bir şey de öğrenmişti: Bazen , hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey , çabalardır. Eğer Allah , hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi , o zaman , bir anlamda sakat kalırdık . Olabileceğimiz kadar güçlenemezdik o zaman . Ve asla uçamazdık..

    Hayvanlarla ilgili kısa hikaye

    Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır En sonunda çiftçi, hayvanın zaten yaşlı olduğunu ve kuyunun da çoktandır kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği kuyudan çıkarmaya değmeyeceğine karar verir Bütün komşularını yardıma çağırır Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar Eşek başına gelenin ne olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar Sonra, herkesin şaşkınlığı altında, birden sesini keser
    Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar Gözlerine inanamaz Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, silkelenerek toprağı sırtından aşağıya atmaktadır Bu şekilde de yükselen toprak onun yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır
    Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı atlayıp, koşarak uzaklaşır!” E tabi bu hikâyenin bir de kıssadan hissesi var bizler için… Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü kötülükle…
    ışte bu kuyudan çıkmanın sırrı, bu kötülükleri silkeleyip atmak ve bir adım yükselebilmektir
    Sıkıntılarımızın her biri bir kürek topraktır Onlardan kurtulmanın yolu da bir adım atmaktır En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz
    Silkelenin, atın sırtınızdakileri, bir adım daha yukarı çıkın
    Sevgili İnsanlar, Sizler ne kadar şanslısınız ki aileniz, dostlarınız, sıcacık bir yuvanız var. Ben ise bunlara sahip olmayan bir “Köpek”im.,
    Ankara’da Hayvanları Koruma Derneği’nin barınaklarında 350 köpek, 150 kedi, 1 at ve 1 ayı arkadaşımla birlikte yaşıyorum.
    Hiç bir suçumuz yok aslında ama doğal ortamımız kalmadığından, ömrünün sonuna kadar ayağı çime basamayacak, dört nala koşup, sırt üstü yuvarlanamayacak, hiç bir “af”dan yararlanamayacak “esir kampı ” mahkumlarıyız.
    Biliyor musunuz? Hayvanları Koruma Derneği’nin barınaklarına yıllardır kimsecikler uğramıyor. Burada 22 yaşında köpekler, 18 yaşında kediler var. Tek istediğimiz başımızı okşayacak bir el. Arada sırada birileri uğruyor ama onlar da “cins ” köpek istiyorlarmış. Hayriye teyze “Bu cins değil ama…”diyor. Hiç yüzüme bile bakmıyorlar ve beni almıyorlar.
    Benim çok sevdiğim bir sahibim vardı. Bir gün uyudu ve bir daha uyanmadı. Evde herkes çok ağladı. Sahibimi bir tahta kutuya koydular ve bir çukura gömdüler. Ben günlerce o çukuru kazmaya çalıştım ama ona ulaşamadım. Yemedim, içmedim, uyumadım. Sabahlara kadar uludum. Kötü kötü adamlar beni taşlarla kovaladılar ama gitmedim. Sonra Gamze abla beni mezarlıkta ölmek üzereyken buldu ve bu barınaklara getirdi. Adımı ona hiç söyleyemedim. O da bana “Dost ” adını taktı.
    İlk geldiğimde, oda arkadaşımın hikayesi bana çok benziyordu. O da, sahipleriyle Bodrum’a giderken trafik kazası yapmışlar. Sahipleri genç bir Alman çiftmiş ve kanlar içinde başka bir arabaya koyup, ***ürmüşler. Bonnie, 1 hafta minibüsün başında onların dönmelerini beklemiş. Arabayı araştırmak isteyen Jandarmayı ısırmış. Havaya ateş açmışlar, yine de yerinden kıpırdatamamışlar ve minibüse girememişler. Izdıraplı ulumasına son vermek için tam vuracaklarken tesadüfen Gamze abla ona rastlamış. Onu ben geldikten kısa bir süre sonra Almanya’ya, sahiplerinin ailesine gönderdi.
    Burada her birimizin ayrı bir acıklı hikayesi var. Karnımız doyuyor, sokaktaki gibi tekme yemiyoruz ama mutsuzuz. Bazılarımız burada doğdu, büyüklerin anlattığı “kırlarda koşmak, kedi kovalamak, banyo yapmak ” gibi hikayeleri, başlarını yana eğip, tek kulaklarını kabartarak, hayretle dinliyorlar.
    Küçükler fazla yaşamıyor zaten. “Barınak hastalığı” denilen bir hastalıktan hep ölüyorlar. Hayriye teyze cok ağlıyor. Ben yine de kendimi şanslı sayıyorum çünkü, sokakta fazla kalmadım. Aramızda öyle arkadaşlar var ki, üzerlerinde deneyler yapmışlar, arka ayağını öne, önü arkaya takmışlar, böbreklerini, midelerini kesmişler, belediye vurmuş, vücudunda gün be gün oksitlenerek, zehirleyen saçmalar olan ve trafik kazalarında sakat kalmış olanlar, cok acı çekenler var. Zaten çoğu sakat ama Gamze abla onlara iyi davranıyor. Şimdi yeni evler yapıyor bizim için ve orada daha iyi şartlarda yaşayacakmışız.
    Bakın size bir de ne anlatacağım? Bir gün Avusturyalı bir hanım geldi “Cins olmayan bir köpek istiyorum” dedi. Hepimiz tellere yapışıp hep bir ağızdan “Beni al, beni al” diye bağırdık. Aramızda Kontes diye çirkin ama çok akıllı bir kız vardı. Telin arasından kaçıp, gitti o hanımın arabasına bindi. Hepimiz bakakaldık…
    Şimdi çok mutluymuş. Bir kere bizi ziyarete geldi tanıyamadık. Sık sık uçakla yurt dışına gidiyormuş, sahibinin yatağında yatıyormuş. Adını değiştirmişler “Noel Jean” yapmışlar. O güzel kokusu ve üzerindeki şık paltosu gözümün önünden gitmiyor.
    Gece çökünce, oda arkadaşlarımla birbirimize sarılıp, sabaha kadar konuşuyoruz. Kimileri eski sahiplerinin onları ne kadar sevdiğini ama sudan sebeplerle ondan nasıl kurtulduklarını anlatıyorlar. Ama sahiplerine de toz kondurmayıp, aslında onların haklı olduklarına dair sebepler uyduruyorlar. Kimilerimiz hiç gerçek olmayacağını bile bile, sıcak bir eve kavuşunca , sahibini ne kadar seveceğini, hatta onun için canını bile verebileceğini anlatıyor.

    Kim bilir… Belki… Belki bir gün beni de isteyen birisi olur…

    Sponsorlu Bağlantılar
    DMCA.com

    Çanakkale Savaşında Savaşan Ülkeler hangileridir, kimler savaştı, isimleri (adları)

    Ödev Raporu Hazırlanışı, Ödev Raporu Nasıl Hazırlanır, Ödev Raporu Hazırlama

    Bu sayfadaki "Anaokulu Hayvanlarla İlgili Hikaye Okul Öncesi İçin" konusuyla ilgili fikrinizi merak ediyoruz? Tespit ettiğiniz hata ve eksiklikleri bize yazın! Eleştirileriniz de en az övgüleriniz kadar bizim için değerlidir.

    5 Yorum

    1. 16 Nisan 2012

      öğretmenim çok beğendi çok güzel

    2. 16 Nisan 2012

      harika <3

    3. 16 Nisan 2012

      öğretmenim çok beğendi bende

    4. 16 Nisan 2012

      süperrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr

    5. 23 Nisan 2012

      süperrrr

    Yorum Yapın

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Current day month ye@r *