Atatürk Samsuna Neden Çıktı, Atatürk’ün Samsun’a gidişinin nedeni? Atatürk neden samsuna gitmiştir? 19 Mayısta Samsuna Çıkmasının Sebepleri

Sponsorlu Bağlantılar

Atatürk Neden Samsun’a Çıkmıştır

Samsun işgal kuvvetleri için önemli noktalardan biriydi. Stratejik bakımdan büyük öneme sahipti ve Karadeniz’den Orta Anadolu’ya açılan en rahat ve güvenilir bir kapıydı. İngilizler 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a askerî birlik çıkarmışlardı. Buna tepki olarak Türk Makinalı Tüfek birliğinden Hamdi adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması dikkatleri bu bölgeye çekti ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin de Türk halkının silâhlandığı konusundaki şikayetleri üzerine bu bölgeye güvenilir bir kumandanın olağanüstü yetkilerle gönderilmesine karar verildi. Bu kumandan Mustafa Kemal Atatürk’tü ve Atatürk uzun zamandan beri ülkenin içinde bulunduğu bu umutsuz duruma üzülüyor ve birşeyler yapmak için Anadolu’ya geçmek istiyordu. Bu O’nun için bulunmaz fırsattı.

Mustafa Kemal Paşa beraberindeki kişilerle beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra “Bandırma” adındaki eski ancak gayet iyi çalışan bir vapurla Galata rıhtımından ayrılır, üstelik geminin kaptanı İsmail Kaptan Karadeniz’i avucunun içi gibi bilmekteydi.18 Mayıs 1919 Pazartesi günü beklenen yolculuğun sonuna gelinir.

Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’dan başlayan ve Samsun’da sona eren yolculuk esnasında görevli bir askerdi ve giyimi de buna uygundu ancak Samsun’a ayak bastığı günden birkaç gün sonra asker değil, sivil olarak hareket edecekti.

1919 yılı başlarında İngilizler, Türklerin Pontusçulara karşı geliştirmiş oldukları direnişlerden rahatsız olmaya başlamışlardı. Damat Ferit Paşa, Sadrazam olduktan sonra sorunun çözümü için yollar aramaya başlamıştı. 30 Nisan 1919′da 9. Ordu Müfettişliğine atanan Mustafa Kemal, Samsun’a, görev bölgesindeki iç huzuru sağlamak, silah ve cephaneleri toplamak, vatandaşlara silah dağıtılmasını engellemek ve bunu yapan kuruluşları ortadan kaldırmak üzere gönderildi. 16 Mayıs 1919′da Samsun’a hareket eden Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919′da Samsun’a çıktı. İngilizlerin denetiminde olan Samsun’da milli mücadele hareketi için istediklerini gerçekleştiremeyeceğini anlayan Mustafa Kemal, 25 Mayısta Havza’ya geçti. Samsun’a çıkışını Mustafa Kemal, Nutuk’ta şu şekilde anlatmıştır:
“1919 yılı Mayıs’ının 19′uncu günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve manzara : Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durum, Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, Şartları ağır bir ateşkes Antlaşması imzalamış, Büyük Harbin uzun yılları boyunca, millet yorgun ve fakir bir halde. Milleti ve memleketi Dünya Savaşı’na sokanlar, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını emniyete alabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir duruma razı, Ordunun elinde silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf Devletleri, ateşkes Antlaşmasının hükümlerine uymağa lüzum görmüyorlar. Birer vesileyle itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da Adana vilayeti Fransızlar, Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalya askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ve ajanlar faaliyette. Nihayet başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün önce 15 Mayıs 1919′da itilaf Devletleri’nin uygun görmesiyle Yunan ordusu İzmir’e çıkartılıyor. Bundan başka, memleketin her tarafından Hıristiyan azınlıklar gizli, açık milli emel ve maksatlarını gerçekleştirmeğe, devletin bir an evvel çökmesine, çalışıyorlardı.”

MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE SAMSUN’A ÇIKANLAR

1. Kurmay Albay Kazım Dirik Müfettişlik Kurmay Başkanı
2. Kurmay Albay Mehmet Arif Ayıcı Kurmay Başkanı Yardımcısı
3. Kurmay Binbaşı Hüsrev Gerede Birinci şube müdürü
4. Binbaşı Kemal Doğan Müfettişlik Topçu Kumandanı
5. Dr. Albay İbrahim Tali Öngören Ordu Sıhhiye Başkanı
6. Dr. Binbaşı Refik Saydam Sıhhiye Başkan Yardımcısı
7. Yüzbaşı Cevat Abbas Gürer Müfettişlik Başyaveri
8. Üsteğmen Muzaffer Kılıç Müfettişlik ikinci Yaveri
9. Yüzbaşı Ali Şevket Öndersev Müfettişlik Emir Subayı
10. Üsteğmen Hayati, Kurmay Başkanı Emir Subayı
11. Yüzbaşı Mümtaz Tünay
12. Yüzbaşı İsmail Hakkı
13. Yüzbaşı Mustafa Süsoy Karargah komutanı
14. Üsteğmen Abdullah, İaşe Subayı
15. Birinci Sınıf Katip Faik Aybars Şifre Katibi
16. Dördüncü Sınıf Katip Memduh Şifre Katibi Yardımcısı
17. 3.Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bele
18. Üsteğmen Hikmet Gerçekçi Alb. Rafet Bey’in yaveri

Atatürk Samsun’a niçin gitti?

19 Mayıs 1919 Türkiye Cumhuriyetinin var olmasının ilk adımının tarihidir. Milli mücadele ve kurtuluş savaşı ve en önemlisi Atatürk gibi bir deha olmasaydı Türkiye Cumhuriyeti de olmayacaktı; Anadolu’daki Türklerin ve diğer müslümanların çoğunluğu Ortadoğu ve kuzey Afrika ülkelerine sürgün edilecekti. Kim bilir şimdi var olsaydık bile başka ülkelerde başka dillerde konuşuyor olacaktık.

Gelelim Samsun’a gönderilmesine:
Şimdiki tarih bilgilerimizdeki çirkin yalan: Osmanlı hükümeti güya Atatürk’ü Samsun’a orada devlet kurmaya çalışan Hıristiyanlarla savaşım veren Türklerin ellerindeki silahları toplatmak ve Türk çetelerini dağıtmak için göndermiş. Bu kadar alçakça bir yalanı nasıl uydurabiliyorlar?

Gerçek olan sebep, Nutuk’ta Atatürk’ün ifadesiyle şudur: Bölgedeki kargaşaları yerinde inceleyerek vatanın bölünmesine karşı gereken tedbirleri alması için Samsun’a gönderildi.

Bizim yalanlarla dolu tarih bilgimizdeki 19 mayıs gerçeğini Atatürk doğru olarak anlatıyor ve dış kaynaklı tarihi belgeler de Atatürk’ü teyit ediyor. Hatta onlar çok daha açık seçik şunu söylüyor: “Atatürk Pontus devleti oluşumunu durdurmak için gönderilmişti.”
Evet gerçek budur.

Nutuk’tan Atatürk’ün kendi anlattıklarından okuyarak bildireyim:

Osmanlı hükümeti Atatürk’ü Samsun’a “Bölgedeki asayişsizliği yerinde görüp gereken tedbirleri alması için” göndermişti. Yani Hıristiyan gerillalara karşı gereken tedbirleri almak için, onları bastırmak için ve Pontus devletinin kurulmasını önlemek için.

Atatürk ise, “Bu görevi gerçekleştirebilmek makam ve yetki sahibi olmaya bağlıdır” demiş. Bunda bir sakınca görmemişler. Bunun üzerine, Atatürk, şimdiki isimlere göre “genelkurmay”dan birkaç kişi ile görüşüyor. Bu kişiler Atatürk’ün amaçlarını anlayabilecek düzeyde kişiler. Sonra Atatürk’e müfettişlik vazifesi verilmesini sağlıyorlar.

Bundan sonra Atatürk kendisine verilmesini istediği yetkileri bizzat kendisi yazdırıyor. Harbiye nazırı Şakir Paşa (Atatürkün söylediğine göre) biraz tereddüt etse de yetkileri onaylıyor.

Böylece Atatürk çok yüksek yetkilerle, üçüncü ordu müfettişi olarak karargâhı ile birlikte Samsun’a çıkmış oluyor.

