Büyük İslam Düşünürleri

2 0
Sponsorlu Bağlantılar

 

Merhaba arkada?lar, bu sayfada sizlere ?slam Dünyas?nda en önemli yerlere sahip olan büyük islam dü?ünürlerini tan?taca??m. ?slam dininde alimlere büyük önem verilir ve sayg? gösterilir. Peygamberimizin de alimler hakk?nda öven hadisleri vard?r. A?a??da tan?t?lan islam alimleri gerçekten de ?slam dinine yön vermi? çok büyük islam dü?ünürleridir. Fakat bu dü?ünürlerin baz?lar? modernist ve yenilikçi oldu?u için bir tak?m ba?nazlar?n ve a??r? tutucu köktendincilerin ele?tiri ve sald?r?lar?na maaruz kalm??t?r. Hatta bunlardan bir tanesi büyük ihtimalle onlar taraf?ndan öldürülmü?tür (Ali ?eriati). ?slam dini ho?görü dini olmas?na ra?men, bunu bilmeyen baz? insanlar din konusunda farkl? dü?üncelere hiç tahammül edemezler ve dü?manca tav?rlarda bulunurlar. Sonuç olarak sevenleri ve nefret edenleriyle birlikte onlar ?slam tarihinde büyük dü?ünce ak?mlar?n? ba?latan ve yön veren ki?iler olmu?lard?r.

??te ?slam Tarihindeki En Önemli Dü?ünürler

Ali ?eriati

 <p>Ali ?eriati

Ali ?eriati (Farsça: ??? ???????) (d. 1933, Sabzevar – ö. 1977), ?ranl? Müslüman sosyolog, aktivist, dü?ünür ve yazar; özellikle din sosyoloji ve ça?da? ?slam dü?üncesi üzerine eserler vermi?tir. Marksist dü?ünceden yapt??? al?nt?lar ve türetmeler ve bunlar?n kendi zaman?ndaki ?ran’a ve çevresine adapte edilmesi ve Marksizm kriti?i ile birlikte ça?da? ?slam dü?üncesi ve devrimcilik aç?s?ndan ortaya koydu?u çe?itli sonuçlar ve yaratt??? ilgi sebebiyle, gerek önemli ça?da? ?slam dü?ünürleri aras?nda gerekse ?ran’daki devrimci ?slam’?n babas? ve ?ran ?slam Devrimi’nin ba? dü?ünürü olarak an?ld??? olmu?tur.[1][2][3] Dü?ünceleri genel olarak “?slam’a dönü?” -“öz”e dönü?- ba?l??? alt?nda toplanabilir ve bilimsel kaynaklara dayanmas?, sosyoloji vurgusu yapmas? ve Bat? metodolojisini, çe?itli aç?lardan ele?tirmekle birlikte çe?itli aç?lardan yap?c? bir ?ekilde kullanmas? (ki sosyoloji gibi çe?itli bilimler ve Bat? dü?üncesinde ortaya ç?kan çe?itli fikirlerin, örne?in baz? Marksist fikirlerin, ?slam’?n özünde de daha farkl? bir ?ekilde ortaya kondu?unu da savunur) sebebiyle moderndir ve gelenekçilikten uzak oldu?u gibi gelenekçi görü? ve kesimlere ele?tirel yakla??r nitekim bu sebeple ele?tirildi?i veya çeli?ki ile suçland??? olmu?tur.[4][5] Bu tarz?ndan yola ç?karak kendisi hakk?nda “sosyolojiyi ?slamla?t?rmaktan” ziyade “?slam’?n sosyolojik” bir okumas?n? yapt??? da söylenmi?tir.

Hayat?

Çocuklu?u

?eriati 1933 y?l?nda Mazinan, Sabzevar, ?ran’da do?du. Babas? ilerici milliyetçi bir ö?retmen olan muhammed taki’dir. E?itim y?llar?nda ilk kez ?ran’?n daha a?a?? s?n?flar?ndan insanlarla tan??t?, var olan fakat bilmedi?i yoksulluk ve zorluklarla tan??mas? bu dönemde oldu. Ayr?ca ayn? dönemde Bat? felsefi ve siyasi dü?üncesiyle de tan??m??t?r. Modern sosyoloji ve felsefenin bak?? aç?s? ve bunun geleneksel ?slami prensipler ile harmanlanmas? arac?l???yla Müslüman toplum ve topluluklar?n kar??la?t??? sorunlar? aç?klamaya ve çözümler bulmaya çal??m??t?r. ?eriati Mevlana ve Muhammed ?kbal’den büyük ölçüde etkilenmi?tir.

E?itimi

Lisans?n? ?ran’da bitirdikten sonra, Paris Üniversitesi’nde doktoras?na ba?lad?. Burada, 1964 y?l?nda Sayfuddin’den “Belh’in Faziletleri Tarihi” isimli bir el yazmas?n?n notland?r?lm?? bir farsça çevirisini yaparak Edebiyat dal?nda doktor olmu?tur. Daha sonra ?ran’a dönmü?, fakat hemen ?ah yönetimi taraf?ndan tutuklan?p hapsedilmi?tir. Yönetim onu Fransa’dayken devleti y?k?c? siyasi aktivitelerde bulunmakla suçlam??t?r. Daha sonra 1965’te serbest b?rak?lm?? ve Me?hed Üniversitesi’nde e?itim vermeye ba?lam??t?r.

Ölümü ve etkileri

Dersleri k?sa sürede farkl? toplumun farkl? kesimlerinden ö?renciler taraf?ndan be?enilmi? ve popülerle?mi?tir. Bunun sonucu yönetim Üniversite’yi zorlayarak onun e?itim vermesini engellemi?tir. Bunun üzerine ?eriati Tahran’a giderek Hüseyniye-i ?r?ad Enstitüsü’nde ders vermeye ba?lam??t?r. Yine büyük bir popüleriteye ula?an dersleri, yine toplumun her kesiminden ö?rencileri etkilemi?tir. ?eriati’nin görü?lerine ilginin artt??? orta ve yüksek s?n?flardan ö?rencilerin olmas? dikkat çekiciydi. Bu ilgi de ?ah yönetiminin ?eriati ile baz? ö?rencilerinin tutkulanmas? emrini vermesine neden oldu. Gerek yurt içinden gerekse yurt d???ndan gelen tepkiler üzerine yönetim onu serbest b?raksa da çe?itli ?artlarla tahliye edilmi?ti: kesinlikle herhangi bir e?itim aktivitesinde yer almayacak, hiçbir ?ey yay?mlamayacak ve özel veya genel hiçbir toplant? yapmayacakt?. Ayr?ca devletin güvenlik örgütlerindenSAVAK onun yak?n çevresini yak?n gözetim ve denetim alt?nda tutacakt?. ?eriati bu ?artlara kar?? ç?karak ülkesini ?ngiltere’ye gitmek üzere terk etmeye karar verdi. Üç hafta sonra, 19 Haziran 1977’de SAVAK taraf?ndan öldürüldü.

 

Tahran’?n büyük hastanelerinden birine ?eriati’nin ismi verilmi?tir.

Devrim öncesi ?ran’?n en önemli ve etkili felsefi liderlerinden say?lan ?eriati’nin görü?leri bugün hâlâ ?ran toplumunda popüler ve etkindir. Özellikle bugünki ?slami Cumhuriyet rejiminin biçimi, ruhban s?n?f?n?n konumu ve e?itlik anlay???na kar?? ç?kan kesimler taraf?ndan be?enilmektedir.

?eriati’nin dü?ünsel çal??malar? sadece devrim öncesi ve sonras? ?ran’? de?il, dünya çap?nda ?slamc? topluluk ve dü?ünceler ba?ta olmak üzere birçok ki?i ve grubu etkilemi?tir. Çe?itli dini kavramlara yakla??m?, ruhban s?n?f?n?n ele?tirisi ve ?slamc?l?k hareketinin içinde kabul edilen çe?itli ç?kar?mlar?yla ilgi çekmi?tir.

?eriati, ayr?ca Martinikli Marksist dü?ünür ve ?air Frantz Fanon’un “Yeryüzünün Lanetlileri” isimli eserini, Jean Paul Sartre’dan “?iir Nedir” ve Frans?z oryantalist ve ayn? zamanda katolik papaz olan Louis Massignon’dan “Selman-? Pak” adl? eserleri Farsçayaçevirmi?tir.
Birçok eseri bulunan Ali ?eriati’nin eserlerinin neredeyse tümü Türkçeye çevrilmi?tir.

Eserlerinden baz?lar?

  • Dine Kar?? Din
  • Ayd?nlara Umut Ça?r?s?
  • ?nsan?n Dört Zindan?
  • Hacc
  • Bir Kez Daha Ebu Zer
  • Medeniyet ve Modernizm
  • Muhammed Kimdir
  • Sanat
  • Toplumbilim Üzerine
  • Yaln?zl?k Sözleri / I-II
  • ?slam’? Anlamak
  • Kapitalizm Uyan?yor Mu
  • Kur’an’a Bak??
  • Medeniyet Tarihi / I-II
  • ?deallerin Yenilgisi
  • ?ktisar Sosyolojisi I / Kapitalizm
  • ?ktisat Sosyolojisi II / ?slam ekonomisi
  • ?ktisar Sosyolojisi III / Marksizm
  • ?slambilim / I-II
  • Dine Kar?? Din
  • A?k ve Tevhid
  • Dua
  • Ebu Zer
  • Fat?ma Fat?mad?r
  • Kendini Devrimci Yeti?tirmek
  • ?slam ve S?n?fsal Yap?s?
  • ?nsan

?bn Teymiye

?bn-i Teymiyye (Arapça: ??? ????? ???? ?? ????? Taqi ad-Din Ahmad Ibn Taimiyya, 1263-1328, Hicri: 661-728) Selefiyye / Ehli hadis anlay???n?n en önemli alimlerinden say?lan [1], ve görü?leri çe?itli ?slam alimlerini ve ak?mlar?n? etkilemi? olan ?slam alimi ve dü?ünür.

Hayat?

Tam ad? Ebu’l-Abbas Tak?yyuddîn Ahmed bin Abdülhalîm bin Mecdiddîn bin Abdüsselâm bin Teymiye olan ?bn Teymiyye Suriye’nin kuzeyindeki Harran’da Hicri takvime göre 661 y?l?n?n 10 Rebiulevvel’inde do?mu?tur. Do?um tarihinin 12 Rebiulevvel oldu?unu söyleyenler de olmu?tur. Mo?ol istilas? yüzünden, çocukken ailesiyle birlikte ?am’a (D?ma?k) gitmi?lerdir. O dönemlerde ?am bilim ve kültür aç?s?ndan da çok önemli bir ?ehirdi. Mo?ol istilalar? döneminde do?mas? ve yeti?mesi onun karakterini etkilemi?, siyasi dü?üncesinde de yans?malar? olmu?tur.

?bn Teymiye’nin babas? da bir alimdi ve ?am’a geldikten sonra oradaki Emeviye Mescidi’nde bir ders ve vaaz kürsüsüne sahip olmu?tur. Dedesi de büyük bir ?slam alimi olan ?bn Teymiye ailesi taraf?ndan küçük ya?lardan itibaren ilmi bir kariyere yöneltilmi?tir. ?lk e?itimini ailesinden, özellikle babas?ndan alm??t?r. Öncelikle Kur’an tahsili görmü?, daha sonra hadise yönelerek hadis çal??malar?na ba?lam??t?r. Bu s?ralarda Hanbeli f?kh?yla da ilgilenmi? bu konuda da çal??maya ba?lam??t?r. Bunlar?n d???nda Arap dili grameri ve Arap tarihiyle de ilgilenmi?tir. Felsefe ve mant?k konusunda yapt??? tenkitler dü?ünülürse büyük ihtimalle felsefe ve mant?k ilimleriyle de ilgilenmi?, bu konularda çe?itli ara?t?rmalar yapm??t?r. Kendisi daha 21 ya?lar?ndayken babas? vefat etmi?tir. Babas?n?n vefat? üzerine genç ya??na ra?men babas?n?n ders grubuna da hocal?k yapmaya ba?lam??t?r.

?bn Teymiye fakih (hukuk alimi) ve muhaddis (hadis alimi) ki?ili?inin yan? s?ra akaid konular?nda da çe?itli söylemlerde bulunuyodu. Özellikle ya?ad??? dönemlerde yayg?nla?maya ba?layan sufizme kar??, ço?unlukla isim vermeden genel tenkitlerde bulunmu?tur. Bu konuda çe?itli risaleler de kaleme alm??t?r ki, genel söylemi ve bunlar sufizm ele?tiri aç?s?ndan onu önemli bir konuma koymaktad?r. Özellikle Muhyiddin ?bn-Arabî’nin görü?lerine kar?? getirdi?i ele?tiriler bu alanda önemli bir yere sahiptir.

Akaid konular?nda E?’ariyye mezhebine ters dü?en dü?ünceleri vard?, akli veya felsefe ile mant??a dayanan yorumlardan kaç?nmaktayd?. Bu dönemin E?’ariyye mezhebine ba?l? olan idarecilerini ve halk?n büyük bir k?sm?n? ona kar?? olmaya itmi?tir.

Bu s?rada geli?en bir Mo?ol istilas? kar??s?nda da aktif biçimde rol alm?? ve sava?m??t?r. Özellikle sava?taki konumu, halk? ?srarla sava?a davet etmesi onu di?er birçok alimden ay?rm??t?r.

Bu tip muhalif yönleri nedeniyle birçok dü?man edinmi?tir. Davet üzerine M?s?r’a gitmeye karar vermi?tir. Burada çe?itli ?eyler bahane edilerek, genel olarak haks?z diye yorumlanan bir ?ekilde zindana at?lm??t?r. Zindanda yakla??k bir buçuk sene yatt?ktan sonra serbest kalm??t?r. Zindanda kald??? bu dönemde çe?itli i?kencelere de maruz kalm??t?r.

Bundan sonraki dönemde M?s?r’daki sufilerle aras?nda büyük çat??malar ortaya ç?km??t?r. S?k s?k tart??malara giriyor, büyük tenkitlerde bulunuyordu. Bu durum bir süre sonra idarenin tepkisini çekmi? bu genel karga?a ve tart??ma ortam?n? yat??t?rmak için Teymiye yeniden hapsedildi. Yine de bu hapis süreci ilkine oranla daha hafif geçmi?tir, zira bu sefer dönemin kad?lar? onun yan?nda yer alm?? onun daha iyi ?artlar alt?nda ceza görmesini sa?lam??lard?r. Zaten k?sa bir süre sonra da serbest b?rak?lm??t?r. Fakat devrin yeni idaresi onun ?skenderiye’ye sürülmesi karar?na var?r ve ?bn Teymiye ?skenderiye’ye gider. M?s?r taht? yeniden el de?i?tirince, ?bn Teymiye Kahire’ye davet üzere geri dönmü?tür.

