Gaziantep’te gezilecek görülecek yerler, tarihi ve doğal güzellikler, doğal varlıkları ve unsurları

55 0
Sponsorlu Bağlantılar

Gaziantep Kalesi

gaziantep'in gezilmesi gereken tarihi yerleri-gaziantep.jpg

Gaziantep şehir merkezinde, gerek ihtişamı ve heybetiyle, gerekse bir sır gibi gizlediği tarihiyle dikkati çeken Gaziantep Kalesi, Türkiye’deki kalelerin en güzel örneklerindendir.

Kalenin ne zaman ve kimler tarafından inşa edildiği hususunda kesin bir bilgi olmamakla beraber, yapılan incelemeler sonunda kalkolitik dönemden itibaren iskan gördüğü bilinmektedir. Bugünkü biçimini ise Bizans İmparatoru Justinyanus döneminde M.S. 6. yüzyılda almıştır..
Kale, daire planlı olup, çevre uzunluğu 1200 metredir.Büyük taşlardan örülmüş duvarlar12 kule burçla desteklenmiştir.Kalenin üzerinde cami, sarnıç ve yapı kalıntıları bulunmaktadır.Alt bölümlerde üst yapıya destek sağlamak amacıyla büyük odalar, galeriler ve dehlizler inşaa edilmiştir.Ana kütle altında ise bir su kaynağı bulunmaktadır.

BELKIS (ZEUGMA)

Belkıs / Zeugma , Gaziantep’in Nizip ilçesinin 10 km. doğusunda , Fırat Nehri kenarında aynı adı taşıyan köyde yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerinde yer almaktadır.

