20.04.2014

    Namaz Hikayeleri, Namaz Hakkında Kıssalar ve Kısa Hikayeler

    Bu yazıda namaz hikayelerine değiniyoruz. Aşağıda namaz hakkında ibretlik kısa hikayeler, namaz ile ilgili kıssalar, namaz hakkında ibret verici anlamlı ve düşündüren hikayeler yer almaktadır.

    Namaz İle İlgili Hikayeler

    NAMAZ

    Bir gün namaza başladım.Ameliyatlıydım ama yınede namaz kılmak istiyordum,o ağrılı halimle oturduğum yerden kılmak istiyordum çünkü kılınca mutlu oluyordum kulluğumu layıkıyla yerine getirmek istiyordum.o sabah kalkamadım ezan sesine sabah ezanını duydum ama kalkmadım şeytana sanki teslim oldum,kalkmak istiyor ama sonra ya her zaman kalkarım yat hem hastasın amaliyatlısın diyordum içimden vesvese yapıyordum.Kalkmadım ama o an işte ezan bitti ve o an bi ses duydum,camımın penceresine biri gelmiş cama tıklıyordu.Kimsiniz dedim ses gelmedi,kimsiniz dedim yine ses gelmedi perdeyi araladığımda ise camımın önünde bir yaşlı adam durduğunu gördüm,korktum ama korkarakta olsa yine sordum kimsin amca ne istiyosun yaşlı amcanın kafası öne eğik hiç konuşmadan duruyordu.Yüzüme bakmıyordu yeşil eskibie elbise vardı üzerinde kafasında eski bir takke,uzun sakalları bembeyaz ama bana cvp vermiyordu,sonra namaz kıl dedi bana NAMAZ KIL..Ben ne yapacağımı şaşırdım iice korkmuştum sonra koltuk deyneklerimi alarak hızla odadan çıkmaya çalıştım aileme dedim odama baktılar ama camda kimse yoktu.İnanmadı kimse bana ama ben rüya görmedim biliyordum o bana bir işaretti NAMAZIMI kılmam için bir işiaret sonra namazımı bırakmadım ve anladım ki namaz kılmamı ALLAH´ım da çok istiyor..umarım bütün insanlar namaz kılar hiç olmazsa şu 24 saatin sadece bir saati sadece bir saatini boşa harcamadan bir güzellik işleyin ALLAH (cc)için kendiniz için,çünkü sizi kurtaracak tek şey kıldığınız o namazdır..

    NAMAZ hikayesini okudunuz.

    Namaz Hakkında Kıssalar ve Kısa Hikayelere Devam Ediyoruz

    Bediüzzaman Hazretleri, çocukluğundan beri namaza büyük ehemmiyet verir, gece kılınan teheccüt namazını bile ihmal etmezdi Genç yaşlarında Mardin’e gelmişti Burada insanları tembel ve umursamaz görmüştü
    Onları ilme ve çalışmaya teşvik ediyor ve büyük ilgi görüyordu
    Vali, bu durumdan rahatsız olmuştu Arkasında siyasî bir amaç olduğunu düşünmüş ve onu şehirden çıkarmak istemişti
    İki jandarma çağırdı
    – Onu Bitlis’e götüreceksiniz, dedi
    Bediüzzaman’ın ellerini kelepçelediler ve yola çıktılar
    Yolda namaz vakti girmişti Jandarmalara:
    – Şu kelepçeleri açın, namaz kılmak istiyorum, dedi
    Jandarmalar, kaçabileceğinden korkarak kelepçeleri açmayı kabul etmediler
    Bunun üzerine Bediüzzaman, jandarmaların şaşkınlık dolu bakışları arasında, demir kelepçeleri çözerek yere bıraktı Yakınlarındaki pınardan abdest aldı ve namazını kıldı
    Jandarmalar sadece seyrediyorlardı
    Bediüzzaman, namaz kıldıktan sonra:
    – Tamam, dedi Benim işim bitti, şimdi kelepçeleri takabilirsiniz
    Jandarmalar, Bediüzzaman’ın ellerine kapandılar:
    – Biz şimdiye kadar sizin muhafızınız idik, bundan sonra hizmetkârınızız, diyerek Bitlis’e kadar ona saygıyla eşlik ettiler
    Bu olay bir anda bütün bölgede duyuldu Yıllar sonra:
    – Kelepçeleri nasıl çözdün, diye kendisine sorulduğunda şöyle cevap ve¬rmişti:
    – Ben de bilmiyorum Olsa olsa namazın kerametidir.
    —————————————————–

    Bir asker,namaz kılan (en zor şartlarda bile terk etmeyen) diğer askere sordu:

    “-Arkadaş kaçıncı asırda yaşıyoruz ? Niçin kendini zahmete sokup her gün 5 defa namaz kılıyorsun

    Namaz kılan asker, tam o sırada uzaktan görünen teğmeni gösterdi:
    -şu insan; niçin yanından geçerken toplanıyor, selam veriyor ve bütün emirlerine itaat ediyorsun? “yat” dese yatıyor, “kalk” dese kalkıyorsun? O da senin gibi iki ayağı, iki eli ve bir başı olan bir insan değil mi?”

    Diğer asker cevap verdi:
    “-Evet! O da benim gibi bir insan ama rütbesi var,omuzun da yıldızı var”
    Namaz kilan askerin cevabı müthişti:

    “-Ey arkadaş!Sen omuzunda bir tane yıldızı var diye senin gibi bir insana itaat ediyorsun da ben, yerdeki kumlar adedince yıldızları olan ve hepsini tespih tanesi gibi kudret eliyle çeviren bir zata niçin itaat etmeyeyim? Niçin namaz kilip emrini yerine getirmeyeyim?”
    —————————————————-

    Afyon Hapishanesinde mahkûmların ihtiyaçlarını dışarıdan temin eden,
    cinayetten tutuklu biri vardı Bediüzzaman’a da ihtiyaçlarını sorar ve
    isteklerini temin ederdi

    Bediüzzaman da ona dostluk gösterir, her görüştüğünde iman hakikatlerini
    telkin ederdi

    İman konusunda adamcağızı epeyce yumuşattıktan sonra, bir gün ona namaz
    kılmasını tavsiye etti Adam, kendisinin de kılmak istediğini, ancak namazın
    çok ve uzun olduğunu, bu sebeple de gözüne kestiremediğini söyledi
    Bunun üzerine Bediüzzaman ona dedi ki:

    “Sen namazların farzını kıl, ben sünnetleri senin yerine kılarım”
    Hiç beklemediği bu karşılık üzerine adamcağız, namazların farzını kılmaya
    söz verdi

    Sözünde de durdu
    Hapishanenin mescidine gelir, sünnetler kılınırken oturup bekler, ama
    farzları kılardı

    Bir zaman sonra Üstada geldi ve dedi ki:

