Yörelerle ilgili şiirler, yöresel şiir örnekleri

10 0
Sponsorlu Bağlantılar

SİLO’NUN SANAL AŞGI (YÖRESEL ŞİİR)

oooy! … babooo! .. oooy! …oy…
ben naneyi yimişem, ben habi yudmuşam…
başım dönüy, gözlerim gararıy,
hindi gibi düşünüp duruyam…

canım hep çigküfde,lahmacun isdiy;
sonra da ağzım degil,
aha buram yanıy.
cigerimin tam sol üst köşesi…
Fırat’ın suyunu,
Nemrut’un garını getirseyiz
ataşım sönmez.
yanıyam babooo! yanıyam!
oooy! oy! …

— la Siloooo! …
siye nolmuş beyle?
niye öküz gibi böğürüp,duruysan?
damdan gafana tezek mi düşmüş gavat!
— babo tezek düşse eyi
dam üzerime yıhılmışdır.
gara sevdaya dutulmuşam,
seviyem babo seviyem!
— vay namıssız,vay! …
şuna gıssaca;
canım garı isdiy disene puşdoğli!

— lo kimmiş bu talihsiz gız?
bizim aşiredden birimidir zavallı?
–yoh babo,
ben de daha eyi tanımıyam,
sen heç tanıyamazsan.
hem adını bile bilmiyem,
amba rumuzunu biliyem.
Küsgün Çiçek… canım beniiim…

–la silo sen ipleri hep den goparmışsan
yohsa baboyla dalga mı geçiysen hınzır!
hele biye tez anladasan!
— babo niye biye gızıysan,
sen heç sevmediyn mi?

aha anladıyam eyi dinle:

ben şiir sitesine girmişem;
şiir yazmayı bilmiyem ya,
bi gutu ciglet alıp
içindeki yazıları şiir diye eklemişem.
o gız biye yorum yazmıya başlamışdır.
ne yazıy biliymisen?
Silo beg yüregiye sağlıh,
hemi de en derin sevgilerimle…
daha ne disin babo?
eliyi öpmüşem daha ne disin?
beni seviy işde, seviy! seviy! …
daha fazla dayanamadı
biye MSN aderesini bilem verdi.

gamaradan da görüşdük ha…
beni çoh begendi canimmm,
garizmatik yapım O’nu çoh etgilemiş.
la Silocan! … daha fazla dayanamıyam,
ailen tez gelsin beni MSN den isdesinler diy.
hem siye banga heseab numaramı verirem
başlıh parasını da oraya yatırırsız diy…
ha… gredi gardımıza,
otuz altı aya gadder tahsid de yaparmış.

– peki gözel mi bari?

– babo daha yüzünü görmemişem
yüz görümlüğü isdiy…
yalanız o beyaz ellerini gösderdi;
ne barmağında yüzükleri vardı,
ne de golunda bilezikleri.
hem biliymisen burcumuz da ayniymiş…
ayrıca O’da benim gibi,
dört böyüklerin hepsini dutuymuş.
anlayacağın gafa yapımız ayni.

– de get! Gavat…
sen geçileri tam gaçırmışsan,
ben de essahlı bi şey sanmışdım.
aha üç guruşluh aklın vardı,
onu da bilgisayan makenesi çökertmiş.
oğlum siye virüs didiklerinden bılaşmış, virüs…
bu da mı başımıza gelecekdi,
aha şindi ben yanıyam …
Oooy! … Silooo! … oy! … oy!

Ömer Osman Avcı

Marmara Bölgesi’ne ait yöresel şiir ve maniler

Mevcut yazılı kaynaklarda derlenmiş özgün manilere rastlanmaktadır. Günümüzde düğünlerde, kına gecelerinde mani söyleme geleneği kimi yörelerde canlılığını korumaktadır. Yörede gelini ağlatmak için, ya da geline söyletilen maniler şunlardır.

Evlerim ıssız kaldı
Destiler susuz kaldı
Evdeki yengelerim
Görümcesiz kaldı.
Potin bağım çözüldü
Bağla hey anam bağla
Yarın öğleden sonra
Otur da beni ağla
Gelinlik çarşafı
Belime bağlasınlar
Beni seven dostlarım
Arkadan ağlasınlar.
Avlu dibinde keser
Bizim köye yel eser
Bizim köyün kızları
Hem eserdir hem güzel
Ayağımda yemeni
Altı yok üstü yeni
Babam köye kız vermez
Yeminlidir yeminli
Alan düzün yolları
Tahtadan tahtaya mı?
Yar bizim buluşmamız
Haftadan haftaya mı?
Bugün hava yaz yarim
Mintanı beyaz yarim
Bisikletin üstünde
Bana mektup yaz yarim
Mektup yazarsan yarim
Koy kibrit kutsuna
Bizim oradan geçerken
At evin arkasına
Oturdum arsına
Acıyor musun yarim
Ağanın parasına
Masa üstünde pekmez
O pekmez bana yetmez
Sakarya’nın kızları
Başlıksız gelin gitmez
Ev üstüne ev yaptım
Çıktım üstüne baktım
Yarim gelecek diye
Çifte lambalar yaktım
Çapa kazarım çapa
Hayrola da hayrola
O kız bana yar ola
Yar olmazsa can ola
Derdime derman ola

İn dereye dereye Bahçenin kapısını
Sarı erik yemeye Bir vuruşta açarım
Annem yumurta satmış Dünür yolla sevdiğim
Seni evlendirmeye Vermezlerse kaçarım

Ayakkabımın teki Hey babam hain babam
Yarimin adı Zeki Hayattan attın beni
İste beni babamdan Bin lira para için
Sana verirler belki Ellere verdin beni.

 

MARMARA

ben marmaranın bir şehrinde,
güller,çiçekler içinde
doğdum,büyüdüm,
şimdi bir okullu oldum,
zorluklarla karşılaşıp yenmeyi öğrendim,
marmara bölgesinde.
işte şimdi akıllıyım bu bölgede,
işte şimdi yazıyorum bu şiiri size…

Artvin Yöresel Şiirleri-Şairler Meclisi

Ozan Deli Çoruh (İbrahim Haholu)
Derelerin yorgun sessiz akıyor
Ne oldu ağladın güzelim Artvin
Şimdi sorunların yürek yakıyor
Ozanca nameyi dizelim Artvin

Bengisu ( Sezer Nişancı)
Gezdim dağlarını şehrinin senin
Dedim her yaylaya burası benim
Dönsem diye koydum gömlekle yenim
Haritada yerin çizelim Artvin

Rabatlı (Ertürk Demirci)
Hes’lerin kurşunu geldi bağrıma
Halkım anlamıyor gider ağrıma
Artık kulak verin benim çağrıma
Gerçeği görelim yazalım şimdi

Ozan Deli Çoruh (İbrahim Haholu
Yolların uzaktır sana gelmeye
Kullar hep alışmış bağrın delmeye
Hak ettinmi sen düştün çelmeye
Yanlışı özünde sezelim Artvin

Rabatlı (Ertürk Demirci)
Bağladırlar derelerin önünü
Ters tarafa çevirdiler yönünü
Düşünmek gerekir halkın sonunu
Haksızın başını ezelim şimdi.

Mümtaz Temiz
Derelerin serin köpüklü akar
Dalların yemişli güllerin kokar
Sana birileri nasıl yan bakar
Çıkalım önüne bakalım Artvin.

Ozan Deli Çoruh (İbrahim Haholu
Dağların başını duman bürüdü
Barajlar kuruldu bağın çürüdü
Köylerin sahipsiz sular sürüdü
Dertlerin kalemle gezelim Artvin

Mümtaz Temiz
Sermaye gözünü sana çevirdi
Dozerlerle yamaç tepe devirdi
Nişan aldım gözüm azcık seyirdi
Sana göz dikeni vuralım Artvin.

