16.04.2014

    Hikaye Özetleri Kısa (Dev Arşiv – Yenilendi 2014)

    Hikaye özetleri kısa, çok kısa hikaye özetleri arşivi,  en kısa hikaye özetleri, kısaca hikaye özeti, kısa kısa hikaye özetleri, hikaye kitabı özeti kısa

    DEĞİŞİM

    Bir yerlerde tıkandığınızda, soluk almanız güçleştiğinde, yüreğiniz sustuğunda insan yeni yollar seçmeli. Yeni insanlarla tanışmalı. Hep istediğiniz bir şey varsa onu sürekli erteliyorsanız gerçekleştirmeyi denemelisiniz. Her geçen gün ölüme biraz daha yaklaştığınızı anlamalısınız. Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve geliyorsanız değiştirin artık bir şeyleri. Eğer bunları yaşıyorsanız değişin artık. Küçük şeylerle başlayın önce her gün gittiğiniz yoldan gitmeyin okula ya da işe bir gün farklı bir şey yapın bir durak önce inin (: Gördüğünüzü tüm yüreğinizle hissetmeye çalışın. Kendinizi başkalarının yerine koyun sürekli. Ağlayan birini güldürmeyi deneyin. Güneşin doğuşunu seyredin. Sevmeden sevilmeyi mutlu etmeden mutlu olmayı beklemeyin. Önce kendinizi düşün hep bencil olun demiyorum ama ilk hep kendinizi düşünün. Her istediğinizi elde edemediğinizi bilin ki çok fazla hayal kırıklığı yaşamayın. UYKUDA GEÇİRMEYIN hayatı.

    2013 Yeni Hikaye Kitabı Özetleri Kısa ve Öz Roman Özetleri İçin Tıklayınız.

    ÇOCUK KALMAK

    Bazen yalnız, bazen gerektiğinden fazla kalabalık geçiyor hayatım. Ne yaptığımı bilerek veya bilmeyerek yaşıyorum işte… Geriye dönüp baktığımda ise tam bir hayal kırıklığı. Yapacak hiçbir şey kalmamış öylece geçip gidivermiş zaman. Bazen öylesine çekip gitmek istiyorum ki, benim bile nerde olduğunu bilmediğim bir yerde olmak istiyorum, yapıyorum da bazen… Arkamda ne bıraktığımı düşünmeden gidiyorum uzaklara. Gittiğim yalnızlık beni mutlu ediyor mu? Başlarda evet… Sonraki günlerde yalnızlığım beni boğmaya başladı sıkıldım kendimi tanımadığım bir yaşamın ortasına attım. Yalnızlığa bir çözüm bulmuşçasına… O kadar çok özlüyorum ki eskiyi belki daha o yaşlarda değilim belki gelecekte yapacaklarımı özlemem gerek bu yaşlarda ama ben çocukluğumu özlüyorum. Aşık olduğum günleri özlüyorum bir benzerini bulamadığım için özlüyorum… Biliyorum bunun sonu yok olmayacak… Geri dönüşte olmayacak… Hep en istemediğim zamanlarda istemediğim şeyleri yaşamak zorundayım. Hiç olmayacak bir zamanda aşık olmak zorunda mıydım? Şimdi geçmişime özlem duymak zorunda mıydım? Biraz da kendim için nefes alsam kendim için yaşasam olmaz mı? Hep dediğim gibi en büyük çabamızdır ne yapsak çocuk kalmak…

    BÜYÜYORUM

    Artık her gün arkadaşlarımla dışarı çıkmak istemiyorum. Yeni tanışmalar yeni insanlar istemiyorum. Gereksiz olan tüm insanları hayatımdan atıyorum. Yapmacık konuşmuyorum artık. Beni anlamayanlarla konuşmuyorum beni anlayanlara saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi söyleme özgürlüğü hakkına sahibim artık. Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu biliyorum artık. Boş geçen her saniyem değerli artık. Gerektiğinde HAYIR demeyi biliyorum artık .Bu kelime söylediğim kişiye kırıcı gelse de benim için bazen hayat kurtarıcı olabiliyor. Sevgiye önem vermek gerektiğini biliyorum artık çünkü zamanı geliyor elimde sadece o kalıyor. Kendi zevkime göre giyiniyorum artık. Farklı görünmek için saçma sapan şeyler giymiyorum artık. Yemek yapmaktan bile zevk alıyorum. Büyüdükçe kendi fikirlerimi daha çok seviyorum daha da çok bağlanıyorum. Kendimi daha bir zeki görüyorum büyüdükçe. Büyüdükçe fikirlerimi sevdiğim gibi canımı da o kadar sevmemeye başlıyorum. Büyüdükçe delice şeyler yapıyorum…

    2013 Yeni Hikaye Kitabı Özetleri Kısa ve Öz Roman Özetleri İçin Tıklayınız.

    Annemin Duaları 

    Yarın okul açılacak. Küçükken ne kadar heyecanlı olurdum, okul açılmadan bir gün öncesinde uyuyamazdım o gece. Başım ağrıdığından değil de içimde bir şey olurdu o yüzden. Şimdi bakıyorum da ne kadar soğumuşum her şeyden. Beni heyecanlandıran şeyler ne kadarda azalmış hayatımda.Küçükken verilen hediyelere deliler gibi sevinirken şimdi gururumdan verilen hediyeyi bile alamaz olmuşum. Ne kadar da tuhaf bir insan olmuşum? Benim için gri yok ya iyi ya kötü kesin bir karar vermek gerek hayatta. Bunu diğer insanlara oranla daha iyi yapıyorum sanırım. Yanlış bile olsa o an için kararımı veriyorum. Korkmuyorum açıkçası küçükken bir kavga olduğunda ya da biri yaralandığında hep bir şey olacak diye korkardım. Şimdi açtığım tüm kapıları ne olacak, en fazla ölürüm anlayışıyla açıyorum. Biliyorum güzel bir şey değil. Ama etrafımda bir zırh varmış gibi hissediyorum bazen ve bunun ne olduğunu bugün anladım beni koruyan şey Annemin duaları…

    Hedefe giderken yürümek 

    Tarlasında çalışan hocaya tanımadığı biri yaklaşır: “Efendi amca, falanca köye kaç saatte gidebilirim?” Hoca cevap vermemiş. Halbuki üç kez seslenmiş yabancı. “Her halde sağır” diye düşünüp  yoluna devam etmiş. Epey uzaklaştıktan sonra, Hoca “Evlat gel!” diye bağırmış. Merakla geri dönen gence: “Sen üç saatte ancak gidersin.” demiş. Adam kızmış: “Be adam biliyordun da daha önce niye söylemedin?” “Evet!” demiş Hoca, “Yolu biliyorum ama senin nasıl yürüdüğünü görmeden nasıl cevap verebilirdim ki?”

    Küçük civatanın önemi

    Vaktiyle koskoca bir gemide küçücük bir cıvata vardı. Bu, iki büyük çelik levhayı birbirine bağlayan küçük cıvatalardan biriydi. Gemi Hint Okyanusunda yol alırken bu küçük cıvata, birden bire laçka olmaya başladı, düşme tehlikesiyle karşılaştı. Öteki cıvatalar, “Sen düşersen biz de düşeriz!” diye seslendiler. Geminin teknesindeki perçinler de, “Biz de çok sıkışığız, biz de laçka olalım” dediler. Bunu duyan demir kaburgalar ise “Ne olur yapmayın” diye yalvardılar. “Siz tutmazsanız biz mahvoluruz!”
    Derken, küçük cıvatanın niyeti yıldırım hızıyla bütün gemiye yayıldı. Gemi titremeye başladı. Bunun üzerine bütün kaburgalar, levhalar, cıvatalar, en küçük perçinler el ele verip küçük cıvataya bir elçi gönderdiler. Küçük cıvata yerinde kalmalıydı. Aksi halde gemi parçalanacak, içlerinden hiçbiri vatana kavuşamayacaktı.
    Küçük cıvata kendine bu kadar önem verilemesine çok sevindi ve olduğu yerde kalacağını bildirdi.

    2013 Yeni Hikaye Kitabı Özetleri Kısa ve Öz Roman Özetleri İçin Tıklayınız.

    Gerçeği Görmek

     4 Temmuz 1952 günü, 34 yaşında bir kadın Pasifik Okyanusuna bir dalış yaptı. Catalina Adasından 21 mil batısında kalan Kaliforniya’ya doğru yüzmeye başladı. Eğer başarılı olursa bunu yapan ilk kadın olacaktı. Adı Florence Chadwick olan bu yüzücü, Manş Denizini her iki yönde geçen ilk kadındı. O sabah su vücudu uyuşturacak kadar soğuktu. Ve sis o kadar yoğundu ki; beraberindeki tekneleri güçlükle görebiliyordu. Milyonlarca insan televizyonlardan onu izliyordu. Köpek balıklarının ve dondurucu soğuğun etkisini hiçe sayarak 15 saat yüzdü. Yakındaki teknede bulunan annesi ve antrenörü hedefe çok yaklaştığını ve devam etmesini söyledilerse de o kendisini sudan çıkarmalarını istedi. Azimli yüzücü, Kaliforniya kıyısına yarım mil kala sudan çıkışının nedenini şöyle açıkladı: “Karayı görseydim başarabilirdim.”

    Halkın ağzını kapatmak

     Bir zamanlar Çin’de bilgeliğinin ülkesini bir güneş gibi aydınlattığı , zekası ve zenginliğine kimsenin ulaşamadığı bir hükümdar yaşardı.
    Bir gün veziri üzgün bir halde yanma geldi ve “Yüce hükümdarım” dedi. “Siz ülkemizdeki en yüce insansınız, yaşamımızın efendisisiniz. Ülkede yolculuk ederken ne duydum biliyor musunuz? Her yerde insanlar size şükrediyorlardı. Fakat kimi insanlar sizin hakkınızda konuşuyorlar, kararlarınızı eleştiriyorlardı. En güçlüden daha güçlü olan sizin gibi bir hükümdarın ülkesinde, böyle bir başkaldırma nasıl olabilir?”
    Hükümdar vezirini gülümseyerek dinledi ve “Krallığımdaki her insan gibi sizler için de ne yaptığımı biliyorsun” dedi. “Yedi ülke benim denetimimde. Benim yönetimimdeki bu ülkeler gelişti ve zenginleşti. Bu yedi ülkedeki insanlar beni adaletimden dolayı seviyor. Tamamen haklısın. Birçok şey yapabilirim. Kentlerimin kapılarını kapatabilirim. Fakat yapamayacağım bir şey var. Halkımın ağzını kapatamam. Asıl önemli olan kimi insanların benim hakkımda kötü şeyler söylemeleri değil, benim onlar için gerçekten iyi olan şeyleri yapmam.”

    İnanç ve Çalışmak

     Seneler  önce  Mısırda  Nil  nehrinde, nehrin bir yakasından ötesine yolcu taşıyarak geçimini sağlayan yaşlı bir kayıkçı, kayığındaki küreklerden birisine “İnanç”, diğerine “çalışmak” yazmış. Yolculardan bir  bilgin sebebi sorduğunda bu güngörmüş kayıkçı:
    “Nehri karşıdan karşıya geçmek için her iki küreğe de ihtiyaç var. Çalışmaksızın inanç ve inançsız çalışmak sizi bir dairede döndürür durur. Hayat yoluna tek kürekle çıkmak da nehri tek kürekle geçmeye çalışmaktan farksızdır. Hiçbir yere gidemezsiniz.” demiş.

