19.04.2014

    Hayvanların üremesi

     Hayvanların üremesi hakkında herşey! Aşağıda hayvanların üremesi ile ilgili bilmeniz gereken tüm bilgiler detaylı olarak sizlere sunulmuştur.

    Omurgalı Hayvanların Üremesi

    Omurgalı Hayvanların Üremesi
    Omurgalı hayvanların tümü, insanlarda olduğu gibi eşeyli ürerler. Bütün omurgalılarda erkek ve dişi bireyler vardır.Memeli Hayvanlar: Yumurta dişi bireyin üreme sistemi içinde döllenir. Buna iç döllenme denir. Embriyo burada oluşur ve yavru ilk etapta burada gelişir. Yavrular ilk günlerde dişi hayvanın meme bezlerinden salgılanan süt ile beslenir. Memelilerde analık duygusu çok gelişmiştir. Çünkü yavru sayısı çok değil ve yavrular bakıma muhtaçtır.Kuşlar: Memeli hayvanlar gibi yumurta hücresi dişi üreme organında döllenir. Embriyo burada oluşur. Ancak, çevresi besin ve sert bir kabukla sarılan embriyo daha sonra dışarı çıkarılır. Kuşlar yumurtanın üzerine yatarak sıcak tutarlar. Bu olaya kuluçkaya yatma denir. Yavru gelişip, ana babasına benzer bir duruma geldiğinde kabuğu kırarak dışarı çıkar.
    Nesillerini sürdürebilmek için kuşlar da yavrularını beslemek, korumak zorundadır.

    Sürüngenler: Zigot, iç döllenme ile oluşur. Onlar da kuşlar gibi yumurtlar, ancak genellikle yavruları ile ilgilenmezler. Birçok sürüngen çok sayıda yumurta yapar. Yumurtalarını sıcak ve güvenli yerlere bırakır, kuluçkaya yatmaz. Yumurta içindeki besinler sayesinde gelişen embriyodan, anne babasının benzeri yavru çıkar. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra kendi başlarının çaresine bakmak zorundadır.

    İki Yaşayışlılar: Kurbağa ve su semenderleri iki yaşayışlılar (amfibiler) grubuna girerler. Onlara bu ismin verilmesinin sebebi, yaşamlarının bir bölümünü su içinde, bir bölümünü de karada geçirmeleridir. Suda solungaç, karada akciğer solunumu yaparlar.
    Bu hayvanlar da yumurtlayarak çoğalır. Ancak, iki yaşayışlılarda yumurta ve sperm dişi hayvanın vücudunda değil, dışarıda buluşur. Bu olaya dış döllenme denir. Dişi hayvan yumurtalarını su içine bırakır, tam bu sırada dişinin üzerine tırmanmış olan erkek de yumurtalarını suya salar ve döllenme gerçekleşir.
    Anne babanın görevi buraya kadardır. Bir daha yavrularıyla ilgilenmezler. Yumurtadan çıkan yavrular ise ilk etapta anne babaya hiç benzemezler. Daha sonra başkalaşım geçirerek yetişkin hale gelirler.

    Balıklar: Döllenme iki yaşayışlılarda olduğu gibi dış döllenmedir. Onlar da yavrularıyla ilgilenmezler. Yumurtadan çıkan yavrular, anne babasına benzer. İki yaşayışlılarda olduğu gibi çok miktarda yumurta yapılır. Yumurtadan çıkıp, sağ kalarak ergin hale gelenler ise oldukça azdır.
    Balıklarda da bazı aykırı türler vardır. Örneğin; kedi balıklarında yumurtalar dişi balığın içinde olgunlaşır. Engerek yılanı gibi onlar da doğum yapıyormuş sanılabilir.

    Omurgasız Hayvanların Üremesi
    Omurgasız hayvanlar da genellikle eşeyli ürerler ve yumurta oluştururlar. Hayvanın türüne göre iç döllenme veya dış döllenme yapabilirler. Birçoğunda erkek ve dişi hayvan farklı bireylerdir. Bazı omurgasızlarda ise cinsiyet ayırımı görülmez. Hem sperm hem yumurta üretebilirler. Genellikle yumurta ile ürer, çok sayıda yavru yapar, yavrularıyla ilgilenmezler. Ancak karınca, bal arısı gibi koloni halinde yaşayan böceklerde larvalar ergin hayvanlar tarafından beslenir.

     

    CANLININ ÖZELLİKLERİ VE GELECEĞİNDEN SORUMLU YAPI: Canlının ortak özelliklerinden biri de çoğalmadır. Canlılar nesillerini sürdürebilmek için çoğalırlar. Çoğalma olayına, üreme de denir. Üreme, canlıların kendilerine benzer yeni bir canlı oluşturmasıdır.
    Çoğalma (üreme) olayının temel amacı türün sürmesini sağlamaktır.
    CANLILARIN KENDİLERİNE BENZER CANLILAR OLUŞTURMASI: 
    Eşeyli üreme: Eşeyli üreme, üreme hücreleri olan dişi ve erkek gametlerin birleşmesiyle olur. Bu üremede erkeklerdeki sperm hücresi, dişilerdeki yumurta hücresini döller. Döllenmiş yumurta hücresi (zigot) gelişmesini tamamlayarak yeni bir birey oluşturur. İki değişik gametin birleşmesiyle olan bu üremeye, eşeyli üreme denir.
    Çiçekli bitkilerin hepsinde eşeyli üreme görülür. Kara ve suda yaşayan hayvanların çoğu eşeyli olarak ürer.
    Eşeyli üremede sperm ve yumurta hücreleri “n” sayılarda birleşerek “2n” sayıda kromozom taşıyan zigot oluşur. Zigot gelişerek embriyoyu oluşturur. Embriyo da gelişmesini tamamlayarak yavru canlıyı oluşturur.
    Eşeyli üreme ile değişik gen kombinasyonlarındaki gametler birleştiği için canlılarda çeşitliliğin oluşması sağlanır. Eşeyli üreyen canlılar, ortam koşullarındaki değişmelere çok çabuk uyum sağlar. Canlının uyum özelliği artar.

    Şekil: Yumurta ve sperm hücresi ile döllenme olayı.

     

    HAYVANLARDA ÜREME, BÜYÜME VE GELİŞME :

    1- Hayat Döngüsü :

    Doğada bulunan hayvanlar beslenme, çoğalma şekli, gelişim özellikleri ve yavru bakımı açısından farklılık gösterirler. Bu nedenle hayvan gruplarının hayat döngüleri birbirinden farklıdır.
    Doğada yaşayan canlıların doğması, büyümesi, gelişmesi, üremesi (çoğalması) ve ölmesini içine alan süreye hayat döngüsü denir. Hayat döngüsü üreme olayı ile başlar.
    Hayvanlarda da üreme, insanlar gibi döllenme olayı sayesinde gerçekleşir. Hayvanlarda, erkek ve dişi üreme hücrelerinin (sperm ve yumurta hücrelerinin) çekirdeklerini birleşmesine döllenme, döllenme sonucu oluşan döllenmiş yumurta hücresine zigot denir. Zigot oluştuktan sonra gelişerek embriyo denilen canlı taslağını oluşturur. Oluşan embriyoda gelişimini tamamlayarak yeni bir canlıyı oluşturur. Embriyonun büyüyerek gelişebilmesi için beslenmesi ve korunması gerekir. Bunun için embriyoya uygun bir ortam sağlanmalıdır.

