28.07.2014

    Türk edebiyatında roman hikaye türü hangi dönemde ortaya çıkmıştır

    Sponsorlu Bağlantılar

    Türk edebiyatında roman hikaye türü hangi dönemde ne zaman ortaya çıkmıştır

    Modern hikaye türü hangi dönemde ortaya çıkmıştır?

    MODERN HİKÂYE
    Diğer öykü çeşitlerinden farklı olarak, insanların her gün gördükleri fakat düşünemedikleri bazı durumların gerisindeki gerçekleri, hayaller ve bir takım olağanüstülüklerle gösteren hikâyelerdir.
    Hikâyede bir tür olarak 1920’lerde ilk defa batıda görülen bu anlayışın en güçlü temsilcisi Fransız Kafka’dır Bizdeki ilk temsilcisi Haldun Taner’dir. Genellikle büyük şehirlerdeki yozlaşmış tipleri, sosyal ve toplumsal bozuklukları , felsefi bir yaklaşımla, ince bir yergi ve yer yer alay katarak, irdeler biçimde gözler önüne serer.
    Öyküler,romanlara göre daha kısadır.Kahramanları bir ya da birkaç kişiden meydana gelir.Öykü kahramanlarının kişilikleri derinliğine incelenmez.Hayatlarının tamamı yerine kısa bir bölümü anlatılır.Tek bir olay etrafında gelişir.
    Öykülerin serim (giriş),düğüm (gelişme) ve çözüm (sonuç) olmak üzere üç temel unsur üzerine kurulmuştur.
    Öykü konusu bulmak için iyi bir gözlemci olmak ve çevrede görülenler üzerinde kısaca düşünmek yeterli olacaktır.Önemli olan ilgi uyandıracak konuları seçmektir.Bunun için seçilen öykü konusunun ayrıntılarına,heyecan ve ilgi uyandırmasına dikkat etmek gerekir.Bu da ayrıntıların yerinde ve yeterince verilmesine bağlıdır.Ayrıca nakledilen olayın kimin ağzından ve dikkatiyle verilmesi de önemlidir.Olay,bir mektup,bir anı defteri türünde ise birinci şahsın ağzından,yerine göre ikinci ve üçüncü şahıs ağzından verilebilir.
    Olay ilerledikçe olayda yer alan kişilerin tanıtılmasına geçilir.Tasvirler ya konuşmaları vasıtasıyla ya da yeri geldikçe yapılır.Yine öykü kişilerinin düşünceleri konuşturularak açıklanır.Yani çözümleme yapılır.Söz gelişi iki arkadaş yıllar sonra karşılaşsınlar.Davranışları,se vinç çığlıkları atmaları,heyecanlı konuşmaları,eski anıları tazelemeleri yazıda ayrıntılı olarak verilmelidir.Yahut bir manzaranın kişide bıraktığı tesir;intiba,renk,görünüm,duyg u yoğunluğu bakımından verilmelidir.Bu durumlar,davranış ve konuşmalarla verilirse de kimi zaman yazarın açıklamasını gerektirir.Ayrıca çözümleme,olayın akışını engelleyecek tarzda yoğun ve fazla olmamalıdır.

    Öykülerin başlangıçları birbirinden farklı olabilir.Ya yaşanılan yerin tasviri ile,ya kişilerin tanıtılması ile ya onların birbirleriyle olan ilişkilerinin verilmesi ile,ya da çatışmaya konu olan olayın anlatılması ile başlanır.Kimi zaman da kişiler ve onların ilişki içinde bulundukları kimselerin hayatlarından bölümler sunulur.Böylece öykü ortasından başlanır,sonra başa dönülür.Kimi zaman ise öykü diyalogla başlar.Konuşmalar vasıtasıyla mekan ve kişiler hakkında kısa bir açıklama yapılır ki buna dramatik metot adını veriyoruz.Ya da konu bir olayın dramatizasyonu yahut anlatımıyla başlar,olay zincirleri birbirine eklenerek temel olay çevresinde bir halka oluştururlar ve nihayet bir olay ile sona erer.Başlangıçta verilen olay,bir denge üzerine kurulmuştur.Sonra bu denge asli kişinin aleyhine bozulur,birtakım mücadeleler sonunda yeni bir denge kurulur ama bu yeni dengede asli kişinin konumu,başlangıçtaki durumundan tamamen farklı olur.

