Fiziksel çözülmeye etki eden faktörler

20 0
Sponsorlu Bağlantılar

Fiziksel çözülmeye etki eden faktörler

Çözeltiler , çözünme nedir Çözünürlüğe etki eden faktörler ve derişim çeşitleri

ÇÖZELTİLER 

Çözelti: Homojen karışımlara çözelti denir.
Çözücü: Çözeltinin miktarca fazla olan ya da halini (katı, sıvı, gaz) belirleyen bileşenine çözücü denir.
Çözünen: Çözücüye göre daha az miktarda bulunan çözelti bileşenine çözünen denir.

ÇÖZELTİLERİ SINIFLANDIRMA
A-Çözücü ve Çözünene Göre Sınıflandırma
B- Derişime Göre Sınıflandırma
C- Doygunluğuna Göre Sınıflandırma

ÇÖZÜNME OLAYI

Bir maddenin bir çözücüde kendini oluşturan birim taneciklere (iyon veya molekül) ayrılmasına çözünme denir. Bir madde (çözünen) başka bir madde içine (çözücü) ilave edildiğinde birim tanecikler etkileşir. Çözücü molekülleri çözünen molekül veya iyonlarını sarar ve birbirinden ayırır. Sonuç olarak çözünme olayı gerçekleşir.
İyonik çözünme:

İyonik bileşikler (NaCl, HCl, NaOH vs.) suda çözündüğünde iyonlarına ayrışırlar ve hidratize tanecikler oluştururlar. Çözünen iyonlarının su ile sarılması sonucu oluşan taneciklere hidratize tanecik denir. Örneğin yemek tuzu kristallerine su molekülleri yaklaşır ve su moleküllerinin negatif yüklü oksijeni tuzdaki Na+ na yönelir. Başka bir su molekülündeki pozitif yüklü hidrojen ise Cl- na yönlenir ve su molekülleri tuzdaki iyonları sararak koparırlar.

Bir molekül farklı atomlardan meydana gelmişse her bir atomun elektronlara karşı ilgisi farklı olur. Bunun sonucu olarak molekülün bir kısmında elektron fazlalığı ve bunun sonucu olarak da kısmi negatif yük, bir kısmında elektron noksanlığı ve bunun sonucu olarak da kısmi pozitif yük görülür. Bu şekildeki moleküllere polar moleküller denir. Su bir polar moleküldür. Oksijen atomu bölgesi kısmen negatif, hidrojen atomları bölgesi kısmen pozitif yük gösterir. Öte yandan elektron dağılımı yukarıda olduğu gibi kutuplaşma göstermeyen moleküllere polar olmayan moleküller veya kısaca apolar moleküller denir. Aynı tür atomlardan meydana gelen moleküller apolar özelliktedir. Örneğin H2 apolar özellik gösterir.
Çözeltiler için genel olarak şu kural söylenebilir. Benzer benzeri çözer; yani polar çözücüler polar çözünenleri, apolar çözücüler ise apolar çözünenleri çözer. Bunun nedeni şu şekilde açıklanabilir. Polar bileşiklerde moleküller arası çekim kuvveti oldukça fazladır. Molekülün negatif yüklü kısmı öteki molekülün pozitif yüklü kısmı tarafından çekilir. Böylece bütün moleküller arasında bir ağ yapısı kurulur. Apolar bir molekül polar bir moleküldeki bu ağ yapısını bozarak çözemez.

Farklı yoğunluklarda birbiri içine girmeyen sıvılar- (a) daha yoğun CCl4 huninin altından alınmakta ve belirgin bir ayırma olmaktadır. (b) eğer yoğunluklar aynı ise ya da benzeri ise biri diğeri içerisinde asılı olmaktadır. Bu iki fazı ayırmak fiziksel olarak güç olmaktadır. (c) su ve CCl4 karışmaz ve daha az yoğun olan su, CCl4 tabakasının üstünde kalır.
CCl4 bir apolar moleküldür ve polar bir molekül olan suda çözünmez. Çünkü su molekülleri arsındaki çekim kuvveti, CCl4 ile su molekülü arasındaki çekim kuvvetinden çok daha fazladır. Bu iki sıvı birbiri ile karışmaz, iki fazlı bir sistem meydana getirir

Moleküler çözünme:
Organik maddeler (şeker, üre, alkol vs.) ve bazı inorganik maddeler (O2, I2) gibi su veya uygun bir organik çözücüde çözündüğünde moleküler olarak çözünür. Bazı organik maddelerin suda iyonlaştığı da bilinir.

