23.07.2014

    Yörelerle ilgili şiirler, yöresel şiir örnekleri

    Sponsorlu Bağlantılar

    SİLO’NUN SANAL AŞGI (YÖRESEL ŞİİR)

    oooy! … babooo! .. oooy! …oy…
    ben naneyi yimişem, ben habi yudmuşam…
    başım dönüy, gözlerim gararıy,
    hindi gibi düşünüp duruyam…

    canım hep çigküfde,lahmacun isdiy;
    sonra da ağzım degil,
    aha buram yanıy.
    cigerimin tam sol üst köşesi…
    Fırat’ın suyunu,
    Nemrut’un garını getirseyiz
    ataşım sönmez.
    yanıyam babooo! yanıyam!
    oooy! oy! …

    – la Siloooo! …
    siye nolmuş beyle?
    niye öküz gibi böğürüp,duruysan?
    damdan gafana tezek mi düşmüş gavat!
    – babo tezek düşse eyi
    dam üzerime yıhılmışdır.
    gara sevdaya dutulmuşam,
    seviyem babo seviyem!
    – vay namıssız,vay! …
    şuna gıssaca;
    canım garı isdiy disene puşdoğli!

    – lo kimmiş bu talihsiz gız?
    bizim aşiredden birimidir zavallı?
    –yoh babo,
    ben de daha eyi tanımıyam,
    sen heç tanıyamazsan.
    hem adını bile bilmiyem,
    amba rumuzunu biliyem.
    Küsgün Çiçek… canım beniiim…

    –la silo sen ipleri hep den goparmışsan
    yohsa baboyla dalga mı geçiysen hınzır!
    hele biye tez anladasan!
    – babo niye biye gızıysan,
    sen heç sevmediyn mi?

    aha anladıyam eyi dinle:

    ben şiir sitesine girmişem;
    şiir yazmayı bilmiyem ya,
    bi gutu ciglet alıp
    içindeki yazıları şiir diye eklemişem.
    o gız biye yorum yazmıya başlamışdır.
    ne yazıy biliymisen?
    Silo beg yüregiye sağlıh,
    hemi de en derin sevgilerimle…
    daha ne disin babo?
    eliyi öpmüşem daha ne disin?
    beni seviy işde, seviy! seviy! …
    daha fazla dayanamadı
    biye MSN aderesini bilem verdi.

    gamaradan da görüşdük ha…
    beni çoh begendi canimmm,
    garizmatik yapım O’nu çoh etgilemiş.
    la Silocan! … daha fazla dayanamıyam,
    ailen tez gelsin beni MSN den isdesinler diy.
    hem siye banga heseab numaramı verirem
    başlıh parasını da oraya yatırırsız diy…
    ha… gredi gardımıza,
    otuz altı aya gadder tahsid de yaparmış.

    - peki gözel mi bari?

    - babo daha yüzünü görmemişem
    yüz görümlüğü isdiy…
    yalanız o beyaz ellerini gösderdi;
    ne barmağında yüzükleri vardı,
    ne de golunda bilezikleri.
    hem biliymisen burcumuz da ayniymiş…
    ayrıca O’da benim gibi,
    dört böyüklerin hepsini dutuymuş.
    anlayacağın gafa yapımız ayni.

    - de get! Gavat…
    sen geçileri tam gaçırmışsan,
    ben de essahlı bi şey sanmışdım.
    aha üç guruşluh aklın vardı,
    onu da bilgisayan makenesi çökertmiş.
    oğlum siye virüs didiklerinden bılaşmış, virüs…
    bu da mı başımıza gelecekdi,
    aha şindi ben yanıyam …
    Oooy! … Silooo! … oy! … oy!

    Ömer Osman Avcı

    Marmara Bölgesi’ne ait yöresel şiir ve maniler

    Mevcut yazılı kaynaklarda derlenmiş özgün manilere rastlanmaktadır. Günümüzde düğünlerde, kına gecelerinde mani söyleme geleneği kimi yörelerde canlılığını korumaktadır. Yörede gelini ağlatmak için, ya da geline söyletilen maniler şunlardır.

    Evlerim ıssız kaldı
    Destiler susuz kaldı
    Evdeki yengelerim
    Görümcesiz kaldı.
    Potin bağım çözüldü
    Bağla hey anam bağla
    Yarın öğleden sonra
    Otur da beni ağla
    Gelinlik çarşafı
    Belime bağlasınlar
    Beni seven dostlarım
    Arkadan ağlasınlar.
    Avlu dibinde keser
    Bizim köye yel eser
    Bizim köyün kızları
    Hem eserdir hem güzel
    Ayağımda yemeni
    Altı yok üstü yeni
    Babam köye kız vermez
    Yeminlidir yeminli
    Alan düzün yolları
    Tahtadan tahtaya mı?
    Yar bizim buluşmamız
    Haftadan haftaya mı?
    Bugün hava yaz yarim
    Mintanı beyaz yarim
    Bisikletin üstünde
    Bana mektup yaz yarim
    Mektup yazarsan yarim
    Koy kibrit kutsuna
    Bizim oradan geçerken
    At evin arkasına
    Oturdum arsına
    Acıyor musun yarim
    Ağanın parasına
    Masa üstünde pekmez
    O pekmez bana yetmez
    Sakarya’nın kızları
    Başlıksız gelin gitmez
    Ev üstüne ev yaptım
    Çıktım üstüne baktım
    Yarim gelecek diye
    Çifte lambalar yaktım
    Çapa kazarım çapa
    Hayrola da hayrola
    O kız bana yar ola
    Yar olmazsa can ola
    Derdime derman ola

    İn dereye dereye Bahçenin kapısını
    Sarı erik yemeye Bir vuruşta açarım
    Annem yumurta satmış Dünür yolla sevdiğim
    Seni evlendirmeye Vermezlerse kaçarım

    Ayakkabımın teki Hey babam hain babam
    Yarimin adı Zeki Hayattan attın beni
    İste beni babamdan Bin lira para için
    Sana verirler belki Ellere verdin beni.

     

    MARMARA

    ben marmaranın bir şehrinde,
    güller,çiçekler içinde
    doğdum,büyüdüm,
    şimdi bir okullu oldum,
    zorluklarla karşılaşıp yenmeyi öğrendim,
    marmara bölgesinde.
    işte şimdi akıllıyım bu bölgede,
    işte şimdi yazıyorum bu şiiri size…

    Artvin Yöresel Şiirleri-Şairler Meclisi

    Ozan Deli Çoruh (İbrahim Haholu)
    Derelerin yorgun sessiz akıyor
    Ne oldu ağladın güzelim Artvin
    Şimdi sorunların yürek yakıyor
    Ozanca nameyi dizelim Artvin

    Bengisu ( Sezer Nişancı)
    Gezdim dağlarını şehrinin senin
    Dedim her yaylaya burası benim
    Dönsem diye koydum gömlekle yenim
    Haritada yerin çizelim Artvin

    Rabatlı (Ertürk Demirci)
    Hes’lerin kurşunu geldi bağrıma
    Halkım anlamıyor gider ağrıma
    Artık kulak verin benim çağrıma
    Gerçeği görelim yazalım şimdi

    Ozan Deli Çoruh (İbrahim Haholu
    Yolların uzaktır sana gelmeye
    Kullar hep alışmış bağrın delmeye
    Hak ettinmi sen düştün çelmeye
    Yanlışı özünde sezelim Artvin

    Rabatlı (Ertürk Demirci)
    Bağladırlar derelerin önünü
    Ters tarafa çevirdiler yönünü
    Düşünmek gerekir halkın sonunu
    Haksızın başını ezelim şimdi.

    Mümtaz Temiz
    Derelerin serin köpüklü akar
    Dalların yemişli güllerin kokar
    Sana birileri nasıl yan bakar
    Çıkalım önüne bakalım Artvin.

    Ozan Deli Çoruh (İbrahim Haholu
    Dağların başını duman bürüdü
    Barajlar kuruldu bağın çürüdü
    Köylerin sahipsiz sular sürüdü
    Dertlerin kalemle gezelim Artvin

    Mümtaz Temiz
    Sermaye gözünü sana çevirdi
    Dozerlerle yamaç tepe devirdi
    Nişan aldım gözüm azcık seyirdi
    Sana göz dikeni vuralım Artvin.

