23.07.2014

    Fabl örnekleri – Ezop, Beydeba ve La Fontaine’den

    Sponsorlu Bağlantılar

    Fabl örneği/Keçi Can Pazarında

    Keçiciğin aklı bir karış havada ya, sürüsünü bir yana bırakmış, bir başına otlaya otlaya çekip gitmiş. Hain koca kurt, kaçırır mı; hemen görmüş keçiciği:
    “Heh, işte ağzıma lâyık bir lokma. Yaşasın!” demiş.
    Keçicik, bakmış can pazarı. Hiç kurtuluş murtuluş yok:
    “Eh, n’apalım, demek kaderimizde sana yem olmak varmış kurt .” demiş. “Madem ölüm kapıya geldi, bari bana biraz kaval çal ki, neşeleneyim, kendimi unutup öyle öleyim..”Kurt, “Son isteği zavallının… “demiş. Bulmuşbir kaval, füyt füüyt çalmaya başlamış. Kurt çalmış, keçicik, oynamış. Derken ötelerden kaval sesini alan köpekler koşturmuşlar; gelmişler, kurdu önlerine düşürüp bir güzel kovalamışlar. Kaçmadan önce, kurt, durumu anlayıp oyuna geldiğini sezinlemiş:
    “Suç sende değil bende. Neme gerekti benim kaval çalmak, neme gerekti bana köçekli kurban!” demiş.
    Zamansız bir işe kalkışmanın sonu budur. Ölçmeli, biçmeli adımını ona göre atmalı. Tersi oldu mu, işte böyle Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurundan olursun. (Aisopos, Ezop Masalları, Tarık Dursun K. Mayıs 1981.)

    Ezop’un masallarını gerçekten yazdığı yolunda hiçbir kanıt yoktur. Ona mal edilmiş masalların bilinen en eski derlemesi, İ.Ö. IV. yy’da Phaleros’lu Demetrios tarafından hazırlanmış, bu derleme daha sonra, İ.S. I. yy’da Latince olarak Phaedrus, Yunanca olarak Babrios tarafından yeniden kaleme alınmıştır. “Ezop Masalları” daha sonra XVII. yy. Fransız yazarı Jean de la Fontaine’in fabıllarına esin kaynağı olmuştur. Ezop fabl denen öyküleriyle ünlüdür. Anlattığı öyküler yaşama ilişkin bir öğüt ya da ders verir. Kahramanları ise hayvanlardır. Ezop’un öykülerinde hayvanlar konuşur ve tıpkı insanlar gibi davranır. Öyküden çıkarılacak ders, sonunda okura öğüt biçiminde verilir. Ezop’un yaşamına ilişkin çok az şey bilinir. İÖ 620′de doğduğu ve Fabl insanlar arasında geçmekte olan ibret verici olayların, hayvanlar arasında geçen olaylar haline dönüştürülerek anlatılmasıdır. Fabl, hem didaktik, hem de dramatik bir türdür. Latince Fabula kelimesinden gelir; masal, hikaye demektir.Eski Yunan’da zengin bir adamın kölesi olduğu sanılmaktadır. Adının Eski Yunan terimi, Yunanca “Helias”tan dolayı “Helenler” de denen, Yunanistan Yarımadasında yaşayan kavimler ve onların kurduğu eski devlet ve uygarlıkları anlatmak için kullanılır.

    Çiftçi bir halk olan Helenler ya da Eski Yunanlılar, tarihlerinin başlangıcında çok sade bir yaşam sürerler, sırtlarına kendilerinin dokuduğu yünden bir gömlek, ayaklarına sığır derisinden çarık giyerlerdi. Köylüler tek bir odadan ibaret olan kulübelerde oturur, evcil hayvanlarla birarada yatarlardı.Yunanca biçimi Aisopos’tur. Öykülerini insanlara hoşça vakit geçirtmek için anlattığı söylenir. Ezop’un öyküleri İÖ 300 dolayında derlenerek yazıya geçirilmiştir. Tilki ile Üzümler ve “Çoban ile Kurt” bunların en ünlüleri arasındadır.Yunan dili. 3000 yıllık bir geçmişi olan Hint-Avrupa dil ailesine ait bir dildir. Antik Yunanca Klasik Yunan uygarlığının dili olarak kullanılmıştır. Modern Yunanca Antik Yunancadan oldukça farklı olmakla beraber köken olarak ona dayanır. Yunanca, Yunan alfabesi kullanılarak yazılır. Modern Yunanca dünyada, çoğu Yunanistan’da yaşayan yaklaşık 12 milyon kişinin anadilidir.

