28.07.2014

    Milli Edebiyat Dönemi Ders Notları Kısa Konu Anlatımı Kısaca Özet Bilgi

    Sponsorlu Bağlantılar

    Milli Edebiyat Dönemi 1911-1923

    1911 yılında Selanik’de çıkan “Genç Kalemler” dergisinde Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan” adlı makalesinin yayımlanmasıyla başlar. Milli Edebiyat hareketi öncelikle bir dil hareketidir. Sade Türkçe’nin bir dava olarak ele alınması ilk kez bu dergide ortaya konulmuştur. “Milli Edebiyat” terimi de ilk defa bu dergide kullanılmıştır.Bu dönem sanatçılarının şiir anlayışıyla, Fecr-i Ati topluluğunun şiir anlayışı birbirinden pek farklı değildir. “Şiir vicdani bir keyfiyettir” düşüncesinde olan şairleri bireysel konuları işlerler. Daha sonra 1917 yılında yaptıkları bir toplantıda, hece ölçüsünü kullanma, günlük konuşma diliyle yazma noktasında birleşen şairlerin, içerik konusunda her birinin ayrı bir yaklaşımda olduğu gözlenir. Bu dönem sanatçıları Divan edebiyatını, Doğu edebiyatının, sonrasını ise Batı edebiyatının taklitçisi olmakla suçlarlar.

    Şiirde daha çok bireysel konulara yönelen bu dönem sanatçıları, roman ve öyküde sosyal meselelere eğilmişler; milliyetçilik düşüncesi, Kurtuluş savaşı gibi konuları ele almışlardır. Konuların İstanbul dışına çıkarılması da bu dönemin belirgin özelliklerindendir. Ayrıca “aşk” bu dönem roman ve hikayesinin en önemli temasi olarak dikkat çeker. Bu eserlerde dil günlük konuşma dilidir.

    MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNİN DİL ANLAYIŞI

    1) Yabancı dilbilgisi kuralları, Arapça, Farsça ad ve sıfat tamlamaları bırakılmalıdır.

    2) Yabancı sözcükler, kendi dillerinde dilbilgisi bakımından hangi türden olursa olsun, Türkçede ne olarak kullanılıyorsa, dilbilgisi yönünden o türden sayılmalıdır.

    3) Arapça ve Farsça’dan gelen sözcüklerden, konuşma diline kadar girip yaygınlaşmış olanlar Türkçeleşmiş sayılmalı ve kullanılmalıdır.

    4) İstanbul hanımlarının günlük konuşma dili esas alınmalıdır.

    5) Terimler bilimle ilgili oldukları için aynen kullanılmalıdır.

    6) Türkiye Türkçesine diğer Türk lehçelerinden sözcük alınmamalıdır.

    MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ SANATÇILARI:

    ÖMER SEYFETTİN (1884-1920): Milli Edebiyat hareketinin önderlerinden olan sanatçı daha çok hikayeleriyle tanınmıştır. “Yeni Lisan” makalesinde ortaya koyduğu görüşlerini, hikayelerinde uygulamaya çalışmış ve başarılı olmuştur. Dilimizin sadeleşmesinde önemli yeri olan Ömer Seyfettin,anılarından, tarihteki kahramanlıklardan ve günlük yaşayışlardan yararlanarak, gücünü çekici anlatımından, olaylardan alan, çoğunlukla beklenmedik sonuçlarla biten hikayeleriyle edebiyatımızda önemli bir yer tutar.

    Hikayeleri: İlk Düşen Ak, Yüksek Ökçeler, Bomba, Gizli Mabet, Asılzadeler, Bahar ve Kelebekler, Beyaz Lale….adı verilen kitaplarda toplanmıştır.

    ZİYA GÖKALP (1876-1924): Şiiri, düşüncelerini halka yaymak için bir araç olarak kabul eden sanatçı, bu türde sanatsal yönden güçlü ürünler vermemiştir. Daha çok Türkçülük düşüncesini sistemleştiren bir düşünür ve sosyolog olarak tanınmıştır. Önceleri, bütün dünya Türklerini bir bayrak altında toplamayı amaçlayan“Turancılık”görüşüne bağlıyken, sonraları “Türkiye Türkçülüğü” düşüncesine yönelir. Günlük konuşma diliyle yazı dilinin birleştirilmesi gerektiğine inanan sanatçıeserlerinde bunu başarıyla uygular. Şiirlerinde hece ölçüsünü kullanan Ziya Gökalp (Turan adlı şiiri hariç), konu olarak daha çok eski Türk tarihine, İslameyiet önçesi dönemlere yönelir. Ayyrıca yurt, millet, ahlak, din ve uygarlık gibi konuları da eğitici bir yaklaşımla ele alır.

    Eserleri:

    Şiir: Kızıl Elma, Altın Işık, Yeni Hayat

    Nesir: “Türkçülüğün Esasları”, “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak”; “Türk Medeniyeti Tarihi”, “Malta Mektupları”.

    REFİK HALİT KARAY (1888-1965): Milli Edebiyat ve Cumhuriyet döneminin en ünlü öykü veroman yazarlarındandır. Önce Fecr-i Ati edebiyatına 1917’den sonra ise Milli Edebiyata katılır. Kurtuluş Savaşı’na karşı yazılarından dolayı tutklanacağı zaman Halep’e kaçar. Çıkarılan bir af üzerine 1938’de Türkiye’ye döner. Anadolu gerçeğinin ilk olarak Refik Halit Karay ’ın “Memleket Hikayeleri” adlı yapıtıyla edebiyata girdiği kabul ediler. Güçlü bir gözlemci olan yazar, betimlemelerinde de nesneldir. Realist bir anlayışa sahip olan yazarın sade bir dili ve yalın bir anlatımı vardır. Mizah ve eleştirionun yapıtlarının ayrılmaz unsurlarıdır. Öykü ve romandan başka, anı, deneme, fıkra ve tiyatro türlerinde de eserler vermiştir.

    Eserleri:

    Öykü: Memleket Hikayeleri , Gurbet Hikayeleri

    Roman: Sürgün , Hilgün, Bugünün Saraylısı, İstanbul’un bir Yüzü……

    Kirpinin dedikleri (Mizah yazıları).

    HALİDE EDİP ADIVAR (1884-1964): Daha çok İngilizi edebiyatındaki romanlardın etkilenen sanatçının eserlerini üç grupta inceleyebiliriz. Kadın psikolojisine eğildi romanları (Seviye Talip, Raik’in Annesi, Handan), Kurtuluş Savaşı’nı anlattığı romanları (Vurun Kahpeye, Ateşten Gömlek), toplumsal konuları ele aldığı töre romanları (Sinekli Bakkal, Tatarcık, Sonsuz Panayır….)

    Dilbilgisi kurallarına ve anlatıma pek özen göstermeyen sanatçinin diğer önemli eserleri şunlardır:

    Yeni Turan, Kalp Ağrısı, Zeyno’nun Oğlu (Roman)

    Türk’ün Ateşle imtihanı, Mor salkımlı Ev (Anı)

    Harap mabetler, Dağü Çıkan Kurt, Kubbede Kalan Hoş Sada (Hikaye)

    Ayrıca santçının birçok araştırma yazısı ve çevirisi vardır.

    REŞAT NURİ GÜNTEKİN (1889-1956): Realist bir analyışa sahip olan yazar Milli Eğitim müfettişliği görevi ile Anadolu’yu dolaşmış, buradaki yaşamı gözlemlemiş, bu gözlemlerini yalın bir dil ve anlatımla eserlerinde dile getirmiştir.