ÇÖZÜNME HIZINA ETKİ EDEN FAKTÖRLER

1-Sıcaklığın Etkisi: Bir çözünme olayında ısı açığa çıkıyorsa bu çözünme ekzotermik çözünme, ısı alıyorsa endotermik çözünme olarak adlandırılır. Katı ve sıvılarda çözünme genellikle ısı alarak, gazların çözünmesi ısı açığa çıkararak gerçekleşir. Hem ekzotermik hem de endotermik çözünmelerde sıcaklık artarken çözünme hızı da artar. Sıcaklık artarken çözücü ve çözünen moleküllerin kinetik enerjisi arttığından birim zamandaki çarpışma sayısı dolayısıyla çözünme hızı da artar.
2- Yüzey Temasının Etkisi: Bir katı maddenin tanecik boyutunun öğütme ile küçültülmesi sonucunda birim kütledeki veya birim hacimdeki yüzey alanı artar. Çözünenin yüzey alanının artması, çözücü molekülleri ile etkileşimin artmasına neden olur. Çözücü moleküllerinin birim zamanda etkileşiminin büyük olması çözünme hızının da büyük olmasına neden olur.
3- Çözünen Maddenin Türünün Etkisi: Çözünen maddenin farklı fiziksel ve kimyasal özelliklere sahip olması nedeniyle aynı çözücüde çözünen madde türünün değişimi çözünme hızının da değişmesine neden olur. Çözünme hızının değişimi mikro boyutta çözünen türünün değişimi çözünenin birim tanecikleri ile çözücü molekülleri arasındaki etkileşim kuvvetlerinin değişmesiyle açıklanabilir.
4- Basıncın Etkisi: Sabit sıcaklıkta katı ve sıvıların çözünme hızına basıncın etkisi yoktur. Ancak gazlarda basınç artarken çözünme hızı da artar.

ÇÖZÜNÜRLÜK: Sabit sıcaklık ve basınçta 100 g çözücüde çözünebilen maksimum madde miktarına o maddenin çözünürlüğü denir. Yani;
Çözünürlük = Çözünenin kütlesi(g) / 100 g çözücü formülü ile ifade edilir.

Her maddenin belli bir çözücüde çözünebileceği madde miktarı yani, denge noktası farklıdır. Denge, dinamik bir olaydır. Yani bu noktada çözünme durmaz, devam eder. Ancak bunun karşıtı yani çözeltiden çözünenin ayrılarak katı üzerinde toplanması olayı da aynı miktarda ve zamanda olur. Böyle bir çözeltiye çözünenin kristali katılırsa kristalin büyüklüğünün değişmediği ancak şeklinin değiştiği görülür.
*Çözünürlük çözen ve çözünen madde miktarına bağlı değildir.

ÇÖZÜNÜRLÜĞE ETKİ EDEN FAKTÖRLER:

