İstiklal Marşında Ne Anlatılıyor? İstiklal Marşının Sözleri Ne Anlatıyor Açıklaması Tahlili

Sponsorlu Bağlantılar

ETİKETLER:istiklal marşının kıtalarında ne anlatılmak isteniyor, istiklal marşında ne denmek isteniyor foru, marşta anlatılmak istenenler, itiklal marşında neler anlatılıyor, istiklal marşında anlatılmak istenen nedir, istiklal marşımızda neler anlatılmaktadır, istiklal marşında anlatılmak istenen, istiklal marşında anlatılmak istenen duygu nedir, atatürk marşında anlatılmak istenen, istiklal marşında neler anlatılıyor,

İstiklal Marşının Açıklaması

İstiklal Marşının 1. Dörtlüğünün Açıklaması

İstiklal bağımsızlık demektir. Bayrak da bir milletin bağımsızlığının sembolüdür. Şair Türk milletine sesleniyor. Onun korkmaması gerektiğini söyleyerek, Türk milletinin hangi zor şartlar altında olursa olsun Türk bayrağını dalgalandıracağını söylüyor. Şair bu topraklar üzerinde Türk ulusunun varlığına işaret eden bir ev, ocak yaşayan tek Türk bulundukça İstiklalin sembolü sancağımızın sonsuza kadar var olacağını ve göklerde dalgalanacağını belirtiyor. Çünkü o bayrak, milletimizin hür olduğunu ispatlayan bir simgedir ve bize aittir. Ayrıca bu dörtlükte bir benzetme yapılmıştır. Bayrak bir yıldıza benzetilmiştir. Yine bu dörtlükte şafak, sancak ve ocak arasında hapsinin kırmızı olması açısından bir renk ilgisi vardır. Har insanın gökte bir yıldızı vardır. Eğer o yıldız parlarsa o insanın şanslı ve talihli olacağı eğer donuksa hasta olacağı anlaşılır. Eğer o yıldız kayarsa o insanda ölür. Bayrağımız da milletimizin yıldızıdır. İstiklal Marşının yazıldığı sırada her ne kadar donuk idiyse sonra yine parlamaya devam edecektir. Şairin buna güveni vardır. Hiç kimse nasıl gökteki yıldıza erişemezse; hiçbir düşman da bayrağımıza el süremez. Milletimiz kahraman, güçlü, onurlu ve çalışkandır. Böyle bir milletin bayrağı da asla sönmeyecektir.

İstiklal Marşının 2. Dörtlüğünün Açıklaması

Burada bayrağa sesleniyor. Bayrak bir insan gibi düşünülmüştür. Kaşlarını çatan bir sevgiliye benzetilmiştir. İst. Marşının yazıldığı zamanlarda yurt düşman işgalindeydi. Bağımsızlığımızın sembolü olan bayrak bu durumdan hoşnut olmadığı için kaşlarını çatıyor. Ezelden beri hür yaşamış ve bayrağını daima göklerde dalgalandırmış olan bu Türk milletine bayrağımın eğer gülmezse yani dalgalanmazsa, onun için döktüğümüz kanlar helal olmaz. Çünkü Hakk’a tapan milletimizin bağımsızlık hakkıdır.

İstiklal Marşının 3. Dörtlüğünün Açıklaması

Şair, bu kıtada Türk milletinin adına konuşuyor. Ben tarih boyunca hür yaşadım, hür yaşıyorum. Bunu ancak çılgın bir kişiliğe sahip olanlar(Bize saldıracak olan düşmanlar) engellemeye çalışır. Önümdeki engelleri aşar yok ederim. Türk ulusunun en önemli özelliği olan hürriyetine bağlılığını vurguluyor. Bağımsızlığın milletimizin hakkı olduğunu söylüyor. Türk milletini kükremiş bir sele benzetiyor ve önüne çıkan herkesi ezip geçeceğini söylüyor.

İstiklal Marşının 4. Dörtlüğünün Açıklaması

Bu dörtlükte şair bir karşılaştırma yapmıştır. Batının ufuklarını en modern savaş araç ve gereçleriyle donatan ordularına karşı, bizim silahları olmasa da tek silahı göğsündeki iman gücü olan askerlerimiz vardır. Şair kazanma hırsının ve inançlı olmanın daha önemli olduğunu vurguluyor.

Yine bu dörtlükte medeniyet bir canavara benzetiliyor. “Ulusun” diyerek işgalcileri, medeniyet iddiasında bulunanları vahşi canavara benzetiyor. Bu canavarın ulumasından korkmamak gerektiğini dile getiriyor. (O Türk milletini yıldırmak, savaş gücünü yok etmek için bağırıp dursun. Böyle güçlü bir imanı tek dişli bir canavara benzeyen ve kendilerini medeniyetin temsilcisi sayan batı ülkeleri yok edemez.)

İstiklal Marşının 5. Dörtlüğünün Açıklaması

Göğsünü düşmana siper eden kahraman askere hitap eden şair geleceğe büyük bir ümit ve inançla bakıyor. Şair, arkadaş sözüyle Türk milletinin gençliğine ve bütün fertlerine sesleniyor. Eğer bir gün ülkemize düşmanlar saldırırsa kendi gövdeni siper ederek onların utanmasızca saldırılarını durdur. Vatan sevgisi imandandır. Bu yüzden Hakk (Allah) vatanını savunanlara zaferi vaat etmiştir. Bu zafer çok yakındadır. Sen yeter ki fedakarca savaş.