    Reşat Nuri Güntekin , romanlarında yoğun bir Anadolu atmosferi vardır. Bu atmosfer içinde yurt ve toplam gerçeklerini, töreden kaynaklanan doğru ya da yanlış inanışları ele alır. Bu konular, öykülerinde, mizah unsuruyla da berleştirilerek verilir. Yazar, ilk ününü, duygulsal bir aşkı dile getirdiği ve birçok yönleriyle Anodul’yu anlattığı “Çalıkuşu” romanıyla sağlamıştır. Sanatçının önemli eserleri şunlardır:

    Roman: Çalıkuşu, Damga, Yeşil Gece, Yaprak Dökümü, Bir Kadın Düşmanı, Miskinler Tekkesi, Kan Davası…

    Öyküler: Tanrı Misafiri, Leyla ile Mecnun,  Olağan İşler…

    Oyunları: Hançer, Hülleci, Tanrı Dağı Ziyafeti…

    MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ (1890-1966): Türk Edebiyatı araştırmalarını sistemleştiren ve edebiyat tarihçişi olarak ün kazanan sanatçının eserleri de bu yoldadır. Bugün bilinen birçok şair Mehmet Fuat Köprülü ’nün arıştırmaları sonucunda ortaya çıkarılmıştır.

    Eserleri:

    Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Edebiyatında ilk Mutasavvuflar, Divan Edebiyatı Antolojisi, Türk Saz Şairleri Antolojisi.

    YAKUP KARDİ KARAOSMANOGLU (1889-1974): Yakup Kadri Karaosmanoğlu , romanlarında kusursuz bir anlatım ve sağlam tekniği ile dikkat çeken sanatçı, tarihi ve sosyal olaylardan her birini bir romanına konu edinerek, Tanzimat dönemiyle Atatürk Türkiyesi arasındaki dönem ve kuşakların geçirdikleri sosyal değişiklik ve bunalımları yaşayış ve görüş ayrılıklarını işlemiş: düşünce ve teze dayalı özlü yapıtlar vermiştir. Eserlerini ve içereklerini şöyle inceleyebiliriz:

    “Hep o şarkı ” da Abdülaziz döneminin yaşamı,

    “Bir Sürgün ”de II. Abdülhamit’in baskılı yönetimiyle savaşmak için Fransa’ya kaçan Jön Türkler,

    “Kiralik Konak”ta Tanzimat’tan I. Dünya Savaşı’na kadar yetişen üç kaşaktaki görüş ayrılığı,

    “Hüküm Gecesi” nde Meşrutiyet devrinindeki Bektaşi tekkelerinin  durumu,

    “Sodom ve Gomore” de mütareke döneminde, işgal altındaki İstanbul’da ortaya çıkan ahlaki çöküntü,

    “Yaban”da Kurtuluş Savaşı yıllanrındaki bir Anadolu köyü,

    “Ankara” da yeni başkentin üç dönemi,

    “Panorama I, II” de Cumhuriyet döneminin 1952’ye kadarki durumunu bir bir ele almıştır.

    Diğer eserleri:

    Anı: Zoraki Diplomat, Politikada 45 yıl,Vatan Yolunda, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları….

    Monografi: Ahmet Haşim, Atatürk

    Mensur şiirleri: Erenlerin Bağından, Okun Ucundan

    Hikayeleri: Bir Serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikayeleri

    Tiyatro eserleri: Nirvana, Veda, Sağanak, Mağara

    Önemli Makaleleri: İzmir’den Bursa’ya, Ergenekon, Kadınlık ve Kadınlarımız….

    YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958): Milli Edebiyat hareketini makaleleri ve konferanslarıyla destekleyen Yahya Kemal in, esasen , kendine özgü Milli Edebiyat’ınkinden farklı bir anlayışı vardır. İstanbul şairi olarak tanınır. Omanlı İmparatorluğunun geçmişteki parlak günlerine büyük bir özlem duyar. Başlıca konuları: İstanbul, tarih, yurt sevgisi, aşk, ölüm ve sonsuzluktur. Divan şiirinin özünü kakalama çabası içinde olan sanatçı, eski şiirin ölçü, uyak ve ahenk unsurunu ön planda tutmuştur. Onun eserlerinde malzeme eski, şiir ise yenidir. Örneğin, Divan Edebiyatında aşkı terrennüm eden gazelbiçimiyle kahramanlık şiirleri ve Istanbul’a duyduğu sevgiyi dile getiren şiirler yazmıştır.

    Şiir kitapları: kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgarıyla, Rübailer,

    Nesir Kitapları: Aziz İstanbul, Eğil Dağlar, Siyasi ve Edebi Portreler, Siyasi Hikayeler, Edebiyat Dair.

    HECENİN BEŞ ŞAİRİ (BEŞ HECECİLER)

    Bu şariler 19117de Selanik’de “Genç Kalemler”le başlayan Milli Edebiyat akımının ilklerine bağlı olarak, halk şiirimizin özelliklerinden, yerli kaynaklarımızdan yararlanarak, şiirimizin aruzdan heceye geçişinde önemli rol aynamışlardır. Şiirlerinde Anadolu manzaralarını ve Anadolu yaşayışını coşkulu bir dille işlemişlerdir. Hece ölçüsünün genellikle 11’li ve 14’lü kalıbını kullanmışlardır. Daha sonraları, yeni biçimler arayarak oldukça uzun şiirler de yazmışlardır. Eserlerindeki dil ise konuşma dilidir. Bu şarirlerimiz şunlardır:

    HALİT FAHRİ OZANSOY

    ENİS BEHİÇ KORYÜREK

    YUSUF ZİYA ORTAÇ

    ORHAN SEYFİ ORHON

    FARUZ NAFIZ ÇAMLIBEL

    Milli Edebiyat Dönemi- 11. Sınıf Türk Edebiyatı

    MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ
    Siyasi Durum: 

