20.08.2014

    Dünyadaki sırrı çözülemeyen ilginç olaylar, garip ve tuhaf gizemli gerçek yaşanmış olaylar

    Sponsorlu Bağlantılar

    Dünyadaki sırrı çözülemeyen ilginç olaylar, sırrı çözülememiş garip ve tuhaf gizemli gerçek yaşanmış olaylar, sırları henüz çözülmeyen esrarengiz vakkalar

    Konu ile alakalı etiketler: dünyada çözülemeyen sırlar, çözülemeyen sırlar, dünyada sırrı çözülemeyen olaylar, cozulemeyen sırlar, dünyadaki çözülemeyen sırlar, dünyada sırrı çözülemeyen yerler, sirri çözülememiş esrarengiz doğa olaylari, dünyada sırrı çözülemeyen 10 nesne, sırrı çözülemeyen doğa olayları, türkiye de çözülmemiş sırlar, çözülemeyen antik sırlar, dünyadaki sırrı çözülemeyenler, dunyanin cözülemeyen sırrı, çözülemeyen doğa olayları, sırrı cözülmemiş olaylar, esrarengiz doğa olayları, dunyanin sirri cozulemeyen yerleri, dünyanın çözülmeyen sırları, dünyanın çözülemeyen sırları, dunyadakı sırlar, dunyanın cozulmeyen sırları, çözülememiş esrarengiz olaylar, cozulemeyen sirlar, türkiyede sırrı çözülemeyenler, enteresan sırlar

     Çözülemeyen Sırlar

    1 – BEDEN / ZİHİN BAĞLANTISI :Bir efsaneye dönüşen ‘plasebo etkisi’ zihinle beden arasındaki muhteşemilişkinin en basit kanıtı. Bu etki kendini şöyle gösteriyor: Sahte,yani aslında ilaç olmayan bir ilaç aldıklarından habersiz denekler,dertlerine derman olacak bir hap ya da şurup içtiklerinidüşündüklerinden kendilerini daha iyi hissediyorlar. Üstelik etki kimizaman bununla da kalmıyor, tıbbi belirtilerde de düzelme görülüyor.Plasebo deneklerine bakınca, insan ister istemez, zihin neye inanırsabedeninin de onu yaşadığına hüküm getiriyor. Pek çok uzman, zihninyardımıyla bedenin kendi kendini iyileştirebilme kabiliyetinin, moderntıbbın yaratabileceği bir ‘mucize’den kat be kat büyüleyici olduğuna inanıyor.

    2 – HAYALETLER : Hayaletlerinvarlığı hakkında ciddi bir kanıt olmamakla birlikte, onları gördüğünü,onlarla konuştuğunu, onların fotoğraflarını çektiğini ısrarla anlatan-içten ya da değil- şahitler, pek çok insan var. Ancak bilim henüzyanıtı bulamadı.
    3-3 – DEJA VU : Fransızcabir kelime olan ‘déjà vu’, Türkçede ‘daha önce görülmüş’ anlamınıtaşıyor. Açıklamak istediği durum ise şu: Özel bir anı ya da birtakımkoşulları, aynı şekilde daha önceden de yaşamış olduğunuzu hissetmehali. Herkesin hayatında bir ya da birkaç kez yaşadığı bu duygu,şaşırtıcı, anlaşılmaz, gizemli ve evet ürkütücüdür. Araştırmacılar‘déjà vu’ ile ilgili bazı açıklamalar yapmaya çalışsalar da, bu tuhafhissin nedeni, bir gizem olmayı sürdürüyor.

    4 – TAOS UĞULTUSU: ABD’nin New Mexico eyaletinde bulunan küçük Taos kentini ziyaret edenbazı turistler ve vatandaşlar, yıllardır, çöl havasında gizemli,güçsüz, düşük frekansa sahip bir uğultu ve titreşim duyduklarınıanlatıyorlar. Bu iddiada bulunanlar, Taos vatandaşlarının sadece yüzdeikisini oluşturuyor. Bazıları bunun çöldeki garip birtakım akustiksorunlarından kaynaklandığını düşünürken, bazıları da bir çeşit kitlehisterisi ya da uğursuz bir sır olduğuna inanıyor. Duyulduğu iddiaedilen sese ister vızıltı, ister uğultu, ister titreşim deyin; isterpsikolojik, ister doğal, ister doğaüstü olduğuna inanın… Hakkındabilinen bir tek gerçek var: O da şimdiye kadar hiç kimsenin bu garipsesin kökenini ortaya çıkaramadığı.

    5 – DUYU ÖTESİ ALGI: Hem Doğu, hem de Batı toplumlarında, bazı insanların bir çeşit psişikgüçleri olduğuna inanılıyor. Bugüne dek psişik güçleri olduğunu iddiaeden kişiler, araştırmacılar tarafından pek çok teste tabi tutuldu.Ancak elde edilen sonuçlar her seferinde ya olumsuz ya da muğlak veşüpheliydi. Altıncı hissin gücüne inanan pek çok kişi, psişik güçlerintest edilemeyeceğini, çünkü bir nedenle kendilerine şüpheyleyaklaşanların ya da bilim adamlarının yanında azaldığını vurguluyor.

    6 – ÖNSEZİ : Psikologlarbu durumu açıklarken insanların bilinçaltlarında, farkında olmadançevremizdeki dünya hakkında bilgi topladığını vurguluyorlar. Bu şekildebiz aslında sadece ‘görünüşte bilmediğimiz’ bazı şeyleri biliyor ya dahissediyoruz. Ancak söz konusu bilgiler bilinçaltımızın derinliklerindeyaşadığı için, bunun nasıl olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. Buaçıklama kimileri için tatmin edici olsa da pek çok araştırmacıya göreönsezi, kanıtlanması ve üstünde çalışılması zor bir konu.

    7 – ÖLÜMDEN SONRA HAYAT : Hayatlarındabir kez ölüme yakın deneyim geçirmiş kişilerin bazıları, karanlık birtünelde yol alıp, sonunda beyaz bir ışık huzmesine kavuştuklarına dairhikâyeler anlatır. Bunlar arasında sevdiklerinize kavuşmak, garip birhuzur hissetmek gibi daha renkli öyküler de mevcuttur. Bu deneyimlerson derece etkileyici olmakla beraber, maalesef kimse ‘öbür taraf’tanelinde bir kanıtla ya da doğrulanabilir bir bilgiyle geri dönmeyibaşaramadı. ‘Öbür dünya’ meselelerine kuşkuyla yaklaşanlar, söz konusudeneyimlerin travma geçirmiş bir beynin gördüğü halüsinasyonlarolduğunu vurguluyorlar. Tabii bu nedenle de son derece doğal veaçıklanabilir olduklarını… Ölüp de geri dönen olmadığına göre, bu konugizemini koruyacak.

    8 – UFO’LAR… : UFOdeyince genelde insanların aklına uçan daireler, kısacası uzay gemilerigelse de UFO’nun açılımı ‘Tanımlanamayan Uçan Nesne’… Ve bu nedenleevet UFO diye bir şey var. Çünkü dünyanın her tarafında, gökyüzünde neolduğunu tanımlayamadıkları birtakım objeleri gördüğünü söyleyeninsanlar var. Ancak bu obje ve ışıklar, aslında uçak mıdır, meteormudur yoksa gerçekten Marslıların son model uzay gemisi midirş Bu birtürlü açıklığa kavuşamıyor.

    9 – ASLA BULUNAMAYAN KAYIPLAR : İnsanlarbazen kaybolur. Bazıları yaşadıkları hayattan kaçar, bazıları büyükçaplı ve cesetlerin tanınamadığı kazalarda yitip gider, bazılarıcinayet kurbanı olur. Kayıplar ölü ya da diri bulunur. Ancak bazıinsanlar vardır ki adeta buharlaşırlar. 1872’de Portekiz yakınlarındabulunan ‘hayalet gemi’ Marie Celeste’in mürettebatı, Amerikan işçilideri Jimmy Hoffa bu şekilde kayıplara karışanlardan sadece bazıları.

    10 – BÜYÜK AYAK :Bu gizem de Amerika’dan… Yeni Kıta’da yıllar boyunca, insana benzeyen,bol tüylü, son derece iri, ‘Büyük Ayak’ adlı bir yaratığı gördüğünüiddia eden sayısız insan ortaya çıktı. Tüm kıta çevresinde kaydedileniddialar eğer doğruysa, aslında binlerce Büyük Ayak’ın yaşıyor olmasıgerekirdi. Ancak bugüne kadar bu korkunç yaratığa ait tek bir cesetbile bulunamadı. Ortada belirsiz fotoğraflar, video kayıtları vetanıkların açıklamalarından başka bir şey yoktu. Görünen o ki, BüyükAyak da, İskoçya’nın varlığı bir türlü kanıtlanamayan ünlü Loch Nesscanavarı gibi gizemler dünyasındaki yerini koruyacak.

    Dünyadaki Sırrı Çözülemeyen 36 Olay


    Kolombiya , Bogota yakınlarında bulunmuş bir insan eli fosili. Fosilleştiği kayanın yaşı 100 – 130 milyon yıldır. Yani, fosil de o kadar sene önce meydana gelmiş demek. Oysa iki ayağı üzerine kalkan ilk varlık bundan 1.8 milyon yıl önceye ait homo erectuslardır…

    Bu cisim Kanada’nın Kuzey kutup bölgesindeki Axel Heiberg adası eski fosiller koleksiyonunda bulunmuştur. İncelemeler bunun bir insan parmağı fosili olduğunu gösteriyor. Bu fosil 100 ile 110 milyon yıl öncesine aittir (Creataceous jeolojik dönemi). Röngen ışınlarıyla yapılan inceleme sonucunda yukarıdaki resimdeki siyah kısımların parmak kemiklerine ait olduğu ortaya çıkmıştır. Bu kadar eski zamanlarda insan yaşamış olabilir mi ?

    Filippo Lippi tarafından 15. yüzyılda yapılan “La Madonna e san Giovannino” tablosu. Tablonun arka planında havada görülen yuvarlak, ışık saçan cisim bir kişi tarafından izleniyor. Yani Roma dönenimde de UFO fenomenleri konuşulmaktaymış…

    Bu resimde Antikythera makanizmasını görmektesiniz. Sağ tarafta ise teknik şeması yer alıyor. Alet 1900 yılında Girit adasında bulundu. M.Ö. 1.yüzyıla ait olduğu düşünülüyor. Bu antik bronz mekanizma bize eski uygarlıkların düşündüğümüzün aksine daha ileri bir teknik bilgiye sahip olduğunu kanıtlıyor. Astronomik takvim olduğu düşünülen bu makanizmanın içinde başka dişliler de bulunmakta…

    1895 yılında İrlanda’da Dyer tarafından mineral araştırmaları sırasında bulunan bir dev fosili… Boyunun karşılaştırılması amacıyla bir tren vagonunun önüne koyulmuştur. Yüksekliği 3 metre 70 santimetre ve ağırlığı 2050 kilogramdır.(Taşlaşmış olduğu için daha ağır geliyor) Sağ ayağı 6 parmaklıdır. Ancak daha sonra bu dev fosiline ve sahibine ne olduğunu kimse bilmiyor.