Ellili ya?lar?ndayken Mo?ollara kar?? bir sava? ça?r?s? üzerine, tekrar ?am’a hareket etmi?tir. Fakat sava? gerçekle?memi?tir. Yine de ?am’da ikamet etmeye devam eden ?bn Teymiye f?k?h konusuna a??rl?k vermi?tir. Her ne kadar Hanbeli mezhebini takip etse de, mezhebe tamamen ba?land??? söylenemez. Zaman zaman dört f?k?h (hukuk) mezhebinin görü?lerine ters görü?leri de oluyordu ve bunlar? aç?klamakta tereddüt duymuyordu. ?darenin bu davran???n? yasaklamas?na ra?men, ?bn Teymiye dört mezhebin görü?leriyle ters dü?tü?ü durumlarda kendi görü?ünü sunmaktan ve fetvavermekte geri durmam??t?r.

?darenin yasa?? tekrarlamas?na ra?men ?bn Teymiye’nin davran???n? sürdürmesi sonucu, ?bn Teymiye ?am kalesinde hapsedildi. Yakla??k alt? ay hapiste kald?ktan sonra serbest b?rak?ld?. ?bn Teymiye f?k?h çal??malar?na a??rl?k vererek devam etse de, di?er konularda da çal??malar?na devam eder. Bu s?ralarda kar??t? gruplar onun eski fetvalar?ndan birini ortaya atarak onun idare ile aras?n?n aç?lmas?na neden olmu?, sonuçta ?bn Teymiye tekrar hapsedilmi?tir. Hapis süreci içinde bask? artm?? ve sonunda onun hapiste okuyup yazmas? da yasaklanm??t?r. ?bn Teymiye iki y?l sonra, 1328’te, yakaland??? bir hastal?k sonucu vefat etmi?tir.

Dü?üncesi ve çal??malar?

?bn Teymiye çok yönlü bir ki?iliktir, ?slam hukuku (f?k?h), hadis ilmi ve siyasi dü?ünce ba?ta olmak üzere birçok konuda uzmanla?m??, önemli eser ve görü?ler sunmu?tur. ?bn Teymiye bir mezhep kurma arzusunda olmad??? gibi, arkas?ndan bir mezhep de kurulmam??t?r. Yine de bir anlay?? ve okulun öncüsü olmu?, ondan sonra bu okulu takip eden birçok ünlü alim olmu?tur; ?bn Kesir gibi.

F?k?h (?slam hukuku)

F?k?h konusunda her ne kadar özgün dü?ünceleri de olsa da ?bn Teymiye genel anlamda Hanbeli mezhebini takip etmi?tir. Hanbeli mezhebini takip etmesinin en büyük nedeni Kitap ve Sünnete ba?l?l???d?r. Fakat baz? konularda di?er mezheplerin görü?lerini de benimsemi?tir. Yine baz? konulardadört imam?n görü?lerinin d???nda kalan özgün dü?ünce ve görü?leri de vard?r. Bunlardan en ünlü ve önemlilerinden biri de bo?anman?n yemin olarak kullan?lmas? konusundaki görü?üdür; bo?anman?n yemin olarak kullan?lmas?n? do?ru bulmam??, ço?unlukla bu yemini eden ki?inin e?ini bo?amak gibi bir niyeti olmad???n? belirtmi? ve bu nedenle bo?anma yemin konusu yap?lmas?n?n bo?anmaya yol açmayaca??n? söylemi?tir. Bu görü?ünü Ehl-i Beyt imamlar?ndan yapt??? baz? rivayetlerle de desteklemi?tir. Bunun d???nda zaman zaman dört mezhep imam?n?n görü?lerine muhalif görü?ler de beyan etmi?tir.

Siyasi dü?üncesi

?bn Teymiye insan?n f?trat? gere?i medeni oldu?unu, ba?ka bireylerle birle?meye hem ç?kar de?i?imi hem de tehlikeleri bertaraf etmek için ihtiyaç duydu?unu dü?ünmü?tür. Buna göre, onun dü?üncesinde, topluluk içinde faydal? sonuçlar verecek eylemleri desteklemek ve emretmek, zararl? sonuçlar verecek eylemleri yasaklamak için toplulu?un bir idareciye ihtiyac? vard?r. Bu idareciye itaatin gerekli?i oldu?unu, fakat itaat gibi nasihatin de gerekli oldu?una vurgular; ona göre “din nasihattir“.

Bunun d???nda kamu görevi, ba? idareci ve idareci s?n?f?n özellikleri, otorite, devletin görevleri ve di?er alimlerden farkl? olarak devletin iktisadi siyaseti hakk?nda da görü? belirtmi?tir. Ona göre devletin iktisadi ya?ama müdahalesinde, özgürlük esas al?nmal?d?r. Özgürlü?ün esas al?nmas?nda iki noktaya dikkat eder;

  1. Dinin bu ekonomik unsurlar hakk?nda belirlemi? oldu?u s?n?rlar,
  2. Özgürlü?ün kamu yarar?yla çat??t??? durumlar.

?bn Teymiye’nin adalet prensibi, yöneticinin seçimi, devletin dini ve ahlaki konulara müdahalesi, bireyin iktisadi özgürlü?ü ve çal??man?n toplumsal de?er konusundaki fikirleri de çarp?c?d?r.

?bn Teymiye’nin modern zamanlarda en çok vurgulanan fikri de devletin ahlaki ve dini temellere oturmas?, dini kanunlara ba?l? olmas? gerekti?ini dü?ünmesidir. Ahlaki ve dini temellere dayand???n? ileri süren, dini kanunlar? benimsedi?ini ilan eden her türlü devlet yap? ve biçiminin de sürekli olarak ö?üt ile geli?tirilmesi ve sergilenen eksikliklerin böyle kapat?lmas? gerekti?ini savunurken, ahlaki ve dini temellere dayanmayan, dini kanunlarla hükmetmeyen devletin me?ru olmad???n? öne sürmü?tür. Bu konudaki aç?klamalar? onun dönemindeki, ?slam’? seçse de kültürel, hukuki ve siyasi geleneklerini koruyup, uygulamaya devam eden baz? Mo?ollara kar?? verilmi?tir. Teymiye’nin bu görü?leri büyük oranda Kur’an’da Maide suresi 44. ayetin tefsirine dayan?r. Ayetin Türkçe meali ise ?öyledir:

“Gerçekten Biz, içinde bir hidayet, bir nur bulunan Tevrat’? indirdik. Kendilerini Allah’a teslim etmi? peygamberler, yahudilere onunla hükmederlerdi. Bir de Allah dostlar? ve ilim adamlar? da Allah’?n kitab?n? muhafaza etmekle görevli olmalar? ve üzerine ?ahit olmalar? dolay?s?yla onunla hüküm verirlerdi. Art?k insanlardan korkmay?n, Benden korkun ve Benim ayetlerimi birkaç paraya de?i?meyin! Ey hakimler, her kim Allah’?n indirdi?i hükümlerle hüküm vermezse, onlar hep kafirlerdir.”[1]

Yine de ?bn Teymiye’nin bu görü?lerini devrimci bir görü? olarak sunmamak gerekir, zira genel olarak ümmet uzun vadede varl???n?n sorunsuz devam?n?n, ülke ve dinin korunmas?n?n; yöneticinin veya yönetim biçiminin niteliklerinden daha önemli oldu?unu vurgular. ?slam alimlerindeki geleneksel “bir gecelik anar?i bin y?ll?k zalim sultan?n yönetiminden daha kötüdür” fikri ?bn Teymiye’de de bulunur. Nitekim kendisi dönemindeki saltanat ?eklindeki ?slami devlet yap?s?n? ele?tirmi? olsa da bu yap?ya kar?i ayaklanmam??t?r. Yine de yönetim me?ruiyeti konusunu ?eriat aç?s?ndan ele almas? önemlidir. Özellikle ?slam devletler hukuku aç?s?ndan ?bn Teymiye’nin bu ç?kar?mlar? önemlidir.

Eserleri

Tarihçiler ?bn Teymiye’nin eserlerinin yakla??k 300 cildi buldu?unu belirtmi?se de bu eserlerin tümü bugüne ula?amam??t?r.

Akaid konusunda bugüne ula?m?? yakla??k 20 risalesi mevcuttur. Bu risalelerinin bir k?sm? ile baz? küçük kitaplar, Mecm’uatü’r-resâil ismi alt?nda bas?lm??t?r.

Hristiyanlara ?slam dinini anlatmaya çal??t??? ve çe?itli Hristiyan doktrinlerini ele?tirdi?i el-Cevabu’s-sahih limen beddele dine’l-Mesih isimli ünlü bir eseri vard?r.

F?k?h konusunda birçok eseri bulunur, risalelerinden bir k?sm? Mecm’uatü’l-fetâva ismi alt?nda bas?lm??t?r.

Siyasi konularda es-Siyasetu’?-?er’iyye fî ?slâhi’r-Râî ve’r-Ra’?yye ve el-Hisbe fi’l-?slâm en önemli eserleridir.

Bunlar?n d???nda tefsir, mant?k ve cedel konular?nda çe?itli eserleri bulunur. Nakdu’l mant?k ve ?iaa rafizilerin görü?lerini cörütmede en sahih kaynak olan Minhacü’s-sünne ünlü eserlerindendir.

Notlar

  1. [?eyhulislâm ?bni Teymiyye ‘nin Eserleri: http://www.ibniteymiyye.com]

?bn-i Haldun

?bn-i Haldun büyük ?slâm tarihçisi, k?râat ve f?k?h alimi, devlet adam?, sosyolog. ?smi, Abdurrahmân bin Muhammed Hadramî, künyesi Ebû Zeyd, lakab? Veliyyüddîn’dir. Aslen Yemen’in Hadramut ?ehrinden oldu?u için Hadramî, âilesi Tunus’a hicret etmeden önce Endülüs’ün ??biliyye ?ehrinde oturduklar?ndan ??bilî isimleriyle de an?ld?. 1332 (H. 732) senesinde Tunus’ta do?du. 1406 (H. 808) senesinde Kâhire’de vefât etti.

?bn-i Haldûn, çocuklu?undan olgunluk ya??na gelinceye kadar, babas? Muhammed Vâbilî’nin nezâretinde yeti?ti. Ondan terbiye görüp, ilim ö?rendi. Önce Kur’ân-? kerîm’i ezberledi. O zamân?n en me?hur k?râat âlimi olan ?eyh Ebû Abdullah Muhammed bin Bezzâl-i Ensârî’den k?râat-i seb’a’y? ö?rendi. Arap dili ve edebiyât?n? babas? ile Muhammed el-Arabî, Muhammed ?evva? ve Ebû Abbâs Ahmed bin Kassâr’dan ö?rendi. F?k?h ve hadis ilmini; ?emseddîn Ebû Abdullah Muhammed bin Câbir, Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah, Ebû Kâs?m Muhammed Kusayr’dan okudu. Bunlardan ba?ka, zamân?ndaki me?hur âlimlerin ilim meclislerine devâm edip, bilgi edep ve fazîletlerinden istifâde etti. Her birinden icâzetnâme (diploma) alarak, aklî ve naklî ilimlerde âlim oldu.

?bn-i Haldûn, ilimde ?öhret ve fazîlet sâhibi olmas? sebebiyle, zamân?n hükümdârlar?nca takdir edilip sevildi ve önemli vazifelere tâyin edildi. Yirmi ya?lar?nda Tunus Hükümdâr? Ebû ?shak’a kâtib oldu. Sohbetlerine hayrân kalan, Fas hükümdâr? Ebû ?nân, 1349 senesinde Fas’a dâvet ederek, ni?anc?l??a, her türlü yaz??ma, kânun ve nizâmlar?n tanzim ve tasdikine memur etti. Böylece onun yak?n adamlar?ndan oldu. Fakat, onun bu derece yükselmesini çekemeyenler, sultana çe?itli ?ikâyetlerde bulunarak, suçsuz oldu?u hâlde, 1360 senesinde hapse at?lmas?na sebeb oldular. Fas sultân?n?n vefât?na kadar hapiste kald?. Sonra sultân?n veziri hapisten ç?kar?p eski görevine tâyin etti. Fas’?n idâresi Sultan Ebû Sâlim’in eline geçince ona önce ni?anc?l?k, sonra da zabtiye ve dâvâlara bakma vazifesini verdi. Sultân?n ölümünden sonra, vezir Ömer bin Abdullah hükümdâr oldu. Bu vezirle aralar?nda so?ukluk hâs?l olunca, ?bn-i Haldûn Fas’tan ayr?larak Endülüs’e gitti. Endülüs Sultân? Ebû Abdullah bin Ahmed, onu büyük bir alâkayla kar??lad? ve bir müddet ilminden istifâde etti. Daha sonra Bicâye Sultân? Ebû Abdullah dâvet ederek, merâsimle kar??lad? ve memleketinin idâresini ona teslim etti.

Bu s?rada da?larda ya?ayan Berberî e?k?yâlar? isyân hâlindeydi. ?bn-i Haldûn bizzat e?k?yâlar?n üzerine yürüdü. Bâzan yumu?akl?k ve ?efkatle bâzan da ?iddetle muâmelede bulunarak, âsîlerin hakk?ndan geldi. Bicâye hükûmetinin durumunu düzeltmek üzereyken Sultân Ebû Abdullah öldürüldü. Tlemsan Hükümdâr? Ebû Hamun’un dâveti ile 1371 senesinde Bicâye’de Biskrâ ?ehrine vard?. Burada da bâz? görevlerde bulunduktan sonra, Benî Tucin ilinde, “Selâmeo?ullar? Kalesi” ad?yla tan?nan ?ehre gitti.

Devlet memûriyetlerini b?rakarak bir kö?eye çekilip, ilim ve ibâdetle me?gul oldu. Bu kalede dört sene kald?. Bu müddet içinde ilim âlemince takdir edilen mühim eseri Mukaddime’yi yazd? ve eserini 1378 senesinde Tunus Sultân? Ebû Abbâs’a takdim etti. Tunus Sultân?, Mukaddime’de ortaya koydu?u usûller çerçevesinde, bir de târih kitab? yazmas?n? ricâ etti. Bundan sonra da umûmî târihi yazd?.

Hacca gitmek maksad?yla Tunus’tan ç?k?p M?s?r’a gitti. Kâhire’de talebelerin ricâs?yla Câmi-ul-Ezher’de ders okutmaya ba?lad?. K?sa zamanda ?öhreti yay?ld? ve Ezher Medresesine müderris (profesör) oldu. 1384 senesinde de kâd?l??a tâyin edildi. ?ki sene kadar bu vazifede kald?. Âdil kararlar? ile herkesin sevgisini kazand?. Büyük bir ?slâm hukukçusu olarak tan?nd?. Kendisini çekemeyenlerin ?ikâyeti üzerine, sultân?n huzûrunda onlarla muhâkemeye ç?kt?. Has?mlar?n?n iddiâlar?n? kesin delillerle çürüttü. Bu hâdiseden sonra kâd?l??? b?rakt?. Bir müddet daha ders okuttu. Tîmûr Han ?am’? al?nca, onunla görü?üp hürmet ve ikrâm?na kavu?tu.

Ömrünün son senelerini M?s?r’da geçiren ?bn-i Haldûn’a, Sultan Nâs?reddîn Ferec devrinde de hürmet ve sayg? gösterildi. Sultan Sâlih’in türbesinin yan?ndaki medresede f?k?h ve hadis dersleri okuttu ve defâlarca Mâlikî kâd?l???nda bulundu. Kâd?l??? esnâs?nda, 1406 senesinde Kâhire’de vefât etti. Nasr kap?s? d???nda Sofiyye Kabristan?na defnedildi.

