25.07.2014

    Karaciğer Hastalıkları Nedir, Neden Olur, Nasıl Geçer, Sebepleri ve Tedavisi Hakkında Bilgi

    Sponsorlu Bağlantılar

    Vücuttan alınan kan örneğine uygulanan laboratuvar testleriyle (karaciğer işlev testleri) karaciğerin sağlıklı olup olmadığı anlaşılabi­lir. Karaciğerin en önemli hastalıklarından biri sirozdur. Karaciğer dokusunun kalınlaşıp sertleşerek görev yapamayacak duruma geldi­ği bu hastalık genellikle fazla alkol alınmasın­dan kaynaklanır. Çok çeşitli belirtileri olan siroz hastalığında alınacak ilk önlem hastaya alkolü tümüyle yasaklamaktır. İçmeye devam edilirse hastalık giderek ağırlaşır ve ölümle sonuçlanır.
    Mikroplardan ileri gelen karaciğer iltihabı­na hepatit denir. Genellikle virüslerin yol açtığı birkaç hepatit türü vardır. Bu hastalık­ların başlıca belirtileri sarılık, aşırı halsizlik ve sindirim bozukluklarıdır. Bu nedenle bulaşıcı ya da mikrobik sarılık olarak da adlandırılan karaciğer iltihaplarında bazı ilaçlar etkili olur. Ama asıl tedavi hastanın yiyecek ve içecekle­rinin denetlenmesidir.
    Karaciğerle ilgili en önemli sorunlardan biri de safra yapımındaki aksaklıklardır. Safranın içinde birçok yıkım ürünü bulunur; bunlardan biri de alyuvarlardaki hemoglobinin yıkımıyla oluşan ve bilirubin denen koyu sarı renkli bir safra pigmentidir. Karaciğer safra yapamazsa ya da ürettiği safrayı bağırsağa boşaltamazsa kandaki bilirubin miktarı iyice artarak deriyi ve gözaklarını sarıya boyar. Safrakesesi içinde oluşan küçük taşların (safra taşı) safrakanalını tıkaması da aynı nedenle sarılığa yol açar. Görüldüğü gibi sarılık başlıbaşına bir hastalık değil, karaciğerin yapı ve işlev bozuklukların­da ortaya çıkan belirtilerden biridir. Siroz, hepatit ve safra yollarındaki tıkanıklıklardan başka kansızlık, karaciğer urları ve bazı enzim eksikliklerinde de sarılık görülür.

    Karaciğer Hastalıkları

    Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak 2 kilogram ağırlığında koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için gerekli olan bir çok kimyasal olay burada meydana gelir.

    Karaciğerin görevi :

    Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1 litre) safra salgılar.
    Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler.
    Vücudun ısısını ayarlar.
    Vücudun ihtiyacı olan su ve vitaminleri yapar.
    Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolar. Kan miktarını ayarlar.
    Hormonların görevleri üzerinde etkili olur.

    Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması, karaciğer sirozu, safra kesesi iltihabı ve safra kesesi taşıdır.

    Karaciğer Hastalıklarının Ortak Belirtileri :

    Hasta, sağ böğründe ağrı hisseder. Bağırsaklarında fazla miktarda gaz vardır. Karnı şişer, anüsten çıkan gaz pis kokar. Cilt rengi ve bazen de göz akı sararır. Yüzünde ve ellerinde çil gibi lekeler görülür. Hazımsızlıktan şikayet eder. Sabahları dilinde pas ve ağzında acılık hisseder. Nefesi de kokar. Sabah saatlerinde ensede ağrı hisseder. Çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri uyumak istemez. Görme ve işitme duyguları da zayıflar.

    Karaciğer Hastalıkları 

    Hepatit A
    Hepatit B
    Hepatit C
    Siroz
    Sarılık
    Karaciğer Büyümesi
    Karaciğer Yağlanması
    Karaciğer Yetmezliği
    Safra Kesesi İltihabı
    Safra Kesesi Taşı

    HEPATİT A :

    Hepatit A oldukça bulaşıdır ve halk arasında sarılık adıyla bilinir.Hepatit A genellikle bu hastalığı taşıyan bir insanla gıda veya su paylaşımı nedeni ile bulaşır.Ayrıca cinsel ilişki veya hasta bir insanın kan, idrar gibi vücut sıvılarına temasla bulaşmaktadır.Genellikle hastalaın büyük bir çoğunluğu iyileşir ama hastalık oldukça ağır geçer.Diğer hepatit türleri gibi hepatit A ‘da karaciğerin iltihaplanmasına neden olur

    Hepatit A’ nın belirtileri

    Tüm viral hepatitlerde sarılık başlamadan önce genellikle;

    * Bulantı, kusma, ishal,

    * Şiddetli iştahsızlık,

    * Mide – barsak şikayetleri,

    * Karın üst bölgesinde ağrı ve

    * Yorgunluk görülür.Yalnız Hepatit – A’da 38 C den yüksek ateş (enfluenza’daki gibi) ve eklem ağrıları da görülür. Ateş varsa, genellikle sarılığın ilk birkaç gününde normale döner.

    Viral Hepatitlerdeki en tipik belirtiler ise;

    * Göz aklarının, cilt ve mukoz membranların sararması,

    * İdrarın renginin koyulaşması ve

    * Dışkının renginin açılması’dır. Hastalığın başlangıcından 2 – 3 hafta sonra dışkı rengi normale döner. Bir veya iki hafta sonra karaciğer büyüyebilir ve sarılık görülebilir.

    Hepatit A’ lı olgular sarılığın ortaya çıkışından iki hafta öncesi ve sarılığın ortaya çıkışından bir hafta sonrasına kadar her dışkılama ile çok miktarda Hepatit – A virusu salgılar ve hastalığı bulaştırırlar. Belirti göstermeden hastalığı geçiren fertler de, hastalığın yayılmasında sessiz birer kaynak oluştururlar.

    Hepatit A virüsü genellikle oral-fekal (ağız-dışkı) yolla, kontamine olmuş (virüs bulaşmış) su veya besinlerin alınmasıyla, kişiler arası temasla, ya da cinsel temasla bulaşır. Memleketimizde büyük kentlerde dahi kanalizasyon sistemlerinin yeterince düzenli olmaması ve içme ve kullanma sularının temininin uygun koşullarda yapılamaması (özellikle su baskınlarından ve tabii afetlerden sonra) Hepatit-A enfeksiyonunun yayılmasında büyük rol oynar.

    Virüs vücuda genelde ağız yoluyla, özellikle yiyecek ve içeceklerle girer. Bu durum, kişilerin tuvalete gittikten sonra ellerini yıkamaması ve bulaşlı elleriyle sağlıklı kişilerin yiyeceklerini ellemesiyle de oluşur. Hepatit A virusuyla bulaşlı suların içilmesi, bu sulardan üretilen buzların kullanılması en büyük bulaş kaynağıdır. Ülkemizde köylerde helalar genelde dışardadır ve sebzelerin yetiştirildiği yerlere yakındır. Gübre olarak toprağa akıtılan Hepatit-A virusu ile kontamine lağım suları, çiğ yenen marul, maydonoz, taze soğan, roka v.b. gibi yeşilliklere ve sebzelere bulaşmakta ve bu bulaşlı yeşilliklerin yeterince temizlenememesi de büyük bulaşlara neden olmaktadır. Gözlemlerime göre hemen hemen tüm lokanta ve lüks restoranlarda hazırlanan salataların malzemeleri ve (güya) yıkanmış olarak getirilen söğüş marul-maydonoz v.b. yeşillikler (maalesef) bir leğen veya kovadaki suya batırılıp çıkarılmakta ve temiz (!) olarak sofralarımızda servise sunulmaktadır. Lağımla kirlenen sulardan toplanan midye, istiridye ve kabuklu deniz ürünlerinin yenmesi, özellikle sonbahar ve kış aylarında salgınlara neden olmaktadır. Hepatit A hastalığı geçiren kişi ile yakın temas ve cinsel ilişki de hastalığın yayılmasına neden olur.