    Kafaları karıştıran bir şehir daha; Lübnan’daki Balbek şehri… 20 metreden daha büyük taşların kullanıldığı bu antik şehir Roma İmparatorluğu’ndan da eski. Hatta Sümerliler zamanında bile burası antik bir şehirdi o zamanlar. Taşların büyüklüğünü göstermek amacyla 2 kişi yapıların arasında dikiliyor. Bugün kimse burasını kimlerin yaptığını, nasıl yaptığını, ne amaçla ve ne zaman yaptığını bilemiyor.

    Yapımı bitirilmemiş bir Obelisk (dikilitaş). Şu anda dikili bulunan en büyük obeliskten 2 kat daha büyüktür. Yapımında birçok Mısır tapınağının inşasında olduğu gibi kırmızı granit kullanılmıştır. Yaklaşık 40 metre yüksekliğinde ve 1150 ton ağırlığındadır.

    1945 yılında Waldemar Julsrud adlı deneyimli bir arkeolog tarafından Meksika’nın El Toro Dağı’nda buluna kilden yapılmış bu heykeller M.Ö 800′den 200′e kadarki dönemde yaşamış Chupicuaro’lara ait… Oysa bulunan heykelcikler , 65 milyon yıl önce yok oldukları düşünülen çeşitli türlerdeki dinozorları kusursuzca tasvir ediyordu. Modern bilim döneminde, neye benzedikleri ancak çözümlenen tarih öncesi bu yaratıkları nasıl oldu da böyle eski bir uygarlık kusursuzca sanat eserlerine yansıtabilmişti? İnsan görmeden tasvir edemez değil mi?

    1877 yılında Kaliforniya’da Montezuma tünel şirketinin bir tünel çalışması sırasında 50 milyon yıl eski olan bir lav akıntısının içinde bir tokmak ile bir kap bulundu. Tokmak yaklaşık 30 cm. uzunluğunda ve kap ise 10 cm çapındadır. Bu buluntudan şu sonuç çıkıyor: 50 milyon yıl önce yanardağdan fışkıran lavlar sel olup akarken bu tokmak ile kap oradaydı ve ikisi de lavın içinde gömülü kaldılar. 50 milyon yıl önce, yani daha insan yokken!

    Tarih öncesine ait küçük japon heykelcikleri… Yakalarında civata taşıyan bu heykelcikler bir tür uzay başlığı ve elbisesi giymektedirler. Hatta bunlardan biri çok büyük gözlük takmaktadır. Sanki güneş ışığından korunmak ister gibi…

    Ünlü ” Kiev Astronotu “… Bu heykelcik Avrupa’da bulunan “uzay adamı” özelliklerini gösteren tek buluntudur. Yaşı çok eskidir.


    Puru ‘daki bronz dişliler. Modern dişlilerden farkı yok gibi. Tek farkı çok uzun zaman önce yapılmış olmaları.

    Lübnan ın Balbek şehri yakınlarındaki işlenmiş dev kaya blokları. Bu taşlar binlerce yıl öncesinde buraya getirilmişti. Resimde gördüğünüz parça 1050 ton ağırlıkta ve 25 metre uzunluğundadır. Bu ” momolit” takma adlı yekpare blok dünya üzerindeki işlenmiş en büyük taş bloktur. Soru şu: Bu taşları kimler ve nasıl buraya getirebilmişti?

    1932 yılında ABD’de Pedro Dağları’nda bulunmuş bir mumya. Mumya koyu bronz renginde ve oldukça buruşmuş vaziyettedir. Hayattayken boyu 35 cm’yi geçmiyordu! Röntgen ışınlarıyla yapılan incelemede bu canlının ağırlığının 5,5 kg. olduğu ortaya çıkarıldı. Cinsiyeti erkek ve bütün dişleri yerinde. Öldüğünde aşağı yukarı 65 yaşında idi. Mumya 350 gr. ağırığındadır. Alnı çok aşağıdadır. Ezik bir burnu ile büyük ve geniş burun delikleri vardır. Çok geniş ağzı ile incecik dudakları bulunmaktadır. Bu yaratık bilinen insan türlerinden çok daha küçüktü. Bazı araştırmacılara göre bu çok küçük boyutlarda olan bir ırkın üyesiydi.

    Arjantin’de tarih öncesi devirlerde yaşamış olan Toxodon’nun bir kalça kemiği bulundu. Resimde ok ile gösterilen şey ise bir ok veya mızrak ucudur. İnsanın yaşamadığını sandığımız devirde , biri onu avlamış anlaşılan.

    Alışıldık olmayan bu spiral cisimler 1991 – 1993 yılları arasında Rusya’daki Ural dağlarının doğusundaki Narada Deresi’nde bulunmuşlardır. Boyları en fazla 3 cm. olan bu cisimlerden 0,003 mm. olanları da vardır. Büyük olanları bakırdan , küçük ve çok küçük olanları ise çok ender rastlanan “tungsten” ve “molybdenum” maddelerinden yapılmıştır. Mikroskopla yapılan incelemeler sonucunda spiraller kusursuz bir biçimde “altın oran” tekniğiyle yapılmıştı. Daha da şaşırıcı olan şey ise; Bütün bilimsel incelemelerin gösterdiği gibi bu cisimlerin yaşlarının 20.000 ile 318.000 yıl arasında değiştiğidir. Bu yaş farkı cisimlerin bulundukları derinliğe göre değişmektedir.

    Peru’daki Ica çölünde bulunan ve binlerce yıl öncesine ait olan Ica taşları akılları karıştırıyor. Dr. Javier Cabrera büyük bir sabırla bu taşları koleksiyonunda toplamış ve binlerce taştan oluşan bir müze açmıştır. Bu taşlara kazınmış olarak, kalp naklini gösteren ameliyatlardan dinozorları avlayan insanlara kadar bir çok olay gösterilmektedir. Hatta evcilleştirilmiş dinozorların üzerinde oturan insanlar bile tasvir edilmiştir.

    Buache Haritası 1737′de eski Yunan haritalarından kopyalanarak çizilmiştir. Harita Antartika’nın buzla örtülü olmadan önceki halini de göstermektedir. Şaşırtıcı olan ise şu: Eğer bugün Antartika buz ile örtülü olmasaydı Ross ve Weddell denizleri bu kara parçasının ortasından geçerek kıtayı 2 büyük parçaya ayırmış olacaktı. Ancak modern jeoloji araştırmaları sonucunda 1968 yılında bu gerçeğin farkına varılmıştı.

    Bu altın maket Kolomb öncesi döneme ait bir mezarda bulunmuştur. Yaklaşık 1800 yıllıktır. Görünüşe göre bir uçağın doğru ölçekli maketi gibi duruyor. (Delta kanatlı, motor yerine sahip, pilot kabini var, kuyruk kanatları bile doğru şekilde tasvir edilmiş) Güney Amerika ‘da buna benzer bir çok eser bulunmuştur.

    Yukarıda Alban Dağına kazınmış pervaneli bir uçağı hatırlatan eski devirlere ait bir resim görüyorsunuz. Olmek topluluğunun inanılmaz ve çözümlenemeyen örneklerinden birisidir.

    Kafatası Peru’da (Ica) bulunmuştur. İlk bakışta günümüz insanının kafatasına benzemektedir, ancak soru işaretlerine yol açan bir kaç etken öne çıkmaktadır. Göz boşlukları günümüz insanının göz boşluklarından %15 daha büyüktür. Beynin yer aldığı boşluk ise 2600 ccm ile 3200 ccm arasında değişmektedir. Şu andaki insanın kafatasındaki beyin beyin boşluğu kapasitesi 1450 ccm ‘dir !

    Lochness canavarını gösteren bu fotoğraf 70′li yıllarda çekildi. Gerçek mi değil mi bilinmiyor.



    Mısır, Dendera’daki Hathor tapınağında göze çarpan ampuller. Bu ampuller kıvrımlı kablolar ile bir jeneratöre veya açma kapama düğmesine bağlıdırlar. Ampul şeklindeki cismin içine bir yılan tasviri konulmuş. Bu da ampulün içindeki ince teli gösteriyor olabilir.

    Bazı Nazka (Nazca) çizgileri, yukarıdaki resmin orta kısmında görüldüğü gibi, birbirine paralel kilometrelerce ve hatta dağları, vadileri aşarak uzanmaktadırlar. Bu çizgileri kim takip ediyordu ve ne amaçla?

    Üzerinde oyularak yapılmış, tam gelişmemiş olsa da rahatlıkla farkedilen bir insan yüzü bulunan bir deniz kabuğu… Bu buluntu 1881 yılıında jeolog H. Stopes tarafından rapor edilmiştir. Yapılan testler sonucunda, oyma işleminin kabuklu henüz yaşarken yani fosilleşmeden önce yapıldığı ortaya çıkmıştır. Bu deniz kabuğu Pliocene devrine ait ve 2 milyon yıllıktır.

    Yukarıdaki resimde gördüğünüz çekiç bir kum taşı içinde bulunmuştur. Yani prensibe göre, bu kum taşı oluşurken çekiç oradaydı. Keşif 1844 yılında Fizikçi David Brewster tarafından yapılmıştır. İngiliz jeoloji arştırma merkezinden dr. A. W. Med tarafından yapılan analizlerde bu kum taşının yaşının 360 ile 460 milyon yıl olduğu saptanmıştr. Yani çekicin de o kadar eski olması gerekiyor. Ama o zaman insan diye bir varlık yoktu ki!

    “Geode of Coso” antik bir parçadır. Bu kaya parçasının üzeri doğal kristallerle kaplanmıştır. İçinde bir boşluk ve boşlukta, malzemesini metal ve porselenin oluşturduğu garip bir cisim bulunmuştur.

    Resim A : Kaya parçasının iki parçaya bölünmüş hali.
    Resim B : Taşın her iki yarısının iç kısmını görüyoruz.
    Resim C : Radiography tekniğiyle içindeki cismin resmi çekiliyor. Cisim o kadar eski olmasına rağmen metal bir yapıdadır. Bu cismin üzerinde meydana gelen ve onu kaplayan kristal oluşumlu kabuğun oluşabilmesi için 500.000 yıl (beş yüz bin yıl) geçmesi gerekiyor !
    Resim D : Yan taraftan çekilen radiography resminde metal cismi daha ayrıntılı bir şekilde görüyoruz.

    Sonuç olarak bu garip cisim 500.000 yıl yaşındadır. Günümüzde bir şeye ait bir parça olsaydı,çoktan ne olduğu tespit edilirdi.