    Ozan Hacı Kadani ‎
    Yerdemisin göktemisin görelim ,
    Bir dörtlükte sana yazalım artvin.
    Deli Çoruh ile sana varalım,
    Engini yükseği gezelim Artvin,

    Mümtaz Temiz
    Arsiyan Bülbülan Cenkelek ile
    Dağlara çıkılmaz bir yelek ile
    Durmadan çatıştım ben felek ile
    Arada bir böyle yazalım Artvin.

    Ozan Nergis (Arzu Kabukçu)
    Dumanlı dağları güller mi sardı
    Anlatır durursun bağları vardı
    Tepeyi aşınca görünen yardı
    Taşı toprağını gezelim Artvin

    Ozan Haci Kadani ‎
    Babamın sülüsü Hopa ya çıkmış,
    Dört yıl hiç gelmeden askerlik yapmış
    O zaman at araba hiç bir şey yokmuş,
    Boran, tipi yayan gelmiş Güzelim Artvin

    Kervani (Rasim Yılmaz)
    Kokunu duyarım esen yellerde
    İnsanın dağılmış gurbet ellerde
    Eksik kalmayasın bu gönüllerde
    Serin sularında yüzelim Artvin

    Ozan Nergis (Arzu Kabukçu)
    Gitmedim görmedim bilmem şehrini
    Şiirde dinledim çoruh nehrini
    Tepeden bakınca gördüm seyrini
    Tadına doyum yok güzelim Artvin

    Kervani (Rasim Yılmaz )
    Bende senin için şiirler yazdım
    Diyar diyar nice gurbeti gezdim
    Bilesin gurbetten ben ne çok bezdim
    Makus talihini bozalım Artvin

    Özcan Turan
    Ozanlığım yoktur sevarım Artvin
    Dağını taşını gezarım Artvin
    Özlemini yukardakı aşıklardan
    Çozerım artvın Artvin

    Kadıoğlu (Tekin Kılıç )
    Sevenlerin Konya, İzmir, Mersin de
    Tüm işlerin çıkmazlar da tersin de
    Allah bize sağlık sıhhat versin de
    Senin için çok şey yazalım Artvin.

    Kervani (Rasim Yılmaz )
    Bu milleti koyun sanıp güttüler
    Dağı taşı HES’çilere sattılar
    Kurdu kuşu yuvasından ettiler
    Zalimin mezarın kazalım Artvin

    Ozan Hazari (Şehmus Çakı)
    Bakınca dağına hasretin çeker
    Aşkından kavrulan yüreğe eker
    Yarim ceylan olmuş yolunda seker
    Yoluna destanlar yazalım Artvin

    Kadıoğlu (Tekin Kılıç )
    Hasret’in fışkırır gözüm yaşın da
    Bir başkasın ilkbahar, yaz,kışın da
    HES çileri Artvin köprü başında
    Bir bir iştimaya dizelim Artvin.

    Akdamla (Hasan Torun)
    Palavra atmakla olmuyor meğer
    Ata yadigârı vermezsek değer
    Bu sulara sahip çıkmazsak eğer
    Yoksa bu diyardan tezelim Artvin

    Özcan Turan
    Hocalar içinde yazması zordur
    Artvin’im gidiyor yüreğim kordur
    Gurbettekine hayalin sordur
    Son kez gelip seni gezelim Artvin.

    Akdamla ( Hasan Torun )
    Atallım mı maşrapayı güğümü
    Hangi namert alacakmış suyumu
    Önümüzde hılatlanan düğümü
    Sen de yardım eyle çözelim Artvin

    Ozan hazari (Sehmus Cakı)
    Memleket hasreti yakıyor beni
    İlk değil son değil değil ki yeni
    Çekiyorsun beni mezarım hani
    Sorunu gelince çözelim Artvin

    Akdamla (Hasan Torun ‎)
    Akdamla sözünü bitirdi burda
    Madik atıyorlar baksana yurda
    Yem mi olacağız çakala kurda
    Namerdin kuyunu kazalım Artvin
    Burada bir destan yazalım Artvin

    Ozan Bülbülan (Fatma Biber)
    Sularımı sattı sattı doymadı
    Halkımıza bir damlasın koymadı
    Artvin’ime kimse böyle kıymadı
    Dostun düşmanını sezelim Artvin

    Ozan hazari(Şehmus Çakı)
    Görmedim yolunu güzel diyorlar
    Bilmem ki köyünü nasıl giyorlar
    Böğürtleni daldan taze yiyorlar
    Yaşanacak yermiş tozalım Artvin

    Ozan Hacı Kadani
    Başında dumanlı bulutlar var mı,
    Dağların aşılmaz boran mı kar mı.
    Yükseklerden şelaleler akar mı,
    Şiire destana yazalım Artvin.

    Kaynak:Rasim Yılmaz(Kervani) /08haber

    Deli Çoruh (İbrahim Haholu
    Dertlerin dermanı köknardan sızar
    Gurbette yaşıyan kulların kızar
    Görki aşıkların neleri yazar
    Yazdıkça gönüle sızalım ArtvinMümtaz Temiz
    Bu uğurda yemin ettik ant içtik
    Aldık tırpan ele çayırın biçtik
    Soğuk su başında demlendik içtik
    Şişeyi kenara dizelim Artvin.

    Ozan Hacı Kadani
    Yoların hep yokuş imiş duyarım,
    Ama güzelmşsin yokmuş ayarın.
    Sana çok çok uzak benim diyarım,
    Seni uydulardan süzelim Artvin.

    Ozan hazari (Şehmus Çakı)
    Naldöken Anaçlı İncili gezdim
    Yeşillik görmekten inan ki bezdim
    İnsanı sevecen dostane sezdim
    Hahalu ne dersin gezelim Artvin

    Akdamla (Hasan Torun ‎)
    Üstümüze felaketi savurtur
    Ocağında domuz eti kavurtur
    Cep doldurur ecnebiye kıvırtır
    Bunların üstünü çizelim Artvin

    Ozan Hazari (Şehmus Çakı
    Sıralanmış dostlar atışma burda
    Ozanlar dizilmiş bak işte şurda
    Yem olmayın sakın çakala kurda
    Her bir dize içten deliyor Artvin

    Deli Çoruh (İbrahim Haholu)
    Düzeni kuranlar gelecek dize
    Okuyanlar hakkın verecek bize
    Belki sözlerimiz ışıktır size
    Baştan sona kadar süzelim Artvin

    Cemil Gökdemir
    Borçka’nın o meşhur Karagölleri
    Murgul’da çıkıyor bakır madeni
    Şavşat’ın Pancarcı Festivalleri
    Doğa cennetidir güzelim Artvin

    Mümtaz temiz
    Yazılanı takibe girmesi zordur
    Memleket yanıyor yüreği kordur
    Halkına durumu araştır sordur
    Ayakları doğru yazalım Artvin

    Akdamla (Hasan Torun)‎
    Sen de düşünsene neler olacak
    Mahremine yaban otlar dolacak
    Yeşilin, çiçeğin, gülün solacak
    Fiyakan bozulur güzelim Artvin

    Deli Çoruh (İbrahim Haholu
    Dostlar toplanır halin yazmaya
    Gerekçe yoktuki bağrın kazmaya
    Yakıştımı kalbin vurup ezmeye
    Bu hale koyana kızalım Artvin

    Cemil Gökdemir
    Tarihi eserler , hanlar, hamamlar
    Camiler, köprüler, yüksek kaleler
    Urartular, Selçuklular, İskitler
    Tarih cennetidir güzelim Artvin

    Kaynak:Rasim Yılmaz(Kervani) /08haber

    NİNNİLER:
    Dandini dandini danasıda var,
    Başı bitli bir anasıda var.
    Yoluk tavuk babasıda var.
    Hanım kınık dezzesi var.
    Kaz yürüyüşlü ebeside var.