Büyük İskender’in genarellerinden Selevkos Nikator | M.Ö. 300’de Belkıs / Zeugma’nın ilk yerleşimi olan Selevkeya Euphrates kentini kurar. Belkıs / Zeugma , M.Ö. 64 yılında Roma İmparatorluğu’nun topraklarına katılır, ismi ise geçit ve köprü anlamına gelen Zeugma olarak değiştirilir. M.S. 256 yılında Sasani kralı Sapur | Belkıs / Zeugma’yı ele geçirerek kenti yakıp yıkar. Bu tarihten itibaren Zeugma bir daha kendini toparlayamaz ve Roma dönemindeki ihtişamına ulaşamaz. Belkıs / Zeugma ; M.S. 4.yüzyılda Geç Roma, M.S. 5. ve 6. yüzyıllarda ise Erken Bizans hakimiyetine girmiştir. M.S. 7. yüzyılda Arap akınları neticesinde Belkıs / Zeugma terk edilir. Daha sonraları M.S.10. ve 12. yüzyıllar arasında küçük bir Abbasi yerleşimi bölgede yer alır ve M.S. 17. yüzyıl da ise Belkıs köyü kurulur.
Belkıs / Zeugma , Kommagene Krallığı’nın dört önemli kentinden birisidir. Helenistik dönemde “Fırat Seleukeia”sı adıyla anılmış olan kent, Fırat Nehri üzerinde bir iskelesi bulunan ve Antakya’dan Çin’e uzanan İpek Yolu’nun Zeugma’dan geçmesi dolayısıyla önemli bir ticaret potansiyeline sahip antik bir şehirdir. Roma döneminde buraya Anadolu’lu askerlerden oluşturulan “Sikitia (İskit) Lejyonu” adı verilen askeri birlik konuşlandırılmıştır. Bu birlik daha sonraları, daha bir Romalı karekter kazanarak “Dördüncü Lejyon” adıyla görev yapmış olup, Zeugma’da özellikle asker karekterinin ağır bastığı bir nekropol heykeltraşlığı akımının başlamasına neden olmuştur.Bu alanda steller, kaya kabartmaları,heykeller ve sunaklar gibi değişik formlarda ortaya koyduğu örneklerden yeni oluşmaya başlayan Zeugma karekterini hissettirmiştir.Zeugma, Roma döneminde biraz da Lejyon merkezi olmanın verdiği canlılıkla oldukça zenginleşmiştir. Belkıs / Zeugma ile Fırat’nın karşı kıyısındaki Apameia kentine bağlantı sağlayan, büyük olasılıkla ağaç kütüklerinden yapılmış sallara dayanan ahşap bir köprü bulunmaktaydı. Nitekim burada o dönemin büyük bir gümrük olduğu ve azımsanmayacak miktarda bir sınır ticaretinin yapıldığı belirlenmiştir.Çünkü günümüzde İskeleüstü olarak adlandırılan tepede yapılan kazılar sonucunda bir arşiv odasında Bulla adı verilen 65.000 adet mühür baskısı ele geçirilmiştir.
Papirus, parşomen, para torbaları ve gümrük balyalarını mühürlemede kullanılan bu mühür baskıları Zeugma’da güçlü bir haberleşme ağının yanında büyük bir ticaretin yapıldığını da göstermektedir.
Fırat’ın kıyısından başlayarak batıya doğru 300 metre yükselen engebeli yamaçlar, akropol eteklerine kadar yerleşim yeridir. Bu yamaçlarının güney ve batı kesimi nekropol, doğu ve kuzeydoğu tarafları mahalleler, kuzey kesimi ise kentin yönetimi ve toplumsal bölümleri ile lejyon bölgesi idi. Akropol’ün üzerinde ise, kentin adına bastırılan Zeugma sikkelerinde sıkça rastlanan Tykhe Tapınağı bulunmaktaydı.
Şimdiki haliyle şehir, yaklaşık 4-5 metre kalınlıkta toprak dolgu altındadır ve bütün alan Antep fıstığı ağaçlarıyla kaplıdır.Toprak üzerinde ise sadece birkaç yapı izi ile birkaç mimari parça izlenebilmektedir.Uzun yıllardan beri kaçak kazı ve tarihi eser kaçakçılığına maruz kalan bölge önemini 1992 yılında kaçakçılara karşı Gaziantep Müzesi’nce Arkeolog Dr. Rıfat ERGEÇ başkanlığında başlayan kazılarla göstermiştir.İlk kazılarda bir Roma villası ortaya çıkarılmıştır.Daha sonraları iki villanın teras mozaikleri çıkarılarak Gaziantep Müzesi’ne taşınmıştır. Belkıs / Zeugma da 1987, 1992-1997,1993-1994,1996-1998 ve 1998-1999 dönemlerinde zaman zaman yabancı Üniversitelerden Arkeolog ve ekiplerin katıldığı arkeolojik kazılar yapılarak çok kaliteli bronz eşyalar ve heykelcikler (bronzdan kanatlı ayaklar) , sikkeler, heykeller, mezar stelleri ve kabartmalar elde edilmiştir. Bu eserler Gaziantep Müzesi Belkıs / Zeugma Salonunda sergilenmektedir. Zeugma kentinin ileri gelenleri, zenginleri, yüksek rütbeli subayları gibi elit tabakanın oturduğu anlaşılan villalar bölgesi tamamen Fırat manzarasına hakim ve güney rüzgarlarına açıktır.
1992 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan M.S. 2. yüzyıla tarihlenen Roma villasında Atriumlu plana sahip olan evin baş odası (tablinium) ve önündeki galeride sanat değeri çok yüksek mozaikler bulunmuştur.7,5 x 3,75 metre boyutunda olan mozaik döşemede üzüm ve şarap tanrısı Dionysos ve karısı Ariadne’nin düğün merasimi tasvir edilmiştir.Fırat taşlarıyla işlenmiş olan mozaiklerde, tonlarıyla birlikte 13 renk kullanılmıştır.Bu sanat değeri çok yüksek olan mozaikler yerinde korunarak sergilenmek üzere önlemler alınarak ziyarete açılmıştır.Fakat ülkemizin bir çok bölgesinde olduğu gibi bu sanat şaheserinin de 2/3’ü, 1998 yılı Haziran ayı içerisinde bazı şahıslar tarafından yerinden sökülerek çalınmıştır.Dionysos’un düğün merasiminin işlendiği bu eşsiz mozaiğin çalınmasının ardından kalan diğer parçalar korunması için yerinden sökülerek Gaziantep Müze Müdürlüğü’ne taşınmıştır.
Baraj inşaatının başlayacağını göz önünde bulunduran Kültür Bakanlığı, 1995 yılında Gaziantep Müze Müdürlüğü başkanlığında ve Nautes Üniversitesi’nden bir Fransız arkeleoji ekibinin katılımıyla yoğun kurtarma kazılarını başlatmıştır.
1999 yılı sonbaharında Mezar üstü mevkiinde ilk buluntuların ortaya çıkarıldığı alanla, Zeugma uluslararası bir üne kavuşmuştur. Bundan sonra Gaziantep Valisi başkanlığındaki İl Encümen üyelerinin destekleriyle Gaziantep Valiliği İl Özel İdaresinden sağlanan kaynaklarla Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nce kurtarma kazılarına hız verilmiş olup, bu kazılarda iki Roma villası tamamıyla gün ışığına çıkartılmıştır.M.S.256 yılında Sasani saldırısıyla yakılıp yıkılan ve yangın katının altında kalan bu villalar; birinci katın eriyen ker*** duvarları, daha sonra da yukarı teraslardan akıp gelen 3 metre kalınlığında erozyon toprağı ile örtülerek günümüze kadar korunmuştur.Bu sebeple oda içlerinde çok sayıda sikke, bronz şamdan, pişmiş topraktan kandil ve çömlekler, mozaikler ve freskler ele geçirilmiştir. Ayrıca sırt üstü yatar şekilde duran bir MARS heykeli de bulunmuştur. Kurtarma kazılarına devam edilmekte olup,kazı alanlarından çıkartılan mozaikler ve diğer tarihi eserler su altında kalmaktan kurtarılarak Gaziantep Arkeoloji Müzesi’ne taşınmıştır.Bu kurtarma kazılarına merkezi Gaziantep’te bulunan Sanko Holding’in ve Birecik Barajı Konsorsiyumu’nun katkıları olmuştur.
Bir anlamda Anadolu’nun kapısı sayılan iki önemli geçide Fırat Nehri sadece iki yerden izin vermiştir.Bunlardan birincisi Samsat (Samosata), diğeri de Belkıs / Zeugma’dır.
Samsat, Atatürk Barajı’nın suları altında kalmıştır.Birecik Baraj gölünde su tutulma işleminin tamamlanmasıyla birlikte Belkıs / Zeugma’nın yaklaşık 1/5’lik bölümü sular altında kalacaktır. Merkezi ABD’de bulunan PACKART Humanity Institute’ün maddi destekleri ve GAP İdaresi Başkanlığı’nın aracılığıyla;bu bölgede su tutulma işlemleri sona erene kadar Gaziantep Müze Müdürlüğü başkanlığında çok uluslu bir ekip kazı, belgeleme ve kurtarma çalışmalarına devam edilmektedir.TİLMEN HÖYÜK

Tilmen Höyük, İslahiye ilçesinin 10 km. uzaklıktadır. Bölgenin en büyük höyüklerinden olup 24 metre yüksekliktedir.Yapılan kazılardan buranın M.Ö. 3 bin yılının son döneminde büyük bir şehir olduğu ortaya çıkmıştır.Şehir iç ve dış kaleden oluşmaktadır.Kalenin surları büyük ve düzgün kesme taşlardan yapılmıştır.

YESEMEK

Gaziantep Müze Müdürlüğü’ne bağlı olarak faaliyet gösteren Yesemek Açık Hava Müzesi, İslahiye ilçesinin güneydoğusundaki yamacın üzerinde yer alır. Bu yamaç “Karatepe Sırtı” adı ile tanınmakta olup, Kurt Dağı’nın güney uzantısını teşkil etmektedir. Müze’nin İslahiye ilçesine uzaklığı 23 km. Gaziantep’e uzaklığı ise 113 km. olup yolu asfalttır. Ulaşım İslahiye ilçesinden olduğu gibi Hatay’a bağlı Akbez yolu ayrımından Kilis iline giden yolla da sağlanmaktadır.
Müze; yayınlara “Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi” olarak geçmiştir. Arazi menekşemsi gri renkte, dolarit diye de tanımlanan bazalt taşlardan oluşmaktadır. Bazalt taşlar gayet sert ve çok ince gözenekli olup son derece kalitelidir.