    Bu metal kürecikler Güney Afrika, Klerksdorp’tan. Birinin üzerinde kürenin çevresini dolaşacak şekilde birbirine paralel 3 çizgi oyulmuştur. Bu küreler Cambrian devri öncesine ait pek çok mineral arasında bulunmuştur (2,8 milyar yıl öncesi). Bu kürelerden bazıları 6 milimetre kalınlığında, ince bir kabuğa sahiptirler. Bu ince kabuk kırıldığı zaman kürenin içinden süngerimsi garip bir şey çıkıyor. Bu süngerimsi şey havayla temas edince parçalanıp toz haline geliyor. Bu kürelerin ne oldukları ,ne amaçla yapıldıkları bilinmiyor.

    Japonya’nın Yonaguni adasının yakınında, denizin 23 metre altında insan yapısı olduğu apaçık belli olan piramitler bulunmaktadır. 183 metre genişliğinde ve 27 metre yüksekliğindeki bu piramitler yaklaşık, 8000 – 10.000 yıllıktırlar.

    Peru Sacsahuaman’daki bu duvarlar, Bimini Adası’ndaki esrarengiz su altı yapıları ile kesin bir benzerlik göstermektedir. Bu arkeolojik duvarlar bir gizem taşımaktadırlar çünkü antik çağlarda yapılmalarına rağmen bu kadar kusursuz bir şekilde işlenip yerlerine koyulana kadarki aşamalar için yüksek bir teknoloji ve bilgi gerektirmektedirler. İnsanın açıklayamadığı, garip iç ve dış açılara sahip bu duvar taşları hakkında cevabını bilmediği sorular ise şunlar: Nasıl taşındılar? Nasıl ölçülüp nasıl kesildiler? Nasıl bu kadar doğrulukla yerleştirildiler? Hem de ilkel insanlar tarafından

    Mısır’daki Abydos tapınağındaki hiyerogliflerde, helikopteri, tankı, kargo uçağını ve planörü çağrıştıran şekiller vardır. Bu hiyeroglifler başka hiyerogliflerin altına gizlenmişlerdi. İlk tabaka hiyerogliflerin yerinden kopup düşmesiyle bu esrarengiz şekiller gün yüzüne çıkmıştır.

    1900′lü yılların başlarında 250 civarında hiyeroglif Sydney’in 100 km. kuzeyindeki Hunter Valley ulusal parkında keşfedilmiştir. Bunlar antik Mısır hiyeroglifleridir. Kuşkuya yer bırakmayacak olan Eski Mısır Tanrısı “Anubis” çizimi ile birlikte hiyeroglifler şu soruyu akla getiriyor: Acaba Eski Mısırlılar Avustralya’ya mı gitmişlerdi ?

    Bu 120 milyon yıllık taş parçasının yüzeyi,Ural Bölgesini gösteren bir haritayla kaplıdır. Görünüşe göre bu kadar eski bir haritanın olması imkansızdır. Bashkir State Üniversitesindeki bilim adamları, çok eski zamanlarda, gelişmiş uygarlıkların olduğuna dair kanıtlardan biri olarak yorumluyorlar eseri. Bu gerçekten de insan eliyle yapılmış bir rölyeftir. Günümüz askeri haritaları ile neredeyse aynı karakterik özellikleri sergilemektedir. Harita sivil çalışmaları göstermekte yani uzunluğu 12.000 Km ‘yi bulan kanallar, nehirlere çekilen çitler, güçlü barajlar… Kanallardan çok da uzakta olmayan yerde elmas biçimindeki yerler gösterilmiştir. Ayrıca harita bazı yazıları da içermektedir. Hatta sayılar bile vardır. Bilim adamları önce bunun eski çince olduğunu düşündüler. Daha sonra bu düşünce bilinmeyen bir kaynağa ait hiyeroglif – syllabic türü yazıya dönmüştür. Bilim adamları bu yazıları şimdiye kadar çözemedilier.

    Rudolf Gantenbrink tarafından Büyük Piramitte keşfedilen bakır kulplu kapı. Hangi amaca hizmet ettiği bilinmeyen gizemli kapı, kraliçe odasından başlayan güney kanallarında yer almaktadır. Bu kapının arkasında başka bir kapı daha bulunmuştur. Yapılan bazı araştrmalar sonucunda içinde ne olduğunu bilmediğimiz bir oda veya odalar bu ikinci kapının arkasında bulunmaktadır.. Aynı kapıdan kral odasından başlayan kuzey kanallarında da bulunmuştur. Burada sorulan en önemli soru şu : Görünüşte hiçbir amaca hizmet etmeyen bu kapılar neden buralara kondu?

    Bu daire şeklindeki taş oluşumları 30 metre çapındadır ve Loch Ness gölünün dibinde görüntülenmiştir.

    Yeni Zellanda ‘da bulunan çok eski bir uygarlığa ait kusursuzca yerleştirilmiş taşlardanoluşan duvarlar bulundu. Bu duvarları yapan uygarlık hakkında en ufak bir bilgi yoktur.

    Tarihteki Dünyanın Sırrı Çözülemeyen Gizemli Olayları:

    Çözülemeyen

     

    Nazca Çizgileri

    Peru’da 1926 yılında keşfedilen Nazca kasabası yakınlarındaki üçgen, dörtgen, sarmal ve hayvan şeklindeki çizgilerin sırları çözülemiyor. Çizgilerden bazılarının yaz ve kış gündönümlerini işaret ettiği, hatta dev bir takvim görevi gördüğü öne sürüldü. Bazı bilim adamları çizgilerin UFO’lar için yapıldığı iddiasında da bulunuyor.

    Dev Heykeller

    Pasifik Okyanusu’ndaki Paskalya Adası’nda bulunan dev heykeller de sırlarını koruyor. 9 metre yüksekliğindeki dev heykelleri hangi uygarlıkların yapmış olabileceğine ilişkin çeşitli görüşler bulunuyor. Dev heykellerin taş platformlar üzerine nasıl oturtulduğu araştırmacıları düşündürürken, niçin yapıldıkları da merak konusu.

    Güneş Kapısı

    Güney Amerika’daki sırrını koruyan arkeolojik buluntulardan biri de Tiahuanaco’daki Güneş Kapısı. Tek parça taştan yapılan 5 metre genişliğinde, 3 metre yüksekliğinde ve 10 ton ağırlığında olduğu tahmin edilen Güneş Kapısı’nın nasıl bir yöntemle ve ne amaçla inşa edildiği bir türlü açıklanamıyor.

    Stonehenge Taşları

    Güney İngiltere’de Salisburg düzlüklerinde yer alan üç metreden yüksek, dikine duran taşlardan oluşan Stonehenge taşları da sırlarını koruyor. Her biri tonlarca ağırlığındaki taşlar mühendislik harikası olarak değerlendirilirken, çeşitli efsaneler de bulunmakta. Dinsel törenlerin yapıldığına inanılan Stonehenge’in rasathane olduğu yönünde çeşitli bulgular olmasına rağmen halen taşların sırrı çözülemiyor.

    Kalecikteki Taşlar

    Van Merkez Kalecik Köyü’nün 1.5 kilometre kuzeydoğusunda yer alan ve Urartu dönemine ait dikili taşlar ve taş halkalar da dikkati çekiyor. 400 metrekarelik alana matematiksel olarak dizilen 2 bin 475 dikili taşın astronomiyle ilgili olduğu düşünülüyor. Taşların sırrının çözülmesi için çalışmalar devam ediyor.

     

    2000 yıllık pil

    Alman arkeolog Wilhelm Konig tarafından 1938′de Irak’ın başkenti Bağdat’ın yakınlarında bulunan 2 bin yıllık pil, bilim adamlarını şaşkına düşürdü. Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabın içine monte edilmiş bir bakır silindir, onun etrafındaki demir çubuk ve testinin ağzını kapatan asfalttan oluşan bu nesneyi “dünyanın en eski pili” olarak tanımladı. Pilin 2 volt enerji ürettiği saptanırken, 1800′lü yularda modern pili icat eden Alessandro Volta adlı İtalyan kontunun da şöhretine gölge düştü.

    Antik çağ bilgisayarı

    1900 yılında Girit açıklarındaki bir batıkta araştırma yapan bilim adamları ilginç bir cisme rastladı. Tahta bir muhafazanın içine yerleştirilmiş bir dizi bronz dişliden oluşan bu garip nesnenin kasası, yüzeye çıkarıldığı anda dağıldı ve cihazın içindeki karmaşık yapı ortaya çıktı. Yapılan çalışmaların ardından, bu aygıtın Ay, Güneş ve diğer gezegenlerin konumlarını hesaplamak ve istendiği anda bunların pozisyonlarına yönelik tahminlerde bulunmak için geliştirildiği anlaşıldı.

    Kristal kuru kafa

    Maya dönemine ait 1000 yıllık bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal üzerine oyma olarak yapılmış. Nasıl yapıldığı hala anlaşılamayan kuru kafanın altından tutulan ışık, doğrudan göz çukurundan yansıyor. Bu teknolojinin bugün bile mümkün olmadığı söyleniyor.

    Generalin kemer tokası

    M.S. 300′lü yıllarda ölen Çinli general Çou Çou’nun mezarında 1956 yılında bulunan kemerin tokası, yüzde 85 oranında alüminyumdan yapılmış. Ama doğada sadece bileşik olarak bulunan alimünyumun diğer maddelerden ayrıştırılarak tek bir madde olarak kullanılabilmesi ilk kez 19. yüzyılda mümkün olmuştu.

    1000 yılda yapılan kent

    Pasifik Okyanusu’ndaki Mikronezya adası yakınlarına kurulu antik Nan Madol kentinin inşası, M.Ö 200′de başladı ve 1000 yıl sürdü. 250 milyon tonluk dev bazalt bloklar kullanılarak yapılan bu kent, 100 yapay adayı kanallarla birbirine bağlıyor. Bu kadar bazaltın bölgeye nasıl getirildiği ise hâlâ sır.

    Uzaylılar için iniş pisti

    Peru’nun Pampa sahilindeki 450 kilometrekarelik alan üzerine çizili motifler, M.O. 300 üe M.S. 600 arasındaki dönemi kapsayan hayvan ve bitki şekillerini resmediyor. Nazca medeniyeti tarafından yapıldığı düşünülen bu garip motiflerin, uzaylılar için bir iniş pisti vazifesi gördüğü öne sürülüyor.

    Concorde’un atası

    M.Ö 200′de yapıldığı sanılan bu nesne, 1898 yılında Mısır’da bir lahitte bulundu. Ancak gerçek uçaklar icat edilene kadar ne olduğu konusunda kimse bir fikir beyan edememişti. 1972′de arkeolog Halil Mesiha bunun bir model uçak olduğunu, mükemmel bir aerodinamiğinin bulunduğunu ve kanatlarının Concorde’u andırdığını iddia etti.

    Kayaya gömülü çekiç

    Tahta sap ve demir tokmaktan oluşan bu çekiç, 1936′da Teksas’ta 400-500 milyon yıllık bir kayanın içine gömülü olarak bulundu. Modern bir aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasıl girdiği bir yana, çekiçte kullanılan demirin günümüz demirlerinden bile saf olması bilim adamlarını hayrete düşürdü.