    “Hocam, artık benim sünnetleri kılma”
    “Neden?”
    “Madem farzlara başladım, artık sünnetleri de ben kılayım, sizi
    yormayayım”
    Dünün katili, artık bugünün ahlâklı ve ibadetli bir mü’miniydi
    ———————————————-
    Caminin önünden geçerken ezanın okunduğunu duyan şoför, geriye dönüp patronundan izin ister:
    - Beyefendi izin verseniz de ezan okunmuşken şuracıkta namazımı kılıversem de devam etsek? der
    Patron, pek de memnun olmazsa da izin verir Şoför camiye girer, patron da arabanın içinde bekler Ancak cemaat namazını kılıp çıktığı halde şoför çıkmayınca canı sıkılan patron, arabadan inip caminin avlusuna dalar, pencere c—– abanarak ta içeriye bakar ki, şoför ellerini açmış duâya devam ediyor Camı tıklatarak seslenir:
    - Herkes çıktı sen ne duruyorsun, sen de çıksana!
    Cevap ibretli:
    - Bırakmıyor!
    - Kim bırakmıyor?
    - Seni içeriye bırakmayan!
    Bir düşüncedir alır patronu
    - Seni içeriye bırakmayan!
    Hemen orada abdestini alır camiye girer ve yanına vardığı şoföre seslenir:
    - İşte, der beni de bıraktı içeriye!
    Yaşlı gözlerle bakan şoför söylenir:
    - Elbette bırakır, der Deminden beri boşuna mı gözyaşlarıyla dua ediyorum sanıyorsun Senin dışarıda kalmana gönlüm bir türlü razı olmadı, ellerimi açıp içeriye alınman için duâ ettim Şükürler olsun ki, Rabbim (cc) kabul etti duâmı da içeriye aldı, dışarıda bırakmadı
    - İşte burada birazcık duruyor ve diyorum ki:
    - Şükürler olsun Rabbimize ki, bizleri de dışarıda bırakmamış içeriye kabul edilmişiz Bunun farkına varmalı, bu nimetin şükrü edâ edilmeli, himmet ve hizmette asla ihmal ve gerileme olmamalıdır Yoksa nimet şükür görmezse gider Bu defa da şükredenler
    alınır içeriye, etmeyenler kalır dışarı da

    —————————————————

    Rasul-i Ekrem s.a.v.’in de hazır bulunduğu ‘Zâtü’r-Rika’ gazvesindeki bir çarpışmada, müslümanlardan biri müşrik bir adamın muharebe yerinde bulunan karısını öldürmüştü. Kadının kocası da misilleme olarak mutlaka bir müslüman öldürmeye yemin etmişti. Rasulullah s.a.v. ve arkadaşlarının peşinden onları izlemeye başladı. Allah Rasulü akşam üstü bir yerde konaklama hazırlığı yaptı ve yanındakilere sordu:
    - Bu gece istirahatimizde bize kim bekçilik yapacak?
    Muhacir ve Ensar’dan iki adam cevap verdiler:
    - Ya Rasulallah, biz sizler için nöbet tutarız.
    - Öyleyse şu vadinin giriş kısmında bekleyin.
    Bu iki gönüllü, Ammar b. Yâsir ile Abbâd b. Bişr idiler. Gece nöbetine duracakları sırada Ensar’dan olan Abbâd, Muhâcirler’den olan Ammar’a:
    - Gecenin hangi bölümünde nöbette olmamı istersin? diye sordu. O da:
    - Gecenini ilk bölümünde benim yerime sen bakıver, dedi.
    Bu karardan sonra Muhacir, kendi nöbeti gelinceye kadar arkadaşının yanına uzanıverdi. Nöbetteki Ensar da, vaktin değerlendirmek için gece namazına durdu.
    Meğer karısı öldürülen müşrik herif de, o sırada yakınlardaydı. Namazda duran adamı farketti ve onun nöbette olduğunu anladı. Bir ok atıp sapladı ve atmaya devam etti. Nöbetçi sahabi üçüncü okla ağır yaralanmıştı. Derhal rükû ve secdeleri yapıp namazının tamamladı ve arkadaşını uyardı:
    - Kalk artık kalk! Ben yaralandım arkadaş, hareketten kesildim!..
    Arkadaşı yerinden fırlayınca, okçu müşrik de korkup uzaklaştı. Yaralı arkadaşının durumunu gören Muhacir hayretle sordu:
    - Fesubhanallah! Sana ilk ok atılanca beni uyandırsaydın ya!
    - Okumakta olduğum bir surenin ortalarında idim. Onu kesmek istemedim. Eğer Rasulullah’ın bize verdiği nöbetçiliğe zarar gelmeyecek olsaydı, canım çıkasıya okuduğum sureyi kesmezdim.

     Namaz Hikayeleri-1

    Efendimiz (a.s.m.) namazda 103 sayfa okurdu

    Peygamber Efendimizin (a.s.m.) namaz kılışı öylesine muhteşemdi ki, onu tasvir etmekten insanlar aciz kalırdı.

    Namaz vakti girince öyle bir hâle girerdi ki, Hz. Aişe (r.anha) Validemiz, şöyle demekten kendini alamamıştır:

    — Resulullah (a.s.m.) ile konuşurduk. O bize bir şeyler anlatır, biz de ona bir şeyler anlatırdık. Namaz vakti geldi mi, Allah’ın kudret ve azametiyle meşgul olmaktan, sanki o bizi tanımaz, biz de onu tanımazdık. İbadetimiz bizi kendi dünyamızdan alır götürür, uhrevî atmosfer içine girerdik.

    Bir sahabe de, Resulullah’ın namaz kılışını şöyle anlatır:

    – Hazret-i Peygamber namaza başladığı zaman, çevresinde bulunanlar onun göğsünden, kaynayan buhar kazanının fokurtularına benzeyen bir fokurtu işitirlerdi.

    O öyle bir namaz kılardı ki, görenler şaşırırdı. Namazda iken ayakta, rükûda ve secdede o kadar uzun dururdu ki, sanki vefat etti sanırlar, heyecanlanırlardı.

    Bazen ayakta iken Fatiha’dan sonra 47 sayfa olan Bakara Sûresi’ni okur, hatta peşinden Âl-i İmran ve Nisa sûrelerini de ekleyerek bunu 103 sayfaya çıkardığı olurdu.

    Rükû ve secdede uzun uzun dualar eder, her gece ayağı şişinceye kadar namaz kılardı.

    Çünkü, namaz kılmaktan başta ruhanî ve kalbî olmak üzere bütün duygularıyla zevk ve lezzet alır, büyük bir huzur duyardı. Namazda hissettiklerini ifade etmek için ashabına şöyle derdi:

    – Sizin yemek yemekten, su içmekten, muamele-i zev ci ye den aldığınız lezzeti, ben namazdan alırım.

    Namazı Yaşayanlar/Said Demirtaş/Nesil Yayınları

    Namaz Hikayeleri – 2

    Bedir Savaşı’nda cemaatle namaz

    Namaz kılmak o kadar önemlidir ki, eğer imkân varsa savaşta bile namazı terk etmemek gerekir. Nitekim Peygamberimiz (a.s.m.) ve güzide sahabeleri Bedir Savaşı’nın en çetin anında bile cemaatle namaz kılmışlardı. Müşrik ordusu Müslümanlardan üç kattan daha fazlaydı. Tam bir ölüm kalım mücadelesi veriliyordu. Ama Allah Resulü ve ashabı canlarını kurtarmaktan ziyade, Allah’ın huzurunda yan yana, omuz omuza namaz kılmayı seçmişlerdi.

