29.07.2014

    Dört halife dönemine niçin cumhuriyet dönemi denilmiştir?

    Sponsorlu Bağlantılar

    Dört halife dönemine niçin cumhuriyet dönemi denilmiştir?

    Dört Halife Dönemi

    İslam tarihinde Hz. Muhammed(s.a.v.)’in vefatından sonra halife seçilen Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin halifeliklerini kapsayan dönemdir (632-661). Bu dönemde sınırlar batıda Trablusgarp, doğuda Horasan ve kuzeyde Kafkasya’ya kadar genişletildi. İslamiyet, Arap yarımadası sınırları dışına taşarak, Asya ve Afrika’daki çeşitli kavimlerce benimsendi. Yeni kurulan İslam devletlerinin siyasî ve hukukî temelleri atıldı. Öte yandan, Hz. Osman ve Hz. Ali döneminde ortaya çıkan iç çekişmeler, İslam dünyasını uzun yıllar derinden etkileyen mezhep ayrılıklarının ve iç savaşların başlangıcını oluşturdu.
    Dört Halife Dönemi, İslam Tarihi’nin Peygamber Dönemi (Asr-ı Saadet) faziletlerinin yaşatıldığı, saf ve parlak bir çağ olarak kabul edilir. Dört Halife, Eski Doğu’nun bütün servetlerine sahip oldukları halde, sürdürdükleri sade hayatla saf Müslümanlığın örnek önderleri oldular. Bu nedenle onlara –özellikle dünya düşkünü Emevî halifelerinden ayırmak için— Hulefa-i Raşidin (olgun halife-ler), Dört Halife Dönemi’ne de Hulefa-i Raşidin Dönemi denir.
    Bu dönemde halifeler seçimle belirlendiklerinden, bu döneme İslam Devleti’nin Cumhuriyet Dönemi de denir.
    Bu dönemi halifeleri ile inceleyelim:

    Hz. Ebubekir (Hz. Ebubekr’issıddık) Dönemi (632-634):
    Hz. Muhammed hastalanınca, Müslümanlara imamlık yapma görevini Hz. Ebubekir’e verdi ve bu durum onun Hz. Muhammed’in ardılı olmasını sağladı. Hz. Muhammed’in ölümü (8 Haziran 632, Pazartesi) yeni İslam Devleti için tehlikeli durumlar yaratınca, Hz. Ömer ve arkadaşlarının önerisi üzerine halife seçildi.
    İki yıl süren halifeliğinin büyük bölümü, bazı kabilelerin –özellikle bedevî (göçmen) kabilelerinin— Müslümanlıktan cayma (ridde) olaylarıyla, bunların isyanlarıyla ve yalancı peygamberlerle uğraşarak geçti. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra, İslam’a karşı hareket eden birçok kişi ve merkez olmuştu. Bunların dördünde yalancı peygamberler ortaya çıkmış ve ayaklanmışlardır. Bu kişiler Yemen’de el-Esved el-Ansi, Yemame’de Müseylime, Esed kabilesinden Tuleyha ve Temim kabilesinden Secah’tır. Ancak, “ridde”, yerel koşullara göre, her bölgede farklıydı. İşin içinde zekâtın ve Medine
    ’den gönderilen görevlileri dinlememenin rolü vardı. Ebubekir, ridde olaylarını bastırmak üzere Suriye seferinden dönen Halid bin Velid komutasındaki bir orduyu yalancı peygamberler üzerine gönderdi. Önce Tuleyha, Buzaha Savaşı’nda yenildi ve egemen olduğu bölge ele geçirildi; arkasından Temim kabilesi Secah’ı bırakıp Ebubekir’e bağlandı. Ridde hareketlerine karşı girişilen savaşların en çetini Yemame’ de Müseylime ile oldu. İki tarafın da önemli kayıplar verdiği bu savaşta Müseylime öldü-rüldü ve Orta Arabistan bütünüyle ele geçirildi. Muhacir bin Ebu Umeyye komutasındaki ordu da Hadramut ve çevresindeki ridde olaylarını bastırdı.
    Hz. Muhammed’in, Suriye’de kazanılacak zaferlerin Arap kabilelerinin birleşmeleri konusunda etkili olacağı yönündeki görüşünü benimseyen Ebubekir, Müseylime’nin ortadan kaldırılmasından hemen sonra Halid bin Ziyad komutasındaki orduyu Irak’a gönderdi. Halid bin Ziyad, el-Müsenna bin Hâris komutasındaki kuvvetlerle birleşerek Irak’ı yağmaladı ve Hire’yi vergiye bağladı (633). İslam ordusu daha sonra Ecnadeyn’de Bizans ordusunu büyük bir bozguna uğrattı (634). Bu savaşta Müslümanlar 3.000 şehit verirken, 100.000 Bizanslı öldürüldü; savaşta İslam ordusunda kadınlar da erkekler ile birlikte savaştılar.
    İslam ordusunun giriştiği bu savaşlarda, Kur’an’ın ayet ve surelerini yassı kemikler, taş levhalar ve deriler üzerine yazmakla görevli vahiy katipleri ve bunları ezberleyen hafızların çoğu şehit düşmüştü. Bunun üzerine Ebubekir, Halife Osman zamanında tedvin edilecek (kitap halinde çoğaltılacak) olan Kur’an’ın kitaplaştırılması için bir kurul oluşturdu ve başına Hz. Muhammed’in kâtiplerinden Zeyd bin Sabit’i getirdi. Kurul, Mushaf adı verilen ilk toplu Kur’an’ı yazdı.
    Hz. Ebubekir, Bizans’a karşı Ecnadeyn’de zafer kazanılmasından ve Suriye kapılarının Müslümanlara açılmasından kısa bir süre sonra hastalanarak Medine’de vefat etti (23 Ağustos 634). Vasiyeti üzerine Hz. Muhammed’in tabutuna konuldu, cenaze namazını Hz. Ömer kıldırdı ve Hz. Mu-hammed’in yanına defnedildi.