    Harçsız taş set

    Peru’nun Cusco bölgesindeki bir İnka kalesinin etrafını 360 metre boyunca zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapımında, tanesi 300 tona varan kireçtaşı blokları kullanılmış. Ancak hiç harç kullanılmamasına rağmen bu kayalar, arasına bıçak bile sokulamayacak kadar mükemmel yerleştirilmiş

     Dünyanın Çözülemeyen Sırları

    Gelecegi Gören Harita
    Cografya ve harita uzmani ünlü Türk denizci Piri Reis’in 1513′te
    çizdigi Afrika, Amerika ve Güney Kutbu’nu gösteren harita, ortaya
    çikarildigi 1929 yilinda ortaligi karistirdi. Çünkü Güney Kutbu’nun
    kesfi, haritanin çizilmesinden çok sonra, yani 1818′de gerçeklesmisti.
    Dahasi, Piri Reis’in haritasi, kitanin buz altinda kalmis sahil
    kesimlerini de gösteriyordu.
    Ancak kita üzerindeki buzlar, haritanin çizilmesinden tam 6 bin
    yil önce erimisti. 

    2 Bin Yillik Pil
    Alman arkeolog Wilhelm Konig tarafindan 1938′de Irak’in baskenti
    Bagdat’in yakinlarinda bulunan 2 bin yillik pil, bilim adamlarini
    saskina düsürdü. Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabin içine
    monte edilmis bir bakir silindir, onun etrafindaki demir çubuk ve
    testinin agzini kapatan asfalttan olusan bu nesneyi “dünyanin en eski
    pili” olarak tanimladi. Pilin
    2 volt enerji ürettigi saptanirken, 1800′lü yularda modern pili icat eden
    Alessandro Volta adli Italyan kontunun da söhretine gölge düstü. 

    Bir Nevi Bilgisayar
    1900 yilinda Girit açiklarindaki bir batikta arastirma yapan
    bilim adamlari
    ilginç bir cisme rastladi. Tahta bir muhafazanin içine yerlestirilmis
    bir dizi bronz disliden olusan bu garip nesnenin kasasi, yüzeye
    çikarildigi anda
    dagildi ve cihazin içindeki karmasik yapi ortaya çikti. Yapilan
    çalismalarin ardindan, bu aygitin Ay, Günes ve diger gezegenlerin konumlarini
    hesaplamak ve istendigi anda bunlarin pozisyonlarina yönelik tahminlerde
    bulunmak için gelistirildigi anlasildi. 

    Gizemli Kuru Kafa 
    Maya dönemine ait 1000 yillik bu kristal kuru kafa, tek bir blok
    kristal üzerine oyma olarak yapilmis. Nasil yapildigi hala anlasilamayan kuru
    kafanin altindan tutulan isik, dogrudan göz çukurundan yansiyor. Bu
    teknolojinin bugün bile mümkün olmadigi söyleniyor.

    Alüminyumdan kemer tokasi
    M.S. 300′lü yillarda ölen Çinli general Çou Çou’nun mezarinda
    1956 yilinda bulunan kemerin tokasi, yüzde 85 oraninda alüminyumdan yapilmis.
    Ama dogada sadece bilesik olarak bulunan alimünyumun diger maddelerden
    ayristirilarak tek bir madde olarak kullanilabilmesi ilk kez 19. yüzyilda
    mümkün olmustu. 

    1000 Yılda Yapilan Kent
    Pasifik Okyanusu’ndaki Mikronezya adasi yakinlarina kurulu antik
    Nan Madol kentinin insasi, M.Ö 200′de basladi ve 1000 yil sürdü. 250
    milyon tonluk dev
    bazalt bloklar kullanilarak yapilan bu kent, 100 yapay adayi
    kanallarla birbirine bagliyor. Bu kadar bazaltin bölgeye nasil getirildigi ise
    hâlâ sir.

    Concorde’un Atasi
    M.Ö 200′de yapildigi sanilan bu nesne, 1898 yilinda Misir’da bir
    lahitte bulundu. Ancak gerçek uçaklar icat edilene kadar ne oldugu
    konusunda kimse
    bir fikir beyan edememisti. 1972′de arkeolog Halil Mesiha bunun bir
    model uçak oldugunu, mükemmel bir aerodinamiginin bulundugunu ve
    kanatlarinin Concorde’u andirdigini iddia etti.

    Çekicin Sırrı
    Tahta sap ve demir tokmaktan olusan bu çekiç, 1936′da Teksas’ta
    400-500 milyon yillik bir kayanin içine gömülü olarak bulundu. Modern bir
    aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasil girdigi bir yana, çekiçte
    kullanilan demirin günümüz demirlerinden bile saf olmasi bilim
    adamlarini hayrete düsürdü.

    Harçsiz Tas Set
    Peru’nun Cusco bölgesindeki bir Inka kalesinin etrafini 360 metre
    boyunca zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapiminda, tanesi 300 tona
    varan kireçtasi bloklari kullanilmis. Ancak hiç harç kullanilmamasina ragmen
    bu kayalar, arasina biçak bile sokulamayacak kadar mükemmel yerlestirilmis…..

    Dünyanın Çözülemeyen Sırları

    Yüzyıllar önce yaşamış insanlara karşı kendimizi üstün hissetmeyi severiz, nedir hem onların çamur barakaları ve kafataslarına delik açarak soğuk algınlığını geçirmeleri. Ama yine de haklarını vermeliyiz: Arkalarında bazı eserler bıraktılar ki, en akıllı modern bilim adamları bile kafalarını kaşıyorlar. Mesela bu muammaları bırakmalarının tek nedeninin ileri jenerasyonların akıllarını karıştırmaktan başka bir nedeni olmadığına eminiz.

    1. The Bloop

    Gizem: 1997’de National Oceanic and Atmospheric Administration (NOAA) okyanusta garip bir ses kaydetti. Garip ve YÜKSEK SESLİ. O kadar yüksekti ki sesi 4,5 km uzaklıktaki iki mikrofon tarafından kaydedildi. Ses normal hızında dinlendiği zaman hiçbirşeye benzemese de, x16 hızıyla dinlendiğinde “bloop” sesi olarak anlaşılıyor. Bilimadamları bu sesin dalgalarının bir hayvan tarafından yapıldığına inanıyor.

    Niye Çözemiyorlar?
    Bu sesi yapabilecek kadar büyük veya yüksek sesli bir hayvan yok. Mavi balina bile bu kadar yüksek çıkartamaz bu sesi.
    NOAA’nın bu sesi websitelerine koymasının üstünden çok zaman geçmemişti ki HP Lovecraft hayranları bu sesi Cthulhu denen yaratığın yaptığına karar verdiler. Cthulhu, devasa ve katil ahtapot-ejderha karışımı bir yaratıktır.

    Bizim Tahminimiz:
    Bizde Cthulhu olduğuna inanıyoruz.

    2. Bağdat Pilleri


    Gizem: Bağdat Pilleri, Mezopotamya’da bulunan milattan önce ilk yüzyıllarda yapıldığı tahmin edilen tarihi eserlerdir.
    Arkeologlar pillerle karşılaştıklarında ilk önce depolamak için kullanılan kil kap olduklarını düşünmüşlerdi. Ancak bulduklarının asit çürüme gösteren bakır tel içerdiklerini keşfettikleri zaman bu teorilerinin yanlış olduğunu anladılar. Bu kaplarda büyük ihtimalle bakırla iletişime geçip elektrik yaratacak bir sıvı bulunduruyormuş. Eğer doğruysa, ilk pil yapım tarihini yüzyıllar öncesine çekiyor.
    Herşey iyi güzel de, bunlar pilleri ne için kullanıyorlardı?

    Niye Çözemiyorlar?

    Orada tarih öncesinden kalma kamera bulunmuyor. Bazı araştırmacılar bunlara “dendra ışığı” – elektrik yay ışıkları- için enerji kaynağı olduğunu söyledi. Bazıları da bu teorinin tamamen saçmalık olduğunu düşünüyor.
    Bazı mantıklı insanlar bunun eşyaları altınla kaplamak için yapıldığını, bazıları da insanlara şok terapisi uygulamak için kullanıldığını söylüyor.

    Bizim Tahminimiz:
    Onları Mısır’a götürün. Sfenks’in içine götürün ve orada birkaç delik bulucaksınız. Onları oraya yerleştirin ve Sfenks’in gözlerinde ışık yandığını görüceksiniz. Bundan sonra Sfenks’in çölde koşturmasını ve havlamasını izlemek kalıyor size.

    3. Kosta Rika’nın Devasa Taş Topları


    Gizem: Kosta Rika’da ve onu çevreleyen bazı alanlarda devasa taş topları vardır. Mükemmel bir küre halinde bu düzgün topların bazıları birkaç santimetrelik bir çapa sahip. Bazıları da tonlarca ağırlığında olup yaklaşık 2.5 metre çapa sahiptir.
    Bilinmedik insanlar tarafından bu taşlar mükemmelleştirilmek için oyulmuş. Bu toplar heryerde ve hiçbir amaçları yok.
    Bazı toplar yerliler tarafından altın, kahve çekirdekleri veya bebek bulma amacıyla kırılmış. Bazıları hareket ettirilmiş ama bazıları buldozerle hareket ettirmek için bile çok ağırlar.

    Niye Çözemiyorlar?

    Yakınlarında hiçbir taş ocağının yok. Ama bu bilgi de işe yaramaz çünkü bu taşlar volkanik kayalardan yontulmuştur.

    Bizim Tahminimiz:
    1,000 yıl içinde taş adamların yumurtalarının kuluçka süresi bitecek ve bu çıkanlar Dünyayı ele geçirecek.

    4. Baigong Boruları


    Gizem: Daha Çin’de insanların yaşadığı bilinmeyen zamandan kalma, dağın tepesinde 3 tane üçgen şeklinde nereden geldiği belli olmayan borular var. Bunlardan bazıları dağın içine derine gidiyor, bazıları da yakınlardaki tuzlu su gölüne gidiyor. Gölün doğu-batı kıyısında hala çalışan borular var. Bazı büyük borular 40 cm genişliğinde, aynı büyüklükte ve görünürde işe yarar belli şekiller düzeninde yerleştirilmiş.
    Peki niye bu kadar büyütülüyor? Arkeologlar bu boruların yapım tarihini, insanların saçlarını yakmadan et pişirmeye çalıştıkları zamanla aynı olduğu görüşündeler.

    Niye Çözemiyorlar?

    Boruların Zeus’tan bile yaşlı olmasına rağmen yıkılmamışlar. Bu da onların sadece oraya keşif olsun diye konmadıklarını gösteriyor. Bir de, size bahsetmiş miydik bu dağın insan yaşamı için uygunsuz olduğunu?
    Bazı deliler bu boruların tarih öncesi astronomi labaratuarı veya uzaylıların bıraktığı uzay üssü olduğunu bile düşünüyorlar.