Ozan Hacı Kadani ‎
Yerdemisin göktemisin görelim ,
Bir dörtlükte sana yazalım artvin.
Deli Çoruh ile sana varalım,
Engini yükseği gezelim Artvin,

Mümtaz Temiz
Arsiyan Bülbülan Cenkelek ile
Dağlara çıkılmaz bir yelek ile
Durmadan çatıştım ben felek ile
Arada bir böyle yazalım Artvin.

Ozan Nergis (Arzu Kabukçu)
Dumanlı dağları güller mi sardı
Anlatır durursun bağları vardı
Tepeyi aşınca görünen yardı
Taşı toprağını gezelim Artvin

Ozan Haci Kadani ‎
Babamın sülüsü Hopa ya çıkmış,
Dört yıl hiç gelmeden askerlik yapmış
O zaman at araba hiç bir şey yokmuş,
Boran, tipi yayan gelmiş Güzelim Artvin

Kervani (Rasim Yılmaz)
Kokunu duyarım esen yellerde
İnsanın dağılmış gurbet ellerde
Eksik kalmayasın bu gönüllerde
Serin sularında yüzelim Artvin

Ozan Nergis (Arzu Kabukçu)
Gitmedim görmedim bilmem şehrini
Şiirde dinledim çoruh nehrini
Tepeden bakınca gördüm seyrini
Tadına doyum yok güzelim Artvin

Kervani (Rasim Yılmaz )
Bende senin için şiirler yazdım
Diyar diyar nice gurbeti gezdim
Bilesin gurbetten ben ne çok bezdim
Makus talihini bozalım Artvin

Özcan Turan
Ozanlığım yoktur sevarım Artvin
Dağını taşını gezarım Artvin
Özlemini yukardakı aşıklardan
Çozerım artvın Artvin

Kadıoğlu (Tekin Kılıç )
Sevenlerin Konya, İzmir, Mersin de
Tüm işlerin çıkmazlar da tersin de
Allah bize sağlık sıhhat versin de
Senin için çok şey yazalım Artvin.

Kervani (Rasim Yılmaz )
Bu milleti koyun sanıp güttüler
Dağı taşı HES’çilere sattılar
Kurdu kuşu yuvasından ettiler
Zalimin mezarın kazalım Artvin

Ozan Hazari (Şehmus Çakı)
Bakınca dağına hasretin çeker
Aşkından kavrulan yüreğe eker
Yarim ceylan olmuş yolunda seker
Yoluna destanlar yazalım Artvin

Kadıoğlu (Tekin Kılıç )
Hasret’in fışkırır gözüm yaşın da
Bir başkasın ilkbahar, yaz,kışın da
HES çileri Artvin köprü başında
Bir bir iştimaya dizelim Artvin.

Akdamla (Hasan Torun)
Palavra atmakla olmuyor meğer
Ata yadigârı vermezsek değer
Bu sulara sahip çıkmazsak eğer
Yoksa bu diyardan tezelim Artvin

Özcan Turan
Hocalar içinde yazması zordur
Artvin’im gidiyor yüreğim kordur
Gurbettekine hayalin sordur
Son kez gelip seni gezelim Artvin.

Akdamla ( Hasan Torun )
Atallım mı maşrapayı güğümü
Hangi namert alacakmış suyumu
Önümüzde hılatlanan düğümü
Sen de yardım eyle çözelim Artvin

Ozan hazari (Sehmus Cakı)
Memleket hasreti yakıyor beni
İlk değil son değil değil ki yeni
Çekiyorsun beni mezarım hani
Sorunu gelince çözelim Artvin

Akdamla (Hasan Torun ‎)
Akdamla sözünü bitirdi burda
Madik atıyorlar baksana yurda
Yem mi olacağız çakala kurda
Namerdin kuyunu kazalım Artvin
Burada bir destan yazalım Artvin

Ozan Bülbülan (Fatma Biber)
Sularımı sattı sattı doymadı
Halkımıza bir damlasın koymadı
Artvin’ime kimse böyle kıymadı
Dostun düşmanını sezelim Artvin

Ozan hazari(Şehmus Çakı)
Görmedim yolunu güzel diyorlar
Bilmem ki köyünü nasıl giyorlar
Böğürtleni daldan taze yiyorlar
Yaşanacak yermiş tozalım Artvin

Ozan Hacı Kadani
Başında dumanlı bulutlar var mı,
Dağların aşılmaz boran mı kar mı.
Yükseklerden şelaleler akar mı,
Şiire destana yazalım Artvin.

Kaynak:Rasim Yılmaz(Kervani) /08haber

Deli Çoruh (İbrahim Haholu
Dertlerin dermanı köknardan sızar
Gurbette yaşıyan kulların kızar
Görki aşıkların neleri yazar
Yazdıkça gönüle sızalım ArtvinMümtaz Temiz
Bu uğurda yemin ettik ant içtik
Aldık tırpan ele çayırın biçtik
Soğuk su başında demlendik içtik
Şişeyi kenara dizelim Artvin.

Ozan Hacı Kadani
Yoların hep yokuş imiş duyarım,
Ama güzelmşsin yokmuş ayarın.
Sana çok çok uzak benim diyarım,
Seni uydulardan süzelim Artvin.

Ozan hazari (Şehmus Çakı)
Naldöken Anaçlı İncili gezdim
Yeşillik görmekten inan ki bezdim
İnsanı sevecen dostane sezdim
Hahalu ne dersin gezelim Artvin

Akdamla (Hasan Torun ‎)
Üstümüze felaketi savurtur
Ocağında domuz eti kavurtur
Cep doldurur ecnebiye kıvırtır
Bunların üstünü çizelim Artvin

Ozan Hazari (Şehmus Çakı
Sıralanmış dostlar atışma burda
Ozanlar dizilmiş bak işte şurda
Yem olmayın sakın çakala kurda
Her bir dize içten deliyor Artvin

Deli Çoruh (İbrahim Haholu)
Düzeni kuranlar gelecek dize
Okuyanlar hakkın verecek bize
Belki sözlerimiz ışıktır size
Baştan sona kadar süzelim Artvin

Cemil Gökdemir
Borçka’nın o meşhur Karagölleri
Murgul’da çıkıyor bakır madeni
Şavşat’ın Pancarcı Festivalleri
Doğa cennetidir güzelim Artvin

Mümtaz temiz
Yazılanı takibe girmesi zordur
Memleket yanıyor yüreği kordur
Halkına durumu araştır sordur
Ayakları doğru yazalım Artvin

Akdamla (Hasan Torun)‎
Sen de düşünsene neler olacak
Mahremine yaban otlar dolacak
Yeşilin, çiçeğin, gülün solacak
Fiyakan bozulur güzelim Artvin

Deli Çoruh (İbrahim Haholu
Dostlar toplanır halin yazmaya
Gerekçe yoktuki bağrın kazmaya
Yakıştımı kalbin vurup ezmeye
Bu hale koyana kızalım Artvin

Cemil Gökdemir
Tarihi eserler , hanlar, hamamlar
Camiler, köprüler, yüksek kaleler
Urartular, Selçuklular, İskitler
Tarih cennetidir güzelim Artvin

Kaynak:Rasim Yılmaz(Kervani) /08haber

NİNNİLER:
Dandini dandini danasıda var,
Başı bitli bir anasıda var.
Yoluk tavuk babasıda var.
Hanım kınık dezzesi var.
Kaz yürüyüşlü ebeside var.

