Atatürk’ün Aşkları, Aşık Olduğu Kadınlar ve Sevgilileri

33 0
Sponsorlu Bağlantılar

Bu yazıda Atatürk’ün Aşkları, Aşık Olduğu Kadınlar ve Sevgilileri ile ilgili detaylı bilgi verilmiştir. Aşağıda Atatürk’ün eşi Latife Hanım, Atatürk’ün aşkı Fikriye, Atatürk’ün ilk aşkı, Atatürk’ün aşkları-Atatürk’ün bilinen ve bilinmeyen aşkları sizlere sunulmuştur.

Mustafa Kemal’den Bulgar tiyatroculara: “Sofya’da bir kızı çok sevdim, ama onu bana vermediler” .

Bulgar Miti Kovaçeva, Sofya’ya askeri ataşe olarak atanan Mustafa Kemal’le 1914’te tanıştı. Strauss’un ‘Güzel Mavi Tuna’ valsiyle başlayan ilişkileri, Miti’nin general babasının itirazı yüzünden sona erdi. Fakat Sofya’nın en güzel kızı, öldüğü güne kadar Mustafa Kemal’i sevdi.

Bulgaristan’a askeri ataşe olarak atanan Mustafa Kemal 27 Ekim 1913’de vardığı Sofya’daki ilk günlerini sıkıntı içinde geçirdi. Önceleri otelde kalan Mustafa Kemal daha sonra Alman asıllı Madam Hilda Christianus’un evine taşındı. Mustafa Kemal bir süre sonra elçiliğe yakın bir ev tuttu ve şehirden ayrılıncaya dek burada yaşadı.

ÇAR’LA OPERADA TANIŞTI

Türk asıllı Bulgar Milletvekili Şakir Zümre Sofya’ya alışamayan Mustafa Kemal’i bir gece Verdi’nin ünlü Aida operasının prömiyerine götürdü. Antrakta Bulgar Çarı Ferdinand’la tanışan Mustafa Kemal, opera bittiğinde büyülenmiş bir halde salonu terk etti. Aida’nın büyüsüne kapılanlar arasında eski Savunma Bakanı General Kovaçeva ve kızı Miti de vardı. Genç bekâr erkekler ise Aida’dan çok General Kovaçeva’nın öğrenimini İsviçre’de tamamlamış olan güzel kızı Miti’nin dikkatini çekmeye çalışıyorlardı. Mustafa Kemal ve Miti o gece birbirlerini fark etmediler ama Aida operası yaklaşık bir ay sonra yollarını kesiştirecekti…. Sofya’ya alışan ve çevresi giderek genişleyen Mustafa Kemal 1914 Şubat’ının ilk cumartesi günü Şehir Kulübü’nde General Kovaçeva ve ailesiyle tanıştı. Miti ve Mustafa Kemal’in “Güzel Mavi Tuna” valsı da işte bu tanışma gününde yaşandı. O gecenin hemen ertesinde Mustafa Kemal, General Kovaçeva’nın evine davet edildi. Türk zabitinin aileyle yakınlaşması, Miti ile daha fazla zaman geçirmesini sağladı. İkili sık sık Boris Parkı’ndaki buz pateni pistine, Çar Osvobodidov Bulvarı üzerindeki Bulgarya pastanesinegitmeye başladılar. Ancak kısa bir süre sonra bir tatsızlık yaşandı. Halk tiyatrosuna bilet almaya giden Miti’nin yolu gazi bir yüzbaşı tarafından çevrildi. Yüzbaşı babasıyla beraber Türklere karşı savaştıklarını hatırlatarak, Sofya’daki birçok kimsenin genç Türk zabitiyle yaşadığı ilişkiden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Olayın ardından eve kapanan Miti ve yaşananları duyan Mustafa Kemal, birkaç gün hiç konuşmadılar. Sonra ortak dostları devreye girdi ve Bulgarya pastanesinde yine buluştular. Sorunu konuşmadan çözmüşlerdi. 24 Mayıs’ta bir bayramı kutlaması için Askeri Kulüp’te düzenlenen balo, ikilinin tüm Sofya’ya meydan okudukları gece olarak akıllarda kaldı. Geceye yeniçeri kıyafetiyle katılan Mustafa Kemal, “en özgün kıyafet sahibi” seçildi. Mustafa Kemal, onuruna çalınan vals başlayınca tüm salonun bakışları arasında Miti’ye doğru ilerledi ve birlikte piste çıktılar. Başta Bulgar Çarı olmak bütün kalabalığın önünde herkese meydan okuyorlardı. Kısa bir süre sonra Miti ve Mustafa Kemal her zaman gittikleri Boris Parkı’nda bu defa gelecekleri üzerine konuşuyorlardı. Mustafa Kemal, Miti’ye klasik bir evlenme teklifinde bulunmadı. Aksine yaklaşan savaşlardan, Türkiye’nin gelenekleri ve diniyle farklı bir ülke olduğundan söz etti. Miti hepsini dinledi ve “Evet diyorum, ne olacaksa birlikte olsun” dedi. Miti evine gidip haberi annesine verdi. General Kovaçeva’nın bu işe hazırlanması gerekiyordu. Miti ve annesi mutfakta plan yaparken Mustafa Kemal’in geldiğini duydular. Klasik selamlaşmanın ardından ikierkek baş başa kaldılar. Mustafa Kemal Miti’yle evlenmek istediğini açıkladı. General Kovaçeva biraz daha beklemenin hepsi için daha iyi olacağı yanıtını verdi. Mustafa Kemal Miti ile görüşmeye devam etmelerine izin verilmesini istedi, General de bunu onayladı. General Kovaçeva kararı ertelemişti ama Sofya’da belirli bir çevrenin tek dedikodusu Miti-Mustafa Kemal ilişkisi olmuştu. Rahatsızlığı artan General Kovaçeva, Mustafa Kemal’e “Bu evlilik olmayacak ve artık Miti ile görüşmesiniz iyi olur” mesajını iletti. Mustafa Kemal derin bir sessizliğe gömüldü. Miti ve ailesiyle zaman zaman şehir kulübünde karşılaştılar ama birbirlerini görmezden geldiler.

SON BULUŞMA

General Kovaçeva kızını avukat Gergi Haciyordanov ile nişanlamaya karar verdi. Mustafa Kemal ise o günlerde Sofya’dan ayrılmaya ve cepheye gitmeye için hazırlanıyordu. Miti nişanlanırken Mustafa Kemal de bavullarını toplayıp İstanbul’a döndü… Bir yıl sonra Mustafa Kemal Çanakkale Zaferi ile tüm dünyanın tanıdığı bir isim olmuş, Miti ise zorla evet dediği nişanlısından ayrılmıştı. Sofya’ya dönen Mustafa Kemal General Kovaçeva’ya kararında bir değişiklik olup olmadığını sordu. Yanıt yine olumsuzdu ama general bu kez vedalaşmalarına izin vermişti. Miti ve Mustafa Kemal Bulgarya pastanesinde son kez buluştular. O bir saate bir yılın hasretini ve bundan sonra ayrı geçirecekleri yılların özlemini sığdırmaya çalıştılar. Mustafa Kemal’in Miti’ye son sözleri “Sana karşı hissettiklerim yaşamım boyu değişmeyecek” oldu.

Atatürk’ün İlk Aşkı

Balkan ülkelerine turist olarak giden Türkler, Atatürk’ün doğduğu, yaşadığı, öğrenim gördüğü mekanları da mutlaka ziyaret ediyor. Türk turistler Yunanistan’ın Selanik kentindeki Atatürk’ün doğduğu ev ile askeri eğitim aldığı Makedonya’nın Manastır (Bitola) şehrindeki Askeri İdadi binasını görmeden geçemiyor.