    Batı ülkelerinin gelişmeleri zayıflayan Osmanlı devleti üzerinde etkili olmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin bu durumunu düzeltmek için padişahlar çalışma yapsalar da kötü gidişe dur diyemiyorlardı.
    Tanzimat ile başlayan yenileşme hareketleri, gelenekçiler ile yenlikçiler arasında çatışmaya sebep olmuştur.
    II. Abdülhamit yönetimi sürerken bazı aydınlar, bu yönetime son vererek meşrutiyeti yeniden uygulamak ve devletin çıkarlarını göstererek Batı’nın “Şark Sorunu” (Doğu Sorunu) adını verdiği duruma son vermek için 1889’da Selanik’te “İttihat ve Terakki Cemiyeti”ni kurdular. İttihatçılar, Rumelili subayların da desteğiyle 1908’de Meşrutiyet’in ilan edilmesini sağladılar.
    Yıllardır sıkı bir yönetim altında olan sanatçıları düşünrler ve basın çevreleri büyük coşkuyla istekleri gerçekleştirmek için çalıştılar. Ancak bu durum gelenekçilerin tepkisine neden oldu.
    Bu dönemdeki Trablusgarp, Balkan, 1. Dünya Savaşı, Arnavutluk Ayaklanması devleti yeni çıkmazlara itti.  Bu çıkmazlar aydınların bazı çıkar yollar denemelerine sebep oldu. Bazı akımlar bu dönemde varlık gösterdi.
    OSMANLICILIK: Osmanlıcılık, devlet içindeki ulusları Osmanlılık ruhu içinde birleştirmeyi amaçlar. Bu amaçla devletin bütünlüğünü korumak için dil, din, ırk farkı gözetilmemeli, herkes aynı hak ve yetkilere sahip olmalıdır. II. Meşrutiyet’in ilk yarısına hakim olan bu düşünce, Balkan Savaşı’nın kaybedilmesi ile geçerliliğini kaybetmiş ve yerini Türkçülük düşüncesine bırakmıştır.
    İSLAMCILIK: Osmanlı Devleti’nin bütünlüğünü korumak amacıyla 19. yüzyılın ikinci yarısında önem kazanan bir düşünce akımıdır. Önce siyasi düşünce olarak ortaya çıkmış, sonra edebiyat ve düşünürler tarafından savunulmuştur. Amacı; farklı ırklardan Müslümanları birleştirip kalkındırmak, Hıristiyan dünyasının karşısında bir denge unsuru haline getirmektir. Aynı zamanda Balkanlar’daki Müslüman unsurların devletten kopmasını önlemek amacını taşır. Bu akım II. Abdülhamit tarafından desteklenmiştir. 1908’den sonra daha da gelişmiştir.
    Bu akıma göre toplumun temel direği dindir. Din ile millet birdir. Bütün Müslümanların halifenin etrafında birleşmesi gerekir. Batı taklitçiliğine karşı çıkmışlardır.
    Yayınları: Sırat-ı Müstakim, Sebilürreşât, Mekatip, İslam
    Sanatçılar ve Düşünürler: Mehmet Akif Ersoy, M. Şemsettin Günaltay, Sait Halim Paşa, Cevdet Paşa, Şeyhülislam Musa Kazım Efendi, Hacı Zihni Efendi, Eşref Edip
    BATICILIK: Tanzimat ile birlikte devleti korumak ve modernleştirmek yolunda ortaya çıkan fikir akımlarından biri de “batıcılık”tır. Kaynağını Tanzimat hatta ondan önceki ıslahat hareketlerinden alır. Bu hareketlerin ilk önderleri padişahlar ve sadrazamlardır. Tanzimat döneminde Namık Kemal, Şinasi ve Ziya Paşa edebiyat aracılığıyla Batı’nın kültürel gelişimi devlete yansıtmada öncülük etmişlerdir.
    I. Meşrutiyetten sonra Batılılaşmanın önderleri yönetim kadrosunun dışında bulunan Jön Türklerdir. Bunlar devletin ancak Batılılaşarak kurtulabileceğini savunurlar.
    Yayınları: İçtihad
    Sanatçılar ve Düşünürler: Abdullah Cevdet, Baha Tevfik, Tevfik Fikret, Celal Nuri.
    TÜRKÇÜLÜK: Osmanlıcılık ve İslamcılık ideolojilerinin uygulamam alanı bulamadığı bir zamanda devleti kurtarma adına ortaya çıkmıştır.
    Bu düşünce akımın göre devlet ancak dili, dini, soyu ve ülküsü Türk olan bir topluma dayanarak ayakta durabilir. Türkçülük, dil, tarih, edebiyat alanlarındaki çalışmalarla, yani bir kültür hareketi olarak başlamış zamanla siyasi bir nitelik kazanmıştır. İlk çalışmalar Tanzimat döneminde başlamıştır. Ahmet Vekif Paşa’nın Ali Suavi’nin Ahmet Cevdet Paşa’nın ve Şemsettin Sami’nin Türkçülük alanında çalışmaları vardır. 1897 yılındaki Yunan Harbi sırasında M. Emin Yurdakul’un “Cenge Giderken” şiirinde dillendirdiği “Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur.” mısrası Türkçülük akımının sloganı olmuştur.
    Dernekler: İlk dernek 1908’de kurulan 1911’de kendi adıyla bir dergi yayınlayan Türk Derneği. Daha sonra bu dernek Türk Yurdu adını alır. Ahmet Hikmet, Yusuf Akçura, Ağaoğlu Ahmet bu derneğin kurucularıdır.
    12 Mart 1912’de tıbbiyeli gençler bir araya gelerek “Türk Ocağı”nı kurarlar. 1913’te “Halka Doğru” dergisini çıkarırlar. Bunların yanında “Yeni Mecmua, Türk Sözü, Milli Tetebbular Mecmuası” gibi dergiler çıkarırlar.
    Yayınlar: Türk Derneği (Türk Yurdu), Halka Doğru, Yeni Mecmua, Türk Sözü, Milli Tetebbular Mecmuası
    GENÇ KALEMLER: Ali Canip ile Ömer Seyfettin tarafından çıkarılan “Genç Kalemler” dergisi ile milliyetçilik edebiyatta da başlamış olur. Dergide ilk defa Milli Edebiyat Kavramı kullanılır.
    Milli bir edebiyat oluşturulması için önce dilin millileştirilmesi gerektiğinden Yeni Lisan anlayışı ortaya atılır. Bu anlayışta konuşma dili ile yazı dili birbirine yaklaştırılmaya çalışılmıştır. Bu hareket özellikle Ziya Gökalp’la büyük hız kazanmış ve gelişme göstermiştir.
    11 Nisan 1911’de çıkan “Genç Kalemler” dergisinin başmakalesi “Yeni Lisan” başlığı taşır.
    Ziya Gökalp, Türkçülük akımını ilk defa sosyolojik bir metotla incelenmiş ve bir sistem haline getirmiştir. Türkçülük akımının felsefi ait yapısını oluşturmuş, milliyetçilik ile ırkçılığı birbirinden ayırt etmiştir.
    Türkçülük Akımının İçinde Yer Alanlar:
    Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ömer Seyfettin,  Ali Canip Yöntem, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Hamdullah Suphi.
    Bu akımın edebiyata yansımasıyla dilde sadeleşme başlamış, Yeni Lisan hareketiyle de Türkçeyi ve kurallarını esas alan bir dil anlayışı başlamıştır.
    Ayrıca hece-aruz tartışmasında Mehmet Emin’le birlikte, Ziya Gökalp’ın etkisiyle genç şiarlar heceye dönmüştür.
    Aslında bu ve benzer düşünceler daha önce de ortaya konulmuştur fakat uygulanmamıştır. Genç Kalemler’in farkı söylediklerini uygulamaları olmuştur. Yeni Lisan Hareketi ile konuşma dili edebi dilin yerini tamamen almıştır.
    Milli Edebiyat Akımının Özellikleri:
    1911 yılında Selanik’te çıkan “Genç Kalemler” dergisinde Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan” adlı makalesinin yayımlanmasıyla “Milli Edebiyat” akımı başlar. Milli edebiyat hareketi öncelikle bir dil hareketidir. Dergi yazarları ilk olarak dilin millileştirilmesiyle işe başlarlar. Sade Türkçenin bir dava olarak ele alınması ilk kez bu dergide ortaya konmuştur. “Milli Edebiyat” terimi de ilk kez bu dergide kullanılmıştır.
    Amaçları:
    1.   Dil sade olmalıdır.
    2.   Ulusal kaynaklara ve yurt sorunlarına eğilmek gerekir.
    3.   Şiirde yalnız hece vezni kullanılmalıdır.
    Genel Özellikleri:
    1.   Şiirde daha çok bireysel konulara yönelen dönem sanatçıları, roman ve öyküde sosyal meselelere yönelmişlerdir. Milliyetçilik düşüncesi, Kurtuluş Savaşı gibi konuları ele almışlardır. Konuların İstanbul dışına çıkması en belirgin özelliklerdendir.
    2.   İstanbul halkının günlük konuşama dili esas alınmıştır. Arapça ve Farsça sözcükleri Türkçede söylendiği gibi yazmayı tercih etmişlerdir.
    3.   “Aşk” bu dönem roman ve hikâyesinin en önemli teması olarak dikkat çeker. Bu eserlerde dil günlük konuşma dilidir.
    4.   Milli edebiyat ile birlikte yeni ve halka dönük, halk diline önem veren yeni bir edebiyat akımı doğmuştur.
    5.   Milli Edebiyat Akımı Türk edebiyatında Toplum ve ülke meselelerine geniş yer veren sade Türkçeyi ve hece veznini kullanma yoluna giden bir edebiyat akımdır.
    6.   Milli Edebiyatçılar, dili sadeleştirme konusunda birtakım ilkeler belirledikten sonra edebiyatta da taklitçilikten kaçınılmasını, sanatçıların Türk halkının hayata yönelerek yaratıcı nitelikler kazanmalarını ve yapıcı eserler vermelerini istediler.
    7.   “Hikâye, roman tiyatro konularını, kahramanlarını yerli hayattan almalıdır.” İlkesini benimsediler.
    8.   Türkiye’de cumhuriyet ilan edilirken Milli Edebiyat temsilcilerinin büyük çabalarıyla konuma dili edebiyat dili olarak yaygınlaşmıştır.