?bn-i Haldûn, sosyoloji ilminin kurucusu olarak tan?nm??t?r. O, sosyoloji ilmine ?lmu Tabiat-il-Umrân ad?n? vermi?tir. ?nsanlar?n cemiyetler hâlinde birbiriyle yard?mla?arak memleketlerini îmâr etmelerini ve ya?ay??lar? için gereken geçinme vâs?talar?n?, sebepleri ve âletleri haz?rlamalar?n? “umrân” kelimesiyle ifâde etmi?tir. Kendinden önce sosyoloji ilmine temas edenlerden farkl? olarak, bu ilmin, siyâset, ahlâk, hitâbet ve ba?ka ilim ve fen cümlesinden olmay?p kendi ba??na bir ilim oldu?unu ortaya koymu?tur.

?bn-i Haldûn’un sosyoloji ilmi ile ilgili görü? ve dü?ünceleri me?hur Mukaddime kitab?ndad?r. Bu kitap, yazd??? târih kitab?n?n önsözü mâhiyetinde olup, iki cilt hâlindedir. ?bn-i Haldûn, târih ilminde belli metodlar bulunmas?n? ve târih yazarlar?n?n bu metodlara uymas?n? aç?klamal? bir ?ekilde misallerle yazm??t?r. Gördü?ü ve ya?ad??? siyâsî hâdiseler, sultânlar ve idârecilerle irtibât hâlinde bulunmas? eserin yay?lmas?nda büyük rol oynam??t?r. ?bn-i Haldûn yine, psikolojiyi târihe uygulayan ilk ilim adam?d?r.

?bn-i Haldûn’un manzûme, risâle, ?bn-i Rü?d ve Fahreddîn Râzî’nin eserlerine yazd??? özetlerin yan?nda, matematik ve mant??a dâir eserleri de vard?r. Fakat bunlar günümüze kadar gelememi?tir. Günümüze ula?an tek eseri yedi ciltlik Kitâb-ul-?ber’dir. Bir târih kitab? olan bu eser, üç bölümden meydana gelmi?tir. Birinci bölüm, Mukaddime’dir. ?kinci bölümde Araplar?n târihi yan?nda, Sûriye, Pers, Yahûdî, K?pt, Yemen, Roma, Türk ve Frankl?lar târihi; üçüncü bölümde ise Berberîlerin ve güney Afrika’daki Müslüman hânedânlar?n târihi anlat?lmaktad?r. Eser, inceleme ve ara?t?rma yönünden emsâlsizdir. Bütün Avrupa târihçilerinin birçok konularda mürâcaat ettikleri ana kaynakt?r. Yedi cilt hâlinde M?s?r’da bas?lm??t?r.

Bu târih kitab?n?n giri?i olan Mukaddime ba?l? ba??na me?hur bir eserdir. Çe?itli yönleriyle insan cemiyetlerinin târif ve aç?klamas? ile ba?layan Mukaddime, alt? bölümden ibârettir. Birinci bölümde medeniyet; ikinci bölümde göçebe ile ?ehirli kültürlerinin kar??la?t?r?lmalar?, z?tl?klardan ortaya ç?kan çat??malar?n sosyolojik târihî sebepleri ve sonuçlar?; üçüncü bölümde hânedânlar, krall?klar, halîfeler, sultanlar?n asâlet s?ralamas?, idârenin temelleri, bâz? H?ristiyan ve Yahûdî olanlar da dâhil olmak üzere çe?itli mevzûlar?n aç?klanmas?; dördüncü bölümde köy ve kasabalardaki hayâta dâir mü?âhadeleri; be?inci bölümde geçim araçlar?, meseleler, sanat ve ticâret, i? hayât?, zirâat, d?? ticâret, in?âat; alt?nc? ve son bölümde ise çe?itli bilimler, ö?renme ve ö?retme, psikoloji ve bilimlerin s?n?fland?r?lmas? anlat?lmaktad?r.

Mukaddime, de?i?ik konular ve bilgiler hakk?nda bir hazînedir. Özellikle ?bn-i Haldûn’un kulland??? araçlar?n antik ve ortaça? bat? târihçi ve sosyologlar?na çok farkl? gelmesi, bu eseri onlara çok de?erli k?lm??t?r. Bâz? bat?l? târihçiler taraf?ndan ortaça??n en önemli eseri olarak görülen bu kitap, târihî metodlar? aç?klayan modern bir el kitab?na benzemektedir.

Mukaddime’nin ilk iki k?sm? ?eyhülislâm Pîrîzâde; üçüncü k?sm? da Cevdet Pa?a taraf?ndan; daha sonraki y?llarda ise, ba?ka mütercimlerce tercüme edilerek yay?nlanm??t?r. Târihinin bir k?sm?n? da Sabîhî Pa?a tercüme etmi?tir. Bu eserler, ayr?ca Avrupa dillerine de çevrilmi?tir. Bu kitaplar?ndan ba?ka eserleri de oldu?u rivâyet edilen ?bn-i Haldun’un mûteber olmayan görü? ve fikirleri de vard?r.

?bn-i Haldûn, Anadolu’da Kâtib Çelebi taraf?ndan tan?t?ld?. Nâimâ, Pîrîzâde Mehmed ve Ahmed Cevdet Pa?a gibi Osmanl? târihçilerinde ?bn-i Haldûn’un tesirleri görüldü. Bat? dünyâs? ise ?bn-i Haldûn’la 19. as?rda tan??abildi. ?lk defa Hammer 1812 senesinde onun önemini anlam?? ve onu“Arap Montesquiesü” olarak isimlendirmi?tir. Bat? taraf?ndan tan?nmas?, ?slâm dünyâs?nda ününü bir kat daha artt?rm??t?r.

Kaynak Rehber ansiklopedisi

?bn Rü?t

Averroes

?bn Rü?d, tam ad? EBU’L-VEL?D MUHAMMED B?N AHMED B?N MUHAMMED B?N RÜ?D, Latince AVERRHOES, (d. 1126, Kurtuba Cördoba -ö. 1198, Marake?), ?slam gelenekleriyle Yunan dü?üncesini bütünle?tiren büyük din felsefecisi. Aristoteles’in birçok yap?t? ile Platon’un Politeia’s? (Devlet, 1942, 1946) üzerine yorumlar?n?n yan? s?ra kelam bilginlerine kar?? felsefeyi savunmay? amaçlayan özgün yap?tlar? arac?l???yla yüzy?llar boyunca Bat? dü?üncesini derinden etkilemi?tir. Ba?l?ca yap?tlar?, ?ariat ve felsefe aras?ndaki uyumu konu ald??? Faslü’l-Makal, tan?tlama yöntemlerini inceledi?i Ke?fü’l-Menahicü’l-Edille ve Gazali’nin islam filozoflar?na yönelik ele?tirilerini yan?tlad??? Tehafatü’t-Te-hafüftüt.

Seçkin f?k?hç?lar yeti?tirmi? Kurtubal? bir ailenin o?luydu. Tefsir, hadis ve f?k?h e?itiminin yan? s?ra t?p ve felsefe ö?renimi gördü. Bir süre Fas’ta bulunduktan sonra 1169/70’te ??biliye (Sevilla) kad?l???na getirildi. Bir olas?l?kla 1182’de, Murab?tlar döneminde büyük babas? Ebu Velid Muham-med’in de bulundu?u Kurtuba ba?kad?h??na atand?. Ünlü filozof ve hekim ?bn Tufeyl’in ölümünden sonra onun yerine Halife Ebu Yakub Yusuf’un, sonra da onun ard?l? Ebu Yusuf Yakub’un özel hekimli?ine getirildi.

?bn Tufeyl 1169’da ?bn Rü?d’ü, felsefeye büyük ilgi gösteren Ebu Yakub’a takdim etmi?ti. Bu görü?meden sonra ?bn Rü?d’ü de?erli arma?anlarla ödüllendiren halife bir süre sonra dü?ünürden Aristoteles’in felsefesinin do?ru bir yorumunu kaleme almas?n? istedi. Bunun üzerine ?bn Rü?d 1169-95 aras?nda Aristoteles’in birçok yap?t? üzerine yorumlar yazd?, baz?lar?n? da özetledi. Ayr?ca Platon’un Devlet’i üzerine bir yorum kaleme ald?. ?bn Rü?d’ün yorumlar?n?n tümü daha sonra Aristoteles’in yap?tlar?n?n Latince bas?mlar?n?n ayr?lmaz bir parças? oldu. Dü?ünür bu yorumlar? haz?rlarken, ilkça? yorumcular?ndan Themistios ile Aph-rodis?asl? Aleksandros’tan ve Farabi, ibn Sina, ?bn Bâcce gibi ?slam felsefecilerinin yap?tlar?ndan ele?tirel biçimde yararlanm??t?. ?bn Rü?d, güçlü gözlem yetene?iyle Aristoteles’in do?a bilimleriyle ilgili yap?tlar?n? da yorumlad?.

Felsefe savunusu. ?bn Rü?d’ün ilk özgün yap?t? 1162-69 aras?nda kaleme ald??? genel t?p kitab? el-Külliyat fi’t-T?b’d?r (Latince Colliget). F?k?h yap?tlar?n?n pek az? korunabilmi?, kelam yap?tlar?n?n hiçbiri bugüne ula?mam??t?r.

?bn Rü?d, 1179-80 y?llar?nda ba?lant?l? biçimde kaleme ald??? üç temel yap?t?ndan Fasl ve Menahic’de ?u temel sav? öne sürer: Peygamberlere indirilen ?eriat?n içerdi?i ö?retileri, diyalektik tart??ma yöntemini kullanan kelamcüar de?il, ancak tan?tlama ve tas?m yöntemini izleyen felsefeciler gere?ince yorumlayabilir. Dinsel inançlar?n do?ru ve içsel (batini) anlam?n? saptamak felsefenin görevidir. Bu anlam, Kuran’da yaz?lanlar?n düz, d??sal (zahiri) anlam?n? benimsemek zorunda olan kitlelere aç?klanmamal?-d?r. ?bn Rü?d’e göre Aristoteles’in tamtlay?-c?, tart??mac? (diyalektik) ve söylevçi dü?ünme biçimleri aras?nda öngördü?ü ayr?m, s?ras?yla filozoflar, kelamc?lar ve kitleler için geçerlidir.

Tehafatü’t-Tehafüt ise do?rudan Gazali’ nin Tehafatü’l-Felasife (Filozoflar?n Tutars?zl???, 1981) adl? yap?t?n? hedef al?r. ?bn Rü?d’ün bu yap?t?ndaki ate?li ve parlak felsefe Savunusuna kar??n felsefenin ?slam dünyas?nda eski sayg?nl???na kavu?amamas?-n?n nedenlerinden biri, ?spanya ve Kuzey Afrika’daki ortam?n kurgusal dü?ünce için çok elveri?siz olmas?d?r. Öte yandan ?bn Tumart’?n (1078-1130) reformlar? sonucunda f?k?h ve kelam bilginlerinin a??rl?k kazanmas? f?k?h ve kelam geleneklerine yönelik ele?tirilerin etkisini zay?flatm??t?r.

?bn Rü?d, Devlet yorumunu ithaf etti?i Ebu Yakub’dan gördü?ü deste?i özellikle övgüyle belirtir. Ama felsefi ara?t?rmalar? boyunca, ba?naz kitleler üzerinde büyük nüfuzu olan f?k?hç?lar?n ve kelan?c?lann ?iddetli tepkisiyle kar??la?m??t?r. ?spanya’daki H?ristiyanlara kar?? aç?lan cihad s?ras?nda Ebu Yusuf’un, ?bn Rü?d’ü saraydaki görevinden alarak 1195’te Elisâne’ye (Lucena) sürgün etmesinin nedeni belki de bu tepkilerdir. Halife, ko?ulsuz bir ba?l?l??a ve halk deste?ine gereksinim duydu?u bir dönemde bu yolla kelamc?lan yat??t?rmak istemi? olabilir. Ama ?bn Rü?d çok geçmeden eski sayg?nl???n? elde etmi?, Ebu Yusuf’un Mara-ke?’e dönmesinden sonra yeniden halifenin huzuruna ça?r?lm??t?r. Öldü?ünde Mara-ke?’e gömülmü?, daha sonra Kurtuba’daki aile mezarl???na getirilmi?tir.

Günün hükümdar?n?n felsefeye ki?isel bir yak?nl?k duymas?na ve filozoflarla dost olmas?na kar??n felsefenin devlet eliyle d??lanmas?, filozoflar?n bask? alt?nda tutulmas?, hatta yap?tlar?n?n yak?lmas?, ?eriat uygulamas?n?n gerektirdikleri d???nda dind??? bilimlerin yasaklanmas?, ?slam tarihinde ender rastlanan bir olgu de?ildir. Devlet yorumunda, Fasl ile Tehafatü’t-Tehafüt ve özgün felsefe yaz?lar?nda görüldü?ü gibi ?bn Rü?d’ün kelamc?lara kar?? felsefeyi bütün ya?am? boyunca y?lmadan savunabilmesinde ku?kusuz iki halifeden gördü?ü deste?in de pay? vard?r. ?ki halifenin ibn Tumart’?n kelam sisteminden giderek so?umalar? ve a??rl?kl? olarak ?eriatla ilgilenmeleri de büyük olas?l?kla ?bn Rü?d’e yard?m etmelerinde etkili olmu?tur.

Dü?üncesinin ba?l?ca yönleri. ?bn Rü?d’ün dinsel ve felsefi incelemeleri ile Devlet yorumunun kar??la?t?r?lmas?, dü?ünürün ?eriat kar??s?ndaki tutumunun temelinde yatan birli?i sergiler. Bu tutum onun felsefe ve Platon’un filozof kral?n?n koydu?u yasa (nomos) kar??s?ndaki tutumunu da belirler, ibn Rü?d için yaln?zca bir hakikat, ?eriat?n hakikati vard?r. Felsefecinin arad??? hakikat de bundan ba?ka bir ?ey de?ildir. Genellikle ?bn Rü?d’e dayand?r?lan çifte hakikat kuram?n? gerçekte o de?il, Latin ?bn Rü?dcüler geli?tirmi?tir. Dinin kitleler, felsefenin ise felsefeciler için oldu?u görü?ü de ?bn Rü?d’e dayand?r?lamaz. Çünkü dü?ünür dinin bütün s?n?flar? ba?lad???n?, ?eriat?n bütün inananlar için tek hakikat oldu?unu, dinin ödül, ceza ve öbür dünyayla ilgili ö?retilerinin, düz anlat?m?yla kitlelerce oldu?u kadar seçkinlerce de benimsenmesi gerekti?ini aç?kça ve ku?kuya yer b?rakmayacak biçimde vurgulam??t?r.