    Sevginin gücü 

    Anlatacağımız  hikaye gerçek bir olaydır, bundan yaklaşık elli yıl kadar önce, Newyork Limanında geçmektedir.
    Sevginin  gücünün  insanlara  neler yapılabileceği bu  hikayede  çok  net bir şekilde  görülmüştür.

    Rıhtıma bağlı duran bir gemiye binmekte olan yolculardan biri dört yaşındaki çocuğunun elini nasılsa bırakır ve zavallı kızcağız merdivenlerden yuvarlanarak denize düşer. Geminin rıhtımdan bir metre açılması lazım ki çocuk kurtulabilsin. Zamanın azlığı, geminin manevra yapmasını engeller. Rıhtımda bulunan 130 kişinin var gücüyle gemiye dayanması görünen son çaredir. Gücünü sevgiden alan insan kollarına ihtiyaç vardır. Coşkuyla 260 kol ve elin bir araya gelmesiyle maksat bir anda gerçekleşir ve kız da kolayca kurtarılır…

    Bu yazının aldığı puan

    Dostu ihmal etmek

     Bilge zatlardan biri, evinde otururken birden kapı çalınır. İnip bakar. Eski tanıdıklarından biri. Fakat Allah rızası için sadaka istemeye gelen bu eski dostu mahcup etmek istemediği için kendisine görünmez. Hemen içeri koşup sandıkta ne geçerse eline, hepsini getirip, kapı aralığından uzatır. Adam dua ederek gittikten sonra o zat hüngür hüngür ağlamaya başlar.
    Karısı:
    - Verdiklerin gözüne çok göründü, yaptığın cömertliğe pişman oldun da, onun için mi ağlıyorsun? diye sorar.
    - Hayır! der, aklına gelen yanlış! Ben verdiğim para için değil, uzun zamandan beri görmediğim bir dostumun halini sorup araştırmadığım için, onu dilenmeye zorlanacak duruma getirişime ağlıyorum!..

    Gerçek Basittir

     Bir gün bilge hırkasını çıkardı ve onunla bir yumurtayı sarıp sarmaladı. Sonra da kasabanın ana meydanına gelip insanların kendi etrafına toplanmalarını istedi. Onlarca, yüzlerce kişi bilgenin çevresini sardı.
    “Bugün hepinizin katılabileceği büyük bir yarışma düzenliyorum.” diye seslendi bilge. “Kim bu hırkanın içinde ne olduğunu bilirse, onun içindeki yumurtayı ona vereceğim.”
    İnsanlar birbirleriyle bakıştılar, meraklandılar. Ama kimse bir tahminde bulunmak istemedi. Sonunda kalabalıktan birisi bilgeye şöyle dedi:
    “Bunu nereden bilebiliriz, bize vahiy gelmedi ki.
    ‘Bakın, bu hırkanın içindeki şeyin yumurta sarısı gibi sarı bir öbeği var ve yumurta beyazı gibi şeffaf bir sıvıyla kaplı , kolayca kırılabilen bir kabukla çevrili. Hadi bilin bakalım bu hırkanın içinde ne var?”
    Çevresini saran herkes bilgenin elinde bir yumurta tuttuğunu dü§ünüyordu, ama cevap o kadar besbelliydi ki, hiç kimse o kadar insanın önünde rezil olmak istemiyordu. Öyle ya, o şey ya bir yumurta değilse, bilgenin derin ilmiyle söylemek istediği başka birşey ise Hayır hayır, bilge mutlaka başka bir şeyi ima ediyordu.
    Bilge, iki defa daha sordu. Ama aptal durumuna düşmek istemediği için kimse cevap vermedi. Bilge sonunda hırkayı açıp yumurtayı herkese gösterdi ve şöyle dedi:
    “Aslında cevabı hepiniz biliyordunuz. Ama kimse cesaret edip de bunu dile getiremedi. Bu haliniz, riske girmeye, kaybetmeyi göze almaya cesaret gösteremeyenlerin haline benziyor. ( gerçekte çözümler çok basit. Bu basit çözümleri Allah akıl gözümüzle gösteriyor. Ama insanlar hep karmaşık açıklamaların peşine düşüyorlar, sonunda ise bu açıklamalardan bir şeyler yapmaya sıra gelmiyor.”

    Vaktinden Önce büyümek

     Bir zamanlar bir bilge öğrencileriyle birlikte yolculuk yapıyordu. Yakındaki bir köyde çok zeki bir çocuğun yaşadığını öğrenince o köye gittiler. Bilge, çocukla konuşmak için yanına yaklaştı .ve sordu:
    “Eşitsizliklerden kurtulmak için bana yardım eder misin?”
    “Eşitsizliklerden neden kurtulayım ki?” diye cevap verdi çocuk.
    “Dağları düzleştirecek olursak, kuşlar sığınacak yer bulamaz
    Nehirlerin ve denizlerin bütün çukurlarını ortadan kaldırırsak
    balıklar ölür. Köyün delisi, reisiyle aynı yetkilere sahip olur ve kimse ne yapacağını bilmez. Dünya yeterince büyük bırakalım zıtlıklarıyla devam etsin.”
    Bilgenin öğrencileri bu cevap karşısında hayran kalmışlardı. Köyden ayrılıp yollarına devam ederken birisi şöyle dedi:
    “Keşke bütün çocuklar o çocuk gibi akıllı olsa!”
    “Hayatım boyunca, yaşıtları gibi oyun oynamak ve sıradan jşler yapmak yerine dünya üzerine kafa yoran çocuklarla karşıyorum.” diye cevap verdi bilge. “Vaktinden önce büyüyen bu çocukların  hiçbirisi daha sonraki hayatlarında önemli şeyler yapmadılar. Çünkü çocukluğun masumiyetini ve sağlık işareti olan heycanını yaşayamadılar.”

    En tatlı ve en acı yemek

     Bir zamanlar, yaşlı bir kabile şefi kendisinden sonra kabilenin başına geçecek şef adayının ne kadar bilge olduğunu anlamak istedi. Bu sebeple yaşlı şef, genç şef adayına yemeğe gitti. Birinci yemek, dünyanın en güzel, en lezzetli, ikinci yemek ise en kötü ve tatsız yemeği olmalıydı.
    Belirlenen günde, genç şef adayı yaşlı şefin önüne çok iyi pişirilmiş, harika derecede lezzetli bir inek dili koydu. Çeşitli sebzelerle süslenmiş bu yemek gerçekten çok lezzetliydi. Ertesi gün, genç adam yaşlı şefin önüne en kötü ve lezzetsiz yemeğini getirecekti. Ama genç, yaşlı şefin önüne bir önceki günle tıpatıp aynı yemeği koydu; bu yemek de dilden yapılmıştı!
    Bunun nedenini soran yaşlı şef, alacağı cevapla yerine geçecek adamın kendisinden daha bilge olduğunu anladı:
    “Dünyanın en lezzetli şeyi dildir, çünkü hakikati dile getirip insanlann iyiliği bulmasına yardım eder. Doğru sözler başka insanları doğru yola yöneltir ve onları cesaretlendirir. Diller sevgi ve ahenk kelimeleriyle bütün köyümüzü bir arada tutar.
    Dil, dünyanın en tatlı şeyi olduğu gibi en kötü şeyi de olabilir. Öfke ve yalan söyleyen diller insanları kırar, onları yanlışa yöneltir. Dilin söylediği yalanlarla bir toplum parça parça olur. Bütün silahlardan daha korkunç şekilde köyümüzü felakete sürükleyebilir.”

    BİLGELİĞİN İLK ADIMI 

    Bir zamanlar, bir delikanlı bir bilgeye talebe olmak istedi. “Bana talebe olmak zordur, korkarım sen bunu başaramazsın” drdi bilge.
    Ama genç kararlıydı. Kendisinden ne isterse yapmaya hazır ol-ı luğunu söyledi. Bilge de ona manevi yoldaki ilk vazifesini verdi:

    “Bir yıl boyunca kim seni kızdırmaya çalışsa ona bir lira vereceksinsin.”
    Genç denileni yaptı ve tam bir yıl boyunca kendisini öfkelendirmeye çalışan insanlara para verdi. Bir yılın sonunda genç, bilgeye geldi ve bundan sonraki vazifesine hazır olduğunu bildirdi:
    “Önce şehre git ve bana biraz yiyecek al” dedi bilge.
    Genç yanından ayrılır ayrılmaz, bilge dilenci kıyafetine bürünüp sadece kendisinin bildiği kısa bir yoldan gençten önce şehir ulaştı. Gencin geçeceği yola oturdu ve onu bekledi. Tam genç  yanından geçecekken dilenci ona hakaret etmeye başladı. Baskılarının duyacağı sesle onun ne kadar aptal göründüğünü söyledi ama gençte hiçbir öfke işareti yoktu. Tam aksine:
    “Ne kadar harika!” diye karşılık verdi genç sakin bir şekilde. “Tam bir yıl bana hakaret eden herkese para ödemek zorunda kaldım, şimdi tek kuruş ödemek zorunda değilim.”
    Bunun üzerine üzerindeki dilenci kıyafetini çıkaran ve yüzünü değiştiren bilge gence şöyle dedi:
    “Başkalarının ne dediğine aldırış etmemeyi başaran bir kişi bilgelik yoluna adım atmış demektir. Eminim ki sen bundan böyle hakaretlere aldırış etmeyeceksin ve doğru bildiğin yoldan asla ayrılmayacaksın.

    Gerçek sevinç-bilgelik hikayeleri

    Bir zamanlar, bilgeliğiyle meşhur olan ve bildiklerini öğrencilerine de aktaran bir öğretmen vardı. Bu alim, aynı zamanda bir tacirdi ve adamları vasıtasıyla uzak diyarlara ticaret yapardı.
    Her gün talebelerine ders verirken, bir adam yanına gelip kötü bir haber verdi:
    “Haber aldık ki, senin mallarını taşıyan gemi batmış! Hiçbir mal kurtulamamış.”
    Bilge bir an dersi kesti. Etrafındaki talebeler onun dudaklarındı küçük bir gülümsemenin belirdiğini fark ettiler. Sonra, hiçbir :<y olmamış gibi dersine kaldığı yerden devam etti.
    Bir hafta kadar sonra, bilge yine talebeleriyle birlikte dersteyken, aynı adam bu defa “müjde” dedi:
    “Gözün aydın! O gemi senin mallarını taşıyan gemi değilmiş, lenin malların sapasağlam limana ulaştı.”
    Bilge yine bir-iki saniye durdu, talebeleri onun yüzünde yine l üçücük bir gülümsemenin parladığmı fark ettiler. Önceki gibi, yine hiçbir şey söylemeden dersine devam etti.
    (öğrencileri birbirine zıt iki durumda da aynı tepkiyi veren h( k ularına dayanamayıp şu soruyu sordular:
    “(ieminizin battığı haberinde de, batmayıp limana ulaştığı haberinde de gülümsediniz, neden?”
    Bilgenin cevabı şöyle oldu:

    “Geminin  battığı, mallarımın denize döküldüğü haberini aldığımda kalbimi yokladım. gelip geçici olan ve mezarın ötesinde bana arkadaşlık etmeyecek dünya malını kaybetmekten dolayı içimde bir  içe bir üzüntü varmı  diye kendime baktım. Kalbimde küçücükte de olsa bir üzüntü görmeyince sevindim ve şükrettim.
    Gemininin aslımla batmadığı ve sağ salim geri döndüğü haberini aldığımda  bu defa, dünya malını kazanmaktan dolayı seviniyor nuyum diye kalbime baktım. O malı geri kazanmaktan dolayı sevinç ve mutluluk görmediğim için yine sevindim ve şükrettim.”