Tur şirketlerinin yanı sıra bireysel olarak Yunanistan’a giden Türk turistlerin büyük çoğunluğu mutlaka Selanik’teki Atatürk’ün doğduğu eve uğruyor.

Bugün müze olarak kullanılan Atatürk Evi’nin sorumlusu olan Canan Emin, Türk turistlere bir müze olarak düzenlenen evi gezdiriyor ve ayrıntılı bilgi veriyor.

Selanik’in Aya Dimitriya Mahallesi, Apostolu Pavlu Caddesi 75 numaradaki evin bitişiğinde Türk Konsolosluğu bulunuyor.

Tur şirketleriyle Selanik’e gelen Türk turistler için sorun olmamakla beraber, tur programını kendisi düzenleyen Türk turistler için Atatürk’ün doğduğu evi bulmak biraz güç. Çünkü, bir müze olarak düzenlenmiş olmasına rağmen Atatürk Evi’ne ilişkin, hiçbir turistik, kültürel tanıtım belgesinde bilgi yer almıyor.

Selanik’teki turizm kuruluşlarının, kültürel, tarihi ve arkeolojik anıtlara ilişkin broşürlerde yada turistik şehir haritasında Atatürk Evi’ne yer vermeyişleri ilginç karşılanıyor. Selanik’teki Atatürk Evi’nin bulunduğu bölgedeki cadde ve sokaklarda da yönlendirme tabelaları bulunmuyor.

Yalnızca binanın yan sokağa bakan cephesinde, kapının sağ köşesine 1933 yılında yerleştirilen, binanın, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün dünyaya geldiği ev olduğunu belirten, Türkçe, Elence ve Fransızca olarak, “Türk milletinin büyük müceddidi ve Balkan ittihadının müzahiri Gazi Mustafa Kemal burada dünyaya gelmiştir. İş bu levha Türkiye Cumhuriyeti’nin onuncu yıl dönümü münasebetiyle konulmuştur. Selanik, 29 Birinciteşrin 1933” yazılı mermer bir plaka göze çarpıyor.

Manastır’daki Askeri Okul

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1896-1899 yılları arasında öğrenim gördüğü Makedonya’nın Manastır (Bitola) kentindeki Askeri İdadi de Türk turistlerin önemli uğrak yerleri arasına girdi.

Bugün Manastır Kültür Müzesi olarak kullanılan okul binasının birinci katında düzenlenen anı odasında, Atatürk’ün balmumu heykeli, büstü ve bazı kişisel eşyalarıyla, hayatı, katıldığı savaşlar, devrimleri, veciz sözlerini içeren bilgiler, fotoğraflar ve Atatürk ile ilgili Türkçe ve diğer dillerde yayımlanmış kitap, broşür ve dergiler sergileniyor.

Müze görevlisi, ziyaretçiler geldiğinde, yönetmenliğini Fuat Çağlar’ın yaptığı Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlanan “Güneşin Adı: Mustafa Kemal” isimli kısa filmi de hemen gösterime sokuyor.

Işıklı parolarla Büyük Taarruz, Sakarya Meydan Muharebesi, Çanakkale Savaşı Türkçe, İngilizce ve Makedon dillerinde anlatılıyor.

Atatürk’ün, eğitimi sırasında aldığı notların da sergilendiği odada, ziyaretçilerin duygu ve düşüncelerini ifade ettikleri anı defteri de bulunuyor.

Anı Odası’nı gezen Türk turistler, duygu ve düşüncelerini de Anı Defteri’ne yazıyor.

Atatürk’ün İlk Aşkı Eleni’nin Gözyaşları

Atatürk Anı Odası’nı gezenlere müze görevlisi tarafından bir aşk mektubu veriliyor. Atatürk’ün Askeri İdadi’de öğrenci olduğu dönemdeki “İlk aşkı” Eleni’nin yazdığı mektup…

Bir Rum iş adamının kızı olan Eleni ile Mustafa Kemal’in evlenmesine önce Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın izin vermediği, daha sonra da babasının Eleni’yi kahyasıyla evlendirdiği anlatılıyor.

Eleni’nin Müzede Dağıtılan ve Atatürk’e Hitaben Yazdığı Aşk Mektubu Şöyle:

 “Çok seneler geçti, ben halen her gün senden haber bekliyorum. Herhangi bir zamanda mektubumu alırsan, beni hatırla. Kağıttaki gözyaşlarımı görebileceksin. Yıllar ve olaylar geçiyor, seninle ilgili çok şeyler konuşuluyor. Mektubumu okurken, başka kadını seviyorsan, mektubumu yırt.

Manastırlı Eleni Karinte, bir gün tanıdığı ve aşık olduğu adama bütün ömrünü harcamıştır. Benim seni sevdiğim kadar, o kadını o kadar çok seviyorsan, kendisine hiçbir şey söyleme, senin kadar mutlu olmasını diliyorum. Fakat, balkondaki kızı hatırlıyorsan ve başkasını sevmiyorsan, seni beklediğimi ve ömrüm boyunca bekleyeceğimi bilmeni istiyorum.

Döneceğini, beni unutmayacağını biliyorum. Babam vefat etti. Beni senden ayırdığından tam bir yıl geçti, beni eve kapattı ve bir ay çıkmama izin vermedi. Ağladım, biliyorum ki tüm kilitleri ve hapisleri boşuna harcadı.

Beni evlendirecekleri adamı sadece bir kez gördüm ve kendisi bana onu sevebileceğimi söyledi. Ben kendisine, ‘Hayır, ben sadece ilk aşkımı seviyorum’ dedim. Babam beni hiç bir zaman affetmedi ve ben de kendisini affetmedim. O zamanlardaki gibi artık genç ve güzel değilim.

Ebediyen seni seven ve seni bekleyen, Eleni Karinte’n.”
Etiketler: atatürkün aşkı, atatürkün ilk aşık olduğu kadın, atatürkün aşkları, atatürkün aşkı,

Atatürk’ün aşkı Fikriye

Fikriye kimdir?

Fikriye Atatürk’e aşık mıydı?

Atatürk’ün Fikriye’ye verdiği değer…

Atatürk’ün gizli aşkı Fikriye’miydi?

 

Bütün bu bilinmeyen sorulara Atatürk’ün Yaveri Salih Bozok bakın nasıl açıklık getiriyor.