    Bizim Tahminimiz:
    Çok uzun zaman önce bolca boş zamanı olan balıkçılar yakınlardaki gölün suyunu boşaltmak için bu su tesisatını kurmuştur. Sonra göle gidip balıkları toplayıp krallar gibi yemeyi planlamışlardır.

    5. Antikythera Mekanizması


    Gizem: Antikythera Mekanizması Yunanistan yakınlarında Milattan önce 100 yıllarına ait bir gemi batığında bulunmuş olan karmaşık bir makinedir. Antikythera Mekanizmasında bulunan donanım ve yapı 1000 yıl öncesine kadar yoktu.

    Niye Çözemiyorlar?

    İlk önce kimse makinanın nerede yapıldığını veya kimin dizayn ettiğinde anlaşamıyor. Popüler düşünceye göre Yunanistan’da bulunduğuna göre orada yapılmıştır. Ama ciddi araştırmalar sonunda dizaynın Sicilya’dan geldiği öne sürülmüştür.
    Bu mekanizmanın, parmağınızı koparmanın yanında, astrolojik pozisyonları belirlemek için kullanılmış olduğu düşünülmekte. Ancak problem o zamanda daha kimsenin yerçekimini keşfetmememiş olmasıdır.
    Antikythera Mekanizması sahip olduğu özellikleri o zamanda yaşayan hiçbir insanın bilmemesi ve anlamaması ve o çağa ait hiçbir mekanik özelliğinin olmaması.

    Bizim Tahminimiz:
    Geçmişe yolculuk yapan zaman makinasından kalma parçalar.

    6. Voynich Metni

    Gizem: Voynich Metnini çevirmeye çalışan herkesi engelleyen tarih öncesi bir kitap.Organize edilmiş tutarlı yazı, ayırtedilebilir şekilde organize ve detaylı illüstrasyonlarla dolu.
    Gerçek bir dilmiş gibi gözüküyor – sadece kimsenin daha önce görmediği. Gerçekten bir anlamı varmış gibi duruyor ama kimse bilmiyor anlamını.
    Ne kimin yazdığı ne de  ne zaman yazıldığı hakkında ortak bir fikir yok. Niye yazıldığı ise tamamen bir muamma.

    Niye Çözemiyorlar?

    Bir bakın şuna, Siz çözebilir misiniz?

    Denemeyin bile. Uzman ordu kriptoanalistleri, kriptologları, matematikçileri, dilbilimcileri ve kodları bulup kırmak için para alan insanlar denedi ve hiçbiri bu kodun bir kelimesini bile kıramadı.
    Tahmin edebilirsiniz ki, mantıklı veya tamamen mantıksız binlerce çözüm sunuldu. Bazıları çözülmesi için bir anahtarın olması gerektiğini söyledi. Bazıları bunun bir aldatmaca olduğunu olduğunu savunuyor. Bazıları bunun Tanrı veya uzaylılar tarafından anlamamız için yapılmış peltek konuşma veya  bir yazı olduğunu düşünüyor.

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Amazon Ormanlarından gökyüsüne doğru fırlayan ve sanki bir el tarafından yapıldığı izlenimi veren kuvars dağıSırrı Çözülemeyen kayıp dünya gizemiyle kayıp dünya olarak adlandırılıyor.

    Brezilya ve Venezuela arasında bulunan Roraima DağıSırrı Çözülemeyen kayıp dünya dünyanın en gizemli yerlerinden birisi olarak kabul edilmektedir.Amazon ormanlarının ortasından fırlayan ve bulutların üzerine çıkan 2770 metre yüksekliğindeki Roraima DağıSırrı Çözülemeyen kayıp dünyabilimadamlarının tanımıyla kayıp dünyadır.

    Son derece sert kuvars taşından oluşan bu ilginç dağSırrı Çözülemeyen kayıp dünya bir mimarın elinden çıkmış görüntüsü vermektedir. Çünkü 4 bir yanından yontulmuş el yapımı bir binayı andırıyor.Bu görüntüsü yüzünden uzun süre bu dağı burada yaşayan insanlarınyapmış olabileceği düşünüldü.Bu yönde çok sayıda araştırma yapılmasına rağmen bu tezi doğrulayacak bir bulguya rastlanmadı.

    Bu sarp ve çıkılması çok zor olan dağın sadece görünümü değilSırrı Çözülemeyen kayıp dünya zirvedeki esrarengiz coğrafi farklılıkları da bir türlü çözülemedi. Dağın en tepesinde çok sayıda şelale bulunuyor. Bu kadar sert bir dağ’da çok sayıda şelale bulunmasının sırrı çözülemedi. Dağın zirvesinde sayısız mağara ve tüneller bulunuyor. Bu tüneller içerisinde uzunluğu yaklaşık 500 metre olan mağaralar var.44 metre yüksekliğinde ve tamamen kuvars tünellerSırrı Çözülemeyen kayıp dünya burada inceleme yapan yer bilimcileri bile şaşkına çevirdi.

    Bazı alanları saf granitten olan Roraima DağıSırrı Çözülemeyen kayıp dünya sadece kendi görüntüsüyle değil üzerinde yaşayan canılarla da şaşırtıyor. Dünyanın en küçük kurbağası bu dağın sirvesinde yaşıyor. Ayrıca dağda yaşayan bitki ve hayvanları buradan başka yerde görmek mümkün değil.

    (HABERVİTRİNİ)

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    ————— Ekleme —————

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    ————— Ekleme —————

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya
    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya
    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya
    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya
    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya
    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya
    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya
    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya
    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya
    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya

    DÜNYAMIZ VE GİZEMLİ OLAYLAR


    8 yaşından beri aç ve susuz yaşıyor

    Hint fakiri Prahlad Jani, 8 yaşından beri aç ve susuz yaşıyor. Uzmanların incelemeye aldığı Jani’nin bütün organları normal bir insanınki gibi çalışıyor.Pek çok insanın yemek yemeden, vücudundaki protein stoklarını kullanarak haftalarca yaşaması mümkün. Ancak uzmanlara göre ortalama bir insan su içmeden üç ya da dört gün yaşayabilir. Oysa ki Hindistan’da yaşayan Prahlad Jani yaklaşık 62 yıldan beri hiçbir şey yiyip içmiyor. Doktorları şaşırtan Hint fakiri, yaklaşık 10 gündür Hindistan’ın batısındaki Ahmedabad şehrinde gözetim altında. Hastanenin temsilcisi Dr. Dinesh Desai’nin yaptığı açıklamaya göre, bu süre boyunca da hiçbir şey yemedi, tuvalete de çıkmadı ama zihinsel ve fiziksel durumu gayet iyi. Dr. Desai “Kendisine yaptığımız testler vücut mekanizmasının normal bir insanınki gibi olduğunu gösteriyor” diyor. 70′ini devirmiş olan Jani zamanının çoğunu Gujarat şehrinde Ambaji tapınağında, her şeye boyun eğmiş bir şekilde oturarak geçiriyor. Son 10 gündür ise kendisi için özel hazırlanmış odada yaşıyor. Tuvaleti sımsıkı kapanmış olan bu oda, sürekli video kamerayla gözetleniyor. Jani’nin tek yaptığı şey ise azıcık bir suyla ağzını çalkalamak. “Yemeğe ve suya ihtiyaç duymuyorum” diyen Jani, sekiz yaşındayken ilahi bir güç tarafından kutsandığını ve o zamandan beri böyle yaşadığını söylüyor. Charod köyünde büyümüş olan Jani, görünümüyle de dikkat çekiyor. Kırmızı bir elbisesi, burnunda halka, saçlarında çiçekler var. Bu ilginç görünümlü adamı müritleri ise “mataji” veya “ilahe” diye çağırıyor. Jani bu şekilde nasıl yaşadığının sırrını ise damağında bulunan bir deliğe borçlu olduğunu söylüyor. Bu delik yıllardır yemeden ve içmeden yaşamasını sağlamış.

    BİTKİ GİBİ YAŞIYOR
    Jani gibi hiçbir şey yemeyen ve içmeyen insanlar kendilerini “ototrof” olarak adlandırıyorlar. Bu terim kendi yiyeceğini yapabilen organizmalar anlamına geliyor. Rus bir ototrof olan Irina Novozhilova, bu konudaki görüşlerini şöyle açıklıyor: “Uzun yıllar önce böyle yaşamayı keşfetmiş insanlar var. Başta Vernadsky olmak üzere Rus filozoflar, insanların yemek yemeden yaşayabilmeleri üzerine düşünüyorlardı.”

    Yeryüzünde yaşayan tüm canlılar ototroflar ve heterotroflar olarak ikiye ayrılıyor. Güneş ışığı ve havadan beslenen yani fotosentez yapan bitkilerin büyük bir kısmı ilk gruba giriyor. İnsanlar ve hayvanlar ise ikinci gruba dahil. Onlar diğer canlıları yiyerek hayatlarını devam ettiriyorlar. Bu nedenle yemeden ve içmeden yaşayan insanlar bitkilere daha yakın.

    BİYOLOJİK YAŞI 20
    Moskova’da da bu şekilde yaşayan bir grup var. Onlar da Konstantin Vasiliev Müzesi’nde bir araya gelerek deneyimlerini paylaşıyorlar. Örneğin bir anne çocuğunu sekiz yaşına kadar emzirirse, ototrof olabileceğini düşünüyorlar. Bu gruptaki yemeyen ve içmeyen kadınların çocuklarına yetecek kadar sütlerinin bulunması da oldukça ilginç. Ototrofların insanlara önerdikleri ise bir anda yemenin ve içmenin kesilmesinin mümkün olmadığı. Rusya’nın en ünlü ototrofu ise Zianaida Baranova. 67 yaşındaki kadın ilk başta et yemeyi bırakmış. Dört buçuk yıldan beri ise yemek yemeden ve su içmeden yaşıyor. Yine de uzmanlar Baranova’nın biyolojik yaşının 20 olduğunu söylüyor. Zaten son derece enerjik ve neşeli bir insan.