    2- Döllenme Çeşitleri :

    a) Dış Döllenme :
    Sperm ve yumurta hücrelerinin vücut dışında, suda birleşmesidir. Bu canlılar döllenme şansını arttırabilmek için aynı anda aynı yerlere çok sayıda üreme hücresi bırakırlar. Döllenme ve döllenme sonucu oluşan embriyonun gelişimi suda olur.
    Balık, kurbağa ve suda yaşayan omurgasızlarda görülür.

    b) İç Döllenme :
    Sperm ve yumurta hücrelerinin dişi canlının (annenin) vücudunda birleşmesidir. (Karadaki çevresel olumsuzluklardan dolayı iç döllenme gerçekleşir). İç döllenme olayında erkek birey çok sayıda, dişi birey az sayıda üreme hücresi oluşturur.
    İç döllenme şansı, dış döllenme şansından daha yüksektir.
    Kuşlar, sürüngenler, suda yaşayan memeliler (omurgalılar) ile karada yaşayan memeliler, insanlar ve diğer canlılarda görülür.

    3- Hayvanlar ve Özellikleri :
    Hayvanlar, iskelet sisteminin bulunup bulunmamasına göre; omurgalı ve omurgasız hayvanlar olarak iki grupta incelenir.

    a) Omurgalı Hayvanlar :
    İskelet sistemine sahip olan hayvanlara omurgalı hayvanlar denir. Omurgalı hayvanlar kendi aralarında; balıklar, kurbağalar, sürüngenler, kuşlar ve memeliler olarak beş gruba ayrılırlar.
    Bütün omurgalı hayvanlar;
    • İskelet sistemine sahiptir.
    • Döllenme ile çoğalırlar.
    • Döllenme sonucu yumurta veya doğurarak çoğalırlar.
    • Dolaşım sisteminde kapalı dolaşım görülür. (Kanın sadece damarlar içinde dolaşması).

    1- Balıklar :
    • Solungaç solunumu yaparlar (Suda çözünmüş havanın oksijenini kullanırlar). • Yumurta ile çoğalırlar.
    • Genellikle yavru bakımı görülmez.
    • Dış döllenme görülür. (Döllenme olayı ana canlının vücudu dışında gerçekleşir).
    • Gelişmeleri sırasında başkalaşım geçirmezler.
    • Yavrularını sütle beslemezler.
    • Kalpleri iki odacıklıdır.
    • Kirli kan solungaçlarda temizlenir.
    • Kalplerinde daima kirli kan bulunur, küçük kan dolaşımı görülmez.
    • Vücutları pullarla kaplıdır.
    • Soğukkanlı canlılardır.

    2- Kurbağalar :
    • Larva döneminde suda solungaç solunumu, ergin dönemde karada deri ve akciğer solunumu yaparlar.
    • Yumurta ile çoğalırlar.
    • Yavru bakımı görülmez.
    • Dış döllenme görülür.
    • Gelişimleri sırasında başkalaşım geçirirler.
    • Yavrularını sütle beslemezler.
    • Kalpleri üç odacıklıdır.
    • Kirli kan akciğerlerde temizlenir.
    • Kalplerinde temiz ve kirli kan taşırlar. (Vücutlarında kirli ve temiz kan dolaşır).
    • Nemli bölgelerde yaşarlar.
    • Soğukkanlı canlılardır.

    3- Sürüngenler :
    • Akciğer solunumu yaparlar.
    • Yumurta ile çoğalırlar.
    • Yavru bakımı görülmez.
    • İç döllenme görülür.
    • Gelişimleri sırasında başkalaşım değil, gömlek değişimi görülür.
    • Yavrularını sütle beslemezler.
    • Kalpleri 3 odacıklıdır.
    • Kirli kan akciğerde temizlenir.
    • Kalplerinde temiz ve kirli kan taşırlar. (Vücutlarında kirli ve temiz kan dolaşır).
    • Vücutları pullarla kaplıdır.
    • Soğukkanlı canlılardır.

    a) Kertenkeleler :
    • Tehlike anında kuyruğunu koparır. Düşman kuyrukla uğraşırken kaçar. Daha sonra kopan kuyruğun yerine yenisini yapar. Buna rejenerasyon (yenilenme) denir.

    b) Yılanlar :
    • Hareket üyeleri yoktur. Sürünerek hareket ederler.
    • Bazı türleri zehirlidir.
    • Gelişimleri sırasında gömlek değişimi görülür.
    • Besinlerini çiğnemeden yutarlar.

    c) Kaplumbağalar :
    • Vücutlarını düşmandan koruyan kabukları vardır. Bu kabuk dış iskelet değildir, iç iskelete bağlıdır.

    d) Timsahlar :
    • Nehir ve göllerde yaşarlar.
    • Alt çeneleri sabit, üst çeneleri hareketlidir.
    • Kalpleri dört odacıklıdır.
    • Kalpte kirli ve temiz kan karışmaz. Kalp çıkışında panizza kanalında karışır. Vücudu karışık kan dolaşır.

    4- Kuşlar :
    • Akciğer solunumu yaparlar.
    • Yumurta ile çoğalırlar.
    • Yavru bakımı görülür.
    • İç döllenme görülür.
    • Gelişimleri sırasında başkalaşım geçirmezler.
    • Yavrularını sütle beslemezler.
    • Kalpleri 4 odacıklıdır.
    • Kirli kan akciğerde temizlenir.
    • Kalpte kirli ve temiz kan karışmaz. Vücudu temiz kan dolaşır.
    • Vücutları tüylerle kaplıdır.
    • Sıcakkanlı canlılardır.
    • Ağızlarında diş bulunmaz. Katı besinler taşlıklarındaki taşlar ve kaslar yardımıyla parçalanır.

    a) Et Yiyen (Yırtıcı) Kuşlar : Kartal, atmaca
    b) Tırmanıcı Kuşlar : Ağaçkakan
    c) Tane Yiyen Kuşlar : Güvercin, serçe
    d) Su Kuşları : Pelikan, martı, ördek, leylek
    e) Uçamayan Kuşlar : Deve kuşu, tavuk, kivi
    f) Bal Özü Emen Kuşlar : Gagaları ince ve uzun olan Kolibri
    g) Ötücü Kuşlar : Tohumla beslenen keklik, kanarya.