    Dandini dandini dan kuşu,
    Ekşimiş pirinç aşı.
    Babası zabit kuşu,
    Anası hanım kişi.

    Dandini dandini danadan,
    Bir ay doğmuş anadan,
    Bağışlasın yaradan.
    Derleme

    Oğlan oğlan oşuyor
    Pazara buğday taşıyor
    Elin kızını görünce
    Kekilini kaşıyor. (Fatma Şahin)
    Oğlan oğlan ot burda,
    Bir gecelik yat burda,
    Yorgan döşşek yoksa,
    Tazı çulu çok burda.

    Nerden gelin haymadan,
    Oğlak kuzu yaymadan,
    Ağ elleri yorulmuş,
    Sarı lira saymadan.

    Atınan avdan gelen oğlan,
    Almalı dağdan gelen oğlan,
    Hani sevdiğin nirde,
    Kızı çok köyiden gelen oğlan.
    Nazire Garı (Genç)
    Babası kabe tozağı,
    Anası tarla tezeği.

     

     

    MANİLER

    Kaşını eğdiriyor,
    Kipriğe değdiriyor,
    Gayet güzel değilde,
    Kendini sevdiriyor.
    Nazile Garı (Genç)
    Aman gözüm
    Tükendi özüm
    Nediyim ağlayım
    İksanım kuzum.
    Çopur Karı (Fatma Durukan)
    Gurban olayım tesbih sana,
    Şumal gelmezler bana,
    Gece dana kavurması,
    Gendüz tesbih çevirmesi.
    Dana Mehmet (Turgut)

    Yeldir oğlan yeldir,
    Kır atını yeldir,
    Eğil göğpınardan,
    Parçını doldur.
    Halime (totu)Taş

    Üzellikten korkmazmısın,
    Dam çırası yakmazmısın,
    Hey çelebi şamma,
    Sen Allahtan korkmaz mısın.
    Hasan Hoca (Karaca)

    Yolda yoruldunmu,
    Sözüme darıldınmı,
    Üç seneden sonra,
    Çönteze sarıldınmı.

    Gün gel,gün gel,
    Kır atına bin gel,
    Soğuk kapıyı ört de gel,
    Sıcak kapıyı aç da gel.
    (Eskiden kış günü sabah erken koyun
    beklemek için dışarı çıkan ayağı yalın
    çocuklar güneşin doğup ayaklarını
    ısıtması için bu maniyi söylerlerdi).

    Gelin gelin getirin
    Geçin geçin oturun
    Burası hoca evi
    Ne yiyin nede götürün.

    Neşterinen neşterinen,
    Gözüm doldu yaşlarınan,
    Aydan aya selam gelsin,
    İbiği gınalı guşlarınan.

    Yağ attım tavaya,
    Uçtu gitti havaya,
    Uçtu gayrı buluta,
    Konduramam yuvaya.

    Babası kabe tozağı,
    Anası tarla tezeği.

    Kayadan bakan oğlan,
    Kandili yakan oğlan,
    Gece gelme gündüz gel,
    Horozdan korkan oğlan.

    . . . . . . . . . . . . . . . . . . obası,
    Çifte yanar zobası,
    Kızlar oğlan doğurmuş,
    Kim olacak babası.
    Derleme

     

     

    GELİN AĞITLARI
    Büyük Melek ölür yedi çocuğu öksüz kalır. Yedi çocuğundan biri olan Halime’ yi yaklaşık 1920 yıllarında Ereğli’nin Kutören’e Topbaşlara gelin verirler. Hamzalılarda dışarı gelin vermek çok nadir görüldüğünden, bir de Halime’ nin öksüz olduğundan herkesin ağrına gider. O günde çok kişi ağıt yakar. Ağıtların çok beyit olduğu söylenirsede toplayabildiğim aşağıdaki dört beyittir.
    Gelin giden Halime’ nin ağıdı:

    Emmim oğlu güççüğüse büyüsün,
    Dayımın oğlu yoksulusa bay olsun,
    Ben gelin gidiyim de yad illere ,
    Cicilerim rahat uyku uyusun.

    Elinizden elinizden,
    Kurtulaydım dilinizden,
    Emmim dayım oğulları,
    Gayri geçmem ilinizden,

    Yağmur yağsında yaş olsun,
    Evinizin uğru mermer taş olsun,
    Ben gidiyimde cicilerim,
    Gönülleriniz hoş olsun.

    Bacısı Melek Fadima (Kula) ‘ nın ağıdı:
    Aylıkcıydın ayın yetti,
    Günlükcüydün günün bitti,
    Anamın allı kızı,
    Yat ellere gelin gitti. (bulabildiğim ağıtların en eskisi)

    Yandı saçımda döndü sicime,
    Akan kanında donmadı kavım ucuna,
    Yatlara gidiyonda guzum,
    Bir tek o gidiyor gücüme. (anası)

    Gümüş ırbık gibi gaynayıp caşdın,
    Kendi yağın ile kavruldun bişdin,
    Güççüktende gelin giden guzum,
    Kadir kıymet bilmedik yerlere düşdün guzum (halası)
    Zilfi Gökalp

    Dam başında dolu desti,
    Rüzgar deli devre esti,
    Kıyamadığın ibrişim saçıma,
    İller sındı vurdu kesti. (kız)
    Fadik Cici (Fatma Öztürk)

    Atladı geçti eşiği,
    Sofrada kaldı kaşığı,
    Kınası yakılan gızım,
    Tüm evimin yakışığı. (anası)

    Çalıyıdın, çıprıydın,
    Ayağıma dolaşırdın,
    Gurban olduğum fadimem,
    Carıma ulasırıdın. (anası)

    Atını getirin binek taşına,
    Elleri yetmemiş eğer kaşına,
    Güççükden de gelin ettiğim . . . . . . . . . . . . . .
    Çağırın babasını atın başına. (anası)
    Fatma Tümen
    Çayırımız simsiz olsun
    Pınarımız kumsuz olsun
    Yad ellere giden kızım
    Saç’ın ucu simsiz olsun (anası)

    Yağsın yağmur da
    Dere tepe düz olsun
    Sen git de kızım da
    Emmiyin gönlü hoş olsun (anası)

    Yağmur yağar yelli yelli
    Yağlığının ucu telli
    Sen gittin de güzel kızım
    Yerlerin hep belli belli (anası)

    Yarım elma yarışırdık
    Bütün elma bölüşürdük
    Bir evde iki kızdık ama
    Turna gibi ötüşürdük. (bacısı)

    Evimizin önü yonca
    Uzar gider yol boyunca
    Bir daha dönmem bu eve
    Kadın anam olmayınca (kız)
    Keziban Erşan (Moturcunun Avradı)

    Saçını ördüm sırma tel gibi
    Boyuna baktım selvi dal gibi
    Ne durunda ağlaman
    Yattan gelmiş el gibi (komşular)

    Damınızda otmuydum
    Üstünüze yükmüydüm
    Bende bir kız idim
    Sizin evde çokmuydum. (kız)
    Dürdane Erşan

    Hele başı hele başı
    Hani bu gızın gardaşı,
    Ellerine kına gomaz
    Gelmeyince öz gardaşı. (yengesi)

    Başın engin eyle kuzum,
    Lafın çeke söyle kuzum,
    Ellere gelin gidiyon,
    İyi geçim eyle kuzum. (anası)

    Sabah olmuş da guzum uyanmış,
    Benim guzum güllerinen boyanmış.
    Guzum bu gün gelin gidiyor,
    Guzum da mahzunlaşmış ağlamış. (anası)

    Elmas Pınar
    Göğ Zala (Taş) Yukarı Köndelene ikinci evliliği için giden kızı Nazmiye’ye (Nazmiyenin 5 yaşında Elif isminde bir kızı Zala ebesinin yanında kalmıştır. )ağıdı.

    Bura nire Bursa nire,
    Yük yıkarlar ara yire,
    Anasını verdiler gurbet ile,
    Guzusunu yatırman guru yere.