    2013 Yeni Hikaye Kitabı Özetleri Kısa ve Öz Roman Özetleri İçin Tıklayınız.

    Asker hikayesi-Sorumluluk benim karar verme herkesin

     Vietnam Savaşı’nın en şiddetli günlerinde bir gazeteci, askerlerle röportaj yapmak için ormanın derinliklerine girdi. Savaş koşullarının çetinliği karşısında dehşete kapılan gazeteci, Amerikalı genç piyade yüzbaşısına sordu:
    “Bu kargaşalık içinde komutayı nasıl sağlıyorsunuz?”
    Genç yüzbaşı şöyle cevap verdi:
    “Bu askerler ormana daldıklarında ne yapacaklarını biliniyorlarsa onlara bunu söylemeyecek kadar uzakta olurum. Benim görevim bunu onlara önceden öğretmektir. Ondan sonra ne yapacakları, karşılaştıkları duruma göre verecekleri kendi kararlarına bağlıdır. Sorumluluk daima bendedir ama karar yetkisi cephedeki herkesindir.”

    Umut-Hikayeler 

    Pers Sultani iki adamı ölüme mahkûm etmiş Sultan’ın atını ne kadar
    sevdiğini bilen mahkûmlardan bir tanesi hayatını bağışlarsa bir yıl içinde
    ata uçmayı öğretebileceğini söylemiş Kendini dünyadaki tek ucan ata
    binerken hayal eden Sultan bunu kabul etmiş Diğer mahkûm inanmayan
    gözlerle arkadaşına bakmış ve “Atların uçamadığını biliyorsun Nasıl olup
    da böyle delice bir fikirle çıkabildin ortaya ? Yalnızca kaçınılmazı
    geciktiriyorsun o kadar ” ” Pek değil ” demiş birinci mahkûm ” Kendime
    dört özgürlük şansı veriyorum.

    Birincisi : Sultan bu yıl ölebilir.
    İkincisi : Ben ölebilirim.
    Üçüncüsü : At ölebilir.
    Dördüncüsü ” Belki ata uçmayı öğretebilirim ” ! “

    Profösörün sınavı-hikaye 

    Hikayenin adı :Profesörün sınavı

    Hikayenin türü: Düşündürücü hikayeler,bilgece hikayeler ,öyküler, kişisel gelişim hikayeleri
    Ülkenin en iyi işletme  fakultelerinden birinde  okuyordu. okulun ikinci senesiydi ve okulun en başarılı öğrencilerinden birisiydi.Sene sonu  sınavlarından birisine daha  girmişti.Soru kağıdını alıp soruları hızlıca incelediğinde, onuncu soru karşısında şaşırıp kaldı. Soru kağıdını basan görevlinin işgüzarlığı mıydı yoksa? Veyahut bir dalgınlık eseri mi sorular listesine girmişti?
    Aynı şaşkınlığı diğer öğrenciler de yaşıyorlardı. İçlerinden biri, cesaretini toplayıp:
    “Hocam,” diye seslendi. “Onuncu soruyu soracaktım.”

    “Evet arkadaşlar” dedi profesör, “o soruyu oraya ben koydum. Ve bundan da puan alacaksınız.”
    Soru şöyleydi:
    “Her gün okulu temizleyen hademe kadının adı nedir?”
    Bütün öğrenciler bu kadını her gün, özellikle de sabah ve akşam saatleri koridoru temizlerken görürlerdi. Elli yaşlarında, uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. Ama, öğrencilerin onunla ne işi olabilirdi ki? Adını nereden bileceklerdi? Ne o cevap verebildi onuncu soruya, ne de diğer öğrenciler.
    Sonuçta, o sene dersten tam not alan olmadı. Ama, kağıtları verip sınavdan çıkarken profesörün söylediği sözü hiçbiri hayatlarının sonuna kadar unutamayacaktı:

    “Hayatınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama sizin ilginizi ve dikkatinizi hak eden insanlar bunlar. Onları göz ardı etmeden yaşamayı öğrenmeniz gerek.”
    Delikanlı bu dersi hayatı boyunca unutmadı. Hademenin adını da. Adı Dorothy idi.

    2013 Yeni Hikaye Kitabı Özetleri Kısa ve Öz Roman Özetleri İçin Tıklayınız.

    Baltayı bilemek-Hikaye

     Hikayenin adı :Baltayı bilemek
    Hikayenin türü: Kişisel gelişim , başarı hikayeleri,
    Bir zamanlar gür ağaçlarla dolu bir ormanda iki oduncu ağaç kesiyorlardı. Birisi sabahları diğerinden çok daha erken kalkıyor, ağaçları kesmeye başlıyor, bir ağacı devirir devirmez hemen ötekini kesmeye başlıyordu. Dinlenmediği gibi, öğle yemeği için bile kendine zaman ayırmıyordu. Akşamları ise arkadaşı eve döndükten sonra bile çalışmalarını sürdürüyordu.
    İkincisi ise, ağaç keserken zaman zaman dinleniyor, öğleyin güzelce karnını doyuruyor, akşamüzeri de evine dönüyordu.
    Bir süre sonra, ikisi de kestikleri odunları ayrı ayrı dizmeye başladılar. Sonuç şaşırtıcıydı. İkinci oduncu, çok çalışan arkadaşından neredeyse iki kat daha fazla odun kesmişti.
    Çok çalışan adam, hayretler içinde: “Nasıl olur, anlamıyorum?” dedi. “Ben senden daha çok çalıştım halbuki…” Öteki durumu, gülümseyerek açıkladı: “Ortada anlaşılmayacak bir şey
    Doğru, sen durmadan çalıştın, ben ise arada oturup dinlendin dinlenirken, bir yandan da baltamı biledim. Baltam keskin
    olduğu için daha az çabayla daha çok odun kesebildim.”

    Sorunun farklı bir çözümü-Hikaye

    Hikayenin adı: Sorunun farklı bir çözümü
    Hikayenin türü: Komik ,düşündürücü hikayeler

    Adamcağız kan çanağına dönmüş gözlerle psikoloğun odasına girer.
    Uyuyamıyorum doktor bey der. 1 haftadır uyuyamıyorum. Yatağa uzanıyorum, tam uykuya dalacakken birden karyolanın altında birisi var gibi geliyor.
    Doktor Bey: “Şu ilaçları kullan ve bir hafta sonra kontrole gel.”
    Adam gider ve geldiğinde gözler öncekine nazaran daha fazla şiştir.
    Doktor: “Ne oldu?”
    Adam: “Sorma doktorum, ilaçlan aldım almasına ama karyolanın altında hala birileri saklanıyor olsa gerek. Tam ben kontrol etmek için karyolanın altına baktığımda oradan yok olduklarnı fark ediyorum.”
    Doktor: “Bu hafta değişik bir usûl uygulayalım. Yatağın altında birilerinin olduğunu anladığın anda yatağın altına gir ve uyu.”
    Adam bir hafta sonra yine kan çanağı gözlerle gelir.
    Doktor bey, karyolanın üstünde yatarken, karyolanın altında birileri var zannettiğimde, söylediğiniz gibi karyolanın altında yatıyorum. Bir müddet sonra da bu sefer karyolanın üstünde birileri var gibi geliyor. Bir alta bir üste taşınmaktan gözüme uyku girmiyor.
    Doktor: “Sana Hint usulü bir terapi uygulayacağım ve bunun ücreti de 500 dolar.”
    Adam: “Kusura bakmayın, o kadar param yok.”
    Adam muayenehaneden çıkar gider. Ertesi hafta doktor hastasıyla yolda karşılaşır. Hastanın kan çanağı gözleri bile düzelmiştir. “Ne oldu?” der doktor hayretle. “Hiiiç!…” der adam, umursamaz bir tavırla. “Sorunu marangozumla 10 dolara hallettik.” “Nasıl yani?” der doktor.

    Adam: “Marangozum geldi ve karyolanın ayaklarını kesti. Problem de bitti. Şimdi yatağın üstü de altı da bir artık.

    :Eşşeğin gölgesi kime kalır ?

    Eski Yunanistanın büyük hatibi Demostenes ülkeyi ilgilendiren önemli bir mesele hakkında Atinalılar’a hitap etmeye çalışıyor,fakat halk pek ilgilenmiyordu.Büyük hatip, bunun üzerine konusun değiştirdi.

    “Bir adam, evindeki eşyasını bir diğer köye götürmesi için eşek kiraladı. Sahibi de, eşeği ile birlikte gideceğini söyledi; eşe¬ğin işi bitince, hayvanı geri getirecekti. Öğle üzeri, yemek için mola verildi. Güneş, yakarcasına kızdırıyordu. Eşeği kiralayan, hayvanın gölgesine uzanarak dinlenmek istedi, “sen, sadece eşeği kiraladın, gölgesini değil. Eşeğin gölgesinde ben dinleneceğim.”
    “Eşeği kiralayan adam ise hayvanı, her şeyi ile kiraladığını söyleyerek, hayvanın gölgesinde dinlenme hakkının da kendisinin olduğunu iddia etti.”
    Demosten, konuşmasının bu noktasında durdu ve kürsüden ayrılmak için davrandı. Fakat dinleyiciler, hep bir ağızdan, kür¬süden ayrılmamasını, eşeğin gölgesinin kimin üzerinde kaldığını söylemesini istediler.
    Çağın bu büyük hatibi, o zaman bağırarak dedi ki: “Siz ne ap¬tal insanlarsınız. Sizi çok yakından ilgilendiren hayati bir mesele : üzerindeki konuşmayı dinlemek istemiyor, ama eşeğin gölgesiyle 26 ilgileniyorsunuz…”

    perikles konuştuğunda insanlar ” ne de güzel konuşuyor ” dedi ama demosten konuştuğunda insanlar “haydi yürüyelim !” diyerek coşkuyla zafere koştu .

    Öğretmene verilen ceza-Hikaye 

    Hikayenin adı :Öğretmene verilen ceza
    Hikayenin türü:Eğitim ,düşündüren hikayeler

    Genç kadın arabasıyla kırmızı ışıkta geçtiği için hakim karşısına çıkarılmıştı. Genç kadın mahkemenin uzamasını istemiyordu.
    “Ben öğretmenim hakim bey” dedi. “Lütfen davayı hemen sonuçlandırın ki, dersime yetişebileyim.”
    Kadının sabırsızlığı karşısında önce yüzü asılan hakim, sonra gülümsedi ve emin olmak istercesine sordu:
    “Demek siz öğretmensiniz, öyle mi?”
    Genç kadın sonunda hakimin kendisini anladığını düşünerek umutla cevap verdi:
    “Evet” dedi. “Öğretmenim.”
    Hakim yüzünde mutlu bir gülümseme ile bildirdi kararım:
    “Yıllardır bu mahkemeye bir öğretmenin dava için gelmesini bekledim” dedi. “Şimdi lütfen karşıdaki sıraya oturun ve 500 kez ‘Ben kırmızı ışıkta geçtim’ diye yazın.”