Bu resim yeniden boyutlandırıldı. Resimin özgün boyutunu görmek için buraya tıklayın.


Yesemek ilk defa 1890 yılında Zincirli’de (Sam’al) kazı yapan Felix Von LUSCHAN tarafından keşfedilmiştir. Buradaki sistemli araştırma ve kazı çalışmaları 1958 – 1961 yılları arasında Prof. Dr. Bahadır ALKIM başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmüş ve 200’e yakın heykel taslağı çıkarılmıştır. Geçtiğimiz yıllarda ise Arkeolog İlhan TEMİZSOY tarafından yapılan arkeolojik kazılarda toprak altında kalan heykellerin gün ışığına çıkarılması ile 300 adet yontu ve heykel taslağına ulaşılmış; sözkonusu alan Gaziantep Müzesi Müdürlüğü tarafından çevre düzenlemesi yapılarak Açık Hava Müzesi haline getirilmiştir.
Yapılan araştırmalar atölyenin, bölgenin Hitit hakimiyetine girdiği, İmparator Suppilluma I zamanında yani M.Ö. 1375 – 1335 tarihleri arasında işletmeye açıldığını ve burada yörenin yerli halkı Hurlar’ın çalıştırıldığını göstermektedir. Hitit İmparatorluğu, şehirlerinin deniz kavimlerince tek tek ele geçirilmesiyle yıkılmaya yüz tutmuş ve Güneydoğu Anadolu’ya çekilerek feodal krallıklar haline gelmiştir. Hititlerin bu döneminde Genç Hitit Dönemi adı verilmektedir. Kurulan bu krallıklardan biri olan Sam’al(Zincirli) krallığı krallığı M.Ö. IX. Yüzyılda Yesemek’inde içinde bulunduğu bu bölgeye hakim bir krallıktır. Bu yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren atölye tekrar faaliyete geçmiştir. Bu devrede yapılan heykellerde bölgenin siyasi durumu nedeni ile Asur, Hitit ve Suriye unsurları görülmektedir.Daha sonra bu bölgeye gelen Aramiler de heykellere kendi izlerini bırakmışlardır. Birçok devletin çeşitli izlerini taşıyan bu bölge, sanatsal açıdan daha önemli bir konuma gelmiştir. Sam’al krallığı M.Ö. VIII. Yüzyılın son çeyreğinde Asurlular tarafından yıkılmış ve bölge Asur egemenliğine girmiştir. Bu dönemden sonra taş ocağı heykel atölyesi işlerliğini kaybetmiş ve çalışan halk burayı terk etmiştir. İşte o zamandan 1890 yılına kadar yesemek susmuş ve beklemiştir.
Yaklaşık 100.000metrekare alanı kaplayan Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesinin nasıl işletildiği, bu çalışmalarda hangi teknik ve malzemelerin kullanıldığı yerinde örnekleri ile adım adım izlenebilmektedir. Taş bloklar çıkartılmadan önce bazalt sivrilerinin yüzeyleri balyoz, çekiç ve taşçı kalemi ile düzeltilmekte olup bu aşamalardan sonra taşın kenarları, daha sonra da orta kısımları düzeltilmektedir. Kesilmek istenen blok kenarına oyuklar açılmakta ve bu oyuklara kuru ağaç sıkıştırılmakta, kuru ağaçlar ıslatılınca genişlemekte ve oluşan basınçla çatlaklar meydana gelmektedir. Bu çatlaklar balyoz kamalarla genişlemekte ve kaya ana kütleden ayrılmaktadır. Taş ocağında hazırlanmış bu bloklar dağın yanındaki heykel atölyesine getirilmekte ve burada şekiller, şanlonlar ile bloklar üzerine çizilmektedir. İlk aşamada bu şeklin konturları kabaca belirlenmekte, daha sonra bazı detaylar işlenerek yer yer perdahlanmaktadır. Üçüncü aşama olarak detayların daha özenli işlendiği ve daha ince perdahlanarak düzeltildiği görülmektedir. Eserin en son rötuşlarının ise kullanıldığı mimari yapı içinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Bütün evrelere ait yontu taslaklarını bugün Açık Hava Müzesinde yerinde izlemek mümkündür.
Yesemek açık hava müzesinde 300’ün üzerinde yontu taslağı mevcuttur. Bunlar sfenksler, aslanlar, dağ tanrıları, savaş arabaları, karışık yaratıklar ve çeşitli mimari parçalardan oluşan zengin bir kolleksiyondur.
Sonuç olarak büyük bir organizasyon ile işletildiği anlaşılan Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi taşların ocaktan kesilmesi yontu taslaklarının hazırlanması ve tamamlanmasına kadarki evrelerin teker teker örnekleri ile görülebileceği dünyada eşi başka bir benzeri olmayan heykel okulu niteliğindedir.
O dönemde bu büyüklükte bir sahayı kaplayan atölyeye ve atölyede meslek icra eden heykeltraş sayısına, günümüzde meydana gelen teknolojik ve sanatsal gelişmeye rağmen ulaşmak mümkün olamamıştır. Bu da o dönemde burada yaşayan insan topluluklarının sanata verdiği önemin büyüklüğünü göstermektedir.