    Hz. Ömer (Hz. Ömer’ül-Faruk) Dönemi (634-644):
    Hz. Ebubekir’in vefatı üzerine, Müslümanların önde gelenleri tarafından Hz. Ömer halife seçilmiştir. Hz. Ömer döneminde Hz. Ebubekir dönemindeki fetih hareketlerine devam edilmiş ve devlet büyük ölçüde teşkilatlandırıldı.
    Ebubekir’in sağlığında Suriye seferine çıkan ordunun başkumandanı Halid bin Velid’i bu gö-revden alarak yerine Ebu Ûbeyde’yi getirdi. Halid bin Velid’in Ecnadeyn’de bozguna uğrattığı Bizans ordusundan arda kalanlar Ürdün yakınlarında Fihl’de toplandılar. Müslümanlar, başkumandanlıktan alınarak bir savaş birliğinin başına getirilen Halid bin Velid’in komutasında, Bizanslıları takip ederek Beysan geçidini aştılar ve Fihl’de onları tekrar yenerek Dimaşk’a çekilmek zorunda bıraktılar (635). Aynı zamanda kuzeyde bulunan Hims üzerine de başarılı bir baskın yapıldı. Halid bin Velid, buradan da Dimaşk üzerine yürüyerek Bizanslılara karşı yeni bir savaşa girişti. Bizanslılar bu savaş sonucu şe-hirde kuşatıldılar. 635’te Dimaşk alındı.
    Halid, ilerlemesine devam ederek Kınnesrin’i aldı ve karargâh durumuna getirdi. Muaviye, Casarca’yı; Alkame bin Mucazziz, Gazze’yi; Şurahbil, Beysan ve Ürdün’ü aldı. Amr İbn’ül Âs da Kudüs üzerine yürüdü. Antakya’da bulunan Bizans İmparatoru Herakli-os, 1000 000 kişilik bir orduyu güneye gönderdi. Yermük’te Sabellarios komutasındaki Bizans ordusu, 24 000 kişilik İslam ordusu ile karşılaştı. Bizanslılar büyük bir bozguna uğratıldı. Ordu komutanı öldürüldü (636). Suriye’nin fethi devam ederken Ebu Ubeyde, Hire kumandanı Müsenna’yı da yanına alarak İran üzerine yürüdü. Behmen, Nersi ve Calinus yenilgiye uğradı. Bu sırada Behmen, yeni bir orduyla Medain’den gelerek Fırat kıyısındaki Kussünnatif’in yanında konakladı. Ebu Ubeyde, gemilerden kurduğu bir köprü üze-rinden geçerek ona saldırdı. Fakat Müslümanlar yenildi ve Ebu Ubeyde şehit düştü. Bu arada köprü de yıkıldığından geri çekilen Müslümanlar ağır kayıplar verdi (636). Müsenna, Halife Ömer’den yardım istedi. Ömer, bütün Arabistan’da seferberlik ilan ederek büyük bir ordu kurdu ve bu ordunun başına geçmek istedi; ancak, sahabeler bunu kabul etmediler. Bunun üzerine Ömer, İran’a giden orduya ko-mutan olarak Sad bin Ebi Vakkas’ı tayin etti. Sad, ordu ile Kadisiye’ye geldi. Burada büyük bir mey-dan savaşı oldu. Sasani ordusu başkumandanı Rüstem öldürüldü. Sasanilerin yüzyıllar boyunca düş-man eline geçmeyen bayrakları Derefsî Gavyân Müslümanların eline geçti. 