 

Atatürk’ün Yaveri Salih Bozok Anlatıyor;

Fikriye Hanım, Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın ikinci kocasının kardeş çocuğu idi. Bir aile yakınlığı olduğundan, Fikriye, zaman zaman Zübeyde Hanım’ın yanında kalıyor ve tabii Mustafa Kemal Paşa ile birlikte bulunuyormuş…

Akaretler’deki evlerinde hemen hep bir arada bulunmuşlar. Zübeyde Hanım Fikriye’yi sever, ama kızı Makbule, nedense Fikriye’den bir türlü hoşlanmazmış!.. İkide bir kapışırlar, Zübeyde Hanım araya girer, Fikriye bir süre evden uzaklaşır, sonra yine birlikte olurlarmış…

Bu arada Fikriye’yi bir Mısırlı zengin istemiş… Ailesi düşünmüşler, taşınmışlar, sonra vermişler Fikriye Hanım’ı… Fakat Fikriye, Mısırlıların hareminde yaşamaya bir türlü razı olmamış.. Bir süre beraberlikten sonra, Mısır’dan ayrılmış ve İstanbul’a gelmiş… İstanbul’a geldikten sonra yine Akaretler’deki evde birlikte yaşamaya başlamışlar…

O sıralar Mustafa Kemal Paşa da İstanbul’da olduğu için, hep beraber oldukları da olurmuş… Şişli’deki evin işlerini de el altından uzun bir süre, Fikriye çekip çevirmiş…

Kuvayi Milliye’yi örgütlemek ve yurdun üstüne leş gibi uzanan Yunanı denize dökmek için Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’ya geçince Paşa’nın çamaşır, yatak, çarşaf gibi kirlileri yıkayacak, elbiselerini ütüleyecek birine ihtiyacı olmuş…

Eli bu işlere yatkın Bekir Çavuş adlı biri vardı; bütün bu çeşit ev hizmetlerini o görürdü. Ben Ankara’ya geldiğim zaman bu işlerde Bekir Çavuş’u buldum.

Mustafa Kemal Paşa’nın Selanik günlerinden dostu Mithat Bey vardır, Ankara’ya geldi.

Paşa ile çok yakın arkadaşlığı olduğu için, bir ara kendisine ev işlerini çekip çevirecek bir kadına ihtiyacı olduğunu hatırlatmış. Paşa da adam bulamadığını söyleyince Mithat Bey, “Niçin Fikriye’yi Ankara’ya getirtmediğini” sormuş. Gerçekten Fikriye, biçilmiş kaftan gibi bu işe uygun kadındı. Mithat Bey, bunu kendisine iş edindi ve bir gün Fikriye Hanım’la birlikte Ankara’ya çıkageldi.

Bu gelişi Mustafa Kemal Paşa’dan başka herkes yadırgadı. Bunca erkeğin arasında tek bir İstanbullu kadının barınabileceğine, hiçbir Allah’ın kulu inanmıyordu. Hele Bekir Çavuş, ateş püskürmekteydi!.. O zamana kadar Mustafa Kemal Paşa’nın bütün işlerini o yürütürken, bir kadının gelip işlerini elinden alması ve oğlu gibi bağlandığı Mustafa Kemal Paşa’dan kendisini uzaklaştırması benimsenecek iş değildi!.. Kıyametler koptu. Ben kendi kendime bu Fikriye Hanım’ın bir süre sonra İstanbul’un kısa yolunu sormaya başlayacağına inanıyordum…

Fakat olaylar hiç de beklediğimiz gibi gerçekleşmedi…

Bir kere Fikriye Hanım, Bekir Çavuş’u işinden uzaklaştıracağına, Bekir Çavuş’un emrine girmiş göründü. Bekir Çavuş, çoktandır arayıp da bulamadığı yardımcıyı görünce, Fikriye’ye dört elle sarıldı. Sökükleri Fikriye dikiyor, yemekleri Fikriye yapıyor, bulaşıkları Fikriye yıkıyor; fakat sofrayı Bekir Çavuş kuruyor, sabah kahvesini Paşa’ya Bekir Çavuş götürüyor, Paşa’yı Bekir Çavuş giydiriyordu. Adeta Bekir Çavuş bir derece terfi etmiş gibi bir şey oldu…

 

…Fikriye kadınlar için ortadan az uzun, ince, kara gözlü, kara kaşlı, aydınlık yüzlü bir kadındı.

 

Güzelden fazla, alımlı idi…

 

İstediği zaman kişiliğini insana duyurur, istediği zaman odanın içinde varlığı bile fark edilmezdi.

 

Bu marifet, çok az insanda, hele çok az kadında vardır. Paşa’nın yalnız ihtiyaçlarını karşılamıyor, ona arkadaşlıkta ediyordu. Nitekim, Mustafa Kemal Paşa, çeşitli zamanlarda, özellikle sabahları Fikriye’yi yanına alarak yürüyüşe çıkar ve bu yürüyüşlerden çok hafiflemiş olarak dönerdi.

 

…Velhasıl Fikriye Ankara’nın çorağında açmış bir akgül gibiydi… Herkes onu görüyor, beğeniyor, fakat kimse koklamaya ve koparmaya cesaret edemeden, ona saygı ve sevgi ile bakıyordu…

 

…savaş günlerinin bütün mahrumiyetlerine, tehlikelerine, heyecanlarına, fırtınalarına rağmen; Çankaya, Fikriye Hanım’ın sayesinde hiç güneşsiz kalmadı!..

Ama, Türk ordularının İzmir’e varmasıyla birlikte, Fikriye Hanım’ın Çankaya’ya kocaman bulutlar yığılmaya başlamış… Önce kadınsı bir sezgiyle İzmir’den kuşkulanmış; hele Latife Hanım’ın adı gazetelere geçince, Fikriye Hanım’lı Çankaya, sofrasız akşamlar yaşamaya başlamış!..

Zaten halkın, “ince hastalık” dediği ciğer tüberkülozu çekiyordu…

Bu olayların getirdiği keder ve endişe, hastalığı daha da kamçıladı. Münih’te bir sanatoryuma tedavi için gönderildi…

Dönüşünü, Çankaya’ya kabul edilmeyişini, beni arayışını ve Çankaya’dan dönerken, faytonda kalbine bir kurşun sıkışını anlatmaya dilim varmıyor…

Bugün düşünüyorum da, Latife ortaya çıkmasaydı, acaba Fikriye için Mustafa Kemal Paşa ile evlenme ümidi var mıydı?.. Hayır, böyle bir ihtimal yine de yoktu, sanırım…

 

…Bugün, bütün duygulardan sıyrılmış olarak olaylara bakabildiğim için, düşüncelerimin daha doğru olduğu muhakkaktır. Fakat, o günlerde de olaylara bakışımda büyük yanılgılar olmadığını görmek, bana zevk ve güven veriyor. Bu gerçekçi bakışı da kendime değil Mustafa Kemal Paşa’ya borçlu olduğumu biliyorum…

 

Alıntı:İki Aşk Arasında Atatürk

Atatürk’ün eşi Latife Hanım

Atatürk’ün Latife Hanım’la tanışması

 

Kurtuluş Savaşı’nın son anlarında Türk Ordusu İzmir’e girmiş, düşman son anlarını yaşamaktadır. Ancak İzmir, alev alev yanmakta ve yağmalanmaktadır.

 

Atatürk’ün Yaveri Salih Bozok anlatıyor:

 

…Bütün çalışmalara rağmen yangının önü alınamadı. Elverişli rüzgarında etkisi ile kısa bir zamanda büyüdü ve bir kolu Kordon’u silip süpürerek Mustafa Kemal Paşa’nın oturduğu eve kadar dayandı. İsmet ve Fevzi paşalar çoktan karargahlarını boşaltmışlar, yangından uzakça başka yerlere çekilmişlerdi. Ben, Mustafa Kemal Paşa’ya hatırlattıkça, o pencereden yangına bakıyor:

 

– Görmüyor musun, daha çok uzakta… Bize gelene kadar işimizi bozmayalım. Hem rüzgarın başka yöne sürüklemeyeceğini nerden biliyorsun?.. diyor, işini sürdürüyordu.

 

Sonunda Fevzi ve İsmet paşalar geldiler ve karargahın yerini değiştirmesi gerektiğini sıkça söyleyince, bana, “hazırlığın ne olduğunu” sordu.