..::GAZİANTEP TARİHİ YERLER::..
MÜZELER


a)Hasan Süzer Etnoğrafya Müzesi:

       Müze binası ana kaya içine oyulmuş mahsen üzerine üç kattan oluşmaktadır. İkisi anayoldan diğeri ara sokağa açılan üç girişi vardır.
Ön cephedeki işlemeli büyük kapıdan “Hayat” adı verilen avluya, küçük kapıdan ise “Selamlık” denilen bölüme geçilmektedir.
Bina içerisinde Antep savunmasında kullanılan silahlar, savaş araçları, belgeler, kahraman ve şehitlerin fotoğrafları ayrı bir bölümde sergilenmektedir. Müzede yer alan diğer bölümler günlük yaşamdaki fonksiyonlarına göre yörenin eşyası ile donatılmış, mankenlerle teşhire canlılık ve gerçekçilik verilerek geçmiş hayatı günümüzde bizlere sunmaktadır. İlimize gelen yerli ve yabancıların hayranlığını kazanmış bir müzemizdir.

b) Gaziantep Arkeoloji Müzesi:

       Şehrin merkezinde gerek ihtişamı ve heybetiyle, gerkese bir sır gibi gizlediği tarihi ile dikkati çeken kale, ilimizin en önemli kültür varlıkları arasında yer alır. Kalenin ne zaman ve kimler tarafından inşa edildiği kesin olarak bilinmemekle beraber, kalkolitik dönemden itibaren iskan edildiği bilinmektedir. Restorasyon çalışmaları devam eden kale , çok istenilmesine rahmen ne yazık ki yabancılar tarafından gezilememektedir.
Müze, neolotik dönemden kemik ve keramik parçaları kalkolotik ve

bronz çağa ilişkin çeşitli eşyaları, figürinleri, Hitit çivi yazılı tabletleri, mühürleri, Urartu, Hitit, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli eserleri bünyesinde sergilemektedir.
Yine Belkıs (Zeugma) ören yerinden elde edilen mozaik ve diğer heykeller, mezar taşları gibi eserler Belkıs (Zeugma) salonunda sergilenmektedir. 

c)Kurtuluş Müzesi:
Milli mücadeleye yıllarından günümüze kadar gelebilmiş savaş aletlerinin sergilendiği müzemizdir.

GAZİANTEP KALESİ


       Şehrin merkezinde gerek ihtişamı ve heybetiyle, gerkese bir sır gibi gizlediği tarihi ile dikkati çeken kale, ilimizin en önemli kültür varlıkları arasında yer alır. Kalenin ne zaman ve kimler tarafından inşa edildiği kesin olarak bilinmemekle beraber, kalkolitik dönemden itibaren iskan edildiği bilinmektedir. Restorasyon çalışmaları devam eden kale , çok istenilmesine rağmen ne yazık ki yabancılar tarafından gezilememektedir.
CAMİLER
       Hemen hepsinin yapımında kesme taş kullanılan Gaziantep Camileri plan ve süsleme bakımından farklıdır. Türk Memlukları devrine ait (1357) tarihli Boyacı camii en eski camidir. Yine Osmanlılardan kalan Ömeriye Aliyyünnacar ve Eyyüpoğlu camilerinin orijinal şekilleri Memluklar devrine aittir. Tarihi camilerimizden ilimize gelen yerli ve yabancılar tarafından gezilen yerlerimizdir.
HANLAR ve BEDESTENLER


Hanlar, Gaziantep’e gelen yabancıların mutlaka gezdikleri ve hayran oldukları tarihi yerlerimizdir. Bunlardan Anadolu Hanı ile Güven Hanı restore edilmiştir.Diğer hanlardan gezilebilenler ise ; Tuz Hanı, Millet Hanı, Belediye Hanı, İncioğlu Hanıdır. Binlerce yıldır ticaretle uğraşan kette bir çok çarşı ve bedesten vardır. 1781 tarihinde yaptırılan 5 kapılı, 80 dükkanlı Zincırli Bedesten halen hal olarak kullanılmaktadır. Yine Hicri 1281 yılında yaptırılan 72 dükkanlı Kendirli Bedesten de çarşı olarak kullanılmaktadır.

 

OYLUM HÖYÜK


Gaziantep – Kilis Karayolu üzerindedir. Kazı çalışmaları devam etmektedir.

 

DÜLÜK KÖYÜ (Antik Dolichones Kenti)


Gaziantep’in 12 Km Kuzeyinde yer alan Antik Dolichones Kenti, geçmişi tarih öncesi dönemlere uzanan, Palaolitik dönemlerden günümüze kadar iskan görmüş önemli merkezlerden birisidir. Antik Kent Alttaş (Palaolitik), Ortataş (Mezolotik) ve Üsttaş (Neolotik)dönemlerini yaşamış ve Türkiye’de Alttaş devrine ait buluntular , ilk kez burada ele geçmiştir. Buraya sırasıyla Hititler, Asurlar, Persler, Büyük İskender, Selevkoslar, Romalılar , Ermeniler, Haçlılar ve Müslüman Türkler hakim olmuştur. Dolichenos Antik Kent kalıntıları arasında; saray olduğu kabul edilen yapı kalıntıları, Helios Mabedi , dünyanın ilk sayı sistemının duvarlarına uyguladığı söylenen Şarklı (Keber) Mağarası kaya mezarları ve Dülükbaba Tepesini sayabiliriz. Ayrıca Kommange bölgesinde filizlenen ve antik dönemde bir inanç olarak ortaya çıkan , Hititlerin baş tanrısı TEŞUP (JÜPİTER) Dolichenos Kültürü , öncelikle bu bölgede yayılmış, daha sonra Anadolu’yu etkisi altına almıştır. Bu Kült’e Tanrı figürü bir boğa üzerinde ayakta durur vaziyette tasvir edilmiştir. Ellerini havaya kaldırmış, genelde sağ elinde bir çift ağızlı balta sol elinde bir yıldırım demeti tutmaktadır.

 

KARKAMIŞ


Antik dönemlerde doğunun önemli şehirlerinden birisi olan Karkamış’ın Güneyine düşmektedir. Antik kent günümüzde bir sınır kenti durumundadır. Batıdaki iç kale ve şehir Türkiye hudutlarında dış kale ve dış şehir Suriye hudutları içerisindedir. Kentin önemi antik dönemlerindeki stratejik konumundan kaynaklanmaktadır. Antik kentte birçok ilim adamı tarafından kazı çalışmaları yapılmıştır. İlk defa 1878 yılında İngiltere’nin Halep Konsolosu Seneke tarafından Karkamış’ ta hiyeroglif yazılı tabelalar bulunması bir anda ilim camiasını ilgisini çekmiştir.