Dandini dandini dan kuşu,
Ekşimiş pirinç aşı.
Babası zabit kuşu,
Anası hanım kişi.

Dandini dandini danadan,
Bir ay doğmuş anadan,
Bağışlasın yaradan.
Derleme

Oğlan oğlan oşuyor
Pazara buğday taşıyor
Elin kızını görünce
Kekilini kaşıyor. (Fatma Şahin)
Oğlan oğlan ot burda,
Bir gecelik yat burda,
Yorgan döşşek yoksa,
Tazı çulu çok burda.

Nerden gelin haymadan,
Oğlak kuzu yaymadan,
Ağ elleri yorulmuş,
Sarı lira saymadan.

Atınan avdan gelen oğlan,
Almalı dağdan gelen oğlan,
Hani sevdiğin nirde,
Kızı çok köyiden gelen oğlan.
Nazire Garı (Genç)
Babası kabe tozağı,
Anası tarla tezeği.

 

 

MANİLER

Kaşını eğdiriyor,
Kipriğe değdiriyor,
Gayet güzel değilde,
Kendini sevdiriyor.
Nazile Garı (Genç)
Aman gözüm
Tükendi özüm
Nediyim ağlayım
İksanım kuzum.
Çopur Karı (Fatma Durukan)
Gurban olayım tesbih sana,
Şumal gelmezler bana,
Gece dana kavurması,
Gendüz tesbih çevirmesi.
Dana Mehmet (Turgut)

Yeldir oğlan yeldir,
Kır atını yeldir,
Eğil göğpınardan,
Parçını doldur.
Halime (totu)Taş

Üzellikten korkmazmısın,
Dam çırası yakmazmısın,
Hey çelebi şamma,
Sen Allahtan korkmaz mısın.
Hasan Hoca (Karaca)

Yolda yoruldunmu,
Sözüme darıldınmı,
Üç seneden sonra,
Çönteze sarıldınmı.

Gün gel,gün gel,
Kır atına bin gel,
Soğuk kapıyı ört de gel,
Sıcak kapıyı aç da gel.
(Eskiden kış günü sabah erken koyun
beklemek için dışarı çıkan ayağı yalın
çocuklar güneşin doğup ayaklarını
ısıtması için bu maniyi söylerlerdi).

Gelin gelin getirin
Geçin geçin oturun
Burası hoca evi
Ne yiyin nede götürün.

Neşterinen neşterinen,
Gözüm doldu yaşlarınan,
Aydan aya selam gelsin,
İbiği gınalı guşlarınan.

Yağ attım tavaya,
Uçtu gitti havaya,
Uçtu gayrı buluta,
Konduramam yuvaya.

Babası kabe tozağı,
Anası tarla tezeği.

Kayadan bakan oğlan,
Kandili yakan oğlan,
Gece gelme gündüz gel,
Horozdan korkan oğlan.

. . . . . . . . . . . . . . . . . . obası,
Çifte yanar zobası,
Kızlar oğlan doğurmuş,
Kim olacak babası.
Derleme

 

 

GELİN AĞITLARI
Büyük Melek ölür yedi çocuğu öksüz kalır. Yedi çocuğundan biri olan Halime’ yi yaklaşık 1920 yıllarında Ereğli’nin Kutören’e Topbaşlara gelin verirler. Hamzalılarda dışarı gelin vermek çok nadir görüldüğünden, bir de Halime’ nin öksüz olduğundan herkesin ağrına gider. O günde çok kişi ağıt yakar. Ağıtların çok beyit olduğu söylenirsede toplayabildiğim aşağıdaki dört beyittir.
Gelin giden Halime’ nin ağıdı:

Emmim oğlu güççüğüse büyüsün,
Dayımın oğlu yoksulusa bay olsun,
Ben gelin gidiyim de yad illere ,
Cicilerim rahat uyku uyusun.

Elinizden elinizden,
Kurtulaydım dilinizden,
Emmim dayım oğulları,
Gayri geçmem ilinizden,

Yağmur yağsında yaş olsun,
Evinizin uğru mermer taş olsun,
Ben gidiyimde cicilerim,
Gönülleriniz hoş olsun.

Bacısı Melek Fadima (Kula) ‘ nın ağıdı:
Aylıkcıydın ayın yetti,
Günlükcüydün günün bitti,
Anamın allı kızı,
Yat ellere gelin gitti. (bulabildiğim ağıtların en eskisi)

Yandı saçımda döndü sicime,
Akan kanında donmadı kavım ucuna,
Yatlara gidiyonda guzum,
Bir tek o gidiyor gücüme. (anası)

Gümüş ırbık gibi gaynayıp caşdın,
Kendi yağın ile kavruldun bişdin,
Güççüktende gelin giden guzum,
Kadir kıymet bilmedik yerlere düşdün guzum (halası)
Zilfi Gökalp

Dam başında dolu desti,
Rüzgar deli devre esti,
Kıyamadığın ibrişim saçıma,
İller sındı vurdu kesti. (kız)
Fadik Cici (Fatma Öztürk)

Atladı geçti eşiği,
Sofrada kaldı kaşığı,
Kınası yakılan gızım,
Tüm evimin yakışığı. (anası)

Çalıyıdın, çıprıydın,
Ayağıma dolaşırdın,
Gurban olduğum fadimem,
Carıma ulasırıdın. (anası)

Atını getirin binek taşına,
Elleri yetmemiş eğer kaşına,
Güççükden de gelin ettiğim . . . . . . . . . . . . . .
Çağırın babasını atın başına. (anası)
Fatma Tümen
Çayırımız simsiz olsun
Pınarımız kumsuz olsun
Yad ellere giden kızım
Saç’ın ucu simsiz olsun (anası)

Yağsın yağmur da
Dere tepe düz olsun
Sen git de kızım da
Emmiyin gönlü hoş olsun (anası)

Yağmur yağar yelli yelli
Yağlığının ucu telli
Sen gittin de güzel kızım
Yerlerin hep belli belli (anası)

Yarım elma yarışırdık
Bütün elma bölüşürdük
Bir evde iki kızdık ama
Turna gibi ötüşürdük. (bacısı)

Evimizin önü yonca
Uzar gider yol boyunca
Bir daha dönmem bu eve
Kadın anam olmayınca (kız)
Keziban Erşan (Moturcunun Avradı)

Saçını ördüm sırma tel gibi
Boyuna baktım selvi dal gibi
Ne durunda ağlaman
Yattan gelmiş el gibi (komşular)

Damınızda otmuydum
Üstünüze yükmüydüm
Bende bir kız idim
Sizin evde çokmuydum. (kız)
Dürdane Erşan

Hele başı hele başı
Hani bu gızın gardaşı,
Ellerine kına gomaz
Gelmeyince öz gardaşı. (yengesi)

Başın engin eyle kuzum,
Lafın çeke söyle kuzum,
Ellere gelin gidiyon,
İyi geçim eyle kuzum. (anası)

Sabah olmuş da guzum uyanmış,
Benim guzum güllerinen boyanmış.
Guzum bu gün gelin gidiyor,
Guzum da mahzunlaşmış ağlamış. (anası)

Elmas Pınar
Göğ Zala (Taş) Yukarı Köndelene ikinci evliliği için giden kızı Nazmiye’ye (Nazmiyenin 5 yaşında Elif isminde bir kızı Zala ebesinin yanında kalmıştır. )ağıdı.

Bura nire Bursa nire,
Yük yıkarlar ara yire,
Anasını verdiler gurbet ile,
Guzusunu yatırman guru yere.