    Tarih: 12:45, 3/20/2011 Kategori: sirri-cozulemeyen-olaylar , Bilim Yorum (0) Yorum yaz | Bağlantı

    Ayla ilgili Bilinmeyenler

    Etiketler : SIRRI ÇÖÜZLEMEYEN

    Ay İle ilgili bilinmeyenler

    AY’LA ILGILI GARIP OLAYLAR
    Yüzyillar içindeki garip olaylar;
    * 5 Mart 1587: “Ay´in yüzeyinde bir yildiz görüldü.” Yüzlerce insan bu mucizeye sasirdi, isigin sivri uçlari ve boynuzlari vardi. (Harrison 1876 – Lowes 1927)
    *12 Kasim 1671: Gökbilimci ve fizikçi Cassini, Ay´in üzerinde küçük beyaz bir bulut gördü.
    *18 Mayis 1787: Astronom Halley ve De Louville, Ay yüzeyinde hareketli isiklar gördüler.
    * Mart-Nisan 1787: William Herschel, Ay´da parlak noktalar ve dört volkan gördü. Açiklamakta zorluk çekiyordu ve en çok da gördüklerinin hareket etmesine sasirmisti.
    * Temmuz 1821: Alman astronom Gruithuisen, Ay yüzeyinde, birden parlayan isik patlamalari gördü. Yanip sönen bu isiklari birkaç kez görmüstü.
    * 12 Nisan 1826: Fizikçi Emmett, Ay´daki Krizler Denizi üzerinde, kara bir bulutun hareket ettigini rapor etti. Benzer bir rapor, 1954 yilinda modern astronomlar tarafindan da verilmisti.
    * Subat 1877: Isikli bir hat veya çizgi Eudoxus Krateri´nin batisindan dogusuna giderken görüldü. Olay, bir saat sürdü.
    * 4 Temmuz 1881: Ay yüzeyinde piramit seklinde isikli iki tümsek belirdi ve bir saat içinde yavas yavas sönerek kayboldu.
    * 24 Nisan 1882: Aristotle Bölgesi´nde hareket eden dev gölgeler gözlemlendi.
    * 31 Ocak 1915: Yunanca´daki Gamma isaretine benzer 7 beyaz isik görüldü.
    * 23 Nisan 1915: Clavius Krateri yaninda dar ve isikli bir çizgi belirdi ve on dakika sonra kayboldu.
    * 14 Haziran 1940: Sisli keskin bir çizgi çok net olarak Plato Krateri yaninda görüldü, çevresinde binlerce küçük isik yanip sönüyordu.
    * 19 Ekim 1945: Darwin Duvari yaninda üç büyük parlak nokta görüldü; Olay, astronom Moore ve daha birçok astronom tarafindan rapor edildi.
    * 24 Mayis 1955: Ay´in güney kutbu bölgesinde, elektriksel parlamalar, bilimci Firsoff tarafindan izlendi.
    * 8 Eylül 1955: Taurus Hatti sinirinda iki parlak isik görüldü, bu yer yillar sonra Apollo 17´nin indigi yerdi.
    * 21 Haziran 1964: Iki saat süreyle, gözlemci Ross D. tarafindan haraket eden büyük siyah bir gölge izlendi.
    * 3 Temmuz 1965: Bir saat on dakika süreyle, Aristarchus Bölgesi´nde nabiz gibi yanip sönen bir isik gözlendi.
    * 25 Eylül 1966: Yine Plato Krateri yakininda yanip sönen isiklar gözlendi; bazilarina göre kirmizimsi bir yama gibiydiler; ayni gün Gassendi Bölgesi´nde 30 dakika süreyle kirmizi büyük bir isik belirdi. Bir ay sonra ise, ayni yerde yine yanip sönen kirmizi isiklar vardi.
    * 11 Eylül 1967: Insanligin ilk ayak bastigi yer olan Sessizlikler Denizi´nde görülen kara bir bulut sonradan mor renge dönüstü; olayin Montreal´li bir astronomi grubu tarafindan gözlendigi NASA tarafindan açiklandi.

    AY’LA ILGILI SASIRTICI GERÇEKLER
    Bilimsel gariplikler
    1. Ay, dünyadan daha yaslidir, öyleyse kökeni baska bir yerdir, bazi bilim adamlari, Ay taslarinin 20 milyar yillik oldugunu iddia ediyorlar? Yani dünyadan daha eskidir…
    NASA, bir Ay kayasinin 5.3 milyar yillik oldugunu saptadi ama bu Günes Sistemi öncesine ait bir tarihtir. Önemli bilimciler ve Ay uzmanlari, Ay´dan getirilen elementlerin dünyadakilerden daha eski oldugunu belirlediler ama neden resmen açiklamadilar? 40 Ay tasinin en azindan 7 milyar yillik olduklari belirlendi, bu tarihleme dünyadan ve günesten iki kez daha eskidir. Buna karsin Ay´in yüzey topragi, Ay taslarindan daha eskidir. Farklilik bilinmiyor…
    2. Bir grup bilimci Ay´in yildizlararasi bir yerde yapildigi görüsündeler ve dünya tarafindan yakalandigini düsünüyorlar.
    3. Bazi bilimciler, Ay´in içinin yogunlugunun yüzeyden farkli oldugu düsüncesindeler? Gerçekten Ay´in içi bos olabilir mi?
    4. Ay´in 8 mil üstünde, yüksek dozda radyoaktivite vardir, bu elemental olarak dogal midir?
    5. NASA tarafindan 100 millik bir alana yayilmis su buhari saptandi ama Ay´da su olmadigi biliniyor.
    Ve digerleri…
    1. Ay, hem dünyanin dogal uydusu olamayacak kadar büyük, hem de çok uzaktadir.
    2. Ay, olmasi gerekenden çok daha düzgün bir yörüngeye sahiptir.
    3. Ay kraterleri çok fazladir ve garip bir biçimde yüzeyseldirler.
    4. Ay´in dünyaya bakmayan yüzü çikintili veya kamburdur ve Günes Sistemi´nde onun gibi gezegenine tek yüzünü gösteren bir baska uydu yoktur.
    5. Ölçümlemeler,Ay’da çok fazla demir oldugunu gösteriyorlar.
    6. Ay´in bilesimi, dünyadan farklidir.
    7. Doga kanunlarina aykiri olarak, Ay´da agir metaller yüzeydedir ve Ay´da önceden eriyik olan metaller yoktur.
    8. Ay dev bir gong sesi çikarmaktadir ve yörüngede dönerken titresmektedir.
    9. Ay, periyodik olarak sarsilmaktadir, bu bize düzenli bir sismik aktiviteyi gösteriyor. Sismik dalgalar sanki tek bir kütleymis gibi tüm yüzeyi dolasabiliyorlar.
    10. Dünyadan bakildiginda Ay, bir günes diski gibidir yani tutulmalarda günesi tam olarak kapatir, ne biraz küçük veya büyüktür sanki büyüklügü günesi örtmek için ayarlanmistir.
    11. Eger Ay, dünya tarafindan yakalanmissa, bunun sonu gelecek ve Ay yine uzaklasip gidecektir.
    12. Normalde Ay´in çizdigi yörünge, dünyanin ekvatoral çemberiyle karsit olmalidir ama Ay garip bir sekilde dünyanin yaptigi gibi, günese bagimli bir yörünge çizer.
    13. Her ne kadar Ay volkanlarin ölü olduklari söyleniyorsa da, yüzyillardir Ay´da garip isiklar, parlamalar görülmekte ve hala izlenmektedir


    Tarih: 12:43, 3/20/2011 Kategori: sirri-cozulemeyen-olaylar , Bilim Yorum (0) Yorum yaz | Bağlantı

    Sırrı Çözülemeyen olaylar-2

    Etiketler : SIRRI ÇÖÜZLEMEYEN

    Paskalya Adası Heykelleri

    Denizciler tarafından keşfedilen Paskalya Adası’ndaki 974 dev heykelin sırrı çözülemiyor.Adadaki moailerin(Heykellerin)büyüklüğü birkaç ton ağırlık ve 12 m uzunluktan yaklaşık 220 m uzunluk ve 150-165 ton ağırlığa kadar değişiyor. Bugüne kadar bilimadamları adada bu tip 887 heykel olduğunu saptadılar; heykellerin ortalama ağırlıkları 13 ton ve ortalama boyları 39 m’ydi. 887 heykelden sadece 288′i şu anda bulundukları yerde durmaktadır; diğerleri ya taş ocağında ya da taşınma sırasında adaya saçılmış halde bulunmaktadır.


     Adayı keşfeden ilk avrupalı Hollanda’lı bir amiral olan Jakob Roggeveen’di; Roggeveen adayı 1722 yılının Paskalya döneminde keşfetti ve adaya bu ismi verildi. Arkeologlar Polinezyalıların adayı M.S. 400 yılında keşfettikleri konusunda kanıtlar olduğunu söylüyorlar ve bilimadamlarının çoğu bu görüşe katılıyor olsada, bazıları gerçekte adaya ilk yerleşenlerin Güney Amerika halkı olduğunu düşünüyor

    Tarih boyunca tüm uygarlıklar, varlıklarını kanıtlamak istercesine arkalarında çeşitli izler bıraktılar. Çeşitli amaçlarla ve türlü biçimlerde inşa edilen dev heykeller de bugüne armağan edilen en ilginç eserler arasında.

    Yeşilliğin bol, ağacın ise neredeyse hiç olmadığı Paskalya Adası, Şili’ye 3 bin 200 kilometre uzaklıktaki volkanik bir bölge. 1722 yılında Hollandalı denizci Jacop Roggeveen tarafından, paskalya gününde keşfedildiği için bu isimle anılan adanın dev heykellerini Norveçli etnolog Thor Heyerdahl dünyaya duyurdu. Heyerdahl, 1958′de yayımladığı “Aku Aku” adlı kitabını, 974 heykeli tek tek inceleyerek oluşturdu. Araştırmalar, heykellerin kıyıya oldukça uzaktaki taş ocaklarında ve son derece ilkel ufak tefek araçlarla yapıldığını ortaya çıkardı. Daha da ilginci, kimileri henüz yapım aşamasında, bilinmedik nedenle terk edilmişti. Araştırmalara rağmen heykellerin taş ocaklarından kıyıya nasıl taşındığına dair bir veriye rastlanmadı. Bu durumda heykellerin kimler tarafından yapıldığına ve neyi simgelediğine ait sorular, uzaya seyahatlerin yapıldığı günümüzde bile yanıtlanamadı.

    Efsaneler adası

    Yüzlerindeki gururlu ifadeyle duran heykellerin boyu 10-20 metre arasında değişiyor. Ağırlıkları ise ortalama 50 ton.

    Hepsi deniz ufkuna, boşluğa doğru meraklı ve endişe dolu gözlerle bakan heykeller, görenlerde meçhul bir şeyi bekledikleri izlenimini yaratıyor

    Tarihçilerden doğa bilimcilerine, turistlere kadar tüm görenlerin ilgisini üstüne toplayan dev heykeller hakkında efsaneler de var. Bir varsayıma göre, Polinezya kökenli bir kavim dördüncü yüzyılda buraya yerleşti ve büyük bir medeniyet kurdu; dev heykelleri yapanlar da onlardı. Başka bir inanış ise yerliler arasında anlatılan bir efsaneye dayanıyor. Buna göre adada biri uzun kulaklı, diğeri kısa kulaklı insanlardan oluşan iki ayrı kabile vardı. Bunlar arasında amansız bir savaş başladı ve medeniyet çöktü. Heykeller çöken medeniyeti simgelemesi için yapıldı.