    Çizgiyi uzatmak -Hikaye 

    Hikayenin adı :Çizgiyi uzatmak

    Hikayenin türü : başarı, bilgelik,kişisel gelişim öykü ,hikayeler

    Çizgiyi uzatmak

    Öğretmen  sınıftaki  zeki  ama aynı zamanda  kıskanç öğrenciye sorar,

    Niçin sınıftaki arkadaşlarının  başarısını  çekemiyor onların yaptıklarını  bozup  kavga çıkarıyorsun ?

    öğrenci cevap verdi ;”Çünkü  onların beni geçmesini istemiyorum en iyi ben olmalıyım.” dedi.

    Bunun üzerine  öğretmen  tahtaya bir çizgi  çizdi  ve öğrenciye sordu.

    “Bu çizgiyi  nasıl kısaltırsın ?”

    öğrenci  eline  silgiyi  alıp çizgileri  bölmeye başladı ama her biri ayrı ayrı çizgiler oluyordu  dolayısı ile  öğretmen bu cevabı  beğenmedi.. Çizginin yanına  yeni ve  daha  uzun bir çizgi çizdi  ve  sonra sordu.

    “Şimdi  diğer  çizgi  ne oldu?”

    Öğrenci  cevap verdi.

    “Kısaldı.”

    “Bilgini ve yeteneklerini arttırarak kendi çizgini uzatman rakibinin çizgisini bölmeye çalışmandan daha iyidir.” dedi.

    2013 Yeni Hikaye Kitabı Özetleri Kısa ve Öz Roman Özetleri İçin Tıklayınız.

    Çizgiyi uzatmak -Hikaye

    Hikayenin adı :Çizgiyi uzatmak

    Hikayenin türü : başarı, bilgelik,kişisel gelişim öykü ,hikayeler

    Çizgiyi uzatmak

    Öğretmen  sınıftaki  zeki  ama aynı zamanda  kıskanç öğrenciye sorar,

    Niçin sınıftaki arkadaşlarının  başarısını  çekemiyor onların yaptıklarını  bozup  kavga çıkarıyorsun ?

    öğrenci cevap verdi ;”Çünkü  onların beni geçmesini istemiyorum en iyi ben olmalıyım.” dedi.

    Bunun üzerine  öğretmen  tahtaya bir çizgi  çizdi  ve öğrenciye sordu.

    “Bu çizgiyi  nasıl kısaltırsın ?”

    öğrenci  eline  silgiyi  alıp çizgileri  bölmeye başladı ama her biri ayrı ayrı çizgiler oluyordu  dolayısı ile  öğretmen bu cevabı  beğenmedi.. Çizginin yanına  yeni ve  daha  uzun bir çizgi çizdi  ve  sonra sordu.

    “Şimdi  diğer  çizgi  ne oldu?”

    Öğrenci  cevap verdi.

    “Kısaldı.”

    “Bilgini ve yeteneklerini arttırarak kendi çizgini uzatman rakibinin çizgisini bölmeye çalışmandan daha iyidir.” dedi.

    Bu yazının aldığı puan

    9 Kisa Kİtap Özetlerİ

    Gurur ve İhtiras
    KİTABIN ÖZETİ :
    Kitap,18 yy.’da yahudi bir ailenin başından geçenleri anlatıyor. Önce Almanya’ da yaşayan aile, o dönemlerde başlamış olan yahudi düşmanlığından etkilenmişlerdir. Ayaklanmacılar gösteri yaparak her tarafı dağıtmış ve taşla annenin başına vurmuşlardır.O sırada anne hamiledir. Anne ölür ve küçük kız Miriam doğar. O sıralarda ailenin en büyük oğlu David altı yaşındadır ve bütün olanlar belleğine kazınır. Bu olaylar yüzünden Baba Ferdinand ABD’ye göç eder. (more…)

    KİTABIN ADI : HareM
    KİTABIN YAZARI : Ömer Seyfettin
    KİTABIN ÖZETİ : Sermet adında bir adam ,karısı Nazan’ın kendisini başka bir erkekle aldattığını ,karısıda Sermet’in kendisini başka bir erkekle aldattığını zannediyor.
    Modern yaşamı seven , lüks olmayı seven , dürüst ve sadakatli,kalbinde hiç bir kötülük olmayan bir kadındır.Ancak o zamanlar kadınlı erkekli eğlencelere katılmak hiç hoş karşılanmazdı. (more…)

    KİTABIN ADI : BEYAZ LALE
    KİTABIN YAZARI : ÖMER SEYFETTİN
    1.KİTABIN KONUSU: Balkan Savaşı sırasında, Bulgar asıllı bir binbaşı tarafından, Türk köylerinde özellikle kadın ve kız çocuklarına yapılan işkenceler bütün gerçeğiyle gözler önüne serilmiştir. Ayrıca buradaki Türkleri vaftizleyip Hristiyan yapıldıktan sonra nasıl öldürükleri anlatılmaktadır.Amaçları özgür bir Bulgartoplumu yaratmaktır (more…)

    KİTABIN ADI:Nehrin Dönemeci
    KİTABIN ÖZETİ :
    Selim (Hikayenin Kahramanı) Afrika’ nın doğu sahilindendir. Sahil tam anlamıyla Afrikalıların bulunduğu bir yer değildir. Arap, Hintli, İranlı, Portekizli karışımı bir yerdir. Selim Hint Okyanusu insanıdır. Gerçek Afrika kilometrelerce içerdedir. Selim’ in Arabistan, Hindistan ve İran’ la ilişkisi vardır. Oralar aynı zamanda atalarının memleketidir. Ancak Selim Arap, İranlı yada Hintli olduğunu benimseyemez.(more…)

    KİTABIN ADI:Erdem Ve Mutluluk
    KİTABIN ÖZETİ :
    Kendi kendinizi aydınlatan bir ışık olun.

    Yalnızca kendinize güvenin.

    Biricik ışık olarak

    Kendi içinizdeki gerçeğe bağlı kalın

    (Buda)

    Akla dayanan ya da akla uygun bir otoritenin kaynağı yeterlik dediğimiz şeydir. Otoritesine saygı duyduğumuz kişi, başkalarının kendisine vermiş olduğu ve üstesinden gelebileceğine inandığı işi yeterli bir şekilde yürütür, sorumlu olduğu insanları korkutmak ihtiyacı duymadığı gibi bir takım sihirli niteliklerle hayranlık uyandırmaya da kalkmaz, (more…)

    5 temel özgürlük

    1 Algılama Özgürlüğü: Sağlıksız anababa çocuklarını geçmişe, geleceğe veya olması gerekene yöneltir; o an olan olayları olduğu gibi algılamalarına izin vermez. 2 Kendi düşündüğünü olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü: Sağlıksız anababa, çocuklarının ne düşündüğüyle ilgilenmez, ne düşünmesi ve yapması gerektiğiyle ilgilenir.Sağlıklı aile ortamı çocuğun kendine özgü algılamasını ve düşüncesinin ifade etme olanağı sağlar; sağlıksız aile, çocuğun nasıl algılaması, düşünmesi ve davranması gerektiğiyle ilgilenir, çocukları belirli bir kalıba sokmak, onlar için, çocuğun kendisi olarak gelişmesinden daha önemlidir. (more…)

    KİTABIN ADI:13. Jüri
    KİTABIN YAZARI John T. LESCROART KİTABIN ÖZETİ : Jennifer Witt, kocasını çok seven fakat kocasından devamlı dayak yiyen ve yaptğı şeyleri kocasına yani Lary Witt’ e beğendiremiyen bir çocuk annesi kadındır. Bu yüzden psikolojisi bozulmuş ve doktora gitmektedir. Yediği dayaklar yüzünden de vücudunda oluşan yara bereler içinde doktora gitmektedir. Jeniffer 28 Aralık Günü her zaman olduğu gibi rahatlamak için koşuya çıkar ve eve döndüğü zaman evinin etrafında bir sürü polis bulur.(more…)

    KİTABIN ADI:Anka’nın Yükselişi Ve Dönüşü

    KİTABIN ÖZETİ
    Prof.Dr.Oral Sander bu eserinde, başlangıcından itibaren Osmanlı dış politikasını örnekleriyle birlikte titizlikle anlatmış, zaman zaman da iç gelişmelere değinerek bunların dış politikaya etkilerini ortaya koymuştur. Kitap beş bölümden oluşmaktadır: (more…)

    KİTABIN ADI:Ankara’da Savaş Rüzgarları

    KİTABIN ÖZETİ
    Yakın tarihimize bir ışık tutmak maksadıyla, Kazım KARABEKİR’in varisleri tarafından onun notlarının toparlanmasıyla meydana gelen, bu eser yakın tarihimizle ilgili bilinmeyen tartışmaları gözler önüne sermiştir.
    Kazım KARABEKİR; 1939 yılından 1946 yılına kadar olan zaman dilimi içerisinde, T.B.M.M. içerisinde olan tartışmaları gözler önüne sererken, 2′nci Dünya Savaşına girilip, girilmeyeceği, girilecekse kimin tarafında olunacağı, büyük dünya devletlerinin tarihinden gelen emellerini , bunları 2′nci Dünya savaşı ile nasıl gerçekleştirmek istediklerini, bu emellerden Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl ve ne kadar etkileneceğini anlatmaya çalışmıştır.

    2013 Yeni Hikaye Kitabı Özetleri Kısa ve Öz Roman Özetleri İçin Tıklayınız.

    HİKAYE ÖZETLERİ

    kitaba ula?en kolay yolu
    Kaşağı

    (Ömer Seyfettin)

    Konu

                   Kardeşine iftira atıp, onun ölümünden sonra vicdan azabıyla yanıp tutuşan bir çocuğun dramı anlatılmaktadır. 

    Özet 

    Annesi, İstanbul’a gittiği için kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmaz. Bu, babasının seyisi, yaşlı bir adamdır. En sevdikleri şey atlardır. Dadaruh’la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, onlar için çok zevklidir. Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşlarına gider. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi… yerinde duramaz, bunu gören küçük çocuk ben de yapacağım! diye tutturur.

    O vakit Dadaruh, onu Tosun’un sırtına koyar, eline kaşağıyı verir,

    - Hadi yap! Der.

    Bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdı.

    Her sabah ahıra gelir gelmez,

    - Dadaruh, tımarı ben yapacağım, der.Ama adam izin vermez ancak boyu at kadar olunca yapabileceğini söyler.Boyu atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. Sanki kaşağının düzenli tıkırtısı Tosun’un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. Tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, “Höyt..” diye sağrısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara başlardı.Bir gün yalnız başına kalır. Hasan’la Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. İçimde bir tımar etmek hırsı uyanır. Kaşağıyı arar, bulamaz. Annesinin bir hafta önce İstanbul’dan gönderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen alıp, Tosun’un yanına koşar,  karnına sürtmek ister fakat rahat durmaz.

    - Sanırım acıtıyor? Diye düşünür.

    Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine bakar. Çok keskin, çok sivridir. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başlar. Dişleri bozulunca yeniden dener. Gene atların hiçbiri durmaz ve kızar. Öfkesini sanki kaşağıdan çıkarmak ister. On adım ilerdeki çeşmeye koşar. Kaşağıyı yalağın taşına koyup yerden kaldırabildiği en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başlar. İstanbul’dan gelen, üstelik Dadaruh’un kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı ezip, parçalar. Sonra yalağın içine atar. Babası çeşmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış kaşağıyı görür; Dadaruh’a yanına çağırınca  çok korkar. Dadaruh şaşırır, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babası bunu kimin yaptığını sorar.Dadaruh,

    - Bilmiyorum, der.

    Babasının gözleri ona döner, daha bir şey sormadan, çocuk kaşağıyı kardeşi Hasan’ın kırdığını söyler. “Dadaruh uyurken odaya girdi. Sandıktan aldı. Sonra yalağın taşında ezdi” der.

    Babası Hasan’I çağırır.

    -Bu kaşağıyı niye kırdın?diye sorar.

    Hasan, Dadaruh’un elinde duran alete şaşkın şaşkın baktıp, sarı saçlı başını sarsarak,

    - Ben kırmadım, der.

    - Doğru söyle, darılmayacağım. Yalan çok kötüdür, der babası. Hasan inkârda direnir. Baba öfkelenir. Üzerine yürür “Utanmaz yalancı” diye yüzüne bir tokat indirir.

    - Götür bunu eve; sakın bunu bir daha buraya sokma. Hep Pervin’le otursun! diye haykırır.

    Artık ahırda hep yalnız oynar. Hasan eve hapsedilir. Annesi geldikten sonra da bağışlanmaz.Annesi onun iftira atabileceğine hiç ihtimal vermez.

    Ertesi yıl anne, yazın gene İstanbul’a gider.Hasan’a ahır hâlâ yasaktır. Bir gün birdenbire hastalandı.  Doktor “Kuşpalazı” der. Babası yatağın başucundan hiç ayrılmaz. Hizmetçi kardeşinin öleceğini söyler ve çocuk  ağlamaya başlar. Gece uyuyamaz, uykuya dalar dalmaz Hasan’ın hayali gözünün önüne gelir “İftiracı! İftiracı!” diye karşısında ağlar. Pervin’i uyandırır. Hasan’ın yanına gitmek istediğini ve babasına bir şey söylemek istediğini söyler.Yarın söylersin, der.Sabaha kadar gene gözlerini kapayamaz. Hava henüz ağarırken Pervin’i uyandırır. Ama zavallı suçsuz kardeşi, o gece ölmüştür.

    Ana Fikir

    Yalan söylemek kötü bir alışkanlıktır. Yalan ve iftira sonucunda geri dönülmez şeyler olabilir. 

    Şahıslar ve Olaylar

       Büyük çocuk: Hasan’ın abisidir.babasından çok korkar.Atları çok sever.

        Hasan: Küçük kardeştir.O da babasından çok korkar ve atları çok sever.Geçirdiği hastalık ölümüne sebep olur.

        Dadaruh: Evin seyisidir. Bütün zamanını atlarla geçirmekyen çok zevk alır.İki çocuğu da çok sever.

        Pervin: Evin hizmetçisidir. Çok yumuşak kalplidir ve herşeyi açıkça söyler.Bir o kadar da sulugözdür.

     Baba: Çocuklarının üzerinde büyük bir otorite sahibidir. Çocukları onu çok sever ama ondan çok korkarlar. 


    Anadolu Notları
    (Reşat Nuri Güntekin)

    KİTABIN KONUSU
    Bir Anadolu gezisindeki yaşanan olaylar.

    ÖZETİ
    Kitap birçok kısa notlardan oluştuğu için içinde birçok olaylar vardır. Bunlardan birkaçını sizlere anlatmak ve özetlemek istiyorum. “Trende” adlı notunda trene bindiği andaki hissettiklerini yazıyor. Trende en büyük zevk vagonda bir yolcunun olmamasıdır. Bu yüzden her duruşta gelen yolcuya ! “Burada biri var. Kantine gitti. Şimdi gelir” diyerek onun gitmesini bekliyordu. Bazen de uğurlamaya gelenleri yanına oturtturmak ve tren hareket edinceye kadar bekleyip daha sonra salıvermektir.

    Yazarın kullandığı en büyük taktik hasta numarasıdır. Yüzüne bir tülbent bağlayıp, parmağıyla gözünün etrafına bir parça sigara külü bulaştırıvermiş. Daha olmazsa “vallahi bilmem birader, bizim dayı yılancıktan öldü. Bize de mi geçti nedir ?” diye konuşuverir. Herifi koydunsa bul….

    Şoför notunda da kamyoncunun bir yol boyunca karşılaştığı tuhaf olayları anlatmaktadır. Yazarın en ilgisini çektiği olay yolda süregelen tel olayıdır. Her arabada tel vardır fakat yolda aracı bozulduğunda araç durup beklerken, yayına gelen kamyoncu ona tereddüt etmeden telini verir. Az ileride kendi aracıda bozulduğunda teli verdiğine pişman olur. Yazarın titiz ve seçici olması yazdığı notlardan da belli oluyor. Yatak çarşafları adlı notunda yazar, yatak çarşaflarına dikkat ediyor. Hiçbir zaman kendi gözüyle görmediği çarşaf değişimi için görevliye başvurur ve bizzat değiştirir. Ama bu onun için yine yeterli değildir. İçinde “ya diğer yataktan çıkartıp getirmişse” diye bir ukte kalmıştır.

    Su onun için en önemli varlıktır. Yanında ihtiyatte mutlak bir su bulunmaktadır. Su bulunmazsa gidip maden suyu alıp onunla idare edermiş.

    “Yolda Hastalık” notunda ise, geçirdiği hastalığı kendi kendine geçirmeye çalışıyor. Bilgili olmasına rağmen rezil olmamak için otele çekilip terlemek suretiyle hastalığından kurtulmaya çalışmaktadır.

    Tulüyat Tiyatrolarda yazarın kitabında 3 bölümde yer almaktadır. Onun için tiyatronun kültür ve gelişme bakımından önemi büyüktür. Fakat, köylere gelen tiyatrocular ve özellikle bayanların giyiniş tarzı köylü erkekleri kışkırtıyor ve köyle fitne yarattığı için genellikle tiyatrocular kovuluyordu. Onun için otelde yalnız olarak yatmak huzur ve güvence vermektedir. Fakat, son anda gelen davetsiz misafir onun rahatını bozar ve hiç tanımadığı kişiyle yatmanın verdiği tedirginlik onu rahatsız etmektedir.
    Fare adlı notunda da paranın ne denli önemli olduğunu ve onun için şantaj bile yapıldığını belirtmektedir.

    Son notu olan “Bir dost Tenkidine Cevap” adlı notunda da dostunun birinci kitaptaki eleştirilerine cevap veriyorlardı. Dostu, ona bu hatıra türü notlarını roman metoduna kaçmış olduğunu belirtmiştir.

    ANA FİKİR
    Kısa olaylardan oluşan bu kitap ; Anadolu güzellilerini, yöre halkının yaşam tarzlarını anlatmakta ve “Çok gezen çok bilir” atasözünü doğrulamaktadır.

    ŞAHISLAR VE OLAYLAR
    Kitaptaki olaylar, gerçekçi ve mantiki bir tarzdadır. Olaylarda savunulan bir taraf yoktur.

    Yazar olayları kendi çıkarları doğrultusunda yazmış ve kimi zaman kendinin olaylarını, hastalıklarını ön planda tutmuş ve tasvirden kaçınmıştır. Roman tarzı yazmasını da kısa notlarda açıkça belli eder.

    Köylüler, uyanık ve akıllı olduklarını tasvir etmiş ve göründüğü olmalarına rağmen bir takım hırslar-para gibi –onların şantaj yapmaya kadar götürmüştür.

    Kamyoncular, birlik ve beraberliğe düşkün insanlar olarak tanınmış ve kendi eksikliğini düşünmeden ve görmeden başkalarına yardım etmeyi kendilerine bir borç bilmiştir.

    Ayrıyeten birtakım kişilerin hala hurafelerden kurtulamadığı ve bu inançlarına devam ettiklerini görmekteyiz.

    KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ
    Reşat Nuri GÜNTEKİN : (1889-1956) İstanbul da doğmuş Edebiyat Fakültesini bitirmiş Liselerde öğretmenlik ve müdürlükler, Milli Eğitim Müfttişliği ve Paris Kültür Ataşeliği yapmıştır.

    Reşat Nuri GÜNTEKİNİN ESERLERİ
    1. Çalıkuşu Gökyüzü
    2. Dudaktan Kalbe Değirmen
    3. Akşam Güneşi Yeşil Gece
    4. Acımak Olağan İşler
    5. Damga Gizli El
    6. Kızılcık Dalları Harabelerin Çiçeği
    7. Eski Hastalık Sönmemiş Yıldızlar
    8. Makineler Tekkesi Tanrı Misafiri
    9. Yaprak Dökümü Kan Davası
    10. Ateş Gecesi Kavaklı Yeller
    11. Bir Kadın Düşman Leyla ile Mecnun
    Son Sığınak

    PİYESLERİ

    Hançer Balıkesir Muhasebesi
    Hülleci Tanrı Dağı Ziyafeti
    Çalıkuşu (N.Cumalı) Eski Şarkı
    Bir Köy Öğretmeni Yaprak Dökümü
    KAYNAK: www.eogretmen.com

    Öğretmen Mediha

          Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkânsızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa’ yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. Ilave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu.
    Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir
    kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın
    üstüne büyük ‘F’ (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.
    Bayan Mediha’nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını
    incelemesi gerekiyordu ve Mustafa’nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.

    Mustafa’nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
    Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu
    ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?
    Ikinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

    Mustafa mükemmel bir öğrenci!  Sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evdeki yaşamı mücadele içinde geçiyor?
    Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
    Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.
    Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
    “Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor.
    Çok fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.

     

    Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı.

    Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya kadar bu böyle devam etti.

    Mustafa’nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı ile beceriksizce sarılmıştı.
    Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü.

    Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı:

    - Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.
    Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa’ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıftaki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.

    Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa’dan bir not buldu, ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.
    Altı yıl sonra Mustafa’dan bir not daha aldı Liseyi bitirdiğini, sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.
    Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını, sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı.

    Yine Bayan Mediha’nın tüm yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı.
    Sonra dört yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte
    diplomasını aldıktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu.
    Mektup onun hala karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu
    açıklıyordu. Ama simdi ismi biraz daha uzundu.

    Mektup söyle imzalanmıştı,

    Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)

    Öykü burada bitmiyor.
    Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.
    Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu.
    Babasının birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde
    Bayan Mediha nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.

    Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu?
    Taşları düşmüş olan o bileziği taktı. Dahası, Mustafa’nın annesinin süründüğü parfümden sürdü. Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha’nın kulağına şöyle fısıldadı;
    “Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim. Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim.”
    Bayan Mediha, gözlerinde yaşlarla fısıldadı, şöyle dedi;
    “Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum”.