    Yarısı namaz kılarken diğerleri savaşmış, namaz kılanlar savaşırken diğerleri namazlarını cemaatle eda etmişlerdi. Bu husus, Kur’ân’da şöyle anlatılmaktadır:

    “Savaşta mü’minler arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle birlikte namaza dursunlar ve silâhlarını da yanlarına alsınlar. Onlar secde ettikten sonra geri çekilip düşmana karşı dursunlar ve yerlerine henüz namaza durmamış olan diğer topluluk gelsin. Onlar da tedbirli şekilde ve silâhlarını yanlarına alarak seninle beraber namaz kılsınlar.” (Nisa Sûresi, 102)

    Müslümanların bir kısmı namazdayken bir kişiye altı düşman düşüyordu. Buna rağmen Müslümanlar mağlûp olmamışlar, kesin bir zafer kazanmışlardı.

    Namazı Yaşayanlar/Said Demirtaş/Nesil Yayınları

    Namaz Hikayeleri-3

    Namazı engelleyemedi

    İslâmiyetin ilk zamanlarıydı. Müşrikler tarafından Müslümanlara büyük ezalar ve cefalarda bulunuluyordu. İslâm’ın ilk anlarından beri hep karşı çıkan ve özellikle güçsüz Müslümanlara var gücüyle düşmanlık edip onları ezen, hatta şehit eden Ebu Cehil ve müşrikler hiçbir fırsatı kaçırmıyorlardı.

    Eziyet için fırsat kollayan Ebu Cehil yine içi kin dolu bir hâldeyken Kureyşlilere şu soruyu sordu:

    – Muhammed siz varken de ellerini yere koyup Allah’a secde ediyor mu?

    Kureyşliler de ona:

    – Evet, dediler.

    Ebu Cehil:

    – Lat ve Uzza’ya yemin ederim ki, eğer onu bu şekilde ibadet ederken görürsem ensesine ayağımı basarak yüzünü yere sürteceğim, demişti.

    Bir gün Resulullah namaz kılıyordu. Ebu Cehil, ettiği yemini yerine getirmek için Efendimize (a.s.m.) doğru yöneldi. İçi kinle dolu, kendinden emin ve gururlu bir şekilde ettiği yemini yerine getirmek için Efendimizin (a.s.m.) boynuna basmak isterken birden bire herkes onun geri çekildiğini gördü. Ebu Cehil’e:

    – Ne oluyor, diye sordular.

    Ebu Cehil hâlâ olayın etkisinde ve korkarak şu cevabı verdi:

    – Benimle onun arasında bir ateş hendeği vardı. Bazı kanatlar da gördüm.

    Bu olaydan sonra Allah’ın Resulü (a.s.m.) şöyle buyurdu:

    – Eğer yanıma gelseydi melekler onu parçalayacaktı.

    ***

    Yine Ebu Cehil’in kabilesinden olan Velid ibni Muğire, Re sul-i Ekrem’e (a.s.m.) vurmak için bir taşı alıp, secdedeyken yanına gitti. Birden gözleri kapandı. Efendimizi (a.s.m.) Mescid-i Haram’da göremedi. Sonra geri döndü. Geri döndü­ğünde onu gönderenleri de göremiyordu, ama sadece seslerini işitebiliyordu.

    Efendimiz (a.s.m.) namazını bitirinceye kadar gözleri bu şekilde kaldı. Ne zaman Efendimiz (a.s.m.) namazını bitirdi, onun da gözleri açıldı.

    Namazı Yaşayanlar/Said Demirtaş/Nesil Yayınları

    Namaz Hikayeleri – 4

    Aceleyle kılınan namaz, namaz sayılmaz

    Peygamberimiz (a.s.m.), itinasız kılınan namazı, namaz saymazdı. Bir gün gelişigüzel namaz kılan bir kimseye:

    – Dön de, namazını yeni baştan kıl. Çünkü sen namazı kılmış olmadın, dedi. Adam dönüp yine eskisi gibi kıldı. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) yine ona:

    – Dön, yeni baştan kıl. Çünkü sen namazı kılmış olmadın, diye buyurdu ve bu ihtar üç defa vuku buldu. En sonunda adam:

    – Seni hak din ve kitapla gönderen Allah’a yemin ederim ki, ben bundan başka türlüsünü bilmiyorum, bana doğrusunu öğret, dedi. Bunun üzerine Efendimiz (a.s.m.):

    – Namaza duracağın zaman tekbir al. Sonra ne kadar kolayına gelirse, o kadar Kur’ân oku. Arkasından rükûa varıp, mutmain [azaların yatışmış] oluncaya kadar dur. Sonra başını kaldırıp ayakta doğruluncaya kadar dur. Daha sonra, secdeye varıp mutmain oluncaya kadar kal. Sonra başını kaldırıp mutmain oluncaya kadar otur. Bunu namazın bütününde böylece yap, dedi.

    Namazı Yaşayanlar/Said Demirtaş/Nesil Yayınları

    Namaz Hikayeleri – 5

    Tesbihatın önemi

    Muhacirlerin fakirleri Resulullah’a (a.s.m.) gelip dediler ki:

    – Servet sahibi Müslümanlar derece ve nimetler bakımından bizi geçtiler… Resulullah da:

    – Ne hususta, diye buyurunca, muhacir fakirler:

    – Biz namaz kılıyoruz, onlar da kılıyor; biz oruç tutuyoruz, onlar da tutuyorlar; fakat onlar sadaka verdikleri halde biz veremiyoruz; onlar köle azad ediyorlar, biz edemiyoruz, dediler.

    Bunun üzerine Peygamber (a.s.m.):

    – Size, sizden ilerde bulunanlara yetişebileceğiniz, sizden geride, sizden aşağıda olanları geçebileceğiniz ve sizin yaptığınız gibi yapanlar müstesna, sizden başka kimsenin daha faziletli olamayacağı bir şey öğreteyim mi, buyurdu.

    Muhacirlerin fakirleri:

    – Evet, öğret, ey Allah’ın Resulü, diye cevap verdiler.

    Peygamber Efendimiz de (a.s.m.):

    – Her namazın sonunda otuz üçer defa sübhânallah (Allah’ı her türlü noksanlıktan tenzih ederim), elhamdülillah (hamd Allah’a mahsustur), Allahü Ekber (Allah en büyüktür) deyiniz, buyurdu.

    Muhacir fakirler, bir süre sonra Resulullah’a (a.s.m.) gelerek şöyle dediler:

    – Mal ve servet sahibi kardeşlerimiz bizim bu yaptığımızı işitip onlar da böyle yaptılar.

    Bunun üzerine Allah’ın Resulü şöyle buyurdu:

    – Bu, Allah’ın fazlıdır, dilediğine verir.

    Namazı Yaşayanlar/Said Demirtaş/Nesil Yayınları

    Namaz Hikayeleri – 6

    Namaz günahları affettirir

    Resulullah (a.s.m.) ashabıyla mescitte idi. O esnada bir adam geldi ve:

    – Ey Allah’ın Resulü, ben bir günah işledim, bana cezasını ver, dedi.

    Resulullah adama cevap vermedi. Adam talebini tekrar etti. Aleyhissalâtü Vesselâm yine sustu. Derken namaz vakti girdi ve namaz kılındı. Resulullah (a.s.m.) namazdan çıkınca adam yine peşine düştü. Efendimizin (a.s.m.) vereceği cevabı merak eden Ebu Ümâme (r.a.) de adamı takip etti. Efendimiz adama:

    – Evinden çıkınca güzelce abdest almış mıydın, diye sordu. Adam:

    – Evet, ey Allah’ın Resulü, dedi.Bunun üzerine Efendimiz:

    – Sonra da bizimle namaz kıldın mı, buyurdu. Adam:

    – Evet ey Allah’ın Resulü, diye cevap verince, Efendimiz:

    – Öyleyse Allah Teâlâ Hazretleri günahını affetti, müjdesini verdi.