 

– En uygunu, Uşşakizadelerin köşkü Paşam. Gereken hazırlıkları yaptım. İçinde yaşlı bir kadın olan Uşşakizadelerin büyükannesi ile, küçük kızları var. Onların bölümleri ayrı… Ne bizim onları, ne de onların bizi rahatsız etmeleri olasılığı söz konusu olur, dedim.

 

Paşalarda uygun görünce, Mustafa Kemal Paşa:

 

– Pekala, hemen taşınalım ve işimize koyulalım… dedi. Hemen o gece taşındık…

 

Latife Hanım’ın Mustafa Kemal Paşa’yı ve yanındakileri karşılaması

 

– İzmir’i teşrifinizle Türk Milleti muradına erdi. Evime şeref vermenizle, ben muradıma ermiş bulunuyorum… Hoşgeldiniz Paşam! Hoş geldiniz Paşalarım!.. Bu gecenin minnettarlığını ömrümün sonuna kadar taşıyacağım…

 

Böyle karşıladı evinin kapısında, Uşşakizade Latife Hanım, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını!..

 

Paşa, biraz şaşarak, biraz da hoşlanarak dinledi bu sözleri kapıda; sonra beraberindeki İsmet ve Fevzi paşalara dönüp:

 

– Girelim! dedi.

 

Haftalar ilerledikçe Uşşakizade Latife Hanım ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki samimi görüşmeler nihayet derin bir sevgiye dönüşür

 

Mustafa Kemal Paşa ve Latife Hanım evleniyorlar

 

…1923 yılının 29 Ocağında İzmir Göztepe’deki Uşşakizade Muammer Bey’in köşkünde Gazi Mustafa Kemal Paşa bir çay veriyordu. Bu çaya İzmir’in bazı ileri gelenleri ile, İzmir’de bulunan Mustafa Kemal Paşa’nın arkadaşları, Uşşakizadelerin yakın akrabaları çağırılmıştı.

 

Kimsenin nikahtan haberi yoktu!.. Hatta İzmir Kadısı nikah için çağırıldığını, köşke geldikten sonra benden öğrenmişti. Gazi Paşa “böyle olsun” istemişti… Böyle de yapıldı!..

 

Değişen Latife Hanım ve tartışmalar

 

Evlilik, Mustafa Kemal Paşa’nın hayatında hemen hiçbir şey değiştirmemişti… Fakat Uşşakizade Latife, Latife Mustafa Kemal olunca, gözle fark edilecek kadar değişti. Kendisini bunca desteklediğim ve evliliğini az çok bana borçlu olduğu halde, bana bile biraz yukardan bakıyor, buyruklarının hemen yapılması konusunda titizleniyor, bazen de hırçınlaşıyordu…

 

…Birinci TBMM, kendisini feshedip yeni seçimlere gidilince, Mustafa Kemal Paşa bir yurt gezisine çıkmayı kararlaştırdı. Gezi Konya, Adana, Mersin’i kapsıyordu.

 

Geziye Mareşal üniformasıyla çıkıyor, yanına karısınıda alıyordu. Gezinin politik amaçları olmasa Gazi Paşa, sivil elbiseleri üstünden çıkarmaz, tantanalı Mareşal elbisesiyle görünmeye karar vermezdi…

 

…Latife’nin yol boyu neşesizliği hemen herkesin dikkatini çekmişti. Mustafa Kemal Paşa bana bir aralık:

 

– Nesi var?.. Kaygılı görüyorum!.. dedi.

 

Ben önemsemedim:

 

– Yol yorgunluğudur Paşam… Bir süre sonra o da bizim gibi alışır!..

 

Ama, Latife’de, yol yorgunluğundan öte bir huzursuzluk vardı. Ne olduğunu bir türlü anlayamadık!

 

Yurt gezisi sırasında aralarında birkaç tartışma yaşanır

 

…Bu geziden sonra Latife, “milletvekili olacağım” diye tutturdu. Kadınların seçme ve seçilme hakkı yoktu ve elbet seçilemezdi!.. Fakat Gazi Paşa’yı sıkıştırıyor, kadınlara oy hakkı tanınmasını ve seçme hakkı ile birlikte seçilme hakkının da verilerek milletvekili olmasının sağlanmasını istiyordu!..

 

Bir zaman bunu sorun yaptı…Küstü yemeklere inmedi, konukları karşılamadı, tepindi; ve seçimlerden sonra, hiç bir şey olmamış gibi günlük hayatını sürdürmeye başladı…

 

Uzun süren hoş olmayan hadiselerin ardından, Mustafa Kemal Paşa ve Latife Hanım’ın evliliği sona erer

 

Türkiye Cumhuriyeti Cumhur Başkanı Mustafa Kemal Paşa ile Uşşakizade Muammer Bey’in kızı Latife Hanım arasındaki evlilik, işte 2 yıl 6 ay, 4 gün sürdükten sonra, 25 Ağustos 1925 tarihinde göz yaşlarıyla ıslanarak böyle sona erdi…

Atatürk’ün Aşkları – Atatürk’ün aşık olduğu kadınlar

Atatürk’ün bilinen ve bilinmeyen aşkları…

 

Atatürk’ün iki aşkı olduğunu bilinir; birincisi Fikriye, diğeri Latife Hanım ancak…

Münir Hayri Egeli ile 1937 yılında kaleme aldığı ve yeni ortaya çıkarılan “Ben Bir İnkıláp Çocuğuyum” adlı filmin senaryosunda Atatürk; Emine, Hatice, Makedonyalı Eleni ve Naciye’den de bahsediyor. Atatürk’ün bu senaryosu yakında filme çekilecek

Mustafa Kemal Atatürk’ün geçen hafta bilinmeyen bir yönü, bir film senaryosu yazdığı ortaya çıktı. Atatürk bu senaryoyu dönemin sinemayla ilgilenen en ünlü siması Münir Hayri Egeli’nin yazdığı senaryo üzerinde kendi el yazısıyla tashih ve yazıya uzun eklemeler yapmış. Tarihçi-yazar İsmet Bozdağ senaryonun varlığını doğruluyor ancak senaryoyu Atatürk’ün değil, Münir Hayri Egeli’nin yazdığını iddia ediyor. Ama Milli Kütüphane’de Atatürk’ün 1937 tarihli vasiyetinde senaryonun filme çekilmesini istemiş. Bütün masrafların da kendisi tarafından karşılanacağını belirtmiş. Ancak Atatürk’ün bir yıl sonra hayattan ayrılmasıyla senaryo da hayata geçememiş.

Münir Hayri Egeli bu senaryonun varlığından 1954’te yazdığı Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk kitabında bahsetmiş. Fakat bu detay herkesin gözünden kaçmış. İşte bu detaya araştırmacı-yazar İlknur Güntürkün Kalıpçı ulaşmış. Şimdi Atatürk’ün vasiyetinin yerine getirilmesi için bu senaryo filme çekilecek. Filmde Atatürk’ün 1927-1938 yılları arasında politik kişiliğinden çok aşkları ve insani yönü anlatılacak.

Dört aşk hikayesi var

Filmin adı belli: “Ben Bir İnkıláp Çocuğuyum” Yönetmeni de belli: Biray Dalkıran. Bu hafta gösterime giren “Cennet” filmiyle adı gündeme gelen yönetmen Biray Dalkıran, Atatürk’ün vasiyeti olan bu filmi çekecek olmaktan dolayı çok mutlu. İlknur Kalıpçı kendisine projeden bahsettiğinde çok heyecanlanan Dalkıran ‘Atatürk’ün senaryonun filme çekilmesini vasiyet ettiğini öğrendiğimde ‘Bu filmi kesinlikle ben yapmalıyım’ dedim.’ ‘Bu vasiyeti yerine getirecek olmak benim için büyük bir gurur’ diyor.