    Hastalıktan Korunma Önlemleri

    Halkın kişisel hijyen, ellerin sık sık yıkanması, ve atıkların sağlıklı uzaklaştırılması konusunda eğitilmesiyle,

    * Sağlıklı içme ve kullanma suyunun temini ile,

    * Yeterli kanalizasyon sistemlerinin kurulmasıyla,

    * Kontamine olma olasılığı bulunan besinlerin yeterince yıkanması ve pişirilmesiyle,

    * Bakteriyolojik kontrolu yapılmayan içme sularının kaynatılmasıyla ve

    * Çocuk ve yaşlı bakımevlerinde çalışan personele ve yaşayanlara gerekli eğitimin verilmesiyle hastalık önlenebilir.

    Hijyen ve sağlık kurallarına uyulması, bulaşma riskini azaltabilir ancak tamamen engelleyemez.

    Bugün Hepatit A hastalığından tam korunmanın en etkili yolu aşılanmadır. Aşının koruyuculuğu % 94 – 100 olup koruyuculuğu yaklaşık 20 yıl devam etmektedir. Bu nedenle; kamuda, restoranlarda, askeri birliklerde, hastanelerde, fabrikalarda, yatılı okullarda, kreşlerde, bakımevlerinde v.b kurumlarda çalışan tüm mutfak personelinin Hepatit A enfeksiyonunu daha önce geçirip geçirmediği saptanılmalı ve aşılanması uygun görülenlerin aşılanması sağlanmalıdır.

    HEPATİT B :

    Hepatit-B enfeksiyonu nedir ?

    Hepatit-B virüsünün neden olduğu, birincil olarak karaciğerde iltihap ve karaciğer hücre hasarıyla seyreden bir hastalıktır. Hepatit-B virüsü; karaciğere yerleşir. Yalnız insanlarda hastalık yapabilen bir DNA virüsüdür. Virüsler dışında metabolik hastalıklar, toksik ve karaciğerde kanlanmayı bozan, ilaçlar, bazı bakteriler, parazitler ve bazı diğer virüslerle gelişen hastalık ya da enfeksiyonlar sırasında da akut viral hepatit gelişebilir.

    HBV enfeksiyonunun dünyada ve Türkiye’deki durumu nedir ?

    HBV enfeksiyonu tüm dünyada oldukça yaygındır. Dünyada her yıl 50 milyon kişi HBV ile enfekte olmakta ve bugünkü sayılarla dünya nüfusunun 2/5′i (2 milyar) bu virüsle enfekte olmuş durumdadır. Her yıl HBV’ye bağlı nedenlerle 1-2 milyon insan ölmekte ve dünyada 350 milyon insan bu virüsün taşıyıcısıdır.
    Ülkemizde her yıl 200 bin kişi bu virüsle enfekte olmaktadır ve her üç kişiden birisi bu enfeksiyonu geçirmiştir. Ülkemizde 3-3.5 milyon kişi bu virüsün taşıyıcısıdır.

    HBV enfeksiyonuna yakalanma riski kimlerde daha fazladır?

    HBV enfeksiyonu için herkes eşit derecede risk taşımaz. Bazı insanlarda, hastalarda ve gruplarda enfeksiyon daha sık görülür. HBV enfeksiyonu için risk taşıyan gruplar şunlardır:
    a) Sağlık personeli,
    b) Çok sayıda kan transfüzyonu yapılan hastalar,
    c) Hemofili ve hemodiyaliz hastaları,
    d) HBV taşıyan kişi ile aynı evi paylaşanlar,
    e) Birden fazla cinsel partneri olan heteroseksüeller,
    f) Homoseksüel ve biseksüel erkekler,
    g) Damar içi uyuşturucu kullananlar,
    h) Kişisel hijyenin iyi olmadığı bakım evi, yurt ve hapishane gibi yerlerde yaşayanlar,
    ı) HBsAg pozitif anneden doğan bebekler.

    HBV nasıl bulaşır?

    HBV dört yolla bulaşır:
    a) Kan veya kan içeren sıvıların zedelenmiş deri veya mukoza ile teması sonucu (perkütan ya da parenteral bulaşma),
    b) İnsandan insana zedelenmiş deri ya da mukoza aracılığıyla (horizontal bulaşma),
    c) Cinsel yolla,
    d) Annenin kanının ya da kanlı sıvılarının bebeğe zedelenmiş derisi ya da mukozası aracılığıyla ya da göbek kordonu aracılığıyla geçmesi ile (doğum sırasında) bulaşı.
    HBV enfeksiyonunun kuluçka peryodu alınan virüs miktarına ve kişinin immün sisteminin direncine bağlı olarak 45-180 gün (ortalama 60-90 gün) arasında değişir.

    HBV enfeksiyonunda hastalık belirtileri nelerdir ?

    HBV enfeksiyonunda; enfeksiyon sık ancak hastalık enderdir. Virüsü alanların yaklaşık %50-65′in de hiç bir hastalık belirtisi gelişmeden enfeksiyonu geçirir. Virüsle enfekte olanların yaklaşık %30-50′inde kırıklık, yorgunluk, hafif ateş, mide bulantısı, karın ağrısı, eklem ve kas ağrıları gibi yakınma ve bulgular gelişir. Çocukların %10′undan azında, erişkinlerin %30-50′inde sarılık görülebilir. Virüsle enfekte olanların %1′inden daha azında enfeksiyon akut karaciğer yetmezliği ile ilerleyici ve şiddetli bir gidiş gösterir. Akut enfeksiyonun yaklaşık 1-6 haftalık klinik seyri vardır. Bu sırada hastalarda değişen derecelerde karaciğer enzimleri ve kan hücrelerinin yıkım ürününde yükselme gözlenir.

    HBV enfeksiyonunun çocuk ve erişkinlerde seyri nasıldır?

    Akut enfeksiyon çocuklarda erişkinlere göre daha hafif ve bulgu vermeden seyreder. Ancak bebeklerin immün sistemi nedeniyle enfeksiyon erişkinlere göre daha fazla oranda kronikleşmeye eğilimlidir. Yenidoğanların %5-10′unda, 1-5 yaş grubundaki çocukların %70′inde, erişkinlerin ise %90-95′inde virüs 6 ay içinde vücuttan temizlenerek bağışıklık gelişir. Akut enfeksiyon erişkinlerin yalnızca
    %5-10′unda kronikleşirken, yenidoğanların
    %90-95′inde, çocuk ve ergenlerin
    %30′unda kronikleşir ve virüs taşıyıcısı olur.
    Bu hastaların kronik karaciğer hastalıkları yönünden uzman doktorlar tarafından izlenmesi gerekir. Kronik karaciğer hastalıkları geliştiğinde µ-interferon tedavisi kullanılabilir, ancak başarısı sınırlıdır.

    HBV taşıyıcısı kimlere denir ?