                Birinin Hayatında Bir Fark Oluşturmaya Çalışın.  (Alıntı)

     

    PAMUK PRENSES VE YEDİ CÜCELER

           Bir kış günü bir kraliçe pencerenin önünde dikiş dikerken iğne eline batmış. Hemen bir parça pamukla elinden akan kanı silmiş. Keşke demiş kraliçe ” teni şu pamuk kadar beyaz, dudakları kan damlası kadar kırmızı ve saçları şu pencerenin pervazı kadar kara bir kızım olsa.”
    Hikayenin tamamını oku »

    2013 Yeni Hikaye Kitabı Özetleri Kısa ve Öz Roman Özetleri İçin Tıklayınız.
    HERKES ASLINA ÇEKER

               Bir gece sevgili aynacık yine gelmiş padişah kızının başucuna. Masalını anlatmaya başlamadan önce demiş ki:
    - Sevgili padişah kızı; büyük kalpler, büyük binalar gibidir; daima kendilerini gösterir.
    Hikayenin tamamını oku »


    BUHUR DAĞI İLE KINALI CEYLAN

    Bir varmış, bir yokmuş… Bir vakitler, herkeslerin türlü savaşlardan sonra terkettiği bir viran şehrin yanında, bir dağ varmış… Bahar geldiğinde, eteklerine dağılmış binlerce kocayemiş, ıhlamur, amber ve mersin ağaçlarından yayılan baş döndürücü koku, tüm şehri tütsülermiş…Bu yüzden halk, Buhur Dağı ismini vermiş ona eskiden…
    Hikayenin tamamını oku »


    KÜÇÜK DENİZ KIZI

     

    Bir zamanlar altı güzel kızı olan bir kral varmış. Ama bu kral insanların kralı değilmiş. Ülkesi dalgaların altında balıkların değerli taşlar gibi parıldadığı bir ülkeymiş.

     

    Hikayenin tamamını oku »

     

    ÇİRKİN ÖRDEK YAVRUSU

    Anne Ördek sabırla yumurtalarının kırılmasını bekliyordu. Vakit tamamlanınca ördek yavruları yumurtalarından çıkmaya başladılar. Fakat en son ve en büyük yumurta bir türlü kırılmıyordu. Sonunda yumurtanın beyaz kabuğu çatladı. Diğerlerinden daha gri ve farklı olan ördek yavrusunun küçük kafası göründü. Anne ördek yeni doğan yavruya bakarak ; “Umarım değişir..” dedi şefkatle. Zaman ilerliyordu ama ördek yavrusunun

     

    Hikayenin tamamını oku »

     

    KURBAĞA PRENS 

    Bir zamanlar yedi güzel kızı olan bir kral varmış. Bu kızların en güzeli en küçük olanıymış. Güzel günlerde sarayın yakınındaki serin gölün kıyısında altın topuyla oynamaya bayılırmış. Bir gün kız topunu havaya atmış ve beklenmedik bir şey olmuş.

     

    Hikayenin tamamını oku »

     

     

     

    Alice Harikalar Diyarında

    Kitabın Özeti
    Alice bir gün bahçede oynarken bir tavşan gördü. Peşinden koşarken bir delikten girmişti tavşan. Alice’de peşinden. Bir yerden yuvarlandı ve sonra durdu. Bir masanın üzerinde anahtar buldu. Bu anahtarı her kapıya denedi ama hiçbirine olmadı. Sonra bir kapıya anahtarı koydu ve oldu ama çok küçük bir aralık kadar boşluk vardı. Bir şişeye baktı ve dikledi. Birden küçülmeye başladı. Ama kapı çoktan kapanmıştı kapı. Sonra bir kurabiyenin üzerinde beni ye yazıyordu. Alice de yedi ve boyu uzadı.

    Ama öyle uzamıştı ki ayakkabıları bile olmuyordu ona bu duruma çok üzülen Alice ağlamaya başladı. Birden elinde yelpazesi öbür elinde beyaz eldiveni olan olağanüstü bir tavşan. Tavşan yelpaze ile eldiveni aceleden düşürdü. Alice’de eldiven eline aldı ki. Tavşanın peşinden koşmaya başladım ama terledi ve yelpazelendi. Birde ne görsün tavşanın eldiveni eline oldu yani boyu kısalmış. Birden bir fare gördü. Bu fare ile konuşsam mı diye düşündü.Devamını Okuyun

    Peri Kızıyla Çoban Hikâyesi

    “Peri Kızıyla Çoban Hikâyesi,” hece vezni ve sade bir Türk­çe ile yazılmıştır. Her yaştan insanın keyifle okuyabileceği, çok güzel bir hikâyedir.
    Şiirin açıklaması: Çok eski zamanda, Oğuz Han zamanında, Türkeli’nde, güzelliği dillere destan bir peri kızı yaşarmış. Meske­ni dağlarmış. Hemen hemen bütün erkekler ona aşıkmış.
    O ise hiç kimseye dönüp de bir kerecik bile bakmazmış. Oğuz Han, merak edip, kızı yanma çağırtmış ve ona yalnız olamayacağını, neslin güzelleşmesi için bir evlilik gerçekleştirmesini söyler. Kız da, zamanında bir çobanı sevdi­ğini, ancak, onu darılttığı için çekip gittiğini, bir daha dönmediğini, bu nedenle gönlünün tamamı ile kapalı olduğunu söyler.

    Devamını Okuyun

    Seçme Hikayeler – Sait Faik Abasıyanık

    100 Temel Eser’de yer alan usta yazar Sait Faik Abasıyanık’ın, tüm öyküleri ve yazıları içinden özenle seçilmiş yirmi bir öykü Sait Faik’ten Seçme Öyküler’de.
    Çocukların hayal dünyalarına denizin mavisini, balıkların pulların, martıların sesini, insan, tabiat ve hayvan sevgisini kısaca “sevmekle başlayan her şeyi” katan birbirinden güzel öyküler, Cem Kızıltuğ’un kaleminden yine birbirinden güzel görsellerle çocukların dünyasında hayat buluyor.

    Robin Hood – Howard Pyle

    Lady violette akşam karanlığında sherwood ormanında yolculuk yapmaktaydı. Yanında koruyucuları vardı. Birden yaşlı koruyucu ted’in atı şaha kalktı. Hemen atını sakinleştirdi. Yeşil, uzun bir ok yere saplandı.herkes telaş içindeydi, ne olup bittiğini kimse anlayamadı. Oku atan Küçük jean violette’ye korkmamalarını söyledi. Çünkü onları durdurmalarının sebebi gece yarısı ormanın çok tehlikeli olmasıydı. Bu yüzden onları yemeğe davet edeceklerdi. Violette ilk önce bu isteği reddetti. Fakat sonra çaresiz kabul etti. Güzel bir yemek yediler ve sonra uyudular.

    Ertesi sabah hemen yola çıktılar. İki üç hafta geçmişti. Sir walter lady gwendoline’ye robin hood’un geleceğini hatırlattı. Hazırlıklar yapıldı. Şatoya doğru bir ok atıldı. Oku görünce herkes Robin’in geldiğini anladı. Robin hood’un geldiğini öğrenince herkes salona indi. Hep beraber yemeğe oturdular. Bu arada şatonun etrafında ruffolk dolanıyordu. Ruffolk, sir walter’ın kızı violette ile evlenip, kral olmak istiyordu. Bu yüzden altın bir kolyeyi sir walter’in eşine Devamını Okuyun

    Yalnız Efe – Ömer SEYFETTİN

    1.KİTABIN KONUSU:
    Kezban isimli genç bir kızın ,uğradığı haksızlık sonucunda, kendisi ve mağdur duruma düşen halk için ,zalimlere ve halkı soyan kişilere karşı yaptığı mücadele anlatılıyor.

    2.KİTABIN ÖZETİ:
    Kumdere isimli bir köyde yaşlı bir ihtiyar ile Kezban isimli kızı yalnız yaşamaktadır.Bu ihtiyar biraz mal ve mülk sahibi idi.Yörük Hoca isimli bu ihtiyar köyün fakirlerine ,dullarına ve öksüzlerine yardım ederdi.Fakat bu ihtiyar düzenin bozulmasından dolayı büyük bir huzursuzluk içinde idi.Bunun için de ağzından‘Ah bir genç olsam!’ sözleri hiç düşmüyordu.Köylüler tarafından da sevilen Yörük Hoca, evinde düzenlediği toplantılarda bu konuları onlara da anlatırdı.
    Kumdere Köyü’nün yakınlarında ovanın en zengin köyü olan Küçükalan isimli bir köy bulunmaktaydı.Eseoğlu isimli faizci Küçükalanlıların hepsine faize bağlamıştı. Bu yüzden de borcunu veremeyen Küçükalanlıları mahkum etmişti.Yörük Hoca Eseoğlu’nun ne kadar kötü bir adam olduğunu bildiği için zavallılara haber göndermişti.Fakat sözünü dinletemedi.İşte sonunda Eseoğlu bütün arazilerini zaptetmişti.Eseoğlu aynı planı Kumdere’ye uygulayamadığı için biraz hırslıydı.Bu yüzden bütün memurları ve devlet görevlilerini kışkırtıyordu.Her yeni gelen kaymakama burasının eşkıya yatağı olduğunu söylüyordu.Halbuki Kumdere halkı ,kendi geçimlerini kendileri sağlardı.Ova işleri ve avcılıkla uğraşan halkın hiçkimseye zararı yoktu. http://www.kitapozetleri.ajanhaber.com/

    Bir gün kasabadayken Yörük Hoca ile Eseoğlu karşılaşır.Yörük Hoca o sıralar harmanı yeni sattığından biraz para sahibi idi.Eseoğlu Biraz borç para ister.Yörük Hoca’da istediği parayı verir.Üç sene geçmesine rağmen Eseoğlu hala borcunu vermemiştir.Fakat Yörük Hoca Eseoğlu’ndan borcunu almaya karalıdır.Bir gün Yörük Hoca borcunu almak için Eseoğlu’nun yanına gider.Olmusuz bir tepkiyle karşılaşan Yörük Hoca borcunu Devamını Okuyun

     2013 Yeni Hikaye Kitabı Özetleri Kısa ve Öz Roman Özetleri İçin Tıklayınız. 

     

    HİKAYE ÖZETLERİ

    NOT: Aşağıdaki “Kaşağı” örnek bir hikaye özeti olarak görülmektedir.Diğerlerini de bu örneğe göre özetlenebilir…

    Kitabın Adı: KAŞAĞI
    Kitabın Yazarı: Ömer Seyfettin

    Kitabın Konusu:Bir iftira ile ilgili olan romanın konusu; kardeşine iftira attıktan sonra çektiği vicdan azabının hikayesidir.