30 000 Sasanî asker kaçar-ken öldürüldü (636). Sad bin Ebi Vakkas, iki ay Kadisiye’de kaldıktan sonra Sasanî başkentine doğru yürüdü. Yenilen Sasanî ordusundan kalanları Babil yakınında tekrar yendi. Sad, Dicle’yi geçti ve sa-vaşmadan İran kisrası Yezdgerd tarafından boşaltılan başkent Medain’e girdi. Celûla yakınında hen-dek ve istihkâmların arkasında toplanan Sasanîleri yendi. Yezd-gerd sığındığı Hulvan şehrini terk ede-rek Rey’e kaçtı (638). İran’a yapılan sefere katılan gaziler için Halife Ömer’in emriyle Kûfe ve Basra şehirleri kuruldu. Öte yandan 636’da Amr İbn’ül Âs tarafından kuşatılan Kudüs şehri halkı, Halife Ömer gelirse, şehri teslim edeceklerini bildirdiler. Ömer kölesiyle birlikte Kudüs’e geldi ve şehir tes-lim oldu. Halka çok iyi davrandı. Bir süre şehirde kaldıktan sonra geri döndü. 638’de Antakya ve Ha-lep şehirleri alındı. İyad bin Ganem komutasındaki bir İslam ordusu Mezopotamya’daki bütün şehirle-ri aldı (641). Yezdgerd’in seferberlik ilan ederek Nihavend’de büyük bir ordu toplamakta olduğunu öğrenen Ömer, Numan bin Mukarin komutasındaki İslam ordusunun Sasanîlere saldırmasını emretti. O sırada Râmhürmüz ve İzec’i alan Numan, Kûfelilere komuta ediyordu; daha sonra Medine’den ge-len yardım kuvvetleriyle birlikte Nihavend’e doğru hareket etti. Ni-havend’de Feyruzan komutasında-ki Sasani ordusu ile karşılaştı ve onları büyük bir bozguna uğrattı; fakat Numan bu savaşta şehit oldu. Müslümanlar Hemedan ve Nihavend’i aldılar (641).
    Halife Ömer, İran’ın fethini tamamlamak için Kûfe ve Basra’da iki büyük ordu topladı. Bu or-dulara birçok komutan tayin etti ve onların fethetmekle görevli oldukları yerleri kendilerine bildirdi. Kısa bir süre içinde İran’ın fethi tamamlandı. İyad bin Ganem Mezopotamya’da fetihlerini sürdürür-ken Amr İbn’ül Âs da Mısır seferine çıktı (640). Bu seferden sonra, 3500 kişilik bir orduyla Babil’i kuşatan Amr’a Halife Ömer, Zübeyr komutasında 10 000 kişilik bir yardım kuvveti gönderdi. Babil’i alan Amr, İskenderiye üzerine yürüdü ve Kiriaun yakınında bir Mısır ordusunu yendi. İskenderiye’de bulunan Mısır kralı Mukavkıs ile yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamayınca Amr şehri kuşattı ve üç ay sonra ele geçirdi. İskenderiye’nin fethinden sonra Amr doğuya yöneldi. Pentapolis şehri teslim oldu. Bu arada Manuel komutasında bir Bizans ordusu İskenderiye’yi ele geçirdi. Fakat Amr, şehri Bi-zanslılardan geri alarak yaptıkları surları yıktırdı (642). Halife Ömer’in emriyle Mısır’da Fustat şehrini kuran Amr, yakınlarından Ukbe bin Nafi el Fihri’yi Kuzey Afrika’nın fethiyle görevlendirdi. Kısa bir süre içinde de Bingazi ve Trablusgarp İslam Ülkesi’ne katıldı.