    Akut enfeksiyondan sonra 6 ay içinde virüse karşı bağışıklık geliştirmeyen, virüsü veya virüs proteinlerini kanlarında taşıyan kişilere taşıyıcı denir. Öncelikle, bu kişiler virüsün sağlıklı bireylere bulaşmasında kaynaktırlar. Ayrıca bu kişilerde kronik aktif hepatit, siroz ve karaciğer kanseri gibi kronik karaciğer hastalıklarının gelişme riski yüksektir. Kronik hepatit-B ile karaciğer kanseri (primer hepatosellüler karsinoma) gelişmesi arasında sıkı bir ilişki vardır. Kronik virüs taşıyıcılarında primer hepatosellüler karsinoma gelişme riski taşıyıcı olmayanlara göre 200 kat fazladır. Kronik HBV taşıyıcıları ile virüsün bulaşma yollarından birisi ile temas edenlere yalnızca aşı yapmak yeterli koruyuculuğu sağlar.

    HBV enfeksiyonundan nasıl korunuruz ?

    Enfeksiyondan korunmanın en emin ve güvenilir yolu hepatit-B aşısı yaptırmaktır. Hepatit-B aşısı gen teknolojisi ile maya ya da memeli hücrelerinde üretildiklerinden son derece güvenilirdir ve bu tür enfeksiyonların bulaşmasına neden olmaz. Hepatit-B aşının kanser yaptığı söylentisi yanlıştır. Tam tersine aşı ile hepatit-B enfeksiyonundan korunulmazsa, HBV alınması ile böyle bir riske girmek söz konusudur. Hepatit-B aşısı virüsle karşılaşmadan önce ya da karşılaştıktan sonra kullanılabilir. Her iki durumda da koruyucudur.

    HEPATİT C :

    Hepatit C, aynı adla anılan (Hepatit C virüsü) virüse bağlı gelişen bir hastalıktır. Hastalık uzun vadede karaciğer hasarı ve karaciğer sirozu gelişimine neden olur. Virüs 1989 yılında keşfedilmiştir. Bilinmediği dönemlerde, olaylar hepatit A ve hepatit B ye benzediğinden bu hastalık non A- non B hepatiti (A ve B ye bağlı olmayan) adı ile anılmaktaydı.

    Hastalık nasıl bulaşır?

    Virüs genellikle karaciğerde ve kanda bulunur. Esas bulaşma yolu kandan-kanadır. Örneğin, iki kişi aynı iğneyi kullanırlarsa bulaşma olabilir. Bunun en yaygın şekli uyuşturucu kullanımıdır. Diğer bir bulaşma yolu kan naklidir. Bir kişiye, Hepatit C virüsü taşıyan bir kişinin kanının verilmesi gibi. Günümüzde yapılan testler ile bu artık hemen hemen imkansız gibidir. Ancak, 1990 öncesi hastalık bilinmediğinden, ve tarama testleri bulunmadığından, bu dönemde yapılan kan nakilleri risk taşıyabilir. Virüs tükürük, idrar, semen gibi vücut sıvılarında bulunmaz. Bu nedenle cinsel ilişki sırasında bulaşma nadirdir. Vücut sıvılarında virüs olması için bu sıvılara bir şekilde kan bulaşması gerekir (Örneğin: diş etinde kanama…). Virüs adet kanında bulunur. Bu dönemde bulunulan cinsel ilişki bulaşma açısından riskli olabilir (kanın açık bir yaraya bulaşması ile) Aynı iğne kullanılarak yapılan aşılar, dövme v.s. gibi işlemler bulaştırıcı olabilir. Aynı tıraş bıçağı ve diş fırçasını kullanmak, bunların kan ile temas etmesi olasılığı nedeni ile bulaştırıcı olabilir.

    Hepatit C belirtileri genelde bulantı, düşük düzeyde ateş, karın bölgesi ve karaciğerin bulunduğu kısmın zayıflığı ve hassasiyeti, zaman zaman görülen sarılık, kusma ve halsizlik şeklindedir. Bu belirtiler atipik olduğu kadar, önce de değinildiği üzere hastalık etkeninin alınmasından çok uzun zaman sonra da ortaya çıkabilmektedir

    Hepatit C’de hazırlayıcı etkenler yani bizim Hepatit C enfeksiyonuna yatkın hale gelmemize neden olan etkenler aşağıdaki şekilde sıralanabilir.

    * Fazla ve sürekli hayvansal kökenli protein ve yağ alımı,
    * Alkol kullanımı,
    * Sigara kullanımı,
    * Yetersiz sebze ve meyve tüketimi,
    * Gıda ve bireysel hijyene(temizliğe)dikkat edilmemesi.
    Hepatit C eğer tedavi edilmez ise siroz , karaciğer kanseri ve ölüme neden olur.

    KRONİK HEPATİT C DE SİROZ OLUŞUYOR. PEKİ SİROZUN ŞİDDETİNİ ARTIRAN RİSK FAKTÖRLERİ VARMIDIR?

    20-30 yıl gibi bir ortalama sürede ortaya çıkan siroz bazı durumlarda şiddetlidir;

    Yaş (ileri yaşlarda siroz daha şiddetlidir)

    Erkek hastalarda siroz daha şiddetlidir

    Alkol kullananlarda siroz daha şiddetlidir

    Sigara ve tütün siroz daha şiddetlidir

    Aids (AIDS – HİV ) siroz daha şiddetlidir

    KRONİK HEPATİT C DE KANSER OLUŞUMUNU ARTIRAN RİSK FAKTÖRLERİ VAR MIDIR?

    EVET…Bazı faktörler karaciğer kanseri riskini provoke eder, bunlar;

    Alkol kullanımı

    Siroz gelişimi

    İleri yaş

    Erkek hasta olmak

    HEPATİT C KARACİĞERDEN BAŞKA HANGİ SİSTEMLERE ZARAR VERİR?

    Hepatit C karaciğer hasarı dışında vücutta deri, böbrekler , tükürük bezleri, göz ve romatizmal sorunlara yol açabilir.

    HEPATİT C VE DÖVME AKAPUNKTUR PİERCİNG 

    Bu gibi uygulamalarda hastalığın geçme riski eğer steril ortamlarda olmaz ise her zaman söz konusudur. Bu gibi yerlerde hijyen ve sterilizasyon çok önemlidir

    HEPATİT C ANNEDEN BEBEĞE DOĞUM SIRASINDA GEÇERMİ?

    EVET…%6 olasılıkla hepatit C anneden bebeğe geçer. İlaveten annnede aids var ise hepatit C nin bulaşma olasığı dahada yükselir.

    AYNI EVDE YAŞAYAN KİŞİLERDE HEPATİT C VAR İSE BULAŞIR MI?

    Bu çok sık görülen bir durum değildir. ancak aynı kaşık, çatal ve bardağı paylaşmak bulaşma açısından riski son derece artırır. Önemli olan bu saydığımız eşyaları paylaşmamaktır. Bunların dışında aynı evde yaşamak bulaşma açısından yüksek risk taşımaz.

    ANNEDEN ÇOCUĞA EMZİRME İLE GEÇER Mİ?

    HAYIR…ancak annenin meme başında kanama ve enfeksiyon olmaması gerekir.

    ÖNEMLİ NOT: HEPATİT C Lİ HASTALARIN % 10 UNDA BULAŞMA SEBEBİ BİLİNMEMEKTEDİR.

    HASTALIĞIN KULUÇKA SÜRESİ:

    Hepatit C nin kuluçka süresi 2 hafta ile 6 ay arasıdan değişen bir süreçtir. Ancak bugün tıp yayınlarında hastalığın hangi döneminde ve ne kadar süre ile bulaşıcı olduğu bilinmediğinden hastalık tespit edildiğinde diğer insanlara bulaşmaması için kişinin uyarılmasında büyük fayda vardır.