    Namazı Yaşayanlar/Said Demirtaş/Nesil Yayınları

    Asr-ı Saadetten Namaz Hikâyeleri – Said DEMİRTAŞ

    “Yahudiler gibi sallanmayın!”

    Sahabeden Ümmü Ruman (r.a.), namaz kılarken sallanıyordu. Onu bu halde gören eşi Hazret-i Ebu Bekir, öyle bir azarladı ki, Ümmü Ruman neredeyse namazdan çıkacaktı. Daha sonra Hz. Ebû Bekir, şiddetle uyarmasının sebebini şöyle açıkladı:
    – Resulullah (a.s.) şöyle buyuruyordu: “Herhangi biriniz namaza durduğunda her tarafı sakin olsun, Yahudiler gibi sallanmasın. Zira namazda her tarafın sükûnet içinde olması, namazın tamamındandır.”

    Namazdayken konuşulanları duymazdı

    Sahabilerin büyüklerinden olan Abdullah bin Mes’ud (r.a.), namaz kılacağı zaman “dürülmüş elbise” gibi olurdu. Allah huzuruna çıkacağı için duyduğu heyecan ve saygıdan iki büklüm olduğunu görenler şaşırırdı… Ancak o, namazda iken çevresiyle irtibatını keser, hatta evdekilerin konuştuklarını bile duymazdı. Bazen namaz kılacağı zaman, evdekiler:
    – Susun, ses çıkarmayın, Abdullah namaz kılacak, derlerdi.
    Ancak o, kendinden gayet emin, namazdaki huşûunu hiçbir şeyin bozamayacağını bildiği için şu cevabı verirdi:
    – İstediğinizi konuşun… Ben namazdayken sizin konuştuk¬larınızı duymuyorum.

    Namaz kılmaktan usanmazdı

    Peygamberimizin (a.s.) hanımlarından Hz. Zeynep Validemiz, ibadetlerine çok düşkündü. Saatlerce nafile namaz kılar, yine usanmazdı.
    Bir gün Hz. Peygamber (a.s.) mescide girince, iki sütun arasına çekilmiş bir ip gördü.
    – Bu ip neyin nesidir, diye sahabilere sordu.
    – Hz. Zeyneb’in ipidir. Gece ayakta namaz kılmaktan yorulunca ona asılarak devam eder, cevabını verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.):
    – Hayır, böyle olmaz. Onu hemen çözün. Sizden biriniz zin¬de olduğu sürece namazını ayakta kılsın, yorulunca da otu¬rarak devam etsin, buyurdu.

    Yaralıyken bile sabah namazını kıldı

    Peygamberimizin (a.s.) güzide sahabileri namaza öylesine önem verirlerdi ki, onun uğrunda hiçbir engel tanımazlardı. Namaz yolunda savaş, yaralanma, ölüm bile vız gelirdi. Dünyada iken Cennetle müjdelenenlerden Hz. Ömer (r.a.), kanlı bir suikaste uğramıştı. Yarasından kanlar akarken evine getirilmişti.
    – Yemek ister misin, diye sormuşlardı.
    – Hayır, cevabını vermişti.
    – Su içer misiniz?
    – Hayır.
    Bunun üzerine etrafındaki sahabiler:
    – Namaz kılacak mısınız, diye sormuşlardı.
    Hz. Ömer’in âdeta gözleri parlamış, yavaş yavaş enerjisi tükenmekte olan vücuduna can gelmişti.
    – Evet, kılacağım, dedi.
    O yüce insan, yarasından kanlar akarken sabah namazını kılmış, namazı terk etmeyi aklından bile geçirmemişti.

    Ayağındaki oku namazda çıkardılar

    Hz. Ali Efendimiz’in (r.a.) namaz vakti girdiğinde hâli değişir, rengi atar ve titrerdi. Sebebi sorulduğunda şöyle derdi:
    – Bilmez misiniz ki bu vakit, Allah’ın yerlere ve göklere tek¬lif edip de onların yüklenmekten kaçındığı bir emanetin eda vaktidir. Ben bu emaneti yüklenmiş bulunuyorum. Yüklen¬diğim bu ilâhî emaneti en güzel şekilde eda edip edemeyeceğimi de bilmiyorum…
    Yine o muhteşem sahabinin ayağına ok battığında, namazda iken çıkarılmasını istemişti. Çünkü namazda iken bütün zerreleriyle Allah’a yönelip maddî hiçbir şeyi hissetmediği için bu yola başvurmuştu. Demek namaza öylesine kendini kaptırmıştı ki, namaz tıpkı ameliyatlardaki anestezi gibi onu kendinden geçiriyor, dünya ile bağlantısını kesiyordu.
    Ayağındaki okun çıkarılması çok uzun sürmüştü. Hz. Ali (r.a.), ameliyat bittiğinde, şu soruyu sormuştu:
    – Oku çıkardınız mı?