    Bir kazma verinde Köndelenin yolunu kazayım,
    Bir kalem verinde Nazmiyenin yazısını yazayım.
    Beş yaşında kalan guzusuynanda,
    Nazmiyemi anayım.

    Yukarı Köndelene gelin giden Nazmiye Akpınarın (Taş) bırakıp gittiği 5 yaşındaki kızı Elife ağıdı;
    Ben bir garip kuş idim,gurbet elde tünedim,
    Kalkıp uçmaya yoktur benim kanadım,
    Gurbanlar olduğum küçücük kuzum,
    Bende bahtımı kara günde sınadım.

    Gurbetin suyu çağlar akar,
    Sılanın toprağı mis olur kokar,
    Beş yaşında atıp gittiğim Elifim,
    Gurbet adamı yalınız yakar.

    Ben gider oldumda il başıma derildi,
    Gitme diyide guzum boynuma sarıldı,
    Gurbanlar olduğum güççük guzum,
    Benim gısmetim de yad ellere verildi,

    Yine bahar geldi de çiçekler açtı,
    Bir gül koparmadan yaz geldi geçti,
    Gurbanlar olduğum güççük guzum,
    Benim genç ömrümde beyhude geçti.

     

     

    GÜZEL SÖZLER:
    Atın at olmayacağını bildim, Cücülünün katırına eş oldun.
    Hacı Hasan Hacı Abdullah Şahin.
    Bir çağım öleceğine, bir çanlı kısırım ölse iyidir.
    Akkız Garı (Şahin)
    Belki başım yukarı değer. (Gönhana eğilerek giren Molla Ahmet’in boyu çok kısadır. ) Molla Ahmet Genç.
    Zabunun s. . . . . . . . . . . . . zibile kalkar.
    Kasnak (H. Emin Turgut)
    Bacım bir çift lafım daha var ya inek eve geldi.
    Köse Kezban (Üngü)
    Taze buzağı ot yer, lafını bilmedik bok yer.
    Fati Garı (Öztürk)

    Doğruda aç,eğride tok görmedim.
    Köylüyü (dağlıyı) üzerinden uzatacaksan, borçlandır.
    Emin Koca (Durukan)
    İt kapıda zabun gerek.
    Dokuz it dokuz avrat ne yapsın bir Ümmet.
    Hacı Ümmet Bilgi
    Dişi diş üstüne koymadan,dişi daş üstüne koymak iyidir.
    Emine Garı (Erşan)
    Evler veran oldu ıssız ören oldu.
    Hayriye Garı (Bilgi)
    Düğünde duzsuz oynayandan,ölüde duzsuz ağlayandan utanırım.
    Akşamki yenen bokluğa,sabahki yenen dokluğu.
    Ot kalmadı örüm olmadık bok kalmadı sarım olmadı.
    Yat kabalak saçlım yat,sana alacak yok,bana verecek yok.
    Dilli Gız (Fatma Koç)
    Uğ bağım yok uğunuyum ağlayım.
    Sındı bağım yok ki sıkınıyım ağlayım.
    (Gelin giden kız)
    Demir kapının, ağaç kapıya işi düşer.
    Ölünün malı olmaz.
    Gün ola, harman ola.
    Sebepsiz kuş uçmaz.
    Yer demir gök bakır.
    Kuru kafaya gem vur.
    Dişini çek g. . . . . . . üme gir. ( Yaşını küçük göstermeye çalışana) Ahmet Şahin.
    Otlu yurttan kutlu yurt iyi olur. Yabancı Emine Garı (Erşan)
    Önü iyi olanın sonu kötü olur. Emin Öztürk
    Konağa vardık, konaktan geldik.
    Api (Abdullah)Taş
    Getir Ağam eşeği, atalım sidikli döşeği.
    Keziban Erşan
    Allah yastık arkadaşına ecir sabır versin.
    Hacı Veyis (Coşkun)
    Veyis sen askere gitsen ne yazar kalsan ne yazar.
    Koca Hasan (Coşkun)
    Geçim bana mı, yoksa Şomarın uşağına da var mı.
    Kör Hacı (Soyhan)
    Boklu moklu de me ye savuş. Çelebi Şamma(Arslan)
    Daşı bağlıda iti boş,ağzına sıçtığımın Urumu.
    (Kaçkaçta Adana Şambayatdan gelen bir kadın)
    Azrail kapımdaki itten korkar.
    Daha kapıma kara kazan kurulmadı.
    Seyidin kızı (Kezban Kula)
    Burda orak tutanın eline,orda kalem mi verecekler.
    Gülende Özer.
    Çanlı çığraklı göçden ayrıldım,içi yarpuzlu aşdan ayrıldım.
    Bektiğe gelin giden bir kız.
    Başka bir duvar yıkın. Şıh Ahmet Öztürk (Gözügüççük)
    Bu sene ağalarnan bir olduk. (Hayatında hiç ekin ekmeyen, hayatı çobancılıkla geçmiş Koca Memmed’in kıtlık senesi hiç ekin bitmediğinde söylediği söz) Koca Mehmet (Tüfekçi)
    Arkamdan ağlayanın avradını s. . . . . . iyim
    Ağam, ata binersem şişerim,şişersen coşarım,coşarsam caşarım,caşarsam düşerim.
    Tahiroğlu ( Ata bin diyen Hacı Mavu Ağaya söylemiş)
    Ah bir daha vursalardı, kızacaktım.
    Koreli (Hanifi Gökalp)
    Ben ıslanır kururum, bu huy sana huy değil.
    Rifat Tekeli
    Oturun analarım oturun, bu gün muhabbet günü.
    Hacı Hacı(Koç)
    Türkmenin ağası dağ korur,şehrin ağası bağ korur.
    Yaşlı bir Yörük kadını (Hacı Kamber ağaya söylemiş ve bu söz üzerine Hacı Kamber ağa Ereğliye göçmüş. )
    III. BİLMECELER:
    Dağdan attım yarılmadı
    Taştan attım kırılmadı.
    Bir tükrüğe dayanmadı.
    (Tütün kağıdı)
    Yol üstünde kitli sandık
    (Mezar)
    Yol üstünde yaş çubuk.
    (Yılan)
    Benim dört atım var,
    İkisi çullu ikisi çulsuz.
    (İp ağacı)
    Biz biz idik,
    32 kız idik,
    Ezildik büzüldük,
    Bir duvara dizildik.
    (diş)
    Çarşıdan alınmaz
    Mendile konulmaz
    Tadına doyulmaz.
    (uyku)
    Gece gezer lalek,
    Gündüz gezer lalek,
    Çayır çeker lalek,
    Tolu döker lalek
    (koyun)
    Çarşıdan aldım bir tane,
    Eve geldim bin tane.
    (Nar)
    Tıplak yerde tay oynar.
    (Kavurga)
    Dağdan gelir takla makla,
    Ne nohut ne pakla,
    Aman avrat beni sakla.
    (dolu)
    Kat kat döşşek,
    Bunu bilmeyen eşşek.
    (Kitap)
    Yük üstünde kıllı yumak.
    (kedi)
    Dam ardında güveyi,
    Güp güp eder yüreği.
    (Hırsız)
    Dağdan gelir,taşdan gelir,
    Ağzı köpüklü aslan gelir.
    (sel)
    Dilim dilim nar,
    Dizime çıktı kar,
    Uçtu keklik,
    Kondu dilbar.
    (harman)

    IV. HAYIRDUALARI
    Allah hayrını versin.
    Allahım iki iyilikten bir iyilik ver.
    Allah ak sakallı kocalar ol.
    Allah razı olsun
    Allah birini bin etsin.
    Allah uzun ömür versin.
    Allah ne muradın varsa versin.
    Allah kazadan beladan korusun
    Allah sayınızı eksik etmesin.
    Ayağın göl başın pınar olsun.
    Bir elin yağda bir elin bağda olsun.
    Bir bulun bin yiyin.
    Düşman başına.
    Hayırlı olsun.
    Taş diye kavradığın altın olsun.