    5- Memeliler :
    • Akciğer solunumu yaparlar.
    • Doğurarak çoğalırlar.
    • Yavru bakımı görülür.
    • İç döllenme görülür.
    • Gelişimleri sırasında başkalaşım geçirmezler.
    • Yavrularını sütle beslerler.
    • Kalpleri 4 odacıklıdır.
    • Kirli kan akciğerde temizlenir.
    • Kalpte kirli ve temiz kan karışmaz. Vücudu temiz kan dolaşır.
    • Vücutları kıllarla kaplıdır.
    • Sıcakkanlı canlılardır.
    • Beslenme özelliklerine göre 3 grupta incelenirler.

    a) Otçul Memeliler : Koyun, keçi, inek, ceylan, geviş getiren at ve eşek gibi hayvanlar ile geviş getirmeyenler.
    b) Etçil Memeliler : Kedi, köpek, kurt, aslan, kaplan.
    c) Hem Etçil Hem Otçul Memeliler : İnsan, ayı, maymun, domuz,
    kuşların büyük kısmı ve bazı balıklar.
    d) Kemirgen Memeliler : Sincap, kunduz, fare, tavşan.
    e) Uçan Memeliler : Yarasa.
    f) Yüzen Memeliler : Balina, köpek balığı, yunus, fok.

    b) Omurgasız Hayvanlar :
    Vücutlarında kemikten veya kıkırdaktan yapılmış iskelet sistemine sahip olmayan hayvanlara omurgasız hayvanlar denir. Omurgasız hayvanlar kendi aralarında; tek ve çok hücreli omurgasız hayvanlar olarak iki gruba ayrılırlar.
    Bütün omurgasız hayvanlarda;
    • İskelet sistemi bulunmaz. Vücudun dik durmasını sağlayan başka yapılar bulunur.
    • Dolaşım sisteminde açık dolaşım görülür.(Açık dolaşımda kılcal damarlar bulunmaz)
    • Çeşit sayısı çok fazladır.
    • Karada ve suda yaşarlar.
    • Karada yaşayanları trake ve deri, suda yaşayanları solungaç solunumu yaparlar.

    1- Solucanlar :
    • Nemli yerlerde yaşarlar.
    • Yapı bakımından üç çeşittirler.

    a) Halkalı Solucan :Toprak solucanı ve sülük.
    b) Yassı Solucan :Tenya = Şerit.
    c) Yuvarlak Solucan :Bağırsak solucanı, tirişin, kıl kurdu.

    2- Eklem Bacaklılar :
    • Vücutlarının dışında kitin denilen örtü bulunur. Sert ve dayanıklı olan bu örtü vücuda diklik ve desteklik sağlar.
    • Vücutlarındaki halkalar ve deri kıvrımlarının birbirine eklenmesiyle oluşan yapıya dış iskelet denir.
    • Yumurta ile çoğalırlar.
    • Böcekler grubunda olan eklembacaklılar başkalaşım geçirirler.
    • Yumurtadan çıkan kurtçuğa larva denir.
    • Larvanın ergin hale gelinceye kadar geçirdiği uyku dönemine pupa denir.
    • Pupa dönemi karasinekte kabuk içinde, ipek böceğinde ise kendi salgıladığı ipekten yaptığı koza içinde geçirilir.

    a) Böcekler :Arı, karasinek, sivrisinek, bit, pire, kene, çekirge, tahta kurusu, hamam böceği ve kelebek.
    b) Kabuklular :Yengeç, karides.
    c) Örümcekler :Örümcek, akrep.
    d) Çok Ayaklılar :Çıyan, kırkayak.

    3- Süngerler :

    4- Mercanlar :

    5- Yumuşakçalar : Salyangoz, midye, istiridye, mürekkep balığı, sümüklü böcek, ahtapot.

    6- Derisi Dikenliler : Deniz yıldız denizkestanesi.

    4- Başkalaşım ve Başkalaşım Geçiren Hayvanlar :
    Bazı canlılar dünyaya geldiklerinde ana canlıya benzerken bazıları da benzemezler. Ana canlıya benzemeyen canlılar gelişim dönemleri boyunca başkalaşım geçirerek ana canlıya benzer hale gelirler.
    Kurbağaların ve böceklerin yumurtadan çıktıktan sonra yapısal değişikliğe uğrayarak ana canlıya benzer hale gelmesine başkalaşım denir. (Kurbağaların ve böceklerin yumurtadan çıktıktan ergin hayvan oluncaya kadar geçirdikleri gelişim evrelerinin hepsine birden başkalaşım denir).
    Kurbağalar ve eklem bacaklılardan böcekler, başkalaşım geçiren hayvanlardır.

    a) İpek Böceğinin Gelişim Dönemleri (Başkalaşım Evreleri) :
    • İpek böceği salgıladığı yapışkan bir maddeyle (iplikle) yumurtalarını birbirine
    bağlayarak etrafa dağılmalarını önler.
    • Tırtıl, yumurtaların gelişebilmesi için salgıladıkları iplikle kendilerine koza örmeye başlarlar. (Tırtıl bunu 3 – 4 günde örer).
    • Yumurta olgunlaşınca tırtıl oluşur.
    • Tırtılın ergin hale gelinceye kadar geçirdiği uyku dönemine pupa denir.
    • Pupa dönemi sonunda koza yırtılır ve kelebek oluşur.

    b) Kurbağanın Gelişim Dönemleri (Başkalaşım Evreleri) :
    • Kurbağadaki döllenmiş yumurta hücresinin gelişmesi sonucu larva oluşur.
    • Balığa benzeyen larvalar gelişerek iribaş olur.
    • Zamanla iribaş büyüdükçe önce arka bacaklar, sonra ön bacaklar çıkar ve en sonunda kuyruk kaybolur.
    • Bundan sonra genç yavru kurbağa oluşur. Yavru kurbağa da gelişerek ergin kurbağa haline gelir.

    E- ÇİÇEKLİ BİTKİLERDE ÜREME :

    1- Bitkilerin Sınıflandırılması :
    Bitkiler, üreme organı olan çiçeğinin ve tohumunun bulunup bulunmamasına göre çiçekli bitkiler ve çiçeksiz bitkiler olarak iki grupta incelenir.
    Üreme organı denilen çiçeği ve tohumu bulunan bitkilere çiçekli bitkiler denir.
    Üreme organı denilen çiçeği ve tohumu bulunmayan bitkilere çiçeksiz bitkiler denir.
    Çiçekli bitkiler; kök, gövde, yaprak, çiçek olmak üzere 4 kısımdan oluşur.

    BİTKİLER

    Çiçekli Bitkiler Çiçeksiz Bitkiler

    Açık Tohumlular Kapalı tohumlular Damarlı Çiçeksiz Damarlı Çiçeksiz
    Bitkiler Bitkiler
    Tek Çift (Eğrelti Otu) (Karayosunu)
    Çenekliler Çenekliler
    (Mısır, Buğday) (Fasulye, Nohut)

    2- Çiçek ve Kısımları :
    Çiçekli bitkilerin üreme organı olan, renkli, güzel kokulu ve görünüşlü organa çiçek denir. (Ters lale = ağlayan gelin, gül, çiğdem, zambak, gelincik, menekşe). Bütün çiçekler farklı renk, şekil ve kokuda olmalarına rağmen çiçeklerin temel kısımları birbirlerine benzer.
    Çiçekte; çiçek sapı, çiçek tablası, çanak yaprak, taç yaprak, erkek organ ve dişi organ gibi kısımlar bulunur.
    Tam bir çiçek, çanak yaprak, taç yaprak, erkek organ, dişi organ olmak üzere dört kısımdan oluşur.

    Çiçek Sapı : 
    Çiçeği dala ya da gövdeye bağlayan ve su ile besin maddelerinin taşınmasını sağlayan kısımdır. Çiçek sapında odun ve soymuk boruları bulunur.