6-7: vatanın kutsallığından söz edilmektedir. Dış görünüş itibarıyla vatan bir toprak parçası gibi düşünülebilir. Ancak bu toprak parçasını kutsal kılan vatan haline getiren binlerce şahidin onda gömülü olmasıdır.

İstiklal Marşının 6. Dörtlüğünün Açıklaması

Vatanın kutsallığından bahsediyor. Bu topraklar için binlerce şehit verdiğimizi, bu toprağın alelade bir toprak olmadığını her karışının şehit kanlarıyla sulandığını bu cennet vatanı hiçbir şeye değişmemek gerektiğini anlatıyor. Yoksa atalarımızın kemikleri sızlayacaktır. (Sen o şehitlerin evladı olarak geçmişlini ve tarihini öğren ve ona göre hareket et ki ataların rahat uyusunlar. Eğer canın pahasına olsa bu cennet kadar güzel vatanı korursan onlara layık bir evlat olduğunu ispat etmiş olursun.)

İstiklal Marşının 7. Dörtlüğünün Açıklaması

Cennet vatan benzetmesi tekrarlanmış. Bu vatan uğruna canını feda etmeyecek Türk yoktur. Bir karış toprakta bile binlerce şehit vardır. Toprağı sıksan belki şehit kanları fışkıracaktır. Ben de bu kadar güzel ve değerli bir vatandan ayrı kalmamak için canımı sevdiklerimi ve bütün varlığımı vermeye hazırım. Yeter ki Hüda vatanımdan ayrı bırakmasın. ( Vatan toprakları şehit kanlarıyla sulanmıştır. Şair canını, sevdiklerini ve tüm varlığını kaybetmeye razıdır. Yalnızca Allah!tan istediği vatanından ayrı düşmemektir.)

8-9: Türk tarihinde vatan, millet, din, istiklal kavramları bir arada söylene gelmiştir.

İstiklal Marşının 8. Dörtlüğünün Açıklaması

Şair şehitlerin adına konuşuyor. Son isteğinin topraklarımıza düşmanların girmemesi olduğunu söylüyor. Vatanımız üzerinde okunan ezanlar, İslamiyet’in yaşandığına ve Allah’ın varlığının bir olduğuna şahitlik eder. Bu durumun sürdürülebilmesi için ezanların sonsuza kadar vatanın toprakları üzerinde okunması gerekir. İlahi (Ey Allah’ım) seslenişi var. Dinî motiflerden söz edilmektedir. Camilere düşmanlar saldırmasın, ezanlar hiçbir zaman susmasın diyor.

İstiklal Marşının 9. Dörtlüğünün Açıklaması

Şehitlerin adına konuşuyor. Şair vatanı için şehit olduğunu düşlemiştir. O zaman ifadesiyle anlatılmak istenen zaferin kazanıldığı gündür. Düşman yurttan atılıp hürriyetimize kavuştuğumuzda şair eğer öldüyse ve mezar taşı varsa onun yerine coşkuyla (duyduğu mutlulukta dolayı kendinden geçercesine) şükür secdesi edecektir. (Allah’a şükürlerini sunar) secde etmek şükür ifadesidir. Savaşta aldığı yaralardan boşanan kanlar mutluluk gözyaşlarına karışır. Şairin mutluluk gözyaşları gibi yaralarından kanlar boşalacaktır ve yine zaferin kazanıldığı gün, ruhu serbest kalacak ve göklere yükselecektir ve başı arşa deyecektir. Bir mutluluğu ifade etmek için mutluluktan uçmak ifadesini kullanırız. Burada böyle bir paralellik var. (Vatan hürriyetine kavuştuğu gün rahatlayan ruhu bedeninden ayrılarak gökyüzünün en yüksek katına ulaşır ve Allah’a kavuşur) coşku ile şükür secdesi yapmak anlatılıyor.

İstiklal Marşının 10. Beşliğinin Açıklaması

Burada bayrağa bir sesleniş var. Artık savaşı kazandığımız için sende hürriyetin sana verdiği eski şanını aldın. Şimdi önünde güzel günler var ve hür olarak gönlünce dalgalanabilirsin. Bundan sonra ne sana ne milletimize aşağılanma ve yok olma tehlikesi olmayacaktır. Zaten bu güne kadar hür yaşayan bir milletin ve Allah’a inanan bir topluluğun esir yaşaması mümkün değildir.Şafak kelimesi son bölümde de kullanılmıştır ve güneşin doğuşunu kastetmektedir. Artık karanlık günler bitmiş aydınlık günler gelmiştir. Sonsuza dek Türk milletine izmihlal yoktur. Her zaman hür yaşamış bayrağımın hürriyet hakkıdır.

(Son bölümde anlatılan zafer günleridir. Şair milletimize izmihlal yok diyor. Yani Türk milleti her zaman hür ve bağımsız yaşayacaktır)

İstiklal marşında anlatılmak istenenler nelerdir? 

İstiklal Marşı işgale uğramış, kötü yönetilen bir ülkenin insanlarının Atatürk gibi dahi bir lider önderliğinde onca imkansızlıklara rağmen canları pahasına verdikleri kurtuluş mücadelesinin bir destanıdır.

İstiklal Marşı ve Açıklaması

Kahraman Ordumuza

        Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

         Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

         O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

         O benimdir, o benim milletimindir ancak.

 

İstiklal Marşı’nın yazıldığı dönemde Türk ordusu düşmanla savaş hâlindedir. Bu yüzden ordu ve millete cesaret vermek isteyen şair, şiirine “Korkma…” kelimesiyle başlar. Bu, bir sesleniştir. Şair, Türk milletine sesleniyor.