 

YESEMEK AÇIK HAVA MÜZESİ


Gaziantep ilinin İslahiye ilçesine bağlı Yesemek köyündedir. Yayınlara “Yesemek Taşocağı ve Heykel Atölyesi” olarak geçen bu sit alanı , Köyün Karatepe denen yamacında yer alır. Bu arazi menekşemsi gri renkte ve son derece kaliteli bir bazalt damarına sahiptir. Dolarit diye de tanınan bu bazalt damarından yararlanmak amacı ile M.Ö.II.binin sonlarına doğru burada bir taş ocağı açılmış ve çıkarılan taş bloklarının işlendiği oldukça büyük bir heykel atölyesi kurulmuştur.
Yesemek ilk defa 1890 yılında Zincirli’de ( Samal ) kazı yapan Felix Von LUSCHAN tarafından keşfedilmiştir. Buradaki sistemli araştırma ve kazı çalışmaları 1958-1961 yılları arasında Prof.Dr. Bahadır ALKIM Başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmüş ve 200’e yakın heykel taslağı çıkarılmıştır.
Yapılan araştırmalar atölyenin, belgenin Hitit hakimiyetine girdiği ŞUPPİLLULİMA 1. devreye yani M.Ö 1375-1335 tarihleri arasında işletmeye açıldığını ve atölyede bölgenin yerli halkı HURLAR ‘ın çalıştığını göstermiştir. Hitit İmparatorluğunun deniz kavimleri tarafından yıkılmasıyla atölyedeki çalışmaların durduğu görülmektedir. Daha sonra Geç Hitit Krallıklarından Şamal ( Zincirli ) Krallığının M.Ö. IX.yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren atölyeyi yeniden faaliyete geçirdiği anlaşılmaktadır. Bu devreye ait yontularda bölgenin karışık siyasi nedeniyle Asur, Hitit ve Aramilerinde eserler üzerinde etkisini izlemek mümkündür. Bir çok devletin sanat özelliklerini taşıyan yontuların bulunması Yesemek Heykel Atölyesinin sanatsal açıdan önemini bir kat daha arttırmaktadır.

 

RUMKALE
       Gaziantep’in Yavuzeli İlçesine bağlı Kasaba köyünde bulunan Rumkale, Fırat Nehri ile Merziman Çayı’nın birleştiği yerde sarp kayalarla örtülü bir tepe üzerinde kurulmuştur. M.Ö. 840 yılında Geç Hitit döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir.Hz. İsa’nın Havarileri’nden biri olan Johannes (Yuhenna )’ nın Roma döneminde Rumkale’yi merkez yaparak Hristiyanlığın Gaziantep yöresinde yayılmasını sağladığı söylenir.

Yuhenna’nın mezarını kalede bulunduğu sanılmakta ve bu nedenle

Hristiyanlarca kutsal yerlerden sayılmaktadır.Rumkale, bölgedeki kalelerden en büyüğüdür. Görkemli yapısı , tabiat güzellikleri ve tarihi değeriyle gezilmeye değer tarihi eserlerimizden birisidir.
BELKIS HÖYÜK


Nizip’in doğusunda ve 12 km. mesafededir. Halfeti’ den Güney’e doğru akan Fırat’a bir kavis çizerek doğuya Birecik ‘e yöneldiği yerdedir. Harabe geniş bir yer kaplar. Höyük haline gelmiş olan yüksek bir kalesi vardır. Harabeler arasında Hitit, Asur, Roma, Bizans ve İslam dönemine ait kalıntılar bulunmuştur. Burası Roma ve Bizans dönemlerinin önemli bir yerleşim merkezi olmuştur. Çevrede Nekrapol ve mozaik kalıntıları vardır. Harabelerden çıkarılan eserler , Gaziantep , Ankara , İstanbul, Paris ve Berlin müzelerinde sergilenmiştir.

ANIT MEZARLAR


a ) Hisar Anıt Mezarı

Gaziantep ili Araban İlçesi Hisar Köyünde bulunan günümüze kadar sağlam kalabilmiş orijinal bir yapıdır. Kesme taştan yapılmıştır. Kare bir kaide üzerinde (4×4 metre ) dört köşedeki paye sütunlardan meydana gelen gövde ve bunun üzerinde pramidal külahtan teşekkül etmiştir. Bu külahın üzerinde kronik tipi sütun başlığı mevcuttur. Yaklaşık olarak M.S. 1. yüzyıla tarihlemek mümkündür.
b) Elif Anıt Mezarı
Elif köyündedir. Hisardaki gibi kesme taştan yapılmıştır. Kare planlı yüksek kaide üzerine oturan gövde ve üzerini örten tonozlu bir örtü sisteminden oluşmaktadır.

c) Hasanoğlu Anıt Mezarı
Araban ilçesi Hasanoğlu Köyünde bulunan 3. anıt mezar, büyük tahribatlar geçirmiştir. Kesme taştan inşa edilmiştir. Gövdenin sadece Güney ve Batı yönleri ayakta kalabilmiştir. Bu tür mezarlarda seced kaidenin altından doğrudan toprağa verilmekte veya mumlanarak muhafaza edilmektedir. Kaide kısmına sahte lahit konulmakta ceset ise lahit’in aşağısındaki ölü odasına konulmaktadır

TİLMEN HÖYÜK

       İslahiye İlçesinin 10 km. doğusundadır. Bölgenin en büyük höyüklerinden olup , 24 km. yüksekliğindedir. Araştırmalar burasının M.Ö.3000 yılının son döneminde büyük bir şehir olduğunu ortaya çıkarmıştır. Şehir iç ve dış kaleden oluşmaktadır. Duvarları büyük , düzgün kesme taştan yapılmıştır.
Höyüğün Kuzeydoğusunda 8 km yüksekliğinde 17 basamak ve rampayla çıkılan yuvarlak kuleler vardır. Kabartmalı ortostatlarda süslü saray geniş bir alanı kaplamaktadır.Höyükte pek çok araç-gereç,çanak-çömlek ve takılar,eşyalar çıkarılmıştır.Höyükle ilgili belirlenen tarih M.Ö.2000 ile 1000 yılları arasındadır.