    Hz. Fatıma ve sabah namazı

    Hz. Fatıma Validemiz (r.a.), henüz süt emmekte olan Hazret-i Hüseyin hastalandığı için sabaha kadar uyuya¬ma¬mıştı. Evlâdının inleyişi karşısında gözlerine sabaha kadar uyku girmedi. Hz. Hüseyin sabaha doğru bir ara uyur gibi olduğunda, Hz. Fatıma bulduğu ilk fırsatta kâinatın sahibine yönelerek sabah namazını eda etmişti. Kendisini çaresiz bırakan uykuya ancak bundan sonra vakit ayırabilmişti.
    Sonra, mescid-i şerifte sabah namazını kıldıran Peygamber Efendimiz (a.s.), âdeti üzere onun evini teşrif etmişlerdi. Hazret-i Fatıma Validemizi uyur vaziyette görünce, onun sabah namazını kılmadığını sandı.
    – Ey kızım Fâtıma, Peygamber kızıyım diye sakın namazı terk etme! Beni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, namazını vaktinde kılmadıkça cennete gireceğini zannetme, diyerek, namazın hiçbir şekilde ihmal edilemeyeceğini belirtti. Buna karşılık Hz. Fatıma:
    – Canım babacığım, sabaha kadar uyumadım. Sabah namazını kılıp yattım, deme gereği duydu. O zaman Efendimiz (a.s.), sevgili kızını şöyle müjdeledi:
    – Müjdeler olsun sana kızım! Âhirette böyle sıkıntılar gör¬me¬yeceksin.
    Gece namazı ateşten korur
    Abdullah bin Ömer (r.a.) gençliğinde sık sık mescitte uyurdu. Bir gece garip bir rüya gördü. Önünde ateşten bir kuyu vardı. Melekler onu kuyunun yanı başına bırakmışlardı. İçinde yanan insanların sesleri duyuluyordu. İbn-i Ömer:
    – Ateşten Allah’a sığınırım, diye dua ediyordu.
    Yananları tanıyordu sanki… Sonra başka bir melek çıkageldi. Ona:
    – Sen hiç korkma, dedi.
    Bu rüyayı Peygamberimizin (a.s.) eşi Hafsa Validemize (r.a.) anlattı. Hafsa Validemiz de Peygamberimize (a.s.) ak¬tarmıştı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:
    – Abdullah bin Ömer ne iyi bir insandır! Bir de gece namazını kılsa, buyurdu.
    Mesajı alan İbn-i Ömer, bundan sonra geceleri az uyumaya ve ibadet etmeye başladı.
    ***
    İbni Ömer (r.a.) cemaatle namaz kılmaya o kadar çok ö¬nem verirdi ki, şayet yatsı namazını cemaatle kılamazsa gece¬nin tümünü ibadetle geçirirdi.
    Abdullah bin Ömer’in tâdil-i erkân ile namaz kılmasına her¬kes hayran olurdu. Hatta Tabiînin büyüklerinden Tâvus Hazretleri:
    – Onun gibi dikkatli namaz kılan birini görmedim, derdi.
    ***
    İbni Ömer (r.a.) Kur’ân okurken manasına o kadar kendisini verirdi ki, hâlden hâle girerdi. Bir gün Mutaffifîn Sûresi’¬ni okuyordu. “O gün tüm insanlar, Âlemlerin Rabbi için kal¬kıp dikilirler” meâlindeki âyete gelince sarsıla sarsıla ağlamaya başladı. Secdeye vardı. Ondan sonra okumaya devam edemedi.
    Bedir Savaşı’nda cemaatle namaz
    Namaz kılmak o kadar önemlidir ki, eğer imkân varsa savaşta bile namazı terk etmemek gerekir. Nitekim Peygamberimiz (a.s.) ve güzide sahabileri Bedir Savaşı’nın en çetin anında bile cemaatle namaz kılmışlardı. Müşrik ordusu Müslümanlardan üç kattan daha fazlaydı. Tam bir ölüm kalım mücadelesi veriliyordu. Ama Allah Resulü ve ashabı canlarını kurtarmaktan ziyade, Allah’ın huzurunda yan yana, omuz omuza namaz kılmayı seçmişlerdi.
    Yarısı namaz kılarken diğerleri savaşmış, namaz kılanlar savaşırken diğerleri namazlarını cemaatle eda etmişlerdi. Bu husus, Kur’ân’da şöyle anlatılmaktadır:
    “Savaşta mü’minler arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle birlikte namaza dursunlar ve silâhlarını da yanlarına alsınlar. Onlar secde ettikten sonra geri çekilip düşmana karşı dursunlar ve yerlerine henüz namaza durmamış olan diğer topluluk gelsin. Onlar da tedbirli şekilde ve silâhlarını yanlarına alarak seninle beraber namaz kılsınlar.” (Nisa Sûresi, 4/102).
    Müslümanların bir kısmı namazdayken bir kişiye altı düşman düşüyordu. Buna rağmen Müslümanlar mağlûp olmamışlar, kesin bir zafer kazanmışlardı.
    Namaz hidayetine sebep oldu
    Hz. Ali (r.a.), Müslümanlığı kabul eden ilk çocuktur. Bir gün Peygamber Efendimiz ve Hz. Hatice’yi namaz kılarken gördü. Onları hayran hayran izledi. Şimdiye kadar hiç böyle bir şey görmemişti. Namaz bitince:
    – Bu yaptığınız nedir, diye sordu. Peygamber Efendimiz (a.s.):
    – Ey Ali, bu Allah’ın seçtiği, beğendiği dindir. Seni bir olan Allah’a iman etmeye çağırıyorum. İnsana fayda ve zararı dokunmayan putlara tapmaktan sakındırıyorum, buyurdu. Bir an için duraklayan Hz. Ali:
    – Bu, benim bu zamana kadar duyup işitmediğim bir şey. Babamın iznini almadan bir şey yapamam, diye konuştu. O gün kimseye bu meseleyi açmadı. Geceyi düşünerek geçirdi. Şafak aydınlığıyla birlikte kalbine bir ışık doğdu. Doğruca Resulullah’ın (a.s.) huzuruna vardı, şöyle konuştu:
    – Allah beni yaratırken babam Ebu Talib’e sormadı. Ben neden Allah’a iman edip ibadet etmek için gidip ona danışıp iznini alayım? Böylece ilk Müslüman çocuk olma şerefine ulaştı.
    Teheccüd, şeytanın düğümlerini çözer
    Hz. Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmaktadır:
    – Sizin biriniz gece uyuyunca şeytan onun ense köküne üç düğüm atar. Her düğüm atışında, “Önünde upuzun bir gece vardır, rahat uyu!” der. O kimse uyanıp Allah’ı zikrederse, bir düğüm çözülür. Abdest alırsa bir düğüm daha çözülür. Namaz da kılarsa şeytanın attığı bütün düğümler çözülür. Artık o teheccüd sahibi, kötü düğümleri çözülmüş, dinç ve neşe içinde sabaha çıkar.
    Fakat kalkıp zikretmez ve abdest alıp namaz kılmazsa, gönlü kirli, tembel bir şekilde sabahlar…
    Aceleyle kılınan namaz, namaz sayılmaz
    Peygamberimiz (a.s.), itinasız kılınan namazı, namaz saymazdı. Bir gün gelişigüzel namaz kılan bir kimseye:
    – Dön de, namazını yeni baştan kıl. Çünkü sen namazı kılmış olmadın, dedi. Adam dönüp yine eskisi gibi kıldı. Peygamber Efendimiz yine ona:
    – Dön, yeni baştan kıl. Çünkü sen namazı kılmış olmadın, diye buyurdu ve bu ihtar üç defa vuku buldu. En sonunda adam:
    – Seni hak din ve kitapla gönderen Allah’a yemin ederim ki, ben bundan başka türlüsünü bilmiyorum, bana doğrusunu öğret, dedi. Bunun üzerine Efendimiz (a.s.):
    – Namaza duracağın zaman tekbir al. Sonra ne kadar kolayına gelirse, o kadar Kur’ân oku. Arkasından rükûa varıp, mutmain [azaların yatışmış] oluncaya kadar dur. Sonra başını kaldırıp ayakta doğruluncaya kadar dur. Daha sonra, secdeye varıp mutmain oluncaya kadar kal. Sonra başını kaldırıp mutmain oluncaya kadar otur. Bunu namazın bütününde böylece yap, dedi.
    Namaz günahları affettirir

    Resulullah (a.s.) ashabıyla mescitte idi. O esnada bir adam geldi ve:
    – Ey Allah’ın Resulü, ben bir günah işledim, bana cezasını ver, dedi.

    Resulullah adama cevap vermedi. Adam talebini tekrar etti. Aleyhissalâtü Vesselâm yine sustu. Derken namaz vakti girdi ve namaz kılındı. Resulullah (a.s.) namazdan çıkınca adam yine peşine düştü. Efendimizin vereceği cevabı merak eden Ebu Ümâme (r.a.) de adamı takip etti. Efendimiz adama:

    – Evinden çıkınca güzelce abdest almış mıydın, diye sordu. Adam:

    – Evet, ey Allah’ın Resulü, dedi. Bunun üzerine Efendimiz:

    – Sonra da bizimle namaz kıldın mı, buyurdu. Adam:

    – Evet ey Allah’ın Resulü, diye cevap verince, Efendimiz:

    – Öyleyse Allah Teâlâ Hazretleri günahını affetti, müjdesini verdi.

    Namazda Selam!!!