Herkes gibi kendilerinin de Mustafa Kemal’i sadece devlet adamlığı ve askerliğiyle tanıdıklarını anlatan Dalkıran ‘Meğer bilmediğimiz pek çok yönü varmış. Bizim de senaryoda en çok özel hayatı ilgimizi çekti. Herkes Atatürk’ün iki aşkı olduğunu bilir ama meğer dört aşkı daha varmış. MeselaEmineHatice, Makedonyalı EleniNaciye varmış. Kitapta ondan da bahsetmiş. Zaten filmi de bu aşk hikayesiyle başlatmak istiyoruz’ diyor.

Film beni bitirebilirde

Filmin çekimlerine bir ay sonra başlanacak. Bu proje için 8-10 milyon dolar gibi büyük rakamlar gözden çıkarılmış. Bu paranın büyük bir kısmını Sarı Zeybek projesine destek olan Türkiye Sivil Toplum Kuruluşları Konfederasyonu Genel Başkanı Hasan Ekşi karşılayacak.

‘Başrol oyuncusu belli oldu mu?’ diye sorduğumuz Dalkıran Atatürk’ü oynayacak kişiyle ilgili kriterlerini şöyle anlatıyor: ‘Ünlü biri olması konusunda da ısrarcı değiliz. Sonuçta Atatürk’ün belli kıstasları var. Duruşu, hareketleri, mimikleri, dudak hareketleri gibi… Mesela Haluk Bilginer düşündüğümüz isimler arasında. Tabii önceden Atatürk’ü canlandırmış kişiler de listemizde yer alıyor.’

Dalkıran çekeceği filme güveniyor ama kariyerini de düşünmüyor değil: ‘Bu film direkt kariyerimle ilgili. Bundan önce birçok film, belgesel, klip ve reklam filmleri çektim. Ama bu film bambaşka ve hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Bu film başarısız olursa kariyerim biter’ diyor.

Asker dediler Atatürk’e kız vermediler

Senaryoda Atatürk’ün komşu kızı Hatice’ye de aşık olduğu yazılı. Hatta Atatürk ile birlikte senaryoyu kaleme alan Münir Hayri Egeli’nin anlatımına göre, Hatice Hanım bir kış gecesi Egeli’nin ısrarlarına dayanamayarak hikayesini şöyle anlatmış:

‘Selanik’te Zübeyde Teyzelere yakın oturuyorduk. Mustafa Bey’i çocukluğumdan beri kapımızın önünden geçtikçe görürdüm. Naciye isminde bizden çok büyük bir kız arkadaşımız onun her geçişinde pencereye koşar onu seyrederdi. Arkadaşlarla karar verdik, ilk fırsatta Naciye Abla’nın sevgisini Mustafa Bey’e duyuracaktık. Zübeyde Teyzelere de sık sık gittiğim için bu işi bana verdiler. O gün evlerine gittim ve sofadan geçerken bir saksı içinde kırmızı karanfiller gördüm. Hemen birini kopardım, Mustafa Bey’in odasına girdim. Masanın üzerinde bir tarih kitabı vardı. Hemen karanfili kitabın açık sayfasına koydum. Mustafa Bey geldi. Annemin ve annesinin ellerini öptü. Çiçekten dolayı çok heyecanlı idim. Mustafa Bey benim heyecanlı olduğumu hissetti ve dikkatlice gözlerime baktı. Daha sonra derslerinin olduğunu söyleyip odasına çıktı. Birdenbire Mustafa Bey’in merdivenlerden indiğini ayak seslerinden anladım. ‘Bu çiçeği benim kitabımın arasına kim koydu?’ diyecek gibi geliyordu. Mustafa Bey odanın kapısında göründü. Gözlerimle ben ettim sen etme der gibi ona baktım. Oda bana o manalı mavi gözleriyle bakıyordu. Mustafa Bey bir arkadaşını görmek için tekrar dışarı çıkacağını söyledi ve gitti. O günden sonra ne Zübeyde Teyzelere gidiyordum ne de Mustafa Bey’in görünebileceği yerlere uğrayabiliyordum. Bir gün evdeki büyütmeden Zübeyde Teyze’nin beni Mustafa Bey’e istediğini öğrendim. Annem askerler hep uzaklara giderler, ben kızımdan uzaklaşamam düşüncesiyle işi sürüncemeye sürmüş. Mustafa Bey Harbiye’den erkanıharp yüzbaşısı olarak çıktığın da tekrar beni istedi. Ama annem yine fikrinden vazgeçmedi ve beni başka biriyle söz kestirdi.’

İlk göz ağrısı Emine’ydi

Mustafa Kemal Atatürk’ün özel hayatında genelde Fikriye ve Latife Hanım’ın adı geçiyor. Latife Hanım 1923-1925 yılları arasında Atatürk ile evliydi. Atatürk ile birbirine aşık olduğu söylenen Fikriye Hanım’ın ise aşkına karşılık bulamadığı için 1924 yılında Çankaya Köşkü önünde silahla intihar ettiği belirtiliyordu. Ama senaryoya göre Atatürk’ün hayatında bir de Emine var. Münir Hayri Egeli’nin Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk kitabında ve senaryoda Atatürk’ün ilk ve son aşkının Selanik Merkez Kumandanı Şevki Paşa’nın kızı Emine Hanım olduğu yazıyor. Atatürk ölümüne kadar kız kardeşi Makbule Hanım vasıtasıyla ondan haber aldığında mutlu olmuş, evlenmediğini öğrendiğinde çocuklar gibi neşelenmiş. Hatta çok sevdiğini söylediği Eminem şarkısını da bu yüzden çok severmiş ve şarkı her çalındığı ortamda iştirak edip kimi zaman gözlerinden yaş gelirmiş.

Mustafa Kemal Selanik’ten ayrılırken Emine Hanım’ın ‘Harbiye’ye ne zaman gidiyorsun?’ yazdığı nota şöyle cevap vermiş: ‘Bu dakikada vapura gidiyorum. Bu an-i mes’um bize kan ağlatacak. Bendeniz sizi unutmayacağıma vicdanen yemin eder, sizden de aynı vefayı beklerim, allahaısmarladık. Mustafa Kemal’

‘Bu senaryonun ruhuna sadık kalınması elzem’

Filmin senaryosunu Atatürk ile yazan Münir Hayri Egeli 1904’te İstanbul’da doğdu. Çeşitli okullarda öğretmenlik ve müdürlük görevlerinde bulundu. Milli Temsil Akademisi (Devlet Tiyatrosu) ve film rejisörlüğü de yaptı.

Egeli, kitabında senaryonun yazılma kararının nasıl alındığını özetle şöyle anlatmış: ‘Birgün beni Çankaya’dan çağırttılar. Atatürk kütüphanedeydi. ‘…şirketinden bir mektup aldım. İnkılábımıza dair film yapmak istiyorlar. Bu bizim işimiz olmalı. Bu senaryo benim hayatımla mesela bir öğretmenin hayatını muvazi olarak yürütmelidir’ dedi ve ‘Senaryo düşün’ emrini verdi. Senaryoyu iki gün sonra yaverine verdim.