    Çiçek Tablası : 
    Çiçeğin diğer kısımlarını üzerinde taşıyan yapıdır.

    a) Çiçeğin Kısımları : 
    Tam bir çiçek çanak yaprak, taç yaprak, erkek organ ve dişi organ olmak üzere dört kısımdan oluşur.

    1- Çanak Yaprak : 
    Çiçeğin en dış kısmında bulunan yeşil renkli yapraklardır. Çanak yapraklar, (çiçek tomurcuk halinde iken) çiçeğin diğer kısımlarını dış etkilere karşı korur ve fotosentez yaparak besin üretir. (Çiçeklerde genelde çanak yapraklar 5 tanedir).

    2- Taç Yaprak : 
    Çiçeğin renkli, güzel kokulu ve görünüşlü olan kısmıdır. Taç yaprakların dip kısımlarında bal özü sıvısı (salgısı) salgılanır. Bal özü salgısı güzel kokulu olduğu için ve de taç yapraklar renkli ve güzel görünüşlü olduğu için böceklerin ilgisini çekerler ve tozlaşmaya yardımcı olurlar.

    3- Erkek Organ : 
    Taç yaprakların arasında, dişi organın etrafına dizilmiş halde olan çok sayıdaki organdır. Erkek organ sapçık (ipçik) ve başçık olarak iki kısımdan oluşur.
    Sapçıklar, başçıkları tutar, başçıkları çiçeğe bağlar ve her sapçıkta bir başçık bulunur.
    Başçıkta polen keseleri bulunur. Polen keselerinin içinde polenler yani çiçek tozları, çiçek tozlarının yani polenlerin içinde de erkek üreme hücreleri olan sperm hücreleri bulunur. Polenler olgunlaşınca polen keseleri çatlar ve polenler etrafa yayılırlar.
    (Polen keselerinde bulunan polen-üreme- ana hücreleri mayoz bölünme geçirerek polenleri oluşturur).

    4- Dişi Organ : 
    Çiçeğin ortasında bulunan, vazoya benzeyen ve genelde bir tane olan organdır. Dişi organ; dişicik tepesi, dişicik borusu ve yumurtalık olarak üç kısımdan oluşur.

    a) Dişicik Tepesi : 
    Dişi organın en uç kısmıdır. Dişicik tepesi yapışkan ve nemli bir sıvı salgılar. Bu sıvı çiçek tozlarını yani polenler tutarak polenlerin burada çimlenmesini sağlar.
    b) Dişicik Borusu : 
    Dişicik tepesini yumurtalığa bağlayan borudur. Dişicik tepesinde çimlenen polenleri yumurtalığa taşır.
    c) Yumurtalık (Ovaryum) : 
    Dişi organın en alt kısmındaki şişkinleşmiş bölümdür. Yumurtalıkta tohum taslağı bulunur. Tohum taslağının içinde dişi üreme hücreleri olan yumurta hücreleri vardır.

    3- Çiçek Çeşitleri : 
    Çiçekler, erkek organ ve dişi organın bulunup bulunmamasına göre iki çeşittir.

    a) Tam Çiçek (Bir Evcikli Çiçek=Erselik Çiçek) : 
    Bir çiçekte erkek organ ve dişi organ ile birlikte taç ve çanak yapraklar da bulunuyorsa böyle çiçeklere tam çiçek denir.

    Örnek : Gül, papatya, elma, bezelye, kestane, fındık.

    b) Eksik Çiçek (İki Evcikli Çiçek) : 
    Bir çiçekte erkek ve dişi organdan sadece bir tanesi bulunuyorsa böyle çiçeklere eksik çiçek denir.
    • Çiçekte sadece erkek organ varsa bu çiçeğe erkek çiçek (taş fırın) denir.
    • Çiçekte sadece dişi organ varsa bu çiçeğe dişi çiçek (light) denir.

    4- Çiçekli Bitkilerde Tozlaşma ve Döllenme :
    Bitkilerde tohum ve meyvenin oluşabilmesi için tozlaşma ve döllenme olmak üzere iki olayın gerçekleşmesi gerekir.

    a) Tozlaşma : 
    Erkek organın başçığındaki polenlerin (çiçek tozlarının) dişi organın dişicik tepesine taşınmasına tozlaşma denir. Tozlaşma su, rüzgar, kuşlar, böcekler, insanlar sayesinde gerçekleşir. (Bataklık ve su bitkilerinde su sayesinde gerçekleşir).
    Tozlaşma olayı aynı tür bitkiler arasında gerçekleşir. Dişi organın dişicik tepesi, farklı bitki türlerinin polenlerinin yumurtalığa girmesini önler. (Laleden lale oluşmasının sebebi budur).

    b) Döllenme : 
    Tozlaşma ile dişicik tepesine gelen polenler, dişicik tepesi tarafından salgılanan yapışkan sıvı ile tutulur ve polenler burada çimlenirler. Çimlenen polenler yani çiçek tozları çatlar ve erkek üreme hücreleri yani sperm hücreleri açığa çıkar. Açığa çıkan erkek üreme hücreleri (nin çekirdekleri) (nden biri yumurtalığa doğru hareket ederek polen tüpünü oluşturur) dişicik borusundan geçerek yumurtalıktaki tohum taslağına gelir.
    Yumurtalıkta dişi üreme hücresi olan yumurta hücrelerinin çekirdeği ile erkek üreme hücresi olan sperm hücrelerinin çekirdeğinin birleşmesine döllenme denir. Döllenme sonucu oluşan döllenmiş yumurta hücresine zigot denir.
    Zigot, bitkinin en küçük yani tek hücreli halidir. Oluşan zigot gelişerek (sürekli mitoz bölünme geçirerek) embriyo denilen bitkinin (canlının) ilk taslağını, modelini oluşturur. (Embriyo bitkinin kök, gövde, yaprak gibi kısımlarının taslağını, modelini bulundurur ve bu yapıların oluşmasını sağlar).
    Döllenme sonucu tohum taslağı gelişerek tohumu, tohumun içinde bulunduğu yumurtalık ta gelişerek meyveyi oluşturur.

     

    5- Çiçekli Bitki Çeşitleri :
    Çiçekli bitkiler, açık tohumlular ve kapalı tohumlular olarak iki grupta incelenirler.

    a) Açık Tohumlular :
    Tohumları açıkta gelişen, meyve yaprakları tarafından örtülmeyen bitkilerdir.
    Örnek : Çam, ladin, köknar, sedir. (Genelde meyvesiz ağaçlar).

    b) Kapalı Tohumlular :
    Tohumları meyve yaprakları tarafından örtülmüş olan bitkilerdir. Kapalı tohumlular, tohumlarındaki çenek sayısına göre tek çenekli ve çift çenekli bitkiler olarak iki grupta incelenirler.

    1- Tek Çenekliler :
    Tohumunda tek çenek olan genelde otsu, tek yıllık bitkilerdir.

    Tek Çenekli Bitkilerin Özellikleri :
    1- Otsu bitkilerdir.
    2- Saçak köklüdürler.
    3- Kambiyum dokuları yoktur. Bu nedenle enine büyümezler.
    4- İletim boruları düzensizdir.
    5- Yaprakları paralel damarlıdır.
    6- Yaprakları ince ve şerit şekillidir.
    7- Yaprak sapı yoktur.
    8- Çiçek sayıları 3 veya 6 nın katları şeklindedir.
    Örnek : Otlar, tahıllar, sebzeler, çiçekler.