    Öyküyü monotonluktan kurtarmak için aynı olayı farklı kişiler ağzından nakletmek de mümkündür.Bazen bir olayda yer alan ve olaya tanık olan ikinci dereceden önemsiz bir kişinin ağzından da nakledilebilir.Verilen bilgilerin anlatımının kültür seviyesi,söyleyiş tarzı,bilgi ve görgüsü de öykü ederken dikkate alınmalıdır.

    Öykülerde olayın sunuş biçimi kadar,olayın ne zaman,nerede geçtiği de önemlidir.Olayın geçtiği yere mekan denir.Mekanda gereksiz tanıtımlar yerine olayın oluşundaki önemine göre belirgin ve ayırıcı vasıfları verilmelidir.
    Öyküde kişi yahut kişilerin tanıtımı olayın akışı durdurularak ayrı ayrı değil,diyaloglar içinde verilmelidir.Zira diyaloglar öyküyü tekdüzelikten kurtarır ve okuyanların ilgisini çeker.Ancak diyaloglar da “dedim”,”dedi” gibi tekdüze konuşmalardan ziyade konuşmanın ruh halini ve hareketlerini verecek nitelikte olmalıdır.

    Başarılı öykü yazarları sonuç bölümüne okuru hazırlarlar.Sonuç bu yüzden pek sürpriz olmaz.Konu iyi hazırlanmış ve planlanmışsa sonuç bir sürprizle değil,olayların ve konuşmaların tabii bir sonucu olarak ortaya çıkar.
    Öykü umulmadık bir olay ile bitecekse yine okur buna hazırlanmalıdır.Kimi zaman olay bittikten sonra okur öykü kişilerinin ne olacağını düşünmeye terk edilir.Hatta kimi zaman sorularla sona erer.

    Kimi öykü yazarları öykülerini bir sonuca bağlarken;kimileri hayatın akışını ve bütün olayların sürekli yaşandığı intibaını vermek için,öykünün başlangıcını ve sonunu vermemeyi yeğlerler.Hayatın bir noktasından kesit halinde alınan olay bittikten sonra da hayat devam eder.

    Edebiyatımıza Batı edebiyatından geçen öykü zaman zaman geleneksel anlatma formu içinde yer alan kıssa ile karıştırılmaktadır.İç ve dış gözlem yapılmadan anlatılan,sadece insanlara faydalı bir ders çıkarma amacı taşıyan böyle kısa öykülere,geleneksel kültürümüzde kıssa adı verilmektedir.Geleneksel öykücülük ve kıssa kültürümüzün en belirgin özelliği,olayın geçtiği yer ve zamana önem verilmemesidir.Bu tür öykülerde ağırlık kazanan tek şey,olay ve bu olaydan insanlara faydalı olacak bir ders çıkarmaktır.Modern tarzda yazılmış öykülerde ise iç ve dış gözlemlerden yararlanılır;kişi,zaman ve yer tasvirleri önem taşır.Kıssalar,bu yönleriyle de modern öykülerden ayrılırlar.

    Öyküler,konularını yazarın tasarladığı bir olaydan aldığı gibi,anılara da dayanabilir.Bu tür öykülere anı öykü,öykülerin manzume şeklinde yazılmış olanlarına ise manzum öykü adı verilir.
    Hikâyelerde düşündürmekten çok, duygulandırmak ve heyecanlandırmak esastır. Hikâyeler, gerçek ya da düş ürünü bir olayı kısa şekilde anlatır. Kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması, genellikle önemli bir olay ya da sahne aracılığıyla tek ve yoğun bir etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesiyle roman ve diğer anlatı türlerinden ayrılır. Hikâyeler Batı’da romanla aşağı yukarı aynı dönemde oluşmaya başlamıştır. Özelikle Realizm döneminde hikâye türü başlı başına bir tür olarak yetkinlik kazanmıştır.