    Milli Edebiyat Döneminde Şiir:

    “Genç Kalemler”, şiir anlayışı konusunda Fecr-i Âtî şairlerinden pek ayrılmadılar. Şiirde konu seçimini şaire bırakmaları, onları sanat anlayışları bakımından ikiliğe düşürdü. Edebiyat-ı Cedîde ve Fecr-i Âtî şairlerinin ferdiyetçi sanat anlayışlarından bütünüyle ayrılamadılar. Aruzun yerine heceyi, getirmeleri sadece şekil açısından bir değişiklik oldu.
    Eski şairleri şiirlerindeki samimi, lirik ve mistik atmosferi şiirlerinde devam ettirmek istediler, milli geçmişe bağlanarak edebiyatın milli olabileceğini savundular. Bu arada Yahya Kemal ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu Nev-Yunanilik adını verdikleri akımda, Eski Yunan edebiyatının örnek alma yoluna gittiler. Bu altılımlar beklenen sonucu doğurmamıştır.
    Milli edebiyat akımına taraftar olan bazı şairler, Milli Edebiyat kavramını farklı şekilde yorumlamışlar ve şiirlerini kendi yorumlarına göre yazmışlardır. 1917’de kurulan Şairler Derneği’nde sadece ”konuşma dilinin ve hece vezninin kullanılması“ konusunda görüş birliğine varılmıştır.

    Milli Edebiyat Roman ve Hikâye:
    1908”den sonra, konularını genellikle toplumsal meselelerden alan, konuşma dilini ve üslubunu tercih eden yeni bir hikâye ve roman anlayışı kendini göstermeye başladı.
    Ebubekir Hazım, Küçük Paşa; Refik Halit, Memleket Hikâyeleri gibi bazı yapıtlarında toplumsal meseleler İstanbul dışındaki çevrelerden alındı.
    Halide Edip Adıvar, Yeni Turan; Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Gönül Hanım yapıtlarında olduğu gibi bazı eserlerde milliyetçilik siyasi bir ideoloji olarak işlendi.
    Hailde Edip”in Ateşten Gömlek; Yakup Kadri’nin Yaban romanlarından olduğu gibi Kurtuluş Savaşı’nın çeşitli görünümlerini yansıtıldı.
    Yakup Kadri’nin bazı romanlarında olduğu gibi Türk toplumunun Tanzimat’tan beri geçirdiği toplumsal aşamalar, betimleyici, çözümleyici bir üslupla anlatıldı.

    MİLLİ EDEBİYAT’TA TİYATRO
    Mili Edebiyat Döneminde tiyatro yeniden canlandı. Darülbedayi tiyatro ve müzik bölümleri ile eğitim vermeye başladı. Burada oynanan eserlerin çoğu vodvil, hafif komedi ve manzum dramdı. Oyunlar zayıf teknikli olmasına rağmen dil ve üslup bakımından başarılıdır.
    MİLLİ EDEBİYAT’TA EDEBİYAT TARİHİ

    Bu alandaki verimli çalışmalar bu dönemde Fuat Köprülü tarafından yapıldı. Fuat Köprülü Türk edebiyatını şuara tezkireleri anlayışından kurtararak destanlar çağından bugüne kadar olan dönemi bir bütün haline ele aldı.

    MİLLİ EDEBİYAT AKIMININ SANATÇILARI
    Mehmet Emin Yurdakul
    Ziya Gökalp
    Ali Canip Yöntem
    Ömer Seyfettin
    Mehmet Fuar Köprülü,
    Hamdullah Suphi Tanrıöver
    Ahmet Hikmet Müftüoğlu
    Celal Sahir Erozan

    MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNDE ÖĞRETİCİ METİNLER
    1. MAKALE

    Bir konu hakkında bilgi vermek bir fikir veya konuya açıklık kazandırmak üzere belli bir uzunlukta kaleme alınan makale türü bizde Tanzimat’ı takip eden yıllarda görülür.
    Tanzimat Dönemi Makale Yazarları: Namık Kemal, Şinasi, Ahmet Mithat, Ziya Paşa
    Servet-i Fünûn Dönemi Makale Yazarları: Hüseyin Cahit Yalçın, Süleyman Nazif Cenap Şehabettin
    Bu tür Milli Edebiyat döneminde daha fazla yaygınlık kazanmıştır. Yazarlar düşüncelerini ortaya koymak için makaleye ağırlık vermiştir. Bu çerçevede Milli edebiyat yazarları Türkçülük akımını tüm yönleriyle ortaya koymak, yeni dil anlayışını benimsetmek, halkı eğitmek ve yönlendirmek, siyaseti yönlendirmek için düşüncelerini makale türü ile ortaya koymuşlardır.
    ÖMER SEYFETTİN: “Genç Kalemler” dergisinde Türk dilinin sadeleştirilmesi için makaleler yazmış, bu yazılar “Yeni Lisan” hareketinin yayılmasında ve Milli edebiyat akımının yayılmasında etkili olmuştur.
    ALİ CANİP YÖNTEM: Yeni edebiyatın savunmasını yapmış, edebiyat ve edebiyat tarihi konularında yaptığı çalışmalarla tanınmıştır. Türk Yurdu’nda yayımlanmış olan makalelerini “Milli Edebiyat Meseleleri” ve “Cenap Bey’le Münakaşalar” adlı kitaplarında toplamıştır.
    ZİYA GÖKALP: Türkçülüğün dilde, sanatta, bilimde, hukukta, dinde, ahlakta, siyasette, felsefede ve iktisatta nasıl gerçekleştirileceğini makaleleriyle ortaya koymuştur.

    2. FIKRA:   Gazete veya dergilerin belli bir bölümünde yayınlanır. Başlangıçta siyasi olan fıkra yazıları zamanla konu bakımından genişlemiştir. Fıkralar zaman içinde günlük, sosyal konuları işleyen, hak ve hukuk konularına da el atan, bir kişi ya da edebi konuları da tartışan yazılara dönüşmüştür. Milli edebiyat döneminde ise günlük sosyal konuların yanında bir kişiyi ya da edebi bir konuyu tartışan fıkralar da yazılmıştır.
    Edebiyatımızdaki Fıkra yazarları: Ahmet Rasim, Hüseyin Cahit Yalçın Ahmet Haşim, Refik Halit Karay, Falih Rıfkı Atay. Halide Edip Adıvar…
    Ahmet Rasim: Şehir Mektupları, Eşkal-i Zaman Muharrir, Bu ya
    Ahmet Haşim: Bize Göre, Guraba-hâne-i Laklakan
    Refik Halit Karay: Bir Avuç Saçma, Bir İçim Su, Ay Peşinde, Guguklu Saat, Kirpinin Dedikleri
    Orhan Seyfi Orhon: Kulaktan kulağa
    Ziya Osman Atay: Satı çizmeli Mehmet Ağa, Gün Doğmadan.
    Falih Rıfkı Atay: Eski Saat, Çile edebiyatımızın fıkra türünde yazılmış eserleridir.

    MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNDE SADE DİL VE HECE ÖLÇÜSÜYLE YAZILMIŞ ŞİİRLER
    Sade dil ve hece vezni ile yazılan bir şiir hareketinin oluşmasında ve gelişmesinde GENÇ KALEMLER dergisi önemli bir işlev görmüştür.
    “Genç Kalemler”,1910-1912 yıllarında Selanik’te yayınlanan milliyetçi bir fikir dergisidir. “Hüsün ve Şiir” adı altında yayın hayatına başlayan dergi, 8. sayıdan itibaren “Genç Kalemler” adını alır. Adını alır. Derginin başyazarı ise Ali Canip Yöntem’dir. Dergide, 1911 yılının nisan ayında Ömer Seyfettin tarafından “Yeni Lisan” adlı bir makale yayımlanır.
    Yeni Lisan hareketinin özünü, dilde sadeleşmenin  gerçekleşmesinin, Türkçeden yabancı kuralların çıkarılması ve yazı dili ile konuşma dili arasındaki ayrımın ortada kaldırılması oluşturur. Bu hareket dilde birliği ve ulusallaşmayı savunmuştur. “Ziya Gökalp”ın
    “Aruz sizin olsun hece bizimdir,
    Halkın söylediği Türkçe bizimdir;
    Leyl sizin, şeb sizin, gece bizimdir,
    Değildir bir mana üç ada muhtaç.”
    dizeleriyle ortaya koyduğu anlayış bir ilke haline gelmiş; hece ölçüsüyle şiir yazmak, aruzla şiir yazan şairleri de etkileyecek şekilde edebiyatta yer etmiştir.
    Özellikleri:
    •   Sade bir dil kullanılmıştır.
    •   Hece vezni kullanılmıştır.
    •   Halk şiirinden yararlanılmıştır.
    •   Halkın ve ülkenin sorunları işlenmiştir.
    •   Öğretici niteliği ağır basan şiirler yazılmıştır.
    •   Milliyetçilik ve Türkçülük fikrini işleyen, milli coşkuyu artırıcı şiirler yazılmıştır.
    •   Şiirlerde yalnız dörtlük değil, değişik dize kümeleri kullanılmış, Batı edebiyatı kaynaklı nazım şekillerinden yararlanılmıştır.
    Milli Edebiyat Döneminde Sade Dil ve Hece Ölçüsüyle Yazılan Şiirlerde Ahengi Sağlayan Unsurlar:
    Milli Edebiyat Akımı şairleri şiirde ölçü ve uyağa önem vermişler, çoğu zaman doldurma uyaklarla ahengi sağlama yoluna gitmişlerdir. Hece ölçüsü kullanmaları da şiirde ahengi sağlamaya yönelik bir adımdır.

    Ritim Özellikleri:
    Ritim hece ölçüsündeki duraklarla sağlanmıştır. Ses tekrarları ve sözcük tekrarları da ritmi sağlamaya yardımcı olur.
    Ses ve Söyleyiş Özellikleri:
    Milli Edebiyat şairlerinin, özellikle gençleri vatan savunmasına teşvik edici şiirlerinde ve Türklük fikrinin aşılandığı manzumelerinde coşkulu bir söyleyiş göze çarpar. Ancak onların Servet-i Fünûn şairleri gibi bireysel duyarlılıkları anlattıkları duygusal şiirleri de vardır.
    Yapı:
    Halk edebiyatından esinlenmiş olsalar da heceyle yeni kalıplar denemekten geri durmamışlardır. Hatta Batı kaynaklı nazım şekillerini (sone) de kullanmışlardır.
    Söz Sanatları ve İmge:
    Şiirlerini söz sanatları ile süsleme gibi bir tavır takınmamışlardır. Ancak benzetme, teşhis, tekrir gibi Halk şirinde sıkça kullanılan söz sanatlarını sıkça kullanmışlardır. Şiirleri imge açısından da çok zengin değildir. Çünkü onlar olabildiğince düz, yalın, açık, anlaşılır, düz şiirler yazmışlardır. Şiirlerin önemli bir kısmında kuru bir didaktizm göze çarpar.
    ZİYA GÖKALP (1876–1924)
    Şiirleri de düz yazıları da fikir ağırlıklıdır. O, bunlarda sanatsal bir ağırlığa yönelmediği gibi dilsel bir yetkinliğe ulaşamamıştır. Onun en büyük özelliği Türkçülük sisteminin bir düzene bağlamasıdır.
    Milli Edebiyat Akımına düşünsel yönden büyük katkılar sunmuştur.
    Edebiyatımızın gelişmesi için halka, ulusal kaynaklara gidilmesi, yalın bir dil kullanılması, aruz yerine hece ölçüsünün tercih edilmesi konuşma dili ile yazı dilinin birleştirilmesi, Halk edebiyat ile Batı edebiyatının örnek alınması gerektiğini savunur.
    Eserinde sade, konuşma diline yakın, doğal, kolay anlaşılır bir dil kullanmıştır. Türk mitolojisinden, Türk folklorundan, Dede Korkut Hikâyelerinden, masalardan yararlanılır.
    Hece ölçüsünün benimsenip yaygınlaşmasında büyük rolü olmuştur.
    İnceleme, makale, didaktik şiir, manzum destan, masal türlerinde eserler vermiştir.
    ESERLERİ: Yeni Hayat, Kızıl Elma, Altın Işık (Şiir)
    Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak
    Trükçülüğün Esasları
    Türk Medeniyet Tarihi
    Malta Mektupları