Aristoteles’in kuramsal (fizik ve metafizik) ve k?lg?sal (etik ve siyaset) felsefe ayr?m?n? benimseyen ?bn Rü?d’e göre ?eriat felsefenin her iki türüne de yetkinle?meyi ö?retir. Tehafüt’te “?eriat?n hakikatle ba?da?t??? ve insana tüm varl?klar?n mutlulu?unu güvence alt?na alacak eylemlerin bilgisini sundu?u” vurgulan?r. En yüksek iyi olan mutluluk, siyaset biliminin de ere?idir. Bir Müslüman olarak ?bn Rü?d, bütün inananlann bu dünyada ve öbür dünyada mutlulu?a eri?ebilece?ini belirtir. Ama Platon’un ö?rencisi olarak, dü?ünsel yetkinli?e ancak felsefecilerin ula?abilece?ini de ekler. Buna kar??l?k ?slam devleti, Tanr? taraf?ndan vahyedildi?i için Yunanl?lar?n nomas’undan daha üstün yasalara dayan?r ve bu nedenle kitlelerin de mutlulu?unu sa?lar. ?bn Rü?d her müminin ancak dü?ünsel yetenekleri ölçüsünde mutlu olabilece?ini savunmakla birlikte, Devlette çiftçiler ile öbür i?çilerden olu?an en ast s?n?fa haks?zl?k etti?i için Platon’u ele?tirir. Ona göre yaln?zca islam ?eriat? bütün inananlann gereksinimlerine özen göstermektedir. ?eriat, felsefi dü?ünceye izin verir, çünkü inanan?n Tanr?’y? bilmesini ister. S?radan müminin bu bilgiyi edinebilmesini amaçlayan e?retilemelerin içsel anlam?n? ise ancak tan?tlama sanat?n?n yard?m?yla felsefeciler kavrayabilir. Bu noktada gerçekte bütün ?slam felsefecileri ayn? görü?tedir; ?eriat?n tanr?sal vahiyden kaynaklanan kusursuzlu?unu hepsi kabul eder; yaln?zca ?bn Rü?d ?eriat? nomos’tan da üstün sayar.

?bn Rü?d, Platon’un filozof-kral? gibi felsefecinin de din ö?retilerini do?ru inançlar? elde edecek biçimde yorumlama (tevil) ayr?cal??? (Tanr? taraf?ndan verilmi? bir görevi) bulundu?unu vurgular. Bununla birlikte, ?eriat?n insan anlay???n? a?an, vahyedilmi? bir. hakikat ta??d??? için de tüm inananlar?n benimsemesi gereken ö?retiler içerdi?ini kabul eder. Filozoflar, t?pk? kitleler ve filozoflarla kitleler aras?nda yer alan kelam-c?lar gibi ?eriatla kesin olarak ba?lanm??t?r. Ama filozoflar ussal kan?tlarla çeli?en nass-lar? kabul etmek zorunda de?ildir. Dolay?s?yla, örne?in Aristoteles maddenin öncesizli?ini tan?tlad???na göre, filozof yoktan var etme inanc?n? yads?yabilir; yarat?l?? süregi-den bir süreçtir. Yürürlükteki yasa ve kurallar?n geçerli oldu?u kat? f?k?h çerçevesinde bile Müslümanlar? yaln?zca bilginlerin görü? birli?i (icma) ba?lad???na göre, yarat?l?? gibi hakk?nda görü? birli?i bulunmayan kuramsal konularda ba?lay?c?l?k yoktur. Buna kar??l?k Tanr? inanc?nda antropomorfizm ussal bak?mdan savunulamayaca??na göre, Kuran’da Tanr?’y? bedensel terimlerle betimleyen ifadelerin e?retileme yoluyla tevil edilmesi zorunludur. Tanr?’n?n, tikelleri de?il de yaln?zca tümelleri mi bildi?i sorusunu ise ?bn Rü?d, Tanr?’n?n tikelleri bildi?i, ama bu bilginin insan bilgisinden farkl? oldu?u biçiminde yan?tlar.

?bn Rü?d ?eriat ile Yunan felsefesi aras?nda bir sentez kurma gelene?ini sürdürmekle birlikte, önceki dü?ünürleri bu bak?mdan büyük ölçüde a?ar. Platon’un siyasal felsefesini Aristoteles’in katk?lar?yla benimser ve bu felsefeyi ?slami devlet için de geçerli sayar. Ça??n?n Murab?t ve Muvahhid devletlerini Platon’un görü?leri çerçevesinde ele?tirir; çünkü felsefecinin hükümdar olamamas? durumunda, siyaseti ideal devlet do?rultusunda etkilemeye çal??mas? gerekti?ine inan?r. Örne?in Devletteki yurtta? e?itli?i ile kar??la?t?r?ld???nda kad?n?n ?slam devletlerindeki konumundan kayg?yla söz eder. Ona göre kad?nlar?n yaln?zca çocuk do?urmak ve yeti?tirmek için kullan?lmas? ekonomi için zararl?d?r; devletin yoksullu?undan bu olgu sorumludur.

?bn Rü?d, kendisine göre sahte dü?ünürleri, özellikle kelamc?lar? Platon’un kar??s?ndaki sofistlere benzetir. Onlar? ?slam?n ar?l??? ve devletin güvenli?i için gerçek bir tehlike olarak görür; devletin, kelamc?lar?n kendi inançlar?n? ve görü?lerini kitlelere aç?klamalar?n? yasaklamas?n? önerir. Ona göre ke-lamc?lar kitlelerin zihnini buland?rarak bid’a-ta, f?rkala?maya ve küfre yol açarlar.

A??rl?kl? olarak Farabi’nin Platon’un siyasal felsefesine getirdi?i yoruma dayanan ibn Rü?d Devlefi Aristoteles’in yakla??m?yla inceler. Ona göre Aristoteles’in Ethika Ni-komakheia’s? (Nikomakhos’a Etik) siyaset biliminin ilk, kuramsal bölümünü olu?turur. Bu nedenle Platon’un yaln?zca kuramsal önermeleriyle ilgilenir. Devletin II-IX. kitaplar?n? ayr?nt?l? biçimde yorumlar. Platon’ un diyalektik tart??malar?n?, özellikle yap?ttaki masal ve efsaneleri yorumunun d???nda b?rak?r. Yorumunda Aristoteles’in Ana-lytika ustera {Birinci Analitikler, 1963), Peri psykhe (AnimaIRuh Üzerine, 1990), Physi-ke (Fizik) ve Ethika Nikomakheia adl? yap?tlar?ndan yararlan?l?r. Do?al olarak, Eski Yunanl?lar?n pagan kavramlar?n?n ve kurumlar?n?n yerine Islama özgü kavramlar? koyar. Bu arada Platon’un ?iir (Homeros) ele?tirisini izleyerek ?slam öncesi Arap ?iirine kar?? ç?kar.

?bn Rü?d, ?eriat?n nomos’îan üstün oldu?u görü?ünden ayr?lmaks?z?n, Platon’un (Aristoteles’in yard?m?yla yorumlad???) genel yasalar? ile ?eriat aras?nda büyük bir çak??ma förür. Farabi gibi o da Platon’un filozof ral?n? ?slamdaki imam (devlet ba?kan?) kavram?yla özde?le?tirir, ama ideal hükümdar?n ayn? zamanda peygamber mi olmas? gerekti?i sorusunu yan?ts?z b?rak?r. Çünkü içten bir Müslüman olarak, Hz. Muhammed’ in son peygamber oldu?una inan?r. Ayr?ca Hz. Muhammed’i öbür peygamberlerden ay?rt eder, öteki ?slam filozoflar?n?n peygamberli?i sudur yoluyla aç?klamalar?n? yads?r. ?bn Rü?d’ün bütünüyle Aristoteles’e ba?l? kalan “ak?l” (us) kuram?nda da sudur anlay???n?n hiçbir izine rastlanmaz. ?bn Rü?d’ ün yap?tlar? aras?ndaki bütünlük ona belirgin dinsel bir nitelik kazand?r?r. Ortaça??n sonlar?nda ve Rönesans boyunca baz? H?ristiyan felsefeciler de ?bn Rü?d’ûn Aristoteles yorumuna dayal? ö?retiler geli?tirmi?lerdir. Latin ?bn Rü?dcülü?ü olarak adland?r?lan bu ö?retilerin temel önermesi, usun ve felsefenin, inanca ve inanca dayal? bilgiye üstünlü?üdür.

?bn-i Sina

 

 <p>Bat?l?lar?n Avicenna dedi?i ?bn-i Sina'n?n temsili bir resmi

?bn Sina, tam ad? EBU AL? EL-HÜSEY?N B?N ABDULLAH B?N S?NA, Latince AVICENNA (d.980,

Buhara – ö. 1037,

 

Hamedan,

?ran), en büyük ?slam bilginlerinden olan


filozof ve hekim.

?slamdü?üncesinde


Farabi’yle ba?layan


Aristotelesçi (Me?saî) felsefe gelene?inin en yetkin temsilcisidir. En ünlü iki yap?t?, kapsaml? bir


felsefe ve bilim


ansiklopedisi olan Kitabü’?-?ifa ile t?p tarihinin en ünlü kitaplar? aras?nda yer alan el-Kanun fi’t-T?b’.

Gençli?i

?lk e?itimini

Buhara’da,

 

?iili?in

?smailiye mezhebine ba?l? olan babas?n?n yönlendirmesi alt?nda ald?ysa da hiçbir zaman bu mezhebe ilgi duymad?. Baba evinin kültürlü ki?ilerin u?rak yeri olmas?, daha çocuklu?unda dönemin en ünlü bilginleriyle tan??mas?n? sa?lad?.

Mant?k ve felsefe ö?retmenlerini k?sa sürede geride b?rakt??? için 18 ya??na de?in kendi kendini yeti?tirdi. Derin bir f?k?h bilgisi edindikten sonra t?p ö?renimi gördü. Buhara sultan? Nuh bin Mansur’u ba?ar?yla tedavi etmesinin ödülü olarak Samani saray?n?n zengin kütüphanesinin ?bn Sina’ya aç?lmas? dü?ünsel geli?mesine özellikle katk?da bulundu. Yirmi bir ya??na geldi?inde medrese e?itiminin bütün dallar?nda uzmanla?m??, seçkin bir hekim olarak büyük ün kazanm??t?. Bu arada devlet hizmetinde de aranan bir ki?i olmu?tu, bir süre saray kâtibi olarak da görev yapm??t?.

Babas?n?n ölümü ve

 

Samani hanedan?n?n Gazneli Mahmud kar??s?nda yenik dü?erek da??lmas? ?bn Sina’n?n ya?am?n? birden bire de?i?tirdi. Her biri k?sa süren birkaç ferahlama dönemi d???nda, ömrünün sonuna de?in ?ran çevresinde dola?t?, siyasal ve toplumsal çalkant?lara tan?k oldu. Bu dönemde bir yandan Türkler Orta Asya’daki ?ran egemenli?ine son veriyor, bir yandan da ?ran’daki yerel hanedanlar Ba?dat’taki Abbasi halifeli?inden ba??ms?zla?mak için mücadele ediyorlard?. Ama ?bn Sina üstün yetene?i ve dü?ünsel cesareti sayesinde çal??malar?n? ola?anüstü bir kararl?l?kla sürdürmeyi ba?ard?.

Bir süre

 

Horasan’?n çe?itli kentlerinde dola?t?ktan sonra Büveyhi emirlerinin yan?na yerle?mek üzere buradan ayr?ld?. Önce Rey’e, ard?ndan Kazvin’e gitti. Ama hekimli?i sürdürmesine kar??n bu kentlerde ne yeterli toplumsal ve ekonomik deste?i, ne de dü?ünsel çal??malar?n? sürdürmek için gerekli huzur ve bar?? ortam?n? bulabildi. Sonunda, gene Büveyhi emirlerinden ?em-sü’d-Devle’nin yönetimindeki Hemedan’a yerle?ti. Orada saray hekimi oldu, hükümdar?n deste?ini kazanarak iki kez vezirli?e atand? ve yo?un bir çal??ma dönemine girdi.

Yap?tlar?

?bn Sina’n?n Hemedan’da yazmaya ba?lad??? Kitabü’?-?ifa bir olas?l?kla tarih boyunca bu türde tek ki?i taraf?ndan kaleme al?nm?? en kapsaml? çal??mad?r.


Mant?k,

 

fizik,


geometri,


astronomi,


matematik,


müzik ve

metafizik konular?n?n i?lendi?i kitapta yaln?zca ahlak ve siyaset sorunlar? ele al?nmaz. Yap?tta, ona esin kayna?? olan Aristoteles’in yan? s?ra öteki Eski Yunan ak?mlar? ile Yeni-Platonculu?un etkileri de görülür. ?bn Sina’n?n sisteminin temelini, vacibü’l-vücud (Tanr?’n?n varl???n?n zorunlulu?u) kavram? olu?turur; ona göre öz ve varolu? aras?ndaki ayr?m yaln?zca Tanr?’da ortadan kalkar. ?bn Sina, evrenin yarat?l???n?, Tanr?’n?n kendi kendini bilmesinden do?an birinci ustan (akl-? evvel) inayet ve


feyz yoluyla art arda türeyen 10 us ile ilk dokuz usun kendi kendini dü?ünmesinin ortaya ç?kard??? gök katlar?n?n (felek) olu?turdu?u bir sudur (türüm) zinciriyle aç?klar. Onuncu ya da etkin us (akl-? faal) ise insan?n ya?ad??? dünyay?, olu? ve bozulu? (kevn ve fesad) dünyas?n? ortaya ç?kar?r.

Gene Hemedan’da yaz?m?na ba?lanan el-Kanun fi’t-T?b ise hem Do?u hem de Bat? t?p tarihinde benzeri olmayan çok ünlü bir kitapt?r. Bu yap?t, büyük ölçüde Roma ?mparatorlu?u döneminde ya?am?? Yunan hekimlerinin bulgular? ile Arapça kaynaklara ve ?bn Sina’n?n kendi deneyimlerine dayanan sistematik bir ansiklopedidir.

Hemedan’da bulundu?u süre boyunca gündüzleri sarayda hem hekim hem de yönetici olarak çal??an ?bn Sina, neredeyse her gece ö?rencileriyle birlikte yap?tlar?n? kaleme almakla u?ra??yor, felsefi ve bilimsel tart??malar yürütüyordu. Fiziksel güçlülü?ü de ola?anüstü bir çal??ma program?n? uygulayabilmesine olanak veriyordu. 1022’de ?emsü’d-Devle’nin ölmesi üzerine gizlice Isfahan hükümdar?yla yaz??mas? bir süre hapse at?lmas?na yol açt?. Sonunda kaçmay? ba?ararak çevresinde küçük bir grupla birlikte ?sfahan’a gitti. Orada ya?am?n?n son 14 y?l?n? görece dingin bir ortamda geçirdi. Hükümdar Alaü’d-Devle’den ve saray çevresinden büyük sayg? gördü.

Hemedan’da ba?lad??? iki büyük yap?t?n? ?sfahan’da tamamlad?, 200’e yak?n bilimsel incelemesinin ço?unu burada yazd?. Kita-bu’n-Necât ad?yla Kitabü’?-?ifa’nm yetkin bir özetini kaleme ald?. Bu kitab?n bir bölümünü Alaü’d-Devle’ye e?lik etmek zorunda kald??? seferler s?ras?nda sava? alan?nda yazd?. Son büyük felsefe yap?t? Kitabu’l-??arat ve’t-Tenbihat ise ?bn Sina’n?n görü?lerinin en “ki?isel” anlat?m?n? içeriyordu. Bu yap?t?nda dü?ünür, iman?n ba?lang?c?ndan Tanr?’n?n do?rudan ve kesintisiz mü?ahade-sine var?ncaya de?in mutasavv?f?n manevi yolculu?unu dile getiriyordu. ?sfahan’da bir Arapça bilgininin onu dilbilgisindeki yetersizli?i dolay?s?yla ele?tirmesi üzerine üç y?l çal??arak yazd??? Lisanü’l-Arab müsvedde olarak kald?. Alaü’d-Devle’ye e?lik etti?i bir sefer s?ras?nda hastaland?, kendi kendini tedavi etmeye çal??t?ysa da ba??rsaklar?ndaki kolik sanc?lar?ndan ve a??n bitkinlikten öldü.