İki türlü korku vardır: Adi korku ve asil korku. İlk korkuda ödleklik anlamı vardır. Ancak, korkmak her zaman ödü patlamak anlamında değildir. Çoğu zaman da asil bir duygudur, insanî bir endişedir. İnsanların kaybetmeyi göze alamayacakları değerleri vardır. Mesela, milletin başına bir şey gelir diye korkmak, istiklalin kaybedileceğinden endişe etmek, asil bir korkunun ifadesidir.

Şairin “Korkma…” diye seslenmesi, asil bir endişenin, kaygının ifadesidir. Milletimiz istiklalini kaybetme korkusu içindedir. Şair, milletin endişe etmemesi gerektiğini; çünkü istiklalin kaybedilmeyeceğini söylüyor.

Birinci dizedeki şafak, güneş battıktan sonraki alaca karanlık zamanı anlatır. Şafağın bir anlamı da güneş doğmadan önceki alaca karanlıktır. İstiklal Marşı, sembolik olarak, iki şafak arasını anlatır. Akşamın şafağı Millî Mücadele’nin başlangıcı, sabahın şafağı ise bitişidir. Akşamın şafağından korkulur; çünkü arkasında karanlık bir gece vardır. Ancak, her gecenin bir sabahı olduğuna göre, içinde bulunulan karanlığın uzun süreceğini sanarak korkuya kapılmamalıdır. Biraz sonra şafak sökecek ve karanlık son bulacaktır. Bu benzetme şairin, Türk milletinin, bağımsızlığına çok kısa sürede kavuşacağı hakkındaki kesin inancını ortaya koyar.

Birinci dizede yüzmek, dalgalanmak manasındadır. Şafağın rengi kırmızıdır. Al sancak ise Türk milletinin sembolüdür. Türk bayrağının al rengi şairde bir alev izlenimi uyandırmıştır. Bu alev “sönmez”. Zira onun çıktığı kaynak, her Türk ailesinin evinde yanan ocaktır.

Ocak, ateşin yandığı yerdir; sonradan ev anlamını kazanmıştır. Ocakta ateşin yanıyor olması canlılığa işarettir. Yurdun üstünde tüten en son ocak kaldıkça, bu bayrağın alevi bu şafaklarda dalgalanacaktır; milletimiz istiklalini kaybetmeyecektir. Yeter ki o ocak tütmeye devam etsin. Şair bu benzetmeyle “bayrak” ile “millet” arasındaki bağlantıyı ifade ediyor. İkinci dize, aynı zamanda, “Son fert olarak kalsan bile bayrağı indirtmemek için, istiklali kaybetmemek için mücadele edeceksin.” demektir.

Üçüncü dizede şair bayrağımızdaki yıldız ile gökteki yıldızı birleştirir. Gökteki yıldıza kimsenin eli dokunamayacağı gibi, “Türk milletinin yıldızı” olan bayrağa da kimse el süremez. Ayrıca; yıldız, beyazdır ve gece parlar. Millî Mücadele gece ise bayrağımızın yıldızı o gecede parlayacaktır. Yıldızın parlaması bir ışıktır. Işık, karanlıkta ümidi ifade eder.

Yıldız kelimesi aynı zamanda kader, talih manalarına da gelir. Bayrak milletin kaderini, talihini temsil eder. O parlıyorsa, millet de aydınlık günlerini yaşamaktadır. Onun sonu, milletin sonudur. Şair üçüncü dizeyle Türk milletinin ve istiklalimizin sembolü bayrağımızın kesin olarak sonsuza kadar yaşayacağını ve dalgalanacağını belirtir. Bundan zerre kadar şüphesi yoktur. Şairin bu hayallerle belirtmek istediği Türk milletinin ölmezliği fikridir. O, ordu ve millete “Korkma…” derken böyle bir inanca dayanır. Millî Mücadele’nin zafere ulaşması işte bu sarsılmaz imanın sonucudur.

 

Dördüncü dizede muhteşem bir bencillik ve sahiplenme duygusu vardır. Buradaki bencillik gereklidir. Çünkü, bencilce muhafaza etmek zorunda olduğumuz değerlerimiz vardır. Bayrağımızı ve istiklalimizi işte böyle bir bencillikle muhafaza etmeliyiz.

 

Çatma kurban olayım çehreni, ey nazlı hilâl!

Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet, bu celâl

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl;

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin, istiklâl!

 

Şair hilale, yani Türk bayrağına hitap ediyor. Edebiyatımızda sevgilinin kaşı hilale benzetilir. Bayrak nazlı bir sevgili gibi kabul ediliyor. Bayrak sevgilinin yüzüdür, hilal ise kaşı. Bayrak, bütün bir milletin sevgilisidir. Çehre, yüz demektir ve kullanımı yerindedir. Çünkü, yaratılmışlar içinde ruh hâli çehresine yansıyan tek varlık insandır.

Sevgilinin kaşlarını çatışı nasıl âşığı elemlere sürüklerse istiklalin tehlikede olması da milleti elemlere sürükler. Çehresi çatık olan aslında millettir. Milletin çehresi istiklal tehlikede olduğu için çatıktır. Şair, milletin istiklalini kaybetmemesi için canını vereceğini söylüyor.

İkinci dizede şair, ırkının kahraman olduğunu belirterek milletiyle ve milliyetiyle övünüyor. Vatanın timsali olan sevgiliye (hilale) gülmesi için yalvarır. Bayrağın kahraman ırkımıza gülmesi demek, istiklalin kaybedilmemesi demektir. Bayrak gülmediği, yani istiklal tehlikede olduğu için şiddet ve celâl vardır. Bayrak kahraman Türk ırkına gülmediği takdirde, bu millet onun uğruna döktüğü kanları kendisine helâl etmeyecektir; çünkü bayrak, rengini bu al kanlardan almıştır. Dolayısıyla Türk milletine borçludur.