Gaziantep’in Antik Yerleri   

 DÜLÜK ANTİK KENTİ
G
aziantep kent merkezinin 10 km kuzeyinde bugünkü Dülük köyünde bulunmaktadır. Tarihi İpek Yolunun üzerinde bulunan Antik Kent’ te M.Ö. 600.000 yılında Şarklı Mağarada insanların yaşadığına dair bulgular elde edilmiştir. Bu mağaradaki taş aletlerden bölgenin silah endüstrisindeki durumu tespit edilmiştir. Tarihte Doliçhe olarak bilinen kent Hititlerin baş tanrısı Teşup’un din merkezi olmuştur. Klasik dönemlerde de önemini koruyan Doliçhe ve Baş Tanrısı Teşup ; Roma dönemlerinde de önemini koruyarak Jupiter Doliçhenus diye anılmaya başlamıştır. Bu inanç Romalı askerler sayesinde avrupa içlerine, İngiltere’ ye Kuzey Afrika’ ya kadar yayılmıştır. Daha sonra idari ve dini özelliklerini Belkıs’a ve Ayıntap’ a kaptırarak önemini yitirmiştir.

Bugün köyün doğusunda kalan Keber tepesinde kazı çalışmaları yapılmakta olup, her gün yeni bulgular ortaya çıkarılmaktadır. Dülük Köyünün içinde ve çevresinde bulunan birçok kaya mezarları ise temizlenerek ziyarete açılmaktadır.

BELKIS (ZEUGMA)
Nizip ilçesinin 10 km. kuzey doğusunda yer alan antik kentte yapılan kazılardan buranın Helenistik, Roma ve Bizans döneminin önemli bir lejyon şehri olduğu tespit edilmiştir. Belkıs M.Ö. I. Yüzyılda bölgede egemen olan Kommegene Krallığının dört büyük şehrinden birisidir.

Antik kentte, Fırat Nehrine bakan yamaçlarda zenginlere ait evler ve bu evlerin tabanında çok sayıda mozaikler bulunmuştur. Nekropolde bulunan çok sayıdaki kaya mezarlardan ise mezar stelleri heykeller ve insan iskeletleri elde edilmiştir.

 

KARKAMIŞ HARABELERİ
Karkamış harabeleri Suriye sınırında bulunan Karkamış İlçesinin güneyine düşen ve bir kısmı Suriye topraklarında bulunan bir antik kenttir. Yapılan kazılardan kentin neolitik dönemden beri iskan gördüğü anlaşılmaktadır. Gılgamış Destanı Geç Hitit döneminde Karkamış şehrinin ortostatlarında tasvir edilmiştir. Buradan elde edilen eserler günümüzde Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir. Mayınlı askeri sahada bulunan harabeler, mayınlardan temizlenmeyi beklemektedir.

(Not: Günümüzde Karkamış Harabeleri Askeri bölgede olduğundan ziyarete kapalıdır. Ziyaret için Genel Kurmay Başkanlığından izin alınması gerekmektedir.)

 

GAZİANTEP’ TE BULUNAN İNANÇ TURİZMİ ESERLERİ

KENDİRLİ KİLİSESİ
Kendirli Kilisesi, Gaziantep İli, Şahinbey İlçesinde Atatürk Bulvarı üzerinde bulunmaktadır. Kendirli Kilisesi 1860 yılında Fransız Misyonerler ve III. Napolyon’ un yardımıyla inşa edilmiştir.

Kendirli Kilisesi daha sonraları Öğretmen Okulu olarak, günümüzde ise Milli Eğitim Müdürlüğü toplantı salonu olarak kullanılmaktadır. Zemin katına ise Öğretmenevi’ nin lokali bulunmaktadır. Kendirli Kilisesi, geniş bir bahçe içerisinde siyah kesme taştan bir temel üzerine beyaz kesme taştan yapılmıştır. Dikdörtgen planlı ve çatılıdır. Üç basamakla giriş kapısına ulaşılmaktadır. Giriş kapısı üçgen alınlıklı, yanlar da sütun payelidir. Kapı ahşap olup, üzerinde yarım daire şeklinde demir parmaklıklı bir pencere bulunmaktadır. Kilisenin tabanı kırmızı ve beyaz mermerle satranç tahtası şeklinde döşenmiştir. İç kısmı dört ayak üzerine çapraz tonozludur.

NİZİP FEVKANİ KİLİSESİ
Nizip Fevkani Kilisesi , Gaziantep’ in Nizip ilçesinde şehir merkezinde Şıhlar Mahallesinde bulunmaktadır. Ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmeyen kilisenin Bizanslılar döneminde yapıldığı zannedilmektedir. Günümüzde depo olarak kullanılan kilise, daha önceleri bir müddet han olarak’ ta işlev görmüştür.

 

ÖMERİYE CAMİİ
Gaziantep’ in Düğmeci mahallesinde bulunan bu tarihi cami, Antep’ in en eski camisidir. 607 Hicri (1210 Miladi) yılında tamir geçirdiği kayıtlarda yazmaktadır. Caminin kimin tarafından yapıldığı tam olarak bilinmemekle birlikte Halife Hz. Ömer zamanında yapıldığı ya da Hz. Ömer’ in kızından olma torunu Emevi Halifesi Ömer Bin Abdülaziz tarafından yaptırıldığı söylendiği gibi, birincisinin yaptırıp ikincisinin onarttığı hakkında söylentiler vardır. Caminin bir diğer adı da iki Ömer anlamında “Ömereyn” dir. Caminin taç kapısı ve mihrap ak-kara taşlarla örülmüştür. Minare şerefesinin korkuluklarında oyma taş işçiliğinin güzel örnekleri görülmektedir. Hatta minarenin bedeninde Antep savunmasının dehşetli günlerinden kalan mermi, şarapnel parçalarının izlerini görmek mümkündür.