    MEHMET EMİN YURDAKUL
    *Tanzimat Döneminde ortaya çıkan “halk için halk diliyle yazma” anlayışını Servet-i Fünûn Döneminde yeniden canlandıran sanatçı Mehmet Emin Yurdakul’dur.
    *Şiirlerinde Türk milletinin yüceliğini haykırır.
    *1897’de Türk-Yunan Savaşı sırasında “Cenge Giderken” adlı şiiri yazmıştır. Bu şiiri yazmıştır. Bu şiirin ilk dizesi olan “Ben bir Türküm; dinim, cinsim uludur.” sözüyle edebiyatımızda yeni bir çığır açmıştır.
    *Şiirlerinde kahramanlık ve milli bilinci öne çıkararak savaşa giden halkı cesaretlendirmiştir.
    *Konuşma diliyle ve hece ölçüsüyle şiirler yazmak gerektiği üzerinde durmuştur.
    *Türkçe şiirler adlı kitabıyla edebiyat çevrelerinde sesini duyurmuştur. Onun bu eseri ile Türkçülük edebiyat alanına girmiştir.
    *Sade dil ve hece ölçüsü ile şiirler yazan ilk şairdir.
    *Milli duyguları ve sosyal konuları işlemiştir.
    *Dil ve şekil özellikleri bakımından halk şiirinden etkilenmiştir.
    MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNDE SAF (ÖZ) ŞİİR ANLAYIŞI:
    Hece vezniyle, yalın bir dille, devrin gerçeklerini, halkın sorunlarını dile getiren şiirler yazmak yerine, sanat değeri yüksek saf (öz) şiire yönelmişlerdir. Bu anlayışa yönelik şiir yazan şairler: Yahya kemal Beyatlı, Ahmet Haşim.
    *Aruz ölçüsüyle yazmışlardır.
    *Bireysel konularda yazmışlardır.
    *Dil doğal dilden farklıdır. Sözcüklere yeni anlamlar yükleyerek imge oluşturma yoluna gitmişlerdir.
    Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958)
    *Üsküp’te doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Üsküp, Selanik ve İstanbul’da yaptıktan sonra 1903’te Paris’e gitmiştir.
    *Kişiliği Paris’te Albert Sorel’den aldığı tarih dersi ile şekillenmiştir. Sorel’den aldığı metotla Osmanlı tarihini incelemeye başlamıştır.
    *Baudelaire, Victor Hugo, Verlaine gibi Fransız şairlerinin etkisinde kalmıştır.
    *Onun şiirlerinin çıkış noktası Osmanlı tarihi ve şiiridir. Onun şiirlerinde neo-klasik bir anlayış vardır. Yeni şekillerle ve sade bir dille yazdıklarında bile Osmanlı medeniyetine bağlı olduğu görülür.
    *Konu olarak tarih, vatan, millet ve İstanbul sevgisi ön plandadır.
    *Yahya Kemal’de tarihe yaslanan bir milliyetçilik vardır.
    *Duygu, düşünce ve hayali ustalıkla kaynaştıran şair, pek çoğuna hikâye karakteri verdiği lirik-epik şiirleri geniş bir kültürün, derin bir felsefenin ürünüdür.
    *Sanatçı şiirde iç ahengi her şeyden üstün tutan sanatçı, şiirleri de şiirsel bir bütünlüğe ulaşmış; iç ve dış ahenklerin yardımı ile bu konuda başarılı olmuştur. Bu ahengin oluşumunda daha elverişli olduğu için “Ok” şiiri dışındaki tüm şiirlerin aruz vezni ile yazmıştır.
    *Divan şiirimizin Batı şiirindeki bütün anlayışıyla ele almıştır; bu şiiri çağdaş bir yorumla yeniden sunmuş neo-klasik bir şairdir.
    *Aruza en güzel şeklini vermiştir.
    *Şiirlerinin yanında düzyazı olarak makale, gezi, deneme, anı, fıkra, mektup, hikaye, monografi türlerinde yazılar yazmış, çeviriler yapmıştır.
    Şiir: Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyla, Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş Bitmemiş şiirler
    Düzyazı: Aziz İstanbul, Eğil Dağlar, Siyasi Hikâyeler, Siyasi ve Edebi Portreler, Edebiyata Dair, Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve edebi Hatıralarım,
    Tarih Muhasebeleri, Mektuplar-Makaleler
    Ahmet Haşim (1884-1933)
    *Türk edebiyatında sembolizmin en önemli temsilcisidir.
    *Şiirlerini aruz ölçüsü ile kaleme almıştır.
    *Eserlerinde oldukça ağır bir dil kullanmıştır.
    *Haşim’e göre şiir, hissedilmek, duyulmak için yazılan bir türdür. Şiirde ahenk, musiki, anlamda önce gelir. Üstelik şiir anlaşılmak için değil, duyulmak için yazılmalıdır. Şiirin dili, musiki ile söz arasında ve sözden ziyade musikiye yakındır.
    *Ahmet Haşim, şiirlerinde dış dünyayı olduğu gibi değil, hayallerle süsleyerek şiire aktarmıştır. Şiirinde anlam kapalılığından yanadır. Ona göre şiiri herkes nasıl anlıyorsa şiirin anlamı odur.
    *Haşim, yaşadığı dünyada mutlu değildir, onun iç dünyasına karamsarlık hâkimdir. Bu karamsarlık onun şiirlerine de yansımıştır. Bu karamsarlığın oluşmasında annesini küçük yaşta kaybetmesi ve yüzündeki yara önemli olmuştur.
    *Haşim hep aynı tarz şiir yazmıştır. Şiirlerinde aşamalı bir değişme yoktur. Yalnızca derinleşme, ustalaşma söz konusudur. Şiirimize getirdiği imgeler özgün olmakla birlikte Türk hayal sisteminin ve doğayı algılama ve yorumlayışın bir ürünü değildir.
    *Haşim, Batı şiirini özellikle Fransız şiirini iyi incelemiştir. Baudelaire, Rodenbach, Valery, Mallerme gibi şairlerin etkisi görülür.
    *”Sanat şahsi ve muteremdir.” Görüşüne ömrünün sonuna kadar bağlı kalmıştır. Bu bakımdan Haşim’in şiirlerinde hiçbir ideolojik, sosyal ve siyasal konu yer almaz.
    *Şiirleri belli bir anı yakalamak için çaba gösteren empresyonist ressamları akla getiren Haşim’in üç döneminde, üç ayrı renge düşkünlük göstermiştir.
    *Şiir-i kamer’de sarı, Göl Saatleri’nde kara, Piyale’de kırmızı renkler ağır basar.
    *Haşim’in en çok kullandığı nazım birimi dörtlüktür. Biçim açısından şiirimize getirdiği önemli bir yenilik ise serbest müstezattır.
    *Haşim’in dili çok küçük bir sözlükten oluşur. Sözcüklerin az olması, işlediği konuların sınırlılığındandır. Onun konularında, benzetmelerinde, duygularında, düşüncelerinde bir çeşitlilik bulunmaz; hep aynı şeyleri hem de aynı sözcüklerle anlatır.
    MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNDE ROMAN
    Bu dönem romancıları topluma karşı duyarlı kişilerdir. Toplumdaki olaylara kayıtsız kalmamışlardır.
    Başlangıçta Fecr-i Âtî topluluğuna bağlı olarak hareket ettikten sonra “Yeni Lisan” makalesindeki memleketten bahseden edebiyat oluşturma çizgisinde birleşmişlerdir. Bu birleşim; romanın konusunu, dilini etkilemiştir.
    Milli edebiyat romancılarının ortak özellikleri; toplumun ve bireyin problemlerini dengeli olarak işlemek, memleket ve millet sevgisini romantik duygularla beslemek, milli değerlere sempati ile yaklaşmak şeklinde özetlenebilir.
    MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNİN ROMANININ YAPI ÖZELLİKLERİ
    Olay: Olaylar, genelde tarihi ve toplumsal gerçekliklerden hareketle tasarlanmıştır. Bu dönem romanlarında olaylarda; İstanbul dışında, memleket sorunları etrafında oluşmuştur.
    Kişiler: Milli Edebiyat romanı dışa-Anadolu’ya açılmış-başka insanların da var olduğu bilinciyle hareket eden, içinde yaşadığı toplumun sorunlarına, sıkıntılarına yabancı kalmayan kahramanların romanı olmuştur.
    Zaman: Genelde kendi yaşadıkları zamanın tarihi ve sosyal konularını ele almışlardır.
    Mekân: Mekan olarak şehir, kasaba ve köyleriyle Anadolu; romana bir taraftan gerçekçi bir bakış açısıyla, diğer taraftan da bir memleket romantizmi ile girmiştir.

    Milli Edebiyat Dönemi Romanının Tema Özellikleri:
    Romanların teması bireysellikten kurtarmış, toplumsal konular tema işlenmiştir.
    Tema; Siyasi kavgalar, Türkçülük, yanlış Batılılaşma, kuşaklar arası çatışma, geri kalmışlık, eğitimsizlik, cehalet, yoksulluk…
    Dil ve Anlatım Özellikleri:
    Eserlerin günlük konuşma diliyle yazılması gerektiğini savunmuşlardır. Sade dil ile yazılmıştır.
    Etkilenen Akımlar: 
    Sanatçıların yaşadığı dönemin toplumsal gerçekliğinden hareketle kurgulanmıştır. Bu eserler, iyi bir gözlem sonucunda yazılmıştır. Bu yönüyle Milli edebiyat Dönemi romanları realist özellik taşımaktadır.

    Milli Edebiyat Dönemi Gelişmeleri

    1911 yılında Selanik’te çıkan “Genç Kalemler” dergisinde Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan” adlımakalesinin yayımlanmasıyla başlar. Milli Edebiyat hareketi öncelikle bir dil hareketidir. SadeTürkçe’nin bir dava olarak ele alınması ilk kez bu dergide ortaya konulmuştur. “MilliEdebiyat” terimi de ilk defa bu dergide kullanılmıştır.

    Bu dönem sanatçılarının şiir anlayışıyla, Fecr-i Ati topluluğunun şiir anlayışı birbirinden pek farklı değildir. “Şiir vicdani bir keyfiyettir” düşüncesinde olan şairleri bireysel konuları işlerler. Daha sonra 1917 yılında yaptıkları bir toplantıda, hece ölçüsünü kullanma, günlük konuşma diliyle yazma noktasında birleşen şairlerin, içerik konusunda her birinin ayrı bir yaklaşımda olduğu gözlenir. Bu dönem sanatçıları Divan edebiyatını, Doğu edebiyatının, sonrasını ise Batıedebiyatının taklitçisi olmakla suçlarlar.

    Şiirde daha çok bireysel konulara yönelen bu dönem sanatçıları, roman ve öyküde sosyal meselelere eğilmişler; milliyetçilik düşüncesi, Kurtuluş savaşı gibi konuları ele almışlardır. Konuların İstanbul dışına çıkarılması da bu dönemin belirgin özelliklerindendir. Ayrıca “aşk” bu dönem roman ve hikayesinin en önemli temasi olarak dikkat çeker. Bu eserlerde dil günlükkonuşma dilidir.