Aristotele?çi ?slam bilginlerinin en büyük ustas? olan ?bn Sina, ayn? zamanda ya?am?n?n sonlar?na do?ru bir “Do?u felsefesi” (el-Hikmetü’1-Me?rikiye) geli?tirmeye çal??t?. Bu amaca yönelik yap?tlar?n?n ço?u bugüne ula?mam??sa da öteki yap?tlar?ndan baz?lar?ndaki bilgiler izledi?i yolu göstermek için yeterlidir. ?slam felsefesinin daha sonra özellikle ?ran’da ve Do?u’nun öteki ?slam topraklar?nda yönelece?i mistik teosofi yolundaki ilk ad?m? ?bn Sina atm??t?r.

Etkisi

Endülüslü filozof


?bn Rü?d’ü izleyenlerin olu?turdu?u gibi bir “Latin ?bn Sina okulu” dp?mad?ysa da dü?ünürün Bat?’ da önemlj’ etkisi oldu. Kitabü’?-?ifa’ n?n bir bölümü 12. yüzy?lda Latinceye çevrildi. El-Kanun fi’t-T?b’m da eksiksiz çevirisi ayn? yüzy?lda gerçekle?ti. Bu ve ba?ka çeviriler ?bn Sina’n?n görü?lerini Bat?’ n?n her kö?esine yayd?. Onun dü?üncesi, Aziz Augustinus’un görü?leriyle iç içe geçerek ba?ta Fransisken okullar? olmak üzere ortaça? skolastik dü?üncesinin temellerinden birini olu?turdu. El-Kanun fi’t-T?b birkaç yüzy?l boyunca t?pta tek ba?vuru kayna?? say?ld? ve ibn Sina ancak Hippokrates ve Galenos’la kar??la?t?r?labilecek tart??mas?z bir sayg?nl?k kazand?. Do?uda t?p, felsefe ve ilahiyat alanlar?nda ?bn Sina’n?n ça?lar boyunca süren a??rl??? ?slam dü?üncesinde bugün de canl?l???n? korumaktad?r.

Di?er eserleri

Aksamu’l-Ulumi’l-Akliyye, Risale fi’l-Hudud, ?sbatu’n-Nubavve, Risale fi’l-Kader, el-Ahlak, Kitob fi’s-Siyaset, Risale fi’l-Â?k, Hayy ibn Yakzan, Kitabu’l-?nsaf, el-Ahd, el-?saretu ila Ilmi’l-Mant?k, el-Hidaye, Makale fi’n-Nefs.

Ek bilgi

Felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, t?p ve müzik gibi bilgi ve becerinin muhtelif alanlar?nda seçkinle?mi? olan, ?bn Sînâ (980-1037) matematik alan?nda matematiksel terimlerin tan?mlar? ve astronomi alan?nda ise duyarl? gözlemlerin yap?lmas? konular?yla ilgilenmi?tir. Astroloji ve simyaya itibar etmemi?, Dönü?üm Kuramin?n do?ru olup olmad???n? yapm?? oldu?u deneylerle ara?t?rm?? ve do?ru olmad??? sonucuna ula?m??t?r. ?bn Sînâ’ya göre, her element sadece kendisine özgü niteliklere sahiptir ve dolay?s?yla daha de?ersiz metallerden alt?n ve gümü? gibi daha de?erli metallerin elde edilmesi mümkün de?ildir.

?bn Sînâ, mekanikle de ilgilenmi? ve baz? yönlerden Aristoteles’in hareket anlay???n? ele?tirmi?tir; bilindi?i gibi, Aristoteles, cismi hareket ettiren kuvvet ile cisim aras?ndaki temas ortadan kalkt???nda, cismin hareketini sürdürmesini sa?layan etmenin ortam, yani hava oldu?unu söylüyor ve havaya biri cisme direnme ve di?eri cismi ta??ma olmak üzere birbiriyle ba?da?mayacak iki görev yüklüyordu. ?bn Sînâ bu çeli?ik durumu görmü?, yapm?? oldu?u gözlemler s?ras?nda hava ile rüzgâr?n güçlerini kar??la?t?rm?? ve Aristoteles’in hakl? olabilmesi için havan?n ?iddetinin rüzgâr?n ?iddetinden daha fazla olmas? gerekti?i sonucuna varm??t?r; oysa meselâ bir bir a?ac?n yak?n?ndan geçen bir ok, a?aca de?medi?i sürece, a?açta ve yapraklar?nda en ufak bir k?p?rdanma yaratmazken, rüzgar a?açlar? sallamakta ve hatta kökünden kopartabilmektedir; öyleyse havan?n ?iddeti cisimleri ta??maya yeterli de?ildir.

?bn Sînâ’ya Aristoteles’in yan?ld???n? gösterdikten sonra, kuvvetle cisim aras?nda herhangi bir temas bulunmad???nda hareketin kesintiye u?ramamas?n?n nedenini ara?t?rm?? ve bir nesneye kuvvet uyguland?ktan sonra, kuvvetin etkisi ortadan kalksa bile nesnenin hareketini sürdürmesinin nedeninin, kasri meyil (güdümlenmi? e?im), yani nesneye kazand?r?lan hareket etme iste?i oldu?unu sonucuna varm??t?r. Üstelik ?bn Sînâ bu iste?in sürekli oldu?una inanmaktad?r; yani ona göre, ister öze âit olsun ister olmas?n, bir defa kazan?ld? m? art?k kaybolmaz. Bu yakla??m?yla sonradan Newton’da son biçimine kavu?an eylemsizlik ilkesi’ne yakla?t??? anla??lan ?bn Sînâ, ayn? zamanda nesnenin özelli?ine göre kazand??? güdümlenmi? e?imin de de?i?ik olaca??n? belirtmi?tir. Meselâ elimize bir ta?, bir demir ve bir mantar parças? alsak ve bunlar? ayn? kuvvetle f?rlatsak, her biri farkl? uzakl?klara dü?ecek, a??r cismimler hafif cisimlere nispetle kuvvet kayna??ndan çok daha uzakla?acakt?r. ?bn Sînâ bu denemeleri sonucunda a??r cisimlerin, hafif cisimlere nispetle daha büyük bir güdümlenmi? e?im kapasitesine sahip oldu?una karar vermi?tir. Bundan dolay?, , a??rl?k ve h?zla do?ru orant?l?d?r. A??rl?kla do?ru orant?l?d?r; çünkü cisim ne kadar a??rsa, güdümlenmi? e?im kapasitesi o kadar fazlad?r; h?zla orant?l?d?r; çünkü cisim ne kadar h?zl? f?rlat?l?rsa o kadar uza?a gider. ?âyet ?bn Sînâ’n?n bu sözlerini formüle edip, a??rl?k yerine de kütle kavram?n? konulursa,

Güdümlenmi? E?im = H?z . Kütle = v . m

 

ifadesine ula??l?r ki bu ifâde modern fizi?in momentum kavram?ndan ba?ka bir ?ey de?ildir. Momentumun de?i?mesi ise kuvveti verece?inden, bu formül,

F = d (v.m)/dt

olur ki bu da Newton’un ?kinci Kanunu’dur.

?bn Sînâ’n?n bu çal??mas? oldukça önemlidir; çünkü 11. yüzy?lda ya?ayan bir kimse olmas?na kar??n, Yeniça? Mekani?i’ne yakla?t??? görülmektedir. Onun bu dü?ünceleri, çeviriler yoluyla Bat?’ya da geçmi? ve güdümlenmi? e?im terimi Bat?’da impetus terimiyle kar??lanm??t?r.

?bn Sînâ, her ?eyden önce bir hekimdir ve bu alandaki çal??malar?yla tan?nm??t?r. T?pla ilgili birçok eser kaleme alm??t?r; bunlar aras?nda özellikle kalp-damar sistemi ile ilgili olanlar dikkat çekmektedir, ancak, ?bn Sînâ dendi?inde, onun ad?yla özde?le?mi? ve Bat? ülkelerinde 16. yüzy?l?n ve Do?u ülkelerinde ise 19. yüzy?l?n ba?lar?na kadar okunmu? ve kullan?lm?? olan el-Kânûn fî’t-T?b (T?p Kanunu) adl? eseri akla gelir. Be? kitaptan olu?an bu ansiklopedik eserin Birinci Kitab’?, anatomi ve koruyucu hekimlik, ?kinci Kitab’? basit ilaçlar, Üçüncü Kitab’? patoloji, Dördüncü Kitab’? ilaçlarla ve cerrâhî yöntemlerle tedavi ve Be?inci Kitab’? ise çe?itli ilaç terkipleriyle ilgili ayr?nt?l? bilgiler vermektedir.

?bn Sînâ’n?n söz konusu eseri incelendi?inde, konular? sistematik bir biçimde inceledi?i görülür. Tarihte ilk defa, t?p ve cerrâhîyi iki ayr? disiplin olarak de?erlendiren ?bn Sînâ, cerrâhî tedavinin sa?l?kl? olarak yürütülebilmesi için anatominin önemini özellikle vurgulam??t?r. Hayatî tehlikenin çok yüksek olmas?ndan ötürü pek gözde olmayan cerrahi tedavi ile ilgili örnekler vermi? ve ameliyatlarda kullan?lmak üzere baz? aletler önermi?tir.

Gözle de ilgilenmi? olan ?bn Sînâ, döneminin seçkin fizikçilerinden ?bn Heysem gibi, Göz-???n Kuram?’n? savunmu? ve üst göz kapa??n?n d??a dönmesi, sürekli beyaz renge veya kara bakmaktan meydana gelen kar körlü?ü gibi daha önce söz konusu edilmemi? hastal?klar hakk?nda da ayr?nt?l? aç?klamalarda bulunmu?tur.

Mevlana Celaleddin Rumi

'Gel, ne olursan ol gene gel' diyerek tüm dünyay? kucaklayan <p>büyük dü?ünür Mevlana

Mevlâna, 30 Eylül


1207 y?l?nda bugün

Afganistans?n?rlar? içerisinde yer alan


Horasan bölgesinin


Belh?ehrinde do?mu?tur. Mevlâna’n?n babas? Belh ?ehrinin ileri gelenlerinden olup, sa?l???nda “Bilginlerin Sultâni” unvan?n? alm?? olan Hüseyin Hatibî o?lu Bahâeddin Veled’tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in k?z? Mümine Hatundur. Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled, baz? siyasi olaylar ve yakla?makta olan Mo?ol istilas? nedeniyle Belh’den ayr?lmak zorunda kalm??t?r. Sultânü’I-Ulemâ 1212 veya

 

1213 y?llar?n da aile fertleri ve yak?n dostlar? ile birlikte Belh’den ayr?ld?. Sultânü’I-Ulemâ’nin ilk dura?? Nisâbur olmu?tur. Nisâbur ?ehrinde tan?nm?? mutasavv?f Ferîdüddin Attar ile de kars?la?t?lar. Mevlâ’na burada küçük ya??na ra?men Ferîdüddin Attar’?n ilgisini çekmi? ve takdirlerini kazanm??t?r. Sultânü’I Ulemâ Ni?abur’dan Ba?dat’a ve daha sonra Küfe yolu ile

Kâbe’ye hareket etti. Hac farîzas?n? yerine getirdikten sonra, dönü?te ?am’a u?rad?. ?am’dan sonra

Malatya,


Erzincan,


Sivas,


Kayseri,


Ni?de yolu ile Lârende’ye (


Karaman) geldiler. Karaman’da Suba?? Emir Mûsâ’n?n yapt?rd?klar? medreseye yerle?tiler.

</p><p>Konya'daki Mevlana türbesi 

 

Konya’daki Mevlana türbesi


1222 y?l?nda

Karaman’a gelen Sultânü’/-Ulemâ ve ailesi burada 7 y?l kald?lar. Mevlâ’na


1225 y?l?nda ?erefeddin Lala’n?n k?z? Gevher Hatun ile Karaman’da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna’n?n

Sultan Veled ve

Alaeddin Çelebi adli iki o?lu oldu. Y?llar sonra Gevher Hatunu kaybeden Mevlâ’na bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evlili?ini yapt?. Mevlâna’n?n bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adli iki o?lu ile Melike Hatun adli bir k?z? dünyaya geldi. Bu y?llarda Anadolunun büyük bir k?smi Selçuklu Devleti’nin egemenli?i alt?nda idi. Konya’da bu devletin ba? ?ehri idi. Konya sanat eserleri ile donat?lm??, ilim adamlar? ve sanatkarlarla dolup ta?m??t?. K?saca Selçuklu Devleti en parlak devrini yas?yordu ve Devletin hükümdar? Alâeddin Keykubâd idi. Alaeddin Keykubad Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled’i Karaman’dan

Konya’ya davet etti ve Konya’ya yerle?mesini istedi. Bahaeddin Veled Sultan?n davetini kabul etti ve Konya’ya 3 May?s 1228 y?l?nda ailesi ve dostlar? ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini muhte?em bir törenle kar??lad? ve Altunapa (Iplikçi) Medresesi’ni ikametlerine tahsis ettiler. Sultânü’l-Ulemâ 12 Ocak 1231 y?l?nda Konya’da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu Saray?n?n gül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullan?lan Mevlâ’na Dergâh?’ndaki bugünkü yerine defnolundu. Sultânü’I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müritleri bu defa Mevlâna’n?n çevresinde topland?lar. Mevlâna’y? babas?n?n tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmu?, ?plikçi Medresesi’nde vaazlar veriyordu. Vaazlar? kendisini dinlemeye gelenlerle dolup ta??yordu. Mevlâ’na 15 Kas?m 1244 y?l?nda Sems-i Tebrizî ile karsilasti. Mevlâna Sems’de “mutlak kemâlin varl???n?” cemalinde de “Tanr? nurlar?n?” görmü?tü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Sems aniden öldü. Mevlâna Sems’in ölümünden sonra uzun y?llar inzivaya çekildi. Daha sonraki y?llarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Sems-i


Tebriz’înin yerini doldurmaya çal??t?lar. Ya?am?n? “Hamd?m, pi?tim, yand?m” sözleri ile özetleyen Mevlâ’na 17 Aral?k 1273 Pazar günü Hakk’ in rahmetine kavu?tu. Mevlâna’n?n cenaze namaz?n? Mevlâna’n?n vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî k?ld?racakt?. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdi?i Mevlâna’y? kaybetmeye dayanamay?p cenazede bay?ld?. Bunun üzerine, Mevlâna’n?n cenaze namaz?n? Kad? Siraceddin k?ld?rd?. Mevlâna ölüm gününü yeniden do?u? günü olarak kabul ediyordu. O öldü?ü zaman sevdi?ine yani Allah’?na kavu?acakt?. Onun için Mevlâ’na ölüm gününe dü?ün günü veya gelin gecesi manas?na gelen “Seb-i Arûs” diyordu ve dostlar?na ölümünün ard?ndan ah-ah, vah-vah edip a?lamay?n diyerek vasiyet ediyordu.