Son dizede “Hak” kelimesi iki manada kullanılmıştır. Birinci manaya göre Hak, Tanrı manasına gelir. Müslüman olan Türkler ona taparlar. Hak kelimesinin diğer manası adaletle ilgilidir. Hak aynı zamanda yapılan bir iş, fedakârlık veya durum karşılığı alınması gereken paydır. Şair bu beyitte istiklal kavramı ile Hak (Tanrı ve adalet) kavramı arasında münasebet kurmaktadır. Milletler yüksek kıymetlere inandıkları ve bağlı bulundukları takdirde istiklale hak kazanırlar. Hakk’a tapan bu millet istiklali hak etmiştir.

 

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım;

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

 

Bu kıtada “hürriyet” kavramı söz konusudur. Burada şair “ben” kelimesini kullanmakla beraber kastolunan Türk milletidir. Şair, burada Tür milletini konuşturmaktadır. Ezel, öncesi olmayan zamandır. Türk milleti ezelden beri hür yaşamış ve hür yaşamaya alışmıştır. Ona zincir vurulamaz.

Zincir vurmak, esir etmek manasındadır. Bizi esir etmek isteyenler çılgın olarak nitelendiriliyor. Ayrıca, Batılılar Kuva-yı Milliyeciler için “çılgın” kelimesini kullanıyorlar. Çünkü, istiklal mücadelemizin başarıya ulaşmasını mümkün görmüyorlar. Şair, asıl çılgının onlar olduğunu demeye getiriyor. Asıl onlar olmayacak işe giriştikleri için, ezelden beri hür yaşamış Türk milletine zincir vurmak istedikleri için çılgındırlar.

Üçüncü dizede Millî Mücadele bir sele benzetiliyor. Fizik kurallarına göre suyu sıkıştırmak ve esir etmek mümkün değildir. Sıkıştırılamadığı için bent yapılır. O durumda da su, bendi ya yıkar ya da üstünden aşar. Bent esaret anlamına; kükremiş sel gibi olmak da esareti kabul etmemek anlamına gelir.

Ezelden beri hür yaşamış Türk milleti, esir edilmek istendiği takdirde kükremiş sel gibi, bendini çiğneyerek aşacaktır. Dağları yırtacak, okyanuslara sığmayarak taşacaktır. Hürriyetin başlıca özelliği sınır tanımamaktır. Hür yaşamak Türk milletinin karakteristik bir özelliğidir.

 

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar

Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma, nasıl böyle bir îmânı boğar,

“Medeniyyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

 

Bu kıtada savaşan iki taraf, Türk milleti ile Batı dünyası karşılaştırılmaktadır. Garp (Batı) çelik zırhlarını kuşanmış, silahlarına güvenerek Türkiye’ye saldırmıştır. Düşmanın bu maddî üstünlüğüne karşın Türk’ün sarsılmayan imanı vardır. İman, insanın taşıdığı manevi inançların bütünüdür. Batı’nın çelik zırhlı duvarları varsa Mehmetçiğin de iman dolu göğsü vardır. İnsanı üstün kılan maddî güç değil, imanıdır. Ordular ne kadar gelişmiş savaş aletleriyle donatılmış olurlarsa olsunlar eğer güçlü bir imana sahip değillerse başarılı olmaları mümkün değildir.

Serhat, sınır boyu demektir. Sınırları askerler korur. İman dolu göğüsleriyle askerlerimiz çelik zırhlı duvarların karşısında duruyorlar.

Canavar, can alıcı mahlûktur. Tek dişi kalmış canavarlar daha vahşîdir. İhtiyarlığı sembolize eder.

Dördüncü dizede medeniyet, canavara benzetilmiştir. Saldırgan medeniyet, can çekişmekte olan ve can havliyle son saldırışlarını yapan, tek dişi kalmış bir canavarı andırır. Tek dişi kalmış demesinin sebebi, dehşet verici gözükmesine rağmen eski gücünü kaybetmiş ve ölmek üzere olmasından kaynaklanır. Burada bütün vahşîliğine rağmen, kendisini medenî diye tanıtan Batı dünyasıyla bir alay da vardır.

Şair medeniyete karşı değildir. O, medeniyet adı altında yapılan vahşete ve zulme karşıdır. Anadolu’yu işgal edenler, işgallerini haklı gösterebilmek için Batı Anadolu’da barbar Türkler olduğunu ve onları medenîleştirmek için geldiklerini söylüyorlar. İşte şair bu tür medeniyetin düşmanıdır.

Üçüncü dizede “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar, bırak, varsın ulusun, onda artık korkulacak bir taraf kalmamıştır.” deniyor. Burada millete ümit ve cesaret aşılanmaktadır. Medeniyet denilen tek dişi kalmış canavarın, ne kadar ulursa ulusun, sonunun geldiği; bu canavarın Mehmetçiğin göğsündeki imanı boğmaya gücünün yetmeyeceği söyleniyor. Bu nedenle  -yine “korkma” kelimesiyle- o canavarın ulumasından endişe edilmemesi gerektiği belirtiliyor.

 

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın;

Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın;

Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.

 

Şairin “arkadaş” diye hitap ettiği düşmanla savaşan askerimizdir. Türk yurdunu işgal hareketi hayâsız bir akın, işgale gelenler ise alçak olarak nitelendiriliyor. Şair, Türk askerinden yurdumuza alçakları uğratmamasını, bu hayâsız akını, göğsünü siper ederek durdurmasını istiyor; çünkü alçakları durdurmanın tek yolu, Mehmetçiğin iman dolu göğsünü siper etmesidir.