    BEYDABA..

    Kelile Ve Dimne Günlerin birinde iki arkadaş yaşarmış.Bu arkadaşların biri çok dürüst,çok aklıllı ve de çok çalışkanmış.Diğer arkadaşı ise yalancı,tembel ve çok kurnaz biriymiş.Dürüst olanın ismi Kelile,diğerinin ismi se Dimne’ymiş.
    Bir gün bu iki arkadaşın yaşadığı ülkenin padişahı,ülkede hiç vezir bulamamış.Dimne ile Kelile arasında bir seçim yapacakmış.O da Dimne’yi seçmiş.Çünkü o çok kurnaz biriymiş.Ülkenin kralı onu vezir yapmış.Ona çok güveniyormuş
    Günün birinde kral odada yalnı başına otururken,bir ses gelmiş.Çok derin bir sesmiş.Bu sesin kaynağını öğrenmek için araştırmalar yapmış.Ama hiçkimseye de söyliyemiyormuş derdini.Çünkü koskoca bir kral,bir sesten korkarmıymış hiç!Her nese.Dimne,kralın birşeylerden korktuğunu biliyormuş.
    Bir gün,Dimne yine kraln yanındayken yine o ses gelmiş.Ses bir inek . sesiymiş.Ama kral bunu çözememiş.Kral korkuyla orada dururken Dimne neden korktuğunu anlamış.Sesin kaynağına doğru yol almış.İşte o zaman kral sesin bir inekten geldiğini sezinlemiş.(Nihayet!)Kral,bu ineği çok severmiş.Her gün onunla oynamaya başlamış.Dimne bu olayı kıskanmaya başlamış.Ve bir iftşra uydurmuş.Krala şöyle demiş”Sayın kralım,bu inek sizin tahtınıza göz koyuyor.Bunun böyle sürüp gitmesine göz yumamazsınız sanıyorum”demiş.Kral da düşünmeye başlamış.
    O düşüne dursun,Dimne,ineğin yanına gidip şöyle demiş”Bak inek kardeş,ben kralın yanından geliyorum.Kral ykında seni kesip kendine yemek olarak pişirecek.Sen buradan kaçamazsn da.Benden söylemesi.”demiş.Ama inek bunu pek kafasına takmamış kral kadar.Fakat içinde hâlâ İiçinde bir şüphe varmış doğrusu.
    Yine günlerden bir gün kral onun yanına gitmiş.Bunu gören inek,hemen ona saldırmaya başlamış.Kral bunu görünce Dimne’nin sözlerini doğrulamaya başlamış.Hemen ineği öldütmüş.


    ***
    Aradan 2 yıl geçmiş.(Aradan uzun bir süre geçmiş diyordu.Fakat ben 2 yıl dedim)Kral yaptığıdan pişmanmış.Ama bir şey de yapamamış Dimne’ye.Çünkü onu suçsuz olarak görüyormuş.
    Annesi o anda içeri girmiş:
    -Bak evladım,demiş.Sen,Dimne’nin suçsuz olduğuna inanmaya devam et.Ama şunu da bil ki,bugün ineğini öldüren,yarın seni öldürür.Eğer canını seviyorsan öldür onu….
    Kral bu sözlerden etkilenmiş.Ve Dimne’yi öldürmüş.
    ***
    Kelile ise,bu durumdan etkilenip,hastalanmış.Ve sonunda ÖLMÜŞ…
    Bu iki arkadaşın sonu böyle bitmiş.Eğer Dimne bunları söylememiş olsaydı,şu and yaşayabilirdi.Hem de vezir olarak….