    İslam âlimlerinden, İmam Birgivî hazretleri zamanında, devrin şeyhülislamı bir hususta bir fetva verir. Bu fetva bir kâğıda yazılı olarak İmam Birgivî’ye verilir. İmam Birgivî, eline tutuşturulan kâğıdı okur okumaz, kâğıdı yırtar ve bu yanlış bir fetvadır der.
    Fetvasının, Birgivî tarafından reddedildiğini öğrenen şeyhülislam, haber göndererek İmam Birgivî’yi makamına davet eder. Birgivi hazretleri davete icabet eder ve doğruca Şeyhülislam’ın makamına gider. İçeri girdiğinde şeyhülislam namaz kılmaktadır. İmam Birgivî, namaz kılan şeyhülislam’ı görmesine rağmen ona selam verir ve içeri girip bir yere oturur. Şeyhülislam namazını bitirince:
    –Hoş geldiniz hoca efendi. Benim fetvamı reddettiniz ama namaz kılan adama selam verilip verilmeyeceğini bilemediniz.
    İmam Birgivi hazretleri, bu suali bekler gibiydi. Şöyle cevap verir:
    –Namaz kıldığınızı gördüm. Namaz kılan kimseye selam da verilmez. Ancak ben içeri girdiğimde siz namaz kılmıyordunuz. Bu oda karanlık olduğu için, şu pencereyi büyütsek de, odaya daha çok ışık girer mi diye düşünüyordunuz. Bende sizin pencere ile meşgul olduğunuz görünce selam verdim.
    Şeyhülislam neye uğradığını şaşırdı.
    İmam Birgivi öyle ayağa çağrılacak bir adam değildi, şeyhülislam özür beyan etti.

    SECCADESİZ NAMAZ

    Bir gün Ayşe validemiz,bir gün  Peygamber Efendimize dedi ki “ Ey Allah Resulü, sen aşikar, gizli, neresini bulursan orada namaz kılmaktasın. Halbuki evde pis adamlar da gezip tozuyor. Sen de bilirsin ki pis çocuklar, nereye varırsa orasını pislerler.”

    Peygamber, şunu “ Bil: Allah, büyükler pis şeyleri temiz etmiştir. Hakkın lütfu, bu yüzden secdegahımı, ta yedinci kat göğe kadar arıttı” diye cevap verdi. Kendine gel, kendine. Padişahlara hasede kalkışma. Terke hasedi. Yoksa alemde sen de bir iblis olursun. Veli zehir yese bal olur. Sen bal yesen zehir kesilir. O varlığını Allah varlığına tebdil etmiştir. İşi de eşyayı tebdil etmedir.

    O lütuftan ibaret bir hale gelmiştir, her türlü ateşi de nur olmuştur. Ebabil kuşlarında Tanrı kuvveti vardı. Yoksa bir kuşcağız nasıl olurda bir fiili helak edebilirdi? Koca bir orduyu birkaç kuş kırıp geçirdi. Bak da bu kudretin Allah’dan olduğunu bil. Eğer bundan şüpheye düşersen yürü var, Eshabı fil suresini oku. Onunla inada kalkışır, beraberlik davasına girişirsen, yok mu? Eğer onlardan başını kurtarabilirsen beni de kafir bil sen?

    Bir fareceğiz, bir devenin yularını eline aldı. Kurula, kurula yola düştü. Deve , tabiatındaki mülayimlik yüzünden onunla beraber yürümeye koyuldu. Fare “ Ben, ne de pehlivan, ne de yiğit ermişim” diye gurura düştü. Düşüncesinin ışığı deveye aksetti. “ Hele hoşindi. Ben sana gösteririm!” dedi.

    Gide, gide bir büyük ırmak kenarına geldiler. Öyle büyük, öyle derindi ki ulu bir fil bile o ırmakta zebun olurdu. Fare orada duru, kaskatı kesildi. Deve “ Ey dağda, ovada bana arkadaş olan, bu duraklama ne, niye şaşırdın? Irmağa ercesine ayak bas, gir suya1 sen kılavuzsun, benim öcümsün. Yol ortasında durup susma” dedi.

    Fare dedik ki: “ Bu su, pek büyük, pek derin bir su, arkadaş,ben boğulmaktan korkuyorum” deve “ Hele bir göreyim, ne kadarmış bu su ?” deyip hemen ayağını attı. Dedi ki: “ A kör sıçan, su diz boyuymuş. A hayvanların kusuru, neden şaşırdın?” fare, “ Sana karınca bize ejderha1 dizden dize fark var. Ey hünerli deve, sana diz boyu ama benim tepemden yüz arşın geçer.” Dedi.

    Deve dedi ki. “ Öyleyse bir daha küstahlık etme de cismin, canın yanıp yakılmasın. Sen kendi gibi farelerle boy ölçüş. Deveyle sıçanın sözü yoktur.” Fare “ tövbe ettim,Allah hakkı için beni bu helak edici sudan geçir.” Dedi. Deve acıdı, “ haydi hörgücüme sıçra otur. bu geçiş benim işim. Seni de, senin gibi yüzlercesini de geçiririm” dedi.

    Madem ki peygamber değilsin. Yola düş de günün birin de kuyudan kurtulup yüce bir makama erişesin. Sultan değilsen yürü, riayet ol. Kaptan değilsen gemiyi öyle alabildiğine yürütme. Ticarette kamil değilsen yalnız başına dükkan açma; yoğrulup kemale gelinceye dek birisinin hükmü altına gir.! “ Susun, dinleyin” emrini işit, sükut et. Madem ki Allah dili olamadın, kulak kesil.

    Söylersen bile sual tarzında söz söyle. Padişahlar padişahıyla edepli konuş! Kibir ve kinin başlangıcı şehvettendir. Şehvetinin yerleşip kuvvetlenmesi de itiyat yüzündendir. Kötü huy, adet edindiğinden dolayı sağlamlaşır, yerleşir. Seni ondan vazgeçirmek isteyene kızarsın. Toprak yemeye alışırsan kim seni bundan menetmeye kalkışırsa onu düşman sayarsın. Puta tapanlar bu tapmayı huy edindiklerinden men edenlere düşman olmuşlardır. İblis ululanmayı huy edinmişti de eşekliğinden Adem’i kendisinden aşağı gördü.

    “ Benden daha ulu başka birisi yok ki. Benim gibi bir kişi, ona secde eder mi?” dedi. Ululuk zehirdir. Ancak, ta ezelden panzehire sahip olan ruh müstesna. Dağ yılanla dolu ise içersinde panzehir yeri bulundukça korkma. Kafana ululuk yerleşmiş, onun için kim seni kırarsa onu ezeli düşman sayarsın.

    Birisi huyuna aykırı söz söylerse ona bir hayli kinlenirsin. Beni huyumdan çevirecek, şakirt haline sokacak, kendisine tabi kılacak dersin. Böyle adamın kötü huyu serkeş olmasa, o huya aykırı şeylere niye ateşlenir, kızar; yahut muhalife müdana eder, onun gönlünde bir yer kazanır. Çünkü kötü huyu adamakıllı kuvvetlenmiştir.

    Karınca gibi olan şehvetti, itiyat yüzünden adeta ejderha kesilmiştir. Şehvet yılanını önceden öldür. Yoksa hemencecik ejderhalaşır. Fakat herkes, yılanını karınca görür. Sen kendini bir gönül sahibine sor! Bakır altın olmadıkça bakırlığını; gönül padişah olmadıkça müflisliğini bilmez.