Bir kazma verinde Köndelenin yolunu kazayım,
Bir kalem verinde Nazmiyenin yazısını yazayım.
Beş yaşında kalan guzusuynanda,
Nazmiyemi anayım.

Yukarı Köndelene gelin giden Nazmiye Akpınarın (Taş) bırakıp gittiği 5 yaşındaki kızı Elife ağıdı;
Ben bir garip kuş idim,gurbet elde tünedim,
Kalkıp uçmaya yoktur benim kanadım,
Gurbanlar olduğum küçücük kuzum,
Bende bahtımı kara günde sınadım.

Gurbetin suyu çağlar akar,
Sılanın toprağı mis olur kokar,
Beş yaşında atıp gittiğim Elifim,
Gurbet adamı yalınız yakar.

Ben gider oldumda il başıma derildi,
Gitme diyide guzum boynuma sarıldı,
Gurbanlar olduğum güççük guzum,
Benim gısmetim de yad ellere verildi,

Yine bahar geldi de çiçekler açtı,
Bir gül koparmadan yaz geldi geçti,
Gurbanlar olduğum güççük guzum,
Benim genç ömrümde beyhude geçti.

 

 

GÜZEL SÖZLER:
Atın at olmayacağını bildim, Cücülünün katırına eş oldun.
Hacı Hasan Hacı Abdullah Şahin.
Bir çağım öleceğine, bir çanlı kısırım ölse iyidir.
Akkız Garı (Şahin)
Belki başım yukarı değer. (Gönhana eğilerek giren Molla Ahmet’in boyu çok kısadır. ) Molla Ahmet Genç.
Zabunun s. . . . . . . . . . . . . zibile kalkar.
Kasnak (H. Emin Turgut)
Bacım bir çift lafım daha var ya inek eve geldi.
Köse Kezban (Üngü)
Taze buzağı ot yer, lafını bilmedik bok yer.
Fati Garı (Öztürk)

Doğruda aç,eğride tok görmedim.
Köylüyü (dağlıyı) üzerinden uzatacaksan, borçlandır.
Emin Koca (Durukan)
İt kapıda zabun gerek.
Dokuz it dokuz avrat ne yapsın bir Ümmet.
Hacı Ümmet Bilgi
Dişi diş üstüne koymadan,dişi daş üstüne koymak iyidir.
Emine Garı (Erşan)
Evler veran oldu ıssız ören oldu.
Hayriye Garı (Bilgi)
Düğünde duzsuz oynayandan,ölüde duzsuz ağlayandan utanırım.
Akşamki yenen bokluğa,sabahki yenen dokluğu.
Ot kalmadı örüm olmadık bok kalmadı sarım olmadı.
Yat kabalak saçlım yat,sana alacak yok,bana verecek yok.
Dilli Gız (Fatma Koç)
Uğ bağım yok uğunuyum ağlayım.
Sındı bağım yok ki sıkınıyım ağlayım.
(Gelin giden kız)
Demir kapının, ağaç kapıya işi düşer.
Ölünün malı olmaz.
Gün ola, harman ola.
Sebepsiz kuş uçmaz.
Yer demir gök bakır.
Kuru kafaya gem vur.
Dişini çek g. . . . . . . üme gir. ( Yaşını küçük göstermeye çalışana) Ahmet Şahin.
Otlu yurttan kutlu yurt iyi olur. Yabancı Emine Garı (Erşan)
Önü iyi olanın sonu kötü olur. Emin Öztürk
Konağa vardık, konaktan geldik.
Api (Abdullah)Taş
Getir Ağam eşeği, atalım sidikli döşeği.
Keziban Erşan
Allah yastık arkadaşına ecir sabır versin.
Hacı Veyis (Coşkun)
Veyis sen askere gitsen ne yazar kalsan ne yazar.
Koca Hasan (Coşkun)
Geçim bana mı, yoksa Şomarın uşağına da var mı.
Kör Hacı (Soyhan)
Boklu moklu de me ye savuş. Çelebi Şamma(Arslan)
Daşı bağlıda iti boş,ağzına sıçtığımın Urumu.
(Kaçkaçta Adana Şambayatdan gelen bir kadın)
Azrail kapımdaki itten korkar.
Daha kapıma kara kazan kurulmadı.
Seyidin kızı (Kezban Kula)
Burda orak tutanın eline,orda kalem mi verecekler.
Gülende Özer.
Çanlı çığraklı göçden ayrıldım,içi yarpuzlu aşdan ayrıldım.
Bektiğe gelin giden bir kız.
Başka bir duvar yıkın. Şıh Ahmet Öztürk (Gözügüççük)
Bu sene ağalarnan bir olduk. (Hayatında hiç ekin ekmeyen, hayatı çobancılıkla geçmiş Koca Memmed’in kıtlık senesi hiç ekin bitmediğinde söylediği söz) Koca Mehmet (Tüfekçi)
Arkamdan ağlayanın avradını s. . . . . . iyim
Ağam, ata binersem şişerim,şişersen coşarım,coşarsam caşarım,caşarsam düşerim.
Tahiroğlu ( Ata bin diyen Hacı Mavu Ağaya söylemiş)
Ah bir daha vursalardı, kızacaktım.
Koreli (Hanifi Gökalp)
Ben ıslanır kururum, bu huy sana huy değil.
Rifat Tekeli
Oturun analarım oturun, bu gün muhabbet günü.
Hacı Hacı(Koç)
Türkmenin ağası dağ korur,şehrin ağası bağ korur.
Yaşlı bir Yörük kadını (Hacı Kamber ağaya söylemiş ve bu söz üzerine Hacı Kamber ağa Ereğliye göçmüş. )
III. BİLMECELER:
Dağdan attım yarılmadı
Taştan attım kırılmadı.
Bir tükrüğe dayanmadı.
(Tütün kağıdı)
Yol üstünde kitli sandık
(Mezar)
Yol üstünde yaş çubuk.
(Yılan)
Benim dört atım var,
İkisi çullu ikisi çulsuz.
(İp ağacı)
Biz biz idik,
32 kız idik,
Ezildik büzüldük,
Bir duvara dizildik.
(diş)
Çarşıdan alınmaz
Mendile konulmaz
Tadına doyulmaz.
(uyku)
Gece gezer lalek,
Gündüz gezer lalek,
Çayır çeker lalek,
Tolu döker lalek
(koyun)
Çarşıdan aldım bir tane,
Eve geldim bin tane.
(Nar)
Tıplak yerde tay oynar.
(Kavurga)
Dağdan gelir takla makla,
Ne nohut ne pakla,
Aman avrat beni sakla.
(dolu)
Kat kat döşşek,
Bunu bilmeyen eşşek.
(Kitap)
Yük üstünde kıllı yumak.
(kedi)
Dam ardında güveyi,
Güp güp eder yüreği.
(Hırsız)
Dağdan gelir,taşdan gelir,
Ağzı köpüklü aslan gelir.
(sel)
Dilim dilim nar,
Dizime çıktı kar,
Uçtu keklik,
Kondu dilbar.
(harman)

IV. HAYIRDUALARI
Allah hayrını versin.
Allahım iki iyilikten bir iyilik ver.
Allah ak sakallı kocalar ol.
Allah razı olsun
Allah birini bin etsin.
Allah uzun ömür versin.
Allah ne muradın varsa versin.
Allah kazadan beladan korusun
Allah sayınızı eksik etmesin.
Ayağın göl başın pınar olsun.
Bir elin yağda bir elin bağda olsun.
Bir bulun bin yiyin.
Düşman başına.
Hayırlı olsun.
Taş diye kavradığın altın olsun.