    HEPATİT C VE TESTLER

    Hepatit C yi saptamak için çeşitli testler vardır. Daha öncede belirtildiği gibi hasta eğer bir takım belirtilerle hekime başvurduğunda hekiminiz çeşitli testler ister;

    Karaciğer enzimleri

    Anti-HCV :hepatit C antikor (vücut tarafından üretilen koruyucu serum) testi

    İlave antikor testleri:3 jenerasyon antikor tespit edici testler ilaveten istenebilir. Ancak bu testler 3-5 ay sonra opzitif sonuç verir. (enzim immuno assay yöntemi)

    HCV RNA testi : en duyarlı test hepatit C virüsünün genetik yapısını tespit etmeye yönelik bir testtir. Bu virüsün çoğaldığını ve enfeksiyonun akut (yeni) olduğunu gösterir. Hatta bu testlerle hepatit C virüsünün miktarı dahi saptanabilmektedir. Tedaviden önce bu miktarın saptanması, tedavinin yaralı olup olmadığı konusunda daha hekime testlerin tekrarındaki miktarla bir değerlendirme imkanı verir.

    Karaciğer biyopsisi (karaciğerden parça alma)

    HEPATİT C GENETİK TESTLERİNDE VİRÜSÜN ÇEŞİTLİ GENETİK YAPILARI SAPTANMAKTA. PEKİ BU GENETİK FARKLILIK BİR ÖNEM TAŞIR MI? 

    EVET….testlerde farklı genetik yapıların önemi vardır. Genotip 2 ve genotip 3 denilen virüs tipleri, genotip 1 denilen virüs tiplerine göre tedaviye daha iyi cevap verir.

    PEKİ KARACİĞER BİYOPSİSİ SONUCU TEDAVİ STRATEJİLER VAR MIDIR VE ÖNEMLİ MİDİR?

    EVET…eğer düşük derecede karaciğer iltihabı ve fibrozu sonucu biyopsi ile ortaya çıkmış ve beraberinde karaciğer enzimleri hafif derecede artmış hastalar anti-viral (virüse karşı tedavi)tedaviye ihtiyaç duymaz . Ancak fazla miktarda fibroz olan hastalarda ise anti-viral tedaviye alınır. Bu hastalarda enzimler orta derecede artmıştır. Unutmayın elbette bu karaı hekiminiz verecektir. Ayrıca karaciğer biyopsisi yapılan tedavinin sonuçlarını görmek için yapılabilir. Buda son derce önemlidir.

    KİMLER HEPATİT C TARAMA TESTİ YAPTIRMALIDIR?

    Anormal karaciğer enzim testleri olanlar

    Geçmişte size kan nakli yapılmış ise (bu yaklaşık olarak 5-10 yıl önce yapılmış ise yahut size kan veren bir kişinin hepatit C olduğunu öğrendiniz ise)

    Size organ nakli yapıldıysa (özellikle 5-10 yıl önce…)

    Tüm sağlık çalışanları

    Korumasız cinsel ilişkileriniz olduysa (özellikle çok partnerli)

    Hemodiyaliz hastası iseniz

    Hemofili veya benzeri kan ürünleri gerektiren bir hastalığınız varsa

    Hepatit C hastası iseniz ve çocuk sahibi olduysanız 1 yıl içinde hepatit C testi yaptırmalısınız (bayanlar)

    UNUTMAYIN !!! HEPATİT C , HEPATİT B VE AIDS KAN VE CİNSEL YOLLA BULAŞIR…

    HEPATİT C TEDAVİ:

    Hepatit C de tedavi hastalığın derecesine göre belirlenir.

    İnterferon (haftada 3 kez enjekte edilir)

    Uzun etkili interferon (haftada 1 kez enjekte edilir)

    Ribavirin

    Bu ilaçlar tek veya kombine halde hekiminiz tarafından kullanılır.

    AKUT HEPATİT C DE TEDAVİ:

    Genel olarak farkında olmadan geçirilmesi sebebi ile hepatit C akut (yeni) dönemde tedavi edilmeden atlanır. Ve çoğu hastada virüs kronikleşmiş (müzmin) bir enfeksiyon halinde iken tespit edilir. Ancak bu hastalıkta bir çok bilim adamı akut dönemde yakalanan hastalığıa anti-viral tedavi uygulandığında hastalığın kronikleşmeyeceği inancındadır. Yapılan çalışmalarda akut dönemde yakalana ve 6 ay boyunca interferon tedavisine alınan hastaların % 98 de hastalığın kandan tamamen kaybolduğu, ve karaciğer enzimlerinin normale döndüğü saptanmıştır.

    KRONİK HEPATİT C DE TEDAVİ:

    Kronik hepatit C tedavisinde 2 ilaç kullanılır. Bunlar ribavirin ve interferon. Ancak her hasta için bu iki ilaç uygulanamaz. Buna en güzel kararı hekiminiz verecektir. Ancak interfeon ve ribavirin tedavisine aday hastalarda uzun süreli tedavide kür sağlanmaktadır. Yapılan yeni çalışmalarda daha uzun etkili olan bir interferon çeşidi peginterferon ile ribavirinin bir arada kullanılmasının çok iyi sonuçlar ortaya çıkardığı görülmüştür. Ve bu tedavi artık standart tedavi olarak ortaya çıkmıştır. Yapılan çalışmalarda bu tedavi ile ortalama % 50 lerde bir başarı sağlanmış ve kanda hepatit C saptanmamıştır.

    SİROZ :

    Siroz karaciğerin kronik (süregen) bir hastalığıdır. Çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir,ama hücre temelindeki oluşum süreci hep aynıdır. Sirozda yineleyen hücre ölümü, halka biçiminde bağdoku artışı ve yumrular biçiminde doku yenilenmesi görülür. Belirtileri ise (Vena porta) toplardamar sisteminde portal kan basıncı yükselmesi ve ilerleyici karaciğer yetmezliğidir.

    Karaciğer sirozunun kalıtsal yatkınlık dışındaki en önemli nedenleri, geçirilmiş viral hepatit hastalığı ve alkolizmdir. Bir takım siroz olgusunda ise hastanın öyküsünde alkolizme ya da sarılığa rastlanmaz. Kriptogenetik (nedeni bilinmeyen) siroz adı verilen bu olguların bazısında hastanın sanlıksız bir viral hepatit geçirmiş olabileceği düşünülür. (Ömeğin karaciğer iltihabı sonrasında gelişen siroza özgü büyük yumrıılar görülebilir.) Karaciğerde demir birikmesi (hemokromatoz) ve kronik konjestif kalp yetmezliği de siroza neden olabilir.