Son iki dizede imanın karşılığı olan “zafer” müjdelenir. Allah, kitabında inananlara zafer vadetmiştir. Zaferin yakınlığı inananların gayretine ve kahramanlığına bağlıdır. Şair geleceğe büyük bir inançla bakarak zaferin çok yakın olduğunu belirtiyor.

Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme tanı:

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı!

Sen şehîd oğlusun, incitme yazıktır atanı:

Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.

 

Bu kıtada “vatan” söz konusu ediliyor. Dış görünüşü bakımından vatan bir toprak parçasıdır. Fakat bu toprak parçası, milletin tarih ve hayatına sımsıkı bağlıdır. Onu kutsal kılan maddî yönü değil, millet ve tarih ile olan münasebetidir. Bu vatan, binlerce şehit tarafından kazanılmış ve korunmuştur. Bundan dolayı, ona bakarken toprağı değil, onda gömülü olan şehitleri görmelidir.

Toprağın altında kefensiz yatanlar, şehitlerdir. Şehitler kefensiz gömülürler. Toprağı vatan yapan, şehitlerin kanıdır. Vatan toprağının her karışında şehitlerimiz yatmaktadır.

Şair, cennet vatanımızın dünyalara değişilemeyeceğini söylüyor. Eğer her karışında binlerce şehidin yattığı bu topraklar üzerinde düşman gezerse o zaman atalarımız incinecektir. “Şehit oğlu” sözüyle vatan uğrunda canlar veren bir ecdada sahip olduğumuz anlatılmak isteniyor. Uğrunda canlar verilen vatanımıza sahip çıkmak ve onu muhafaza etmek, şehitlerin (atalarımızın) hatırasına olan saygının gereğidir.

Cennet, inanan insanların gideceği yerdir. Her Müslüman cennete gitmek ister. Dünya, cennete değişilmez. Vatan, cennete benzetilmiştir. Bu nedenle değişilmezdir.

 

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ,

Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ

Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

 

Bu kıtada da “vatan” söz konusu edilmiştir. Bu cennet vatanın uğruna feda olmayacak kimsenin olmadığı söyleniyor. İnancımıza göre şehitler cennete giderler. Bağrında bu kadar çok şehit barındıran toprağın cennetten farkı yoktur. Çünkü, toprak sıkılsa şehitler fışkıracak kadar şehit verilmiştir.

Vatanını seven bir insan için en büyük yoksulluk, vatandan uzak kalmaktır. Şair, vatanın candan ve sevgiliden daha üstün bir değer taşıdığına inanıyor. Allah’tan tek istediği vatanından ayrı düşmemektir. Bunun için canını, cananını kaybetmeyi göze alıyor. Her şeyini kaybetse bile vatan toprağında yatmak onun için yetecektir. İnsan, böyle bir inanca sahip olmazsa vatanı için ölümü göze alamaz.

 

Rûhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne nâ-mahrem eli.

Bu ezanlar -ki şehâdetleri dînin temeli –

Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.

 

Şair ve vatanları uğrunda çarpışarak hayatlarını veren Mehmetçiklerin, hatta Millî Mücadele’ye katılanların dilekleri, kendileri öldükten sonra da aynıdır. Şairin bir Müslüman olarak Allah’tan tek isteği, mabedine yabancı elinin değmemesi ve dinin temeli olan kıymetlere şahadet eden ezanların yurdun üzerinde ebedî olarak işitilmesidir. Yani, vatanımızın sonsuza kadar hür olmasını istiyor. Mabet, ibadet edilen yer demektir.

Üçüncü dizedeki “şehadet” kelimesi şahitlik manasına geldiği gibi ezanda geçen “Eşhedü en lâ ilâhe illallah”, “Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah” cümlelerine karşılı gelir. Bunlardan birincisi “Şüphesiz bilirim, bildiririm Allah’tan başka tapacak yoktur.”, ikincisi “Şüphesiz bilirim, bildiririm Muhammed Allah’ın elçisidir.” manalarına gelir.  Bir kimsenin Müslüman olabilmesi için kelime-i şehadet denilen bu cümleleri tekrarlaması ve bunlara inanması lazımdır. Müslüman ülkelerde günde beş vakit okunan ezan ile İslamiyet’in temelini oluşturan bu cümleler tekrarlanır.

 

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa – taşım.

Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım,

Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na’şım;

O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

 

Şair, önceki kıtada ruhunun Allah’tan tek isteğinin mabedine yabancı elinin değmemesi ve şehadetleri dinin temeli olan ezanların yurdumuzun üstünde sonsuza kadar işitilmesi olduğunu söylemişti. Bu kıtada ise emeli gerçekleştiği takdirde ne kadar sevineceğini anlatıyor. Şair -önceki kıtada olduğu gibi- burada da şehitler adına konuşuyor.

Emeline kavuştuğu takdirde şehidin eğer varsa mezar taşı coşkuyla Cenab-ı Hakk’a bin secde edecektir. Yaralarından kanlı yaşlar aka aka, her şeyden soyunmuş bir ruh gibi naaşı yerden fışkıracaktır. Ve o zaman başı yükselerek belki de arşa değecektir. Arş, göğün en yukarısıdır. Tüm bunlar emele ulaşmanın sevinciyle olacaktır.

Şair dokuz kıta boyunca, inancını bir an olsun kaybetmeden, bir an bile ümitsizliğe düşmeden, derece derece zaferi yakalar. Artık bayrak ve millet istiklale kavuşmuştur.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl!

Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl.

Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!

Bu kıtada artık istiklal kazanılmış olarak düşünülüyor. Birinci kıtadaki “şafak” kelimesi, güneş battıktan sonraki alaca karanlığı ifade ediyordu. Bu kıtadaki “şafak” ise güneş doğmadan önceki alaca karanlığı ifade eder. Bu vakit gündüzün, aydınlığın özetle zaferin müjdecisidir.

Birinci kıtadaki “nazlı hilal”, son kıtada “şanlı hilal”e dönmüştür. Yeni, aydınlık ve hür ufuklar, şanlı hilalin dalgalanışıyla süslenecektir. Bayrak artık şafaklar gibi şanlı, dalgalanacaktır. İstiklal kazanıldığı için bayrak uğruna dökülen bütün kanlar ona helaldir. Zira bundan sonra sonsuza kadar bayrağa ve Türk milletine yok olma, yere düşme, yeryüzünden silinme şeklinde bir tehlike yoktur. Türk bayrağı ezelden beri hür yaşamıştır, bundan sonra da hür yaşamak hakkıdır. Hakk’a tapan Türk milleti de istiklali hak etmiştir.

Not: Bu açıklamalar, Mehmet KAPLAN ve İsa KOCAKAPLAN’ ın tahlillerinin birleştirilmesiyle ve bazı ilavelerle oluşturulmuştur.

Hazırlayan: Ahmet KAVAKLIYAZI (Türkçe Öğretmeni)

İstiklal Marşında neler anlatılmaktadır

 İstiklal Marşının Birinci Kıtası ve Anlamı Nedir?

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Şair bu mısrada kimliği istiklal marşında açıkça belirtilmeyen bir kişiye sesleniyor.Bu mısrada sözü edilen kişi aniden Türkiye’nin bağımsızlığının tehlikeye girebileceğinden endişeleneceğibazı nedenlerden ötürü bundan korkacağıürkeceği anlaşılıyor.Mısradaki anlamıyla sancak yani bayrak bağımsızlığın semboludur. Oysaki marşın yazıldığı 17 Şubat 1921 günü vatan halen işgal altındadır ve bağımsızlık mücadelesi verilmektedir. Devlet henüz kurulmamış bağımsızlık kazanılmamıştır. Bayrağımız bağımsızlığımızın sembolüdür oysaki bağımsızlık henüz gerçekleşmemiştir.Bu şafaklarda al sancağın sönmesi bağımsızlığın kaybedilmesi anlamına gelir oysaki mısrada dalgalanan bir bayraktan söz ediliyor yani bağımsız bir devlet millet söz konusudur. Mısradaki korkan tek kişi şahısbağımsızlık kazanılmamışsa kazanılmayan bağımısızlığın kaybedilmesinden neden korksun ki. Bu çelişkilianlamsız bir durum olur. Anlaşılacağı gibi Bağımsızlık varsa bayrak var olabilir. Bu mısrayı anlamak için şiirin ikinci kıtası ilk mısrasının tahlilini anlamak bize yardımcı olacaktır. Bu mısrada gösterilen davranışın duygunun bir sebebini de ikinci kıta birinci mısrada bulabiliriz. İlk mısraya göre şiirde sözü edilen şahıs gösterebileceği olumsuz bir davranışın bağımsızlığı tehlikeye düşerebileceğinden çekinmektekorkmaktadır.Şair bu nedenle o şahsa ‘Korkma’ diyerek seslenmektedir.

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

Bu mısrada bu esrarengiz gizemli şahsın yaşadığı ev ve ailesinden söz edilmektedir tahminime göre. Bu yurdun üzerinde tüten var olan bir evdenaileden söz ediliyor. M.Akif Ersoy ‘Yurdunum’ dediğine göre. Bu yurdun üzerinde tutanvar olan bir evden aileden söz ediliyor. M.Akif Ersoy ‘Yurdumun’ dediğine göre kendi yurdundan vatanından söz ediyor. Yani Türkiye’den söz ediyor. ‘Sönmeden’ denilerek eğer o ev dağılmazsa bir saldırıya uğramazsa anlamı çıkartılabilir. Mısradan anlaşılıyor ki o kişinin ailesi ve kendisi büyük sarsıntılar geçirecekler. Ailenin ve o kişinin dışlanan bazı çevrelerce istenmeyen özneler oldukları anlamı çıkarılabilir bu mısraya göre. Bu mısradan o kişinin ve ailesinin Türkiye sınırları içerisinde yaşadıkları Türkiye’ye mensub oldukları TC.vatandaşı oldukları anlaşılabilir bu sonuca varılabilir. Yani sözü edilen özneler Türk’türler. ‘en son’ ifadesinden kasıt Türkiye’nin bir ucunda en batı yada en doğu ucu kastedilmiş olabilir ya da ‘En yüce’ anlamı verilmiş olabilir. Şair bu mısrada bu öznelerden yani o kjşi ve ailesinden evinden söz ediyor bana göre.İlk iki mısraya göre Türkiye’nin bağımsızlığı şiirde sözü edilen kişi ve ailesinin varlığını ülke sınırları içerisinde devam ettirmesine bağlıdır.

