24.07.2014

    Fabl Örnekleri, Fabl ile ilgili Örnekler, Fabl Örneği Kısa, Modern Fabl Örnekleri, Örnek Fabl

    Sponsorlu Bağlantılar

    Köle ve Aslan
    Vaktiyle bir köle kaçıp ormana sığınmış. Etrafta gezinirken, iniltiler içinde ızdırap çeken bir aslan görmüş. önce korkup kaçmaya yeltenmiş. Fakat aslanın yerinden hiç kıpırdamadığını, yalvaran gözlerle kendisine baktığını görüp durmuş. Aslan kanayan pençesini uzatıyormuş ona. Köle dikkatlice bakınca, aslanın pençesine büyük bir dikenin saplandığını görmüş. Dikeni çıkarıp yarayı temizleyen köle, gömleğinden kopardığı bezle de iyice sarmış.

    Rahatlayan aslan ayağa kalkıp kölenin ellerini yalamaya başlamış. Sonra da önüne düşüp yaşadığı inine götürmüş. Her gün yakaladığı avları ine taşıyıp, köleye yardım ediyormuş.

    Bu beraberlikleri uzun sürmemiş.Ormana gelen avcılar ikisini de yakalamışlar. Ayrı kafeslere kapatıp günlerce aç bırakmışlar onları.

    Kralın da hazır bulunduğu bir gün kafesin ağzı açılmış. Aslanın köleyi nasıl parçalayacağını herkes merakla bekliyormuş. Büyük bir iştahla saldıran aslan, kölenin yanına gelince onu tanımış. Önünde bir köpek sadakatiyle durup ellerini yalamaya başlamış.

    Kral bu duruma çok şaşırmış. Köleyi yanına çağırıp bütün hikayeyi dilemiş ondan. Anlatılanlardan çok etkilenen kral, kölenin affedilmesini, aslanın da ormana salıverilmesini emretmiş.

    Fabl Özellikleri
    1. Başrollerinde hayvanların rol aldığı hayvanların konuştuğu hayvan hikayeleri.. (Örn: Ağustos böceği ve Karınca)

    2. Bu işin en bilinen kişileri Beydeba, Ezop ve La Fontaine‘dir.

    3. İnsanlar arasında cereyan eden olayları hayvanlar bitkiler ya da cansız varlıklar arasında geçiyormuş gibi göstererek bu yolla insanlara ahlak ve ibret dersi vermek örnek göstermek ya da bir düşünceye güç kazandırmak isteyen bir çeşit masaldır.

    4. Teşhis ve intak sanatları üzerine kurulmuştur.

    5. Dünya edebiyatında ilk ve önemli fabllar Hint yazarı Beydeba’ya aittir. Beydeba’nın fablları Kelile ve Dimne adlı bir eserde toplanmıştır.

    6. Türkçe’deki ilk örneği Harname’dir.

    Salyangoz ve Evi
    Salyangozları bilir misiniz? Onlar da tıpkı kaplumbağalar gibi evlerini sırtlarında taşırlar. Bir zamanlar, evini sırtında taşımaktan hoşlanmayan sevimsiz bir salyangoz yaşarmış. Üstelik evinin rengi de hiç hoşuna gitmezmiş.

     

    Bizim salyangoz, kelebek ve uğurböceğini çok severmiş. Arada bir onlarla dertleşir, sırtında taşıdığı evi onlara şikayet edermiş. ”Ah keşke!” dermiş. ”Evimi sırtımda taşımak zorunda olmasaydım. Hadi taşıyorum, bari sizin ki gibi bol desenli ve renkli olsaydı.”

    Kelebek ve uğurböceği bir gün salyangoza; ”Sevgili arkadaşımız!” demişler. ”Hani evim renkli olsun diyorsun ya, biz çaresini bulduk. Ressam olan bir tırtıl var. Seni ona götürürsek eğer, evini rengarenk boyar.”

    Salyangoz buna çok sevinmiş. ”Ne duruyoruz!Hemen gidelim. ”demiş. Böylece düşmüşler yola. Tırtılın kapısını çalmışlar. Gelen misafirleri dinleyen tırtıl, boyalarını ve fırçasını alıp çalışmaya başlamış. Sonunda salyangozun evine çok güzel desenler çizmiş. Salyangoz yeni görüntüsünü beğenmiş beğenmesine ama yine de evinin sırtında olması onu çok üzüyormuş.