Mevlânâ bugünkü

Afganistan’da bulunan


Belh’te do?mu?tur. Annesi, Belh Emiri Rükneddin’in k?z? Mümine Hatun; babaannesi,

 

Harzem?ahlar hanedan?ndan Türk prensesi, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan’d?r.Hazreti Mevlânâ Muhammed Celâleddin-i Rûmî Hayat? ve ?ahsiyeti, Yrd.Doç.Dr. A. Selâhaddin H?DÂYETO?LU, S.Ü. ?lahiyat Fakültesi Türk-?slâm Edebiyat? Anabilim Dal? Ö?retim Görevlisi, 1996

 

Babas?, Sultânü’l-Ulemâ (Alimlerin Sultân?) unvan? ile tan?nm??, Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabas?, Ahmed Hatîbî o?lu Hüseyin Hatîbî’dir. Babas?na Sultânü’l-Ulemâ (Alimlerin Sultân?) unvan?n?n verilmesini kaynaklar Türk gelenekleri ile aç?klamaktad?r.Midhat Bahari BEYTUR, Divan-? Kebir’den Seçme ?iirler, Milli E?itim Bas?mevi, ?stanbul, 1965, C.l/s.17

Mevlânâ Celaleddin-i Rumi (Rumi ad?,

Anadolu’ya yerle?ip orada ya?ad??? için (o dönemde Anadolu’ya Diyar?-?


Rumdeniliyordu); “Efendimiz” manas?na gelen Mevlânâ ise, kendisine kar?? duyulan büyük sayg?n?n belirtisi olarak verilmi?tir), dönemin

?slam kültür merkezlerinden


Belh kentinde hocal?k yapan ve Sultan-ül Ulema (Bilginler Sultan?) lakab?yla an?lan

Bahaeddin Veled’in o?ludur. Mevlânâ, babas? Bahaeddin Veled’in ölümünden bir y?l sonra,


 

1232 y?l?nda

Konya’ya gelen


Seyyid Burhaneddin’in manevi terbiyesi alt?na girmi? ve dokuz y?l O’na hizmet etmi?tir.

Mevlana’n?n Hayat?

Babas?n?n ölümüne kadar olan dönem

 

</p><p>Mevlana Müzesi Ye?il Kubbe 

 

Mevlana Müzesi Ye?il Kubbe

Harzem?ah hükümdarlar?

Bahaeddin Veled’in halk üzerindeki etkisinden her zaman tedirgin olmu?tu; çünkü o, insanlara son derece iyi davran?r, ayr?ca onlara her zaman anlayabilecekleri yorumlar getirir, derslerinde kesinlikle


 

felsefe tart??malar?na girmezdi. Söylenceler, Bahaeddin Veled ile Harzem?ah hükümdar? Alaeddin Muhammed Töki? (ya da Teki?) aras?nda geçen bir olaydan söz eder: Bahaeddin Veled bir gün dersinde, felsefeye ve felsefecilere ?iddetle çatm??, onlar? ?slam dininde var olmayan ?eylere (bid’at) u?ra?makla suçlam??t?. Ünlü ?slam felsefecisiFahrettin Razi buna çok k?zd? ve onu Muhammed Töki?’e ?ikayet etti. Hükümdar, Razi’yi çok sayar ona özel olarak itibar ederdi. Razi’nin uyar?lar? ve halk?n Bahaeddin Veled’e gösterdi?i ilgi ve sayg? bir araya gelince, kendi yerinden ku?kuya dü?en Töki?, Belh kentinin anahtarlar?n? ona gönderdi. Bu, benim yerime iktidar? sen kullan, anlam?na gelen bir davran??t?. Söylendi?ine göre bu davran??? “bir yerde iki sultan olmaz” diye kar??layan Bahaeddin Veled, hemen göç haz?rl?klar?na ba?lad?, ailesini, kitaplar?n?, sad?k müritlerini yan?na alarak ülkeden ayr?ld? (1212 ya da 1213).

Ni?apur kentinde ünlü ?eyh Feridüttin Attar onlar? kar??lad?. Aralar?nda önemli konu?malar geçti. Küçük Celaleddin de bu konu?malar? dinliyordu. Attar, Esrarname(S?rlar Kitab?) adl? ünlü kitab?n? Celaleddin’e hediye etti ve yanlar?ndan ayr?l?rken küçük Celaleddin’i kastederek, yan?ndakilere “bir deniz bir ?rma??n ard?na dü?mü? gidiyor” dedi. Bahaeddin Veled’e de, “umar?m yak?n bir gelecekte o?lunuz alem halk?n?n gönlüne ate? verecek ve onlar? yakacakt?r” diye bir aç?klama yapt? (Mevlânâ Esrarname ‘yi her zaman yan?nda ta??m??, Mesnevisinde Attar’dan ve onun k?ssalar?ndan s?k s?k söz etmi?tir).

Kafile, Ba?dat’ta üç gün kald?; sonra hac için Arabistan’a yöneldi. Hac dönü?ü, ?am’dan Anadolu’ya geçti ve Erzincan,Ak?ehir, Larende’de (günümüzde Karaman) konaklad?. Bu konaklama, yedi y?l sürdü. On sekiz ya??na gelmi? olan Celalettin, Semerkandl? Lala ?erafettin’in k?z? Gevher Hatun ile evlendi. O?ullar? Mehmet Bahaeddin (Sultan Veled) ile Alaeddin Mehmet, Larende’de do?dular. Selçuklu sultan? Alaeddin Keykubat, sonunda Bahaeddin Veled’i ve Celaleddin’iKonya’ya yerle?meye raz? etti. Onlar? yollarda kar??lad?. Alt?napa Medresesi’nde konuk etti. Ba?ta hükümdar olmak üzere saray adamlar?, ordu ileri gelenleri, medreseliler ve halk, Bahaeddin Veled’e büyük bir sayg?yla ba?lan?yor, müridi oluyordu. Bahaeddin Veled 1231’de Konya’da öldü ve Selçuklu Saray?’nda gül bahçesi” denilen yere defnedildi. Hükümdar yas tutarak bir hafta taht?na oturmad?. K?rk gün, imarethanelerde onun için yemek da??t?ld?. Bu mesnevisi de böylece sona ermi? oldu

Babas?n?n ölümünden sonraki dönem

Babas?n?n vasiyeti, sultan?n buyru?u ve Bahaeddin’in müritlerinin ?srarl? ricalar? sonucu Celaleddin babas?n?n yerine geçti. Bir y?l süreyle dersleri, vaazlar? ve fetvalar? o verdi. Sonra, babas?n?n ö?rencilerinden Tirmizli Seyhit Burhaneddin Muhakkik ile bulu?tu. Tirmizli oldu?u için Tirmizi diye an?lan Burhaneddin, Konya’daki bu bulu?mada genç Celaleddin’i o ça?da geçerli olan bütün ?slam bilim dallar?ndan s?nava soktu. ve gösterdi?i ba?ar?dan sonra “bilgide e?in yok; gerçekten seçkin bir ersin. Ne var ki, baban hal ehli (gönül ve ruh adam?) idi; sen kal ehlisin (söz adam?). Kal’i b?rak, onun gibi hal sahibi ol. Buna çal??, ancak o zaman onun gerçek varisi olursun, ancak o zaman Güne? gibi alemi ayd?nlatabilirsin” dedi (Sultan Veled (Mevlânâ’n?n o?lu) ünlü ?btidaname (Ba?lang?ç Kitab?) adl? kitab?nda olay? böyle anlat?r). Bu uyar?dan sonra, Celaleddin 9 y?l boyunca Burhaneddin Muhakkik Tirmizi’ye müritlik etti, seyr-ü sülük denen tarikat e?itiminden geçti. Halepve ?am medreselerinde ö?renimini tamamlad?, dönü?te Konya’da hocas? Tirmizi’nin gözetiminde art arda üç kez çile ç?kartt?, riyazete (her tür perhiz) ba?lad?. Hocas? art?k Kayseri’ye dönmek istiyor, Celaleddin onu b?rakm?yordu. Günün birinde Tirmizi, ö?rencisinden habersiz yola ç?kt? ama yolda at? tökezleyip dü?ünce aya?? incindi. Dönüp Konya’ya geldi ve Celaleddin’e “neden beni b?rakm?yorsun?” diye sordu. O da hocas?na “neden gitmek istiyorsun?” dedi. Tirmizi bu soruya ?u yan?t? verdi: “Buraya güçlü bir gönül aslan? yöneldi, sana gelecek. Ben de bir din aslan?y?m. Biz birbirimizle geçinemeyiz, birbirimize a??r geliriz”. Bu aç?klamadan sonra Tirmizi, Kayseri’ye gitti ve 1241’de orada öldü. Celaleddin, Konya’ya yönelen o gönül aslan?n? bir süre bekledi. Ne var ki, hocas?n? unutam?yordu. Bütün kitaplar?n? ve ders notlar?n? toplad?. Fihi-Ma Fih(Ne Varsa ?çindedir) adl? yap?t?ndaki aç?klamalar?nda s?k s?k hocas?ndan al?nt?lar yapt?. Be? y?l boyunca medrese f?k?h ve dinbilim okuttu, vaiz ve ir?atlar?n? sürdürdü.

Tebrizli ?ems

1244’te Konya’n?n ünlü ?eker Tacirleri (?eker Furu?an) han?na ba?tan aya?a karalar giymi? bir gezgin indi: Ad? ?emsettin Muhammed Tebrizi (Tebrizli ?ems) idi. Yayg?n inanca göre Ebubekir Selebaf adl? ümi bir ?eyhin müridi idi. Gezici bir tüccar oldu?unu söylüyordu. Sonradan Hac? Bekta? Veli’nin Makalat (Sözler) adl? kitab?nda da anlatt???na göre, bir arad??? vard?. Arad???n? Konya’da bulacakt?, gönlü böyle diyordu. Yolculuk ve aray?? bitmi?ti. Ders saatinin bitiminde ?plikçi Medresesin’ne do?ru yola ç?kt? ve Mevlânâ’y? at?n?n üstünde dani?mentleriyle birlikte gelirken buldu: at?n dizginlerini tutarak sordu ona: “Ey bilginler bilgini, söyle bana, Muhammed mi büyüktür, yoksa Bayezit Bistami mi?” Mevlânâ yolunu kesen bu garip yolcudan çok etkilenmi?, sordu?u sorudan ötürü ?a??rm??t?: “Bu nas?l sorudur?” diye kükredi. “O ki peygamberlerin sonuncusudur; O’nun yan?nda Bayezit’in sözü mü olur?” Bunun üstüne Tebrizli ?ems ?öyle dedi: “Neden Muhammed ‘kalbim paslan?r da bu yüzden Rabbime günde yetmi? kez isti?far ederim’ diyor da , Bayezit ‘kendimi noksan s?fatlardan uzak tutar?m, bedenimin içinde Allah’tan ba?ka varl?k yok’ diyor; buna ne dersin?” Bu soruyu Mevlânâ ?öyle kar??lad?: “Muhammed her gün yetmi? makam a??yordu. Her makam?n yüceli?ine vard???nda önceki makam ve mertebedeki bilgisinin yetmezli?inden isti?far ediyordu. Oysa Bayezit ula?t??? makam?n yüceli?inde doyuma ula?t? ve kendinden geçti, gücü s?n?rl?yd?.; onun için böyle konu?tu”. Tebrizli ?ems bu yorum kar??s?nda “Allah, Allah” diye hayk?rarak onu kucaklad?. Evet, arad??? O’ydu. Kaynaklar, bu bulu?man?n oldu?u yeri Merec-el Bahreyn (iki denizin bulu?tu?u nokta) diye adland?rd?.

Oradan, birlikte, Mevlânâ’n?n seçkin müritlerinden Selahaddin Zerkub’un hücresine (medresedeki odas?) gittiler ve halvet (iki ki?ilik kesin bir yaln?zl?k) oldular. Bu halvet süresi hayli uzun oldu (kaynaklar 40 gün ile 6 aydan söz eder). Süre ne olursa olsun, Mevlânâ’n?n ya?am?nda bu s?rada büyük bir de?i?me oldu ve yepyeni bir ki?ilik, yepyeni bir görünüm ortaya ç?kt?. Mevlânâ art?k vaazlar?n?, derslerini, görevlerini, zorunluluklar?n?, k?saca her davran???, her eylemi terk etmi?ti. Her gün okudu?u kitaplar? bir yana b?rakm??, dostlar?n?, müritlerini aramaz olmu?tu. Konya’n?n hemen her kesiminde, bu yeni duruma kar?? bir itiraz, bir isyan havas? esiyordu. Kimdi bu gelen dervi?? Ne istiyordu? Mevlânâ ile hayranlar? aras?na nas?l girmi?, ona bütün görevlerini nas?l unutturmu?tu. ?ikayetler, ay?plamalar o dereceye vard? ki, baz?lar? Tebrizli ?ems’i ölümle bile tehtid ettiler. Olaylar böyle üzücü bir görünüm kazan?nca, bir gün can? çok s?k?lan Tebrizli ?ems, Mevlânâ’ya Kur’an’dan bir ayet okudu. Ayet, “i?te bu, sen ile ben’in aras?ndaki ayr?l?kt?r” anlam?na geliyordu. Bu ayr?l?k gerçekle?ti ve Tebrizli ?ems bir gece habersizce Konya’y? terk etti ( 1245).

Tebrizli ?ems’in gidi?inden son derece etkilenen Mevlânâ kimseyi görmek istememi?, kimseyi kabul etmemi?, yemeden içmeden kesilmi?, sema meclislerinden, dost toplant?lar?ndan büsbütün aya??n? çekmi?ti. Özlem ve a?k dolu gazeller söylüyor, gidebilece?i her yere gönderdi?i ulaklar arac?l???yla Tebrizli ?ems’i arat?yordu. Müritlerin baz?lar? pi?manl?k duyup Mevlânâ’dan özür dilerken, baz?lar? da Tebrizli ?ems’e büsbütün k?z?p kinlenmekteydiler. Sonunda onun ?am’da oldu?u ö?renildi. Sultan Veled ve yirmi kadar arkada?? Tebrizli ?ems’i al?p getirmek üzere acele ?am’a gittiler. Mevlânâ’n?n geri dönmesi için yan?p yakard??? gazelleri ona sundular. Tebrizli ?ems, Sultan Veled’in ricalar?n? k?rmad?. Konya’ya dönünce k?sa süreli bir bar?? ya?and?; aleyhinde olanlar gelip özür dilediler. Ama Mevlânâ ile Tebrizli ?ems gene eski düzenlerini sürdürdüler. Ancak bu durum pek fazla uzun sürmedi. Dervi?ler, Mevlânâ ‘y? Tebrizli ?ems’ten uzak tutmaya çal???yorlard?. Halk da Mevlânâ’ya Tebrizli ?ems geldikten sonra ders ve vaaz vermeyi b?rakt???, sema ve raksa ba?lad???, f?k?h bilginlerine özgü k?yafetini de?i?tirip Hint alacas? renginde bir h?rka ve bal rengi bir küllah giydi?i için k?z?yordu. Tebrizli ?ems’e kar?? birle?enler aras?nda bu kez Mevlânâ’n?n ikinci o?lu Alaeddin Çelebi’de vard?.