1- Çözünen Maddenin Türü: Her maddenin çözücü-çözünen dengesine ulaşma noktası farklıdır. Örneğin çözünürlüğe etki eden diğer faktörler sabit tutulduğunda bir litre suda 3,8 mol yani 1311gram eker çözünürken aynı miktar suda 5,3 mol yani 310gram NACI çözünür. Miktarlar gram olarak karşılaştırıldığında şekerin çözünürlüğünün sofra tuzundan fazla olduğu düşünülebilir. Ancak çözünürlüğün fazla olması demek daha fazla sayıda molekülün çözeltiye geçmesi demektir. Bu açıdan karşılaştırma yapıldığında tuzun çözünürlüğünün şekerden daha fazla olduğu görülür. Bu da beklenen bir olaydır. Çünkü NACI iyonik yapıdadır ve iyonların yarıçapları şeker moleküllerinden çok daha küçüktür. Dolayısıyla suyun daha fazla sayıda NACI molekülünü çözeltiye alması doğaldır.
2- Çözücünün Türü: Çözücü ve çözünen maddelerin molekülleri birbirine ne kadar çok benzer ise çözünürlük o kadar yüksektir. Başka bir deyişle polar yapıdaki bir madde ancak polar çözücülerde, apolar bir madde ise ancak apolar çözücülerde çözünür. Kısaca söylemek gerekirse benzer benzeri çözer. Gerek çözücü gerekse çözünen moleküllerinin özellikleri iki uç özellikten ne kadar farklı ise, çözünürlük o ölçüde değişir.
Bazı çözücü molekülleri polarlık ve apolarlık özelliklerini birlikte gösterebilirler. Örneğin etil alkol (C2H5OH) böyle bir moleküldür. Molekülün C-H ve C-C bağları apolar, O-H ve C-O bağları ise polar özelliktedir. Bir başka deyişle molekülün bir ucu polar özellik, öteki ucu ise apolar özellik gösterir. Dolayısıyla etil alkol hem polar hem de apolar maddeler için iyi bir çözücüdür.
3- Sıcaklık: Sıcaklığın çözünürlüğe etkisini gazlar ve katılar için ayrı ayrı incelemek gerekir. Gazların sıvılardaki çözünürlükleri genellikle sıcaklık arttıkça azalır. Katıların sıvılardaki çözünürlüğü için ise kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Çözünme olayının ekzotermik veya endotermik oluşuna bağlıdır. Örneğin;
Çözünen+Su+Enerji→Doygun çözelti
şeklinde gerçekleşen çözünme olayı için sıcaklığın artması çözünürlüğü artırırken
Çözünen+Su→Doygun çözelti+Enerji
Şeklindeki bir çözünme olayında durum tam tersidir.
Çözünme olayındaki enerji etkisi (ister enerji veren isterse enerji alan yönde olsun) ne kadar büyük ise sıcaklıktan etkilenme o kadar belirgin olur.
4-Basınç: Basıncın sıvı ve katıların çözünürlüğüne önemli bir etkisi yoktur. Şüphesiz bir gazın başka bir gaz içindeki çözünürlüğü de basınca bağlı değildir. Gazların katı ve sıvılardaki çözünürlükleri ise basınçtan önemli ölçüde etkilenir.
Gazların sıvılarda çözünmesi sırasında, katıların sıvılarda çözünmesinde olduğu gibi denge vardır. Eğer sıvı üzerindeki gazın basıncı artırılırsa denge bozulur ve daha fazla gaz sıvıda çözünür böylece gazın sıvıdaki çözünürlüğü artmış olur. Gazların sıvılardaki çözünürlüğünün basınçla değişimi Henry Yasası olarak ifade edilir. Bu yasaya göre gazların sıvılardaki çözünürlüğü, bu gazın sıvı üzerindeki kısmi basıncı ile doğru orantılıdır.

HENRY YASASI
Bir gazın çözünürlüğü gaz basıncıyla doğru orantılı olarak değişir. Buna Henry yasası denir ve C=k × Pgaz şeklinde ifade edilir. Burada,
C=gazın belli çözücüde sabit sıcaklıktaki çözünürlüğü
Pgaz=gazın bu çözeltideki kısmi basıncı
K=orantı katsayısı
Sıvı ile tepkime veren gazların çözünürlüğü vermeyenlere oranla daha fazladır. Örneğin oksijen, hidrojen ve azotun sudaki çözünürlükleri amonyak, CO2 veya SO2 nin sudaki çözünürlüklerinden daha azdır. Çünkü sonuncular suda bileşik oluştururlar. Bu tür gazların çözünürlüğü Henry yasasından sapma gösterir.

5-Ortak İyon: Az çözünen tuzlarda denge eşitliğinde bulunan iyon ve moleküller ortak tanecik olarak nitelenir. Ortak tanecik sayısının değişimi denge konumunu değiştirdiğinden ötürü çözünürlüğü de değiştirir.
AgCI ün doymuş çözeltisinde ortak iyon Ag+1 ve CI-1 dir.
AgCI(k) ↔ Ag+1(suda) + CI-1(suda)
Ag+1 veya CI-1 derişimini değiştirecek bir etki yapıldığında denge konumu girenler yönünde bozulur ve AgCI ün çözünürlüğü azalır. Bu nedenle AgCI ün dengede olduğu bir çözelti sistemine AgNO3 ilave edildiğinde Ag+1 derişimi arttığından sistem bunu azaltmak ister ve AgCI çöker. Benzer şekilde NaCI ilave edildiğinde CI-1 derişimi artar ve AgCI çöker. Sonuç olarak, AgCI ün çözünürlüğü azalır.
DERİŞİM (KONSANTRASYON)
Bir çözeltide çözünmüş madde miktarı derişim ile ifade edilir. Derişim, verilen bir çözücüde ya da çözeltide bulunan çözünen miktarının bir ölçüsüdür. Derişim genel olarak aşağıdaki eşitlik ile hesaplanır.
C=M/V
Bu eşitlikte C; derişim, m; çözünen kütlesi, V; çözelti hacmidir.