Atatürkün samsuna çıkışı, 19 mayıs 1919Resmi büyük görmek ve yazıyı okumak için üstüne tıklayın.

Direkt olarak emri altında iki kolordu bulunuyormuş.
Biri: Merkezi Sivas’ta bulunan 3. kolordu. Kumandanı ise Miralay Refet Bey olup o da Atatürk ile birlikte Samsun’da.
Diğeri: Merkezi Erzurum’da bulunan 15. kolordu. Bunun kumandanı ise Kâzım Karabekir Paşa.

Atatürk’ün bu iki kolordu üzerinde doğrudan doğruya çok yüksek yetkileri vardı. Bunu Osmanlı devleti sağlamıştı. Hatta öyle ki, yüksek yetkileri sayesinde müfettişliğinin kapsama alanında bulunan askeri kıtalara ve vilayetlere de tebligat yapabilecekti. Dahası, Ankara’da bulunan 20. kolordu ile, onun müfettişi ile ve hemen tüm Anadolu’daki birimlerle haberleşmelerde ve iletişimlerde bulunma yetkilerine sahipti. Bütün bunları hatta daha fazla ayrıntılı yetkileri Atatürk kendisi itiraf ediyor. Nutuk’ta yazılıdır. Yan resimdeki o zamanın Milliyet gazetsinin haberinde de benzer şeyler anlatılıyor, resme tıklayıp okuyabilirsiniz.

Buraya kadarki kısım için Atatürk’ün iki akla mantığa sığmayan demeci:
1- Samsun’a gönderilmesi hakkında:
Aslında İstanbul’dan beni uzaklaştırmak istediler, bu görevi bahane ettiler..” diyor.

2- Kendisine verilen olağanüstü yüksek yetkiler için ise:
Bana bu yetkileri onlar bilerek ve anlayarak vermediler” diyor.. diyor da başka bir açıklama yapmamış!

Ben burada Atatürk’ü samimi bulmuyorum kusura bakmasın. Koskoca devlet, sana o kadar muazzam yetkiler veriyor, bütün ordusunu silahlı kuvvetlerini bütün komutanlarını senin emrine amade ediyor ama sen bütün bunlara rağmen garip şeyler söylüyorsun. Bari açıklasaydın seni niçin İstanbul’da istememişler? Niçin o kadar yüksek yetkilerle kurtuluş mücadelesine göndermişler? Atatürk’ün garip imalarında hiçbir mantıklı taraf göremedim.

Kendisine verilen müthiş yetkilere bakarsak, tüm Anadolu’da milli mücadele için gereken her türlü yetkiyi Osmanlı hükümeti kendisine vermiş!!!

Peki daha ne olsun? Biz de sanıyorduk ki Atatürk tek başına Samsun’a garip garip gitti, sonra oradan Anadolu’yu dolaştı, Kazım Karabekir’i ve diğer komutanları yalvar yakar ikna etmek için dil döktü binbir güçlükle çevre kazandı da milli mücadeleyi böyle başlattı…

Halbuki Atatürk kendi ağzıyla söylüyor Osmanlı ona tüm yetkileri sonuna kadar vermiş.

Ayrıca aklımız mantığımız varsa iyi düşünelim:

Atatürk’ün kendi açıklamasına göre, eğer onu İstanbul’dan sadece uzak tutmak amacında iseler, niçin bir yere küçük bir görevle tayin etmediler de her türlü muazzam yetkileri vererek bağımsızlığını ilan etmek üzere olan Pontus gerillaları ile mücadeleye gönderdiler?

Devletin amacı eğer Atatürk’ü pasif tutmak olsaydı onu istanbul’dan bir yere göndermezlerdi herhalde.

Sözün özü, öyle görülüyor ki Milli mücadeleyi esas Osmanlı hükümeti düşünmüş ve bunu Atatürk’e kendileri bizzat anlatmış ve onu Kurtuluş Savaşı komutanı olması için görevlendirmiş. Ve onu her türlü yetki ile Anadolu’ya göndermiş. Her şey bunu gösteriyor.

Bakın, dikkatle okursanız Atatürk Nutukta kendisini ele veriyor. Osmanlı devletinin başındakileri çok karalıyor bunu  neredeyse her sayfada tekrarlıyor ve hiç mantıklı görünmüyor. Halbuki büyük bir işbirliğinde idiler. Bu zaten yabancı tarih kaynaklarında da böyle anlatılıyor. Sadece bizim tarih kaynaklarımızda mantığa aykırı şeyler görebiliyoruz. Hatta Nutuk’ta bile çelişkili sözler var.

Nutuk’tan şimdilik bu kadar.

Şimdi kendi bilgilerime göre devam edeyim: Atatürk Samsun’da “gönderildiği görev üzerinde” ne yaptı?

Atatürk Samsun’a çıktıktan sonra ilkin bu görev üzerinde çalıştı. Pontus devleti oluşturmak için yapılan çalışmaları İstanbul’a rapor ediyordu. Atatürk irili ufaklı tüm Pontus çetelerini çok ciddiye alıyor, bir şekilde çetelerin mahiyetini, sayısını, silahlılık özelliklerine kadar tespit ediyor ve gereğinin yapılması için emri altındakilere direktifler veriyordu. Böylece iki kolorduyu harekete geçirmiş ve bölgedeki tüm Türk ve diğer müslümanlardan oluşan çeteleri örgütlemişti. Bu şekilde Atatürk’ün İstanbul hükümeti ile işbirliği halinde çalıştığına dair bilgiler gerçektir ve belgeleri mevcuttur.

Bu arada Pontus milliyetçilerinin çalışmalarının akibeti ne mi oldu?

Atatürk’ten önce doğu Karadeniz; Trabzon ve çevresinin durumu:
1914 – 1919 arası
Bölgede Türkler çoğunlukta değildi. Trabzon ve çevresindeki Pontus kökenli halkın “görünen çoğunluğu” müslümandı, Rumeika denen bir Yunan dili lehçesiyle konuşurlardı. Aralarında hıristiyanlar daha az sanılıyordu. Fakat yüzyıllardır gizli din taşıyan büyük bir kitle “gizli Hıristiyanlar” esas kimliklerini ortaya koymuş, kıyafetlerinde bile ellerinden geldiğince değişiklik yapmışlardı. Gizli Hıristiyanlar açığa çıktı, eskiden beri açıktan Hıristiyan olan kitleye katıldı. “Milliyetçiliğin etkisiyle” onların müslüman soydaşlarının bir kısmı da onların yandaşı olarak hareket ediyordu. -Durumun ne kadar vahim olduğunu, Atatürk’ün işinin ne kadar zor olduğunu anlamaya çalışalım.- Çekimser kalıp kazananın yanında olmayı bekleyen Pontus kökenli müslümanlar da vardı. Bir kısmı ise Müslümanlığı her şeyden yüce görüp onlara hiç uymadı, Türklerin tarafında yer aldı. Bir kısım madenci işçi takımı ise çeşitli çıkar meselelerinden dolayı “biz de gizli hıristiyanlardandık” diyerek İngilizlerin ve Pontus ileri gelenlerinin desteğini almaya çalışmıştır. Eskiden beri gizliden gizliye çok iyi örgütlenmiş olan Pontus siyasileri onların yalanını çok iyi biliyordu ama ses çıkarmadılar. Çünkü bunlar gariban işçi kesimiydi.

O zamanlarda milliyetçilik yepyeni, heyecan verici bir şeydi. Dil ve soy birliği herkesi derinden etkiliyordu. Ve o zamanın milliyetçiliğinde, elebaşı kişiler bölge halkının dinine, diline ve soyuna göre çok kurnazca düşünüyorlardı. Din, dil, soy birliği varsa din milliyetçiliğin içine alınır, din birliği yoksa sırf milliyetçilikle hareket edilir. Bölgede, gerçi hıristiyanların kendi aralarında büyük kardeşlik sevgisi vardı ama müslüman soydaşlarını da “Türk” tarafa kaptırmamak için ellerinden geleni yaparak onların yanında sadece milliyetçilikten yana görünüyorlardı. Bölgede kuvvet kazanan Hıristiyanlar müslüman soydaşlarından fakir olanlara her türlü maddi yardımı yapmaya gayret ediyorlardı.