 

 

ASKER AĞITLARI YASLAR
Eskiden askere gidenler Çürüköz’e kadar akraba hısım ve vatandaşlardan oluşan bir kalabalıkla savuşturulur kadınlar ağıtlar yakardı. Çorap,işlik,içdon ve para gibi hediyeler verilirdi. Asker anası tarafından kasabamızda geçmiş savaşlarda şehit vermeyen tek hane olan Güneylilerden (gündoğan)bir ekmek alınır,azığına konurdu.
Şimdi ise yolcu etmeler yine akraba hısım kalabalığı ile yolculuk yapacağı otobüse kadar minibüslerle götürülüp yolcu edilir.

Postalını postalına çatarım.
Dal boynunu dal boynuma atarım.
Küçükten de zabitlerin önüne kattığım . . . . . . . . . . . . . . .
Ben de senin hasretinle yanarım
Derleme.
Aşacağın karlı karlı dağ olsun,
Varacağın mor sümbüllü bağ olsun,
Git gel askerede yiğit oğlum,
Senin canın sağ olsun.

Yaylaya göçürdüğüm kuzum
Soğuk sular içirdiğim kuzum
İki ellerimden şahin gibi
Askere uçurduğum kuzum.
Aşık Yaşar(Taş)
Halime Taş’ın 1945 yılında Pozantıda asker iken ölen kardeşi Eyüp Tümene ağıdı,

Anama söyleyin lamba yakmasın,
Çuha şalvarına uçgur takmasın,
İyip oğlum askerden gelecek diye,
Dönüp dönüp kara yola bakmasın.

Sana derim sana gavur önağa
Develerin yorgun varmaz konağa,
Bir yiğit asker de ölmeyinen,
Gurban olduğum İyibim kalmaz bu dünya.

Almalar bitmişde dallar götürmez,
Yollar diken olmuş kervan oturmaz,
Gurbam olduğum İyibim babam oğlu,
Yüreğim yaralı da kahır götürmez.

Al atın nennide kır atın nenni,
Karşı dağların başı dumanlı,
Babam oğlu genç gardaşım,
Buraya da geleceğin gümanlı.

Binmiş atına da harlayıp gelir,
Saati kösteği parlayıp gelir,
Kıyma azrail de kıyma babamoğluna,
Bıyığın yeri yeni terleyip gelir.

Güneydoğu’da 17-09-1994 tarihinde Hakkaride şehit olan uzman çavuş Mahir Tüfekçi’ye annesi Nezaket Tüfekçi’nin ağıdı

Yedi devem varda yedisi de elimde,
Yedi derdim var yediside kolumda,
Gelmeyin gelmeyin benim üstüme,
Yiğit yarası var,benim serimde.

Elimi yuduğum pınarım,
Sırtımı dayadığım duvarım,
25 yıllık emeğim,
Yiğidim Mahirim.

Seni vuran dağlımıydı,
Elin kolun bağlımıydı.
25 yıllık emeğim,
Yiğidim Mahirim.

Kahpe felek değirmenin döndü mü,
Döne döne nöbet bize geldi mi.
Kuzumu alınca gedik yerin doldu da,
Gavur vadeciğin yerine geldi mi.

İçerimden de iliğim üzgün,
Dışarımdan da pevranım bozgun,
Aslanım kuzum yiğit Mahirim,
Zalim azrail bize küççükten kızgın.

Aybas aybas olurdum,
Ocaklara kara daş,
Böyle edeceğini bilseydim yiğidim,
Ne kavim olurdum ne kardaş.

Elmas Taş’ın 9 Mart 1986 yılında 20 yaşlarında ölen Astsubay oğlu Erol Taş’a ağıdı:
Karyolada yeri kalan,
Yastıklarda teri kalan,
Genç yaşında ölüpde,
Arkasında nazlı yari kalan yiğidim.

Heliklide evlerimiz helikli,
Al atlıda boz tepeye birikti.
Geleceği yollarda gözlerime görüktü,
Bu gün içinde bir anayla bir bacı gerekli.

Yüksek olurda minarenin yapısı,
Engin olurda tülü devenin çatısı,
Bu kadarda acı olurmuş yiğit acısı,
Hiç mi yoğumuşda yanar bacısı.

Uzun olurda Çukurkuyunun söğüdü,
Gelmiş tüccarda alamamış ağacı,
Bulamamışda yiğidimin yarasına ilacı,

Hele bakında feleğin işine,
Ağı katmışda ekmeğine aşına,
Zalim azrailde şu yaşda düşmüş peşine.

Yücedende ürkütürler kurdu,
Ala atlarada vururlar terki,
Geçirdik baharıda güze gelir belki.

Yaz gelirde yazı yaban otlanır,
Güz gelirde her meyvalar tadlanır,
Allah ne verirse kulu ona katlanır.

Adanada da biter otun iyisi,
Sarmış içerisine de derdin koyusu,
İstanbuldan da geliyor doktorların iyisi.

Çaktım çaktım da çakmağım yanmadı,
Dört yanıma baktımda kimse kalmadı,
Çok firyatlar ettimde kimsem olmadı.

Issız evlerde oldu düneğin,
Dert üstüne dert bağladı yüreğim,
Ahrete kadar da yanar yüreğim.

Bayraklar diktirmedin başı elmalı,
Güveyler durmadın omzu sırmalı,
Gelinler getirmedin gözü sürmeli.

D. ÖLÜYE AĞITLAR
Kasabamızda ölüye saygı, diriye olan saygıdan daha fazladır. Cenaze törenlerine düşmanlık ve küslüğe bakılmaksızın herkes katılır. Cenaze yakını olmayanlar kendi ölüleri için her cenaze evinde ağlayabilir.
. Ağıt başı
Bir yel eser bir yel eser,Urumdan,
Çıktım yeli bağlamaya,
Duydum babam oğlu ölmüş,
Oturdum başına ağlamaya.
Zilfi Gökalp

Hacı Mehmet Durukanın hanımı Elmas’ın, gelini Cennet için söylediği ağıt.
Bizim yaylalarda ardıç oluklu,
Oluğunun iki yanı balıklı,
Yağırnısıda gırk çift belikli,
Yazılarda gezen allı gelin.

Bir ağaç varmış da kurumuş,
Dalı budağıda çürümüş,
Sahipsiz olmak da zor imiş,
Yazılarda gezen allı gelin.

Eşe Günaydının 1945-46 yılında 12-13 yaşında ölen kızı Durdaneye ağıdı
Kimilerinin düşlerini yoyardım
Kimilerinin yakasını oyardım,
Sizin sayenize kuzularım,
Bütün mahallenin çocuğunu severdim.

1952 yılında Ceyhan’ a çalışmaya giden Kara Mehmet (Öztürk) traktör sürürken kanala uçar ve ölür. Bacıları yıllarca ağıt ederler.

Bacısı Zala ÜNAL’ ın ağıdı:

Gümüş fincan altın tabak,
İki bacın çöle indi,
Kurbanlar olduğum Kara Memedim,
Yalın ayak başı kabak.

Galenin altı ırmak,
Altın yüksük beyaz parmak,
Alnına mı yazıldıydı babamın yiğit oğlu,
Gidip gurbet elde kalmak.

On bir ay oldu büründü dağlar,
Hastanın halini sormadı sağlar,
Elli iki sene oldu sekiz aylık güveye,
Dillerim söyler gözlerim ağlar.

Babam oğlu bir değildi beş idi,
Beşi de birbirine eş idi. ,
Sekiz aylık güvede,
Hepsine baş idi.

Şu yağanda yağmurmudur gırcımı,
Babam oğluda kürtmüydü gürcümü,
Sekiz aylık güveydi de babamoğlu,
Babam oğlu gara yirin harcımı.