     

     

    Modern Türk Edebiyatını yaratma amacıyla kurulan TanzimatServet-i Fünun ve Fecr-i Âtî toplulukları büyük hamleler yapmakla beraber ruhta büyük ölçüde Fransız sanatına bağlı, dil ve üslûpta Osmanlıcayı sürdüren, millî kimlik ve kişiliğe ulaşamamış bir edebiyat vücuda getirmişlerdir.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılışı sırasında,Türk aydınlarının büyük bir bölümü, ümmete bağlı Osmanlıcılığın terk edilerek milliyetçiliğin benimsenmesinin, memleketin geleceği için gerekli olduğuna inanıyorlardı. Bu inanç sonucunda Türkçülük ve Milliyetçilik akımları doğmuş, her sahada millî kimlik arayışları başlamıştır.

    Türk dili, Türk vezni, Türk zevki ve kültürü ile millî konuları, millî ülküleri işleyen Türk edebiyatı ihtiyacı ve özlemi sonucunda 1911-1923 yılları arasında Millî Edebiyat akımı var olmuştur. Türkmilletine mensup olma şuuru, tarih içinde devamlılık düşüncesi, olduğu gibi kalarak batılılaşma inancı, 1911-1923 yılları arasındaki akımın temelleridir. Bu dönemin bariz özelliği, Türkromantizminin edebî tezahürlerini göstermesidir.

    Cumhuriyet’in kuruluşunu hazirlayan milliyetçilik ideolojisi içinde dogan Milli Edebiyat akimi Cumhuriyet’in ilk yıllarında en olgun eserlerini verdi. Cumhuriyet rejimi ve bu devirde meydana getirilen sosyal ve iktisadî müesseseler üstünde başlarında büyük Türk sosyoloğu ve düşünürü Ziya Gökalp’in bulunduğu Türkçü ve Milliyetçi münevver zümre etkili oldu. Gökalp’in Türkiye ve Türkler için şekillendirdiği düşünceler başta AtaTürk olmak üzere, Cumhuriyeti kuran birinci neslin dünya görüşünün kaynağını teşkil etti. Halka ulaşabilmek ve onunla bütünleşebilmek için onun dilini kullanmak gerektiğine inanan bu nesil yazarları, eserlerinde konuşma dilini kullandılar. Halk dilini kullanırken gençlik yıllarında hayran olduklarıEdebiyat-ı Cedide (Yeni Edebiyat) yazarlarının ince zevkini günlük dile aktardılar.

    1911 yılında Selânik’te çıkarılmaya başlanan Genç Kalemler dergisinde başladı bu çalışmalar. Bir kısmı daha sonra Cumhuriyet dönemi yazar ve şairleri arasında da yer alan bu edebiyatın temsilcilerinin en önemlileri, Ziya GökalpÖmer Seyfettin (öncü), Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip (öncü), Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Koryürek, Kemalettin Kamu, Aka Gündüz, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri, Halide Edik Adıvar, Hamdullah Suphi, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Necip Fazıl Kısakürek, Fuat Köprülü, Halide Nusret Zorlutuna, Şükûfe Nihal, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar’dır.

    Milli Edebiyat akımının özellikleri, Cumhuriyet’in ilk on yılının da bir özeti olmaktadır. Bu çerçeve içerisinde, Milli Edebiyat akımının ilkeleri de şu şekilde belirtilebilir:

    Milli Edebiyat Dönemi Genel Özellikleri

    1) Dilde yalınlık (en mühim prensip),
    2) Türkçe karşılığı olan Arapca ve Farsça kelimelerin atılması. Yalın (süssüz, sanatsız, özentisiz) bir dille yazma; İstanbul Türkçesini kullanma.
    3) Halk edebiyatı şiir biçimlerinden yararlanma
    4) Hece ölçü
    5) Konu seçiminde yerlilik
    6) Konularını hayattan, ülke şartlarından seçme
    7) Millî kaynaklara yönelme

    İslâmcı, Osmanlıcı, gelenekçi görüşlere sahip yazarlardan bireysel eğilimli yazarlara kadar tümedebiyatçılara açık bir bütünlük mevcuttur. Çünkü artık söz konusu olan Millî Edebiyat akımı kavramı değil, Millî Edebiyat dönemidir. Bu akım dilde ve duyuşta 1911-1915 dönemi milliyetçilik fikirlerinin ön plânda olduğu roman, hikâye, tiyatro eseri ve şiirler verilmesini sağlamıştır.

    Başlangıçta Fecr-i Âtî roman ve hikâyecisi olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Refik Halit Karay, gerçek kişiliklerini Millî Edebiyat akımı içerisinde göstermişlerdir. Fecr-i Âtî topluluğu dışında kalan, İstiklâl Marşı şairi Mehmet Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı, kendi şiiranlayışlarına göre eserler veren ve daha sonra Millî Edebiyat akımına katılan şairlerdir. Gerek Mehmet Âkif Ersoy gerekse Yahya Kemal Beyatlı, şiir dili ile konuşma dili arasındaki uzlaşmayı sağlamışlar, Türk diline zor uyan aruzun engellerini ortadan kaldırıp, yaşayan Türkçe ile başarılı şiirler yazmışlardır.

    MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNİN DİL ANLAYIŞI

    1) Yabancı dilbilgisi kuralları, ArapcaFarsça ad ve sıfat tamlamaları bırakılmalıdır.
    2) Yabancı sözcükler, kendi dillerinde dilbilgisi bakımından hangi türden olursa olsun,Türkçede ne olarak kullanılıyorsa, dilbilgisi yönünden o türden sayılmalıdır.
    3) Arapca ve Farsça’dan gelen sözcüklerden, konuşma diline kadar girip yaygınlaşmış olanlarTürkçeleşmiş sayılmalı ve kullanılmalıdır.
    4) İstanbul hanımlarının günlük konuşma dili esas alınmalıdır.
    5) Terimler bilimle ilgili oldukları için aynen kullanılmalıdır.
    6) Türkiye Türkçesine diğer Türk lehçelerinden sözcük alınmamalıdır.

    Milli Edebiyat Dönemi Önemli Temsilcileri

    ÖMER SEYFETTİN (1884-1920): Milli Edebiyat hareketinin önderlerinden olan sanatçı daha çok hikayeleriyle tanınmıştır. “Yeni Lisan” makalesinde ortaya koyduğu görüşlerini, hikayelerinde uygulamaya çalışmış ve başarılı olmuştur. Dilimizin sadeleşmesinde önemli yeri olan Ömer Seyfettin, anılarından, tarihteki kahramanlıklardan ve günlük yaşayışlardan yararlanarak, gücünü çekici anlatımından, olaylardan alan, çoğunlukla beklenmedik sonuçlarla biten hikayeleriyle edebiyatımızda önemli bir yer tutar.

    Hikayeleri: İlk Düşen Ak, Yüksek Ökçeler, Bomba, Gizli Mabet, Asılzadeler, Bahar ve Kelebekler, Beyaz Lale….adı verilen kitaplarda toplanmıştır.


    ZİYA GÖKALP (1876-1924): Şiiri, düşüncelerini halka yaymak için bir araç olarak kabul eden sanatçı, bu türde sanatsal yönden güçlü ürünler vermemiştir. Daha çok Türkçülük düşüncesini sistemleştiren bir düşünür ve sosyolog olarak tanınmıştır. Önceleri, bütün dünya Türklerini bir bayrak altında toplamayı amaçlayan “Turancılık ”görüşüne bağlıyken, sonraları “TürkiyeTürkçülüğü” düşüncesine yönelir. Günlük konuşma diliyle yazı dilinin birleştirilmesi gerektiğine inanan sanatçı eserlerinde bunu başarıyla uygular. Şiirlerinde hece ölçüsünü kullanan Ziya Gökalp (Turan adlı şiiri hariç), konu olarak daha çok eski Türk tarihine, İslameyiet önçesi dönemlere yönelir. Ayyrıca yurt, millet, ahlak, din ve uygarlık gibi konuları da eğitici bir yaklaşımla ele alır.

    Eserleri: Şiir: Kızıl Elma, Altın Işık, Yeni Hayat

    Nesir: “Türkçülüğün Esasları”, “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak”; “Türk Medeniyeti Tarihi”, “Malta Mektupları”.