Atatürk’ün devreye girmesiyle ve Atatürk’ün müthiş zekâsıyla Pontus harekâtı hiç beklenmeyen darbeler almaya başladı. Pontus milliyetçileri çok direndiler fakat sonunda başaramadılar. Yunanlıların iddiasına göre orta ve doğu Karadeniz bölgemizde 10 yıllık bir süre içinde (1914 – 1924 arası) 353 bin Pontus kökenli asi vatandaşımız ölmüş.

1923’ten başlanarak Yunanistan ile aramızda yaptığımız halk değiştokuşu denen ‘Mübade’ anlaşması kapsamında doğu Karadeniz Pontus kökenli Hıristiyanlarının tümü Yünanistan’a gönderildi. Müslümanları gönderilmedi burada kaldı.
Bundan sonra, Türkiye Cumhuriyetinin artık bölünemez bir devlet olduğunu anlayan Pontus kökenli müslümanlardan Pontus – Yunan milliyetçisi olanlar Pontus hayallerinin bittiğini anladı; milliyetçilik zehrinin etkisi geçince onları hem derin bir pişmanlık hem büyük bir utanç kaplamıştı. Bu müslüman pontus milliyetçisi kişilerden istiklal mahkemelerinde idam edilenler bile var.

Pontus kökenli müslüman kitlelerden hep Türklerin, Atatürk’ün yanında olmuş olan çoğunluk bile o utançtan nasibini aldılar. Zamanla asimilasyona hiç direnmediler hatta kendi rızaları ile asimile oldular. Şimdi artık kendilerini Türk kabul ediyorlar. Öz dillerini de unuttular.

Oysa bu gerekmezdi, çok yanlış oldu. Pontus, çok eski bir ülkedir. Kültürü zamanla çok fakirleşmiş olsa da halen var. Halkı şu an halen o topraklarda yaşıyor. Kendi dillerini ve kültürlerini devam ettirmeleri gerekirdi.

Gerçi çok kanlar döküldü, çok üzücü şeyler oldu. Asimilasyonu kendi rızasıyla kabullenenler, belki de “o kadar kan madem bu dil ve bu soy yüzünden oldu, o halde biz bunu terk edelim” diye düşünmüş olabilirler. Koca bir kültür mirasını, ana dillerini, kendi özlerini kendi rızalarıyla yok etmelerini bazılarımız çok yanlış bulup dünya kültür mirasları adına üzülüyoruz ama “ateş düştüğü yeri yakar”. Onlar kendilerine göre haklıdır. Uğradıkları Türk – İslam sentezcisi dehşetli baskılar da cabası.

Atatürk’ün Samsun’a gidişinin nedeni? Atatürk neden samsuna gitmiştir?

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki önemli olaylardan biri Atatürk’ün Samsun’a ayak basışıdır. Türk Milleti Birinci Dünya Savaşı sonrasında kötüleşen koşullar içinde kurtuluş çareleri ararken büyük bir lider Mustafa Kemal Atatürk ortaya çıktı ve Samsun’a ayak basarak “Kurtuluş” yolunu açtı. Dolayısıyla Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 İstanbul’dan başlayan yolculuğu bir kurtuluş dönemini simgeler. Atatürk’ün Samsun’a ÇıkışıSamsun işgal kuvvetleri için önemli noktalardan biriydi. Stratejik bakımdan büyük öneme sahipti ve Karadeniz’den Orta Anadolu’ya açılan en rahat ve güvenilir bir kapıydı. İngilizler 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a askerî birlik çıkarmışlardı. Buna tepki olarak Türk Makinalı Tüfek birliğinden Hamdi adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması dikkatleri bu bölgeye çekti ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin de Türk halkının silâhlandığı konusundaki şikayetleri üzerine bu bölgeye güvenilir bir kumandanın olağanüstü yetkilerle gönderilmesine karar verildi. Bu kumandan Mustafa Kemal Atatürk’tü ve Atatürk uzun zamandan beri ülkenin içinde bulunduğu bu umutsuz duruma üzülüyor ve birşeyler yapmak için Anadolu’ya geçmek istiyordu. Bu O’nun için bulunmaz fırsattı.

Atatürk beraberindeki kişilerle beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra “Bandırma” adındaki eski bir vapurla Galata rıhtımından ayrılır. 18 Mayıs 1919 Pazartesi günü beklenen yolculuğun sonuna gelinir. Atatürk, İstanbul’dan başlayan ve Samsun’da sona eren yolculuk esnasında görevli bir askerdi ve giyimi de buna uygundu ancak Samsun’a ayak bastığı günden birkaç gün sonra asker değil, sivil olarak hareket edecekti.

Atatürk’ün Samsun’a gidişinin nedeni

Dönemin şartları içinde Samsun ve dolayları mütareke Türkiye’sinin en çapraşık çete faaliyetlerine sahne olan ilimizdi. Mevcut çete faaliyetlerinin çoğunluğunu Pontusçu Rumlar oluşturmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa’nın, IX. Ordu müfettişliğine atanmasının başlıca nedeni de bu yöredeki Rumları, orada yaşayan Türklere karşı korumak ve Anadolu’da kurulmakta olan milli cemiyetleri dağıtmaktı. Onun bu göreve atanmasındaki isabetlilik, şahsi kaygı ve korkuların bariz şekilde ön plana çıktığı günlerde “Milli Mukavemet” fikrini en üst düzeyde düşünen ve bunun uygulaması için çaba gösteren kişi olmasından kaynaklanmaktaydı. O daha İstanbul’a gelmeden önce sahip olduğu bu düşüncesini bir sır gibi vicdanında saklamış; Anadolu topraklarına ayak basar basmaz bu düşüncesini uygulamaya başlamıştır.

Öte yandan Samsun’un Milli Mücadeledeki diğer önemli tarafı, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ilişkin görevinin belirlenmesinde Osmanlı Hükûmeti’nin ne derece etkili olduğu hususudur. Çünkü Samsun’a gidiş, başlangıçta mevcut hükûmete karşı bir tavır değil bilakis İstanbul Hükûmeti’nin zaruri gördüğü askeri ve idari bir sorumluluktur. Ancak gerek olayların seyri gerekse Atatürk’ün bizzat kendisinin dile getirdiği hatıralarından anlaşılan, İstanbul Hükûmeti’nin Mustafa Kemal Paşa’yı bu göreve getirişinde aynı düşüncelere ve hedeflere ulaşmak isteğinin olmamasıdır.

Nitekim, Mustafa Kemal Paşa Sivas’ta, Heyet-i Temsiliye Karargahında Samsun’a gidişini Kılıç Ali’ye şöyle anlatmıştır (Ekim 1919);

“… Ben tasarladığım programımı Şişli’deki evimin bir köşesinde oturarak ve birtakım pestenkerani anasırla görüşerek tatbik edebileceğime kani olmadığım içindir ki doğrudan doğruya milletle temasa gelmek istedim. Cevherini çok ala bildiğim ve çok sevdiğim milletimin içinde ve onunla birlikte hareket etmeyi daha faydalı, hatta çok lüzumlu gördüm. Senelerden beri ıstırap içinde bulunan Anadolu’nun derhal varlığına karışmak elbette ki daha salim bir düşünce idi. Bundan dolayı 3.Ordu Müfettişliğine tayinimi temin ettim ve Seyrisefainin küçük bir vapuruna binerek karargahımla birlikte alelacele yola çıktım. Bazı dostlarım bana İngilizlerin yolda gemiyi batırması ihtimali olduğunu söyledikleri halde kulak asmadım, kıymet vermedim…”.

Mustafa Kemal Paşa İstanbul’dan Anadolu’ya geçişini anlatırken gözleri parlayarak bütün heybetiyle memleket için yegane kurtuluş çaresinin, milli birliğin muhafazası olduğunu ve içinde yaşanılan felaketlere birlikte mukavemet edilerek milletin ancak bu sayede kurtulabileceğini, milletle beraber behemehal ve mutlaka bu gayeye varacağı kanaatini izhar ediyordu” demiştir.

“Mustafa Kemal Paşa ‘nın 9. Ordu Müfettişliğine tayini, Ali Fuad (Cebesoy) Paşa’dan başlayıp zamanın dahiliye nazırı Mehmet Ali Bey Sadrazam Damad Ferid Paşa ve Sultan Vahideddin’e kadar uzanan bir tavsiye zinciri sonucunda gerçekleşmiştir.