    Kitabın Özeti:
    Annesi, İstanbul’a gittiği için kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmaz. Bu, babasının seyisi, yaşlı bir adamdır. En sevdikleri şey atlardır. Dadaruh’la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, onlar için çok zevklidir.Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşlarına gider. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi… yerinde duramaz, bunu gören küçük çocuk ben de yapacağım! diye tutturur.
    O vakit Dadaruh, onu Tosun’un sırtına koyar, eline kaşağıyı verir,
    - Hadi yap! Der.
    Bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdı.
    Her sabah ahıra gelir gelmez,
    - Dadaruh, tımarı ben yapacağım, der.Ama adam izin vermez ancak boyu at kadar olunca yapabileceğini söyler.Boyu atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. Sanki kaşağının düzenli tıkırtısı Tosun’un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. Tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, “Höyt..” diye sağrısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara başlardı.Bir gün yalnız başına kalır. Hasan’la Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. İçimde bir tımar etmek hırsı uyanır. Kaşağıyı arar, bulamaz. Annesinin bir hafta önce İstanbul’dan gönderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen alıp, Tosun’un yanına koşar, karnına sürtmek ister fakat rahat durmaz.
    - Sanırım acıtıyor? Diye düşünür.
    Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine bakar. Çok keskin, çok sivridir. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başlar. Dişleri bozulunca yeniden dener. Gene atların hiçbiri durmaz ve kızar. Öfkesini sanki kaşağıdan çıkarmak ister. On adım ilerdeki çeşmeye koşar. Kaşağıyı yalağın taşına koyup yerden kaldırabildiği en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başlar. İstanbul’dan gelen, üstelik Dadaruh’un kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı ezip, parçalar. Sonra yalağın içine atar. Babası çeşmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış kaşağıyı görür; Dadaruh’a yanına çağırınca çok korkar. Dadaruh şaşırır, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babası bunu kimin yaptığını sorar.Dadaruh,
    - Bilmiyorum, der.
    Babasının gözleri ona döner, daha bir şey sormadan, çocuk kaşağıyı kardeşi Hasan’ın kırdığını söyler. “Dadaruh uyurken odaya girdi. Sandıktan aldı. Sonra yalağın taşında ezdi” der.
    Babası Hasan’ı çağırır.
    -Bu kaşağıyı niye kırdın?diye sorar.
    Hasan, Dadaruh’un elinde duran alete şaşkın şaşkın baktıp, sarı saçlı başını sarsarak,
    - Ben kırmadım, der.
    - Doğru söyle, darılmayacağım. Yalan çok kötüdür, der babası. Hasan inkârda direnir. Baba öfkelenir. Üzerine yürür “Utanmaz yalancı” diye yüzüne bir tokat indirir.
    - Götür bunu eve; sakın bunu bir daha buraya sokma. Hep Pervin’le otursun! diye haykırır.
    Artık ahırda hep yalnız oynar. Hasan eve hapsedilir. Annesi geldikten sonra da bağışlanmaz.Annesi onun iftira atabileceğine hiç ihtimal vermez.
    Ertesi yıl anne, yazın gene İstanbul’a gider.Hasan’a ahır hâlâ yasaktır. Bir gün birdenbire hastalandı. Doktor “Kuşpalazı” der. Babası yatağın başucundan hiç ayrılmaz.Hizmetçi kardeşinin öleceğini söyler ve çocuk ağlamaya başlar.Gece uyuyamaz, uykuya dalar dalmaz Hasan’ın hayali gözünün önüne gelir “İftiracı! İftiracı!” diye karşısında ağlar.Pervin’i uyandırır. Hasan’ın yanına gitmek istediğini ve babasına bir şey söylemek istediğini söyler.Yarın söylersin, der.Sabaha kadar gene gözlerini kapayamaz. Hava henüz ağarırken Pervin’i uyandırır.Ama zavallı suçsuz kardeşi, o gece ölmüştür.
    Kitabın Anafikri:Yalan söylemenin ve iftira atmanın zararları ve sonucunda oluşacak geri dönülmez şeyler…


    Kitabın Kahramanları:


    HASAN’IN ABİSİ :Babasından çok korkar.Atları çok sever.
    HASAN: Küçük kardeştir.O da babasından çok korkar ve atları çok sever.Geçirdiği hastalık ölümüne sebep olur.
    DADARUH: Evin seyisidir. Bütün zamanını atlarla geçirmekyen çok zevk alır.İki çocuğu da çok sever.
    PERVİN :Evin hizmetçisidir. Çok yumuşak kalplidir ve herşeyi açıkça söyler.Bir o kadar da sulugözdür.
    EVİN BABASI :Çocuklarının üzerinde büyük bir otorite sahibidir. Çocukları onu çok sever ama ondan çok korkarlar.

    Kitabın Yorumu: Yazar olayları ve yer betimlemelerini çok güzel ve yerinde yapmıştır.Akıcılığı sağlamış, okuyucuyu sıkmadan akıcı bir şekilde okuyabilmesi için bütün imkan ve kabiliyetlerini sergilemiştir.

    …………………………………………..

     

    BEYAZ LALE KİTAP ÖZETİ – HİKAYE ÖZETİ

    Beyaz lale özet, beyaz lale özeti, beyaz lale kitap özet, beyaz lale kitap özeti, beyaz lale kitabı özeti, beyaz lalekitabın özeti, beyaz lale kitabının özeti, beyaz lale roman özet, beyaz lale roman özeti, beyaz lale romanı özeti,beyaz lale romanın özeti, beyaz lale romanının özeti, beyaz lale hikaye özet, beyaz lale hikaye özeti, beyaz lalehikayesi özeti, beyaz lale hikayesinin özeti, beyaz lale öykü özet, beyaz lale öykü özeti, beyaz lale öyküsü özeti,beyaz lale öyküsünün özeti

    BEYAZ LALE KİTAP ÖZETİ ÖMER SEYFETTİN

    KİTABIN KONUSU: Balkan Savaşı sırasında, Bulgar asıllı bir binbaşı tarafından, Türk köylerinde özellikle kadın ve kız çocuklarına yapılan işkenceler bütün gerçeğiyle gözler önüne serilmiştir. Ayrıca buradaki Türkleri vaftizleyip Hristiyan yapıldıktan sonra nasıl öldürükleri anlatılmaktadır.Amaçları özgür bir Bulgartoplumu yaratmaktır.

    KİTABIN ÖZETİ: Balkan Savaşından sonra bazı Türk köyleri  bozguna uğramıştır.Bulgar  asıllı binbaşı Radko Balkaneski’ nin bunda çok büyük payı olmuştur.Bu binbaşı Galatasaray Sultanisini bitirmiş,iyi tahsil görmüş bir kişidir.

    Serez’ de bulunan Türkler oldukça zengindiler. Bu binbaşının amacı buradaki müslümanların kaçamayanlarını toplamak, ilk önce işkence ile kasalarındaki ve bankalarındaki paralar alınıp, bu paralar Bulgar  mekteplerine verilecektir. Daha sonra Türkler vaftizlenip Hristiyan  yapıldıktan sonra öldürülecektir.
    Binbaşı Rako’ nun diğer bir amacı bu köylerdeki en  güzel Türk kızını seçmektir.Binbaşıya göre 45 yaşı üzerindeki kadınlar ve 60 yaşı üzerindeki erkeklerin vaftizlenmesi uygun değildir. Genç bir Türk kadınının karnında  on beş tane düşman taşıdığını düşünmektedir. Bu yüzden bir genç kadını veya bir kızı öldürmek on beş tane birden düşman öldürmek demektir.

    Binbaşı Radko’ nun en büyük işkencesi insanları soyundurup, kasaturayla vücutlarını yararak  ateşe atmaktır. Çünkü vücudu yarılrn insan ateşte çok çabuk yanmaktadır.

    Bir gün binbaşı Radko köydeki 45 yaşı altı kadınları toplatıp bunlara işkence yapmaya karar verir. Kadınlardan soyunmalarını ister.Kadınlar bu istek karşısında inat ederler. Radko elinde çocuk bulunan bir kadının çocuğunu alır ve ateşe atar. Kadın bunun üzerine Radko’ nun boynunu sıkmaya çalışır. Ama komitalar buna engel olurlar.Kadını ellerinden tutarak karnını kasaturayla oyarak ateşe atarlar.

    İşkencelerden en ünlüsü ise “canlı çukur” adını verdikleri tekniktir. İlk önce yere şişman bir kadın yatırırlar, onun üzerine beğendikleri diğer ikinci bir güzel kadını yatırırlar ve bu üstteki kadını alttaki kadına bağlarlardı. Bu kadının karnını kasatura ile oyarlardı.Kadın böylece bir iki saat içinde inleye inleye,  kıvrana kıvrana ölmekteydi.

    Bütün bu olaylar yanı sıra Binbaşı Radko bütün köyü gezerek köydeki en güzel Türk kızını seçmeye çalışmaktadır. Herkesten topladığı isimlerden en çok göze çarpanları Hacı Hasan Beyin kızı Lale Hanım, Müderris Ahmet Efendinin kızı Naciye Hanım ve Kadri Ağanın kızı İclal hanımdır.Bunlardan Lale Hanım beyaz, Naciye Hanım kumral, İclal Hanım ise esmer  tenlidir.Bu kızlardan Lale Hanımı seçer.Ve onu dünya güzeli ilan eder.

    Hemen Lale Hanımın bababsı Hacı Hasan Beyi yanına çağırır.Ona evlerini birkaç günlük için çarın oğlu ziyarete geleceğinden dolayı kullanacağını söyler.Ayrıca evde sadece kızı Lale Hanımın hizmetçilik yapmasını ve onun dışındaki herkesin evden ayrılmasını söyler.Hacı Hasan Bey bunu kabul eder.Hemen kızını evde bırakarak evden oğlu ve eşiyle birlikte ayrılır. Binbaşı Radko Hacı Hasan Beyin evine  giderek kapıyı çalar.Lale Hanım kapıyı açmamakta ısrar eder.Radko kapıyı açmamakta ısrar eder.Radko niyetinin kötü olmadığını sadece çarın oğlunun gelerek bir kaç gün için evde misafir olacağını söyler.Lale Hanım buna inanmaz ve kapıyı açmamakta ısrar eder.Binbaşı Radko, tekrar niyetinin kötü olmadığını sadece evi birkaç dakikalığına gezip görmek olduğunu  bütün nezaketiyle söyler. Lale Hanım sonunda dayanamayarak kapıyı açar.

    Radko içeri girer ve Lale Hanımı tam kafasında hayal ettiği gibi bulur.Evin odalarını gezmeye başlarlar.Birkaç oda gezdikten sonra artık dayanamayarak Lale Hanıma taciz etmeye kalkar.Lale Hanım  Radko’ nun bu hareketleri karşısında bütün gücüyle  direnir.Radko zorla onu öpmeye çalışır.Onu kucaklayarak yatağa götürür.Lale Hanımın artık bu işkencelere dayanacak gücü kalmaz.Aklına bir fikir gelir.Artık çok sıkıldığını biraz hava alması gerektiğini söyler.Radko sonunda Lale Hanımın yola geldiğini düşünerek sevinir.Ona hava alması için izin verir.Lale Hanım açık pencereye doğru gider ve hiç düşünmeden kendisini pencereden aşağıya çalılıkların arasına bırakıverir.

    Bunu gören Radko sinirinden ne yapacağını bilmez. Hemen pencereden aşağıya bakar.Lale Hanımın yerde cansız bir şekilde uzandığını görür.Koşa koşa   yanına gider ve Lale Hanımın öldüğünü görür.Onu alarak tekrar yatağa götürür. Ölü olduğu halde, vücudunun daha sıcak olduğunu düşünerek ona tacie etmeye kalkar.Tam o sırada bir komita gelir ve aşağıdan Binbaşı Radko diye seslenir.Hemen apar topar aşağıya iner.Komita Radko’ ya durumu öğrenmek için geldiğini söyler.Bu arada Lale Hanımın cesedi soğumuştur.Ona hiçbir şey yapamadığı için sinirinden etrafı kırıp döker.