    Dönüş yolculuğunda üç arkadaş şiddetli bir yağmura yakalanmış. Kelebek ve uğurböceği öyle ıslanmışlar ki, sele kapılmaktan zor kurtulmuşlar. Oysa salyangoz hemencecik evinin içine girmiş. Yağmur dinip de evinden dışarı çıkınca, arkadaşlarının perişan halini görüp üzülmüş. Sonra da kendi kendine şöyle düşünmüş: ”İyi ki saklanabileceğim bir evim var. Rengi olmasa da,Rengi olmasa da beni yağmurdan koruyor ya.”
    Sevimli salyangoz bu olaydan sonra bir daha hiç üzülmemiş.

    Mum
    Anlar tanrı ülkesinden gelmiş derler.
    İlk arılar gökten inince
    Hymetos Dağı’na yerleşmişler.
    Orada seher yelleri gizlice
    Görülmedik hazineler biriktirmişler.
    Göğün kızları arılar, toplayıp bunları
    Kendi saraylarına getirmişler,
    Küçük küçük odalara gizlemişler.
    Tanrılar duymuş,
    Odalarda ne var, ne yok aldırmışlar,
    Ki tanrıların yediği ambrosia buymuş işte;
    Odalar boşalınca
    Arıların sarayında…
    Ama durun, böyle anlatmayalım;
    Kendi dilimizle konuşalım:
    Arılar bal doldurmuş peteğe,
    Bal gidince petek boşalmış,
    Petekse mumdanmış.
    İşte o zaman
    Bu mumdan
    Bir sürü mum yapmışlar
    Kimi küçük, kimi kocaman.
    İşte bu koca mumlardan biri
    Sert olmaya imrenmiş tuğla gibi:
    Madem, demiş kendi kendine,
    Çamur taş kesiliyor ateşe girince
    Yıllar yılı da yaşıyor, keyfince,
    Ben de girer, onun gibi olurum.
    Ve tıpkı Empedokles gibi, mum,
    Kendi çılgın düşüncesiyle
    Atmış kendini ateşe.
    Mum düşünmesine düşünmüş, filozofça;
    Ama yanlış düşünmüş, kötü filozofça.
    Her şey, her durumda başka başkadır:
    Seni eriten başkasını katılaştırır.
    Mum sertleşirim diye fırına girmiş;
    Girince de eriyivermiş…
    Ya Empedokles ne yapmış?
    Volkanın içine girince
    Volkanı anlarım sanmış.
    Mum da deli, Empedokles de deli,
    İkisini de dinlememeli.

    Çaylakla Bülbül
    Bir çaylak varmış,
    Hırsızlığı dillere destan;
    Köyün üstünden geçtiği zaman
    Çocuklar bağırırlarmış
    Eşkıya geliyor diye.
    Günün birinde bir bülbül
    Düşmüş bu çaylağın pençesine.
    Baharın müjdecisi kuş
    Çaylaktan aman dileyecek olmuş:
    — Seni doyurmaz ki, demiş, benim etim:
    Bütün servetim sesimdir benim.
    Beni yemektense türkümü dinlesenize:
    Bırakın da Tereus’un başına gelenleri
    Anlatayım size!
    — Kimmiş o Tereus? diye sormuş çaylak;
    Eti budu seninkinden daha mı toparlak?
    — Hayır, demiş bülbül; tam tersine,
    Bir deri bir kemik kaldı aşkı yüzünden.
    Bir türküsünü söyleyeyim de dinleyin:
    Kim dinlese doyamıyor dinlemeye.
    — Ya öyle mi? demiş çaylak;
    Benim derdim sadece karnımı doyurmak.
    Senin müziğin benim neme gerek?
    — Ama beni krallar dinliyor, demiş bülbül.
    — Derdini krallara anlat demiş çaylak;
    Karnım zil çalarken benim
    Umurumda mı senin türkülerin!

    Çoban ve Sürüsü
    Nedir çektiğim, demiş çoban;
    Bu sersem koyun milletinden?
    Kurt geldi mi hepsi kuzu,
    İstediğin kadar say, boşuna,
    Sürü eksiliyor boyuna.
    Dün saydım, bin koyundular,
    Bir tek kurdun hakkından gelemediler.
    Bir mor koyunum vardı,
    Hep peşimde gezerdi;
    Bir parçacık ekmekle,
    Cehenneme gitsem gelirdi.
    Kaval çaldım mı hele,
    Karşı dağdan gelir, beni bulurdu.
    Canım, mor koyunum nerede şimdi?
    Zavallıyı kurt geldi yedi,
    Koca sürü ne yaptı kurda? Hiç!
    Bu ağıttan sonra çoban,
    Sürüye bir nutuk çekmiş;
    Büyüğüne, küçüğüne, topuna birden
    Güzel öğütler vermiş:
    — Birlik olur, sıkı durursanız, demiş.
    Kurt giremez aranıza!
    Koyun milleti yeminler etmiş çobana:
    — Kurdu yanaştırırsak, demişler.
    Yuf olsun bize.
    Kahrolsun sırtımızdan geçinen,
    Mor koyunu çiy çiy yiyen!
    Ölmek var, kurda koyun yok!
    Çoban inanmış, aferin demiş sürüye.
    Ama daha o gece,
    Uzaktan bir kurt görününce,
    Darmadağın olmuş koca sürü.
    Üstelik de gördükleri
    Kurdun gölgesiymiş sadece.
    Kötü askere istediğin kadar nutuk çek,
    Yemin ettir ölürüz de dönmeyiz diye,
    İlk ateşte hepsi kaçar yel yepelek,
    Ağzınla kuş tutsan nafile