Mehmet Ali Bey’in Ali Fuat Paşa’nın ailesi ile dünür olması ve bu arada Ali Fuat Paşa’nın rahatsızlığı dolayısıyla Ankara’dan İstanbul’a gelmesi sırasında ona bu tavsiyede bulunmakla kalmamış, aynı zamanda onun İttihatçı olmadığına Mehmet Ali Bey’i ikna etmiştir. Öte yandan Samsun ve havalisinde asayişsizlik durumu ortaya çıkınca Mehmet Ali Bey Sadrazam Damad Ferit Paşa’ya meselenin halli için bölgeye Mustafa Kemal Paşa’nın gönderilmesini teklif etmiş ve ayrıca onu bu hususta ikna etmeyi de başarmıştır. Damad Ferit Paşa meseleyi Padişah’a arz ederken göreve Mustafa Kemal Paşa’nın tayini için ayrıca Vahideddin’i ikna etmesi gerekmemiştir. Zira Sultan Vahidettin Mustafa Kemal Paşa’yı çok iyi tanımakta olup şahsi kabiliyetini takdir etmekte ve değerini bilmektedir.

Mustafa Kemal Paşanın 9. Ordu müfettişliğine tayininde başta Sultan Vahidettin olmak üzere zamanın sadrazamı Damad Ferid Paşa, Dahiliye nazırı Mehmed Ali Bey, Harbiye Nazırı Şakir Paşa, Erkan-ı Harbiye-yi Umumiye Reisi Cevad (Çobanlı)Paşa ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye İkinci reisi Diyarbekirli Kazım Paşa gibi büyük devlet erkanından bazıları şahsi kaygılarını bazıları da milli menfaatleri gözeterek bu tayin üzerinde hepsi de etkili rol oynamışlardır. Her ne sebeple olursa olsun Mustafa Kemal Paşa’nın tayini meselesi başlangıçta normal bir idari-askeri karar gibi gözükmüş fakat sonuçları itibariyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir milletin istiklal mücadelesinde hareket noktasını oluşturmuştur.

Atatürk, Nutuk’ta memleketin kurtuluşuyla ilgili o gün varolan birkaç çareyi izahtan sonra kendi kararını “ciddi ve hakiki karar olarak telakki etmekte ve bunu “Efendiler, bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da hakimiyeti milliyeye müstenit, bilakaydüşart müstakil yeni bir Türk Devleti tesis etmek! ” olarak açıkladıktan sonra “İşte daha İstanbul’dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz tatbikatına başladığımız karar, bu karar olmuştur.” demektedir.

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’daki Faaliyetleri

Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a gelir gelmez müfettişliğin kendisine yüklediği vazifeleri yerine getirmek amacıyla Samsun’da kaldığı beş-altı gün içinde durumu incelemiş, ve beraberinde gelen arkadaşlarından Refet (Bele) Beyi Samsun (Canik Sancağı)’a mutasarrıf atamış, daha sonra da Erzurum’da bulunan XV. Kolordu komutanı Kazım Karabekir ve Ankara’da bulunan XX. Kolordu Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşalara telgraf çekerek, Samsun’a geldiğini bildirmiş ve kendisiyle ilişki kurmalarını istemiştir.

22 Mayıs 1919 tarihinde hazırlamış olduğu rapor, birçok noktalarda, Ordu Müfettişliği talimatının sınırlarını aşarak, bütün memleketin kaderi ile ciddi bir şekilde uğraşmış olduğunu göstermektedir. Milli Mücadelenin ilk ana programını teşkil eden rapor, özetle şu fikirleri kapsamaktaydı:

1. Samsun bölgesi Rumları siyasi emellerinden vazgeçerlerse, asayiş kendiliğinden düzelir.

2. Türklüğün yabancı mandasına ve kontrolüne tahammülü yoktur.

3. Yunanlıların İzmir’de hakları yoktur. İşgal geçicidir.

4. Millet, milli hakimiyet esasını ve Türk milliyetçiliğini kabul etmiştir. Bunu gerçekleştirmeye çalışacaktır.

Bu rapor, 19 Mayıs Ruhunun dayandığı temelleri tespit etmesi bakımından önemlidir. Raporda, Rum azınlığın faaliyetlerine, Yunanlıların İzmir’i işgal faaliyetlerine açıkça karşı çıkış vardır. Bununla birlikte Türklüğün yabancı mandasına tahammülü olamayacağının açıkça ilan edilmesi ve milli mücadele hareketinin referanslarını Türk Milliyetçiliği fikriyatına bağlanması fevkalade önemlidir.

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gelmesiyle ilgili 1927 yılına ait bir yazıda şunlar yazılmıştır:

“Ordu müfettişi namı altında memleketimize ayak basan bu simadan o zaman kimse bir şey anlamamıştı… Çünkü o zaman memleket kafası yerinde anlayacak vaziyette değildi. Muhtelif ve mütteza kavgaların hasıl ettiği hay-huy içinde kendinden geçmiş gibi idi. O büyüksima, burada bir hafta sessiz durdu. Etraf ve eknahı dinledikten sonra mekanı Anadolu içlerine nakletti. İşte o zaman o büyük simadan bir şeyler okunmağa başladı. Meğer o sima, o zat, o zeka ordu müfettişi değil, bir vatan mübeşşiri imiş…üç sene sonra vatanın nail olacağı şerefli istiklalini müjdeliğe gelmiş. Pek sarih olarak malûmdur ki böyle bir nasib davasındaki hakkımızın mertebesi yüksekti. Belki de birincidir. Çünkü Anadolu’yu kurtarmağa gelen o büyük Türk, Anadolu toprağı olarak ilk adımını Samsun iskelesine atmıştır.”

Mustafa Kemal Paşa, Samsun’da güvenliğin korunmasını sağlayacak tedbirleri aldıktan ve ordu ile ilk teması kurduktan sonra hem daha sakin bir çevrede çalışmak ve Anadolu’nun içlerine doğru biraz daha ilerlemek hem de Samsun’un İngiliz işgalinde ve kıyıda bulunması ve civarındaki Rum çetelerinin faaliyetinden ötürü karargahının içerde daha emin bir yere naklini gerekli gördüğünden 25 Mayıs 1919 günü “Gençlik Marşı”nı söyleyerek 80 km içerideki küçük bir kaplıca kasabası olan Havza’ya gelerek halkı milli mücadele fikri etrafında toplamaya ve hazırlamaya başlamıştır. Milli Mücadelenin ilk yıllarındaki harekatın ordudan çok “Kuva-yı Milliye”ye dayanması da ihtilali halka mal etmek amacına hizmet etmiştir.

Atatürk Neden Samsun’a Çıktı ?

Milli mücadeleyi başlatmak için çıktığını herkes biliyor.
Oraya çıkış sebebi stratejik olarakda orta anadoluya açılan en güvenli kapı olması.
O yıllarda ingilizlerin samsunda işgal kuvvetleri bulundurmaları buna karşı bir grup türk askerinin başkaldırıp dağa çıkması ve bu başkaldırıyı türk halkı silahlanıyor diyerek istanbul hükümetinden oraya yetkili bir komutanın gönderilmek istenmesiyle başlıyor. Bu komutan M.Kemal Atatürk’dür. Fakat bu komutan limana çıkar çıkmaz ingilizlerin beklemediği bir şeyi yaparak emrindeki kuvvetlerle ingilizleri esir alıyor ve mücadeleyi böylelikle başlatmış oluyor.