    Bakır gibi sen de iksire hizmet et. Gönül dildarın cevrini çek. Dildar kimdir? İyice bil. Dildar ehli dildir. Çünkü ehli olan, gece ve gündüz gibi cihandan kaçıp durmakta, alemde eğleşmemektir. Allah kulunun ayıbını az söyle, padişahı hırsızlıkla az kına.

    Mesnevi’den Hikayeler

    Namaza gelenler

    Harun Reşid, bir Ramazan günü Behlül’e, akşam namazında camiye gitmesini ve namaza gelen herkesi iftara davet etmesini söyledi.

    Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıka geldi. Harun Reşid şaşırdı:
    - Akşam camiye bu kadar insan mı geldi?
    Behlül cevap verdi:
    - Siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu ve daha başka şeyler sordum. Onları da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen bu kadarmış.

    Bir de gece Namaz kılsa

    İbn-i Ömer dedi ki: Hz Peygamberin sağlığında rüya görenler onu O’na anlatırlardı, ben de bir rüya görmek ve onu Hz. Peygambere anlatmayı diledim. O’nun zamanında bekar bir oğlandım ve mescidde uyurdum. Bir defasında rüyamda iki melek beni Cehenneme götürdüler. Baktım ki, o kuyu duvarı gibi örülmüş olup kuyunun ki gibi iki boynuzu vardı; o da ne, orada kendilerini tanıdığım insanlar vardı. Ben şöyle haykırdım: Cehennemden Allah’a sığınırım! Cehennemden Allah’a sığınırım! O sırada bir başka melek diğer iki meleğe katıldı ve bana şöyle dedi:Korkutulmayacaksın!Ben bu rüyayı Hafsa’ya anlattım, Hafsa da onu Hz Peygamber’e anlattı. O bunun üzerine şöyle buyurdu: Abdullah ne güzel, ne iyi bir adamdır! Bir de geceleyin namaz kılmış olsaydı! Sâlim şunu ilave etti “ve o günden sonra Abdullah gecenin sadece az bir kısmında uyurdu. (Buhârî, Ashabu’n-Nebî, 19)

    Namazım

    Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında:

    -Oğlum,namaz hiç bu vakte bırakılır mı?
    Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmıştı,ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar,yaşından
    beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını
    kılardı.Kendisi ise,nefsini bir türlü yenemiyordu.Hep ne oluyorsa?namaz son
    dakikalara kalıyor,bu sebeple namazını alelacele edâ ediyordu.Bunu
    düşünerek kalktı yerinden,gözü saate kaydı.Yatsı ezanının okunmasına on beş dakika

    kalmıştı.Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak,”Yine geciktirdim namazı.”dedi kendi kendine…
    Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendini odasına attı.Mecburen,hızlı hareketlerle namazını edâ etti.Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi…”Bu halimi görse,tatlı-sert kızardı yine
    bana” dedi.Çok seviyordu onu…Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki,onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi.Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki,hicabından renkten renge girerdi.
    O gün akşama kadar derse girmişti.Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde…Duâsını yaparken,başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu.Namazdan sonra bir süre bu şekilde tefekkür etmeyi severdi.Gözleri kapanır gibi oldu. “Ne kadar da yorulmuşum “dedi.Daldı gitti
    öylece…
    Kıyamet kopmuştu.Mahşeri bir kalabalık vardı.Her yön insanlarla
    doluydu.Kimi donakalmış,hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor;kimi sağa sola koşuşturuyor,kimisi de diz çökmüş,başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği,yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor,soğuk terler döküyordu.Hayattayken kıyamet,sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı.Ama mahşer meydanındaki
    ürperti,korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti.
    Hesap ve sorgu devam ediyordu.Bu arada onun ismini de okudular.Hayretle bir sağa,bir sola baktı.”Benim ismimi mi okudunuz?”dedi,dudakları titreyerek…Kalabalık birden yarılmış,bir yol oluşmuştu önünde…İki kişi kollarına girdi.Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi.Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla yürüdü.Merkezi bir yere gelmişlerdi.Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi.Bütün hayatı,bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden…
    Şükürler olsun dedi,kendi kendine ve devam etti;Gözlerimi dünyaya açtım,hep hizmet eden insanları gördüm.Babam sohbetlerden sohbetlere koşturuyor,malını İslâm yolunda harcıyordu.Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor,yemek sofralarının biri kalkıp,bir yenisi kuruluyordu.Ben ise,hep bu yolda oldum.İnsanlara hizmete çalıştım.Onlara Allah’ı anlattım.Namazımı kıldım.Orucumu tuttum.Farz olan ne varsa yerine getirdim.Haramlardan kaçındım.Kirpiklerinden aşağıya gözyaşları dökülürken,”Rabbimi seviyorum,en azından sevdiğimi zannediyorum”diyordu.Ama bir yandan da “O’nun için ne yapsam az,Cennet’i kazanmaya yetmez diye düşünüyordu.Tek sığınağı Allah’ın rahmetiydi. Hesap sürdükçe sürdü.Boncuk boncuk terliyor; sırılsıklam olmuş,zangır zangır titriyordu.Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu.

    Sonunda hüküm verilecekti.Vazifeli melekler ellerinde bir kâğıt,mahşer meydanındaki kalabalığa döndüler.Önce ismi okundu.Artık ayakları tutmaz olmuştu.Neredeyse yığılıp kalacaktı.Heyecandan gözlerini kapamış,okunacak hükme kulak kesilmişti Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi.Kulakları yanlış mı duyuyordu?İsmi Cehennemlikler
    listesindeydi.Dizlerinin üstüne yığıldı.Hayretten donakalmıştı.”Olamaaaaz.”diye bağırdı.Sağa-sola koşturdu.İnanamıyordu.”Ben nasıl Cehennemlik olurum?Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum.Onlarla beraber koşturdum.Hep Rabbimi anlattım.”diyordu. Gözleri sağanak olmuş,titrek vücudunu ıslatıyordu.Vazifeli iki melek kollarından tuttu.Ayaklarından sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehennem’e doğru yürümeye
    başladılar.Çırpınıyordu.Medet yok muydu?Bir yardım eden çıkmayacak mıydı? Dudaklarından kelimeler kırık dökük,yalvarmayla karışık döküldü. “Hizmetlerim…Oruçlarım… Okuduğum Kur’an’lar… Namazım… Hiçbiri beni kurtarmayacak mı?” diyordu…Bağıra bağıra yalvarıyordu.Cehennem melekleri onu hiç dinlemediler,sürüklemeye devam ettiler.Alevlere çok yaklaşmışlardı.Başını geriye çevirdi.Son çırpınışlarıydı.
    Rasulullah(s.a.v)”Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler,günde beş vakit namazda insanı günâhlardan söyle temizler” buyuruyordu.”Oysa ki benim namazlarım da mı beni kurtarmayacak?diye düşünüyordu. Namazlarım…Namazlarım…Namazlarım.”diye diye hıçkırdı.
    Vazifeli melekler hiç durmadılar.Yürümeye devam ettiler;Cehennem çukurunun başına geldiler.Alevlerin hareketi yüzünü yakıyordu.Son bir defa dönüp geriye baktı.Artık gözleri de kurumuştu.Ümitleri sönmüştü.Başını öne eğdi.İki büklüm oldu.Kollarını sıkan parmaklar çözüldü.Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi.Vücudunu birdenbire havada buldu.Alevlere doğru düşüyordu.Tam iki metre düşmüştü ki,bir el kolundan tuttu.Başını kaldırdı.Yukarıya baktı.Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı.Kendisini yukarıya çekti.Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı.”Siz de kimsiniz İhtiyar gülümsedi: “Ben senin namazlarınım” “Neden bu kadar geç kaldınız?Son anda yetiştiniz.Neredeyse düşüyordum.”dedi…İhtiyar yüzünü gererek,tekrar güldü;başını salladı; “Sen beni hep son anda yetiştirdin,hatırladın mı

    Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı.Kan-ter içinde kalmıştı.Dışarıdan gelen sese kulak
    kabarttı.Yatsı ezanı okunuyordu.Bir ok gibi yerinden fırladı.Abdest almaya gidiyordu

    Bir Namazın Öyküsü

    ORTA YAŞLI ADAMIN iyi bir işi, iyi bir eşi mutlu bir hayatı vardır. Az kimsenin yaptığı ticaretle meşguliyetinden çok para kazanmakta, rahat günler geçirmektedir. Ev, araba, tatiller, seyahatler, uçuşanlar sevinçler… Gülen gündüzler.

    Derken dönen dünya ile beraber ibre değişmeye başlar… Ticarette rakipleri çoğalır, hanımı rahatsızlanır, çocuklar artan problemleriyle büyür. Mengene sıkmaya başlar, kolay olanlar zor işlere dönüşür. Daraldıkça daralmaya başlar günler. Yaşadıkları sanki günün gündüzüdür, geceye geçişi yaşayacaktır artık.

    Kazancı iyice azalır, oğlunun olumsuz harcamalarından evini satmak zorunda kalır. Alacaklar kapıya dayanır, hanımı vefat eder. Karanlık karanlık üstüne çökmekte, gece siyah bir gelin gibi onu sarmaktadır.

    Gündüz genişliğinde aklına gelmeyen gece darlığında gelir; dua etmek… Yapacağı başka bir şey kalmamıştır da… Dua etmesine eder, ama kendi aklınca kabul olmaz. Gizliden serzenişte bulunur.

    Bir gün oturduğu binanın altında esnaf komşusuna uğrar. Serzenişlerini dindar komşuya söyler: “Allah dualarımı kabul etmiyor!” O da durumu bildiği için biraz celalli konuşur: “Allah senin dualarına niye kabul etsin, Allah’ın emri namazı kılmıyorsun ki.” Adeta duvara vurmuş da ayılmış gibidir. Doğrudur, niye namazı kılmıyordur ki…

    Aslında dualarına cevap gelmiştir; komşunun söylemesiyle kader yol ve yön göstermiştir ona: namaz kılmak. Ya bu yolda yürüyecek kurtulacak veya iyice kaybolacaktır karanlıkta… Var olmayı tercih eder, o gün başlar namaza…

    Namazla birlikte kader ağlarını çözmeye başlar, beyaz iplikle siyah iplik birbirinden ayrılmaya, belirginleşmeye başlar. İşler yavaş yavaş iyiye dönmeye doğru gider. Öyle olur ki, bir müddet sonra sattığı evi bir şekilde geri alır. Hanımı geri gelmez ama, yaşam umutları iyice yeşerir dünyasında. Sevinç rüzgârları eskisi gibi esmez, fakat huzur bulutları gölgelendirerek gezer üzerinde…

    Seksene yaklaşan yaşıyla mahalle camimizin müdavimlerindendir şimdilerde… Karşı apartman komşumuzla namaz yollarında giderken ve dönerken hayata dair kısa konuşmalar yaparız. Sakin, ağırbaşlı haline pek yakışır ağaran saçları… Dünyasını kurtaran namaz inşaallah ahiretini de kurtarır…

    Demek ki dünya ve ahiret işleri kulluk miracı namazla düzeliyor. Kul olmanın ağırlığı ile secdeye giden başlar hafiflemiş kalple kalkıyor. Zorluğun ve kolaylığın Rabbi ona çıkış yollarını açıyor, ummadığı yerden rızıklandırıyor.

    Güç işler geç işlere dönüşüyor. Gücünün bittiği yerde yeni ümit çiçekleri birden bitiveriyor. Sebepler susuyor, Müsebbibü’l-esbab konuşuyor çünkü. O “Ol” deyiverdikten sonra olmayacak birşey var mı?

    İşlerimizde yamukluk varsa kulluğumuzu doğrultmalıyız. Nefis yamulmadıkça doğru yol bulunamaz. Gündüzde gece ellerimizle dua etmesini biliyorsak gece olmuş, gündüz olmuş fark etmez. Gündüzden sonra gecenin geleceğini iyi bellemezsek musibetler belimizi büktüğünde anlamamız geç olur. Geç işler güç işlere dönüşür.

    Geç kalmadan, gecenin karabasanı basmadan, gündüzün basmakalıp işleri ve zevklerinden ayrılabilmeliyiz… Ayrılmazsak gündüzden, şehirden, şehirlerden zaten ayrılacağız. İyisi mi talimini bitirmiş asker edasıyla terhis olalım dünya gecesinden, gamı kederi geride bırakarak doğalım sonsuzluk sabahında.

    Dünyada “En” işimiz namazı en iyi yaparsak gece-gündüz, gündüz-gece döner durur ubudiyet yapraklarını dökerek. Dökülenler sonsuzluk havuzunda toplanır biz sonlular için…

    İşte bir namaz öyküsü… İbret alabilen herkes için… İbretimiz belki bir gün beratımız olur.

     

    Bizimle Namaz Kıldın mı?

    Ebü Ümâme (r.a) anlatıyor:
    Resülullah (s.a.v) ile beraber mescidde idik. O esnada bir adam geldi ve:
    -Ey Allah’ın Resülü, ben bir günah işledim, bana cezasını ver!, dedi.
    Resülullah adama cevap vermedi. Adam talebini tekrar etti. Aleyhissalâtu vesselâm yine sükut buyurdu. Derken namaz vakti girdi ve namaz kılındı. Resülullah (s.a.v) namazdan çıkınca adam yine peşine düştü, ben de adamı takip ettim. Ona ne cevap vereceğini işitmek istiyordum.
    Efendimiz adama:
    -Evinden çıkınca abdest almış, abdestini de güzel yapmış mıydın? buyurdu.
    O:
    -Evet ey Allah’ın Resülü!” dedi.
    Efendimiz:
    -Sonra da bizimle namaz kıldın mı?
    Adam:
    -Evet ey Allah’ın Resülü! deyince,
    Efendimiz:
    -Öyleyse Allah Teâlâ hazretleri  günahını affetti, buyurdu.

    Namaz Hikayeleri İçin Tıklayınız.

    Kısa Namaz Hikayeleri ve Kıssalar İçin Tıklayınız.

    Sponsorlu Bağlantılar
    DMCA.com

    Vitir namazı kaç rekat kılınır, vitir namazının rekat sayısı kaçtır

    Sabaha Namazında Okunan Dualar

    Bu sayfadaki "Namaz Hikayeleri, Namaz Hakkında Kıssalar ve Kısa Hikayeler" konusuyla ilgili fikrinizi merak ediyoruz? Tespit ettiğiniz hata ve eksiklikleri bize yazın! Eleştirileriniz de en az övgüleriniz kadar bizim için değerlidir.

    Yorum Yapın

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Current day month ye@r *