Halk arasında anlatılan bir rivayete göre, bu cami her yıl biraz daha toprağa gömülmektedir. Tamamen battığı zaman kıyametin kopacağı gibi söylentiler vardır.

 

BOYACI CAMİİ
Bu cami Hamdi Kutlar Caddesi ile Kutlar Sokağının birleştiği yerde bulunmaktadır. Cami Kadı Kemalettin tarafından yaptırılmıştır. Caminin Minberi üzerindeki oyma kitabede 759 Hicri (1357 Miladi) tarihi yazmaktadır. Ancak bu tarihten daha önce yapıldığı kanaati hakimdir. Caminin özelliklerinden birisi de minberin alttan kızaklı olması ve duvarda özel olarak yapılan bölmesine girip çıkabilmesidir. Ayrıca Gaziantep’ in en büyük camilerinden olan Boyacı Camii’ nin içindeki ince ahşap işçiliği dikkat çekicidir.

AHMET ÇELEBİ CAMİİ
Ulucanlar Mahallesindedir. Caminin kurucusu Peygamber soyundan gelen Hacı Osman oğlu Şeyh Ramazan Efendidir. Bu eser Medrese, Cami, Kastel olarak peş peşe sıralanmıştır. Cami sonradan ilave edilen medreseyi yaptıran Ahmet Çelebi’ nin adı ile anılmaktadır. Caminin kitabesinde 1083 Hicri (1672 Miladi) tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Caminin kitabesinde bulunan kastele 12’ si kesme taştan, 32’ si oyma 44 merdivenle inilir. Cami ahşap işçiliğinin eşsiz örneklerini yansıtmakta olup, ayrıca kadınlarında ibadet etmeleri için ayrı bir bölümü vardır.

YUŞA PEYGAMBER TÜRBESİ
Bilindiği üzere Yuşa Peygamber (A.S.) İsrailoğulları’ ndan olup, Hz. Musa’ nın yeğenidir. İsrailoğulları’ nı göçebelikten kurtarır ve Arz-Kenan’ a yerleştirir.

Gaziantep’ te Boyacı mahallesinde Boyacı Camii’ nden Kavaflar Çarşısına doğru uzanan sokakta Pirsefa denilen mevkide tek katlı bir bina vardır. Bu binada iki oda içinde iki türbe bulunmaktadır. Bunlardan birisi rivayete göre Yuşa Peygamber’ e ait olup, diğeri ise Pirsefa Hazretlerine aittir.

PİRSEFA HAZRETLERİ VE TÜRBESİ
Pirsefa hazretleri ve Yuşa Peygamber aynı yerde yatmaktadır. Pirsefa’ nın Türbesi yerden 5 basamak aşağıdadır, üzeri kap çatılıdır. Çok eski bir yapı olduğu her haliyle bellidir. Fakat daha sonra restore edilmiştir. Mezarın bulunduğu yerde parmaklık halinde eski bir sanduka mevcuttur. Araştırma yapmak maksadıyla sanduka, duvarlar ve tavan dikkatle gözden geçirilmiş, ancak hiçbir sayı, yazı ve işarete rastlanmamıştır.

Pirsefa rivayetlere göre Hz. Yuşa’ nın türbedarıdır ve ölünce buraya gömülmüştür. Diğer bir rivayete göre Pirsefa, Medinelidir ve Ensardandır. Gaziantep’ in müslümanlar tarafından fethinde HZ. Ali kumandasında buraya gelmiş Karaçomak’ la yan yana harp edrken uğradığı zorlu bir kılıç vuruşu ile gövdesi ikiye bölünmek suretiyle şehit olmuştur. Bunun üzerine Hz. Ömer Yuşa’ nın yanına defnederek “ Kendini Peygamber-i Zişanla “ komşu ettim demiştir.”

 

RUMKALE (HROMGLA)
Rumkale (Hromgla), Gaziantep2 in Yavuzeli İlçesine bağlı Kasaba Köyünde, Fırat Nehri ile merziman çayının birleştiği Fırat’ ın batı sahilinde yüksek ve sarp kayalarla örtülü müstahkem bir tepe üzerindedir. Rumkale’ nin tarihi hakkında kesin bilgiler bulunmamakla birlikte çok eski tarihlerden beri Fırat boyuna hakim olmasıyla stratejik bir kale özelliğine sahiptir. İlk kez M.Ö. IX. Yüzyılın ortalarında Asur, Med,Pers, Roma ve Arapların hakimiyetinde kalmıştır. Antik dönemdeki adı Hromgla olan manastır görümündeki bu yerde Hz. İsa’ nın havarilerinden biri olan johannes (Yohenna)’ in Roma döneminde Rumkale’ yi merkez yaparak Hrıstiyanlığı Rumkale ve civarlarında yaymaya çalıştığı ve ayrıca kayadan oyma bir odada Yohenna’ nın İncil Müsveddelerini sakladığı, daha sonra ise Johannes İncilinin Beyrut’ a kaçırıldığı rivayet edilmektedir. Yohenna’ nın mezar’ ınında kalede olduğu ve bu nedenle de Hrıstiyanlarca da kutsal sayıldığı bilinmektedir.