Malum Mondoros ateşkes antlaşmasının 7. maddesi olan , herhangi bir başkaldırma isyan olaylarında itilaf devletleri kendilerini güvenceye alıp isyan çıkartılan bölgeyi işgal etme yetkisi vermişlerdir kendilerine…Samsun ve çevresindede Rumlar bunu fırsat bilip köyleri basmaya, halkın canına , malına namusuna saldırıp halkı ayaklandırıp bölgenin 7. madde gereğince işgale açmak istiyorlardı…Bu durumda ingilizler bölgede yaşanan karışıklığın giderilmemesi durumunda Bölgeyi işgal edeceklerini belirtmeleri üzerine O zamanın itilaf devletlerinin kuklası olan Damat ferit paşa hükümeti Mustafa Kemal i 9. Ordu Müfettişi olarak , bölgede güvenliği sağlaması, halkın elindeki silahları alması için Samsun a gönderiyor tabiki M.Kemal Samsunda kafasında ok daha farklı amaçlarla kurtuluş mücadelesi amacıyla gidiyor…9. Ordu Müfettişi olarak gitmesi önceden beri kafasında oluşturduğu kurtuluş mücadelesi için ortamı yaratmasını çok daha kolaylaştırıyor…

19 MAYIS:MUSTAFA KEMAL NEDEN SAMSUN’A CIKTI?

Mustafa Kemal ve arkadaslarinin Samsun’a cikisi,Milli Mucadele’nin baslamasi, o gunlerde Samsun Yoresinin durumu, Ingiliz isgal birlikleri, Pontus ayaklanmasi, 42. ve 47. Giresun Gonullu Alaylarin ayaklanmanin bastirilmasina katkisi..
——————–
Milli Mucadele hic suphesiz Mustafa Kemal ve arkadaslarinin Istanbul’dan yola ciktiklari Bandirma vapuruyla Samsun’a varip, dusman bombardimanindan tek saglam kalan tutun iskelesine, Samsun’a cikmalariyla baslar. Cunku isgallerle birlikte Kuva-yi Milliyeci direniscilerin dusmana karsi yer yer patlattigi silah sesleri artik hedefe yonelmis, lazim olan Teskilati olusturacak hareketin Lideri ortaya cikmis bulunmaktadir.

9. Ordu Mufettisi olarak bolgeye yollanan  Mustafa Kemal,  Turk Cetelerini ! dagitacak ve asayisi saglayacakti. Ancak o Istanbul’da arkadaslarina soyle demisti : “ Dusman sungusu altinda milli birlik olmaz. Ancak hur vatan topraklarinda hamiyetli, fedakar arkadaslar el ele vererek memleketin istiklali ve milletin hurriyeti icin calisabilirler. Ben de zaten onun icin gidiyorum. “  Esasinda o dagitilmakta olan Ordumuzu yeniden olusturmak, ulusal orgutleri birlestirmek, Anadolu’da kongreler toplamak, Milli Kuvvetleri harekete gecirmek icin Samsun’a cikiyordu. Bir husus daha vardi onu yakindan taniyanlar bilirlerdi; “ O Cumhuriyet yanlisiydi. Halk yonetimine inanirdi. “ Karanlik dagilmakta, 19 Mayis 1919 sabahi saat 6’da Samsun’a ayak bastiginda Vatanimizin uzerinde aydinlik yeni bir Gunes dogmaktaydi.
———————————-
Mustafa Kemal’in yaninda, Albay Kazim Bey’in resmi kayitlarina gore, M.KEMAL dahil 23 nefer ve 25 asker bulunmaktadir. .. 16 Mayis 1919’da saat 4.30’da yola cikan yolcular, tedbir olarak sahile yakin yol alarak ayin 18’inde ogle ustu Sinop limanina girebildiler. Vapurda bulunan ve Sinop’a  Mutasarrif tayin edilmis bulunan Tevfik bey karaya cikti.  Sehirden Izmir faciasina ait bilgilerle geldi. 15 Mayis’ta fiilen Yunan askeri  isgalinin  basladigini, Ingiliz destek ve baskisiyla ilerlemeye devam ettiklerini , istifa eden Istanbul Hukumeti yerine Padisahin yeniden Damat Ferit’i Sadrazam atadigi, Sinop’a  gelen haberlerdi. Isin gercegi, Karadeniz Bolgesi’nde de Pontus devleti kurmak icin ceteler olusturup, silahlanan Rum ya da Yunanlilar’in, Emperyalistler’in vurucu silahli gucu olarak saldiriya gecmesi, Turk Ulusu’nun mukavemet gucunu beklenmedik sekilde arttirmis, mandaci gorusleri ve savunucularini zayiflatarak, silahli direnisleri yukseltmis ve “Ya Istiklal Ya Olum” dusuncesi buyuk Milletimizin her kesiminden kahramanlarinca benimsenmis, bu kutsal amac kanla yazilmistir. Aciktir ki, bu bagimsizlik savasinin silahli ve sivil gucunun, Kuva-yi Milliye’nin komutani ve onderi Mustafa Kemal’dir. Pek cok Ulusun tarihinde de oldugu gibi, ancak ozellikle Turk Ulusu’nun, Lideri, baskomutani olmadan zafere ulasmasi, hatta dusmana karsi birligini saglamasi olanaksizdir.
MUSTAFA KEMAL NEDEN SAMSUN’A CIKTI :
1. Dunya Savasi sonucunda, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mutarekesi’nden beri epey zaman gecmis olmasina ragmen  Osmanli Imparatorlugu’nu hala tam olarak paylasamamis olan Itilaf Devletleri, 1920 yilinin ilk aylarinda artik Sevr projesini, Osmanli Devleti’nin onune getirme havasi icine girmis bulunuyorlardi. Bu arada gerceklestirilen secimler sonrasi, 12 Ocak 1920’ de Istanbul’da Meclis’i Mebusan acilmistir. Isbasinda bulunan Ali Riza Pasa hukumeti gibi ekserisi Kuva-yi Milliye’nin amaclarini benimsemis olan bu Meclisten, Itilaf devletleri rahatsiz olmaktaydi. Kuva-yi Milliye Ali Riza Pasa hukumeti sirasinda buyuk gelisme kaydetmisti. Sonunda korkulan oldu. Ingilizler’in baskisina dayanamayan  Ali Riza Pasa Hukumeti istifa etti. Itilaf devletleri emellerine hizmet edecek bir sadrazam istiyorlardi. Bu kim olabilir.! Tabi ki Damat Ferit.. Ancak Kuva-yi Milliyeci’ler ve Heyet-i Temsili-ye adina Mustafa KEMAL sIki bir mucadele baslatti. 3 Mart’tan 8 Mart’a kadar Milliciler, Anadolu hareketini her zaman engellemeye calismis olan Damat Ferit’in sadarete cikisini engellemeye calistilar.  Neticede 8 Mart’ta Salih Pasa hukumeti kuruldu.

Bu calismada Mustafa Kemal, yurdun her tarafindan, Damat Ferit’in hukumet kurmasina karsi cikan telgraflar cekilmesini , Mudafa-i Hukuk Cemiyetleri’nden, uyelerinden, askeri ve resmi gorevlilerden ve  istemistir. Ve de pek cok telgraf, Istanbul’a, basin kuruluslarina, Mabeyn’e, Meclis-i Mebusan-i Osmani‘ye ye vd… yurdun dort yanindan cekilmistir. Iste  Mustafa KEMAL’e ve onun isteklerine olumlu cevap veren yurt koselerinden belki de en onemlisi, Milli Mucadele’nin baslatildigi yer olan Samsun’dur. 4 – 6 Mart gunlerinde telgraf saganagina tutulan Istanbul’a gelen telgraflar arasinda Samsun ve civarindan gonderilen cok sayida telgraflar da bulunmaktadir.

“ Mutareke’nin imzalanmasindan sonra, Samsun ve civarindaki asayissizlik, itilaf devletlerinin bu bolgedeki faaliyetleri sonucunda siyasi ve askeri bir ozellik kazanmaya baslamisti.  Sekavet niteligini tasiyan asayissizligi bahane eden Ingilizlerin buraya asker cikarmalari ve Karadeniz kiyilarinda Samsun’u da icine alacak sekilde, ne oldugu, neyi ifade ettigi iddiacilari tarafindan bile henuz ortaya konulamayan “ Pontus Devleti“ propagandasinin yapilmaya baslamasi, yoredeki Rum toplulu- gunun cesitli taskinliklar yapmasina neden oluyordu. Bolgede huzuru saglamak bahanesiyle,  Ermeni ve Rum emellerine hizmet eden Ingilizler, Karadeniz’deki faaliyetlerini her gecen gun arttiriyorlardi. Bir yandan Anadolu ve Kafkaslar’da isgal alanlarini genisletirken, diger yandan Rum ve Ermenilere maddi ve manevi her turlu yardimi yapmaktaydilar. Tabii ki bu durumdan en fazla rahatsiz olanlarda hicbir sucu bulunmayan Turklerdi (1).