Özel Derişim Çeşitleri:

1- ppm (milyonda bir kısım):
Çözeltilerde bir bileşenin kütle ya da hacim yüzdesi çok küçük ise, çözelti derişimini genellikle başka bir birimle belirtiriz. 1 kg çözeltide çözünmüş maddenin mg olarak kütlesine milyonda bir kısım (part per million; ppm) denir.
2-Molarite:
1 litre çözeltide çözünmüş maddenin mol sayısına molarite denir. Molarite için şu bağıntıyı verebiliriz:
molarite(M)= çözünen miktarı(mol) / çözelti hacmi(L) = n / V
3-Molalite:
Molalite, sıcaklıktan bağımsız ve aynı zamanda mol kesri ile de orantılı olan bir derişim birimidir ve çözünenin mol sayısının çözücünün (çözeltinin değil!) kg cinsinden miktarına bölünmesiyle elde edilir.
Molalite(m)= çözünen miktarı(mol) / Çözücünün kütlesi(kg)
4- Normalite:
1 litre çözeltide çözünmüş maddenin eşdeğer gram sayısına normalite denir. Aşağıdaki eşitlik ile hesaplanır:

1- Hacimce Yüzde:
Sıvı- sıvı karışımları için kullanılan % derişim çeşididir. 100 mL çözeltideki çözünenin hacmine, hacimce % denir ( v/v ) % ile gösterilir.
2- Kütlece Yüzde:
Genellikle katı-katı karışımlarında kullanılan bir derişim çeşididir. 100 gr çözeltide veya karışımda çözünenin kütlesine, kütlece % denir ve ( m/m ) % ile gösterilir.
3- Kütle/Hacimce Yüzde:
Genellikle katı-sıvı çözeltileri için kullanılan bir derişim çeşididir. 100 mL çözeltide çözünmüş maddenin kütlesine, kütle/hacimce % denir ve ( m/V ) % şeklinde gösterilir.

Fiziksel çözülmeye etki eden faktörler

DIŞ KUVVETLER
KAYALARIN ÇÖZÜLMESİ, TOPRAK OLUŞUMU VE TOPRAK ÇEŞİTLERİ
1. Kayaların Çözülmesi
Kayalar ve taşlar, dış olayların etkisi altında zamanla değişikliğe uğrayarak paslanmış, çürümüş gibi bir görünüm alır. Zamanla taşı oluşturan mineraller arasındaki bağ gevşer ve taş parçalara ayrılır, ufalanır. İşte, kayaların ve taşların uğradıkları bu değişikliklere çözülme denir. Kayaların yapısal değişikliğe uğraması iki şekilde gerçekleşir.
• Fiziksel (Mekanik) Çözülme
Kayaların, kimyasal yapıları değişmeden, yalnızca fiziki yapılarında görülen parçalanma, ufalanma ve ayrışma olayıdır.
Fiziksel çözülme, daha çok aşırı sıcaklık farkı görülen yerlerde, kayaların gündüzleri aşırı sıcaktan genişlemesi, geceleri de aşırı soğuktan dolayı büzülmesi sonucu gerçekleşir.
Fiziksel çözülme, çöl, karasal, step, tundra gibi, aşırı sıcaklık farkı görülen iklimlerin etkili olduğu yerlerde daha kolay meydana gelir.
• Kimyasal çözülme
Kayaları oluşturan unsurların eriyerek, kimyasal bileşimlerinin değişmesi sonucundaki parçalanma, ufalanma ve ayrışma olayıdır. Kimyasal çözülme, daha çok, sıcaklık farkının az olduğu sıcak ve nemli iklim bölgelerinde görülür. Ekvatoral, Muson, Okyanus ve Akdeniz iklimlerinin etkili olduğu yerlerde daha kolay meydana gelir.
2. Toprak Oluşumu
Çözülmeye uğrayan kayaların yüzeyi zamanla, ayrışmış mineraller, organik maddeler ve mikroorganizmalardan oluşan bir örtüyle kaplanır. Bu örtüye toprak denir. Toprak tabakası, yerkabuğu üzerinde bulunur. Kalınlığı birkaç cm den, 2 – 3 m ye kadar olabilir. Oluşumunu tamamlayan bir toprak kesitinde;
• Ana kaya,
• Ayrışmış kaya,
• Ham toprak,
• Olgun toprak,
katları bulunmaktadır. Bu katlara horizon adı da verilir. Horizonlar harflerle isimlendirilir.