Atatürk senaryoyu okumuş ve sayfa sayfa tashih etmiş, birçok yerine de uzun uzun eklemeler yapmıştı. ‘Bu senaryonun film olması neye mütevakkıf?’ diye sordu. Bir bütçe yaptım verdim. Beni rejisörlük öğrenmem için Almanya ve İtalya’ya gönderdi. Döndüğümde Atatürk ‘Şimdi senaryoyu bir daha gözden geçirelim. Düzeltmeden sonra iyi bir film olur’ dedi. O dönemde rahatsızlandı. Senaryonun sonun da şu cümleler onun son emriydi: ‘Bu senaryonun ruhuna sadık kalınması elzemdir.’

Metnin orijinalini de arıyorlar

Atatürk’ün filmle ilgili vasiyeti Milli Kütüphane’nin kasasında saklıydı. Filmin ekibi geçen hafta senaryonun orijinalini bulmak üzere Ankara’ya Milli Kütüphane’ye gitti. Onlara Milli Kütüphane Başkanı Tuncel Acar yardımcı oldu. Kütüphanede bulunan kasada Atatürk ile ilgili belgeleri sakladıklarını, ekibe de belgelerin dijital kopyasını gösterdiklerini söyleyen Acar ‘Ancak senaryonun orijinali bizde değil’ diyor. Film ekibi şimdi Çankaya Köşkü ve Anıtkabir’den gelecek yanıtı bekliyor.

Filmin yapımcı-organizatörü Arif Ekşi Ankara’ya giderek senaryoyu araştıran ekipte yer almış. Ekşi ‘Bizim için Münir Hayri Egeli’nin Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk adlı kitabında yazılanlar yeterli. Çalışmalara da başladık. Ama yine de senaryonun orijinalini arıyoruz’ diye konuşuyor.

Kapıyı açan Münir Hayri’nin kitabı oldu

 

Bundan 18 yıl önce ‘Atatürk’ün elinin dokunmadığı bir alan var mı?’ diyerek kolları sıvayan araştırmacı-yazar İlknur Güntürkün Kalıpçı bulduğu bir belgede yazanlar üzerine Münir Hayri Egeli’nin 1954’te yazdığı Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk adlı kitaba ulaşmış. Böylece Mustafa Kemal’in yazdığı bir senaryo olduğunu öğrenmiş. Kalıpçı ‘Münir Hayri Egeli kitapta net olarak senaryoyu 1937 yılında Çankaya’da yazdıklarını anlatmış’ diyor. Senaryoda Ata’nın genellikle insani yönünün anlatıldığını da söyleyen Kalıpçı ‘Atatürk’ün bilinmeyen yönlerini öğreneceksiniz. Bu senaryoda ağlaması, kızması, aşk hayatı da anlatılıyor’ diyor.

 

Atatürk’ün aşkları…(Miti Kovaçeva&Latife Hanım)

Mustafa Kemal’den Bulgar tiyatroculara: “Sofya’da bir kızı çok sevdim, ama onu bana vermediler”
Bulgar Miti Kovaçeva, Sofya’ya askeri ataşe olarak atanan Mustafa Kemal’le 1914’te tanıştı. Strauss’un ‘Güzel Mavi Tuna’ valsiyle başlayan ilişkileri, Miti’nin general babasının itirazı yüzünden sona erdi. Fakat Sofya’nın en güzel kızı, öldüğü güne kadar Mustafa Kemal’i sevdi.

Bulgaristan’a askeri ataşe olarak atanan Mustafa Kemal 27 Ekim 1913’de vardığı Sofya’daki ilk günlerini sıkıntı içinde geçirdi. Önceleri otelde kalan Mustafa Kemal daha sonra Alman asıllı Madam Hilda Christianus’un evine taşındı. Mustafa Kemal bir süre sonra elçiliğe yakın bir ev tuttu ve şehirden ayrılıncaya dek burada yaşadı.

ÇAR’LA OPERADA TANIŞTI

Türk asıllı Bulgar Milletvekili Şakir Zümre Sofya’ya alışamayan Mustafa Kemal’i bir gece Verdi’nin ünlü Aida operasının prömiyerine götürdü. Antrakta Bulgar Çarı Ferdinand’la tanışan Mustafa Kemal, opera bittiğinde büyülenmiş bir halde salonu terk etti. Aida’nın büyüsüne kapılanlar arasında eski Savunma Bakanı General Kovaçeva ve kızı Miti de vardı. Genç bekâr erkekler ise Aida’dan çok General Kovaçeva’nın öğrenimini İsviçre’de tamamlamış olan güzel kızı Miti’nin dikkatini çekmeye çalışıyorlardı. Mustafa Kemal ve Miti o gece birbirlerini fark etmediler ama Aida operası yaklaşık bir ay sonra yollarını kesiştirecekti…. Sofya’ya alışan ve çevresi giderek genişleyen Mustafa Kemal 1914 Şubat’ının ilk cumartesi günü Şehir Kulübü’nde General Kovaçeva ve ailesiyle tanıştı. Miti ve Mustafa Kemal’in “Güzel Mavi Tuna” valsı da işte bu tanışma gününde yaşandı. O gecenin hemen ertesinde Mustafa Kemal, General Kovaçeva’nın evine davet edildi. Türk zabitinin aileyle yakınlaşması, Miti ile daha fazla zaman geçirmesini sağladı. İkili sık sık Boris Parkı’ndaki buz pateni pistine, Çar Osvobodidov Bulvarı üzerindeki Bulgarya pastanesinegitmeye başladılar. Ancak kısa bir süre sonra bir tatsızlık yaşandı. Halk tiyatrosuna bilet almaya giden Miti’nin yolu gazi bir yüzbaşı tarafından çevrildi. Yüzbaşı babasıyla beraber Türklere karşı savaştıklarını hatırlatarak, Sofya’daki birçok kimsenin genç Türk zabitiyle yaşadığı ilişkiden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Olayın ardından eve kapanan Miti ve yaşananları duyan Mustafa Kemal, birkaç gün hiç konuşmadılar. Sonra ortak dostları devreye girdi ve Bulgarya pastanesinde yine buluştular. Sorunu konuşmadan çözmüşlerdi. 24 Mayıs’ta bir bayramı kutlaması için Askeri Kulüp’te düzenlenen balo, ikilinin tüm Sofya’ya meydan okudukları gece olarak akıllarda kaldı. Geceye yeniçeri kıyafetiyle katılan Mustafa Kemal, “en özgün kıyafet sahibi” seçildi. Mustafa Kemal, onuruna çalınan vals başlayınca tüm salonun bakışları arasında Miti’ye doğru ilerledi ve birlikte piste çıktılar. Başta Bulgar Çarı olmak bütün kalabalığın önünde herkese meydan okuyorlardı. Kısa bir süre sonra Miti ve Mustafa Kemal her zaman gittikleri Boris Parkı’nda bu defa gelecekleri üzerine konuşuyorlardı. Mustafa Kemal, Miti’ye klasik bir evlenme teklifinde bulunmadı. Aksine yaklaşan savaşlardan, Türkiye’nin gelenekleri ve diniyle farklı bir ülke olduğundan söz etti. Miti hepsini dinledi ve “Evet diyorum, ne olacaksa birlikte olsun” dedi. Miti evine gidip haberi annesine verdi. General Kovaçeva’nın bu işe hazırlanması gerekiyordu. Miti ve annesi mutfakta plan yaparken Mustafa Kemal’in geldiğini duydular. Klasik selamlaşmanın ardından ikierkek baş başa kaldılar. Mustafa Kemal Miti’yle evlenmek istediğini açıkladı. General Kovaçeva biraz daha beklemenin hepsi için daha iyi olacağı yanıtını verdi. Mustafa Kemal Miti ile görüşmeye devam etmelerine izin verilmesini istedi, General de bunu onayladı. General Kovaçeva kararı ertelemişti ama Sofya’da belirli bir çevrenin tek dedikodusu Miti-Mustafa Kemal ilişkisi olmuştu. Rahatsızlığı artan General Kovaçeva, Mustafa Kemal’e “Bu evlilik olmayacak ve artık Miti ile görüşmesiniz iyi olur” mesajını iletti. Mustafa Kemal derin bir sessizliğe gömüldü. Miti ve ailesiyle zaman zaman şehir kulübünde karşılaştılar ama birbirlerini görmezden geldiler.