    2- Çift Çenekliler :
    Tohumunda çift çenek olan bitkilerdir.

    Çift Çenekli Bitkilerin Özellikleri :
    1- Genelde odunsu bitkilerdir.
    2- Kazık köklüdürler.
    3- Kambiyum dokuları bulunur. Bu nedenle enine büyüyebilirler.
    4- İletim boruları düzenlidir.
    5- Yaprakları tüysü (ağ) damarlıdır.
    6- Yaprakları geniş ve parçalı şekillidir.
    7- Yaprak sapı bulunur.
    8- Çiçek sayıları 4 veya 5 in katları şeklindedir.
    Örnek : Bütün meyve ağaçları, fasulye, nohut, mercimek, bezelye.

    F- TOHUMDAN FİDANA :
    Bitkilerde tohum ve meyvenin oluşabilmesi için tozlaşma ve döllenme olaylarının gerçekleşmesi gerekir.

    1- Tohum :
    Dişi organın yumurtalığında bulunan, embriyo, çenek (besin deposu=endosperm) ve koruyucu kabuktan oluşan ve çimlenerek yeni bir bitkiyi meydana getiren yapıya tohum denir.
    Tozlaşma ve döllenme olayları sonucunda dişi organın yumurtalığındaki tohum taslağında zigot oluşur. Oluşan zigot sürekli bölünerek gelişir ve embriyo denilen bitki taslağını oluşturur. Embriyo oluştuktan sonra etrafında koruyucu kabuk oluşur ve kabuğun içinde besin depo edilir.
    Bitkilerde oluşan tohumların sayısı, şekli ve büyüklüğü farklı olabilir. Bunun nedeni bitkilerin bulundukları ortama, çevre şartlarına uyum sağlama şanslarını arttırmak ve nesillerinin devam etmesini sağlamaktır.

    a) Tohumun Özellikleri :
    1- Canlıdır.
    2- Az miktarda su bulundurur.
    3- İçinde embriyo olduğu için bitkinin bütün özelliklerini taşır.
    4- Uygun şartlarda çimlenebilir.
    5- Çimleninceye kadar besin üretemez yani fotosentez yapamaz.
    6- Çimleninceye kadar çeneklerdeki besinlerle beslenir.

    b) Tohumun Kısımları :

    1- Embriyo :
    Bitkinin kök, gövde, yaprak gibi kısımlarının oluşmasını sağlayan bitki taslağıdır.

    2- Çenek (Besin Deposu = Endosperm = Besi Doku) :

    Koruyucu kabuğun içinde, embriyonun etrafında, embriyonun besin ihtiyacını karşılayabilmesi için besin depo edilen kısımdır. Tohum çimleninceye yani bitki fotosentez yapıncaya kadar embriyo besin ihtiyacını çeneklerden karşılar.
    Besi doku hücrelerinde bitkinin türüne göre karbonhidrat, protein ve yağ gibi besin maddeleri depolanır.

    3- Koruyucu Kabuk :

    Embriyonun etrafında bulunan ve embriyoyu dış etkilere karşı koruyan yapıdır.

    c) Tohumun Çimlenmesi :
    Tohumdaki embriyonun uygun şartlarda bitkinin kök, gövde ve yaprak gibi kısımlarını oluşturmaya başlamasına çimlenme denir. Çimlenmenin gerçekleşebilmesi için su (nem), sıcaklık ve oksijenin yeterli miktarda olması gerekir.
    Su, sıcaklık ve oksijen yeterli miktarda ise (embriyo gelişerek) tohumun koruyucu kabuğu çatlar ve çimlenme başlar. Çimlenme sırasında tohumdaki embriyo sürekli büyür ve gelişir. Embriyo gelişirken ihtiyacı olan besini etrafındaki çeneklerden karşılar.
    Tohumun çimlenebilmesi için sıcaklığın yeteri miktarda olması gerekir. Düşük veya yüksek sıcaklıklarda çimlenme süresi çok uzar, çimlenme yavaşlar. Çok yüksek veya çok düşük sıcaklıklarda (0 0C – 35 0C nin dışında) ise çimlenme gerçekleşmez. Çimlenmenin gerçekleşebilmesi için sıcaklık 18 – 25 0C civarında olmalıdır. Bu nedenle ekim için en uygun mevsim ilkbahardır.
    Tohumun çimlenebilmesi için suyun yeterli miktarda olması gerekir. Fazla veya az suda çimlenme gerçekleşmez veya yavaş gerçekleşir. Tohumun çimlenmesi için gerekli olan su çimlenme sonucu oluşan bitkinin büyümesi için de gereklidir.
    Çimlenme tamamlanınca bitkinin kök, gövde ve yaprakları oluşur.
    Tohum çimleninceye kadar besin üretemez yani fotosentez yapamaz (yaprakları olmadığı için). Çimlenme sonucu bitkinin yaprakları oluştuğu için fotosentez yaparak kendi besinini kendisi üretir. (Fotosentez yaptığı andan itibaren çeneklerdeki besini kullanmayacağı için çenekler atılır).
    Bitkinin fotosentez yapabilmesi için su, karbondioksit gazı, sıcaklık ve ışık enerjisine yani güneş ışığına ihtiyaç duyar. Bu nedenle bitkinin büyümesi için su, karbondioksit gazı, ışık, sıcaklık ve oksijen gazı (solunum yaparken) gereklidir.
    Tohum çimlenirken fotosentez yapamadığı için toprağa, güneş ışığına ve karbondioksit gazına ihtiyaç duymaz. (Çimlenirken sadece solunum yaptığı için kuru ağırlığı azalır).

    NOT : 1- Bitkilerin çimlenmesi ve büyümesi için gerekli olan şartlardan biri olan sıcaklık
    seralarda kontrol altında tutulabilir. Bu nedenle mevsimlere özgü sebze ve meyveler mevsimi dışında da üretilebilir. Seralarda en düşük sıcaklık 100C, en yüksek sıcaklık 320C dir.
    2- Bitkide çimlenme, büyüme ve gelişme için sıcaklık gereklidir.
    3- Biber bitkisi için;
    • Çimlenme sıcaklığı → 150C
    • Büyüme sıcaklığı → 18 – 200C
    • Olgun bitki sıcaklığı → 250C

    d) Tohumun Etrafa Yayılması :
    Çimlenme sonucu bitkilerin oluşmasını sağlayan tohumlar su, rüzgâr, insanlar, hayvanlar (tarafından yenilerek veya hayvanlara yapışarak) ve meyveler sayesinde etrafa yayılarak uygun şartlarda çimlenirler ve yeni bir bitkiyi oluştururlar.
    • Yenilen meyve çekirdeklerinin etrafa atılması.
    • Bazı dikenli meyvelerin hayvanların tüyüne takılarak taşınması.
    • Bataklık ve su bitkilerinde su yoluyla tohumun taşınması.
    • Tohum ve meyve hayvanlar için besin kaynağıdır. Hayvanlar tarafından yenilen meyvelerin çekirdekleri veya tohumları dışkı yoluyla uzak bölgelere taşınarak onların etrafa yayılması sağlanır.