Askeri, siyasi ve ticari oneme haiz olan Samsun’da, Ingilizlerin siyasi ve askeri nufuzlarinin arttigi gunlerde, bir ihtiyac haline gelen Mudafaa-i Hukuk Teskilati’ni kurma cabalari gizliden gizliye yurutulmustu. .. 9 Mart 1919’da Samsun ve cevresini isgal etmis olan Ingilizler, butun gayretlerine ragmen, Mustafa Kemal’in liderligindeki Milli Mucadele hareketinin guclenmesi uzerine, bolgeyi bosaltma karari almislardir. Ingilizler, 4 Ekim 1919’da Samsun’u  terk etmislerdir. Devaminda, Samsun’da Mudafaa-i Hukuk Cemiyeti artik resmen kurulmustur. Samsun Ticaret Odasi Baskatibi Sukru Bey’in orgutlemesiyle, Ingilizler’in suphesini cekmemek icin , gizlice her defasinda ayri bir evde toplantilar yapiliyordu. Cemiyetin Baskani Sivas Kongresinde Canik Murahhasi olarak bulunmus olan Bosnakzade Suleyman Bey’dir. Ilcelerde de teskilatlanma yapilmis, Halk Pontus tehlikesine karsi uyarilirken, diger yandan da Milli Mucadele’ye hazirlanmistir(1).

PONTUS RUM CETELERININ NEDEN OLDUGU ASAYISSIZLIK :
Samsun ve cevresinde Birinci Dunya Savasi yillarinda soyunculuk karakteri tasiyan asayissizlik, mutarekenin beraberinde getirdigi otoritesizlikten dolayi daha da artmisti. Rum ve Ermeni ceteleri; yol kesme, hirsizlik, adam oldurme, gasp ve yagma turunden faaliyetleriyle asayissizlige neden olmuslardir. Musluman ahali de buna mukabil ceteler teskil etmislerdi. Rum cete faaliyetleri, bir sure sonra, itilaf devletlerinin bu bolgedeki mudahaleleri sonucu siyasi bir mahiyet kazanmaya baslamisti. Esasinda Pontuscu faaliyetler XX. yuzyilin ilk yillarinda kendilerini hissettirmis; ancak bunu uygulama alanina koyma firsati bulamamisti. Karadeniz kiyilarinda Samsun’u da icine alacak sekilde kurulacak “Pontus Devleti” propagandasinin yapilmaya baslanmasi ve harp sonunda ortaya cikan asayissizligi bahane eden Ingilizlerin buraya asker cikarmalari, bolgedeki Rumlari busbutun azdirirken, Turkler arasinda huzursuzluga yol acmisti. Samsun’un Karadeniz’in onemli bir kiyi sehri olmasi, Ingilizlerin guclu donanmalari ve kara birlikleriyle Rumlardan yana askeri agirliklarini koymalarina imkan vermisti. Ingiliz askerlerinin Samsun sokaklarinda dolasmalarini, Turk ahali endise ve uzuntuyle takip ederken, asirlardan beri Osmanli Devleti icinde varlikli ve huzur icinde yasayan Rumlar ve Ermeniler sevinc cigliklariyla karsiliyorlardi.

Mutareke geregi sayica ve techizatca azaltilan Turk askeri birliklerinin oldukca etkisiz kalmalarindan dolayi Samsun ve cevresi, 1919’un ilk yarisinda  Pontus Rum cetelerinin kontrolune gecmisti. Samsun merkeze bagli bazi Rum koy ve mahalleleri ile buralarda faaliyet gosteren Rum ceteleri sunlardi: Derecik Koyu- Anestesoglu Haci ve biraderleri cetesi, Yarmali Yatak koyu- Satirhan Haci Bedros cetesi, Karasungur koyu- Haridosoglu Karadimitri cetesi, Omer Golu Koyu- Yorgi Cetesi, Adakoy- Istefanoglu Koe Penayut cetesi, Karagul koyu- Abanoz Yorgi cetesi, Ikizpinar koyu- Yanko cetesi, Enderun koyu- Vasilaki cetesi, Okse koyu- Peneyutoglu Kosti cetesi, Boylan koyu- Sava damadi Sovakim cetesi, Demircisuyu Koyu – Nikafor Cetesi, Adatepe koyu- kor Peneyut cetesi, Hayat Deresi-Kiliboglu Yanko cetesi, Sari kilise koyu- Sokuluglu cetesi(2). … Ilceler ve  koylerinde de onlarca Pontuscu cete vardi.

Ozellikle Ingiliz askerlerinin Samsun’a cikmasindan sonra butun cevre ilce ve koylerde Rum cetelerinin saldirilari artmisti. Oyle ki Rumlarin teskil ettigi ceteler, gunduzleri dahi silahli gezmekte , etrafa yaylim atesi acmakta ve soselerden gelip gecen yolcu arabalarini soymaktaydilar. Turk koyluleri, ihtiyaclarini temin etmek icin sehre gelemiyorlardi. Gelenler de yollarda soyulmakta ya da oldurulmekte idiler.

Mustafa Kemal Pasa, Samsun’da kaldigi muddet icinde, Samsun’da olup bitenleri yakin takibe almis, diger taraftan Mufettislik mintikasinda olup biten hakkinda, sivil – asker kokenli idarecilerden asayissizliklerin sebepleri hakkinda “ Raporlar “ istemistir. Bu faaliyetlerini Ingiliz Gizli Servisinin yakin takibine ragmen cekinmeden yapmistir. 21 ve 22 Mayis tarihli  Istanbul Hukumetini uyari icerikli Raporlari yollamistir. 21 Mayis tarihli  telgraflariinda, “Ingilizler’in mutarekeye aykiri olarak istedikleri yerlere asker cikardiklarini, bu duruma engel olunmazsa gorevini tam olarak yapamayacagini, bolge halkinin da maneviyatinin bozuldugunu, …..Bolgede asayissizligin asil kaynaginin Ermeni, Rum ceteleri ve onlarin siyasi emelleri oldugunu  “ bildirmistir.

22 Mayis tarihli Raporunda ;
1- Asayisin ancak Ermeni ve Rumlar’in siyasi emellerinden vazgecmeleri halinde duzelecegi,
2-  Asirlardir bagimsiz yasamis Turk Milleti’nin hicbir yabancinin idaresi altinda yasamaya tahammulu olmadigi,
3-  Izmir’in bir oldu bittiyle Yunanistan’a birakilamiyacagi ve isgalin gecici oldugu,
4-  Butun zorluklara karsi milletin tek vucut olup, milli hakimiyet esasina gore yeniden sasali bir hayat surecegi,
5- Turkluk duygusunun hic kaybolmadigini tam tersine yasanilan zorluklarin bu duyguyu kamciladigi belirtiliyordu.

SAMSUN’DA JANDARMA KUVVETLERININ YENIDEN OLUSTURULMASI :
Mustafa Kemal bolgede asayisin saglanmasi icin, Mondros Mutarekesi geregi bolgede askerin terhis edildigi, mevcut Bahriye Mufrezesi’nin yetersiz oldugu, Jandarma kuvvetinin de yok denecek kadar az oldugunu tespit etmistir. Asayisin temini icin vazgecilmez gordugu Jandarma Birliklerinin yeniden olusturulmasi icin harekete gecmistir. Bu amacla, yasli ve Istanbul taraftari olan Mutasarrif Ethem beyi, yetkilerine dayanarak gorevden almis, kendisiyle Samsun’a cikan  III. Kolordu Kumandani Refet Bey’i, hem sivil hem askeri idarenin en yetkilisi olarak gorevlendirmesiydi. Refet Bey’in Jandarma Subayi olmasinin dikkate alindigi gorulmektedir. M.Kemal, 24 Mayis’ta Sadaret makamina gonderdigi telgrafta , bolgede asayisin temini icin, Samsun, Sivas, Amasya havalisinde, bilhassa Samsun Livasi’nda acilen birkac bin  neferin silah altina alinarak, Jandarma ve Nizamiye kitalarini takviye etmek talep edilmistir. Istanbul’da bu talepleri, Meclis-i Vukela’da da uygun gorulmus, tahsisat verilmistir (3).