    Hz. Ömer zamanında devlette teşkilatlanmaya gidilmiştir. Bu dönemde devlette yapılan teşki-latlanma çalışmaları şunlardır:
    • İlk yönetim örgütü kurulup, fethedilen ülkeler illere ayrıldı. Bu iller, doğrudan halifeye bağlı vali-ler atandı.
    • Teravih namazının toplu kılınması 636’da onun emriyle başladı.
    • Kureyş kabilesinin ileri gelenlerine savaş ganimetinden verilen fazla paya, savaşta kazanılan taşınmaz malların gazilere dağıtılmasına Kur’an hükmü olduğu halde son verildi.
    • Başlangıcı hicret olan ve ay yılı temeline dayanan hicrî takvimi kabul edildi.
    • Dinsel gereksinimlerin Kur’an’a ve sünnete uydurulması için Osman bin Affan, Ali bin Ebu Ta-lip, Abdurrahman bin Avf, Muaz bin Celeb, Übey bin Kâb ve Zeyd bin Sabit’in yer aldığı bir ku-rul oluşturuldu.
    • İlk malî teşkilat ve Beyt’ül-Mal adı verilen devlet hazinesi kuruldu ve devletin mal varlığının sa-yımı yapıldı.
    • Vergilerin toplanması ve maliyeyle ilgili işlerin yürütülmesi için defterler tutuldu. Bu defterlerin tutulma işi, Bizanslı memurların bilgilerinden yararlanılarak bir sisteme bağlandı.
    • Askerlik işleriyle gereğince uğraşmaları ve savaşa her an hazır olmaları için asker olan Müslüman-ların geçimleri Beyt’ül-Mal’dan sağlanmaya başlandı. Bunlar tarımla uğraşmıyorlardı.
    • Gayrimüslimlerin ödedikleri cizye ve haraç, savaşta yaralı oldukları sürece kaldırıldı.
    • İlk adlî teşkilat kuruldu. Mahkemelere tayin edilen kadıların yolsuzluk yapmalarını önlemek için onlara en yüksek memur maaşı verildi (500 dirhem). Bu mahkemelerin yanında halkın şer’i hü-kümlerde şüpheye düştükleri konuları öğrenebilmeleri için itfa mahkemeleri kuruldu.
    • Geniş ölçekli bayındırlık işleri de yapıldı. Bunlardan bazıları; Basra’ya su getiren Ebu Musa, Bağ-dat’a su getiren Nehr-i Sad, Nil nehrini Kızıldeniz’e bağlayan Nehr-i Emir’ül-Müminin’dir.
    • İlk kez, hapishane olarak kullanılmak üzere Mekke’de bir ev satın alındı. Sonraları diğer şehirler-de de hapishaneler kuruldu.
    • Antlaşmaların ve kayıtların korunması için ilk İslam Arşivi kuruldu.
    • Askerin maaşını tayin eden bir kayıt defteri tutulmaya başlandı.
    • Üzerlerinde “Elhamdülillah”, “Muhammedürresulullah” ve “Lâilaheillallah” yazılı sikkeler bastı-rıldı.
    • Gayrimüslimlerin bağlı oldukları idarî esaslar (ahkâm-ı ehli zimme) tespit edildi ve onlara geniş bir din hürriyeti tanındı.
    • Orduya resmî hekimler, kâtipler ve tercümanlar tayin edildi.