Rumkale ,Haçlı seferleri sırasında Haçlılar’ın 1098 yılında kurmuş oldukları merkezi Şanlıurfa’da bulunan Urfa Haçlı Kontluğu’nun başlıca kalelerinden birisi olmuştur. Daha sonra Haçlılar’ın Mağlup edilip bölgeden çıkarılmasıyla 1292 yılında kale ve çevresi Müslümanlar tarafından ele geçirilmiştir. Müslümanların eline geçen Rumkale’ de ve bölgede Türk -İslam döneminde yapılan birçok eserler bulunmaktadır. Türk – İslam sanatının özelliklerinin de görülebileceği kaleden , kullanılmayacak kadar harabe olan birde mescit bulunmaktadır.
Rumkale’ nin toplam sekiz burcu mevcut olup, güneydeki kayalık uzantısı yarık şeklinde kesilmiş böylece kale girişi tek yöne aktarılmıştır. Giriş yolu üzerinde 30-50 metre aralıklarla kulelerle korunan bir geçit inşa edilmiştir. Kale iki sıra halinde olup, yarıya kadar toprağa gömülüdür. Rumkale bölgedeki kalelerin en büyüklerinden birisi olup, görkemli yapısı, tabiat güzellikleri ve İnanç Turizmi kapsamındaki konumu ile görülmeye değer tarihi yerlerden birisidir.

ŞEYH FETULLAH CAMİİ VE KÜLLİYESİ
Gaziantep’ in Kepenek mahallesindedir. Halk arasında bu camiye “ Aşağı Şeyh Camii” de denilmektedir. Caminin banisi keramet sahibi ve ermiş bir kişi olan Şeyh Fetullah ; Halife Hz. Ebubekir soyundan gelmektedir. Bu caminin diğer camilerden farklı olan özellikleri şunlardır.
1-Cami olarak inşa edilmiştir.
2-İlk yapıldığı gibi kalmış olup genişletilmemiştir.
3-Diğer camilerde Osmanlı ve Arap mimarisi özellikleri varken bu camide Selçuklu mimarisi özelliği vardır.
4-Banisinin kutsal sayılması, kendine özgü mimarisinin bulunması.
5-Antep Savunmasında Şehit olan Karayılan (Molla Mehmet)’ in mezarının burada bulunması.
6-Bu camin eşi benzeri dünyada bir daha yapılmamıştır.

ÖKKEŞİYE HAZRETLERİ VE TÜRBESİ
Gaziantep’ ten Adana’ ya doğru karayoluyla giderken Sakçagözü’ nü geçince. Nurdağı’ na ulaşmadan yolun sol tarafında uzaklarda yeşilliklerle çevrili bir tepe görülür. İşte bu tepede Kahramanmaraş ve Gaziantep bölgesinde binlerce insana adıdı veren Ökkeş yahut Ökkeşiye Hazretleri yatmaktadır. Ökkeşiye Hazretleri sahabeden bir zat olup, Gaziantep’ in Müslümanlar tarafından fethinde şehit düşen 5 kişiden biridir. Türbenin bulunduğu yere Ökkeşi’ye denmektedir. Türbe tam olarak dağın tepesinde bulunmakta ve türbenin alt tarafındaki kuyularda ise birkaç metre derinlikte bol su bulunmaktadır.

Rivayetlerde anlatılan,İslam inancına göre Peygamber efendimizin Peygamberlik mührünü gören cennetliktir. Peygamberimiz herkesle helalleşirken Ökkeşiye hazretleri ‘’Ya Resulullah Uhud Cenginde bana kırbaçla vurmuştunuz. Hakkımı ancak kısasla ödeşirim” der. Peygamberimiz (S.A.) Ökkeşiye Hazretlerine kırbacı verir ve vurmasını söyler. Ökkeşiye Hazretleri “ Siz bana sırtım çıplakken vurmuştunuz ya Resulullah” der Peygamber Efendimiz sırtını açar tam bu sırada Ökkeşiye Hazretleri Peygamber Efendimizin Peygamberlik mührünü görür ve öper. Daha sonra “ Kısastaki gayem buydu Ya Resulullah . Yoksa sizde bir hakkım varsa anam sütü gibi helal olsun” der.

Erkek çocuğu olmayan karı kocalar ve daha değişik maksatları olanlar Ökkeşiye Hazretlerinin Türbesini ziyaret ederler ve isteklerinin kabul edilmesi ve arzularına kavuşmak ümidiyle burada Allah’ a niyazda bulunurlar. Ayrıca Allah rızası için kurban keserler. Böylece de ziyaretten sonra doğan çocuğa genel olarak Ökkeş adı verilir.

İPEK YOLU
İpek Yolu; Asya’ yı Avrupa’ ya bağlayan ve üzerinde en çok ipek taşındığı için “İpek Yolu” adıyla anılan tarihi kervan yoludur.

Esasında bu yol Antakya’ dan başlayıp, Gaziantep’ten de geçerek İran ve Afganistan’ ın kuzeyinden Pamir Ovasına kadar girdi. Çin’ in en uç noktasından başlayıp Anadolu’ nun çeşitli yerlerinden geçerek İstanbul’ da birleşen ve oradan da Avrupa’ nın içlerine giden bu yol boyunca çeşitli alış-veriş merkezleri ve konaklama yerleri bulunur. Bu konaklama ve alış-veriş merkezlerinin şehirlerde bulunanlarına han, yol güzergahlarında bulunanlarına da kervansaray veya Menzil Hanı denilmektedir. 19.yüzyıl başlarına kadar kullanılan bu yapılardan günümüze Gaziantep’ te de önemli eserler kalmıştır. Gaziantep merkezine yaklaşık 1o km. mesafedeki Sam Köyünde bulunan han bir Menzil Han’ ı olarak inşa edilmiştir. İl Merkezinde halen Şire Hanı , Tuz Hanı, Tütün Hanı, Hışva Hanı, Mecidiye Han ı, Emir Ali Hanı, Anadolu Hanı, Kürkçü Hanı, belediye Hanı, Elbeyli Hanı, Yeni Yüzükçü Hanı, Hacı Ömer Hanı, Millet Hanı ve daha birçok hanlık varlıklarını sürdürmektedir.

Sponsorlu Bağlantılar

Yorum Yapılmamış --> "Gaziantep’te gezilecek görülecek yerler, tarihi ve doğal güzellikler, doğal varlıkları ve unsurları"

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Current ye@r *