    beydaba

    Ateş Sıcağında Dürüstlük Sınavı Bir zamanlar Basrada ormanla kuşatılmış bir ada vardı.Ada değil sanki bir cenneti burası.Yemyeşil ağaçlar…Berrak sular…Kuşlar…Çiçekler…Birbirinden güzel canlılar yaşardı, ormanda. İçlerinde birisi vardı ki, oldukça değişikti.Keskin dişleri vardı.Güçlü pençesi… 
    Çok çevikti. 
    Kaplandı bu. 
    Gücü sayesinde ormanın kralı olmuştu.Suçluları hemen cezalandırırdı. 
    Haksızlığı önlerdi.Yoksullara yardım ederdi. 
    Hayvanlar onu hem seviyorlar hem de korkuyorlardı.Kaplanın . miniminnacık bir de yavrusu vardı.Gözü gibi koruyordu onu.Ormanın yönetimini ölünce ona bırakacaktı. 
    Yönetime ilişkin bilgilerle donatmıştı onu. 
    Haklı ile haksızı nasıl ayırdedeceğini öğretmişti.Suçlunun nasıl belirleneceğini…Nasıl cezalandırılacağını…Haklıya hakkının ne şekilde verileceğini…Toplum yararın çalışanın hangi biçimde ödüllendirileceğini… 
    Her ölümlü gibi Kaplan da göçüp gitti bu dünyadan. 
    Yavru henüz büyümemişti.Babası sağlığında onu ormanın . yönetimine getirmemişti. 
    Bu durum, ormanda karışıklığa yol açtı.Vahşi hayvanlar birbirlerine girdiler.Herkes liderlik peşindeydi. 
    Büyük kavgalar oldu.Birçok hayvan birbirini hırpaladı.Bazıları öldü. 
    Sonuçta galip çıkan aslan oldu. 
    Dev pençeleriyle herkese korku verdi.Hiçkimse karşısına çıkamadı. 
    Yavru Kaplan çaresizdi.Bir süre ortalıkta görünmedi. 
    Kimsenin olmadığı ıssız yerlerde gezindi. 
    Epeyi bir zaman başıboş, serseri gibi dolaştı.Sonunda pençesi kuvvetlenmişti.Oldukça güçlenmiş, dişleri de keskinleşmişti. 
    Gitti, yaşlı kaplanlara danıştı.Arslana karşı bir harekete girişmek istiyordu.Yaşlılar deneyimlerini anlattılar…Onu yüreklendirdiler…Fakat herhangi bir eyleme giriştiğinde onu destekleyemeyeceklerini söylediler. 
    Yavru Kaplan, Arslan a bizzat kendisi gitti. 
    Arslan, iyi kalpli biriydi. 
    Kaplanı sarayına aldı. Yakınında bir görev verdi.Her defasında ona güvendiğini belirtiyordu. 
    Günler böyle geçip . giderken… 
    İlginç bir olay oldu. 
    Hava sıcak mı sıcaktı. Bunalmıştı herkes.Uzak bir yerde görülmesi gereken bir iş çıktı. 
    Arslan sarayda düşünceli düşünceli geziyordu. 
    “Bu görevi kime verebilirim? Kim bunun üstesinden gelebilir?” diye koşuşturuyordu. 
    Kaplan içeri girdi. 
    - Sizi bu düşünceye düşüren nedir? diye sordu. 
    Arslan, 
    - Hava çok sıcak olduğu için kimse görev istemiyor, dedi. 
    Kaplan, 
    - Havanın sıcak olması göreve koşmaya engel değildir, dedi; izniniz olursa bu işe ben gitmek istiyorum. 
    Arslan çok şaşırdı. 
    “Nasıl olur” diye düşündü.Kimse gitmek istemezken…Gerçi kaplana güveniyordu.Onun bu işi başaracağına da inanıyordu. 
    - Beni çok sevindirdin , dedi. 
    Kaplan hemen davrandı.Yanına birkaç asker de alarak yola çıktı. 
    Havada ateş sıcaklığı vardı.Güneş yeryüzünü ateş yalımı gibi yakıyordu. 
    Epeyi yol aldılar. 
    Artık yürümek imkansızlaşmıştı. 
    Kaplanın yanındakiler daha fazla dayanamayacaklarını söylediler. 
    Biri atıldı, 
    - Şurada, serin bir yerde dinlensek dönüp gitsek arslanın ne haberi olacak? diyecek oldu. 
    Kaplan kestirip attı: 
    - Sizler dayanamıyorsanız geri dönün. Ben tek başıma devam ederim.Padişahımızın bize güvendiğini biliyoruz.Bu güvene layık olmalıyım. 
    Kaplanın bu sözleri Arslanın kulağına gitti.Sevincine diyecek yoktu.Kaplana o olaydan sonra önemli görevler verdi.En yakınına aldı.Hayatı boyunca çok güvendi.