    Hz. Ömer, 644 yılında, bir sabah namazını kıldırırken, Zerdüşt bir köle olan Ebu Lülüe Feyruz ta-rafından ağır yaralandı. Ölürken kendisinden sonraki halifeyi seçmesi için bir kurul belirledi.

    Hz. Osman (Hz. Osman-i Zinnûreyn) Dönemi (644-656):
    644’te Hz. Ömer’in ölürken tayin ettiği bir seçim kurulu, Hz. Osman’ı halife seçti.
    Halifeliğinin ilk yılları daha çok Ömer devrinde başlanan fetihleri sürdürmekle geçti. İran ve Ermenistan’ın fethi tamamlandı. Trablus, Kıbrıs, Rodos, Malta ve Girit alındı. İslam orduları Anadolu ’da Ankara’ya kadar ilerlediler. Bir İslam donanması da İstanbul önlerine geldi.
    Dönemin önemli faaliyetlerinden birisi, Şam Valisi Muaviye’nin ilk İslam Donanması’nı kur-masıdır. Bu donanma, Kıbrıs’ı fethetmiş ve İstanbul önlerine gelmiştir.
    Halifeliğinin beşinci yılından sonra ülkede huzursuzluklar baş göstermeye başladı. Osman’ın, özellikle Emevî ailesinden olan kişileri yüksek mevkideki memurluklara getirmesi, halk içinde hoşnut-suzluklara yol açtı. Kûfe ve Mısır’daki Müslümanlara karşı girişilen hareketler, devletin otoritesini sarsacak bir biçimde gelişti.
    Müslüman olan her kavim Kur’an’ı kendi lehçesine göre okumaya başlayınca, bazı anlam de-ğişmeleri oldu. Bunun üzerine Halife Osman, gittikçe genişleyen İslam ülkesinde Kur’an-ı Kerim’in belli bir kurala göre okunmasını sağlamak için, Zeyd bin Sabit başkanlığında bir komisyon kurdurdu. Bu komisyon, Halife Ebubekir zamanında toplanan Kur’an’ı esas alarak yedi nüsha hazırladı. Osman bu nüshaları, İslam Devleti’nin büyük şehirlerine gönderdi; bunların dışında kalan nüshaların yakılma-sını emretti (653).
    Hz. Osman’ın halifeliği sırasında Horasan ve Harezm’i ele geçiren İslam Orduları, Ceyhun nehrine ulaştı ve Türgeşlerle karşı karşıya geldiler. Bu karşılaşma İslam Devleti ile Türklerin ilk karşı-laşmasıdır.
    Halifeliğinin son yıllarında Osman’ın aleyhinde yapılan propaganda, İslam Devleti’nde olduk-ça yayıldı. Halifeden memnun olmayanlar, onun Kur’an’ları yaktığını, önemli mevkilerdeki memur-luklara Emevi ailesinden olan kişileri getirdiğini ve ganimetlerin dağıtımında adil olmadığını ileri sü-rüyorlardı. Bu arada, Yahudilikten Müslümanlığa geçen Abdullah bin Sebe adlı bir kişi, Hicaz, Suriye, Irak ve Mısır bölgelerinde dolaşıyor ve Ali’nin halife adayı olduğu zamanki anlaşmazlıkları ve olayları kullanarak halkı Osman aleyhinde kışkırtıyordu. Sonraları, Şiiliğin aşırı kollarının doğmasına yol açan bu konuda Abdullah bin Sebe, daha çok halifelik meselesinde Ali’nin hakkının yendiğini ve Ali’nin halife olması gerektiğini yayıyordu. Halife Osman aleyhine yapılan kışkırtmalar sonucu 600 kişilik bir topluluk umre yapmak bahanesiyle Mısır’dan Medine’ye doğru yola çıktı (656). Osman, bir olay çık-maması için gelenleri Medine dışında karşılamasını ve geri dönmelerini sağlamasını Ali’den istedi. A-li’nin etkili konuşması sonucu gelenler geri döndü. Kısa bir süre sonra, bu defa Mısır, Basra ve Kûfe ’den hac bahanesiyle yeni topluluklar yola çıktı. Bunlar Medine yakınına geldikten sonra, Talha, Zü-beyr ve Ali’ye heyetler göndererek halife olmalarını teklif ettiler. İstekleri kabul edilmeyince, Medi-ne’ye girerek Osman’ın evini kuşattılar. Hac dolayısıyla boşalan Medine’de kendilerini durduracak bir kuvvetin bulunmaması, işlerini kolaylaştırdı. Medine’nin ileri gelenleri, oğullarını halifeyi korumak i-çin yardıma gönderdiler. Kan dökülmesini istemeyen Osman, Mugire’nin aracılığıyla silahlandırdığı adamlarını dağıttı ve evlerine gönderdi. Ebu Hureyre’nin “sana itaat edenlerin yardımı ile asileri dağıt” şeklindeki uyarılarını dinlemedi. Evi kuşatanlarla konuşmak istedi. Yüksek bir yere çıkarak onlara, mushafları niçin yaktırdığını, Bedir Savaşı’na niçin katılmadığını, Emevî ailesinden gelenlere neden önemli mevkilerde görev verdiğini anlattı; ganimetlerin paylaştırılmasında bir yanlışlık yaptıysa dü-zeltmeye hazır olduğunu belirtti. Fakat, sözleri asileri yatıştıramadı. Evinin kapısının Talha Zübeyr ve Ali’nin oğulları tarafından tutulduğu bir sırada, komşu damlardan geçen Hz. Ebubekir’in oğlu Mu-hammed, pencereden atlayarak Halife’nin bulunduğu odaya girdi; sakalından yakalayarak ona hakaret etti. Fakat Osman’ın “Baban bu durumunu görseydi üzülürdü” sözü üzerine durakladı. Onun arkasın-dan içeriye giren iki kişi Kur’an okuyan Halife’yi öldürdüler ve kaçtılar. Osman o gece eşi ve birkaç yakın dostu tarafından gizlice gömüldü. Muaviye’nin Osman’ı kurtarmak üzere Şam’dan gönderdiği ordu, Osman’ın ölümü üzerine geri döndü.