    Ada ve heykellerin geçmişiyle ilgili bilgilerin büyük bölümü rivayete dayanıyor ve bu nedenle de net bilgiye ulaşılamıyor. Ancak net olan bir şey var ki, volkanik kayalardan yontulan 50 ton ağırlığındaki sır dolu heykellere sahip adanın popülaritesi gün geçtikçe artıyor. 1960 yılına kadar yılda sadece bir geminin uğradığı Paskalya Adası günümüzde turistlerin ilgisini çekiyor ve uçaklar dolusu turist bu adaya akın ediyor.

    Adada yaşayan insanlar bugün bile deşifre edilemeyen ve Rongorongo adı verilen yazılı bir dile sahipti. Bu dilde yazılmış  sadece 26 tahta tablet bulunmaktadır ve anlamları henüz belirlenmemiştir. Ayrıca adada kuşları ve erken dönemde yerleşen halkı betimleyen pek çok petroglifler (taş üzerine oyma resimler) bulunmaktadır. Bunlar hayatta kalan nesillerin nasıl yaşadıklarını ve günlük yaşamda neler yaptıklarını gösteren bir günce gibiydi. Paskalya Adası’ndaki büyük gizemlerden biri insanların neden bir anda moai inşa etmekten vazgeçtikleridir. Bilimadamları adanın nüfusunun son çok fazla arttığını ve bunun ekosistemde genel halkı beslemeye yetmeyecek kadar büyük bir hasar oluşturduğu teorisini ileri sürmektedir. Kanıtlara göre daha sonra Paskalya Adası’nın yerlileri kanlı bir iç savaşa sürüklendiler; bazıları bu iç savaşın yamyamlık ile sonuçlandığına inanmaktadır. Bu sırada tüm heykeller ada halkı tarafından yerlerinden söküldü; arkeologlar moaileri ancak yakın bir zamanda ayağa diktiler. BBC’nin websitesindeki bir makaleye göre (www.bbc.co.uk) adaya Batılılar tarafından getirilen çiçek ve frengi gibi hastalıklar ve kölelik yerli halkın nüfusunu 1877 yılında 111′e düşürdü. Adanın Şili tarafından 1888 yılındaki ilhakından sonra ise nüfus bugünkü yaklaşık 3800 rakamına ulaştı.


    Tarih: 12:29, 3/20/2011 Kategori: sirri-cozulemeyen-olaylar , Bilim Yorum (0) Yorum yaz | Bağlantı

    Sırrı Çözülemeyen 36 Olay

    Etiketler : sırrı çözlemeyen

    Sırrı Çözülemeyen 36 Olay


    Kolombiya , Bogota yakınlarında bulunmuş bir insan eli fosili. Fosilleştiği kayanın yaşı 100 – 130 milyon yıldır. Yani, fosil de o kadar sene önce meydana gelmiş demek. Oysa iki ayağı üzerine kalkan ilk varlık bundan 1.8 milyon yıl önceye ait homo erectuslardır…

    Bu cisim Kanada’nın Kuzey kutup bölgesindeki Axel Heiberg adası eski fosiller koleksiyonunda bulunmuştur. İncelemeler bunun bir insan parmağı fosili olduğunu gösteriyor. Bu fosil 100 ile 110 milyon yıl öncesine aittir (Creataceous jeolojik dönemi). Röngen ışınlarıyla yapılan inceleme sonucunda yukarıdaki resimdeki siyah kısımların parmak kemiklerine ait olduğu ortaya çıkmıştır. Bu kadar eski zamanlarda insan yaşamış olabilir mi ?

    Filippo Lippi tarafından 15. yüzyılda yapılan “La Madonna e san Giovannino” tablosu. Tablonun arka planında havada görülen yuvarlak, ışık saçan cisim bir kişi tarafından izleniyor. Yani Roma dönenimde de UFO fenomenleri konuşulmaktaymış…

    Bu resimde Antikythera makanizmasını görmektesiniz. Sağ tarafta ise teknik şeması yer alıyor. Alet 1900 yılında Girit adasında bulundu. M.Ö. 1.yüzyıla ait olduğu düşünülüyor. Bu antik bronz mekanizma bize eski uygarlıkların düşündüğümüzün aksine daha ileri bir teknik bilgiye sahip olduğunu kanıtlıyor. Astronomik takvim olduğu düşünülen bu makanizmanın içinde başka dişliler de bulunmakta…

    1895 yılında İrlanda’da Dyer tarafından mineral araştırmaları sırasında bulunan bir dev fosili… Boyunun karşılaştırılması amacıyla bir tren vagonunun önüne koyulmuştur. Yüksekliği 3 metre 70 santimetre ve ağırlığı 2050 kilogramdır.(Taşlaşmış olduğu için daha ağır geliyor) Sağ ayağı 6 parmaklıdır. Ancak daha sonra bu dev fosiline ve sahibine ne olduğunu kimse bilmiyor.

    Kafaları karıştıran bir şehir daha; Lübnan’daki Balbek şehri… 20 metreden daha büyük taşların kullanıldığı bu antik şehir Roma İmparatorluğu’ndan da eski. Hatta Sümerliler zamanında bile burası antik bir şehirdi o zamanlar. Taşların büyüklüğünü göstermek amacyla 2 kişi yapıların arasında dikiliyor. Bugün kimse burasını kimlerin yaptığını, nasıl yaptığını, ne amaçla ve ne zaman yaptığını bilemiyor.

    Yapımı bitirilmemiş bir Obelisk (dikilitaş). Şu anda dikili bulunan en büyük obeliskten 2 kat daha büyüktür. Yapımında birçok Mısır tapınağının inşasında olduğu gibi kırmızı granit kullanılmıştır. Yaklaşık 40 metre yüksekliğinde ve 1150 ton ağırlığındadır.

    1945 yılında Waldemar Julsrud adlı deneyimli bir arkeolog tarafından Meksika’nın El Toro Dağı’nda buluna kilden yapılmış bu heykeller M.Ö 800′den 200′e kadarki dönemde yaşamış Chupicuaro’lara ait… Oysa bulunan heykelcikler , 65 milyon yıl önce yok oldukları düşünülen çeşitli türlerdeki dinozorları kusursuzca tasvir ediyordu. Modern bilim döneminde, neye benzedikleri ancak çözümlenen tarih öncesi bu yaratıkları nasıl oldu da böyle eski bir uygarlık kusursuzca sanat eserlerine yansıtabilmişti? İnsan görmeden tasvir edemez değil mi?

    1877 yılında Kaliforniya’da Montezuma tünel şirketinin bir tünel çalışması sırasında 50 milyon yıl eski olan bir lav akıntısının içinde bir tokmak ile bir kap bulundu. Tokmak yaklaşık 30 cm. uzunluğunda ve kap ise 10 cm çapındadır. Bu buluntudan şu sonuç çıkıyor: 50 milyon yıl önce yanardağdan fışkıran lavlar sel olup akarken bu tokmak ile kap oradaydı ve ikisi de lavın içinde gömülü kaldılar. 50 milyon yıl önce, yani daha insan yokken!

    Tarih öncesine ait küçük japon heykelcikleri… Yakalarında civata taşıyan bu heykelcikler bir tür uzay başlığı ve elbisesi giymektedirler. Hatta bunlardan biri çok büyük gözlük takmaktadır. Sanki güneş ışığından korunmak ister gibi…

    Ünlü ” Kiev Astronotu “… Bu heykelcik Avrupa’da bulunan “uzay adamı” özelliklerini gösteren tek buluntudur. Yaşı çok eskidir.


    Puru ‘daki bronz dişliler. Modern dişlilerden farkı yok gibi. Tek farkı çok uzun zaman önce yapılmış olmaları.

    Lübnan ın Balbek şehri yakınlarındaki işlenmiş dev kaya blokları. Bu taşlar binlerce yıl öncesinde buraya getirilmişti. Resimde gördüğünüz parça 1050 ton ağırlıkta ve 25 metre uzunluğundadır. Bu ” momolit” takma adlı yekpare blok dünya üzerindeki işlenmiş en büyük taş bloktur. Soru şu: Bu taşları kimler ve nasıl buraya getirebilmişti? Kaynakwh webhatti.com: Sırrı Çözülemeyen 36 Olay

    1932 yılında ABD’de Pedro Dağları’nda bulunmuş bir mumya. Mumya koyu bronz renginde ve oldukça buruşmuş vaziyettedir. Hayattayken boyu 35 cm’yi geçmiyordu! Röntgen ışınlarıyla yapılan incelemede bu canlının ağırlığının 5,5 kg. olduğu ortaya çıkarıldı. Cinsiyeti erkek ve bütün dişleri yerinde. Öldüğünde aşağı yukarı 65 yaşında idi. Mumya 350 gr. ağırığındadır. Alnı çok aşağıdadır. Ezik bir burnu ile büyük ve geniş burun delikleri vardır. Çok geniş ağzı ile incecik dudakları bulunmaktadır. Bu yaratık bilinen insan türlerinden çok daha küçüktü. Bazı araştırmacılara göre bu çok küçük boyutlarda olan bir ırkın üyesiydi.

    Arjantin’de tarih öncesi devirlerde yaşamış olan Toxodon’nun bir kalça kemiği bulundu. Resimde ok ile gösterilen şey ise bir ok veya mızrak ucudur. İnsanın yaşamadığını sandığımız devirde , biri onu avlamış anlaşılan.

    Alışıldık olmayan bu spiral cisimler 1991 – 1993 yılları arasında Rusya’daki Ural dağlarının doğusundaki Narada Deresi’nde bulunmuşlardır. Boyları en fazla 3 cm. olan bu cisimlerden 0,003 mm. olanları da vardır. Büyük olanları bakırdan , küçük ve çok küçük olanları ise çok ender rastlanan “tungsten” ve “molybdenum” maddelerinden yapılmıştır. Mikroskopla yapılan incelemeler sonucunda spiraller kusursuz bir biçimde “altın oran” tekniğiyle yapılmıştı. Daha da şaşırıcı olan şey ise; Bütün bilimsel incelemelerin gösterdiği gibi bu cisimlerin yaşlarının 20.000 ile 318.000 yıl arasında değiştiğidir. Bu yaş farkı cisimlerin bulundukları derinliğe göre değişmektedir.Kaynakwh webhatti.com: Sırrı Çözülemeyen 36 Olay

    Peru’daki Ica çölünde bulunan ve binlerce yıl öncesine ait olan Ica taşları akılları karıştırıyor. Dr. Javier Cabrera büyük bir sabırla bu taşları koleksiyonunda toplamış ve binlerce taştan oluşan bir müze açmıştır. Bu taşlara kazınmış olarak, kalp naklini gösteren ameliyatlardan dinozorları avlayan insanlara kadar bir çok olay gösterilmektedir. Hatta evcilleştirilmiş dinozorların üzerinde oturan insanlar bile tasvir edilmiştir.