Dolandım geldimde yazdan harmandan,
Bir su içtim babam oğlu tırmandan,
Sekiz aylık güveydi de babamoğlu,
Bende oldum özden dermandan.

Aşağıdan gelirde hacı,
Başına giyerdi kırmızı tacı,
Sekiz aylık güveye babamoğlu,
Bende olmazdım bacı.

Babam oğlu da çıkmış ganel başına,
Ganlar dolmuşta kipriğine kaşına,
Kurban olsun iki bacın babamoğlu,
Ağzıyın içindeki altın dişine.

Galeden galeye gereler urgan,
Anan üstüne örtmedi miydi,
Babamın yiğit oğlu,
Güvelik yorgan.

Bağrında işli alı giyene,
Hiç gönlüm ırazı değil,
Elli iki sene oldu daha,
Babanoğlu öldü diyene.

Babamoğlunun koyununu cinganlar güder,
Ağlatma babamoğlu sekiz aylık gelinini,
Elinin kınasıynan gözünün sürmesi gider.

1956 yılında Bozoğlanın İhsan (Erşan) yeğeni Kazım Özkanı, sarnıca düşen kırıyı çıkarmak için kolan bağlıyarak kuyuya sallandırır kolan kırılır Kazım sarnıca düşer,yeğenini kurtarmak için sarnıca atlar ikiside boğularak ölürler. Anası ve bacıları yıllarca ağıt yakarlar;
Bacısı Elmas’ ın ağıdı (İhsan Erşan için )
Burçak ekti Kuma yazıya,
Av bulamadı çengel tazıya
Kurban olduğum genç kardeşim,
Hasret gitti yedi günlük kuzuya.

Bozulsunda Ereğlinin bağları,
Yıkılsında gavur Kerelin bağları,
Merhamete gelin kuzusundan ayrıldı gidiyor,
Goyurunda gara yirin bealeri. (beğleri. )

Babası BOZOĞLAN’(Mehmet Erşan) ın ağıdı,( gelinine)
Hatem yüksük döktürdüm parmağında,
Çufa şalvar diktirdim tırnağında,
Felek kırdı kolumu, yiğit oğlum,
Hatırına götürürüm dallarımda.

Yörü gelin yörüde hatırın hoş olsun,
Yağmur yağsında top zilifler yaş olsun
Dilerim Allah’ tan . . . . . . . . . . . . . . . . . ,
Karnın dolu kucağında boş olsun.

Değirmenin savağı ,
Kısa kestim kavağı,
Benim oğlum sevdi iller alacak
Gara gelsin duvağı.
Bacısı Ganime’(Durukan) nin ağıdı:(İhsan Erşan için)
Üç ocağı dokuz daşlı,
Çatmacığı çatal üleşli,
Ağ mayalı keleş göçlü,
Babamın yiğit oğlu.

Arşın elli kulaç kollu,
Çifte kuzulu,
Arkası al tazılı,
Babamın yiğit oğlu.

Sabahınan kalkmış da yürümüş yoluna,
Çiğ düşmüşde perçeminin teline,
Senin böyle ideceğini bilsemidi,
Sarılırdım da perçemiyin teline
.
Arşın elli kulaç kollu,
Çifte kuzulu,
Arkası al tazılı,
Babamın yiğit oğlu.

İnilerde karadeniz iniler,
İniltiden de durmaz olmuş gemiler,
Sana 50 sene oldu babaoğlu,
Dedikce de kemiklerim siniler.

Arşın elli kulaç kollu,
Çifte kuzulu,
Arkası al tazılı,
Babamın yiğit oğlu.

El viriyor el viriyor,
Orta direk bel viriyor,
Gardeşlerinin habarı olmamış,
Babamoğlu el çırparak can viriyor.
Yedi senelik yuvası dağılan babamoğlu,
Gedikten evi bozulan babamoğlu.

Yüce dağ başında kirmenim başlı,
Senden ayrılalı gözlerim yaşlı,
Ne bayram ittim ne düğün ,
Babamoğlu, gavumlu kardeşli.
Yedi senelik yuvası dağılan babamoğlu,
Gedikten evi bozulan babamoğlu.

Betneliktede koyunların yayılır,
Kapıda da ineklerin sağılır,
Sen bu işi yanlış tutma “Babamoğlu”,
Güze de düneciğin dağılır.
Yedi senelik yuvası dağılan babamoğlu,
Gedikten evi bozulan babamoğlu. ,

Ata binerde hecin gibi,
Burma bıyıkları sicim gibi,
Arşın elli kulaç kollu ,
Babamın pehlivan oğlu.
Yedi senelik yuvası dağılan babamoğlu,
Gedikten evi bozulan babamoğlu.

Dallarına keten gömlek olmuyor,
Yağarnısını da kucak almıyor,
Babamın yiğit oğlu.

Keten gömlek giymişte yakacığı dönmeli,
Bağrıcığıda sedef düğmeli,
Babamın akıllı efendi oğlu.

Ganime Durukan’ ın yeğeni Kazım(Özkan)’a ağıdı:

Kitabı çantada basılı kalan,
Önlüğü duvarda asılı kalan,
Sürmeli Kazımım.
Bayraklar dikemedim sana başı almalı
Güveyler duramadın da yanı sırmalı.

Kınalı parmaklar sıkmayan
Sürmeli gözler öpemeyen
Her murazı koynunda giden
Sürmeli Kazımım.
Bayraklar dikemedim sana başı almalı
Güveyler duramadın da yanı sırmalı.

Evimizin uğru gayısı
Dibine dökülür de iyisi
Biri yiyenide biri dayısı
Ne diyim komşular ne diyim.
Bayraklar dikemedim sana başı almalı
Güveyler duramadın da yanı sırmalı.

Kör Habibe (Öncel)’ nin İhsan Erşan ve Kazım Özkan’ a ağıdı:
Derinimiş şu mağsanın kuyusu
Suda ölür insanların iyisi
Biri yiğeni de biri dayısı

Nasıl indin bu mağsanın içine
Bilemedim bu yiğidin suçu ne
Kumlar dolmuş saçlarının içine

Beklemiş mağsanı bir ala tazı
Alnıma yazılmış bu kara yazı
Beşikte de ağlar bir körpe kuzu

Arayı arayı bulsam izini
Ayağının çamuruna sürsem yüzünü
Ağlayı ağlayı da silsem gözümü.

Suna Tümen’ in 1974 yılında trafik kazasında ölen kocası Mehmet Tümen’ e ağıdı:

Aşağıdan gelir elinde gülek
Sıvamış kolları bembeyaz bilek
Tanrıdan diledim kendime dilek
Ölüm ver Allah’ ım ayrılık verme.

Maraş maraş dedikleri büyük bir Maraş
Yastığım gutnuda döşeğim kumaş
İllerin memleketinde can veren yoldaş
Ölüm ver Allah’ ım ayrılık verme.

Elmalarda çok bitmiş dallar götürmez
Yollar tiken olmuş kervan oturmaz
Benim yüreğim evvelden yanık gahir götürmez
Ölüm ver Allah ‘ ım ayrılık verme.

Fadimana Yakışır (Durukan)’ ın 1976 yılında trafik kazasında ölen kocası Emin Durukan (alız Emin)’ a ağıdı:

Aşamadımda şu Okçunun dağını
Sıkça bağladı şu lapçının bağını
Ölümünen ayrılık aldıydı yüreğimin yağını
Çocuklarımın babası irepcerim yiğidim.

Süre süre indirdilerde yazıya
Piş ittilerde al kınalı tazıya
Hiç bakmamışta moturdaki çifte kuzuya
Çocuklarımın babası İrepçerim yiğidim.