Mustafa Kemal Pasa’nin 11 Haziran 1919’da Harbiye Nezaretine gonderdigi telgrafta ise Rum halkinin cetelere yardimi hakkinda su bilgiler verilmekteydi:

“ Memleketlerine avdet etmek uzere Mayis’in yirmi dokuzuncu gunu Merzifon kazasinin Mahmutlu Karyesi’nden gecmekte olan *28 neferin* karye-i mezkurede yemek yedikleri esnada 30 kadar Rum eskiyasi, karyeden muhtarin oglu Kirbaki (Kiryaki), Vasil, Yarko, Sada oglu Istakato, Papaz oglu Yanko ve Haci Pavli oglu Kara Vasil isimli eshasi da beraberlerinde alarak, mezkur efradi katlettikleri Amasya Mutasarrifligindan bildirilmistir…” ………     …….    ……..

Samsun’un Vezirkopru civarlarinda eskiyalik yapmakta olan Rum cetelerinin bastirilmasi icin Amasya’dan gonderilen 100 kisilik bir kuvvetle, yoredeki Rum koylerinin destekledigi Pontuscu ceteler arasinda meydana gelen catismada da * bir binbasi, bir yuzbasi ve yirmi bes er sehit olmustur.*

Bu olaylarin hemen akabinde yeni mufrezelerin sevk edilmesi uzerine Rum ahalinin koyleri tahliye ile daga cikmasi, Rum cetelerinin bolgedeki Rum halkindan  yogun  destek  gordugunu,  zaman  zaman  da birlikte hareket ettigini gostermekteydi.

Azinliklarin bu kadar ileri gitmesinde ;  Mustafa Kemal Pasa’nin bolgeye gelisine kadar,  yerel idarecilerin pasif bir tavir takinmasinin buyuk rolu olmustu.

Samsun- Sivas hattinin bati kisminda ise asayis meselesinin yasandigi en onemli yer, Bafra ve yakinindaki Nebyan mintikasi idi. Bu bolgede asayisi ihlal eden en onemli unsur ayrilikci Rumlardi. Rum koylerinin en yogun oldugu bu bolge, ayni zamanda Rum cetelerinin de ilk eylem alanlarindan biri olmustu. Bu bolge halki, Birinci Dunya Savasi’nda seferberlik emrine itaat etmemis, ayni emre karsi koyan Bafra Rum’lari da bunlara katilmisti.Buranin ceteleri, kendilerini yeteri derecede kuvvetli gorur gormez Turk koylerine saldirmaga baslamislardi.

Itilaf devletleri ve Patrikhane’nin destegini arkasina alan Nebyan ceteleri, katliamlarini bu bolge disina da tasimislar ve toplam 500 Turk’un evini tahrip etmislerdi.

Nebyan cetelerinin 1914 senesi Ekim’inden 1920 senesi Ekim’inden 1920 senesi sonuna kadar neden oldugu adli kayitlara dahil olmus olaylarin cesidi 110 adettir. Adli kayitlar disinda kalmis olup, daha sonra jandarma ve askeriye tarafindan yapilan tahkikatta ortaya cikarilmis olan olaylarin cesidi ise 83’tur. Nebyan cetelerinin katlettigi Turklerden isim ve huviyetleri bilinenlerin sayisi 136 olup, bunlara Cagsur ve Kusca koyleri katliaminda katledilen 367 kisinin ilave edilmesiyle bu sayi 503’e ulasir(4).

— “ Rum ceteleri 1920 yilinin sonuna kadar (Resmi kayitlara gore) Samsun’da 699 Turk’u oldurmus ve 59’unu yaralamislar, 15’ini daga kaldirmislar, 13 kadini kirletmisler, 40 koy, 27 ciftlik yakmislardi. Ayrica 111 koyu yagmalamislar, 1 milyon liralik buyuk bas hayvani gasp ve 10 milyon liralik gayri menkulu de harap etmislerdi. Bu yil icinde Carsamba ve Terme’de ise, ayni ceteler tarafindan 15 Turk oldurulmus, 335 ev, 2 camii ve 2 okul yikilmisti. “

Samsun’da bilhassa kirsal alanda hakim gorunen Rum ceteleriyle, Samsun Bahriye Mufrezesi, az sayidaki Jandarma ve Polis gucleri yetersiz kaliyordu. (Ancak 1921 Agustos ayi devaminda  bu kuvvetler takviye olmus ve halen daglarda isyana devam eden son ceteleri surekli takibe alarak bertaraf etmislerdir.) Pontus ayaklanmasini bastirmak icin Nurettin Pasa komutasinda, Merkez Ordusu olusturulmus, gerekli gorulen erkek Rumlar ic taraflara surgun edilmekteydi.  Esasinda gerek ayaklanmaya destek veren Rumlarin cogu gerek yuzlerce yil birlikte yasadiklari komsularini arkasindan vurmaya karsi cikan Rum ahali coktan isyan ettiklerine pisman olmustu.  Ancak militan Pontus ceteleri ve onlari destekleyen gucler silahli saldirilar, baskinlar duzenlemekte, kendilerine gereken dersi verecek Turk kuvvetlerini beklemekteydi. .. Akillarina gelen baslarina gelmek uzereydi ..

GIRESUN ALAYLARI’NIN SAMSUN’A SEVKI :
Samsun’u ve Samsunlu’yu bu zulumden kurtaracak, gozu donmus Pontus canilerine haddini bildirecek careler aranmaya baslandi. Ekonomik yonden iyi durumda olmayan, silahsiz ve teskilatsiz Samsun halkinin bu zalimlerle bas etmesi mumkun degildi. Bunlarin hakkindan ancak, onlari cok iyi taniyan, Binbasi Huseyin Avni Bey’in “Alparslan Grubu” diye de taninan 42 nci Alayi ile Topal Osman Aga’nin 47 nci alayi gelebilirdi.

Kocgiri’de Giresunlulardan teskil edilen alay bu nevi basarilar kazanirken, Giresunlular’dan mutesekkul bir baska alay da ayni tarihlerde Bati cephesine sevk ediliyordu.

42. ALAY VE BINBASI  HUSEYIN A. BEY SAMSUN’DA :
Huseyin  Avni Bey komutasindaki ve yine onceleri Giresun Alayi adini tasiyan bu birligin soz konusu cepheye sevki Erkan-i Harbiye-i Umumiye Vekaleti tarafindan istenmisti. Ilk olarak alayin 500 mevcutlu 3. Taburu emr edilen yere gonderildi.  15 Subay, 500 erden mutesekkil 1. Tabur ve 11 subay, 466  erden olusan 2. Tabur ve Alay karargahi, Merkez Ordusu’nun emriyle Samsun’da alikonuldu. Pek cok silah eksIkligi bulunan Alay, Nebyan bolgesinde  hukumete isyan halinde bulunan Rum cetecilerine karsi ikinci asama harekat icin gorevlendirildi. 9 Mayis 1921 tarihinde Huseyin Avni Bey komutasindaki ve 42. Alay adini alan birlikler, Rumlara karsi pek siddetli saldirilara giristiler ve bolgede yuvalanan Rum cetelerini dagittilar(5).

….. … … 9 Mayis 1921 tarihinde 42 nci Alay Rumlara karsi pek siddetli saldirilara giristi. Bolgede yuvalanan Rum cetelerini ortadan kaldirmak icin yogun catismalar meydana geldi(6). Binbasi Huseyin Avni Bey, engin tecrubesi, yigit ve curetkar kisiligi, ustun komutanligi sayesinde cok kisa bir sure icinde Pontus cetelerini Carsamba yakinlarinda sIkistirdi. 28 Haziran 1921 gunu meydana gelen siddetli catismalarda Huseyin Avni Bey kolundan hafif yaralandi. Ancak catismalar neticesi eskiya hezimete ugratilarak dagitildi(7). M.Dag ise olayi “Osman Aga” yazisinda; “42 nci Alayin Kumandani Askerlik Subesi Reisi ve Osman Aga’nin dava arkadasi Huseyin Avni Bey idi. 42 nci Alay da Samsun ve havadisinde gorevini tam anlamiyla yapmis ve yoreyi Pontuscu Rumlardan tamamen temizledi.” seklinde ifade etmektedir.

(Gurbetci Giresun Dergisi, Sayi:11,s.14) (8)

“ 47. Alay’in 4. Taburu Kocgiri harekatinda iken, 42. Alay, Merkez Ordusu kurulusuna girdi. Alayin birinci ve ikinci taburlari ile Kudretli Cebel Bataryasi, 15.Firka emrine girmek uzere 20 Nisan 1921 tarihinde Samsun’a hareket ettirildi. Taburlar pavyonlara yerlestirildi ve mayinher silahlariyla techiz edildi.