    Buache Haritası 1737′de eski Yunan haritalarından kopyalanarak çizilmiştir. Harita Antartika’nın buzla örtülü olmadan önceki halini de göstermektedir. Şaşırtıcı olan ise şu: Eğer bugün Antartika buz ile örtülü olmasaydı Ross ve Weddell denizleri bu kara parçasının ortasından geçerek kıtayı 2 büyük parçaya ayırmış olacaktı. Ancak modern jeoloji araştırmaları sonucunda 1968 yılında bu gerçeğin farkına varılmıştı.

    Bu altın maket Kolomb öncesi döneme ait bir mezarda bulunmuştur. Yaklaşık 1800 yıllıktır. Görünüşe göre bir uçağın doğru ölçekli maketi gibi duruyor. (Delta kanatlı, motor yerine sahip, pilot kabini var, kuyruk kanatları bile doğru şekilde tasvir edilmiş) Güney Amerika ‘da buna benzer bir çok eser bulunmuştur.

    Yukarıda Alban Dağına kazınmış pervaneli bir uçağı hatırlatan eski devirlere ait bir resim görüyorsunuz. Olmek topluluğunun inanılmaz ve çözümlenemeyen örneklerinden birisidir.

    Kafatası Peru’da (Ica) bulunmuştur. İlk bakışta günümüz insanının kafatasına benzemektedir, ancak soru işaretlerine yol açan bir kaç etken öne çıkmaktadır. Göz boşlukları günümüz insanının göz boşluklarından %15 daha büyüktür. Beynin yer aldığı boşluk ise 2600 ccm ile 3200 ccm arasında değişmektedir. Şu andaki insanın kafatasındaki beyin beyin boşluğu kapasitesi 1450 ccm ‘dir !

    Lochness canavarını gösteren bu fotoğraf 70′li yıllarda çekildi. Gerçek mi değil mi bilinmiyor.

    Mısır, Dendera’daki Hathor tapınağında göze çarpan ampuller. Bu ampuller kıvrımlı kablolar ile bir jeneratöre veya açma kapama düğmesine bağlıdırlar. Ampul şeklindeki cismin içine bir yılan tasviri konulmuş. Bu da ampulün içindeki ince teli gösteriyor olabilir.

    Bazı Nazka (Nazca) çizgileri, yukarıdaki resmin orta kısmında görüldüğü gibi, birbirine paralel kilometrelerce ve hatta dağları, vadileri aşarak uzanmaktadırlar. Bu çizgileri kim takip ediyordu ve ne amaçla?

    Üzerinde oyularak yapılmış, tam gelişmemiş olsa da rahatlıkla farkedilen bir insan yüzü bulunan bir deniz kabuğu… Bu buluntu 1881 yılıında jeolog H. Stopes tarafından rapor edilmiştir. Yapılan testler sonucunda, oyma işleminin kabuklu henüz yaşarken yani fosilleşmeden önce yapıldığı ortaya çıkmıştır. Bu deniz kabuğu Pliocene devrine ait ve 2 milyon yıllıktır.

    Yukarıdaki resimde gördüğünüz çekiç bir kum taşı içinde bulunmuştur. Yani prensibe göre, bu kum taşı oluşurken çekiç oradaydı. Keşif 1844 yılında Fizikçi David Brewster tarafından yapılmıştır. İngiliz jeoloji arştırma merkezinden dr. A. W. Med tarafından yapılan analizlerde bu kum taşının yaşının 360 ile 460 milyon yıl olduğu saptanmıştr. Yani çekicin de o kadar eski olması gerekiyor. Ama o zaman insan diye bir varlık yoktu ki!

    “Geode of Coso” antik bir parçadır. Bu kaya parçasının üzeri doğal kristallerle kaplanmıştır. İçinde bir boşluk ve boşlukta, malzemesini metal ve porselenin oluşturduğu garip bir cisim bulunmuştur.

    Resim A : Kaya parçasının iki parçaya bölünmüş hali.
    Resim B : Taşın her iki yarısının iç kısmını görüyoruz.
    Resim C : Radiography tekniğiyle içindeki cismin resmi çekiliyor. Cisim o kadar eski olmasına rağmen metal bir yapıdadır. Bu cismin üzerinde meydana gelen ve onu kaplayan kristal oluşumlu kabuğun oluşabilmesi için 500.000 yıl (beş yüz bin yıl) geçmesi gerekiyor !
    Resim D : Yan taraftan çekilen radiography resminde metal cismi daha ayrıntılı bir şekilde görüyoruz.

    Sonuç olarak bu garip cisim 500.000 yıl yaşındadır. Günümüzde bir şeye ait bir parça olsaydı,çoktan ne olduğu tespit edilirdi.

    Bu metal kürecikler Güney Afrika, Klerksdorp’tan. Birinin üzerinde kürenin çevresini dolaşacak şekilde birbirine paralel 3 çizgi oyulmuştur. Bu küreler Cambrian devri öncesine ait pek çok mineral arasında bulunmuştur (2,8 milyar yıl öncesi). Bu kürelerden bazıları 6 milimetre kalınlığında, ince bir kabuğa sahiptirler. Bu ince kabuk kırıldığı zaman kürenin içinden süngerimsi garip bir şey çıkıyor. Bu süngerimsi şey havayla temas edince parçalanıp toz haline geliyor. Bu kürelerin ne oldukları ,ne amaçla yapıldıkları bilinmiyor.

    Japonya’nın Yonaguni adasının yakınında, denizin 23 metre altında insan yapısı olduğu apaçık belli olan piramitler bulunmaktadır. 183 metre genişliğinde ve 27 metre yüksekliğindeki bu piramitler yaklaşık, 8000 – 10.000 yıllıktırlar.

    Peru Sacsahuaman’daki bu duvarlar, Bimini Adası’ndaki esrarengiz su altı yapıları ile kesin bir benzerlik göstermektedir. Bu arkeolojik duvarlar bir gizem taşımaktadırlar çünkü antik çağlarda yapılmalarına rağmen bu kadar kusursuz bir şekilde işlenip yerlerine koyulana kadarki aşamalar için yüksek bir teknoloji ve bilgi gerektirmektedirler. İnsanın açıklayamadığı, garip iç ve dış açılara sahip bu duvar taşları hakkında cevabını bilmediği sorular ise şunlar: Nasıl taşındılar? Nasıl ölçülüp nasıl kesildiler? Nasıl bu kadar doğrulukla yerleştirildiler? Hem de ilkel insanlar tarafından

    Mısır’daki Abydos tapınağındaki hiyerogliflerde, helikopteri, tankı, kargo uçağını ve planörü çağrıştıran şekiller vardır. Bu hiyeroglifler başka hiyerogliflerin altına gizlenmişlerdi. İlk tabaka hiyerogliflerin yerinden kopup düşmesiyle bu esrarengiz şekiller gün yüzüne çıkmıştır.

    1900′lü yılların başlarında 250 civarında hiyeroglif Sydney’in 100 km. kuzeyindeki Hunter Valley ulusal parkında keşfedilmiştir. Bunlar antik Mısır hiyeroglifleridir. Kuşkuya yer bırakmayacak olan Eski Mısır Tanrısı “Anubis” çizimi ile birlikte hiyeroglifler şu soruyu akla getiriyor: Acaba Eski Mısırlılar Avustralya’ya mı gitmişlerdi ?

    Bu 120 milyon yıllık taş parçasının yüzeyi,Ural Bölgesini gösteren bir haritayla kaplıdır. Görünüşe göre bu kadar eski bir haritanın olması imkansızdır. Bashkir State Üniversitesindeki bilim adamları, çok eski zamanlarda, gelişmiş uygarlıkların olduğuna dair kanıtlardan biri olarak yorumluyorlar eseri. Bu gerçekten de insan eliyle yapılmış bir rölyeftir. Günümüz askeri haritaları ile neredeyse aynı karakterik özellikleri sergilemektedir. Harita sivil çalışmaları göstermekte yani uzunluğu 12.000 Km ‘yi bulan kanallar, nehirlere çekilen çitler, güçlü barajlar… Kanallardan çok da uzakta olmayan yerde elmas biçimindeki yerler gösterilmiştir. Ayrıca harita bazı yazıları da içermektedir. Hatta sayılar bile vardır. Bilim adamları önce bunun eski çince olduğunu düşündüler. Daha sonra bu düşünce bilinmeyen bir kaynağa ait hiyeroglif – syllabic türü yazıya dönmüştür. Bilim adamları bu yazıları şimdiye kadar çözemedilier.

    Rudolf Gantenbrink tarafından Büyük Piramitte keşfedilen bakır kulplu kapı. Hangi amaca hizmet ettiği bilinmeyen gizemli kapı, kraliçe odasından başlayan güney kanallarında yer almaktadır. Bu kapının arkasında başka bir kapı daha bulunmuştur. Yapılan bazı araştrmalar sonucunda içinde ne olduğunu bilmediğimiz bir oda veya odalar bu ikinci kapının arkasında bulunmaktadır.. Aynı kapıdan kral odasından başlayan kuzey kanallarında da bulunmuştur. Burada sorulan en önemli soru şu : Görünüşte hiçbir amaca hizmet etmeyen bu kapılar neden buralara kondu?

    Bu daire şeklindeki taş oluşumları 30 metre çapındadır ve Loch Ness gölünün dibinde görüntülenmiştir.

    Yeni Zellanda ‘da bulunan çok eski bir uygarlığa ait kusursuzca yerleştirilmiş taşlardanoluşan duvarlar bulundu. Bu duvarları yapan uygarlık hakkında en ufak bir bilgi yoktur.

    Sırrı Çözülemeyen kayıp dünya:

    dünyanın sırları, dünyanın sırrı, kuvars dağı, roraima dağı, dünya sırları, sırrı çözülemeyen yerler, kuvars dağ, gizemli şeyler, dünyanın sırları ve gizemleri, dünyanın en gizemli şeyleri, dunyanin sirlari, sırrı çözülemeyen, sırrı çözülemeyen şeyler, dunyanın sırları, roraima dağı belgesel, dünyanin sirlari, sırrı çözülemeyenler, gizemli yerler, dünyanin sirri, kuvars dagı
    Sponsorlu Bağlantılar

    Sel baskınlarını önlemek için yapılacaklar madde halinde

    Dünyanın en büyük mafyası

    Bu sayfadaki "Dünyadaki sırrı çözülemeyen ilginç olaylar, garip ve tuhaf gizemli gerçek yaşanmış olaylar" konusuyla ilgili fikrinizi merak ediyoruz? Tespit ettiğiniz hata ve eksiklikleri bize yazın! Eleştirileriniz de en az övgüleriniz kadar bizim için değerlidir.

    3 Yorum

    1. 2 Kasım 2013

      cidden çok ilginç bilgiler var. şu;TAŞ TOPLARI çok garip ve dikkat çekici o.O

    2. 15 Ocak 2014

      Çok güzel bu site çok sağ olun çok işime yaradı. :D

    3. 8 Haziran 2014

      Helal olsun okumaya değer…..

    Yorum Yapın

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Current day month ye@r *