O benim milletimin yıldızıdır parlayacak;

Bu mısrada ‘Yıldız’ kelimesi geçmektedir. Ama mısradaki yıldız bayrağımızdaki yıldız değildir bana göre. Bu kelime farklı bir anlamda kullanılmış o kişi yıldıza benzetilmiş yüceltilmiştir. Günlük hayatta mesela pop yıldızı sinema yıldızı gibi bu kelimeyi farklı anlamlarda kullanabiliriz. Şiiri duyanokuyan herkes ilk bakışta bayraktan söz edildiğini sanıyor. Bu mısra da tam da bu nedenle şiirin gerçek anlamı anlaşılamıyor. Çünkü bayrağımızda bilindiği gibi beş uçlu yıldız işareti mevcuttur. Şiir sanki anlamını gizlemeye çalışıyor. Şiiri tahlil etmeye devam edelim. Şair o kişiden bahsediyor. O kişinin Türk milletinin değerli bir evladı hazinesi olduğu anlatılıyor. ‘Parlayacak’ denilerek henüz o kişinin tanınmadığı Türk halkının ve dünya halklarının onun varlığından geneli itibariyle habersiz olduğu fakat yürüteceği faaliyetlerle ve kimliğiyle ün kazanacağı belirtiliyor. Demek ki o kişi Türk ve Dünya halkları tarafından çok sevilecek kabul görecek. Bu sayede Türk milleti de dünya halkları nezninde daha çok tanınacak kabul görecek. Kısacası Türk milletinin yıldızı olan ve parlayacak olan maalesef bayraktaki yıldız değil söz edilen kişidir sözü edilen kişi henüz parlamamıştır parlayacaktır yani ün kazanacaktır. Türk milletinin yıldızı olan ve parlayacak olan bayraktaki yıldız değil şiirde sözü edilen kişidir.

O benimdir o benim milletimindir ancak.

Bu mısrada şair yine o kişiden söz ediyor. Bir yandan da Türk milletini de yüceltiyor. Şair kıskançlık derecesinde bir sahiplenmeyle o kişiye sahipleniyor ona değer veriyor. O kişiye büyük sevgi duyduğunu anlatmaya çalışıyor. ‘milletimindir’ diyerek türk milletinin o kişiye sahip olmayı hak ettiği buna layık olduğu anlatılıyor. Demek ki o kişi tanıdığı faaliyetine başladığı zaman Türkiye’de bulunacak faaliyetlerini Türkiye merkezli yürütecek. Diğer bazı milletler o kişinin Türk olduğunu görerek Türk milletine imrenecekler Türk milleti ve tarihi diğer milletlerce takdir görecek. Bu mısrada yine anlaşılıyor ki o kişi Türk’tür Türkiye’de belirecek. Türkler ve Anadolu halkı tarih boyunca İslam’ın bayraktarlığını ve koruyuculuğunu yaptıkları için Allah o kişiye sahip olmayı Türklere layık görmüştür. O kişi anlaşılıyor ki başka bir ülkeye gitmeyecek Türk milleti gitmesine rıza göstermeyecek o kişin ihtiyaçları istekleri Türkiye’de karşılanacak Türk milletinden yardım görecektir. İstiklal Marşına yapılan bir eleştiri de İstiklal Marşında Türk kelimesinin geçmediğidir. Oysaki bu mısradaki ‘Millet’ ifadesi ‘Türk’ kelimesinin anlamını fazlasıyla karşılamaktadır.Öyleyse ‘Millet=Türk’ diyebiliriz.

İstiklal Marşı Türk Milleti için ne ifade eder?

İstiklal Marşı, vatanımıza göz diken düşmanlara, ülkemizi bölmeye çalışan vatan hainlerine karşı, güçlü duruşumuzun bir göstergesidir. 

Bir ülkede yaşayan milyonlarca insanı, tek bir çatı altında toplayan, birleştiren, milyonlarca kalbin tek bir yürek gibi atmasını sağlayan, milyonlarca insanı millet yapan ulusal değerlerimiz vardır. Bunlardan biri rengini şehitlerimizin kanından alan ayyıldızlı bayrağımızdır. Bir diğeri dilimizdir, güzel Türkçemizdir. Bizi biz yapan ulusal değerlerimizden bir diğeri ise Mehmet Akif Ersoy’un dizeleriyle adeta ölümsüzleşen, atalarımızın bağımsızlık destanı olan İstiklal Marşı’mızdır. 

Sevgili Gençler, Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne karşı saldırıların, ulusal değerlerimize karşı edilen hakaretlerin ayyuka çıktığı şu günlerde, rengini şehitlerimizin kanından almış ayyıldızlı bayrağımıza, dilimize, güzel Türkçemize, Mustafa Kemal’in önderliğinde atalarımızın verdiği bağımsızlık mücadelesinin anlatıldığı, adeta her bir kelimesi için on binlerce şehit verilen İstiklal Marşı’mıza sahip çıkmak hayati önem kazanmıştır. Bizi biz yapan, Türk milletinin olmazsa olmazı olan bayrağımıza, dilimize, İstiklal Marşı’mıza sımsıkı sarılmamız gerekir. İstiklal Marşı’mızın her kıtasını, her dizesini bugün yeniden okumalı, özümsemeliyiz.

Yüzyıllardır bu ülke topraklarında yaşayan, bu ülkenin suyunu içen, bu toprakların nimetlerinden faydalanan insanlarımız arasında öylesi hainler var ki, yıllarca bu bayrağın gölgesi altında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şemsiyesi altında özgürce yaşamış olmalarına rağmen, bugün bu vatan hainleri ülkemizi bölmek ve parçalamak adına her türlü rezilliği yapmaktadırlar. Saldırılar ister içten ister dıştan gelsin, hangi grup tarafından ve hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, hiç kimsenin bu ülkede yaşayan insanların huzurunu kaçırmaya, bağımsızlığımızın ve birliğimizin sembolü olan Türk bayrağına hakaret etmeye, İstiklal Marşı’mızı hakir görmeye hakkı yoktur. Bir ülkede yaşamak bu kadar ucuz olmamalı.