     

     

    ASKER AĞITLARI YASLAR
    Eskiden askere gidenler Çürüköz’e kadar akraba hısım ve vatandaşlardan oluşan bir kalabalıkla savuşturulur kadınlar ağıtlar yakardı. Çorap,işlik,içdon ve para gibi hediyeler verilirdi. Asker anası tarafından kasabamızda geçmiş savaşlarda şehit vermeyen tek hane olan Güneylilerden (gündoğan)bir ekmek alınır,azığına konurdu.
    Şimdi ise yolcu etmeler yine akraba hısım kalabalığı ile yolculuk yapacağı otobüse kadar minibüslerle götürülüp yolcu edilir.

    Postalını postalına çatarım.
    Dal boynunu dal boynuma atarım.
    Küçükten de zabitlerin önüne kattığım . . . . . . . . . . . . . . .
    Ben de senin hasretinle yanarım
    Derleme.
    Aşacağın karlı karlı dağ olsun,
    Varacağın mor sümbüllü bağ olsun,
    Git gel askerede yiğit oğlum,
    Senin canın sağ olsun.

    Yaylaya göçürdüğüm kuzum
    Soğuk sular içirdiğim kuzum
    İki ellerimden şahin gibi
    Askere uçurduğum kuzum.
    Aşık Yaşar(Taş)
    Halime Taş’ın 1945 yılında Pozantıda asker iken ölen kardeşi Eyüp Tümene ağıdı,

    Anama söyleyin lamba yakmasın,
    Çuha şalvarına uçgur takmasın,
    İyip oğlum askerden gelecek diye,
    Dönüp dönüp kara yola bakmasın.

    Sana derim sana gavur önağa
    Develerin yorgun varmaz konağa,
    Bir yiğit asker de ölmeyinen,
    Gurban olduğum İyibim kalmaz bu dünya.

    Almalar bitmişde dallar götürmez,
    Yollar diken olmuş kervan oturmaz,
    Gurbam olduğum İyibim babam oğlu,
    Yüreğim yaralı da kahır götürmez.

    Al atın nennide kır atın nenni,
    Karşı dağların başı dumanlı,
    Babam oğlu genç gardaşım,
    Buraya da geleceğin gümanlı.

    Binmiş atına da harlayıp gelir,
    Saati kösteği parlayıp gelir,
    Kıyma azrail de kıyma babamoğluna,
    Bıyığın yeri yeni terleyip gelir.

    Güneydoğu’da 17-09-1994 tarihinde Hakkaride şehit olan uzman çavuş Mahir Tüfekçi’ye annesi Nezaket Tüfekçi’nin ağıdı

    Yedi devem varda yedisi de elimde,
    Yedi derdim var yediside kolumda,
    Gelmeyin gelmeyin benim üstüme,
    Yiğit yarası var,benim serimde.

    Elimi yuduğum pınarım,
    Sırtımı dayadığım duvarım,
    25 yıllık emeğim,
    Yiğidim Mahirim.

    Seni vuran dağlımıydı,
    Elin kolun bağlımıydı.
    25 yıllık emeğim,
    Yiğidim Mahirim.

    Kahpe felek değirmenin döndü mü,
    Döne döne nöbet bize geldi mi.
    Kuzumu alınca gedik yerin doldu da,
    Gavur vadeciğin yerine geldi mi.

    İçerimden de iliğim üzgün,
    Dışarımdan da pevranım bozgun,
    Aslanım kuzum yiğit Mahirim,
    Zalim azrail bize küççükten kızgın.

    Aybas aybas olurdum,
    Ocaklara kara daş,
    Böyle edeceğini bilseydim yiğidim,
    Ne kavim olurdum ne kardaş.

    Elmas Taş’ın 9 Mart 1986 yılında 20 yaşlarında ölen Astsubay oğlu Erol Taş’a ağıdı:
    Karyolada yeri kalan,
    Yastıklarda teri kalan,
    Genç yaşında ölüpde,
    Arkasında nazlı yari kalan yiğidim.

    Heliklide evlerimiz helikli,
    Al atlıda boz tepeye birikti.
    Geleceği yollarda gözlerime görüktü,
    Bu gün içinde bir anayla bir bacı gerekli.

    Yüksek olurda minarenin yapısı,
    Engin olurda tülü devenin çatısı,
    Bu kadarda acı olurmuş yiğit acısı,
    Hiç mi yoğumuşda yanar bacısı.

    Uzun olurda Çukurkuyunun söğüdü,
    Gelmiş tüccarda alamamış ağacı,
    Bulamamışda yiğidimin yarasına ilacı,

    Hele bakında feleğin işine,
    Ağı katmışda ekmeğine aşına,
    Zalim azrailde şu yaşda düşmüş peşine.

    Yücedende ürkütürler kurdu,
    Ala atlarada vururlar terki,
    Geçirdik baharıda güze gelir belki.

    Yaz gelirde yazı yaban otlanır,
    Güz gelirde her meyvalar tadlanır,
    Allah ne verirse kulu ona katlanır.

    Adanada da biter otun iyisi,
    Sarmış içerisine de derdin koyusu,
    İstanbuldan da geliyor doktorların iyisi.

    Çaktım çaktım da çakmağım yanmadı,
    Dört yanıma baktımda kimse kalmadı,
    Çok firyatlar ettimde kimsem olmadı.

    Issız evlerde oldu düneğin,
    Dert üstüne dert bağladı yüreğim,
    Ahrete kadar da yanar yüreğim.

    Bayraklar diktirmedin başı elmalı,
    Güveyler durmadın omzu sırmalı,
    Gelinler getirmedin gözü sürmeli.

    D. ÖLÜYE AĞITLAR
    Kasabamızda ölüye saygı, diriye olan saygıdan daha fazladır. Cenaze törenlerine düşmanlık ve küslüğe bakılmaksızın herkes katılır. Cenaze yakını olmayanlar kendi ölüleri için her cenaze evinde ağlayabilir.
    . Ağıt başı
    Bir yel eser bir yel eser,Urumdan,
    Çıktım yeli bağlamaya,
    Duydum babam oğlu ölmüş,
    Oturdum başına ağlamaya.
    Zilfi Gökalp

    Hacı Mehmet Durukanın hanımı Elmas’ın, gelini Cennet için söylediği ağıt.
    Bizim yaylalarda ardıç oluklu,
    Oluğunun iki yanı balıklı,
    Yağırnısıda gırk çift belikli,
    Yazılarda gezen allı gelin.

    Bir ağaç varmış da kurumuş,
    Dalı budağıda çürümüş,
    Sahipsiz olmak da zor imiş,
    Yazılarda gezen allı gelin.

    Eşe Günaydının 1945-46 yılında 12-13 yaşında ölen kızı Durdaneye ağıdı
    Kimilerinin düşlerini yoyardım
    Kimilerinin yakasını oyardım,
    Sizin sayenize kuzularım,
    Bütün mahallenin çocuğunu severdim.

    1952 yılında Ceyhan’ a çalışmaya giden Kara Mehmet (Öztürk) traktör sürürken kanala uçar ve ölür. Bacıları yıllarca ağıt ederler.

    Bacısı Zala ÜNAL’ ın ağıdı:

    Gümüş fincan altın tabak,
    İki bacın çöle indi,
    Kurbanlar olduğum Kara Memedim,
    Yalın ayak başı kabak.

    Galenin altı ırmak,
    Altın yüksük beyaz parmak,
    Alnına mı yazıldıydı babamın yiğit oğlu,
    Gidip gurbet elde kalmak.

    On bir ay oldu büründü dağlar,
    Hastanın halini sormadı sağlar,
    Elli iki sene oldu sekiz aylık güveye,
    Dillerim söyler gözlerim ağlar.

    Babam oğlu bir değildi beş idi,
    Beşi de birbirine eş idi. ,
    Sekiz aylık güvede,
    Hepsine baş idi.

    Şu yağanda yağmurmudur gırcımı,
    Babam oğluda kürtmüydü gürcümü,
    Sekiz aylık güveydi de babamoğlu,
    Babam oğlu gara yirin harcımı.

    Dolandım geldimde yazdan harmandan,
    Bir su içtim babam oğlu tırmandan,
    Sekiz aylık güveydi de babamoğlu,
    Bende oldum özden dermandan.