    KİTABIN ANAFİKRİ : Balkan Savaşı sırasında, halk çok kötü işkencelere maruz kalmakta, eli kolu bağlı olması ve hiç kimseden manevi destek alamaması nedeniyle, zorla nasıl Hristiyanlaştırılıp öldürülmesidir.

    KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
    Binbaşı Radko Balkaneski: Gayet zeki ve akıllı bir kişidir.Ama halka yaptığı zulüm ve işkence onun acımasız, duygusuz ve karaktersiz biri olduğunu bize göstermektedir.
    Hacı Hasan Efendi : Maddi durumu iyi olan bir zattır.Halk tarafından sevilen iki çoçuğu ve eşiyle geçinip giden birisidir.
    Lale Hanım : Tartışılmaz köyün engüzel kızıdır.Ailesi tarafından iyi yetiştirilmiş kültürlü bir kızdır. Yapılan bu işkencelere boyun eğmektense ölmeyi yeğler.

     

    KİBRİTÇİ KIZ
    Bir yılbaşı gecesiydi. Dondurucu, kavurucu bir soğuk vardı. Yoldan geçenler paltolarının yakasını kaldırmışlar, atkılarına bürünmüşler, hızlı hızlı yürüyorlardı. Kimi evine geç kalmış, acele ediyor, kimi bir eğlence yerine gidiyordu.
    Çocuklar koşuyorlar, birbirlerine kartopu atıyorlardı. Gecenin zevkini en çok onlar çıkarıyorlardı. Kahkahalarla gülüyorlar, sevinçle haykırıyorlardı.
    Yalnız bir çocuk vardı ki gelip geçenler onun farkında değillerdi. Ufak bir kız […]
    Hikayenin tamamını oku »

     

    ÇİRKİN ÖRDEK YAVRUSU

    Anne Ördek sabırla yumurtalarının kırılmasını bekliyordu. Vakit tamamlanınca ördek yavruları yumurtalarından çıkmaya başladılar. Fakat en son ve en büyük yumurta bir türlü kırılmıyordu. Sonunda yumurtanın beyaz kabuğu çatladı. Diğerlerinden daha gri ve farklı olan ördek yavrusunun küçük kafası göründü. Anne ördek yeni doğan yavruya bakarak ; “Umarım değişir..” dedi şefkatle. Zaman ilerliyordu ama ördek yavrusunun […]
    Hikayenin tamamını oku »

     

    BREMEN MIZIKACILARI

    Bir zamanlar yaşlı ve yorgun bir eşek varmış. Sahibinin onu artık daha fazla beslemek istemediği ortaya çıkmış. ” En iyisi buralardan gitmek ” diye düşünmüş eşek. “Bremen’de şarkıcılık yaparım. Bazıları anırmamı pek bir beğenirdi zaten.”
    Böylece bir sabah erkenden yola çıkmış. Bir süre yürüdükten sonra iki büklüm bir köpekle karşılaşmış. “Artık sahibime avda yardımcı olamayacak kadar […]
    Hikayenin tamamını oku »

     

    ASLAN İLE FARE

    Ormanlar kralı aslan ormanda bir gün avlanmaktan gelmiş, yatmış uyuyormuş. Minik bir fare aslanın üzerinde dolaşmaya başlamış.Aslan sinirlenerek uyanıp fareyi yakalayış. Tam öldüreceği sırada fare yalvarmış:
    -Ne olur beni bırak! Gün olur benimda sana bir iyiliğim dokunur, demiş.
    Aslan farenin bu sözlerine gülerek:
    Hikayenin tamamını oku »

    YOKSUL ODUNCU

    Yoksul bir oduncu, ıssız bir ormanın kıyısındaki küçük bir kulübede karısı ve üç kızıyla birlikte oturuyormuş.
    Hikayenin tamamını oku »

    UYUYAN GÜZEL

    Bundan yıllar önce uzak ülkelerin birinde bir kralla güzeller güzeli bir kraliçe yaşıyordu.Kocaman görkemli bir şatoda oturan kral ve kraliçeyi ülkenin halkı çok seviyordu.
    Hikayenin tamamını oku »

     

    ŞAMPİYON ÖRDEK

    Bir gölün çevresinde binlerce ördek yaşıyordu. Bu ördekler çeşitli yarışmalar düzenlerler, centilmence mücadele ederler ve birinci gelenleri ödüllendirirlerdi.
    Hikayenin tamamını oku »

     

    RAPUNZEL

    Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş.
    Hikayenin tamamını oku »

     

    PAMUK PRENSES VE YEDİ CÜCELER

    Bir kış günü bir kraliçe pencerenin önünde dikiş dikerken iğne eline batmış. Hemen bir parça pamukla elinden akan kanı silmiş. Keşke demiş kraliçe ” teni şu pamuk kadar beyaz, dudakları kan damlası kadar kırmızı ve saçları şu pencerenin pervazı kadar kara bir kızım olsa.”
    Hikayenin tamamını oku »

     

    NİLÜFER PERİSİ

    Sabahın erken saatlerinde, henüz daha güneş bile doğmadan önce, çiğ damlaları nilüfer çiçeklerinin üzerinde nazlı nazlı salınmaya başlamışlardı.
    Hikayenin tamamını oku »

     

    KÜTÜK

    ALACAKARANLIK içinde sivri, siyah bir kayanın belli belirsiz hayali gibi yükselen Şalgo Burcu uyanıktı. Vakit vakit inlettiği trampete, boru seslerini akşamın hafif rüzgârı derin bir uğultu halinde her tarafa yayıyor…
    Hikayenin tamamını oku »

     

    KURBAĞACIK

    Ormanlık bir bölgede bulunan bir su birikintisinde yaşamakta olan kurbağacık hiç arkadaşı olmadığından yakınıyordu.
    Hikayenin tamamını oku »

     

    KURBAĞA PRENS

    Bir zamanlar yedi güzel kızı olan bir kral varmış. Bu kızların en güzeli en küçük olanmış.Güzel günlerde sarayın yakınındaki serin gölün kıyısında altın topuyla oynamaya bayılırmış. Bir gün kız topunu havaya atmış ve beklenmedik bir şey olmuş.
    Hikayenin tamamını oku »

     

    KÜÇÜK DENİZ KIZI

    Bir zamanlar altı güzel kızı olan bir kral varmış. Ama bu kral insanların kralı değilmiş. Ülkesi dalgaların altında balıkların değerli taşlar gibi parıldadığı bir ülkeymiş.
    Hikayenin tamamını oku »

     

    KELOĞLAN VE SİHİRLİ TAS

    Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde bir Keloğlan varmış. İhtiyar ve yoksul annesi, bu biricik oğlunu “Kel oğlum,keleş oğlum” diye severmiş.
    Günlerden bir gün Keloğlan annesinden izin alıp balık tutmaya gitmiş.
    Hikayenin tamamını oku »

     

    KAYBOLAN HAZİNELER

    Sevgili aynacık gecelerden bir gece o güzel masallarından birisini seçerek padişah kızının yanına gelmiş: Ey padişah kızı, bu gece sana uzun bir masal anlatacağım. İyi dinle. Gözlerini hemencecik uykuya teslim etme.
    Hikayenin tamamını oku »

     

    KATI YÜREKLİ ZENGİN

    Ayna ayna, güzel ayna
    Ayna ayna, şeker ayna
    Ayna ayna, cici ayna; kim neler yaşamış anlat bana
    Hikayenin tamamını oku »

     

    HERKES ASLINA ÇEKER

    Bir gece sevgili aynacık yine gelmiş padişah kızının başucuna. Masalını anlatmaya başlamadan önce demiş ki:
    - Sevgili padişah kızı; büyük kalpler, büyük binalar gibidir; daima kendilerini gösterir.
    Hikayenin tamamını oku »

     

    GÖLGESİYLE YARIŞAN TAY

    At yarışlarının yapıldığı şehir hipodromu çok kalabalıktı. Tribünler tıklım tıklım doluydu. Her pazar günü olduğu gibi bu pazar da birinci olana büyük ikramiyenin verildiği yarışlar yapılacaktı.
    Hikayenin tamamını oku »

    Ömer Seyfettin Hikayelerinin Kısa Özetleri

    ÖMER BİN ZER Ömer Seyfettin Ömer Hayyam
    Ömer seyfettin(1884-1920) Seyfettin Demirci biyografisi Türk Edebiyatı Roman Özetleri
    hz.ömer’den Ömer Hayyam Sözleri,En Güzel Ömer Hayyam Sözleri Ömer Seyfettin Hikayeleri
    Ömer Seyfettin Kısa Hikayeler Ömer Seyfettin Kütük Özeti Ömer Seyfettin Şiirleri
    Ömer Seyfettin Bütün Şiirleri Ömer Seyfettin Hikayelerinin İsimleri Ömer Seyfettin Bombanın Kısa Özeti
    Ömer Seyfettin Falaka Özeti Ömer Seyfettin Yüksek Ökçeler Özeti Ömer Seyfettin Diyet Konusu

    ROMAN ÖZETLERİ

    FARELER VE İNSANLAR 
     İHTİYAR DOST 
     Yaprak Dökümü 
     ADI AYLİN 
     MUTLU ÖLÜM 
     Yezidin Kızı 
     Benövşeler Üstte Göz Yaşları 
     KAYIP ARANIYOR 
     ÇÖLDE BİR İSTANBUL KIZI 
     HUZUR 
     Korkunç Yıllar 
     CEZMİ 
     ATEŞTEN GÖMLEK 
     ÇATIDAKİ NEFES 
     BİZ İNSANLAR 
     EKSİK PARÇALAR 
     Çatıdaki Rüzgar 
     VERONİKA ÖLMEK İSTİYOR
    Sponsorlu Bağlantılar
    DMCA.com

    Kılçıksız balık çeşitleri, kılçığı olmayan balık türleri nelerdir, hangi balıklar kılçıksızdır

    Çok Kısa Roman Özetleri (Türk ve Yabancı Romanların Kısaca Özeti)

    Bu sayfadaki "Hikaye Özetleri Kısa (Dev Arşiv – Yenilendi 2014)" konusuyla ilgili fikrinizi merak ediyoruz? Tespit ettiğiniz hata ve eksiklikleri bize yazın! Eleştirileriniz de en az övgüleriniz kadar bizim için değerlidir.

    10 Yorum

    1. 22 Mart 2012

      lütfen özet olsun

    2. sevilay
      4 Nisan 2012

      çok güzel ya bu siteyi kuranlara çok teşekkür ederim

    3. hülya
      2 Temmuz 2012

      ben bu siteye hikaye özetlerine bakamak için girdim başka bir site bilen varsa söyleyebilir mi

    4. ceylan
      26 Eylül 2012

      ya evet özet dediğin kısa olur :)

    5. 10 Şubat 2013

      bu kitap özetlerinin yazarları kimler?

    6. nehir demir
      9 Nisan 2013

      bu ne ben ORHAN KEMAL’in eserlerini istiyorum :(

    7. Sena
      21 Nisan 2013

      Özet dediğin kısa olur bunlar çok uzun!!! :(

    8. 21 Eylül 2013

      adam king ya ii olmuşş

    9. merve çınar
      10 Aralık 2013

      bunları yazarsam kesin hocadan 100 alırım :D çok saolun

    10. 6 Şubat 2014

      çok güzel ama çok noktalar koymuş

    Yorum Yapın

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Current day month ye@r *