Toprağın en üst katı olan A Horizonu, bitkisel artıkların ayrışması ile oluşmuştur ve organik madde bakımından zengindir. Genellikle koyu renklidir. Bitkiler bu tabakada tutunur ve yetişip gelişir. B horizonu, toprağın üst katından taşınan, kireçler, killer ve minerallerin biriktiği ham toprak tabakasıdır. C horizonu ana kayanın özelliğini taşıyan ayrışma katıdır. D horizonu ise, toprağın ana özelliğini belirleyen ana kayanın bulunduğu kattır.
Bitki artıklarının toprakta birikmesiyle oluşan, koyu renkli organik maddeye humus denir. Humus, kayaların ufalanması veya ayrışmasında etkili değildir. Toprağa verimlilik kazandıran bir maddedir.
3. Toprak Çeşitleri
Taşınmış Topraklar (Azonal Topraklar): Akarsular, rüzgârlar ve buzullar gibi dış kuvvetlerin, çeşitli sahalardan aşındırarak taşıdıkları materyalleri biriktirmeleriyle oluşan topraklardır.
Bunlardan;
• Akarsu biriktirmesiyle oluşanlara alüvyal topraklar,
• Buzul biriktirmesiyle oluşan topraklara moren topraklar,
• Rüzgâr biriktirmesiyle oluşan topraklara da lös topraklar denilmektedir.
Yerli Topraklar (Zonal Topraklar): Kayaların, bulundukları yerlerde çözülmeleriyle oluşan topraklardır.
a. Nemli Bölge Toprakları
• Tundra Toprakları
Kutuplara yakın, soğuk tundra bölgelerinin topraklarıdır. Toprak genelde ya donmuş haldedir ya da bataklık halinde bulunur. Bu nedenle tarım yapmaya elverişli değildir. Türkiye’de bu tür topraklar görülmez.
• Podzol Topraklar
İğne yapraklı ormanlarla kaplı, soğuk ve nemli iklim bölgelerinin topraklarıdır. Çok yıkanmış olduklarından üst kısımlarının rengi soluklaşmıştır. Yine aynı sebepten dolayı, topraktaki besin maddeleri de azdır. Bunun sonucunda verimsizleşmiştir. Türkiye’de, Batı Karadeniz Bölümü’nde kahverengi ve kırmızımsı sarı podzolik topraklar yaygındır.
• Kahverengi Orman Toprakları
Nemli orta kuşağın, geniş (yayvan) yapraklı ormanlarla kaplı bölgelerinde görülür. Humus bakımından zengin oldukları için verimlidirler.
Türkiye’de, bu tür topraklar, Karadeniz Bölgesi’nde yaygın olmakla birlikte, İç Anadolu’nun 1000 – 1200 m’den yüksek alanlarında da yer yer görülür. İç Anadolu’da, daha çok Kuzey Anadolu Dağları’nın güneye bakan yamaçlarında yaygındır.
Yine, Trakya’nın kuzeyinde Yıldız Dağları’nda, İçbatı Anadolu’da, Güneydoğu Toroslar üzerinde de kahverengi orman topraklarına rastlanır.
• Kırmızı Topraklar (Terra – rossa)
Nemli subtropikal iklim bölgesi ile Akdeniz iklim bölgelerinde, genellikle kalkerler üzerinde görülen topraklardır. Toprağa kırmızı rengini veren bileşimindeki demiroksittir.
Türkiye’de, Akdeniz Bölgesi ile Kıyı Ege ve Güney Marmara’da yaygın olarak görülür.
• Laterit Topraklar
Dönenceler arasında yer alan, sıcak ve nemli iklim bölgelerinin karakteristik toprak tipidir. Şiddetli bir kimyasal çözülme sonucu oluşur. Rengi kiremit kırmızısıdır. Humus oranı azdır. Buna bağlı olarak verimli değildir. Türkiye’de tam olarak laterit özelliği taşıyan toprak görülmez. Ancak, Doğu Karadeniz Bölümü’nde, laterit türü (lateritleşmiş) topraklara rastlanabilmektedir.
b. Kurak Bölge Toprakları
• Çernezyomlar