    Karaciğer sirozu birçok nedene bağlı olabilirse de oluşum süreci değişmez. Bir dış etken yapısal bir işlev azalmasının ya da henüz tam aydınlatılmamış olan kalıtsal bir yatkınlığın bulunduğu karaciğerde (belki de antikor yapısındaki) bir mekanizmayı harekete geçirir. Daha sonra kendi kendine işlemeyi sürdürebilen bu mekanizma sirozu başlatan bir tetik gibi işlev görür. Bir başka bir deyişle karaciğer, hastalığın nedeni kendi hücreleriymiş gibi davranmaya başlar. Karaciğer hücresine zarar veren herhangi bir etken karşısında bağdoku yalnızca ölen hücrelerin yerini almakla kalmaz; karaciğer hücreleri de işlevsel bir lobcuk oluşturacak katmanlar biçiminde yenilenmez. Tam tersine, karaciğer dokusunun araları aşırı bağdokuyla dolar ve bunun sonucunda lobcuğu parçalara ayıran yalancı lobcuklar oluşur. Böylece hücre yenilenmesi amaçsız ve yaygın bir yangı oluşumuna dönüşür. Aşırı çoğalan bağdoku daha sonra büzülerek yakınındaki hücre ve damarları sıkıştınr ve organda oksijen yetersizliğine neden olur. Karaciğer sirozunda görülen sinüzoit ağ (ince damar işlevi gören boncuklar) azalması hastalığın ileri evrelerinde şiddetlenerek dolaşımı durdurabilir. Böylece başka hücrelerin de ölmesiyle tamamlanan döngü, bir kez daha başlayıp yayılmaya hazır hale gelir. Bazı uzmanlann iyi huylu bir tümör hastalığı olarak nitelemesine yol açacak kadar aşırı bir üreme gösteren siroz hücreleri organdaki besleyici maddeleri tüketir. Asalak gibi öteki karaciğer hücrelerinden beslenen siroz hücreleri artık hastalığın ve hücre ölümünün nedeni olmuştur.

    Sirozun en az bilinen yanı aşın bağdoku üretimidir. Bu olay zehirlenme ya da bağışıklık tepkisine bağlı olarak retiküloendotelyal sistem etkinliğinin artmasından kaynaklanabilir. Herhangi bir nedenle zedelenen ya da ölen karaciğer hücresi bağışıklık sistemi tarafından “yabancı” olarak tanınır ve sistemin antikor oluşturarak yanıt vermesine yol açar (kandaki belirgin gammaglobulin artışı buna bağlıdır). Karaciğer hücrelerindeki antijen-antikor tepkisi hücre ölümüyle sonuçlanır ve böylece retiküloendotelyal sistemin uyarılmasıyla aşırı miktarda üretilen bağdoku karaciğer hücrelerinin yerini alır.

    Viral hepatit, alkol gibi bir dış etkenin neden yalnızca bazı insanlarda karaciğer hücrelerini vücuda “yabancı” kıldığı sorusuna henüz doyurucu bir yanıt getirilememiştir. Ama yanıtın allerji ya da immun (özbağışıklık) süreçlerinde olmadığı söylenebilir.

    SİROZLU KARACİĞERİN DURUMU

    Yukarıda sözü edilen siroz tiplerinin (alkolik, doku ölümü sonrası, safra sistemi kökenli) her birine özgü belirli anatomik ve patolojik değişildikler vardır. Ama bazı temel özellilder bunlann hepsinde, özellikle de karaciğer kökenli siroz olgulannda görülür. Alkole bağlı sirozda karaciğer önce büyür, hastalığın son evresindeyse küçülür. Yüzeyi ince pürtüklü yapıdadır. Doku ölümü sonrasında gelişen sirozda ise karaciğer büyüyebilir ya da büyümeyebilir; yüzeyi her zaman düzensiz ve kaba pürtüklüdür.

    Biyopsiyle alınan ömeğin mikroskopla incelenmesi tipik siroz bulgularını ortaya koyar. Karaciğer tam bir yapısal düzensizlik içindedir. Sağlıklı organdaki düzenli karaciğer lobcukları artık tümüyle ya da hemen hemen yok olmuştur. Asıl işlevi karaciğerin destek sistemini oluşturmak olan bağdoku bölmeleri (septum) tam bir dağınıklık içinde her yana doğru gelişmiştir. Damarlar daha da düzensizdir. Her yerde eşmerkezli olarak yerleşmiş hücre kümeleıi görülür. Bunlar sağlıklı lobculdara benzemekle birlikte merkezlerinde bir toplardamar yoktur ve dağılımlan düzensizdir. Yumru biçimindeki bu oluşumlara yalancı lobcuk denir.

    Gerek bağdoku oluşumu, gerekse yalancı lobcuk oluşumu yıkıma uğrayan karaciğer hücrelerinin yeni hücre üretme ve çoğalma yoluyla giriştiği onarım çabasını temsil eder. Ama yeni hücre üretimi aşırı miktardadır ve dağılımı düzensizdir.

    SİROZ NASIL TEŞHİS EDİLİR?

    Yapılan ilk muayenede doktor hastanın geçmişiyle ilgili bilgi alır. Alkol kullanıp kullanmadığı, hepatit hastalığı geçirmiş mi diye öğrenir. Bu hastalığın bulaşmış olabileceği ihtimalini gözönüne alır ve ailede eşinin ya da birlikte olduğu kişide hepatit olup olmadığını öğrenmek ister.

    Daha sonra elle yapılan muayeneyle karaciğerin nasıl olduğuna bakılır. Siroz hastalarının karaciğeri serttir. Kenarları ise çok belirgindir. Sirozluların çoğunun dalağı büyüktür. Doktor hastanın görünümünü de inceler. Hasta sararmış, yanaklar ve eller kırmızılaşmıştır. Bacakalar zayıf ve karın da su topladığından elle muayene ile karında su birikip birikmediğini anlayabilir.

    Kesin tanı koymak için ise kan tahlilleri ve gerekirse karaciğerden parça alımı yapılır. Kanda albumin düzeyi düşük, bilirubin seviyesi yüksek ise karaciğerde sorun olduğu anlaşılır. Karaciğer hücrelerinin kanda ne durumda olduğu incelenir. Bunun dışında ultrason görüntüleme ile karaciğer görüntülenir. Karaciğerin yüzeyi ve yapısının bozukluğu hakkında bilgi alınır. Siroz teşhisi konmasında güvenilir ve etkin bir yöntemdir.

    SİROZ TEDAVİSİ

    Alkole bağlı sirozun tedavisi yoktur. Yine de hastalığın erken tanısı sonucu alınan bazı önlemlerle hastalığın şiddeti azaltılabilir ve bazı belirtiler hafifletilerek hastayı rahatlatmak amaçlanır. Hepatit sonucu siroz olanlarda ise interferon tedavisiyle virüslerin çoğalması engellenir.

    Bunlar dışında şunların mutlaka yapılması gerekir ki hastalık kısmen de olsa kontrol altına alınabilsin:

    İlk başta kesinlikle alkolü bırakmak gerekir,

    Vücuttaki eksikliklerin giderilmesi için vitamin alımı gerekebilir,

    Sirozlu hastaların tansiyonu yüksek olur. Bunu kontrol etmek için tansiyon ilaçları önerilir,

    İdrar söktürücü ilaçlarla karında biriken su miktarı azaltılmaya çalışılır,

    Doktorun önermediği takdirde ilaç alınmamalı,

    Aşırı yağlı yemekler yenmemeli.

    Bunların dışında en son yapılacak tedavi organ naklidir. Hastalığın iyileşmesi mümkün olabilir fakat bu nakil sonucu karaciğerin vücuda uyumu gerekir. Kullanılan bazı ilaçlar da bu yönde etkili olmaktadır.

    SİROZA KARŞI ALINACAK ÖNLEMLER

    1. Alkolü bırakmak,
    2. Hepatit hastalığına yakalanmamak için aşı yaptırmak,
    3. Bazı karaciğer hastalıkları siroza yol açar. Bu yüzden mutlaka tedavisi yapılmalıdır,
    4. Beslenmeye dikkat edilmeli, yağlı ve hayvansal kaynaklı besinlerden uzak durmak gerekir,
    5. Erken teşhis önemli olduğundan kontrol amaçlı muayene yaptırılabilir.