    Örnek : • Akçaağaç tohumları helikopter pervanesi gibi dönerek düşer ve yayılır.
    • Atkestanesinin yeşil renkli dikenli meyveleri içindeki tohumlar olgunlaşınca meyve düşer ve içindeki tohum yayılmış olur.
    • Karahindiba bitkisinin tohumları rüzgârla etrafa yayılır.
    • Böğürtlen kuşlar tarafından yenir ve tohumları kuşların dışkıları ile etrafa yayılır.
    2- Meyve :
    Döllenme sonucu dişi organın yumurtalığının büyüyerek etlenip sulanmasıyla oluşan yapıya meyve denir. Tohum, meyvenin içinde bulunur.

    a) Meyve Çeşitleri :

    1- Basit Meyve : Bir yumurtalığın etlenip sulanmasıyla oluşan meyvedir.
    Örnek : Erik, kaysı, elma, armut, ayva.
    2- Bileşik Meyve : Bir çok yumurtalığın etlenip gelişmesi ve bir araya
    gelmesiyle oluşan meyvedir.
    Örnek : Dut, böğürtlen, ahu dudu, çilek, mısır, nar, portakal.
    3- Gerçek Meyve : Sadece yumurtalığın gelişmesiyle oluşan meyvedir.
    Örnek : Kaysı, erik, kiraz, şeftali, çilek, böğürtlen.
    4- Yalancı Meyve : Meyve oluşumuna yumurtalıkla birlikte taç yaprak
    çanak yaprak ve çiçek sapı da katılıyorsa böyle meyvelere yalancı meyve denir.
    Örnek : Elma, armut, ayva.
    5- Kuru Meyve : Yapısında su miktarı az olan meyvedir.
    Örnek : Ceviz, fındık, arpa, buğday, ayçiçeği.

    Günlük hayatta sebze olarak bilinen bazı meyveler de bulunmaktadır. Domates, salatalık, biber, patlıcan gibi.
    Bazı meyvelerin tohumları yenebilir ve bu tohumlar besin kaynağı olarak kullanılabilir. Kaysı, ceviz, fındık, arpa, buğday, ayçiçeği, mısır gibi meyvelerin tohumları yenebilir ve besin kaynağı olarak kullanılabilir.

    Tohum

    NOT : 1- Bitkilerden elde edilen ürünler teknolojik gelişmelere bağlı olarak artmakta ve
    çeşitlenmektedir.
    • Fabrikalarda mısırdan un, yağ, konserve üretilmesi.
    • Fabrikalarda domatesten salça, ketçap üretilmesi.
    • Zeytinden yağ, ezme üretilmesi.
    • Cevizden boya yapılması.
    • Yüksük otu bitkisinden kalp ilacı yapılması.

    3- Çiçekli Bitkilerde Hayat Döngüsü :
    Bitkilerde insanlar ve hayvanlar gibi hayat döngüsü içindedir.
    Çiçekli bitkilerde tozlaşma ile başlayıp döllenme, tohum oluşumu, meyve oluşumu, çimlenme, genç bitki oluşumu, büyüme, gelişme ve olgun bitkinin oluşması ile son bulan süreye hayat döngüsü denir.
    Çiçekli bitkilerde hayat döngüsü tozlaşma ile başlar.

    ÖRNEKLER :

    1- Kış sonu toprağa ekilen domates tohumu baharda çimlenme sonucu filizlenir ve genç bitkiyi oluşturur. Bir süre sonra bitki çiçek açar, çiçek olgunlaşır ve sarı renkli bu çiçek döllenmeye hazır hale gelir. Polenlerin tozlaşma sayesinde dişi organa taşınmasıyla döllenme gerçekleşir ve zigot oluşur. Oluşan zigot gelişerek embriyoyu oluşturur. Oluşan embriyonun etrafında besin depo edilir ve koruyucu kabuk oluşur. Bu sayede tohum (domates çekirdeği) oluşur. Tohumun oluşmasından sonra domates çiçeğinin yaprakları dökülür ve dişi organın yumurtalığı gelişerek meyveyi oluşturur. Yeşil renkli olan küçük domatesler gelişimini tamamlayarak büyür. Büyüyen yeşil renkli domates bu andan itibaren olgunlaşarak kırmızı renkli olur.

    2- Bezelye bitkisinde tozlaşma ve döllenme sonucunda tohum ve meyve oluşur. Bezelye bitkisinde tohum toprağa düşer ve uygun şartlarda çimlenir. Çimlenen bezelye bitkisinin önce kökü oluşur. Ardından bitkinin gövde ve yaprakları oluşur. Kök, gövde ve yaprakları oluşan bezelye bitkisinin çiçeği oluşur ve olgunlaşan bezelye bitkisi tekrar tozlaşma yaparak döllenir ve döllenme sonucu tohum ve ardından meyve oluşur.

    4- Organik Tarım :
    Toprak, su ve havayı kirletmeden çevreyi ve canlıların sağlığını koruyan tarımsal üretim yöntemine organik tarım denir.
    Bitki yetiştiriciliğinde çevreye ve canlılara zarar vermeyen üretim yöntemleri tercih edilmelidir. Bu nedenle organik tarım yapılmalıdır. Organik tarımda amaç ürün miktarını arttırmak değil, temiz ve kaliteli gıda üretiminin sürekliliğini sağlamaktır.
    Artan Dünya nüfusunun besin ihtiyacını karşılamak için tarımda yapay gübreler, kimyasal ilaçlar (hormonlar), katkı maddeleri ve tarım makineleri kullanılmaktadır. Bunun sonucu ise toprakta kimyasal maddeler birikmekte ve üretilen kalitesiz ürünler canlıların yaşamını tehdit etmektedir. Bunu önlemek organik tarım yapılmaktadır. Organik tarım yapılırken; organik gübreler kullanılır, sıralı ekim yapılır ve bitkilerin direnci arttırılır. Bu sayede toprak, su ve hava kirletilmeden besinler üretilir ve canlıların hayatı korunabilir. (İlk defa 1984 – 1985 yılında İzmir’de kuru incir ve kuru üzümde yapılmaya başlandı. Sonraları kuru kaysı ve fındık eklendi).

    Organik Tarımın Amacı :

    1- Toprağın yapısını korumak.
    2- Çölleşmeyi önlemek.
    3- Doğal bitki örtüsünü ve hayvanları korumak.
    4- Tarımdan kaynaklanan her türlü kirliliği önlemek.
    5- Toprak verimliliğini korumak.
    6- Tarımsal ilaçların bitki, hayvan ve insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak.
    7- Çok miktarda değil, yeterli ve kaliteli gıda üretmek.

    Hayvanlar ve üreme sistemleri

     

    Canlıların nesillerini sürdürebilmeleri, sahip oldukları üreme sistemlerinin kusursuz olmasıyla mümkün olmaktadır. Ancak insan ve hayvanlarda üreme sistemlerinin varolması yeterli değildir; üremeyi cazip görmeleri için özel bir dürtü de (cinsellik dürtüsü) gereklidir. Aksi halde, üreme şansları olmasına rağmen, çoğu bu işe kalkışamayacaktır. Diğer taraftan doğum veya yumurtlama ve ardından gelen kuluçka döneminin zorluklarını farkettiklerinde bunlara neden olan girişimden titizlikle kaçınacaklardır.