    Hikâye anlatım olarak romana benzer; ama aslında onun romandan çok farklı yanları vardır:
    • Hikâye türü, romandan daha kısadır.
    • Hikâyede temel öğe olaydır. Romanda ise temel öğe karakter, yani kişidir. Hikâyeler olay üzerine kurulur, romanlar ise kişi üzerine kurulur.
    • Hikâyede tek olay bulunmasına karşılık romanda birbirine bağlı olaylar zinciri vardır. Romandaki olaylardan her biri hikâyeye konu olabilir.
    • Hikâyede kahramanların tanıtımında ayrıntıya girilmez, kahramanlar her yönüyle tanıtılmaz. Romanlarda ise kahramanlar ayrıntılı bir biçim-de, hemen her yönüyle tanıtılır. Romandan farklı olarak hikâyede kişiler sadece olayla ilgili yönleriyle anlatılır. Bu yüzden hikâyelerdeki kişiler bir karakter olarak karşımıza çıkmaz.
    • Öyküde, olayın geçtiği yer (çevre) sınırlıdır ve ayrıntılı olarak anlatılmaz. Romanlarda olaylar çok olduğu için olayların geçtiği çevre de geniştir. Bu çevreler çok ayrıntılı olarak anlatılır.
    • Hikâyeler kısa olduğu için anlatım yalın, anlaşılır ve özlüdür. Romanlarda ise anlatım daha ağır ve sanatlıdır.

    Destan, halk hikayesi, mesnevi, roman hangi dönemlerde ortaya çıkmıştır?

    • Destan: M.Ö. 3000 (Gılgamış – Mezopotamya)
    • Roman: 1. yüzyıl. (Satyricon – Petronius)
    • Masal: M. Ö. 1. Yüzyıl (Kelile ve Dimle, Binbirgece Masalları)
    • Mesnevi: 1259–1268 tarihleri arası
    • Halk Hikayeleri: 16. yy (Dede Korkut)

    Hikaye türünün en eski örnekleri olan ve destandan modern hikayeye geçişi sağlayan anonim eserlerdir. Başka bir tanım yapacak olursak; Türk edebiyatı verimleri içinde 16.asırdan itibaren görülmeye başlanan, genellikle aşıklar tarafından nazım-nesir karışık bir ifade tarzı ile dinleyicilere karşı anlatılarak nesilden nesile intikal eden, yer yer masal ve destan özellikleri gösteren hikayelerdir.
    DESTAN:İSLAMİYET ÖNCESİ DÖNEM
    MESNEVİ: İSLAMİ DÖNEM
    ROMAN:BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI DÖNEMİ
    HALK HİKAYESİ: Türk edebiyatı verimleri içinde 16.asırdan itibaren görülmeye başlanmış halk hikayesi