    Aşağıdan gelirde hacı,
    Başına giyerdi kırmızı tacı,
    Sekiz aylık güveye babamoğlu,
    Bende olmazdım bacı.

    Babam oğlu da çıkmış ganel başına,
    Ganlar dolmuşta kipriğine kaşına,
    Kurban olsun iki bacın babamoğlu,
    Ağzıyın içindeki altın dişine.

    Galeden galeye gereler urgan,
    Anan üstüne örtmedi miydi,
    Babamın yiğit oğlu,
    Güvelik yorgan.

    Bağrında işli alı giyene,
    Hiç gönlüm ırazı değil,
    Elli iki sene oldu daha,
    Babanoğlu öldü diyene.

    Babamoğlunun koyununu cinganlar güder,
    Ağlatma babamoğlu sekiz aylık gelinini,
    Elinin kınasıynan gözünün sürmesi gider.

    1956 yılında Bozoğlanın İhsan (Erşan) yeğeni Kazım Özkanı, sarnıca düşen kırıyı çıkarmak için kolan bağlıyarak kuyuya sallandırır kolan kırılır Kazım sarnıca düşer,yeğenini kurtarmak için sarnıca atlar ikiside boğularak ölürler. Anası ve bacıları yıllarca ağıt yakarlar;
    Bacısı Elmas’ ın ağıdı (İhsan Erşan için )
    Burçak ekti Kuma yazıya,
    Av bulamadı çengel tazıya
    Kurban olduğum genç kardeşim,
    Hasret gitti yedi günlük kuzuya.

    Bozulsunda Ereğlinin bağları,
    Yıkılsında gavur Kerelin bağları,
    Merhamete gelin kuzusundan ayrıldı gidiyor,
    Goyurunda gara yirin bealeri. (beğleri. )

    Babası BOZOĞLAN’(Mehmet Erşan) ın ağıdı,( gelinine)
    Hatem yüksük döktürdüm parmağında,
    Çufa şalvar diktirdim tırnağında,
    Felek kırdı kolumu, yiğit oğlum,
    Hatırına götürürüm dallarımda.

    Yörü gelin yörüde hatırın hoş olsun,
    Yağmur yağsında top zilifler yaş olsun
    Dilerim Allah’ tan . . . . . . . . . . . . . . . . . ,
    Karnın dolu kucağında boş olsun.

    Değirmenin savağı ,
    Kısa kestim kavağı,
    Benim oğlum sevdi iller alacak
    Gara gelsin duvağı.
    Bacısı Ganime’(Durukan) nin ağıdı:(İhsan Erşan için)
    Üç ocağı dokuz daşlı,
    Çatmacığı çatal üleşli,
    Ağ mayalı keleş göçlü,
    Babamın yiğit oğlu.

    Arşın elli kulaç kollu,
    Çifte kuzulu,
    Arkası al tazılı,
    Babamın yiğit oğlu.

    Sabahınan kalkmış da yürümüş yoluna,
    Çiğ düşmüşde perçeminin teline,
    Senin böyle ideceğini bilsemidi,
    Sarılırdım da perçemiyin teline
    .
    Arşın elli kulaç kollu,
    Çifte kuzulu,
    Arkası al tazılı,
    Babamın yiğit oğlu.

    İnilerde karadeniz iniler,
    İniltiden de durmaz olmuş gemiler,
    Sana 50 sene oldu babaoğlu,
    Dedikce de kemiklerim siniler.

    Arşın elli kulaç kollu,
    Çifte kuzulu,
    Arkası al tazılı,
    Babamın yiğit oğlu.

    El viriyor el viriyor,
    Orta direk bel viriyor,
    Gardeşlerinin habarı olmamış,
    Babamoğlu el çırparak can viriyor.
    Yedi senelik yuvası dağılan babamoğlu,
    Gedikten evi bozulan babamoğlu.

    Yüce dağ başında kirmenim başlı,
    Senden ayrılalı gözlerim yaşlı,
    Ne bayram ittim ne düğün ,
    Babamoğlu, gavumlu kardeşli.
    Yedi senelik yuvası dağılan babamoğlu,
    Gedikten evi bozulan babamoğlu.

    Betneliktede koyunların yayılır,
    Kapıda da ineklerin sağılır,
    Sen bu işi yanlış tutma “Babamoğlu”,
    Güze de düneciğin dağılır.
    Yedi senelik yuvası dağılan babamoğlu,
    Gedikten evi bozulan babamoğlu. ,

    Ata binerde hecin gibi,
    Burma bıyıkları sicim gibi,
    Arşın elli kulaç kollu ,
    Babamın pehlivan oğlu.
    Yedi senelik yuvası dağılan babamoğlu,
    Gedikten evi bozulan babamoğlu.

    Dallarına keten gömlek olmuyor,
    Yağarnısını da kucak almıyor,
    Babamın yiğit oğlu.

    Keten gömlek giymişte yakacığı dönmeli,
    Bağrıcığıda sedef düğmeli,
    Babamın akıllı efendi oğlu.

    Ganime Durukan’ ın yeğeni Kazım(Özkan)’a ağıdı:

    Kitabı çantada basılı kalan,
    Önlüğü duvarda asılı kalan,
    Sürmeli Kazımım.
    Bayraklar dikemedim sana başı almalı
    Güveyler duramadın da yanı sırmalı.

    Kınalı parmaklar sıkmayan
    Sürmeli gözler öpemeyen
    Her murazı koynunda giden
    Sürmeli Kazımım.
    Bayraklar dikemedim sana başı almalı
    Güveyler duramadın da yanı sırmalı.

    Evimizin uğru gayısı
    Dibine dökülür de iyisi
    Biri yiyenide biri dayısı
    Ne diyim komşular ne diyim.
    Bayraklar dikemedim sana başı almalı
    Güveyler duramadın da yanı sırmalı.

    Kör Habibe (Öncel)’ nin İhsan Erşan ve Kazım Özkan’ a ağıdı:
    Derinimiş şu mağsanın kuyusu
    Suda ölür insanların iyisi
    Biri yiğeni de biri dayısı

    Nasıl indin bu mağsanın içine
    Bilemedim bu yiğidin suçu ne
    Kumlar dolmuş saçlarının içine

    Beklemiş mağsanı bir ala tazı
    Alnıma yazılmış bu kara yazı
    Beşikte de ağlar bir körpe kuzu

    Arayı arayı bulsam izini
    Ayağının çamuruna sürsem yüzünü
    Ağlayı ağlayı da silsem gözümü.

    Suna Tümen’ in 1974 yılında trafik kazasında ölen kocası Mehmet Tümen’ e ağıdı:

    Aşağıdan gelir elinde gülek
    Sıvamış kolları bembeyaz bilek
    Tanrıdan diledim kendime dilek
    Ölüm ver Allah’ ım ayrılık verme.

    Maraş maraş dedikleri büyük bir Maraş
    Yastığım gutnuda döşeğim kumaş
    İllerin memleketinde can veren yoldaş
    Ölüm ver Allah’ ım ayrılık verme.

    Elmalarda çok bitmiş dallar götürmez
    Yollar tiken olmuş kervan oturmaz
    Benim yüreğim evvelden yanık gahir götürmez
    Ölüm ver Allah ‘ ım ayrılık verme.

    Fadimana Yakışır (Durukan)’ ın 1976 yılında trafik kazasında ölen kocası Emin Durukan (alız Emin)’ a ağıdı:

    Aşamadımda şu Okçunun dağını
    Sıkça bağladı şu lapçının bağını
    Ölümünen ayrılık aldıydı yüreğimin yağını
    Çocuklarımın babası irepcerim yiğidim.

    Süre süre indirdilerde yazıya
    Piş ittilerde al kınalı tazıya
    Hiç bakmamışta moturdaki çifte kuzuya
    Çocuklarımın babası İrepçerim yiğidim.

    Ürümesinde şu obanın itleri
    Daylak almaya gelmişte Malatya’ nın Kürtleri
    Gatilmi gelmiş zalim ezrail senin üstüne
    Çocuklarımın babası İrepçerim yiğidim.