    Tek başına cinsel istek de yetmez. Canlılar çiftleşip dünyaya yeni bir canlı getirseler bile, eğer ona bakma, onu koruma isteğine sahip olarak yaratılmazlarsa türleri sona erebilir. Eğer, canlı türlerinin çoğunun sahip olduğu anne-baba şefkati olmasaydı türler yok olacaktı. Burada evrimci mantıktaki kimseler “nesilleri devam ettirme bilinci”nden bahsederler. Onlara göre nasıl her fert, kendini savunmak için olağanüstü çaba gösteriyorsa neslinin devamı için de çaba harcamaktadırlar. Oysa bir hayvanın “benden sonra soyum devam etmeli, onun için de yapmam gerekenleri yapmalıyım” diye düşünemeyeceği ortadır. Hayvan bir şeyler umarak veya gelecekle ilgili menfaat beklentileriyle değil, öyle varolduğu için yavrusunu kollayıp-gözetir.

    Buna karşın bazı canlılarda bu şefkat yoktur ve dünyaya getirdikleri yavrularını bırakıp giderler, ama bu canlılar bir kerede çok fazla yavru dünyaya getirmekte ve hiçbir koruma olmaksızın da bunların bazıları sağ kalabilmektedir. Eğer bunları korumaya çalışacak şekilde yaratılmış olsalar, bu kez türlerinde büyük bir nüfus patlaması yaşanır ve doğanın dengesi bozulurdu.

    Kısacası canlılığın sürmesinin birinci şartı olan üreme, canlılığın sürmesini dilemiş olan Allah tarafından yaratılmış bir sistemdir. Allah, “Hayat Veren”dir. Canlıları var eden de O’dur, var ettiklerinden yeni canlılar çıkaran da O’dur.Tüm canlılar O’nun sayesinde yaşamaktadırlar. Hayatlarını, -çoğu kez sandıkları gibi- yalnızca anne-babalarına değil, onlardan daha çok, o anne-babayı da, kendilerini de yaratan Allah’a borçludurlar. Kuran, bu konuda şöyle diyor:

    “O, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir ve hepiniz yalnızca O’na toplanacaksınız.” (Müminun Suresi, 79)

    İlerleyen sayfalarda, Allah’ın bazı canlılara verdiği üreme sistemlerine değineceğiz. Bu canlılar, türlerinin devamını sağlayabilmek için büyük zorluklara katlanıyorlar. Ve kuşkusuz bunları, “türümüzün devamını sağlamamız gerekiyor” gibi bir mantık yürüttüklerinden değil, Allah’ın onlara verdiği şefkat ve merhamet dürtüleriyle yapıyorlar.

    Bazı çarpıcı sistemlere sahip olan bu canlılar yalnızca birer örnektir. Aslında her canlının üremesi, başlı başına bir mucizedir.


    Grebe Kuşlarının Yavrularına Olan Şefkati

    Bilinci olmayan bir canlıdan beklenen yavrusunu doğurduktan sonra bırakıp gitmesidir. Ancak tam tersine hayvanlar yavrularının bütün sorumluluğunu üstlerine alırlar. Öyle ki, onları ileride karşılaşacakları tehlikelerden koruyacak önlemleri dahi eksik bırakmazlar.

    Bu konudaki en güzel örneklerden biri su kuşlarından olan Grebeler’dir. Grebeler yavrularını sırtlarında taşırlar; bu nedenle ebeveynler yavrular için adeta yüzer bir yuva gibidir. Yavrular anne babalarından birinin sırtına çıkar. Anne, yavrularının üstünden düşmemesi için kanatlarını hafifçe yukarıya doğru kaldırır ve yavrularını başını yana doğru uzatarak onları gagasına aldığı besin parçalarıyla besler. (üst resim) Fakat Grebeler’in yavrularına verdikleri ilk şey gerçek bir besin değildir. Grebeler yavrularına ilk olarak su üstünden topladıkları ya da göğüslerinden kopardıkları tüyleri yedirirler. Her yavru oldukça fazla miktarda tüy yutar. Peki acaba bu ilginç ikramın sebebi nedir?

    Yavruların yedikleri bu tüyler sindirilemez, ancak yavrunun midesinde birikir. Bir kısmı bağırsağa açılan noktada keçeleşir. Balıkların kılçıkları ve diğer besinlerin sindirilmeyen kısımları burada birikir. Böylece sivri balık kılçıklarının veya böceklerin sert bir parçasının yavruların midesinden geçerken, bağırsakların narin çeperlerine zarar vermesi önlenmiş olur. Bu tüy yeme tecrübesi, kuşun tüm hayatı boyunca devam edecektir. Ancak ilk yedirilen tüyler yavruların sağlığı açısından alınan önemli bir tedbirdir.

    Grebelerinkine benzer şekilde yavrularının ihtiyaçlarını her yönüyle karşılamaya ve korumaya yönelik davranışları tüm canlılarda görmek mümkündür. Doğadaki canlıların her biri yavruları yeterli olgunluğa erişene kadar onların her türlü sorumluluğunu üstlenir, ihtiyaçlarını hiç eksiksiz olarak karşılarlar.

    Doğadaki canlılar arasında görülen bu davranışlar evrimcilerin “doğa bir savaşım alanıdır, bencil olan, kendi çıkarlarını koruyan üstün gelir” iddialarını tamamen geçersiz kılmaktadır. Canlılardaki bu gibi davranışların kaynağının ise onların kendi aklından kaynaklanamayacağı, bir kuşun, kaplanın ya da başka herhangi bir hayvanın başka bir canlının ihtiyaçlarını düşünerek, ince detayları göz önünde bulundurarak hareket edemeyeceği ortadadır. Bu canlılar Allah’ın ilhamıyla hareket etmektedirler. Allah canlıların her birine davranışlarını ilham eder ve onlar da buna eksiksiz uyarlar. Her biri kendilerini Yaratan Allah’a boyun eğmişlerdir. Kuran’da bu gerçek şöyle bildirilir:

      Göklerde ve yerde bulunanlar O’nundur; hepsi O’na gönülden boyun eğmiş bulunuyorlar.(Rum Suresi, 26)

     

    SONDAJCI ARI

    Bu arı cinsi yavrularını sireks adı verilen başka bir arının larvası ile besler. Ama karşılaştığı bir sorun var: Sireks larva dönemini, ağaç kabuğunun 4 cm. kadar altında geçirir. Bu nedenle, sondajcı anne göremediği sireks larvalarının önce yerini tespit etmelidir.

    Arı, sireks larvasının yerini tesbit için vücuduna yerleştirilmiş olan çok hassas alıcıları kullanır ve ilk sorun, yani yer tespiti böylece çözümlenmiş olur. Peki ya ikincisi?… Bunu da ağaç kabuğunu delerek yapar.