     

     


    REFİK HALİT KARAY (1888-1965): MilliEdebiyat ve Cumhuriyet döneminin en ünlü öykü ve roman yazarlarındandır. Önce Fecr-i Ati edebiyatına 1917’den sonra ise Milli Edebiyata katılır. Kurtuluş Savaşı’na karşı yazılarından dolayı tutklanacağı zaman Halep’e kaçar. Çıkarılan bir af üzerine 1938’deTürkiye’ye döner. Anadolu gerçeğinin ilk olarak Refik Halit Karay ‘ın “Memleket Hikayeleri” adlı yapıtıyla edebiyata girdiği kabul ediler. Güçlü bir gözlemci olan yazar, betimlemelerinde de nesneldir. Realist bir anlayışa sahip olan yazarın sade bir dili ve yalın bir anlatımı vardır. Mizah ve eleştiri onun yapıtlarının ayrılmaz unsurlarıdır. Öykü veromandan başka, anı, deneme, fıkra ve tiyatrotürlerinde de eserler vermiştir.

    Eserleri: Öykü: Memleket Hikayeleri , Gurbet Hikayeleri

    Roman: Sürgün , Hilgün, Bugünün Saraylısı, İstanbul’un bir Yüzü, Kirpinin dedikleri (Mizah yazıları).


    HALİDE EDİP ADIVAR (1884-1964): Daha çok İngiliz edebiyatındaki romanlardın etkilenen sanatçının eserlerini üç grupta inceleyebiliriz. Kadın psikolojisine eğildi romanları (Seviye Talip, Raik’in Annesi, Handan), Kurtuluş Savaşı’nı anlattığı romanları (Vurun Kahpeye, Ateşten Gömlek), toplumsal konuları ele aldığı töre romanları (Sinekli Bakkal, Tatarcık, Sonsuz Panayır….)

    Dilbilgisi kurallarına ve anlatıma pek özen göstermeyen sanatçının diğer önemli eserleri şunlardır:

    Yeni Turan, Kalp Ağrısı, Zeyno’nun Oğlu (Roman); Türk’ün Ateşle imtihanı, Mor salkımlı Ev (Anı); Harap mabetler, Dağü Çıkan Kurt, Kubbede Kalan Hoş Sada (Hikaye) Ayrıca sanatçının birçok araştırma yazısı ve çevirisi vardır.


    REŞAT NURİ GÜNTEKİN (1889-1956): Realist bir analyışa sahip olan yazar Milli Eğitim müfettişliği görevi ile Anadolu’yu dolaşmış, buradaki yaşamı gözlemlemiş, bu gözlemlerini yalın bir dil ve anlatımla eserlerinde dile getirmiştir.

    Reşat Nuri Güntekin, romanlarında yoğun bir Anadolu atmosferi vardır. Bu atmosfer içinde yurt ve toplam gerçeklerini, töreden kaynaklanan doğru ya da yanlış inanışları ele alır. Bu konular, öykülerinde, mizah unsuruyla da berleştirilerek verilir. Yazar, ilk ününü, duygulsal bir aşkı dile getirdiği ve birçok yönleriyle Anodul’yu anlattığı “Çalıkuşu” romanıyla sağlamıştır. Sanatçının önemli eserleri şunlardır:

    Roman: Çalıkuşu, Damga, Yeşil Gece, Yaprak Dökümü, Bir Kadın Düşmanı, Miskinler Tekkesi, Kan Davası…

    Öyküler: Tanrı Misafiri, Leyla ile Mecnun, Olağan İşler…

    Oyunları: Hançer, Hülleci, Tanrı Dağı Ziyafeti…


    MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ (1890-1966): Türk Edebiyatı araştırmalarını sistemleştiren veedebiyat tarihçişi olarak ün kazanan sanatçının eserleri de bu yoldadır. Bugün bilinen birçok şair Mehmet Fuat Köprülü ‘nün arıştırmaları sonucunda ortaya çıkarılmıştır.

    Eserleri: Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Edebiyatında ilk Mutasavvuflar, Divan Edebiyatı Antolojisi, Türk Saz Şairleri Antolojisi.


    YAKUP KARDİ KARAOSMANOGLU (1889-1974): Yakup Kadri Karaosmanoğlu ,romanlarında kusursuz bir anlatım ve sağlam tekniği ile dikkat çeken sanatçı, tarihi ve sosyal olaylardan her birini bir romanına konu edinerek, Tanzimat dönemiyle AtaTürk Türkiyesi arasındaki dönem ve kuşakların geçirdikleri sosyal değişiklik ve bunalımları yaşayış ve görüş ayrılıklarını işlemiş: düşünce ve teze dayalı özlü yapıtlar vermiştir. Eserlerini ve içereklerini şöyle inceleyebiliriz:

    “Hep o şarkı ” da Abdülaziz döneminin yaşamı, “Bir Sürgün ”de II. Abdülhamit’in baskılı yönetimiyle savaşmak için Fransa’ya kaçan Jön Türkler, “Kiralik Konak”ta Tanzimat’tan I. Dünya Savaşı’na kadar yetişen üç kaşaktaki görüş ayrılığı, “Hüküm Gecesi” nde Meşrutiyet devrinindeki Bektaşi tekkelerinin durumu, “Sodom ve Gomore” de mütareke döneminde, işgal altındaki İstanbul’da ortaya çıkan ahlaki çöküntü, “Yaban”da Kurtuluş Savaşı yıllanrındaki bir Anadolu köyü, “Ankara” da yeni başkentin üç dönemi, “Panorama I, II” de Cumhuriyet döneminin 1952’ye kadarki durumunu bir bir ele almıştır.

    Diğer eserleri:

    Anı: Zoraki Diplomat, Politikada 45 yıl,Vatan Yolunda, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları….

    Monografi: Ahmet Haşim, AtaTürk

    Mensur şiirleri: Erenlerin Bağından, Okun Ucundan

    Hikayeleri: Bir Serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikayeleri

    Tiyatro eserleri: Nirvana, Veda, Sağanak, Mağara

    Önemli Makaleleri: İzmir’den Bursa’ya, Ergenekon, Kadınlık ve Kadınlarımız….

    YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958): Milli Edebiyat hareketini makaleleri ve konferanslarıyla destekleyen Yahya Kemal in, esasen , kendine özgü Milli Edebiyat’ınkinden farklı bir anlayışı vardır. İstanbul şairi olarak tanınır. Omanlı İmparatorluğunun geçmişteki parlak günlerine büyük bir özlem duyar. Başlıca konuları: İstanbul, tarih, yurt sevgisi, aşk, ölüm ve sonsuzluktur. Divan şiirinin özünü kakalama çabası içinde olan sanatçı, eski şiirinölçüuyak ve ahenk unsurunu ön planda tutmuştur. Onun eserlerinde malzeme eski, şiir ise yenidir. Örneğin, Divan Edebiyatında aşkı terrennüm eden gazel biçimiyle kahramanlık şiirleri ve Istanbul’a duyduğu sevgiyi dile getiren şiirler yazmıştır.

    Şiir kitapları: kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgarıyla, Rübailer,

    Nesir Kitapları: Aziz İstanbul, Eğil Dağlar, Siyasi ve Edebi Portreler, Siyasi Hikayeler,Edebiyat Dair.

    Sponsorlu Bağlantılar

    Servet-i Fünun Dönemi (Edebiyat-ı Cedide) Ders Notları Kısa Konu Anlatımı Kısaca Özet Bilgi

    Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Ders Notları Kısa Konu Anlatımı Kısaca Özet Bilgi

    Bu sayfadaki "Milli Edebiyat Dönemi Ders Notları Kısa Konu Anlatımı Kısaca Özet Bilgi" konusuyla ilgili fikrinizi merak ediyoruz? Tespit ettiğiniz hata ve eksiklikleri bize yazın! Eleştirileriniz de en az övgüleriniz kadar bizim için değerlidir.

    Yorum Yapın

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Current day month ye@r *