    SARILIK :

    Halk arasında, viral hepatitle, sarılık karıştırılır ve her sarılık ” viral hepatit” zannedilir. Halbuki sarılık bir hastalık değil belirtidir. Birçok hastalık, sarılık belirtilerine neden olabilir. Örneğin, ana safra kanallarında taş olması sarılığa neden olabilir. Ancak viral hepatit’le hiçbir ilgisi yoktur ve bulaşmaz. Yeni doğanlarda rastlanan sarılığı da hepimiz biliriz. Bu tür sarılığın da “viral hepatit”le bir ilgisi yoktur ve bulaşmaz..

    Üç çeşidi vardır

    - Hemolitik sarılık : Kandaki alyuvarların tahrip olması sonucu safra, kana karışır. Hastanın idrar rengi normal, büyük tuvaleti ise koyudur.
    - Hepatik sarılık : Bir virüsün neden olduğu karaciğer iltihabıdır. Karaciğer hücreleri şişer ve safra yolları tıkanır. Belirtileri, yavaş yavaş görülür. Hastada ateş, iştahsızlık, ishal ve kusma vardır. En çok görülen sarılık çeşidi budur.
    - Obstrüktif sarılık : Nedeni, safra kanallarının tıkanmış olmasıdır.
    Ortak belirtileri ise şunlardır. Hastalığın neden olduğu sarı renk, önce göz aklarında görülür. Sonra yüz, boyun, gövde, kol ve bacaklara kadar yayılır. İdrarın rengi sarı ile koyu kahverengi arasında değişir. Ciltte de kaşıntı vardır. Büyük abdest, kil renginde ve fena kokuludur.Tedavinin ilk şartı, yatak istirahatidir. Sıkı bir perhiz uygulanır.

    Hepatite yol açan A,B,C,D,E virüsleri yanısıra daha az sıklıkta farklı virüslerde vardır. A ve E virusları dışkı ile atılırlar. A virusu ile oluşan bulaşıcı sarılıkta hastanın dışkısı, sarılığın ortaya çıkışından 2 hafta öncesi ile 1 hafta sonrası çok bulaşıcıdır. Bu viruslar ile oluşan hepatitler esas itibariyle, virus taşıyan dışkı ile kirlenmiş su ve besin maddelerinin (sebze ve meyvalar) ağızdan alınması sureti ile bulaşırlar. Virusla kirlenmiş yüzeylere temas etmiş ellerin ağıza değdirilmesi de kişisel bulaşmada ve virusun yayılmasında çok önemlidir. B ve C virusları ise, başlıca, kan yoluyla (kan ve kan ürünlerinin alınması, mikroplu enjektör ve iğnelerinin kullanılması, ortak jilet veya diş fırçası kullanımı, akupunktur, diş tedavisi—) ve cinsel ilişki suretiyle bulaşırlar. Hastalığın, bu virusları taşıyan anneden bebeğe geçişi de mümkündür.

    En sık rastlanan belirtiler, halsizlik, iştahsızlık, mide bulantısı, karnın sağ üst kadranında ağrı, derinin ve gözakının sararması ve idrarın koyulaşmasıdır. Kısa süren ateş olabilir.Hastaların bazıları enfeksiyonu sararmadan halsizlik eklem ağrıları ve hafif ateş ile gripal enfeksiyon tarzında geçirirler.

    A ve E hepatit enfeksiyonları tam şifa ile iyileşirken,B,C hepatitler ise kronikleşebilirler.Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde hepatit B hala önemli bir sorundur. Ülkemizde hepatit B oranı bölgelere göre değişmekle beraber % 10 civarındadır.Gelişmiş ülkeler de ise aşı sorunu çözüldüğü için bu oran çok azdır.Hepatit C nin aşısı henüz yok.Hepatit B ve C hastalarının bir kısmı kronikleşebilmekte ve siroz ,ileri dönemde karaciğer kanserine dönüşebilmektedir.Hepatit C nin toplumumuzdaki yaygınlığı çok düşüktür. bu nedenle C virusu hepatiti bireysel açıdan tehlikeli bir hastalık olmakla beraber toplumsal açıdan fazla tehlike arzetmiyor. C virusu hepatiti özellikle hemodiyaliz hastaları ve sık sık kan nakli yapılan hastalar için ciddi bir tehlike oluşturabilir.

    Hepatit B enfeksiyonu geçirenlerin bir kısmı tam olarak iyileşememekte ve taşıyıcı kalmaktadırlar. B virusu taşıyıcısı, hasta olmasa bile, kanı ve diğer vücüt sıvıları ile hastalığı başkalarına bulaştırabileceğini bilmelidir. Kan vermemeli ve korunmasız (kondom.) olarak, bağışık olmayan veya aşılanmamış kişilerle cinsel ilişkiye girmemelidir . B virusu hepatitine karşı, aşı ( ve / veya gerektiğinde HB immunglobulin ) ile, etkin biçimde korunmak mümkündür. Aşı yüksek oranda (%95 )bağışıklık sağlar. Bu bağışıklık en az 5 yıl devam eder. Hepatit B aşısı çok güvenilir bir aşıdır Akut hastalıkta özel bir tedavi yoktur. Hastaya sindirimi kolay yiyecekler verilir. Yağı az yiyecekler önerilir. Üzüm, bal gibi glikozdan zengin besinlerin mönüde yer alması uygundur. Hasta istirahat ettirilir. Akut hastalık genel olarak 4-6 haftada kendiliğinden iyileşip şifa ile biter.Kronik hepatitlerde ise aktivasyon derecesine ve enzim seviyelerine göre tedaviler uygulanmaktadır.Bu yönde gelişmeler hızla ilerlemektedir.

    KARACİĞER BÜYÜMESİ :

    Hepatomegali , hepatosplenomegali

    Tanım

    Karaciğerin büyümesidir ( hepatosplenomegali ise karaciğer ve dalağın her ikisinin büyümesidir ).

    Doktorunuza başvurun çoğunlukla doktor tarafından tanınır , kişi bu belirtinin farkında olabilir veya olmayabilir.

    Nedir ?

    Karaciğer normalde ele gelmez.

    Genel olarak enfeksiyonlar ( viral ve bakteryel ) , parazitler , tümörler , anemiler , toksik durumlar , depo hastalıkları , kalp yetmezliği , konjenital kalp hastalığı ve metabolik bozukluklar karaciğer büyümesine neden olabilirler.

    Sık rastlanan nedenleri alkolizm hepatit A hepatit B konjestif kalp yetmezliği lösemi nöroblastom Reye sendromu karaciğer kanseri Niemann-Pick hastalığı herediter fruktoz entoleransı tümör metastazları glikojen depo hastalığı primer bilyer siroz sarkoidoz sklerozan kolanjit hemolitik üremik sendrom

    NOT : Karaciğer büyümesinin başka sebepleri de vardır. Bu liste hepsini içermemektedir. Sebepler hem kişinin yaşı , cinsiyeti hem de belirtinin özelliği , zamanı , kötüleştiren faktörler , iyileştiren faktörler ve beraberindeki şikayetler gibi spesifik karakterleriyle değişiklik gösterebilir.