    Bir para buldum da yüzü turalı
    Ansız ölümden de bağrım yaralı
    Ala canlı da ılgıt ganlı.
    Çocuklarımın babası İrepçerim yiğidim.

    Bahriye Songur’un 1979 yılında vurularak ölen öğretmen Kadir Çevik’e ağıdı:

    Koyununun yüzü dağlı
    Devesinin dizi bağlı
    Meymenetsiz köyden evli
    Fikirsiz deli Kadir

    Kadirim gözleri Sivrisarda açtı
    Koyununada kurtlar karıştı
    Zalim düşmanda üstüne gelince oğlan
    Tebdilin mi şaştı.

    Irafda da gaplarım dizili
    Ciğerleri de kurşun yarasından sızılı
    Erbişim yuvalı da taze gelinli
    Fikirsiz deli Kadir.

    Bayramınada ağlayıp iderim bostan
    Üstüne yorganın çekerim astar
    Sivrisarın talebeleri de seni ister
    Fikirsiz deli Kadir.

    Öyleninen ikindinin arası
    Yaktı beni de yiğidimin gaşı garası
    Gadirimin yarasıda kurşun yarası
    Fikirsiz deli Kadir.

    Nazmiye Arslan’ ın 1979 yılında ölen 24 yaşındaki öğretmen kardeşi için 2005 Ocak ayında annesinin cenazesinde ağıdı:

    Akkoyun karakoyun
    Mezerini derin oyun
    Birinin adını kurşun yaralı
    Birini de bıçak yaralı koyun.

    Yükünü inceden kayarlar
    Dibine allı gelini dayarlar
    Kurşun yaralıda babamın yiğitoğlu
    Hatırını senden iyi sayarlar.

    Gülü kokmaz mı sandın
    Balı bekmez mi sandın
    Anamda ölmez mi sandın
    Babamın kurşun yaralı yiğitoğlu

    Sultan Yavuz’ un 1980 yılında ölen babası Ömer Turgut (çolak Ömer)’ a ağıdı:

    Yaylacılar yaylasına yürüsün
    Otlar bitsin kapıcığın bürüsün
    Geliyim dedin gelmeyi virdin babam
    Senin ömründe kuru yerde çürüsün.

    Hasandağı da ne boranlı başın var
    Yastık koyupta yaslanacak daşın var
    Zalim felek ne örneksiz işin var

    Kiminin anasının alın,yavrularını öksüz gon
    Kiminin babasını alın,hanesini ıssız gon.

    Bir geyik geldide buynuzunu ığradı
    Hancer vurduda ciğerimi doğradı
    Zalim azrail yine bize uğradı.

    Yedi devem varda yediside elimde
    Yedi yaram varda yediside kolumda
    Hem ayrılık hem ölüm var serimde.

    Hani çoban seninde sağmalın yozun
    Eşmede sağmalında, goyakta yozun
    Zalim felek yetim koydu kuzun.

    Hasandağını da bindirdiler boynuma
    Göz yaşınıda doldurdular koynuma
    Ölümünen ayrılık dillerinide
    Almıyordum da aynıma

    Giderim giderim de ben giri durdum
    Yalanımışta dünya ben yeni duydum
    Kara toprağımışta babam
    Vatanın yurdun

    Yol üstünde kumlu mezar
    Yeli eserde külü tozar
    Babam bahar aylarında
    Adam hanesinden mi tezer

    Penceresi de yuka kağıtlı
    Koynucuğu da gümüş saatli
    Mencilisler içinde ağır sohbetli
    Gittin gelmen babam
    Yittin bulunmam babam.

    Nazmiye Akpınar (Taş)ın 1984 yılında ölen kardeşi Fevzi Taş’a ağıdı;

    Kadifeden de diktirdim işliğini,
    Gurbette mi verdiler başlığını,
    Nasıl verdin babamoğlu,
    Kara yere gençliğini.

    Benim babamoğluda Bursadan İstanbula geçer,
    Sabah kalkınca da karanfilli çaylar içer,
    Babamoğluda Azraille sözleşmiş,
    Bizden uğrun kaçar.

    Atlara binmişde ağızları göğde,
    Havranalar giymişde iyleri yirde,
    Muraz alamadık babamoğlu,
    Yat gayrı gara yirde.

    Şerife TURGUT ‘un 1985 yılında ölen 20 yaşındaki kızı Zübeyde FİDAN’ a ağıdı:

    Haydar ağlımıyacağım da ağlattın beni
    Allı Zübeydeme de söylettin beni

    Gazilerde gazilerde yürük gaziler
    Yaralarımda göz göz oldu da sızılar
    Allı Zübeydemin kuzuları
    Ana diye arzular

    Kurbanı vereyim gidikten
    Abdullayı yanına bekçi koyam
    Allı Zübeydem

    Göğde isen merdivenler kururum Zübeydem
    Yirde isen ayağına varırım Zübeydem
    Suçların neydide allı Zübeydem
    Allı Zübeydem suçlarını sorurum.

    Kurbanın olduğu günü Zübeydem
    Alnı gara yazılı Zübeydem
    Ardı körpe kuzulu Zübeydem

    Haydar beni ağlattın gine
    Baharın kuzularda deziyor Zübeydem
    Alnınada kara yazı yazıyor Zübeydem
    Allı Zübeydem

    Mezarının üstüde kara bulutlu
    Sandığının ağzıda devre kilitli.
    Allı Zübeydem, Zübeydem
    Bayramdan bayramada kuzuların umutlu

    Abdullaya nişan koyduk Zübeydem
    Sevgi gelin oldu gitti Zübeydem.
    İçerlerimde iliğimi üzdün Zübeydem
    Dışarımda pervamı bozdun Zübeydem

    Kör Elif (Bilgi)in 29/3/1985 tarihinde ölen Abdullah Dokuza (Yandım Çavuşa ağıdı.
    Uçtu ördeğimiz,viran kaldı gölümüz,
    Acaba da nirelerde kaldı garip ölümüz,
    Yüklediler göçünü de sormadılar suçunu,
    Daramışlar da efil efil emmimoğlu saçını.

    Yeşil ördek yeşil ördek,
    Hanı senin eşin ördek,
    Analarıda anasız kaldı Haydar,
    Garibim sırma yelekli.
    Bahriye Songur’ un 1992 yılında genç yaşta ölen kardeşleri Ferhat ve Kadir Gülşen’ e ağıdı:

    Ekin ektimde yabana yazıya
    Av bulamamışta algın tazıya
    Hiç mi acımadında beşikteki kuzuya
    Babamın dertli oğlu genç gardeşim.
    Birbirinden haberi olmayan
    Babamın dertli oğulları

    Yol üstünde yuvam var
    Daş atman uğradırsınız
    İstanbul’da dertli gardeşim var
    Duyurman abisine ağlatırsınız.
    Birbirinden haberi olmayan
    Babamın dertli oğulları.

    Elmas Gökalp’ ın 1992 yılında ölen abisi Kadir Turgut (Kara Kadir)’a söylediği ağıt:
    Sabahtan sabaha da okunur ezan
    Dizlerim tutsa da bastığın yerleri gezem
    Gözlerimin yaşı mürekkep olsa da
    Sana hergün mektuplar yazam.

    Alemim var alemim var
    Dividim var kalemim var
    Uçan kuşlarınan babam oğlu
    Sana selamım var.

    Bir yel esiyor bir yel esiyor urumdan
    Gonca gaflet kalkmaz oldu serimden
    Güvendiğim bir sen idin babam oğlu
    Hiç tutmadın elimden.

    Elmas Pınar’ın 1995 yılında kazada ölen oğlu Abdullah için söylediği ağıt.
    Toprak olsam yarga yarga yarılsam,
    Sel olsam da bölge bölge bölünsem,
    Buralarda geçirdim fırsatı kuzum,
    Mahşerde bulsam boynuna sarılsam.

    Altınızda taşlar batar,
    Üstünüzde otlar biter,
    Öpemediğim o tatlı canlarını kuzum,
    Yılanlar çayanlar yutar.