SON BULUŞMA

General Kovaçeva kızını avukat Gergi Haciyordanov ile nişanlamaya karar verdi. Mustafa Kemal ise o günlerde Sofya’dan ayrılmaya ve cepheye gitmeye için hazırlanıyordu. Miti nişanlanırken Mustafa Kemal de bavullarını toplayıp İstanbul’a döndü… Bir yıl sonra Mustafa Kemal Çanakkale Zaferi ile tüm dünyanın tanıdığı bir isim olmuş, Miti ise zorla evet dediği nişanlısından ayrılmıştı. Sofya’ya dönen Mustafa Kemal General Kovaçeva’ya kararında bir değişiklik olup olmadığını sordu. Yanıt yine olumsuzdu ama general bu kez vedalaşmalarına izin vermişti. Miti ve Mustafa Kemal Bulgarya pastanesinde son kez buluştular. O bir saate bir yılın hasretini ve bundan sonra ayrı geçirecekleri yılların özlemini sığdırmaya çalıştılar. Mustafa Kemal’in Miti’ye son sözleri “Sana karşı hissettiklerim yaşamım boyu değişmeyecek” oldu.

General baba Kovaçeva ‘olmaz’ dedi…

1930 yılında önce İstanbul sonra Atatürk’ün davetiyle Ankara’ya giden Sofya Kooperatif Tiyatrosu oyuncuları Mustafa Kemal’den duyduklarıyla hayrete düştüler. Cumhurbaşkanı, “Gençliğimin bir parçasını bıraktım Sofya’da. Bir kız sevdim ama bana vermediler” diyordu. Atatürk’ün bu sözleri Bulgar basınında geniş yankı buldu. Bu sözleri okuyanlar arasında Miti ile babası General Kovaçeva da vardı. Çevresine her zaman Mustafa Kemal’e büyük saygı duyduğunu söyleyen General Kovaçeva yine de kızının bu Türk zabitiyle evlenmesine izin vermedi. Mustafa Kemal’in Miti’yle evlenmek için iki kez iznini istediği General Stilyan Kovaçeva, “Bu evlilik olmayacak. Miti’yle görüşmesiniz iyi olur” dedi. Kızını Mustafa Kemal tehlikesinden “korumak” isteyen General Kovaçeva, avukat Miti’yi Gergi Haciyordanov ile nişanladı.

Mustafa Kemal’in ölüm haberini radyodan aldı…

Bulgaristan 6 Eylül 1915’de I. Dünya Savaşı’na katıldı ve 1918’de mağlup olarak mütareke imzaladı. Miti Sofya’da bir okulda Fransızca dersleri veriyor, Mustafa Kemal ise ülkesini kurtarmak için yeni bir savaşa başlıyordu…
Miti ve ailesinin “Rokovska Sokağı 134″ numaradaki evlerine Mustafa Kemal imzalı tek bir satır bile gelmedi. Buna karşın Mustafa Kemal’den söz eden gazeteler eve geliyor ve Miti bunların hepsini okuyordu. Türkiye 11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesini imzaladı. Bundan bir ay sonra Miti, bir avukatla evlendi. Mustafa Kemal 29 Ekim 1923’de Cumhurbaşkanı oldu. Miti ise ikiz bebeklerini doğum sırasında kaybetti. 1925’e gelindiğinde Mustafa Kemal, Latife Hanım’la evlenmişti. Miti ise oldukça kötü bir yıl geçiriyordu; Çar’a yönelik suikastta yaralanmış, birkaç ay sonra da annesini kaybetmişti.
Yılar sonra, Filibeli bir Türk kadının kızına yardım ricasını kıramayan Miti, Mustafa Kemal’e bir mektup yazdı. Fakat, “Sayın majesteleri” diye başlayan Haziran 1938 tarihli bu mektuba cevap gelmedi. Çünkü Mustafa Kemal, ömrünün son aylarını yaşıyordu. Miti, Mustafa Kemal’in ölüm haberini 11 Kasım’da radyodan öğrendi. Ömrü boyunca Mustafa Kemal’den neredeyse hiç söz etmedi. Sessizliği 7 Ağustos 1966’ya kadar sürdü.
O sabah uyandığında, hasta yatağının başında bekleyen kardeşi Olga’ya rüyasında Mustafa Kemal’i gördüğünü anlattı. Birkaç saat sonra derin bir komaya girdi ve iki gün sonra Mustafa Kemal’in yanına gitti.

http://www.sabah.com.tr/ozel/ataturk…osya_2234.html
————————————————————————–

Ata’nın resmiyle öldü…
Atatürk’ten ayrılınca yalnızlığa gömülen Latife Hanım, bile bile ölüme gitti. Ölürken göğsünde O’nun resmini taşıyordu

Latife Hanım’ın erkek kardeşi Ömer Uşşaki’nin torunu Dilek Bebe, “Yüzyılın Aşkları” belgeselinde, halasının Atatürk’le evlilik hayatını anlattı.
Anlattıklarından, bugüne dek Atatürk’ün yakın çevresi tarafından “huysuz gelin” diye nitelenen Latife Hanım’ın bu evliliğe ve boşanmasına nasıl baktığı anlaşılıyor.

Latife Hanım’ın örtülü olması sık sık gündeme geliyor son yıllarda…
Halam normal hayatında başını örten bir insan değildi. Ama Mustafa Kemal, bütün Türk milletine hitap eden bir insan olduğu için herhalde onunla gittiği gezilerde başını örtüyordu. Ama kadınların başını örtmesine kesinlikle karşıydı. Bunu, hürriyete karşı zulüm olarak görüyordu.

Evlendikten sonra Köşk’te ne yapmış?
22 yaşında bir kız düşünün. Büyük bir kumandanın eşi olarak koskoca karargâhın ortasına düşmüş. Köşk’tekilerin çoğu asker. Ve halam o karargâhı bir Cumhurbaşkanlığı Köşkü haline getirmeye çalışıyor. Protokol kuralları getiriyor. Kolalı örtülere kadar tek tek uğraşıyor. Ama Türkiye henüz hazır değil bunlara… Adam geliyor, attan inip ayağını dayıyor masaya, alıyor kolalı peçeteyi, çizmesini parlatıyor. Bunları görünce bazen hırçınlaşmış olması mümkündür.

Hırçınlığın nedeni
Bu hırçınlık, yakın çevrenin onu dışlamasına yol açıyor.
Halam her ne kadar başta herkese son derece tatlı davranmış olsa da zamanla kimin ne olduğunu anlıyor. İçki de içmediği, hep ayık kaldığı için uzun içki sofralarında kimin ne yaptığını görüyor. Öbürleri unutuyorlar ama halam akşam gördüğünü sabah unutmuyor, bu yüzden belki bazı insanları uzaklaştırmaya çalışıyor. Mesele orada…

Atatürk nasıl tavır alıyor?
Tabii Atatürk’ün sağlık problemleri var. Ama halamla baş başa kalabildiği zaman sağlığı hep düzeliyor. Çünkü halam içmesini engelliyor. Fakat etrafı gelip alıyor Atatürk’ü… O da sofraya dönüyor.