    Hz. Ali (Hz. Aliy’yil-Murteza) Dönemi (656-661):
    Hz. Osman’ın öldürülmesinden sonra, aralarında halifeyi öldürenlerin de bulunduğu bir kurul tarafından halife seçildi. Halifelik görevini, seçilmesinden beş gün sonra kabul etti. Biat töreni, Hz. Muhammed’in mescidinde yapıldı (diğer üçününki başka yerlerde yapılmıştı). Şam valisi Muaviye, seçimin bir azınlık tarafından yapıldığını ve Ali’nin Osman’ı öldürenlerle işbirliği yaptığını gerekçe göstererek biat etmedi. Yeni halifenin, Osman’ı öldürenleri koruduğu yolunda haberler yayıldı. Bu, Mekke, Suriye ve Mısır’da tepkilere neden oldu. Başlangıçta Osman’a karşı olan Hz. Muhammed’in eşi Hz. Ayşe, bu kez yeni halifeye de karşı çıktı ve Mekke’de onun aleyhinde propagandaya girişti. Bir süre sonra, Talha ve Zübeyr de ona katıldı ve yardım sağlamak amacıyla Irak’a gittiler. Basra’da Os-man’a karşı olanları öldürdüler. Hz. Ali, Kûfe’den sağladığı kuvvetlerle Basra üzerine yürüdü. Burada Ayşe yanlılarını ağır bir yenilgiye uğrattı. “Cemel Vakası”(“Cemel”, Arapça’da “deve” anlamındadır.) denilen bu savaştan sonra, Muaviye’yi görüşmeler yoluyla kendine bağlayabileceğini umdu. Ancak Muaviye, Osman’ı öldürenlerin kendisine teslim edilmesine direniyordu. Bunun üzerine Halife, ordu-suyla Şam valisi Muaviye’nin kuvvetleri üzerine yürüdü. Sıffin Ovası’nda iki taraf arasında on gün sü-ren çarpışmalar başladı (657). Muaviye yenilmek üzereyken, komutanı Mısır Valisi Amr bin el-Âs, askerlerinin mızraklarına birer Kur’an sayfası asarak, “Aramızdaki anlaşmazlığı çözecek hakem bu-dur.” demek istedi. Bu hareket, ordusunu etkileyince, Hz. Ali, iki kişilik bir hakem kurulunun oluştu-rulmasını kabul etmek zorunda kaldı. Hakem kurulunda Muaviye Amr bin el-Âs’ı, Hz. Ali de –komutanlarının baskısıyla— saf bir adam olan ve damadının halife seçilmesini isteyen Ebu Muse’l-Eşarî’yi temsil seçti ve Ali Kûfe’ye döndü. Ancak, Ali daha Sıffin’deyken bir kısım Ali yanlısı, hake-me başvurulmasına karşı çıktı. Bunlar, Kûfe’ye dönülünce, sorunun hakemle çözülmesinin Kur’an’a aykırı olduğunu söyleyerek halkı bu kararı tanımamaya çağırdılar ve Kûfe yakınlarında Harura denilen toplandılar (bu nedenle kendilerine Harurîler denildi). Hz. Ali, Harura’ya geldi ve çeşitli ödünler vere-rek onları kendisine katılmaya çağırdı. Kûfe’ye dönünce de Sıffin Antlaşması’na karşı çıktığı yolun-daki söylentileri yalanladı. Bu arada, Ebu Muse’l-Eşarî’nin Amr bin el-Âs ile görüşmeye gönderildiği duyulunca, buna karşı çıkan dört bin kişi, gizlice Kûfe’den ayrılarak Nehrevan’da toplandı (bunlara da Haricîler denildi).