    KARACİĞER YAĞLANMASI :

    Tıp dilinde hepatosteatoz diye anılan karaciğer yağlanması karaciğer hücrelerinde aşırı yağ birikmesi anlamına gelir. Karaciğer yağlanmasının pek çok nedeni ve nedene bağlı pek çok sınıflaması vardır. Ancak kolay anlaşılabilir olması açısından şöyle bir gruplama yapabiliriz:

    Alkole bağlı karaciğer yağlanması·

    Hastalıklara ve ilaçlara bağlı karaciğer yağlanması·

    Beslenme ve yaşam şekline bağlı gelişen karaciğer yağlanmaları

    Alkole bağlı karaciğer yağlanması sirozla sonuçlanabilen ciddi bir sağlık sorununun ilk devresidir. Bu nedenle de çok önemsenmelidir. Hastalıklar denildiği zaman Hepatit A, B, C hastalığı, Karaciğer kanseri, Karaciğerde demir depolanması (hemokromatoz), Karaciğerde bakır depolanması (Wilson hastalığı), Diyabet hastalığı, Metabolik sendrom… gibi.

    Bu hastalıklarda görülen karaciğer yağlanmasının tedavisi ancak hastalığın tedavisi ile mümkündür. İlaçlar ise başlıca tetrasiklin grubu antibiyotikler, parasetamol, kortizon… Eğer her ilaç doktor kontrolünde kullanılırsa eminim ilaca bağlı karaciğer yağlanmasının görülme sıklığı çok azalacaktır.

    Ve son olarak günümüzde en sık karşılaştığımız alkol, hastalık ve ilaçlara bağlı olmayan karaciğer yağlanmasındaki patlamanın nedeni, aşırı kalori tüketimi, yanlış ve dengesiz beslenme, yağ ve karbonhidrat tüketimindeki artış, rafine ürünler, doğal olmayan besinler ve tabii ki hareketsiz, sporsuz yaşam. Sonuç şişmanlık!!! Şişmanlıkla beraber cilt altı yağ dokusu ve daha tehlikeli organ çevresi yağ dokusu gelişiyor. Bunlar olurken vücudumuzun metabolizma fabrikası olan karaciğerin de yağ biriktirmesi kaçınılmaz oluyor.

    Yağ önce karaciğer hücrelerinin içinde birikirken zamanla birikim artınca karaciğerin büyümesi ile karşımıza çıkıyor. Karaciğer yağlanmasının başka bir hastalığın sonucu oluşmadıkça tek başına çok fazla endişe verecek bir durum değildir. Çok çabuk düzelebilir. Ancak ayni zamanda başka hastalıklarla beraber görülebileceğinden, karaciğer yağlanması olan kişilerde bu hastalıklar mutlaka araştırılmalıdır ve sonuca göre tedaviye başlanmalıdır.

    Karaciğer yağlanması tanısı; muayenede ele gelen karaciğer (her zaman değil), kanda yükselen karaciğer enzim değerleri [AST(SGOT), ALT (SGPT)] ve ultrasonografi ile belirlenen karaciğer yağlanması ve büyümesi ile konulur. Tomografi ve MR gibi ileri görüntüleme araçlarına ihtiyaç genelikle duyulmaz. Kesin tanı için en iyi test karaciğer biyopsisidir.

    Karaciğer yağlanmasında neler yapalım Alkolle ilişkisiz karaciğer yağlanmasının, siroz, karaciğer kanseri, karaciğerin depo ve immün hastalıkları ve benzeri ciddi nedenler elendikten sonra sonuçları tehlikeli olmayan bir sağlık olduğunu belirtmiştik. Ancak karaciğer yağlanmasının herhangi bir özel tedavi şekli yoktur. Yapılabilecek en iyi şey özellikle beslenme seklini değiştirmektir. Hayvansal yağlar karaciğer için oldukça zararlıdır.

    Hayvansal yağlardan, sakatat, yağlı et, tavuk derisi ve butu, yumurta.. gibi kolesterol içeren yiyeceklerden uzak durun. Mümkün olduğunca yağsız yemeği tercih edin. Sebze, meyve, beyaz et ve lifli gıdaları tüketmeye özen gösterilin.

    Şeker vücutta yağa dönüştürüldüğü için karbonhidrat ve seker tüketiminizi mümkün olduğu kadar azaltın. Karaciğerin yükünü doğal besinler tercih ederek azaltın. Düzeli olarak spor yapın ve spor yapmayı yaşamınızın bir parçası haline getirin.

    Mutlaka kilo verin. Alkol tüketmeyin. Karaciğer yağlanmasını azaltmanın yollarından biri antioksidan tedavisidir. Bu sebeple E vitamini, betaine, N-asetil sistein ve benzeri antioksidanlar kullanın. Paracetamol, kortizon, tetrasiklin gibi karaciğere zararlı ilaçları doktor kontrolünde kullanın.

    KARACİĞER YETMEZLİĞİ :

    Karaciğer yetmezliği terimi 1970 yılında Trey ve Davidson tarafından hastalığın başlamasından itibaren 8 hafta içinde gelişen hepatik ensefalopati ile karakterize karaciğer yermezliği için kullanılmıştır. İlk semptomlardan sonra 8-26. haftada otaya çıkan hepatik ensefalopatiyi ise subfulminan karaciğer yetmezliği olarak tanımlamışlardır. Hôpital Beaujon’dan Bernuau ve arkadaşları ise klasifikasyonu sarılık ile ensefalopati arasındaki süreye göre yapmış ve 2 haftaya kadar olan süreyi fulminan, 2 hafta ile 3 ay arasındaki süreleri ise subfulminan karaciğer yetmezliği olarak tanımlamışlardır. Buna karşılık King’s College Hospital�den Gimson ve arkadaşları, Trey ve Davidson gibi semptomlarla ensefalopati arasındaki zamana göre sınıflama yapmış ve 7 güne kadar olan süreleri hiperakut, 8-28 gün arasındaki süreleri akut ve 5-12 hafta arasındaki süreleri ise subakut karaciğer yetmezliği olarak tanımlamışlardır. Daha sonra, fulminan karaciğer yetmezliği, 1993 yılında O’Grady ve arkadaşları tarafından, karaciğer hastalığı ile ilgili semptomların, özellikle sarılığın ortaya çıkması ile komanın gelişmesi arasında geçen süreye göre sınıflandırılmıştır. Sarılıkla komanın gelişmesi arasındaki süre 1 hafta ise hiperakut, 2-4 hafta ise akut ve 5-12 hafta ise subakut yetmezlik olarak tanımlanmıştır. “Akut karaciğer yetmezliği” terimi ise tüm bu klinik durumları içine alan geniş bir tanımlamadır. Fulminan ile subfulminan karaciğer yetmezliği arasındaki ayrım klinik açıdan oldukça önemlidir. Zira eğer sarılıkla komanın gelişmesi arasındaki süre kısa ise bu hastalarda mortalite oranı daha düşüktür.