    La fontaine hikayeleri) 

    Karga İle Tilki

    Bir dala konmuştu karga cenapları;
    Ağzında bir parça peynir vardı.
    Sayın tilki kokuyu almış olmalı,
    Ona nağme yapmaya başladı:
    “-Ooo! Karga cenapları,merhaba!
    Ne kadar güzelsiniz,ne kadar şirinsiniz!
    Gözüm kör olsun yalanım varsa.
    Tüyleriniz gibiyse sesiniz,
    Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın.”
    Keyfinden aklı başından gitti bay karganın.
    Göstermek için güzel sesini
    Açınca ağzını,düşürdü nevalesini.
    Tilki kapıp onu dedi ki: “Efendiciğim,
    Size güzel bir ders vereceğim:
    Her dalkavuk bir alığın sırtından geçinir,
    Bu derse de fazla olmasa gerek bir peynir.”
    Karga şaşkın,mahcup,biraz da geç ama,
    Yemin etti gayrı faka basmayacağına



    La fonten Hikayeleri



    ——————————————–


    Agustosböceği İle Karınca

    Ağustosböceği bütün yaz
    Saz çalmış, türkü söylemiş.
    Karakış birden bastırınca
    Şafak atmış zavallıda;
    Bir şey bulamaz olmuş yiyecek:
    Koca ormanda ne bir kurtçuk, ne bir sinek.
    Gitmiş komşusu karıncaya:
    — Aman kardeş, demiş, hâlim fena; Bir şeycikler ver de kışı geçireyim. Yaz gelince öderim,
    Hem de faizi maiziyle; Ağustosu geçirmem bile. Ödemezsem böcek demeyin bana. Karınca iyidir hoştur ama Eli sıkıdır: Can verir, mal vermez.
    — Sormak ayıp olmasın ama, demiş; Bütün yaz ne yaptınız?
    — Ne mi yaptım? demiş ağustosböceği; Gece gündüz türkü söyledim;
    Fena mı ettim sizce?
    — Yoo, demiş karınca, ne . mutlu size; Ama hep türkü söylemek olmaz; Kışın da oynayın biraz.
    29
    KARGA İLE TİLKİ
    Bay karga konmuş bir dala Koca bir peynir ağzında. Tilki kokuyu almış gelmiş:
    — Günaydın, Sayın Karga, demiş; Bu ne güzellik böyle: Bakmaya doyamıyorum size.
    Şu tüylere bakın, pırıl pırıl;
    Sesiniz bilmiyorum nasıl;
    O da renginiz kadar güzelse
    Ne yalan söyleyeyim
    Bu ormanda güzel yoktur üstünüze.
    Karga bu sözlere bitmiş:
    — Şuna bir gak diyeyim de ses görsün, demiş; Gak der demez peynir düşmüş, tilki yutmuş.
    — Kara bayım, demiş kargaya; Şu sözümü hiç unutma, Kaptırdığın peynire değer: Her dalkavuk çıkarı için över, Yüzüne güler, peynirini yer. Karganın aklı gelmiş başına
    İş işten geçtikten sonra.