Ancak gözü dönmüş vatan hainleri şunu çok iyi bilsinler ki, bu ülkede gönlü vatan sevgisiyle yanıp tutuşan, milletinin rahatı ve huzuru için, ayyıldızlı bayrağı için, dili için, İstiklal Marşı için, cennet kadar güzel vatanı için gözünü kırpmadan canını feda edecek milyonlarca insanımız var. Hiç kimse, ama hiç kimse kalplerimizdeki vatan sevgisini, ülke sevgisini, bayrak sevgisini, Türkçe sevgisini, İstiklal Marşı sevgisini silemez. Sevgili Gençler, vatanımızı sevin, ülkemizi sevin, bu cennet vatanı cehenneme çevirmek isteyen hainlere fırsat vermeyin. 

Vatan kelimesinin ne anlama geldiğini bir düşünün. Vatan ne demek? Vatandaş ne demek? Bir vatandaş olarak vatanımıza ve milletimize karşı sorumluluklarımız nelerdir? Bir ülkenin sınırları içinde, aynı bayrağın gölgesi altında, aynı dili konuşmak, aynı acıyı ve sevinci paylaşmak, aynı havayı solumak. 

Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki, tarih bilincini taşımayan, geçmişine sahip çıkmayan, kültürel değerlerinin farkında olmayan toplumlar ulus birliği içinde yaşayamazlar. Tarih bunun acı örnekleriyle doludur. Uluslar geçmişlerini, dostunu düşmanını, çok iyi bilmelidirler. Bize bu gerçekleri kuşaktan kuşağa aktaranlar, ulusların manevi mimarları, şair ve yazarlarımızdır. Mehmet Akif’e ve İstiklal Marşı’na gösterilen saygı, ulusa ve ulusal değerlere gösterilen saygıyla eş anlamlıdır. Köklerine bağlı ve geçmişinden güç alan kuşakların yetişmesi ancak bu anlayışın yerleşmesiyle mümkündür.

Başta Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve Mehmet Akif olmak üzere, bu vatan uğruna can veren tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor ve konuşmamı Akif’in şu sözleriyle tamamlamak istiyorum:

“Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.”

Bülent SAKÇA
Edebiyat Öğretmeni(ALINTI)

İstiklal marşında anlatılmak istenenler nelerdir?

vatanımızın birliğini, bütünlüğünü, bu topraklar uğruna lazı, çerkezi, alevisi, sünnisi,kürtü türkü bir yürek olup canını verdiğini anlatıyor. ayrımcılığın nekardar bizi parçalayacağını anlatıyor. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…

 

Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılan İstiklala marşımız temelde bir milletin nasıl zorluklarla kurulduğunu anlatmakta ve millet sevgisini aşılamaktadır.

Vatanın nasıl kazanıldığının anlatıldığı marşımızda ona sahip çıkmak için neler yapmamız gerektiğinden de bahsediliyor.Kısacası her milleitn millli marşı gibi bizim istiklal marşımızda millet oluşumuzun kökenlerini anlatıyor.

İstiklal marşımızda vatanımızın birliğini, bütünlüğünü korumak için lazı, çerkezi, alevisi, sünnisi,kürtü türkü bir yürek olup canını nasıl verdiği anlatılıyor..İstiklâl Marşımız milli duygularımızı en yüksek seviyelere ulaştıran ve bize geçmişimizi hatırlattığından ona her zaman için gereken saygı ve değeri veririz.

İstiklal Marşında Ne Anlatılıyor? 

Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılan İstiklala marşımız temelde bir milletin nasıl zorluklarla kurulduğunu anlatmakta ve millet sevgisini aşılamaktadır.

Vatanın nasıl kazanıldığının anlatıldığı marşımızda ona sahip çıkmak için neler yapmamız gerektiğinden de bahsediliyor.Kısacası her milleitn millli marşı gibi bizim istiklal marşımızda millet oluşumuzun kökenlerini anlatıyor.

İstiklal marşımızda vatanımızın birliğini, bütünlüğünü korumak için lazı, çerkezi, alevisi, sünnisi,kürtü türkü bir yürek olup canını nasıl verdiği anlatılıyor..İstiklâl Marşımız milli duygularımızı en yüksek seviyelere ulaştıran ve bize geçmişimizi hatırlattığından ona her zaman için gereken saygı ve değeri veririz.

Konu etiketleri: istiklal marşımızın sözlerinde neler anlatılmaktadır, istiklal marşımızın sözlerinde neler anlatılmak, istiklal marşının 1 kıtasında ne anlatılmak isteniyor, istiklal marşı nın ilk iki kıtasında ne anlatılmaktadır, istiklal marşının sözlerinde neler anlatılmaktadır, istiklal marşında ne anlatılmak isteniyor, istiklal marşının illk kıtasın annamı, istiklal marşının ilk mısrası ne anlatır, istiklal marşının sözleri neler anlatılma, istiklal marşımızın sözlerinde neler anlatılır, istiklal mrşının ilk iki kıtası neyi anlatıyor, istiklal marşının1 kıtasının sözlerinde neler anlatılmaktadır, istiklal marşımızın sözlerinde neler anlatılmak isteniyor, istiklal marşının 1 kıtasında anlatılmak istenen, istiklal marşında neler anlatılmak isteniyor,

Sponsorlu Bağlantılar

Türkiye’de yağışın en fazla ve en az görüldüğü mevsimler nelerdir?

Sonraki Sayfa »

İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Önemi

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Current ye@r *