Sonunda sabr? tükenen Tebrizli ?ems “bu sefer öyle bir gidece?im ki, nerde oldu?umu kimse bilmeyecek” deyip, 1247y?l?nda bir gün ortadan kayboldu (ama Eflaki onun kaybolmad???n?, aralar?nda Mevlânâ’n?n o?lu Alaeddin’in de bulundu?u bir grup taraf?ndan öldürüldü?ünü ileri sürer). Sultan Veled’in deyi?ine göre Mevlânâ adeta deliye dönmü?tü; ama sonunda onun gene gelece?inden umudunu keserek yeniden derslerine, dostlar?na, i?lerine döndü. Tebrizli ?ems’in türbesi Hac? Bekta? Dergah?’nda di?er Horasan Alperenlerinin yan?ndad?r.

Selahattin Zerküb

Bu dönemde Mevlânâ, Tebrizli ?ems ile kendi benli?ini özde?le?tirme deneyimini ya??yordu (bu, baz? gazellerin taç beyitinde kendi ad?n? kullanmas? gerekirken, Tebrizli ?ems’in ad?n? kullanmas?ndan da anla??lmaktad?r). Ayn? zamanda Mevlânâ o s?rada kendine en yak?n hemhal olarak (ayn? hali payla?an dost) Selahattin Zerküb’u seçmi?ti. Tebrizli ?ems’in yoklu?unu onunla gideriyor. Selahattin Zerküb, Mevlânâ’n?n gözünde ?ems ile özde?le?iyordu. Selahattin, erdemli ama okumas? yazmas? olmayan bir kuyumcuydu. Aradan k?sa bir zaman geçince, bu kez müritler Tebrizli ?ems yerine Selahattin’i hedef edindiler. Ne var ki bu kez Mevlânâ ve Selahattin kendilerine kar?? duyulan gergin havaya pek ald?rmad?lar. Selahattin’in k?z? Fatma Hatun ile Sultan Veled evlendirildi.

Mevlânâ ile Selahattin on y?l süreyle bir arada bulundular. Selahattin’i öldürme giri?imleri oldu ve bir gün Selahattin Mevlânâ’dan “bu vücut zindan?ndan kurtulmak için izin istedi?i” rivayeti yay?ld?; üç gün sonra da Selahattin öldü (Aral?k1258). Selahattin’in cenazesinin a?layarak de?il, neyler ve kudümler çal?narak, sevinç ve ?evk içinde kald?r?lmas?n? vasiyet etmi?ti.

Selahattin’in ölümünden sonra, yerini Hüsamettin Çelebi ald?. Hüsamettin’in babas?, Konya yöresi ahilerinin reisiydi. Onun için, Hüsamettin Ahi Türk o?lu diye an?l?rd?. Varl?kl? bir ki?iydi ve Mevlânâ’ya mürit olduktan sonra bütün servetini onun müritleri için harcad?. Beraberlikleri Mevlânâ’n?n ölümüne kadar on y?l sürdü. O ayn? zamanda Vezir Ziyaettin tekkesinin de ?eyhiydi ve böylece iki ayr? makam sahibiydi.

?slam tasavvufunun en önemli ve en büyük yap?t? olan Mesnevi-i Manevi (genellikle yaln?z Mesnevi diye an?l?r) Hüsamettin Çelebi arac?l???yla yaz?lm??t?r. Bir gün birlikte sohbet ederlerken Çelebi bir konudan yak?nd? ve “müritler”, dedi, “tasavvuf yolunda bir ?eyler ö?renmek için ya Hakim Senai’nin Hadika (Bahçe) adl? kitab?n? okuyorlar ya Attar’?n ?lahiname ‘sini,Mant?k-ut-Tayr ?n? (Ku? Dili) okuyorlar. Oysa bizim de e?itici bir kitab?m?z olsayd? herkes bunu okuyacak ve ilahi gerçekleri ilk elden ö?renecekti.” Hüsamettin Çelebi sözünü bitirirken, Mevlânâ sar???n?n katlar? aras?ndan bükülmü? bir kâ??t uzatt? genç dostuna; Mesnevi ‘nin ünlü ilk 18 beyti yaz?lm??t? ve hoca, müridine ?öyle diyordu: “Ben ba?lad?m, gerisini sen yazarsan ben söylerim.”

Bu çal??ma y?llar boyu sürdü. Yap?t, 25.700 beyitten olu?an 6 ciltlik bir bütündü. Tasavvuf ö?retisini birbirinden ç?kan ilgi çekici öyküler arac?l???yla anlat?yor, olaylar? yorumlarken tasavvuf ilkelerini aç?kl?yordu. Mesnevi bitti?i zaman art?k epeyce ya?lanm?? olan Mevlânâ yorgun dü?mü?, ayr?ca sa?l??? da bozulmu?tu. 17 Aral?k 1273’te de öldü. Mevlana’n?n öldü?ü gün olan 17 Aral?k, dü?ün gecesi anlam?na gelen ve sevgilisi olan rabbine kavu?ma günü oldu?u için ?eb-i Arûs olarak an?l?r.

?lk e?i Gevher Hatun ölünce, Mevlânâ Konya’da ikinci kez Gera Hatun ile evlenmi? ve ondan Muzafferettin Alim Çelebi ad?nda bir o?lu ve Fatma Melike Hatun ad?nda bir k?z? olmu?tu. Mevlânâ’n?n soyundan gelen Çelebiler, genellikle Sultan Veled’in o?lu Feridun Ulu Arif Çelebi’nin torunlar?d?r; Melike Hatun torunlar?ysa Mevleviler aras?nda ?nas Çelebi olarak an?l?r.

Hz. Mevlana’n?n Eserleri

 

</p><p>Semazenler 

 

Semazenler

Mesnevî, klâsik do?u edebiyat?nda, bir ?iir tarz?n?n adidir. Sözlük anlam?yla “?ki?er, iki?erlik” demektir. Edebiyatta ayni vezinde ve her beyti kendi aras?nda ayr? ayr? kafiyeli naz?m ?ekillerine Mesnevi adi verilmi?tir. Her beytin ayni vezinde fakat ayr? ayr? kafiyeli olmas? nedeniyle Mesnevîde büyük bir yazma kolayl??? vard?r. Bu nedenle uzun sürecek konular veya hikâyeler ?iir yoluyla söylenilecekse, kafiye kolayl??? nedeniyle mesnevî tarz? seçilir. Bu suretle ?iir, beyit beyit sürüp gider. Mesnevî her ne kadar klâsik do?u ?iirinin bir ?iir tarz? ise de “Mesnevî” denildi?i zaman akla “Mevlâna’n?n Mesnevîsi”gelir. Mevlâ’na Mesnevîyi Çelebi Hüsameddin’in iste?i üzerine yazm??t?r. Kâtibi Hüsameddin Çelebi’nin söyledi?ine göre Mevlanâ, Mesnevî beyitlerini Meram’da gezerken,otururken, yürürken hatta semâ ederken söylermi?, Çelebi Hüsameddin de yazarm??. Mesnevînin dili Farsça’d?r. Halen Mevlâna Müzesi’nde teshirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunan en eski Mesnevî nüshas?na göre, beyit say?s? 25618 dir. Mesnevî’nin vezni : Fâ i lâ tün- Fâ i lâ tün – Fâ i lün’dür Mevlâna 6 büyük cilt olan Mesnevî’sinde, tasavvufî fikir ve dü?üncelerini, birbirine ulanm?? hikayeler halinde anlatmaktad?r.

DIVAN-I KEB?R:

Dîvân, sairlerin ?iirlerini toplad?klar? deftere denir. Dîvân-i Kebîr “Büyük Defter” veya “Büyük Dîvân” manas?na gelir. Mevlâna’n?n çe?itli konularda söyledi?i ?iirlerin tamam? bu divandad?r. Dîvân-i Kebîr’in dili de Farsça olmakla beraber, Dîvân-i Kebîr içinde az say?da Arapça, Türkçe ve Rumca ?iir de yar almaktad?r. Dîvân-i Kebîr 21 küçük dîvân (Bahir) ile Rubâî Dîvân?’n?n bir araya getirilmesiyle olu?mu?tur. Dîvân-i Kebîr’in beyit adedi 40.000 i asmaktad?r. Mevlâna, Dîvân-i Kebîr’deki baz? ?iirlerini ?ems Mahlas? ile yazd??? için bu dîvâna, Dîvân-i ?ems de denilmektedir. Dîvânda yer alan ?iirler vezin ve kafiyeler göz önüne al?narak düzenlenmi?tir.

MEKTUBAT:

Mevlâna’n?n basta Selçuklu Hükümdarlar?na ve devrin ileri gelenlerin.e nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen dini ve ilmi konularda ise aç?klay?c? bilgiler vermek için yazd??? 147 adet mektuptur. Mevlâna bu mektuplar?nda, edebî mektup yazma kaidelerine uymam??, aynen konu?tu?u gibi yazm??t?r. Mektuplar?nda “kulunuz, bendeniz” gibi kelimelere hiç yer vermemi?tir. Hitaplar?nda mevki ve memuriyet adlar? müstesna, mektup yazd??? ki?inin akl?na, inanc?na ve yapt??? iyi islere göre kendisine hangi hitap tarz? yak???yorsa o sözlerle ve o vas?flârla hitap etmi?tir.

FIHI MA FIH:

F?h? Mâ F?h “Onun içindeki içindedir” manas?na gelmektedir.. Bu eser Mevlâna’n?n çe?itli meclislerde yapt??? sohbetlerin, o?lu Sultan Veled taraf?ndan toplanmas? ile meydana gelmi?tir. 61 bölümden olu?maktad?r. Bu bölümlerden bir k?smi, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane’ye hitaben kaleme al?nm??t?r. Eserde baz? siyasi olaylara da temas edilmesi yönünden, bu eser ayni zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilmektedir. Eserde cennet ve cehennem, dünya ve âhiret, mür?itve mürit, a?k ve semâ gibi konular islenmi?tir.

MECÂL?S-I SEB’A (Yedi Meclis) :

Mecâlis-i Seb’a, ad?ndan da anla??laca?? üzere Mevlâna’n?n yedi Meclisi’nin, yedi Vaaz?’n?n not edilmesinden meydana gelmi?tir. Mevlâna’n?n vaazlar?, Çelebi Hüsameddin veya o?lu Sultan Veled taraf?ndan not edilmi?, ancak özüne dokunulmamak kayd? ile eklentiler yap?lm??t?r. Eserin düzenlemesi yap?ld?ktan sonra Mevlâna’n?n tashihinden geçmi? olmas? kuvvetle muhtemeldir. ?iiri amaç de?il, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde serh etti?i Hadiselerin konular? bak?m?ndan tasnifi ?öyledir :

1. Do?ru yoldan ayr?lm?? toplumlar?n hangi yolla kurtulaca??.

2. Suçtan kurtulu?. Akil yolu ile gafletten uyan??.

3. ?nançdaki kudret.

4. Tövbe edip do?ru yolu bulanlar Allah’?n sevgili kullar? olurlar.

5. Bilginin de?eri.

6. Gaflete dal??.

7. Akl?n önemi.

Bu yedi meclis’de, asil serh edilen hadislerle beraber, 41 Hadis daha geçmektedir. Mevlâna taraf?ndan seçilen her Hadis içtimaidir. Mevlâna yedi meclisinde her bölüme “Hamd ü sena” ve “Münacaat” ile ba?lamakta, aç?klanacak konular? ve tasavvufî görü?lerini hikaye ve ?iirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevî’nin yaz?l???nda da aynen kullan?lm??t?r.

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,

?ster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,

Bizim dergah?m?z, ümitsizlik dergah? de?ildir,

Yüz kere tövbeni bozmu? olsan da yine gel…

Ben yasad?kça Kur’an’?n bendesiyim

Ben Hz.Muhammed’in aya??n?n tozuyum

Biri benden bundan ba?kas?n? naklederse

Ondan da bizar?m, o sözden de bizar?m, ?ikayetçiyim…

Ölümümüzden sonra mezar?m?z? yerde aramay?n?z bizim mezar?m?z ariflerin gönüllerindedir…

Güne? olmak ve alt?n ???klar halinde

Ummanlara ve çöllere saç?lmak isterdim

Gece esen ve suçsuzlar?n ah?na kar?san

Yüz rüzgar? olmak isterdim…

Aklin varsa bir ba?ka ak?lla dost ol da, islerini dan??arak yap…

Su topra?a sevgiden ba?ka bir tohum ekmeyiz

Su tertemiz tarlaya ba?ka bir tohum ekmeyiz biz…

Hayati sen ald?ktan sonra ölmek, seker gibi tatl? ?eydir

Seninle olduktan sonra ölüm, tatl? candan daha tatl?d?r…

Biz güzeliz, sen de güzelle?, beze kendini bizim huyumuzla huylan, bize al?? ba?kalar?na de?il…

Bir katre olma, kendini deniz haline getir madem ki denizi özlüyorsun, katreligi yok et gitsin…

Beri gel, beri ! Daha da beri ! Niceye su yol vuruculuk ?

Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye su senlik benlik…

Ya oldu?un gibi görün, ya göründü?ün gibi ol…

Mevlana’n?n Eserleri

1) Mesnevi:

 

</p><p>Mevlana Türbesi'nin içeriden görünümü 

 

Mevlana Türbesi’nin içeriden görünümü

Mesnevi klasik do?u edebiyat?nda, bir ?iir tarz?n?n ad?d?r. Edebiyatta ayn? vezinde ve her beyti kendi aras?nda ayr? ayr? kafiyeli naz?m türüne Mesnevi ad? verilmi?tir. Uzun sürecek konular veya hikayeler ?iir yoluyla anlat?lmak istendi?inde, kafiye kolayl??? nedeniyle mesnevi türü tercih edilirdi. Mesnevi her ne kadar klasik do?u ?iirinin bir türü ise de, “Mesnevi” denildi?i zaman akla “Mevlâna’n?n Mesnevi’si” gelmektedir. Mevlâna Mesnevi’yi Hüsameddin Çelebi’nin iste?i üzerine yazm??t?r. Kâtibi Hüsameddin Çelebi’nin söyledi?ine göre, Mevlâna, Mesnevi beyitlerini Meram’da gezerken, oturuken, yürürken, hatta semâ ederken söylermi?. Çelei Hüsameddin de yazarm??. Mesnevi’nin dili Farsça’d?r. Halen Mevlâna Müzesi’nde te?hirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunulan en eski Mesnevi nüshas?na göre beyit say?s? 25618 dir. Mesnevi’nin Vezni: Fâ i lâ tün – fâ i lâ tün – fâ i lün ‘dür. Mevlâna 6 ciltlik Mesnevi’sinde tasavvufi fikir ve dü?üncelerini, birbirine ulanm?? hikayeler halinde anlatmaktad?r.