    Destan (Farsça: داستان), milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış (savaş, göç, istilâ gibi) tarihî olayların (yangın, salgın hastalık, sel, deprem gibi) toplumsal ve doğal olayların çağdan çağa aktarılmış, aktarılırken de hayal unsurlarıyla oluşmuş, süslenmiş, değiştirilmiş manzum söylenceleridir.
    Destanlar, Araplar’da “esastır “, Batı’da “myth” olarak adlandırılır. Destanlar ikiye ayrılır; Yapay ve Doğal Destanlar. Yapay Destanlar: yazarı belli olan,daha yakın zamanda yazılan ve olağanüstü durumlara az yer veren bir destan türü iken, Doğal Destanlar: anonim( yazarı belli olmayan),ilkel dönemde yaşanmış olayları konu alan ve sözlü destan türüdür. Destanlar İslamiyet’in kabulünden önceki Türk Edebiyatı kategorisine aittirler. Ayrıca da çok uzun yazılardırlar. Destanlar 3 safhadan oluşur:
    Halkın benliğinde iz bırakan olaylar ve bunda rol oynayan kahramanlar,
    Olayın ağızdan ağıza aktarılması,
    Yazıya daha sonradan geçirilmesidir.
    Milletlerin toplumu derinden etkileyen, tarihi önem arz eden önemli olaylarını (doğal afetler, savaşlar, göç, yangın vb.) konu edinirler. Çoğu kez manzum olurlar. Tarih, etnografya, folklor gibi bilimler destanlardaki bilgilerden yararlanır.
    Destanlar da masallar gibi Sözlü ve Yazılı olmak üzere ikiye ayrılır. a)Doğal Destanlar (İslamiyet öncesi ve islami dönem destanları-Sözlü Destanlar-Anonim) b)Yapay Destanlar (Örn. Nazım Hikmet ^ Kuvayı Milliye) Türk edebiyatında destanlar İslamiyet öncesi ve İslami dönem olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlar doğal destanlardır.
    Doğal Destanlar : Bu destanların çoğu destan döneminde yani İslamiyet öncesi dönemde ortaya çıkmıştır. Destan dönemi çok eski dönemlerde mitolojilerin ortaya çıktığı dönemdir. İnsanların evreni, yaradılışlarını, yaşanılan tüm doğa olaylarını sorguladıkları, adlandırmaya çalıştıkları dönemdir. (Örn. Yunan mitolojisindeki Zeus ve Afrodit gibi tanrı ve tanrıçaların ortaya çıkması bu dönemdedir.)
    1-) Destanların temelinde çekirdek bir olay vardır. Bu olay gerçektir. Zaman içerisinde yaşanmış olan bu gerçek olay o millet tarafından; kimi zaman benzetmeler, kimi zaman abartmalar kullanılarak yaratılmıştır. 2-) Özellikle İslamiyet öncesi döneme kaynaklık ederler. 3-) Destanların dil ve anlatımı kimi zaman kahramanlara olağanüstü özellikler kazandırır, ifadeler açıktır. Uzun betimlemeler yer almaz. 4-) Sözlü ürünlerdir. Doğal destanların üç dönemi vardır : a) Ortaya çıkma b) Yayılış c) Derleme 5-) Destanlar manzum örneklerdir. Bu, akılda kalıcılığı ve sürekliliği sağlamak içindir. 6-) İslamiyet öncesi Türkler göçebe yaşam tarzı sürerlerdi. Atçılık ve avlanma onlar için önemlidir. Göktanrı inancı hakimdir. Tüm bu sosyal şartları aynı zamanda destanlarda görebiliriz. 7-) Destanlarda iki tip vardır : a) “Veli” tipi (yol gösteren, yaşlı pir kişi) b) “Alperen” tipi (savaşçı, cesur, korkusuz kişi) Özellikle bazı destanlarda, anlatılan bölüm hikaye, karşılıklı konuşmaların ve seslenmelerin olduğu bölüm nazımdır. Yani nazım ve nesir iç içedir. (Destanların aslı manzum örneklerdir)

    Vikipedi

    Türk edebiyatında roman 19. yüzyılda ortaya çıkan bir yazım türüdür

    MESNEVİ: İSLAMİ DÖNEM

    Masal ve destanlar sözlü edebiyat geleneğimize ait ürünlerdir. Yani henüz yazı kullanmadan önce ortaya çıkmışlardır. Günümüze ağızdan ağıza söylenerek, dilden dile aktarılarak gelmiştir.

    Sponsorlu Bağlantılar

    Dünyanın 7 Katmanı

    Türkiye’nin IP aralığı nedir

    Bu sayfadaki "Türk edebiyatında roman hikaye türü hangi dönemde ortaya çıkmıştır" konusuyla ilgili fikrinizi merak ediyoruz? Tespit ettiğiniz hata ve eksiklikleri bize yazın! Eleştirileriniz de en az övgüleriniz kadar bizim için değerlidir.

    Yorum Yapın

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Current day month ye@r *