Çernezyomlar, Orta Kuşağın yarı nemli step bölgelerinde görülür. Kara topraklar adı da verilir. Fazla yıkanmadıkları için mineral ve kireç bakımından zengindir. Toprağın üst kısmında, steplerden oluşan bitki artıklarının oluşturduğu, kalın bir humus tabakası vardır. Bu nedenle Dünya’nın en verimli toprakları arasındadır.
Çernezyomlar, ülkemizde en yaygın olarak, Erzurum – Kars Plâtosu’nda oluşmuştur. Ayrıca, İç Anadolu Bölgesi’nin kuzey kesiminde de yer yer bu tür topraklar görülmektedir.
• Kestane veya Kahve Renkli Step Toprakları
Az yağış alan step iklimlerinde görülen topraklardır. Üzerindeki bitki örtüsü seyrek olduğu için, humus oranı azdır. Bu yüzden verimleri düşüktür. Türkiye’de, Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu plâtoları ile İçbatı Anadolu’da yaygındır.
• Çöl Toprakları
Çöl iklim bölgelerinde görülür. Çok az yağış alıp, fazla yıkanmadıkları için, kireç ve tuz oranı oldukça fazladır. Humus, hemen hemen hiç yoktur. Bu topraklarda tarım yapılamaz.
Türkiye’de, bu tür topraklar görülmemekle birlikte, Tuz Gölü çevresinde çölleşmiş topraklara rastlanır.
B. YER GÖÇMELERİ VE KAYMALAR
Herhangi bir yamacın, bir kısmının kayarak aşağıya doğru yer değiştirmesine yer göçmesi ya da heyelan denir. Eğer, ana kaya üzerinden yalnızca toprak örtüsü kayıyorsa, buna da yer kayması adı verilir.
Yer Göçmeleri ve Yer kaymalarını oluşturan etkenler
a. Fazla eğim: Yer göçmeleri ve kaymalarına etki eden en önemli faktör eğimdir. Düz bir arazide diğer şartlar olsa bile heyelan olayı gerçekleşmez. Vadilerle çok yarılmış dik yamaçlı yerlerde, göçmeler daha çok ve daha sık görülür.
b. Şiddetli yağış: Yağışlarla yeryüzüne düşen sular, toprak arasına sızar. Bu durum sürtünmeyi azaltır. Bünyesine su alan topraklar kayganlaşır. Göçmelerin ve kaymaların, çoğunlukla sürekli bol yağışların düştüğü ve karların eridiği dönemlerde meydana gelmesinin sebebi budur.
c. Yerçekimi: Yer kaymaları ve göçmelerini harekete geçiren kuvvet yerçekimidir. Kuvvetli yerçekimi, toprak tabakalarının aşağılara doğru kaymasında etkilidir.
d. Tabakaların durumu: Tabakaların eğiminin yamaç eğimine paralel olduğu yerlerde heyelan daha kolay olur. Tabakalar eğime dik ise, bu durumda heyelan olma ihtimali azalır. Daha çok toprak kayması görülür.
e. Kayanın ve toprağın cinsi: Kayalar ve topraklar farklı dirençtedir. Bazıları kolay, bazıları da zor aşınıp koparlar. Bazıları ise, bünyesine suyun hepsini alarak kayma için elverişli bir ortam hazırlar.
Türkiye’de yer göçmeleri ve kaymalar
Türkiye’de yer göçmeleri ve kaymalar en çok Karadeniz Bölgesi’nde özellikle Doğu Karadeniz Bölümü’nde görülür. Sürmene, Of, Geyve, Sera, Çatak ve Senirkent heyelanları ülkemizde son elli yılda meydana gelen birçok yer göçmesinin başlıcalarıdır.
İklim olaylarına bağlı olarak, kar erimeleri ve yağmur şeklindeki yağışlardan dolayı, en fazla heyelan ilkbaharda, en az heyelan yaz ve sonbahar mevsimlerinde görülmektedir.
Yer göçmeleri yeryüzü şekillerinde değişiklik yapar. Örneğin, Tortum Gölü, eski bir tarihte yer göçmesi sonucu, Tortum Çayı vadisinin tıkanmasıyla oluşmuştur. Trabzon’un batısındaki Sera Gölü de 1950 yılındaki bir yer göçmesi sonucu meydana gelmiştir.

Sponsorlu Bağlantılar

Yorum Yapılmamış --> "Fiziksel çözülmeye etki eden faktörler"

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Current ye@r *