    Başlıca karaciğer hastalıkları hepatit, karaciğer yağlanması ve sirozdur. Bütün bu hastalıklar farklı tedavi protokolleri içermesine karşın, öncelikle karaciğer yetmezliğine neden olan gıdalar varsa diyetten uzaklaştırılarak tedaviye başlanmalıdır. Karaciğer yetmezliğiniz varsa, aşağıdaki tavsiyelere uymalısınız:
    * Aşırı alkol tüketiminden kaçının.
    * Yağlı gıdaları fazlaca tüketmeyin (mayonez, kaymak, krema, vb.).
    * Kırmızı et tüketimini aza indirin.
    * Margarin, tereyağı, kuyruk yağı ve iç yağı kullanımını azaltın.
    * Dışarıdan beslenme alışkanlığına son verin.
    * Tüketilen gıdaların temiz ve hijyenik koşullarda hazırlanmış olmasına dikkat edin. Yukarıdaki uyarılara uymanız durumunda yürütülecek tedavi şekli ise şöyledir:
    * Sık aralıklarla ve az miktarlarda beslenin.
    * Uygulayacağınız diyetin yeterli düzeyde protein içermesine özen gösterin.
    * Diyetin enerjisinin yüksek olmasına dikkat edin ki, verilecek protein, doku onarımı için kullanılabilsin.
    * Bulantı, kusma var ise yağı, yemekte kullanılan yağı mümkün olduğunca azaltın.
    * Aşırı kilolar ve buna eşlik eden karaciğer yağlanması var ise, ideal vücut ağırlığına dönmek için çaba harcayın.
    * Ödem yoksa, sodyum ve sıvı kısıtlamasına ihtiyaç duyulmayabilir.
    * Kabızlık oluşumunu engellemek için uygulanan diyet, bol posa içermelidir (Kanamaya yol açacak bir neden yoksa).
    * Emilimdeki bozulmalara bağlı vitamin ilavesi düşünülmelidir.
    * Son yıllarda yapılan araştırmalar, enginarın karaciğer rejenerasyonu üzerine potansiyel bir etki mekanizması olduğunu göstermektedir. Diyetinizde enginara yer vermenizi öneririm.
    * Hastaya özgü, enerji, protein, karbonhidrat, yağ ve vitamin içeren bir beslenme programı için bir diyetisyenden yardım alın.

    SAFRA KESESİ İLTİHABI :

    Safra karaciğerin altında ve takriben 4 cm büyüklüğünde ve armut şeklindedir. Safra kesesi karaciğer tarafından üretilen safra sıvısının depolanması işlevini görür. Safra kesesi de her organ gibi iltihaplanabilir. Safra iltihaplanmasının % 90’ı genellikle safra yollarının safra taşı ile tıkanması nedeniyle olur. Safranın yığılması ve safra taşı kramplı ağrılarına (kolik) sebep olur. Salmonel kolera, parazitler, verem ve koronar zafiyeti gibi rahatsızlıklarda taşsız safra kesesi iltihaplarına sebep olur.

    Kolesistit’in belirtileri:

    Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi karnın sağında ateşli ağrılar görülür. Ağrılar önden göğüs ve sırttan sağ kürek kemiğinin altına kadar yayılabilir. Kolesistit genellikle safra taşı nedeniyle olduğundan ağır ve yağlı yemeklerden sonra kramplı ağrılar (kolik) görülür. Ağrılar dalga dalga gelir ve kişide kusma ve bulantıya sebep olur. Safranın olduğu noktaya dokununca ağrı verir. Ayrıca deride sarılık (İkterus), iştahsızlık ve yüksek ateş görülebilir. Hastalık yavaş yavaş ortaya çıkar ve 4-7 gün sürer ve bazen bu haftalarca devam edebilir.

    Safra kesesi iltihabını teşhis:

    Safra kesesi iltihabı laboratuar analizleri, klinik muayeneleri ve de doktorun elle yapacağı muayenelerle hastalık hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür. Rahatsızlık genellikle bulantı, kusma, karnın sağında kramplı ve sancılı ağrılarla kendini belli eder. Hastalığın ilerlemesi halinde safra yoğunluğunun artması ve fecesin (dışkı) renksizleşmesi ve de kandaki bilirubin oranının artması nedeniyle deride sararma (İkterus) görülür. Derideki sarılık’dan önce gözün ak tabakasında sararma görülür. Klinikte yapılacak ultrasonla rahatsızlık anlaşılır ve röntgende taş olup olmadığı anlaşılır.

    Kolesistit’in tedavisi:

    Safra kesesinin ameliyatla alınması halinde hayati tehlike olmaz. Muayene eden doktor ultrasonla ameliyatın gerekli olup olmadığına karar verir. Günümüzde ameliyatlar artık karın açılarak değil labaroskopi ile ameliyat yapılır. Labaroskopi ucunda kamara olan boru şeklinde bir alettir ve bununla ameliyat yapılır. Aslında Alternatif tıp’a göre ameliyata gerek yoktur. Gökçek İksiri,Aloe Vera, Noni veya birleşiminde devedikeni tohumu, şebboy, mübarekotu, civanperçemi otu, ve kılıç otu ekstresinden oluşan damlama ile safra kesesi iltihabının tedavisinde yardımcı olur.

    SAFRA KESESİ TAŞI :

    Safra kesesi karaciğerin altındaki özel yerinde yerleşmiştir.Karaciğer tarafından üretilen ( safra kesesi,safranın üretildiği yer değildir) sarı-yeşil renkli safrayı depolar.Yemekten sonra,safra kesesi ,safrayı ince barsağa salgılayarak yağların sindirimine yardımcı olur.

    Safra taşları;safra kesesi içinde oluşan kollesterol kristalleri, pigment materyallerinin yapışarak kümeler oluşturmuş halleridir.Safra kesesine bağlı yakınmlar şunlar olabilir.

    yemekten sonra şişkinlik karnın sağ üst yanında ağrı

    sağ omuza ve sırtta kürek kemikleri arasına vuran ağrılar,

    yağda yumurta ve diğer yağlı gıdalardan daha fazla rahatsız olma

    Niçin safra taşları oluşur ?

    Bazı safra bileşikleri (kollesterol gibi )safrada kolaylıkla çözünmez.Bileşikler çok fazla olduğu zaman ,çökerek sert kristaller oluştururlar.

    SAFRA KESESİ HASTALIĞININ TANISI VE TEDAVİSİ

    2 yöntem vardır:

    1-Açık safra kesesi ameliyatı :Karında nispeten geniş bir kesi yapmak gerekir.Hastanede 5-7 gün kalmayı gerektirebilir.

    2-Laparoskopik Kolesistektomi: Laparoskop denilen bir cihazla karında küçük bir delik açılarak safra kesesinin alaınmasıdır.Cerrah tüm işlemi bir TV monitoründen görür.Karın adeleleri çok kesilmediğinden iyileşme süresi daha kısadır.

    Günümüzde safra kesesi hastalığı tanısı konulmasında en yaygın kullanılan yöntem ultrasonografi. Sık yapılmasının hastaya hiçbir zararı yok. Ağızdan ursodeoxycolic asit ve benzerlerinin verilmesi bazı safra taşlarının tedavisinde olumlu sonuçlar veriyor. Ancak bunun başarı oranı çok düşük kalıyor ve hastaların yarısında ilk 4 yıl içinde taşlar tekrar oluşuyor. Günümüzde safra kesesi taşına bağlı şikayeti olan hastalarda altın standart laparoskopik kolesistektomidir. Bu yöntemle gerçekleştirilen operasyon az ağrılı olur ve hasta 2-3 gün içinde işinin başına dönebilir. Safra kesesinin tümü alınarak, hastalık nüksü, yeniden taş oluşumu, kanser ve komplikasyon gelişimi olasılığı ortadan kaldırılmış olur. Safra kesesinin olmaması insanlarda ciddi hiçbir soruna yol açmaz. 

    Sponsorlu Bağlantılar

    Kan Fazlalığı (Pletora) Nedir, Neden Olur, Nasıl Geçer, Sebepleri ve Tedavisi Hakkında Bilgi

    Tetanos Nedir, Neden Olur, Nasıl Geçer, Sebepleri ve Tedavisi Hakkında Bilgi

    Bu sayfadaki "Karaciğer Hastalıkları Nedir, Neden Olur, Nasıl Geçer, Sebepleri ve Tedavisi Hakkında Bilgi" konusuyla ilgili fikrinizi merak ediyoruz? Tespit ettiğiniz hata ve eksiklikleri bize yazın! Eleştirileriniz de en az övgüleriniz kadar bizim için değerlidir.

    Yorum Yapın

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Current day month ye@r *