    Öte yandan Muaviye, maliyetiyle birlikte hakemlerin buluşacakları yere geldi (şubat 658). Hz. Ali, yalnızca Ebu Muse’l-Eşarî ve amcasının oğlu İbn Abbas’ı gönderdi. Hakemler toplantısında, Muaviye’nin hakemi, eski halife Osman’ın gereksiz yere suçlandığını ve haksız yere öldürüldüğünü ileri sürdü. Bu görüş kabul edildi. Bunun üzerine, Hz. Ali’nin eksik bir kadroyla ve Osman’ın katileri-nin de katıldığı bir toplantıda halife seçilmiş olmasının tutarsızlığını belirtti ve vekilinden Ali’nin hali-felikten azlini istedi. Ali’nin yerine belki damadı halife seçilir diye umutlanan Ebu Muse’l-Eşarî, Hz. Ali’yi halifelikten azlettiğini söyleyince, Amr bin el-Âs “Öyleyse ben de Muaviye’yi halife ilan ettim” dedi. Bu oldubittiye itirazlar sonuç vermedi. Kendi aleyhinde olduğundan, Hz. Ali bu kararı da, iki ha-kemi de reddetti. Kuvvetleriyle Muaviye üzerine yürüyeceğine, Kûfe’den ayrılarak Nehrevan’da top-lanan haricîlere yöneldi. Çarpışmalar sonucunda ancak on kadar haricî sağ kurtulup kaçabildi. Hz. Ali, hakeme başvurması ve haricîlere katılan önde gelen din adamlarını öldürtmesi sebebiyle Arap dünya-sında saygınlığını büyük ölçüde yitirdi. Yakınları ve sevenleri Ali’yi halife olarak tanımayı sürdürdü-ler; ancak sayıları gün geçtikçe azalıyordu. Ali, bundan sonra Muaviye’nin giriştiği savaşlara seyirci kalmakla yetindi. O kadar ki, Busr bin Ertat’ın Medine ve Mekke’yi ele geçirip Muaviye’yi güç du-rumda bırakmasından bile yararlanmadı. Sonunda, Nehrevan’da yok ettiği haricîlerden birinin akrabası olan Abdurrahman bin Mülcem adlı harici tarafından, Kûfe Camisi’nin kapısı önünde zehirli kılıçla ağır biçimde yaralandı; üç gün sonra öldü. Gömüldüğü yer gizli tutuldu. Yıllar sonra Abbasî halifesi Harunurreşit, onun mezarını buldurdu ve bir türbe yaptırdı. Şiîlerin günümüzdeki kutsal kenti Necef, burada kurulmuştur. 

    Sponsorlu Bağlantılar

    Hz. Süleymanın mührünün mucizeleri

    Zerdüşt köle ebu lülüe feyruz kimdir

    Bu sayfadaki "Dört halife dönemine niçin cumhuriyet dönemi denilmiştir?" konusuyla ilgili fikrinizi merak ediyoruz? Tespit ettiğiniz hata ve eksiklikleri bize yazın! Eleştirileriniz de en az övgüleriniz kadar bizim için değerlidir.

    Yorum Yapın

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Current day month ye@r *