    Lafonten Hikayeleri La Fonten Hikayeleri Fabl Hikayeleri
    Jean de La Fontaine


    ————————————————————————————————-


    Kurt İle Köpek

    Bir köpek ormanda gezerken kurtla karşılaşmış. Hasta ve çok zayıflamış olan kurt, ayakta zor durabiliyormuş. Köpek kurdun bu haline çok üzülmüş. “Ne kadar kötü görünüyorsun böyle kurt kardeş?” demiş. “Herkes bizi düşman bilse de, biz uzaktan akrabayız. Doğrusu sana yardım etmek isterim.”
    “Hiç sorma.” demiş kurt. “Ağır bir hastalığa yakalandığım için uzun süre avlanamadım. Şimdi iyileştim ama bir av yakalayacak kadar gücüm kalmadı artık. Ben de böyle aç susuz dolaşıyorum artık.”
    “Sen hiç üzülme.” demiş köpek. “Ben sana yardım edeceğim. Bu akşam sahibimin düğünü var. Akşam olunca köyün dışındaki çalılıklara gel. Ben sana düğün yemeklerinin artıklarını taşırım.”
    Birkaç gün boyunca köpek tarafından beslenen kurt, sonunda kendini toparlayıp eski kuvvetine kavuşmuş. Teşekkür edip vedalaştıktan sonra da ormana gitmiş.
    Aradan yıllar geçmiş. Köpek iyice yaşlanınca sahibi onu dışarı atmış. Ormanda aylak aylak gezen köpek, eski dostu kurtla karşılaşmış. “Hayrola?” demiş kurt. “Çok perişan görünüyorsun.”
    Köpek içini çekip; . “Yaşlandım artık!” demiş. “Sahibimin işine yaramadığım için beni kovdu.”
    Kurt; “biz eski dost değil miyiz?” demiş. “Şimdi yardım etme sırası bende. Hatırlasana, benim hayatımı nasıl kurtarmıştın? Hemen bir plan yapmalıyız. Tamam buldum! Senin sahibinin küçük bir çocuğu vardı değil mi? Şimdi ben gidip onu kaçıracağım, sen de geri götüreceksin. Böylece sahibin seni el üstünde tutacak.”
    Bu sözleri söyleyen kurt, kaşla göz arasında gidip, çocuğu ormana getirmiş. Köydeki herkes silahlanıp ormana koşmuş ancak daha ormana girmeden, yaşlı ve işe yaramaz diye evden kovdukları köpeğin çocuğu geri getirdiğini görmüşler.
    Bu olaydan sonra yaşlı köpeğin itibarı öyle artmış ki, insanlar onun kahramanlığını yüzlerce yıl çocuklarına anlatmışlar.
    Kurtla köpek arasındaki bu danışıklı dövüşü hiç kimse anlayamamış. 

    Lafonten Hikayeleri La Fonten Hikayeleri Fabl Hikayeleri
    Jean de La Fontaine

      EZOP -Rüzgâr Ile Güneş 

    Güneş ve rüzgâr kimin daha güçlü olduğunu tartışıyorlarmış. Rüzgâr
    -Ben daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım. Şu karşıdaki paltolu yaşlı adamı görüyor musun ? Paltosunu senden daha hızlı çıkaracağıma bahse girerim
    Demiş. Güneş bir bulutun arkasına çekilmiş ve rüzgâr kasırga şiddetinde esmeye başlamış. O kuvvetle estikçe ihtiyar adam paltosuna daha sıkı sarılıyormuş.

    Sonunda rüzgâr pes edip durmuş. Güneş bulutların arkasından çıkıp yaşlı adama nazikçe gülümsemiş. Çok geçmeden adam alnındaki teri silip paltosunu çıkarmış.
    Sonra , rüzgâra dönmüş nazik ve dostça davranışın, şiddet ve güç gösterisinden daha etkili olduğunu söylemiş. 

    Sponsorlu Bağlantılar

    Kapalı ortamlarda bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemek için ne yapılmalı, nasıl önlenir, yapılması gerekenler

    Türkiye’de pirinç, şeker, buğday üretim oranı ve miktarı nedir?

    Bu sayfadaki "Fabl örnekleri – Ezop, Beydeba ve La Fontaine’den " konusuyla ilgili fikrinizi merak ediyoruz? Tespit ettiğiniz hata ve eksiklikleri bize yazın! Eleştirileriniz de en az övgüleriniz kadar bizim için değerlidir.

    Yorum Yapın

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Current day month ye@r *