Sofrada, “Kemal çok içtin, yeter” diye bağırdığını anlatıyorlar.
Der tabii, niye demesin ki?.. ‘Kemal’ de diyebilir. Kocasına ‘Paşa Hazretleri’ mi diyecek. Kemal Paşa hoşlanmasaydı öyle demesinden, izin verir miydi?

Evi terk etmek istedi
Fikriye Hanım’ın Köşk’e gelmesiyle ilk ciddi kavgayı yaşadıkları doğru mu?
Bunu şöyle düşünün: Sizin eskiden birlikte yaşamış olduğunuz bir hanım gelip kapınızı çalsa ve sizin evde kalmaya kalksa eşiniz ne der? Ben de olsam sinirlenirim. Kaldı ki Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ndesiniz. Bu, çiftin arasındaki ilişkiyi de bozar, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne olan saygıyı da bozar. Çünkü normal bir durum değil. Halam, bütün nezaketine rağmen bazı şeyleri anlatamayınca herhalde bir gün kapısının önünde, ‘Bu hanım hâlâ burada mı?’ demiş. Ve bunu da Fikriye Hanım duymuş ve gitmiş zaten…

Fikriye Hanım’ın ölümü ve Kemal Paşa’nın bir gün dalgınlıkla Latife Hanım’ı “Fikriye” diye çağırması…?
Bence Mustafa Kemal Paşa Fikriye Hanım’ın ölümü nedeniyle vicdan azabı çekmiştir. Sonra yanlışlıkla onun adını söylemesi kasıtlı bir şey değildir, ama halam herhalde çok üzülmüştür buna. Bildiğim kadarıyla o olayın ardından İzmir’den annesiyle babasını çağırır, evi terk etmek istediğini söyler. Muammer Bey ve Adviye Hanım da ‘Evlilikte olur bunlar’ diye onu ikna ederler.

Ama bir gün Mustafa Kemal Paşa, “Evine git” deyiverdi.
O korkunç, acı bir şey. O ayrılış şekli, evliliğin Atatürk tarafından görünüş şeklini ifade ediyordu bence…

Ayrıldıktan sonra pişman oldu mu Latife Hanım?
Halamı, hiçbir şeyden pişman olmuş olarak görmedim. Elbette hataları olmuştur. Ama Kemal Paşa’nın yok mudur? Halamda gençliğin verdiği bir fevrilik de var tabii…

Kanser olduğunu sakladı
Latife Hanım’ın Atatürk’ten ayrıldıktan sonraki dönemde paraya ihtiyacı var mıydı?
Hayır. Atatürk’ten bir şey kalmamıştı ama, aileden gelen serveti vardı. Ama çalışmak istiyordu. Tüm dünyadan konferans teklifleri geliyordu. Yazı yazmasını, üniversitede ders vermesini öneriyorlardı. Ama hiçbirini yaptırmadılar. Sadece ailesi ve dostlarıyla oldu. Yalnız bir hayat yani…

Nasıl öldü?
Ben intihar diyorum. Çünkü kanser olduğunu İsviçre’de öğreniyor ve bile bile senelerce saklıyor. Tedavi edilmek istemiyor. Oysa ailede doktorlar var. Ben ölmeden 2 gün önce hastanede gördüm kendisini. Göğsünde, üzerinde Atatürk’ün resmi bulunan bir kravat iğnesi vardı.

Ütücü kılığında kaçardı
Bu evlilik sürse ne olurdu?
En azından Atatürk daha uzun yaşardı. Halama ‘Çocuk’ diye hitap ediyormuş. Belki onun idealistliğinde, çocuksuluğunda gençliğini görüyordu. Bir yerde mutluluğu yakalayabilirlerdi.

Latife Hanım’ın ayrılıktan sonraki hayatı nasıldı?
Canlıyken mezara gömülmek gibi… Evde kitap okur, durmadan iskambil falı açardı. Askerler kapısında bekliyor, dışarı çıkamıyor. Bazen onları atlatmak için çarşafla örtünür, ütücü kadın kılığında kaçarmış… Gazetelere başka isimle tercüme yapıp romanlar, hikâyeler yazıp para kazanmış.

Hüzün ve isyan
Latife Uşşaki, 22 Ekim 1947’de, artık bir Cumhurbaşkanı eşi olan dostu Mevhibe İnönü’ye İstanbul’dan bir mektup yazdı. Zarfı “Çok Sayın Bayan İnönü” adına yolladı. Buram buram evlat hasreti kokan bu mektup, halen Pembe Köşk arşivinde saklanıyor:

İstanbul / 22.10.947
Pek muhterem Hanımefendi,
Canım kardeşim,
Dün akşam Ömer’den beni çok mütehassis eden bir mektup aldım; ve kendi öz evladıma yazar gibi, derhal cevap verdim. California’nın insanlarını, iklimini ve kendi tehassüsatını o kadar güzel anlatmış ki, satırlarını zevkle okudum. Sonra uzun uzun düşünmeğe daldım, onun mini mini kundaklı hali ve benim onu kalbime bastırırken içimde ilk defa uyanan “annelik” ihtiyacı hatıramda canlandı. Onlar neşe ve ümit dolu günlerdi. Kısa bir zaman içinde bütün emellerim, ihtiyaçlarım hatta insanlık ve vatandaşlık haklarım birer birer sararıp solup sonbahar yaprakları gibi yerlere saçıldı. Hiç kimsenin anlamadığı nice yoksunluklarla boğuştuğum bu acı günleri düşündüm. Ve bu müddet zarfında sizin samimi şefkat ve alakanızın benim biricik desteğim olduğunu bir kere daha hissettim. Gayri ihtiyari gözlerim yaşardı. Beni daima olduğum gibi gören ve anlayan güzel kardeşim. Allah sizden razı olsun. Eminim ki çocuklarınıza karşı duyduğum sevgi ve alakayı da tabi bulacaksınız ve olduğu gibi anlayacaksınız. Bu birkaç kardeş çocuğu olmasa bu yıpranmış hayatın anlamı kalmazdı.
Latife Uşşaki

İsmet Paşa’nın telgrafı
Atatürk’ün, Latife Hanım’la nişanına dair bir anıya daha önce rastlamamıştım. Ancak Atatürk araştırmacısı Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Cumhurbaşkanlığı arşivinde, 13 Ocak 1923 tarihli, “İsmet Paşa” imzalı, Lozan’dan gönderilmiş bir tebrik telgrafına rastladı. İşin ilginç yanı, Gazi Paşa Ankara’da; Latife Hanım ise İzmir’deydi. Nişanın ertesi günü, Kemal Paşa annesini kaybedecekti. İsmet Paşa’nın Lozan müzakereleri sırasında, dostunu kutlamasını belgeleyen o telgraf, Cumhurbaşkanlığı’nın özel izniyle ilk kez yayımlanıyor: “Nişanlanmak müjdeniz beni mesut etti. Allah’ın izniyle mesut olacaksın. Hem seni, hem bizi tebrik ederim.”

http://www.milliyet.com.tr/2004/11/11/yazar/dundar.html

Sponsorlu Bağlantılar

Yorum Yapılmamış --> "Atatürk’ün Aşkları, Aşık Olduğu Kadınlar ve Sevgilileri"

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Current ye@r *