    Arının ağaç kabuğunu delmek için sahip olduğu organa ‘Ovipositor’ adı verilmiştir. Bu özel organ, arının tüm vücudundan daha fazla bir uzunluğa sahiptir. Bu organ kuyruktan çıkan iki uzantının birleşmesiyle oluşur ve ucu keskin bir bıçak gibidir. Bıçağın ağzı kullanım amacına uygun olarak tırtıklı olarak yaratılmıştır.

    Sondajcı arı, kabuk altındaki sireksin yerini bulur bulmaz delme uzantılarını en kestirme yolu izleyecek biçimde hedefine yöneltiyor. İki uzantı, bir testere gibi ileri geri hareket ederek kabuğu deliyor. Arı sirekse isabet eder etmez, kendi yumurtasını borusu aracılığıyla larvanın içine bırakıyor.

    Ve yavru yaban arısı, annesinin bulup kendisine hem yem, hem sığınak olarak bıraktığı kurtçuğun içinde büyüyerek hayata başlıyor.

    Bu denli mükemmel bir tasarımın, asla tesadüflerin eseri olamayacağını; tam tersine apaçık bir Yaratıcı’nın, sonsuz bir akıl ve güç sahibi olan Allah’ın eseri olduğunu ayrıca vurgulamaya gerek var mı?

    ÇÖMLEKÇİ ARI
    Resimdeki yaban arısı büyük bir maharetle çamurdan yaptığı yuvasında, larva halinde bulunan yavrularını çok ilginç bir biçimde besliyor: Önce büyükçe bir tırtıl buluyor ve tırtılın hareket merkezine ait 9 bölgesini sokuyor. Bu operasyon sonucu tırtıl ölmüyor ama felç edilerek hareket etmesi engellenmiş oluyor.Ardından bir ölü gibi hareketsiz olan tırtılı büyük bir dikkatle yuvaya sokuyor. Bu felçli tırtıl, yaban arısı yavrularının, erginleşip yuvadan çıkana kadarki et ihtiyaçlarını karşılıyor.

    KUTUP İKLİMİNE GÖRE YARATILAN PENGUEN

    Penguenlerin yaşadığı kutup dairesinde hava sıcaklığı -40°C’ye kadar düşmektedir. Penguenlerin bu denli soğuk bir ortamda hayatlarını sürdürebilmeleri için vücutları kalın bir yağ tabakasıyla kaplanmıştır. Bunun dışında besinleri çok hızlı parçalayan bir sindirim sistemine sahiptirler. Bu iki unsur bir araya geldiğinde ortalama +400C’lik bir vücut ısısına kavuşan penguenler için soğuğun pek önemi kalmaz.

    Gerçekten de doğa Darwin’in dediği gibi olsaydı, yani her birey yalnız kendi yaşamını düşünseydi, hiçbir canlı yavrularını büyütmek, beslemek ve korumak pahasına bu kadar enerji, zaman ve yiyecek kaybına katlanmazdı.

    Penguenlerin kuluçkaya yattıkları dönem kutup kışına rastlar. Üstelik kuluçkaya yatan da dişi değil, erkek penguendir. Penguen çiftini bu zamanda -40°C’ye kadar düşen soğuğun yanında bir de buzul dağları zorlayacaktır. Kış boyunca buzullar gittikçe büyüyecek, kuluçka yeri ile en yakın besin kaynaklarının bulunduğu deniz kıyısı arasındaki mesafe fazlasıyla artacaktır. Bu mesafe bazen 100 km’yi geçebilmektedir.

    Dişi penguenler sadece bir yumurta yumurtlar ve kuluçka görevini erkeklerine devredip denize dönerler. Erkek kuluçkaya yattığı dört ay boyunca hızı zaman zaman 120 km’yi bulan kutup fırtınalarına karşı koymak zorundadır. Bu süre içinde sürekli yumurtaların başındadır, bu yüzden avlanma imkanı da bulamaz. Zaten en yakın yiyecek kaynağı birkaç günlük mesafededir. Dört ay boyunca hiçbir şey yemeden yatan erkek bu süre zarfında yarı yarıya kilo kaybeder. Ama asla yumurtayı terk etmez. Aylarca aç kalmasına rağmen kendisi için av bulmaya çıkmaz, açlığa katlanır.

    Dört ay sonunda yumurtalar kırılmaya başladığında birden dişi belirir. Bu dört ay boyunca boş durmamıştır, sürekli yavrusu için çalışmış, kursağında yemek biriktirmiştir.

    Anne yüzlerce penguenin arasından eşi ve yavrusunu güçlük çekmeden bulur. Anne geçen zaman içerisinde sürekli olarak avlandığından son derece dolu bir kursakla gelmiştir. Kursağındakileri boşaltarak bakım işini üstlenir.

    Bahar geldiğinde buzul erimeye başlamış ve buz tabakası üzerinde denizin ortaya çıktığı delikler belirmiştir. Artık anne ve baba bu deliklerden balık avlayarak beslenecek, yavrularını da aynı yiyecekle besleyeceklerdir.

    Yavruya bakmak oldukça zahmetli bir iştir; onun beslenmesi için ebeveynler bazen uzun süre hiçbir şey yemezler. Ayrıca her yerin buzlarla kaplı olduğu ortamda yuva yapma olanağı yoktur. Anne ile babanın, yavruyu buzun soğuğundan korumak için yapabilecekleri tek şey, yavruyu ayaklarının üstüne koyup, karınlarıyla ısıtmaktır.

    Hayvanların yumurtlamadaki zamanlamaları da oldukça önemlidir

    Acaba niçin penguenler yazın değil de kışın yumurtlarlar? Bunun tek sebebi vardır: eğer yazın yumurtlanmış olsa, yavrunun büyümesi kışa rastlayacak o zaman da etraftaki denizler donmuş olacaktı. Bu durumda hem hava şartları çok ağır olduğundan, hem de besin kaynağı olan deniz çok uzaklarda kaldığından ebeveynler yavruyu besleyecek besini zor bulacaklardı.

    Penguenler son derece soğuk olan kutup ikliminin etkisinden korunmak için bir araya toplanırlar. Böylece bu topluluğun üyesi olan yavrular soğuk rüzgarların korunarak toplanma imkanı bulabilirler.

    Gerçekten de doğa Darwin’in dediği gibi olsaydı, yani her birey yalnız kendi yaşamını düşünseydi, hiçbir canlı yavrularını büyütmek, beslemek ve korumak pahasına bu kadar enerji, zaman ve yiyecek kaybına katlanmazdı.

    Penguenler, son derece soğuk olan kutup ikliminin etkisinden korunmak için bir araya toplanırlar. Böylece bu topluluğun üyesi olan yavrular soğuk rüzgarların da etkisinden korunarak toplanma imkanı bulabilirler.

    Sponsorlu Bağlantılar
    DMCA.com

    Üşüme halsizlik ve ishal

    Rüyada ölmüş dedesini görmek ne demektir, ne anlama gelir, tabiri ve yorumu nedir

    Bu sayfadaki "Hayvanların üremesi" konusuyla ilgili fikrinizi merak ediyoruz? Tespit ettiğiniz hata ve eksiklikleri bize yazın! Eleştirileriniz de en az övgüleriniz kadar bizim için değerlidir.

    Yorum Yapın

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Current day month ye@r *