Ürümesinde şu obanın itleri
Daylak almaya gelmişte Malatya’ nın Kürtleri
Gatilmi gelmiş zalim ezrail senin üstüne
Çocuklarımın babası İrepçerim yiğidim.

Bir para buldum da yüzü turalı
Ansız ölümden de bağrım yaralı
Ala canlı da ılgıt ganlı.
Çocuklarımın babası İrepçerim yiğidim.

Bahriye Songur’un 1979 yılında vurularak ölen öğretmen Kadir Çevik’e ağıdı:

Koyununun yüzü dağlı
Devesinin dizi bağlı
Meymenetsiz köyden evli
Fikirsiz deli Kadir

Kadirim gözleri Sivrisarda açtı
Koyununada kurtlar karıştı
Zalim düşmanda üstüne gelince oğlan
Tebdilin mi şaştı.

Irafda da gaplarım dizili
Ciğerleri de kurşun yarasından sızılı
Erbişim yuvalı da taze gelinli
Fikirsiz deli Kadir.

Bayramınada ağlayıp iderim bostan
Üstüne yorganın çekerim astar
Sivrisarın talebeleri de seni ister
Fikirsiz deli Kadir.

Öyleninen ikindinin arası
Yaktı beni de yiğidimin gaşı garası
Gadirimin yarasıda kurşun yarası
Fikirsiz deli Kadir.

Nazmiye Arslan’ ın 1979 yılında ölen 24 yaşındaki öğretmen kardeşi için 2005 Ocak ayında annesinin cenazesinde ağıdı:

Akkoyun karakoyun
Mezerini derin oyun
Birinin adını kurşun yaralı
Birini de bıçak yaralı koyun.

Yükünü inceden kayarlar
Dibine allı gelini dayarlar
Kurşun yaralıda babamın yiğitoğlu
Hatırını senden iyi sayarlar.

Gülü kokmaz mı sandın
Balı bekmez mi sandın
Anamda ölmez mi sandın
Babamın kurşun yaralı yiğitoğlu

Sultan Yavuz’ un 1980 yılında ölen babası Ömer Turgut (çolak Ömer)’ a ağıdı:

Yaylacılar yaylasına yürüsün
Otlar bitsin kapıcığın bürüsün
Geliyim dedin gelmeyi virdin babam
Senin ömründe kuru yerde çürüsün.

Hasandağı da ne boranlı başın var
Yastık koyupta yaslanacak daşın var
Zalim felek ne örneksiz işin var

Kiminin anasının alın,yavrularını öksüz gon
Kiminin babasını alın,hanesini ıssız gon.

Bir geyik geldide buynuzunu ığradı
Hancer vurduda ciğerimi doğradı
Zalim azrail yine bize uğradı.

Yedi devem varda yediside elimde
Yedi yaram varda yediside kolumda
Hem ayrılık hem ölüm var serimde.

Hani çoban seninde sağmalın yozun
Eşmede sağmalında, goyakta yozun
Zalim felek yetim koydu kuzun.

Hasandağını da bindirdiler boynuma
Göz yaşınıda doldurdular koynuma
Ölümünen ayrılık dillerinide
Almıyordum da aynıma

Giderim giderim de ben giri durdum
Yalanımışta dünya ben yeni duydum
Kara toprağımışta babam
Vatanın yurdun

Yol üstünde kumlu mezar
Yeli eserde külü tozar
Babam bahar aylarında
Adam hanesinden mi tezer

Penceresi de yuka kağıtlı
Koynucuğu da gümüş saatli
Mencilisler içinde ağır sohbetli
Gittin gelmen babam
Yittin bulunmam babam.

Nazmiye Akpınar (Taş)ın 1984 yılında ölen kardeşi Fevzi Taş’a ağıdı;

Kadifeden de diktirdim işliğini,
Gurbette mi verdiler başlığını,
Nasıl verdin babamoğlu,
Kara yere gençliğini.

Benim babamoğluda Bursadan İstanbula geçer,
Sabah kalkınca da karanfilli çaylar içer,
Babamoğluda Azraille sözleşmiş,
Bizden uğrun kaçar.

Atlara binmişde ağızları göğde,
Havranalar giymişde iyleri yirde,
Muraz alamadık babamoğlu,
Yat gayrı gara yirde.

Şerife TURGUT ‘un 1985 yılında ölen 20 yaşındaki kızı Zübeyde FİDAN’ a ağıdı:

Haydar ağlımıyacağım da ağlattın beni
Allı Zübeydeme de söylettin beni

Gazilerde gazilerde yürük gaziler
Yaralarımda göz göz oldu da sızılar
Allı Zübeydemin kuzuları
Ana diye arzular

Kurbanı vereyim gidikten
Abdullayı yanına bekçi koyam
Allı Zübeydem

Göğde isen merdivenler kururum Zübeydem
Yirde isen ayağına varırım Zübeydem
Suçların neydide allı Zübeydem
Allı Zübeydem suçlarını sorurum.

Kurbanın olduğu günü Zübeydem
Alnı gara yazılı Zübeydem
Ardı körpe kuzulu Zübeydem

Haydar beni ağlattın gine
Baharın kuzularda deziyor Zübeydem
Alnınada kara yazı yazıyor Zübeydem
Allı Zübeydem

Mezarının üstüde kara bulutlu
Sandığının ağzıda devre kilitli.
Allı Zübeydem, Zübeydem
Bayramdan bayramada kuzuların umutlu

Abdullaya nişan koyduk Zübeydem
Sevgi gelin oldu gitti Zübeydem.
İçerlerimde iliğimi üzdün Zübeydem
Dışarımda pervamı bozdun Zübeydem

Kör Elif (Bilgi)in 29/3/1985 tarihinde ölen Abdullah Dokuza (Yandım Çavuşa ağıdı.
Uçtu ördeğimiz,viran kaldı gölümüz,
Acaba da nirelerde kaldı garip ölümüz,
Yüklediler göçünü de sormadılar suçunu,
Daramışlar da efil efil emmimoğlu saçını.

Yeşil ördek yeşil ördek,
Hanı senin eşin ördek,
Analarıda anasız kaldı Haydar,
Garibim sırma yelekli.
Bahriye Songur’ un 1992 yılında genç yaşta ölen kardeşleri Ferhat ve Kadir Gülşen’ e ağıdı:

Ekin ektimde yabana yazıya
Av bulamamışta algın tazıya
Hiç mi acımadında beşikteki kuzuya
Babamın dertli oğlu genç gardeşim.
Birbirinden haberi olmayan
Babamın dertli oğulları

Yol üstünde yuvam var
Daş atman uğradırsınız
İstanbul’da dertli gardeşim var
Duyurman abisine ağlatırsınız.
Birbirinden haberi olmayan
Babamın dertli oğulları.

Elmas Gökalp’ ın 1992 yılında ölen abisi Kadir Turgut (Kara Kadir)’a söylediği ağıt:
Sabahtan sabaha da okunur ezan
Dizlerim tutsa da bastığın yerleri gezem
Gözlerimin yaşı mürekkep olsa da
Sana hergün mektuplar yazam.

Alemim var alemim var
Dividim var kalemim var
Uçan kuşlarınan babam oğlu
Sana selamım var.

Bir yel esiyor bir yel esiyor urumdan
Gonca gaflet kalkmaz oldu serimden
Güvendiğim bir sen idin babam oğlu
Hiç tutmadın elimden.

Elmas Pınar’ın 1995 yılında kazada ölen oğlu Abdullah için söylediği ağıt.
Toprak olsam yarga yarga yarılsam,
Sel olsam da bölge bölge bölünsem,
Buralarda geçirdim fırsatı kuzum,
Mahşerde bulsam boynuna sarılsam.