7 Haziran 1921/de 15. Fikra Komutanliginin emriyle 42. Alay’in ikinci taburu, Bunyan Daglari’ndaki Pontuscu Rum cetelerinin takip ve imhasina sevkedildi. Rum cetelerinin sayisi kucumsenecek gibi degildi. Yunanistan, Rusya ve Kafkasya’dan gelen Rumlarla sayilari daha da artti. Yunan ve Car subaylari da teskilatin icindeydiler. Gizli faaliyetlerini ayaklanma hareketlerine cevirdiler. Giderek artan kanli eylemlere giristiler.

42. ve 47. Giresun Gonullu Alaylarinin Bati cephesi emrine gonderilecegi bildirildi. Kockiri harekatindan donmek uzere olan  47.Alay’in 42. Alay’la Kavak’ta birlesmeleri saglandi(9).

Kocgiri isyaninin bastirilmasindan sonra Resadiye, Niksar, Erbaa uzerinden Samsun’a gelen Topal Osman ve kuvvetleri burada yapilan yeni bir  duzenlemeyle nizamiye kitasi haline sokulmak icin bir taburdan 3 taburlu bir alay teskili ile 47 numarasini aldilar.

Bu yolculuk esnasinda guzergah uzerinde bulunan Rum ayrilikcilarin hareketlerini engellemeye calisti. Osman Aga’nin cebri yuruyusu esnasinda hareket hattini takip eden Merkez Ordusu Komutani kendisini hayranlik ve ovguyle izliyordu. Bu yuruyusle ilgili olarak tuttugu notlarinda Osman Aga icin “ Muvazzaf asker olmamasina ragmen, askerlik icin yaratilmis mustaid bir adam” ifadesini kullanmaktan kendini alamamistir.  Sakarya Savasi oncesi Samsun’da toplanan Giresun Alaylari yukarida sozunu ettigimiz yeni duzenlemeleriyle 14 Temmuz 1921 gunu Bati cephesine hareket ettiler. Bu alaylarin hareket esnasinda mevcut kuvvetleri soyleydi :
42. Alay  erkani : 16 nefer, 14 silah, 25 hayvan.
1. Tabur : 402 nefer, 313 silah, 21 hayvan, 1 araba.
2. Tabur : 321 nefer, 258 silah, 29 hayvan, 1 araba.
3. Tabur : 334 nefer, 313 silah, 21 hayvan.
47. Alay erkani :  16 nefer, 14 silah, 25 hayvan.
1. Tabur : 444 nefer, 325 silah, 24 hayvan.
2. Tabur : 375 nefer, 283 silah, 24 hayvan.
3. Tabur : 237 nefer, 250 silah, 10 hayvan.
Kudretli Cebel Bataryasi : 56 nefer, 12 hayvan, 2 top.
Makineli Tufek Bolugu ; 50 nefer, 8 silah, 25 hayvan, 4 makineli tufek. (ATESE Ars. Kls. 729, Ds. 12, fhr.3.-(5)
Anlasildigi gibi, 42. ve 47 Alaylar ayni zamanda yeniden duzenlenerek, resmi, nizami yapilanmalarini Samsun’da olusturmuslardir. Alaylarin mevcutlarina yol boyunca katilanlar oldugu gibi, cephede, savas bitene kadar zaman zaman Giresun’da yeni toplanan gonulluler egitilip, intikal ettirilmistir. Ayrica, Resmi diger askeri birliklerde,  alaylarimizda da cok sayida Giresunlu bulunmaktaydi. … …   Samsun’dan Ankara’ya, Sakarya Savasi’na katilmak uzere yuruyerek hareket eden 42. ve 47. Gonullu Alaylar, silah ve techizat eksIkleri elden geldigince giderilmis olarak , Savasin kritik aninda, Mangal tepe muharebelerinde,  cepheye katilip, pek cogu Sehit olmaya, ama Vatanimizin uzerindeki kara bulutlari dagitmaya  gidiyorlardi.. Ustelik gonullu gidiyorlardi…
**********
Gunumuzde, Ulkemizi, Turkiye Cumhuriyeti’ni, Soyut savas ve  PsIkolojik savas yontemlerinin her imkanini kullanarak, icerden cokertmek isteyenler, ozellikle Kurtulus Savasi donemini, Mustafa Kemal ATATURK’u, Cumhuriyetimiz’in kurulus ilkelerini hedef alan dezanformasyon calismalari ile, Turk Ulusu’nu, tepkisiz ve inancsiz bir topluluk haline getirme gayretleri ; bilgi kirliligi, gercek olmayan ya da maksadini asan abartili teorilerle, satin aldiklari basin, yayin kuruluslari, etki ajanlari ve maasli acik casuslariyla devam etmektedirler. Amac bir firsatta Turkiye Cumhuriyeti’ni cokertmek, bolmektir. Esasen “ sessiz isgal “ yontemleriyle Ulkenin pek cok kurum ve zenginlikleri bugun bilindigi uzere yabancilarin eline gecmistir. Ancak biz bu Vatan’i ne sartlardan, sayisiz canlar, sehitler vererek kurmustuk. Ulus Devlet’imiz hedeftir. Oyunlari gene bozariz.. Bilimin aydinlik yolunda, ilgi duydugumuz konulara dogru bilgiye ulasarak ve Mustafa Kemal’in dedigi gibi “Gercekleri soylemekten korkmayarak”, Memleket sorunlari konusunda gercekten mucadele eden, ortak konularda farkliliklari bir tarafa birakip yan yana gelebilen teskilatlari  ve  orgutlu toplumu yukselterek , Umudu tuketmeyerek ,  daha demokratik, daha ozgur ;
TURK  insanina yakisir bir VATAN !..
Kutlu bir gundu ;   YIL  1919’du..  MAYIS’in 19’uydu ….
M.KOSE.. 18.05.1919 – SAMSUN
YARARLANILAN KAYNAKLAR :
(1)CAGLAR, Gunay, “ Ali Riza Pasa Hukumetinin Istifasi Uzerine Meclis-i Mebusan-i Osmaniye’ye Samsun ve Yoresinden Gonderilen Telgraflar. “

(2)MILLI MUCADELE’de Karadeniz Bolgesine Yonelik Ingiliz Faaliyetleri- Doc.Dr. MEHMET OKUR- Genelkurmay ATESE Yay.-Ankara-2006

(3) AYDOGAN, Erdal, ” Mustafa Kemal Pasa’nin Samsun Bolgesinde Jandarma Birlikleri Olusturma Faaliyetleri.”- 19 Mayis ve Milli Mucadele’de Samsun Sempezyumu-20-22 Mayis 1999-Bildiriler-

(4) KURT, Dr.Yilmaz, Pontus Meselesi, T.B.M.M.Kultur, Sanat ve Yayin Kurulu Yayinlari No: 68

(5) BALCIOGLU, Mustafa, 1.Dunya Savasi ve sonrasinda, Rumlar ve Topal Osman, Giresun Tarihi Sempozyumu -1996 )

(6)(Mustafa Balcioglu, Belgelerle Milli Mucadele Savasi’nda Ic Ayaklanmalar ve Merkez Ordusu, Ankara 1991, s.77.)

(7)M.S.Sari Bayraktaroglu, Osman Aga ve Giresun Usaklari Konusuyor, Ist.1975, s.151.

(8)Sakarya Sehidi Binbasi Huseyin Avni Bey-Tirebolulu Alparslan- Ismail Hacifettahoglu-Atlas Yayinlari- 1999

(9) .(MENTESOGLU, Erden, Yakin Tarihimizde Osman Aga ve Giresunlular, Yesilgiresun Gazetesi Yayinlari, Giresun 1997 – s.123. )

- 19 Mayis ve Milli Mucadele’de Samsun Sempozyumu- 20-22 Mayis 1999- Bildiriler -

 

Sponsorlu Bağlantılar

10 Kasım ile ilgili Yazı, Kısa 10 kasım yazıları, 10 kasım hakkında anlamlı güzel yazılar

Sonraki Sayfa »

Atatürk’ün Spor İle İlgili Özdeyişleri, Atatürk’ün Sporla İlgili Özlü Sözleri

Tek Yorum

  1. 11 Nisan 2012

    atatürk en sevdiğim lider

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Current ye@r *