    Niğde’den yüklediler göçünü,
    Doktor hekim gelmiş bulmamış çareni,
    On sene üç ay oldu kuzum,
    Taramamış saçını.

    Evimizin uğru üç ağaç incir,
    Ellerim kelepçede kollarım zincir,
    Eğer gel dersen kuzum bana,
    Kırarım zinciri varırım sana.
    Yedi devem varda yedisi de elimde,
    Yedi yaram varda yedisi de kolumda,
    Gelme kuzum gelme benim üstüme,
    Sarı Abdullam var benim serimde.

    Bir taş attım karlı dağın ardına,
    Vardı düştü sarı Abdullamın yurduna,
    Gecelere dek geldin kuzum,
    Melhem olmadım da senin derdine.

    Niye ben seveyim de,
    Kara toprak sarılsın,
    Seni vuran eller Abdullam,
    Köklerinden kırılsın.

    Emen çöllerinde kalan kuzum,
    Anasız babasız ölen kuzum,
    Yalnız kuzusu,
    Anasız babasız kalan kuzum.

    Zilfi Gökalp’ın 12-09-1997 tarihinde ölen kardeşi Emin Genc’e (Çantalı) ağıdı.
    Ilgınlıktada yaz koyunun yayılır,
    Kapında da ineklerin sağılır.
    Babam oğlu,oğulsuz kardeşim.
    Sen gidersen yuvaların dağılır.

    Biner atın iyisine,
    Sürür yolun koyusuna,
    Sana ölmüş dediler babam oğlu,
    Haber verin bacılarına.

    Dayan Konya da zarbıma dayan,
    Almışlar atını sürmüşler yayan.
    Uyanın da babam oğlunun kuzuları,
    Derin uykudan uyan.

    Bir taş attım, karlı dağın ardına,
    Düştüm ola da yiğitlerin yurduna.
    Bilemedim de . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . derdine.
    (Örnek)

    Babası Yaşar TAŞ’ ın 2000 yılında Belediye görevlisi olarak gittiği Kırıkkale yolunda trafik kazasında ölen İsmail TAŞ’ a ağıdı:

    Oldu mu Kadir Mevlam bu da oldu mu
    İsmailiminen noksanların doldu mu
    Dosta düşmana da gülünç ettin
    Buda oldu mu

    Yeter olsun mevlam yeter olsun
    Bunca çektiğim çilelerim dolsun
    Benim kaderime gülende
    Benden daha beter olsun.

    Şaminur Soylugan’ ın 2002 yılında ölen yeğeni Suna Durukan’ a söylediği ağıt:
    Hastenenin kapısıda betundur betun
    Doktorlar söyledi yaralarım çetin
    Kuzuların da Sunam, kaldı yetim.

    Karşı dağda Hasan dağının eteği
    Eteği de aslanların yatağı
    Kimselerde mi olmadı allı Sunam
    Gavur dertlerinin ortağı.

    Ne genişimişte havlunuz
    Böylemiydi karı koca gavliniz
    Küs gezsin gayri
    Kuzularınıza gönlünüz.

    Yüksektir dağlarında avcılar gezer
    Derindir göllerinde balıklar yüzer
    Gencecikken gara toprağa giren Sunam
    Ne kadar met itsem o kadar güzel.

    Aşağıdan bir yel esti
    Kırdı benim kollarımı
    Ne yaptılar küstün Sunam
    Sormuyon kuzularının hallerini.

    Fadimana Soylukan’ın 21-01-2003 tarihinde ölen kardeşi Kenan Soylukan’a ağıdı;

    Utan kara yerler utan,
    Saçlarıda tutam tutam,
    Kara yeri vatan tutan,
    Babam oğlu genç kardeşim.

    Dağda bayırda gezen,
    Koyunu arkadaş eden,
    Bir gün yüzü gülmeyen,
    Kadersiz babam oğlu.

    Daşdan yastıklı,
    Keçeden yorganlı,
    Gençliği kara topraklı,
    Kadersiz babam oğlu.

    Şaminur Soylugan’ ın 2004 yılında ölen Melek Çetiner’ e söylediği ağıt:
    Destini doldurdum da bir ulu bentten
    Çevreni işlerimde yuka dilbentten
    Uğrun uğrun korkuyordum
    Meleğim bende gafletten.

    Hasandağı yeni düştüm yoluna
    Dayanamam yağmuruna yiline
    Gencecikken ölen Meleğim
    Fırsatmı geçti felek senin eline.
    Şu dağları bindirdiler boynuma
    Göz yaşını doldurdular koynuma
    Ölüm var dillerdi de
    Ben almazdım yanıma.

    Genç yaşta dul kalan bir kadının ağıdı:
    Evimizin önü küllük
    Küllüğe atarlar pulluk
    Gelin söyleyin komşular
    Bana yakışır mı dulluk. (Derleme)

    Hatice Özcan’ ın ağıdı:
    Ah heceler ah heceler heceler
    Kurum tutmuş pencereler bacalar
    Evimin direği,çocuklarımın babası
    Ah senin can verdiğin geceler.

    Iğranı ığranı bir dal yıkılmış,
    Hazal olmuşta yaprakları yere dökülmüş,
    Gencecikten kara toprağa giden kardaşlarım,
    Ezrail kuvvetli gelmişte beli bükülmüş.

    İsmet Turgut (Nünük)ün Bayatsalı Kımıt mevkiinde E-5 Karayolunda ölen çoban Hacıbaba Soyhana ağıdı;

    Bahar aylarında güttün koyunu
    Güz gelincede etmedin bayram
    Yemin ederimde yolda durmadım
    Nittin felek size de nittim
    Kara yerlerede misafir ettin.

    Öğleyinen ikindinin arası,
    Yaktı beni Hacı beyin yarası,
    Zalim şoför ağırlaştır süratı,
    Kaderim böyleymiş ağlama anam.

    Susaya çıktımda kamyon geliyor,
    Sol yanımdan ciğerimi deliyor,
    Bacılarımda saçlarını yoluyor,
    Kaderde böyleymiş ağlama anam.

    Yolun kenarında yayılır koyun,
    Zalim şoför yaptın banada oyun,
    Uzaktan görünmez olduda köyüm,
    Kaderim böyleymiş ağlama anam.

    Anam gelmiş başucumda ağlıyor.
    Babam gelmiş deli deli söylüyor
    El kızı oturmuş yazma bağlıyor
    Ümitsiz yollara bakın ağlayın.

    Gelin gelin yanıma gelin,
    Ne olduğumu Sofu’ dan sorun,
    Kara habarımı babama verin,
    Kaderde böyleymiş ağlama anam.

    Ankara yolunda verdim özümü,
    Kımıt yaylasında yumdum gözümü,
    Babama bıraktım 3 tek kuzumu,
    Kuzuları arada ağlatma anam.

    Aşık İsmet bu kadar yeter,
    Duyan analar da etmesin keder,
    Nice ayrılıklar ölümden beter,
    Kaderde böyleymiş ağlama anam.

    Zilfi Gökalp’ın 10-01-2005 tarihinde ölen yeğeni Musa’ya (Genç)ağıdı.
    Urumdan gel kömür gözlüm Urumdan,
    Gam kesafet kalkmaz olmuş serimden,
    Sen gittinya babam oğlunun oğlu,
    Kimler tutar ahraz kuzuyun elinden.

    Aşağıdan gelirde aydın avcısı,
    Yukardan gelirde acem sucusu,
    Musamı da ölmüş demişler,
    Çırpını çırpını gelir de güççük bacısı.

    Sponsorlu Bağlantılar

    En Güzel Cuma Günü Şiirleri Kısa

    En Güzel Akşam Şiirleri Kısa Akşam İle İlgili Şiirler Anlamlı

    Bu sayfadaki "Yörelerle ilgili şiirler, yöresel şiir örnekleri" konusuyla ilgili fikrinizi merak ediyoruz? Tespit ettiğiniz hata ve eksiklikleri bize yazın! Eleştirileriniz de en az övgüleriniz kadar bizim için değerlidir.

    Yorum Yapın

    E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Current day month ye@r *