2) Divan-? Kebir Divân;

 

Divan ?airlerinin ?iirlerini toplad?klar? deftere denir. “Divân-? Kebir “Büyük Defter” veya “Büyük Divân” manas?na gelir. Mevlâna’n?n çe?itli konularda söyledi?i ?iirlerin tamam? bu divandad?r. Divân-? Kebir’in dili Farsça olmakla beraber, içinde Arapça, Türkçe ve Rumca ?iire de yer verilmi?tir. Divân-? Kebir 21 küçük divân (Bahir) ile rubâî divân?n?n bir araya getirilmesi ile olu?mu?tur. Divân-? Kebir’in beyit say?s? 40.000’i a?maktad?r. Mevlâna Divân-? Kebir’deki baz? ?iirlerini ?ems Mahlas? ile yazd??? için bu divâna Divân-? ?ems de denmektedir. Divânda yer alan ?iirler vezin ve kafiyeler göz önüne al?narak düzenlenmi?tir.

3) Mektubat

Mevlâna’n?n ba?ta Selçuklu hükümdarlar?na ve devrin ileri gelenlerine nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen dini ve ilmi konularda aç?klay?c? bilgiler vermek için yazd??? 147 adet mektuptur. Mevlâna bu mektuplar?nda, edebi mektup yazma kaidelerine uymam??, aynen konu?tu?u gibi yazm??t?r. Mektuplar?nda “kulunuz, ben deniz” gibi kelimelere hiç yer vermemi?tir. Hitaplar?nda mevki ve memuriyet adlar? müstesna, mektup yazd??? ki?inin akl?na, inanc?na ve yapt??? iyi i?lere göre kendisine hangi hitap tarz? yak???yorsa, onu kullanm??t?r.

4) Fihi Ma Fih

Fîhi Mâ Fih bir cümle olup, “Ne varsa içindedir” manas?na gelmektedir. Bu eser Mevlâna’n?n çe?itli meclislerde yapt??? sohbetleri içermektedir. Bunlar?n o?lu Sultan Veled taraf?ndan bir kitapta topland??? san?lmaktad?r. Eser 61 bölümden olu?maktad?r. Bu bölümlerden bir k?sm?, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane’ye hitaben kaleme al?nm??t?r. Eserde baz? siyasi olaylara da de?inilmi?tir. Bu nedenle bu eser tarihi aç?dan da büyük bir önem ta??maktad?r.

Eserde cennet ve cehennem, dünya ve ahiret mür?id ve mürid, a?k ve sema gibi konular i?lenmi?tir.5) Mecalis-i Seb’a Mecâlis-i Seb’a (Yedi Meclis) kendi ad?ndan da anla??labilece?i üzere Hazret-i Mevlâna’n?n yedi meclisinin, yedi vaaz?n?n toplanmas?ndan meydana gelmi?tir. Mevlâna’n?n vaazlar?, Çelebi Hüsameddin veya o?lu Sultan Veled taraf?ndan not edilmi? ancak özüne dokunulmamak kayd? ile eklentiler yap?lm??t?r. Eserin düzenlenmesi yap?ld?ktansonra, Mevlâna’n?n tashihinden geçmi? olmas? kuvvetle muhtemeldir. ?iiri amaç de?il, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde ?erh etti?i hadisleri ?u konulara ay?rm??t?r:

1. Do?ru yoldan ayr?lm?? toplumlar?n hangi yolla kurtulaca??

2. Suçtan kurtulu?, ak?l yolu ile gafletten uyan??

3. ?nanç’daki kudret

4. Tövbe edip do?ru yolu bulanlar?n Allah’?n sevgili kulu olacaklar?

5. Bilginin de?eri

6. Gaflete dal??

7. Akl?n önemi

Bu yedi mecliste, as?l ?erh edilen hadiselerle beraber 41 hadis daha geçmektedir. Mevlâna taraf?ndan seçilen her hadis içtimaidir. Mevlâna, yedi meclisinde her bölüme “hamd-ü sena” ve “münacat” ile ba?lamakta, aç?klanacak konular? ve tasavvufi görü?lerini hikaye ve ?iirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevi’nin yaz?l???nda da aynen kullan?lm??t?r.

2007 UNESCO Dünya Mevlana Y?l?

Mevlânâ’n?n 800.do?um y?l? olan 2007 UNESCO taraf?ndan dünya Mevlânâ y?l? ilan edilmi?tir. Bu karar Mozart y?l? olan 2006’n?n mart ay?nda al?nm??t?r.

  • Eserleri

     

  • Mesnevi
  • Büyük Divan
  • Fihi Ma-Fih
  • Mecalis-i Seb’a (Mevlana’n?n 7 vaaz?)
  • Mektubat (Mektuplar)
  • Farabi

    Farabi ( Arapça: ??? ??? ???? ??????? Ab? Nasr Muhammad al-F?r?b, Farsça: ???? ?????? Mohammad-e F?r?b?; d. 870 Farab – ö. 950 ?am), Fars as?ll?

    ?slam felsefecisi (Maveraünnehir).
    As?l ad?:Muhammed bin Tahran bin Uzlug olan ve Bat? kaynaklar?nda ” Alpharabius” ad?yla an?lan Farabi, Farab ( Otrar kenti)’da do?du?u için Farabi (Farabl?) diye an?l?r. ?lk ö?renimini Farab’da, medrese ö?renimini Rey ve Ba?dat’ta gördükten sonra, Harran’da felsefe ara?t?rmalar? yapt??? y?llarda tan??t??? Yuhanna bin Haylan’la birlikte Aristoteles’in yap?tlar?n? okuyarak gezimciler okulunun ilkelerini ö?rendi. Halep’te Hemedani hükümdar? Seyfüddevle’nin konu?u oldu.
    Farabi, Maveraunnehir’de Farab vilayetinin Vesic köyünde yakla??k olarak H.257 jM.870 y?l?nda dünyaya gelmi?tir. Babas?n?n bir ordu kumandan? oldu?u söylenir. Farabi’nin ilkin Merv’de okutulan felsefi ilimIerden faydalanm?? olmas? akla uygundur. Fakat as?l felsefe tahsilini Ba?dad’da yapt?. Ba?dad’da kendisinden daha ya?l? olan Eb?l Bi?rb. Metta b. Y?lnus’tan mant?k dersi ald?. Bi?r, ö?rencilerine Aristo mant???n? okutuy~rdu. Farabi, onlar aras?nda temayüz etmekte gecikmedi. Daha sonra Harran’a gitti. Orada Yuhanna b. Haylan ile tan??t?. Bir h?ristiyan bilgini olan Yuhanna’dan mant?k ve felsefe tahsil etti. Yeniden Ba?dad’a dönerek Yunan filozoflar?n?n ve özellikle Aristo’nun kitaplar?n? inceledi. Bir çok dillere vukufu vard?. Halife Muktedir devrinde. (tahta geçi?i H.295 jM.907) bu kitaplar? aç?klama?a ve etraf?na ???k tutma?a ba?lad?. Bir çok eserler yazd?. Daha sonra ?am’a gitti. Bir. ara. M?s?r’a da seyahat etti. Yeniden ?am’adöndü. Halep ve ?am dolaylar?n?n sultan? Seyf ad-Devle, Farabi’ye çok hürmet gösterdi. Hatta onu saray?nda himaye etti. Farabi, H.339 jM.950 y?l?nda 80 ya??nda iken ?amda hayata gözlerini yumdu. Felsefe, mant?k, psikoloji, musiki, matematik ve t?pda derin bir bilgin olan Farabi’nin ölümü Seyf ad-Devle’yi çok üzdü. Bu Sultan?n, Türk filozofunun cenaze namazin? bizzat k?ld?rd???. söylenir.
    T?p alan?nda çal??malar yapan Farabi, bu konuda çe?itli ilaçlarla ilgili eser yazd?. Farabi, gerek insan fizyolojisi ve anatomisi, gerek nöroloj ve biyoloji, gerekse psikoloji gibi konularda çe?itli çal??malar yapm?? ve eserler kaleme alm??t?r.
    Hayat?870-950 y?llar? aras?nda ya?am?? olan ?slam dü?ünürü. Sistemi Aristoteles mant???na dayanan ak?lc? bir metafizikten olu?an, Aristoteles’in sistemini Plotinos’un görü?leri yard?m?yla, ?slam inanc? ile uzla?t?rmaya çalisan Farabi, Tanr?’n?n varolu?unu kan?tlarken, Aristoteles’in ak?lyürütme çizgisini takip etmi?tir. Ona göre, bu dünyadaki nesneler hareket etmekte, de?i?mektedirler. Dünyadaki nesneler hareketlerini bir ilk Hareket Ettiriciden almak durumundad?rlar. Bu ilk Hareket Ettirici ise, Tanr?’d?r. Farabi, varl?k anlay???nda, mümkün ya da olumsal varl?klar ad?n? verdi?i nesneler ile Tanr? aras?ndaki farkl?l?k ve ayr?l???, mümkün varl?klar?n Tanr?’dan, ilk varl?ktan sudur ettiklerini söyleyerek aç?klamaya ve temellendirmeye çal???r.
    Farabi’ye göre, ilk varl?k, Tanr?, varl?k ta?k?n? yoluyla evrendeki bütün varl?k düzenini ‘do?al bir zorunlulukla’ meydana getirir. Evren Tanr?’n?n de?erine hiçbir ?ey katmaz. Yetkin bir varl?k olan Tanr?’n?n hiçbir ?eye ihtiyac? yoktur. Tanr?’yla evren aras?ndaki ili?kiyi, evrenin Tanr?’dan sudur, türüm yoluyla ve zorunlulukla çiktigini söyleyerek aç?klayan Farabi’ye göre, evren ayn? zamanda Tanr?’n?n sonsuz cömertli?inin bir sonucudur. Tanr?, Farabi’nin sisteminde her?eydir. Tanr? seven, sevilen ve sevgidir. O bilen, bilinen ve bilgidir. Tanr? her?ey oldu?una ve hiçbir ?eye ihtiyaç duymad???na göre, Farabi bu noktada, mümkün varl?klar?n varolu?lar? için, Tanr?’n?n yaln?zca kendisini konu alan bilme faaliyetine ba?vurur. Buna göre, yarat?klar, Tanr?’ya en yak?n ‘ak?llar’ halinde Tanr?’dan çikip varl??a gelirler. Onun sudur, türüm anlay???na göre, Tanr?’n?n kendi tözünü bilmesinden birinci ak?l do?ar; bu akl?n Tanr?’y? bilmesinden ise, ikinci ak?l türer. Böylelikle, ortaya s?ras?yla 10 ak?l çikar; onuncu ak?l, etkin ak?ld?r (akl? faal). Birinci akl?n varl???, Tanr? dolay?s?yla zorunlu, ama kendi özünde mümkündür; ilk ak?l, kendini bu niteli?iyle bildi?i için, onun maddesinden birinci gök kat?, formundan da (suretinden de) o gök kat?n?n ruhu sudur eder. Böylelikle on ak?ldan her birinin kar?il??? olarak bir gök kat? türer. Madde de Tanr?’dan sudur etmi?tir. Belirsizlik demek olan madde, Tanr?’ya en uzak olan varl?kt?r.
    Etkin Ak?l insan ruhunun da nedenidir. ?nsan anlay???nda, Farabi insan?n ruh ve bedenden meydana geldi?ini söyler. Bedenin yetkinli?i ruhtan, ruhun yetkinli?i ise ak?ldan kaynaklanmaktad?r. Ruhun ba?l?ca görevleri eylem, anlama ve alg?lamad?r. Ona göre, bitkisel, hayvani ve insani olmak üzere, üç tür ruh vard?r. Bitkisel ruhun görevi, bireyin yeti?me ve geli?mesi ile soyun sürdürülmesi, hayvansal ruhu görevi iyinin al?n?p kötüden uzak durulmas?, insani ruhun görevi ise güzelin ve yararl?n?n seçilmesidir. Farabi ahlak anlay???nda, insan?n ak?l yoluyla iyi ve kötüyü ay?rt edebilece?ini savunur. ?nsan için amaç mutluluk, en büyük erdem de bilgeliktir. Farabi’ye göre, en yüksek iyi olan mutluluk, etkin ak?l ile birle?mek yoluyla gerçekle?ir. Zira, insan kendisini anlamak için evreni anlamak, evreni anlamak için de evrenin amac?n? kavramak durumundad?r. Evrenin esas ve en yüksek amac?n? anlamak, insan için gerçek mutluluktur.
    ?nsan?n kendisini ve evrenin amac?n? anlamaya kalk??mas? ise, bilim ve felsefe yapmakla ilgili bir ?eydir. ?nsan akl?n?n en yüksek düzeyde yetkinle?mesi, insan akl?n? Etkin Ak?l’a yakla?t?r?r. Etkin ak?l insan akl?n?n yönelebilece?i en yüksek hedeftir. Etkin ak?l’a ula?mak, bu dünyada Gerçek, Do?ru, ?yi ve Güzeli ortaya çikaran felsefe, bilim ve sanatla u?ra?mak yoluyla olur. Böylelikle, insan ruhunu temizler, safla?t?r?r. ??te, bu, insan için ölümsüzlükle e?anlaml?d?r. Bu yol Tanr?’ya yöneli?, Tanr?’ya var?? yoludur. Bu ise, insan tadabilece?i en yüksek mutluluktur. Farabi’ye göre, etkin ak?l’a yönelmek durumunda olan ?ansl? insanlar filozoflar, bilim adamlar?, peygamber ya da gerçek yönetici ve sanatç?lard?r. Demek ki, do?rulara ula?an filozof ve bilim adam?, iyilikler meydana getiren gerçek yönetici, güzellikler yaratan sanatç?, ona göre, birbirlerinden çok farkl? olmayan insanlard?r.
    Filozof ve bilim adam? gerçe?i ve do?ruyu, bilimsel yöntemle tan?r. Yani, o etkin ak?l’a kendi yolundan giderek var?r. Peygamber ve gerçek yönetici gerçe?i ve do?ruyu, vahiy yoluyla bilir. Yani, o da etkin ak?l’a kendi yolundan giderek ula?ir. Farabi’nin bu dü?üncesine göre, bilim, din ve felsefe, birbirlerini ortadan kald?rmak yerine, birbirlerini tamamlayan disiplinlerdir. Onlar yaln?zca ayn? gerçe?e ve do?ruya, etkin ak?l’a ula?man?n farkl? yollar?d?rlar.

    ?eyh Bedrettin

    Edirne civar?ndaki Simavna’da do?an ?eyh Bedrettin Bursa, Konya, Kahire gibi devrin en büyük ilim ve kültür merkezlerinde e?itim gördü.

    ?eyh Bedrettin; Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa gibi yak?n arkada?lar?yla birlikte ?znik’te kurduklar?, ?slam dinine ayk?r? fikirlere sahip bir tarikatla, Anadolu ve Rumeli’de fikirlerini yaymaya ba?lad?lar.

    Bir süre sonra Eflak üzerinden Deliosman’a gelen ?eyh Bedrettin ve yanda?lar? ayakland?lar. Börklüce Mustafa ?zmir’de, Torlak Kemal de Manisa’da ayaklanmaya kat?ld?lar. Mehmed Çelebi, ?zmir ve Manisa üzerine kuvvet göndererek ayaklanmay? bast?rd?.

    Yakalanan ?eyh Bedrettin, Serez Kad?s? taraf?ndan yarg?lanarak idam edildi (1420).

     

     

     

    Sponsorlu Bağlantılar

    Yorum Yapılmamış --> "Büyük İslam Düşünürleri"

    Yorum Yaz

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

    Current ye@r *