Altınızda taşlar batar,
Üstünüzde otlar biter,
Öpemediğim o tatlı canlarını kuzum,
Yılanlar çayanlar yutar.

Niğde’den yüklediler göçünü,
Doktor hekim gelmiş bulmamış çareni,
On sene üç ay oldu kuzum,
Taramamış saçını.

Evimizin uğru üç ağaç incir,
Ellerim kelepçede kollarım zincir,
Eğer gel dersen kuzum bana,
Kırarım zinciri varırım sana.
Yedi devem varda yedisi de elimde,
Yedi yaram varda yedisi de kolumda,
Gelme kuzum gelme benim üstüme,
Sarı Abdullam var benim serimde.

Bir taş attım karlı dağın ardına,
Vardı düştü sarı Abdullamın yurduna,
Gecelere dek geldin kuzum,
Melhem olmadım da senin derdine.

Niye ben seveyim de,
Kara toprak sarılsın,
Seni vuran eller Abdullam,
Köklerinden kırılsın.

Emen çöllerinde kalan kuzum,
Anasız babasız ölen kuzum,
Yalnız kuzusu,
Anasız babasız kalan kuzum.

Zilfi Gökalp’ın 12-09-1997 tarihinde ölen kardeşi Emin Genc’e (Çantalı) ağıdı.
Ilgınlıktada yaz koyunun yayılır,
Kapında da ineklerin sağılır.
Babam oğlu,oğulsuz kardeşim.
Sen gidersen yuvaların dağılır.

Biner atın iyisine,
Sürür yolun koyusuna,
Sana ölmüş dediler babam oğlu,
Haber verin bacılarına.

Dayan Konya da zarbıma dayan,
Almışlar atını sürmüşler yayan.
Uyanın da babam oğlunun kuzuları,
Derin uykudan uyan.

Bir taş attım, karlı dağın ardına,
Düştüm ola da yiğitlerin yurduna.
Bilemedim de . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . derdine.
(Örnek)

Babası Yaşar TAŞ’ ın 2000 yılında Belediye görevlisi olarak gittiği Kırıkkale yolunda trafik kazasında ölen İsmail TAŞ’ a ağıdı:

Oldu mu Kadir Mevlam bu da oldu mu
İsmailiminen noksanların doldu mu
Dosta düşmana da gülünç ettin
Buda oldu mu

Yeter olsun mevlam yeter olsun
Bunca çektiğim çilelerim dolsun
Benim kaderime gülende
Benden daha beter olsun.

Şaminur Soylugan’ ın 2002 yılında ölen yeğeni Suna Durukan’ a söylediği ağıt:
Hastenenin kapısıda betundur betun
Doktorlar söyledi yaralarım çetin
Kuzuların da Sunam, kaldı yetim.

Karşı dağda Hasan dağının eteği
Eteği de aslanların yatağı
Kimselerde mi olmadı allı Sunam
Gavur dertlerinin ortağı.

Ne genişimişte havlunuz
Böylemiydi karı koca gavliniz
Küs gezsin gayri
Kuzularınıza gönlünüz.

Yüksektir dağlarında avcılar gezer
Derindir göllerinde balıklar yüzer
Gencecikken gara toprağa giren Sunam
Ne kadar met itsem o kadar güzel.

Aşağıdan bir yel esti
Kırdı benim kollarımı
Ne yaptılar küstün Sunam
Sormuyon kuzularının hallerini.

Fadimana Soylukan’ın 21-01-2003 tarihinde ölen kardeşi Kenan Soylukan’a ağıdı;

Utan kara yerler utan,
Saçlarıda tutam tutam,
Kara yeri vatan tutan,
Babam oğlu genç kardeşim.

Dağda bayırda gezen,
Koyunu arkadaş eden,
Bir gün yüzü gülmeyen,
Kadersiz babam oğlu.

Daşdan yastıklı,
Keçeden yorganlı,
Gençliği kara topraklı,
Kadersiz babam oğlu.

Şaminur Soylugan’ ın 2004 yılında ölen Melek Çetiner’ e söylediği ağıt:
Destini doldurdum da bir ulu bentten
Çevreni işlerimde yuka dilbentten
Uğrun uğrun korkuyordum
Meleğim bende gafletten.

Hasandağı yeni düştüm yoluna
Dayanamam yağmuruna yiline
Gencecikken ölen Meleğim
Fırsatmı geçti felek senin eline.
Şu dağları bindirdiler boynuma
Göz yaşını doldurdular koynuma
Ölüm var dillerdi de
Ben almazdım yanıma.

Genç yaşta dul kalan bir kadının ağıdı:
Evimizin önü küllük
Küllüğe atarlar pulluk
Gelin söyleyin komşular
Bana yakışır mı dulluk. (Derleme)

Hatice Özcan’ ın ağıdı:
Ah heceler ah heceler heceler
Kurum tutmuş pencereler bacalar
Evimin direği,çocuklarımın babası
Ah senin can verdiğin geceler.

Iğranı ığranı bir dal yıkılmış,
Hazal olmuşta yaprakları yere dökülmüş,
Gencecikten kara toprağa giden kardaşlarım,
Ezrail kuvvetli gelmişte beli bükülmüş.

İsmet Turgut (Nünük)ün Bayatsalı Kımıt mevkiinde E-5 Karayolunda ölen çoban Hacıbaba Soyhana ağıdı;

Bahar aylarında güttün koyunu
Güz gelincede etmedin bayram
Yemin ederimde yolda durmadım
Nittin felek size de nittim
Kara yerlerede misafir ettin.

Öğleyinen ikindinin arası,
Yaktı beni Hacı beyin yarası,
Zalim şoför ağırlaştır süratı,
Kaderim böyleymiş ağlama anam.

Susaya çıktımda kamyon geliyor,
Sol yanımdan ciğerimi deliyor,
Bacılarımda saçlarını yoluyor,
Kaderde böyleymiş ağlama anam.

Yolun kenarında yayılır koyun,
Zalim şoför yaptın banada oyun,
Uzaktan görünmez olduda köyüm,
Kaderim böyleymiş ağlama anam.

Anam gelmiş başucumda ağlıyor.
Babam gelmiş deli deli söylüyor
El kızı oturmuş yazma bağlıyor
Ümitsiz yollara bakın ağlayın.

Gelin gelin yanıma gelin,
Ne olduğumu Sofu’ dan sorun,
Kara habarımı babama verin,
Kaderde böyleymiş ağlama anam.

Ankara yolunda verdim özümü,
Kımıt yaylasında yumdum gözümü,
Babama bıraktım 3 tek kuzumu,
Kuzuları arada ağlatma anam.

Aşık İsmet bu kadar yeter,
Duyan analar da etmesin keder,
Nice ayrılıklar ölümden beter,
Kaderde böyleymiş ağlama anam.

Zilfi Gökalp’ın 10-01-2005 tarihinde ölen yeğeni Musa’ya (Genç)ağıdı.
Urumdan gel kömür gözlüm Urumdan,
Gam kesafet kalkmaz olmuş serimden,
Sen gittinya babam oğlunun oğlu,
Kimler tutar ahraz kuzuyun elinden.

Aşağıdan gelirde aydın avcısı,
Yukardan gelirde acem sucusu,
Musamı da ölmüş demişler,
Çırpını çırpını gelir de güççük bacısı.

Sponsorlu Bağlantılar

Yorum Yapılmamış --> "Yörelerle ilgili şiirler, yöresel şiir örnekleri"

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Current ye@r *