    Kulakları Kesilen Köpek
    — Ben ne yaptım, ne kusur işledim ki
    Kendi efendim budadı böyle beni?
    Şu maskara halime bakın:
    Ben böyle nasıl çıkarım
    Öteki köpeklerin karşısına?
    Ah hayvanların kralları,
    Daha doğrusu baş belaları,
    Size yapsalar ne derdiniz buna?
    Genç çoban köpeği Karabaş
    Böyle yakınıp duruyormuş.
    Herkes kılı kıpırdamadan seyretmiş
    Kulaklarının kesilmesini insafsızca.
    Karabaş çok şey yitirdiğini sanmış,
    Ama çok şey kazandığını görmüş zamanla.
    Dalaşmayı seven cinsten olduğu için
    Kim bilir kaç kez kırlardan
    Kulakları paramparça dönecekmiş eve.
    Kavgacı köpek yırttırır kulağı her zaman.
    Ne kadar az tutamak verirse o kadar iyi
    Başka azılıların dişlerine.
    Savunulacak bir tek yerin kaldı mı
    Saldırıya karşı beslerler orasını,
    Karabaşın boynundaki gibi bir gerdanlıkla.
    Dibinden kesik de oldu mu kulakların
    Kurt, kapacak yerini bulsun da kapsın.

    Keklikle Horozlar
    Bir kekliği getirmiş adamın biri,
    Horozlarla bir kümese koymuş.
    Kekliği düşünün, hanım hanımcık;
    Bir de o edepsiz, o saygısız herifleri.
    Car car bağırıp çıngar çıkarmak
    Bütün marifetleri.
    Ama keklik sevinmiş önce
    Kümeste tavuk görmeyince:
    — Yaşadık, demiş; bunlar kadına düşkündür;
    Âşık oldular mı bana
    Kraliçe olduğum gündür.
    Gel gelelim azgın ibikliler
    Hiç de saygı göstermemişler
    Güzelim yabancı bayana.
    Bütün gün gagalayan gagalayana.
    Fena alınmış kınalı keklik,
    Bu ne biçim erkeklik, kadınseverlik!
    Ama bakmış işin rengi başka,
    Yalnız kendine değil bu kaba şaka;
    Horozun horoza ettiği bin yeter;
    Nerdeyse birbirlerini yiyecekler.
    — Demek âdetleri bövle, demiş;
    Bunlara kızmak değil acımak gerek.
    Tanrı herkesi bir örnek yaratmıyor ki
    Kimini horozca yaşatıyor,
    Kimini keklikçe.
    Elimde olsa durur muyum içlerinde?
    Gider doğru dürüst,
    Uslu akıllı erkekler bulurum kendime.
    Bırakıyor mu buraların zorbası?
    Tuzaklara düşürüyor bizi kör olası,
    Atıyor horozların içine,
    Kanatlarımızı da kesiyor üstelik.
    İbiklilerin bunda suçu ne?
    İnsanda bütün kötülük.
    Sponsorlu Bağlantılar

    Atatürkün kitle iletişim araçlarına verdiği önem, Atatürkün toplu iletişim araçlarına verdiği önem, Atatürkün kitle iletişimine verdiği önem

    Trafik kazalarının nedenleri nelerdir, hangi önlemler alınmalıdır?

    Bu sayfadaki "Fabl Örnekleri, Fabl ile ilgili Örnekler, Fabl Örneği Kısa, Modern Fabl Örnekleri, Örnek Fabl" konusuyla ilgili fikrinizi merak ediyoruz? Tespit ettiğiniz hata ve eksiklikleri bize yazın! Eleştirileriniz de en az övgüleriniz kadar bizim için değerlidir.

    Yorum Yapın

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Current day month ye@r *